İdari Yargıda Davanın Taraflarına İlişkin Çeşitli Meseleler


Tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik



Yüklə 202,03 Kb.
səhifə3/4
tarix31.10.2017
ölçüsü202,03 Kb.
1   2   3   4

Tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik:


Madde 26 – 1. Dava esnasında ölüm veya herhangi bir sebeple tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik olursa, davayı takip hakkı kendisine geçenin başvurmasına kadar; gerçek kişilerden olan tarafın ölümü halinde, idarenin mirasçılar aleyhine takibi yenilemesine kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ilgili mahkemece karar verilir. Dört ay içinde yenileme dilekçesi verilmemiş ise, varsa yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.



2 Yalnız öleni ilgilendiren davalara ait dilekçeler iptal edilir.

3. (Değişik: 5/4/1990 - 3622/9 md.) Davacının gösterdiği adrese tebligat yapılamaması halinde, yeni adresin bildirilmesine kadar dava dosyası işlemden kaldırılır ve varsa yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir yıl içinde yeni adres bildirilmek suretiyle yeniden işleme konulması istenmediği takdirde, davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.

4. (Değişik: 5/4/1990 - 3622/9 md.) Dosyaların işlemden kaldırılmasına ve davanın açılmamış sayılmasına dair kararlar diğer tarafa tebliğ edilir.

Teorik Açıklama ve Tartışmalar




  1. (Aydın Gülan, İdari Yargılama Hukuku Ders Notları (2015-2016), www.hukuk.istanbul.edu.tr/idarehukuku)

“… Bir başka yargılama hukuku müessesesinden bahsedeceğiz: Tarafların değişmesi. Tarafların kişilik ve niteliğinde değişiklik 26. maddede düzenlenmiş. Tarafların kişilik ve niteliğinde değişiklik maddesinin önce yine teorik boyutuna değinelim, sonra maddenin kapsamını açıklayalım. Yargılama devam ederken davacı veya davalıda değişiklikler meydana gelme ihtimali var. Gerçek kişi ise en tabii değişiklik; ölüm. Davacı öldüğü zaman ne olacak? Dava ortadan mı kalkacak, mirasçılar mı devam edecek? Dava konusu bakımından bir fark söz konusu olacak mı? Para cezaları bakımından ya da vatandaşlık vs. gibi bir uyuşmazlık olduğunda fark olacak mı? Tüzel kişi olarak ele alırsak; tüzel kişilerin bölünmesi, birleşmesi, Ticaret Hukuku muameleleri çerçevesinde kişilik değiştirmesine ilişkin bir sürü şey var. Çokça görülmese de tür değiştirmesi bile söz konusu. Mesela kooperatifken anonim şirkete dönüşüyor, şirketlerin isimleri değişiyor. Bu durum idari yargıyı nasıl etkileyecek? Burada Özel Hukuka bir kanal açılmış durumda. Özellikle Kişiler Hukukuna, Şirketler Hukukuna bir kanal açılmış durumda. Orada meydana gelen değişiklikler, davanın tarafları bakımından ne gibi etkiler doğurur ve davayı nasıl etkiler? Dava biter mi, devam eder mi, kime yöneltilir?

26. madde, daha çok davacı düşünülerek yazılmış bir madde. Halbuki bunun başlığından anlaşıldığı üzere davalının yani İdarenin de değişmesi ihtimali var. Ama maddeye baktığınızda sadece davacıya ilişkin hükümler var. İdarenin değişmesine ilişkin hüküm, 14. ve 15. madde denebilir. İdare değiştiği zaman mahkeme hasım düzeltme kararı verebilir. İdare nasıl değişebilir? Bir sürü İdare isim değiştiriyor, nitelik değiştiriyor, başkasında yok oluyor. Mesela şu an Türkiye'nin en borçlu şirketlerinden birisi İdare şirketiydi ve feshedildi. O şirket, Türkiye Demir-Çelik İşletmeleriydi. 3 milyar civarındaki borcuna ilişkin bir uyuşmazlık vardı. Bir Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye Demir-Çelik İşletmeleri kapatıldı. Sonra Sümer Holding'in içerisine konulduğu anlaşıldı. Kamu şirketlerinde bu tip şeyler oluyor. Sümer Holding'ten Özelleştirme İdaresi'ne, oradan Özelleştirme Fonu'na geçecek. Oradan ödenmeyen hususlar için Maliye'den aktarma olacak. Sonuçta İdarenin bütünlüğü ilkesi gereği, İdare bir yerde şekil değiştirse bile gündeme geliyor. Böyle çok ilginç davalar var. Mesela Bakırköy Belediyesi Bahçelievler, Bağcılar ve Güngören olmak üzere üçe bölündü. Bu belediyenin daha önceden taraf olduğu davalar var. Bakırköy Belediyesi bir taşınmaz davasının tarafı fakat taşınmaz artık Bağcılar Belediyesi'nin sınırlarında kalıyor. Taşınmaza dava konusu muameleyi yapan Bakırköy Belediyesi idi ama şimdi taşınmazın bulunduğu yerde karar verildiği takdirde o kararı uygulamak veya uygulamamak durumunda olan, Bağcılar Belediyesi. Değişecek mi? Artık yapan belediyede mi olacak, şu an taşınmazın bulunduğu belediyede mi olacak? Veya başka şekillerde gündeme geliyor. Mesela Bayındırlık Bakanlığı Türkiye'nin en fazla dava konusu olabilecek işlemler yapan bakanlıklarından birisi, değişti ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı diye bir isim ortaya çıktı. Bayındırlık Bakanlığı şimdi bu bakanlığın içinde mi sayılacak? Eskiden DPT adında İdareye fikir üreten bir kuruluş vardı. Şimdi Devlet Planlama Teşkilatı diye bir kurum yok, görevleri Kalkınma Bakanlığı içerisinde. Görüldüğü gibi İdare de şekil değiştiriyor.



Tarafların kişilik ve niteliklerinde değişiklik, bu problemi çözmek için ortaya çıkmış bir müessese. Yargılama sırasında davacı veya davalıda bir değişiklik olursa, bu değişiklik davaya nasıl yansıyacak? Birinci problem bu. İkincisi; bu değişikliğin ortaya çıkarttığı sonuçlar yargılamayı nasıl etkileyecek, verilecek kararlar neler olacak? Bunlardan birisi tarafların kişiliğindeki değişikliğin yansıma biçimi, diğeri buna ilişkin yapılacak yargılama usulü muameleleri. Hangi kararlar alınacak? Bir sürü karar biçimi var, ezberlenirse insanın aklı karışır. Sürekli maddeye bakması gerekir. Hakimlik sınavında da formasyon yerine bilgi sınandığı için sürekli buna ilişkin sorular çıkıyor. Maddeyi inceleyecek olursak, ilk fıkraya göre; "Dava esnasında ölüm veya herhangi bir sebeple tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik olursa, davayı takip hakkı kendisine geçenin başvurmasına kadar; gerçek kişilerden olan tarafın ölümü halinde, idarenin mirasçılar aleyhine takibi yenilemesine kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ilgili mahkemece karar verilir." Maddenin devamında da, "Dört ay içinde yenileme dilekçesi verilmemiş ise, varsa yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır." deniyor. Yani dosya işlemden kaldırıldığında yürütmeyi durdurma hükümsüz kalmıyor, dört ay sonra hükümsüz kalıyor.

2. fıkrada, "Yalnız öleni ilgilendiren davalara ait dilekçeler iptal edilir." deniyor. Mesela dilekçenin iptali ihtimali, bu madde dışında bir yerde yok. Dilekçe reddi var, davanın reddi var. Dilekçe iptali ne demek? Dilekçe nasıl ve niye iptal edilir? Teknik bir terim üretilmiş. Ne demek isteniyor? Dava hiç açılmamış mı sayılır, dava reddedilmiş anlamına mı gelir? Yalnız öleni ilgilendirse bile dava neden devam etmiyor? Buna ilişkin bir sürü teorik şeyler söylenebilir. Kendine özgü müessese isimleri üretilmiş bir alan bu. O yüzden de gereksiz yere çetrefil, insan zihnini karıştırıcı nitelikte. Daha sadeleştirmek lazım. İnsanın mantığıyla bulabileceği sonuçlar üretmek lazım. Yani yargılama usulü müesseselerinin pozitif düzenlemelerinin başarısı, gelişmiş ve eğitilmiş bir hukuk zekasının maddeyi bilmese bile ne yapılacağını doğru tahmin etme yüzdesinin fazla olması ile alakalı. Maddeyi okumasanız bile düşünerek çıkartabilmeniz lazım. Ama bu düzenleme öyle değil. Düzenleme yeni terimler üretme şeklinde ortaya çıkmış. Dilekçe iptaline teorik olarak bir anlam verilebilir ama buradaki kasıt, yalnız öleni ilgilendirdiği için davanın sonucunun onun dışında uygulama imkanı olmadığı için artık sürdürmeye gerek kalmadığı şeklinde algılanıyor. Fakat buraya bir istisna getirmek lazım, yargı kararlarında da bazen bu istisna görülebiliyor. Çünkü idari yargının varlık gerekçesi, esasında davalıyı yargılamak değil, bir işlemi yargılamak. Yalnız öleni ilgilendiriyor olsa bile, o işlemin hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesi, esasında benzer muameleler bakımından da önem taşıyabilir. Mesela müsadere işleminde, kişi ölmüş olabilir ama bu işlemin yargılamasının devam etmesi lazım ki hukuka uygun mu aykırı mı ortaya çıksın. Bunu adeta şöyle düşünmüş; para cezası mirasçıya gitmez, suçlar ve cezalar şahsidir. Kaçak inşaat yaptığı için kesilen para cezasına karşı açılan dava devam ederken davacı ölmüş. Öldüğü için ilgiliden tahsil imkanı yok, şahsi olduğu için terekeden de alınamaz. Dolayısıyla artık para cezasının hukuka uygun olup olmadığının bir anlamı yok. Dolayısıyla davaya devam etmenin anlamı yok. Bu açıdan bakıldığında, iş yükünü azaltmak için düşünülebilir. Ama şöyle bir durum var; mesela kişi müteahhitle sözleşme imzalamış, müteahhite demiş ki "Tamamen imara uygun olarak inşaat yapmak üzere arsamda kat karşılığı inşaat yapabilirsin." Fakat müteahhit bir kat kaçak yapmış. Bir katı kaçak yapınca kanun gereği, hem müteahhite hem mal sahibine para cezası kesilmiş. Mal sahibi diyor ki; "Mal sahibi olarak bunda benim bir dahlim yok, kaçak yapılmasına ilişkin benim bir iradem yok, hatta bana rağmen kaçak yapılmış. Aramızdaki sözleşme böyle değil, müteahhitin kabahati." Şimdi sadece onun ödeyip ödememesinden ziyade, İmar Kanunun 42. maddesindeki, kaçak inşaatlarda mal sahibine ve inşaatı yapana para cezası kesilir hükmünün ötesinde, eğer kaçak inşaatın sorumlusu belli ise, diğerine para cezası verilip verilmeyeceğini tartışan bir davadır. Dolayısıyla bu sadece öleni değil bütün mal sahipleri ve idari uygulamalar için emsal bir davadır. Kanunda her ikisine de ceza kesileceği belirtilmesine rağmen, kanunun bu hükmü ancak ilgilinin dahli olması halinde, suçta iradesi olması halinde, kaçak yapıya karar verenlerden biri olması halinde para cezası kesilebilir şeklinde bir yoruma dönüşecek mi, mahkeme kararıyla bu ortaya çıkabilir.

Bizim pozitif düzenlememiz de işlemin yargılanmasının ortaya çıkarttığı hukuki sonuca bakmak odaklı değil, kişi bakımından uygulanır olup olmaması odaklı bir düzenleme. Dolayısıyla yargı boşuna meşgul olmasın diye, kişiye bağlı olduğu için hiç uygulanma imkanı yoksa, dava ortadan kalkar diye düşünülmüş. Böyle çok kritik bir konu vatandaşlıktan çıkma ile gündeme geldi. Nazım Hikmet'in vatandaşlıktan çıkarılmasına ilişkin o zamanki Bakanlar Kurulu kararına dava açıldı. Mahkeme davayı menfaat yönünden reddetti, esasa girmedi1. Mesela böyle bir durumda, vatandaşlıktan çıkarılan kişi bu işleme karşı dava açmış ve dava devam ederken, kişi vefat etmiş olsa dava devam edecek mi etmeyecek mi? Baktığınızda vatandaşlık sadece kişinin kendisini ilgilendiren bir şey, kişi de vefat etmiş. Nazım Hikmet'in davasını da mahkeme, onun hakkında yapılan işleme karşı artık dava açmakta menfaat yoktur gerekçesiyle reddetti. Halbuki yeni vatandaşlıktan çıkartılanlar için, belki devamında vatandaşlıktan çıkarma ağır bir yaptırım olduğu için manevi menfaati olduğu düşünülebilir. Dolayısıyla "Yalnız öleni ilgilendirir" ifadesinin yargı kararlarıyla içi doldurulacak. Yalnız öleni ilgilendirme durumu muhtemelen sadece mali kısma inhisar edecek. Yani bu konudaki hukuk düşüncesi geliştikçe, manevi hakkı olan, işlem bakımından içeriğinin önemi olan statüsünü belirleyen hususlarda yalnız öleni ilgilendirdiği kabul edilmeyecek. Vatandaşlık vs. hususlarda davaya devam edilmesinin mümkün olduğuna karar verilecek. Hatta mirasçıları ölmese bile, adli yargıdaki usul kullanılarak, kayyım atanacak. O davayı mahkeme kararıyla, taraf olarak bir kayyım yürütecek.

Bunun ilginç bir görünümü, TMSF'nin bankalar ve bankalardan kredi alan şirketlere el koyma sürecinde oldu. Bankalardan kredi almış birçok şirket, TMSF'nin işlemlerine dava açtı. Dava açtıktan sonra TMSF, onlara el koydu ve normal prosedür gereği yönetici atadı. Dolayısıyla davayı açan şirketin yöneticileri, davalının atadığı elemanlar oldu. Onlar da tarafların niteliğinin değiştiği gerekçesiyle davadan vazgeçtiğinde ne olacağı problemi oldu, idari yargı içinden çıkamadı. Ama o gibi durumlarda da kayyım ataması söz konusu olabilirdi. Hissedarların değişmesi dolayısıyla, dikkat edin, isim aynı kalmış olsa bile hissedarlar değiştiği için taraf değişmiş oluyor. Diyelim ki; Aydın A.Ş. adındaki şirketin hissedarları eskiden bankanın ortaklarıyken şimdi TMSF oluyor. Dolayısıyla tarafların değişmesinden yararlanarak, taraf olarak ismi aynı kalan şirketin bile değiştiğini kabul edip oraya, davacı ve davalı sıfatının aynı kişide birleşemeyeceğinden davacının haklarını korumak için mahkemece bir kayyım ataması düşünülebilirdi. Bu sorunların içinden çıkılamadı. Çünkü bu uzmanlık cehaleti meselesinde olduğu gibi, hukukta da Medeni Hukuk uzmanı, Ticaret Hukuku uzmanı, İdare Hukuku uzmanı var fakat komplike bir dava olduğunda, içinde hem Özel Hukuk, hem Ticaret Hukuku, hem kişiliğe ilişkin Medeni Hukuk problemleri hem de idari yargıdan kaynaklanan problemler olduğunda çözülemiyor. Çözemediği zaman da en kolayı, reddetmek oluyor. Dolayısıyla çok çetrefil problemler çıkartabilen bir husus. Niçin? Mesela Türkiye'de şu anda tarafların değişikliği ile ilgili önemli  problemler var. Örneğin ortakların değişimi ile ilgili problemler var.

Müessesenin sürelerine değinelim. 3. fıkra şu şekilde: “Davacının gösterdiği adrese tebligat yapılamaması halinde, yeni adresin bildirilmesine kadar dava dosyası işlemden kaldırılır ve varsa yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir yıl içinde yeni adres bildirilmek suretiyle yeniden işleme konulması istenmediği takdirde, davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.” Adrese tebligat yapılamaması halinde, dosyanın  işlemden kaldırılacağı belirtilmiş. Burada, korsan bir hüküm var. Tarafların değişikliği dışında bu maddede bir de adrese tebligat yapılamaması halinde ne olacağına dair bir hüküm var. Dikkat ederseniz tarafların değişikliği ile ilgili bir durum değil. Taraf ama adrese tebligat yapılamıyor. Devamında, "Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir yıl içinde yeni adres bildirilmek suretiyle yeniden işleme konulması istenmediği takdirde, davanın açılmamış sayılmasına karar verilir." diyor. Bu da ilginç bir hüküm. Açılmış davayı bitirirken davanın açılmamış sayılmasına karar veriyor. Burada birbirinden farklı 5 müessese çıktı. Dosyanın işlemden kaldırılması, yenileme dilekçesi, yürütmenin durdurulmasının kendiliğinden hükümsüz kalması, dava dilekçesinin iptal edilmesi ve davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi….”



  1. (Turgut Candan, Açıklamalı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 2015, s.655 vd. )

İdari Yargı’da idarenin sürekli olarak davalı (hasım) mevkiinde bulunduğu; yani davanın idari davalarda değişmez biçimde davacı mevkiinde bulunan idare edilenlerce takip edildiği göz önüne bulundurulacak olursa; ikinci durumun, idarenin de kişiler aleyhine takipte bulunacağı yargılama aşaması olan kanun yolu (itiraz, istinaf, temyiz, yargılamanın yenilenmesi …) başvurularına ilişkin olduğu anlaşılır.

  1. Aktif tarafın kişilik ve niteliğinde değişiklik

Kişinin kendi iradesiyle kendisini hak ve borç altına sokabilmesi, dava açabilmesi veya açılmış bir davayı takip edebilmesi için … fiil ehliyetine sahip olması gerekir. (…) Fiil ehliyeti ayırt etme gücünü haiz erginler için söz konusudur. Bu açıklamaya göre gerçek kişilerde ölüm ve medeni hakları kullanma ehliyetinin kaybı, kişilk değişmesine neden olan durumlardır.

…Gerçek kişinin ölümü üzerine, sağlığında açtığı davayı takip hakkının mirasçılarına intikal edebilmesi, davaya konu uyuşmazlığın terekeye dahil bulunan bir hak ya da borca ilişkin bulunmasına bağlıdır.

İdari yargıda gerçek kişiler gibi tüzel kişiler de davacı konumunda bulunabilirler. (…) davanın aktif tarafı konumunda bulunan veya kanun yolu başvurusunda bulunan tüzel kişinin kişilik veya niteliğinin değişmesi halinde davayı takip hakkı kendisine geçenin başvurusunu gerektirecek değişiklik, tüzel kişiliğin sona ermesi ya da tüzel kişiliğin kendisine sağladığı medeni hakları kullanma ehliyetinin sınırlandırılması halinde söz konusu olabilir. Örneğin fesih veya başka bir nedenle tasfiyeye giren tüzel kişinin medeni hakları kullanma ehliyeti tasfiye amacı ile sınırlı olarak tasfiye idaresine geçer. (…) Aynı şekilde, tüzel kişiliğin sona ermesi, örneğin tasfiyenin sona ermesi, tüzel kişinin başka bir tüzel kişi ile birleşmesi, başka bir tüzel kişiye devri ve tür değişikliği hallerinde de, tasfiye edilen, başka tüzel kişi ile birleşen veya başka bir tüzel kişiye devredilen yahut tür değiştiren tüzel kişinin tüzel kişiliği sona ereceğinden, o tarihten itibaren görülmekte olan idari davada taraf olarak kalması mümkün değildir. (…) Bu hallerde davayı takip hakkı kendisine geçenin tespiti tüzel kişinin tabi olduğu kanuna (TTK, TMK …) veya ana sözleşmesine bakılarak yapılır. Kamu tüzel kişileri için ise takip hakkı kendisine geçen, kamu tüzel kişisinin kuruluş kanunundaki düzenlemelere ve kamu hukuku ilkelerine göre belirlenir.


  1. Pasif tarafın kişilik ve niteliğinde değişiklik

Davalı idarenin kanun yoluna başvuran taraf olması durumunda, gerçek kişi olan davacının kanun yolu başvurusu henüz sonuçlanmadan ölmesi halinde dosya başvuruda bulunan idarenin ölen mirasçıları aleyhine takibi yenilemelerine kadar işlemden kaldırılır. Kanun koyucu bu durumda ölenin mirasçılarını ve adreslerini tespit etme ve takibini yenileme yükümlülüğünü idareye vermektedir. ”



Yüklə 202,03 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə