İLİm-felsefe-kur’an işIĞinda iman



Yüklə 2,07 Mb.
səhifə17/31
tarix03.01.2019
ölçüsü2,07 Mb.
#88844
1   ...   13   14   15   16   17   18   19   20   ...   31

Rabbimin Kelimeleri

Hayran devamla diyor ki:

Kur'an-ı Kerim'i raftan alarak hocama verdim. Odadan çık­tım. Yatağıma uzandım. Gözlerime uyku girmiyordu. Çünkü bu saatlerde uyumaya alışkın değildim. Biraz mütalaa edeyim dedim. Fakat lamba hocamın odasındaydı. Uyumaktan başka çare yoktu. Uyumaya çalıştım. Çok hafif bir uykuya dalmıştım ki birdenbire hocamın öksürükleriyle uyandım. O henüz uyumamıştı. Lambası hala yanıyordu. Sonra derin bir uykuya dal­mışım. Sabahın erken saatlerine kadar uyumuşum. Caminin ih­tiyar hademesi kapıyı vurmaktaydı. Kalktım, kapıyı açtım. Baktım ki, hocamın odasında hala lamba yanıyordu.

Sabah ezanı okunmaktaydı. Bu arada hocamın abdest al­maya çıktığını gürdüm ve ona:

“Hocam! Neden bu saatlere kadar uyumadınız?”

“Kur'an-ı Kerim tilavetini ancak şimdi bitirebildim.”

“Uykusuz kalmak sizi yorar hocam!”

“Bunların hepsi senin için Hayran!..”

“Yalnız benim için mi hocam?”

Hafifçe gülümseyerek abdestini almaya gitti. Sabah nama­zını kıldık. Hocam kendi odasına çekilirken bana şöyle sesleni­yordu:

“Bugün bahçeye çıkamayacağım... Uykuya çok muhta­cım...”

“Namazdan sonra bahçeye çıktım. Bahçede ağaçların göl­gesinde akan berrak suların kenarında, geçen geceki dersleri mütalaa etmekle meşgul oldum... Hocamın “kesilmiş bulmaca kağıdı” hesabı üzerinde yeniden duruyor, topluyor ve tekrar tekrar neticenin doğruluğunu araştırıyordum. Nihayet hesabın hakikaten doğru olduğunu anladım. O zaman şunu idrak et­tim: Aklımız, birçok gerçekleri tasavvurdan acizdir. Hatta doğ­ru ve gerçekliğine aklî delil ve ispatlarla inandığımız halde yi­ne de aklımız bazı konuları tasavvur etmekten mahrum du­rumdadır. Bununla beraber aklımızın yorgunluğuna teslim ol­madan, diğer yönden kabul ettiği kesin delil ve ispatlara inanmamız gerekmektedir. Şunu iyice bilmek zaruridir ki, aklî acz ve yorgunluk, haddi zatında evhamdan başka bir şey değildir. Vehmî ve hayalî şeylerin karşısına kesin ispat ve delillerle çıkmak elbette daha kuvvetli ve daha doğrudur. Bunları düşünür­ken, yine aklıma İmam Gazalinin sözleri geldi. Gazalî, hatırladı­ğım kadarıyla şöyle demiştir “Şüphe ve kuruntulardan nefsi­min kurtulması için kesin aklî ispatlardan başka bir ilaç bula­mıyorum. Aklî ispatları elde etmek için de, aklımızın ilk olarak kabul ettiği temel zarurî bilgileri yeni bir tertip ve terkibe tabi tutmak icap eder.” Bunun manasını ancak şimdi anlamış bulu­nuyorum.”

Sonra kendi kendime şöyle dedim:

“Ne yazık ki, bunları anlayabildin ve idrak edebildin! Nasıl oldu da hayalî kuruntuları aklından atarak kesin aklî ispatlara doğru kendini yönelttin”

Şayet Cenabı Hak, bu alim, sabırlı ve mürşit kişiyi önüme çıkartmayıp kendisinden öğrendiklerimle nefsimin hayalî ku­runtu, şek ve şüphelerinden kurtulmasaydım daha bir hayli, bu kuruntular içinde bocalayıp duracaktım.

Sonra benim gibi, bu vehimlerin içine düşüp de kurtulama­yan insanlara acımaya başladım. Ne yazık ki, bu kuruntuların gerçek olduğuna inandıkları için kendilerini aklî yorgunlukla­rın karanlıklarından çekip çıkaramamakta, boğulmaktadırlar. Nitekim Hocam şöyle demişti:

“Onların bu kadar uzun bir tahsil devresi geçirmelerini kafi mi görüyorsun?.. Cenabı Hak in­sanlara, aklî ve bedenî yönden kaldıramayacakları bir şeyi tek­lif etmez. Ancak bedenî güç ve anlayış kabiliyetlerince onlara teklifte bulunur. Nasıl olur da inançlarından bu gibi şüpheleri atabilirler? İlim ve irfan olmadıkça elbette ondan kurtulamaz­lar.”

Akşam vakti gelince Hocamın odasına gittim. İçeri girdim. Hocam, elinde bir defter, bazı ayeti kerimeleri yazmakla meş­guldü. Selam verdim. Elini öpmek için eğildim. Gülümseyerek dedi ki:

“Ne o! Elimi öpmen için bir sebep mi var? Yoksa dersin bitti de memleketine mi dönmek istiyorsun? Veda etmeye mi geldin? Hayır hayır! Daha dersler bitmiş değildir. Uzun bir za­man daha burada kalacaksın.”

“Hayır Hocam. Sizden ayrılmak aklıma bile gelmemiştir. Velev ki, böyle bir şey olsa, babamı ziyaret ettikten sonra yine yanınıza dönerim. Peşaver Üniversitesinden ayrıldım. İlimden ve tahsilden uzun zaman uzaklaştım. Fakat gerçek ilmî ve irfa­nı sizin yanınızda buldum ve öğrendim. Çok ağır bir yükten kurtulduğum için Cenab-ı Hakka dua ve niyazda bulundum. Şükür sadakası olarak huzurunuzda saygıyla eğilmek ve mü­barek elinizi öpmek istedim. Bu sadaka ve niyazımı kabul bu­yurmanızı dilerim muhterem hocam!” Ebu'n-Nûr:

“Söyle, derdin nedir? Kurtulduğun ağır yük nedir?...” Hayran:

“Hocam! Dün geceki dersde öğrendiğim bir ger­çek üzerinde, bütün gün uzun uzadıya düşündüm durdum. Nasıl oldu da bunların hepsini anlayıp idrak edebildim? Nasıl oldu da aklî kesin ispat ve deliller yanında, düştüğüm kurun­tulardan kurtulabildim? Eğer sizin gibi alim, doğru yolu göste­ren, geniş kalbli, sabırlı, mürşit olmasaydı acaba bunları öğre­nebilecek miydim? Cenab-ı Hakkın sizi bana hoca olarak takdir buyurmasına şükür ve sena etmekteyim. İşte bu sebeple elinizi °pmek bana farz oldu hocam!” Ebu'n-Nûr:

“Hayran! Hidayet yolunu gösteren alim ve mürşit kişiler pek çoktur. Biz de onlardan aldık bu bilgileri... Ancak öğrencinin de biraz tefekkürle, kendisini düşünceye sevk etmesi, uzun bir müddet düşünmeye çalışmasıyla, bu bil­gileri elde etmesi ve bilmediğini, ehli olan alimlerden sorup öğ­renmesi gerekir...” Hayran:

“İnsanların işlerini, güçlerini ve rızık kazanma fa­aliyetlerini terkedip derin düşünceyle uzun uzadıya mütalaa ve tahsil gibi zor ve yorucu meselelerle meşgul olmaları müm­kün müdür? Buna göre, Cenabı Hakkın, onlara, bedenî ve aklî kabiliyetlerinin üstünde teklif yapması kabil midir?” Ebu'n-Nûr:

“Doğrudur Hayran! Benim sana ve bütün in­sanlara göstereceğim yol budur. Onu size izah etmek ve bir ne­ticeye varmak istiyordum. Buraya kadar olan açıklamalarımda da belirttiğim gibi, kesin ve doğru delillerle uyarmak sağlam bir neticeye ulaştırmak istiyorum. Size ve her insana yapaca­ğım son nasihat da şudur: İnsanların işlerini ve rızık yollarını bırakıp derin düşünce ve tahsille meşgul olmaları elbette müm­kün değildir... İşte bu gece sabaha kadar, Kur'an-ı Kerim oku­mamın sebebini hala anlayamadm mı? Bu senin içindi. Biraz önce açıklamıştım ya!...” Hayran:

“Bana nasıl bir nasihatte bulunacaksınız hocam?” Ebu'n-Nûr:

“Benim sana ve bütün insanlara nasihatim, İbn Rüşd'ünkinden başkası değildir. Onun ileri sürdüğü, çok basit ve kolay delil ve ispatlardan ibarettir. Bakınız, İbn Rüşd ne de­mişti? Bir daha hatırlatayım! “Allah'ın varlığını ispat için ku­runtu, acz, evham, zihnî yorgunluk, münakaşa ve istidlallerin derinliklerine dalıp yorulmaya lüzum yok... Sadece akim kesin olarak kabul ettiği açık, kolay, basit ve bedihî burhan ve ispat­lara sığınmamız ve onlara dönmemiz kafidir. Kur'an-ı Kerim bunların hepsini beyan etmiş ve Allah'ın varlığını ispat husu­sunda bu gibi delil ve ispatlara itimat edilebileceğini açıklamış­tır. Mürekkep aklî ispatlardan daha çok, bu kolay ve basit delillere önem vermiştir. Çünkü onu, her cahil cahilliğiyle ve her bilgin ve filozof ilmiyle ve felsefesiyle idrak hususunda eşit seviyededir. Cahil onu mücmel olarak basitliği, açıklığı ve kolaylığıyla anlar, idrak eder. Alim ve filozof ise tafsilatıyla idrak eder. Zira Kur'an-ı Kerim'in delil ve ispatları, bedahetle birçok delillere dayandığı için kesin aklî hüküm mesabesindedir. Onu inkar, doğru ve sağlam bir hesap sonunda verilen hükmün in­karı demektir. Çünkü o, aklın ve mantık ölçüsünün kabul ettiği doğru neticeden başka bir şey değildir.” Hayran:

“Hocam, gerçekten bu, çok önemli ve mühim bir delili ortaya çıkarmaktadır. Kainatın yaratılışı ve Allah'ın varlığı hakkında, geçmiş derslerinizde Kur'an-ı Kerim'in icaziyla il­gili ayetlerden de anladığım kadarıyla, bahsi geçen çok önemli delil ve ispatlara dikkat etmek gerekir. Ancak bu delil ve ispat­ların kesin aklî hükümler olduğunu, bunu inkar edenlerin doğ­ru ve sağlam bir hesap neticesini inkar edenlerden addedildiği­ni zannetmemiştim.” Ebu'n-Nûr:

“Kaç defa okudunuz Kur'an-ı Kerim'i Hay­ran?” Hayran:

“Yanılmıyorsam on defadan fazla hocam...” Ebu'n-Nûr:

“Babanızın, rüyada size: “Kur'an okumuyor musun oğlum?” dediğini hatırlıyor musun?” Hayran:

“Evet, hatırlıyorum. Unutmadım bu rüyayı ho­cam.”

Ebu'n-Nûr:

“Şu ayetin manası üzerine düşünmek hiç aklı­na geldi mi?”

Hak Teala; Kur'an-ı Kerim'inde buyurur ki.

Allahtan ancak bilgin kulları korkar.”83

Bu ayeti celile, zikredilen “Allah korkusu”nun ancak alim­lerde bulunabileceğini belirtmektedir. Yani Allah'dan kork­mak, sadece onun ilmini, kudretini ve azametini bilen alimlere münhasır kılınmıştır. Herhalde oğlum Hayran, bu manayı sen de idrak edersin. Fakat ayette belirtilen “alim kişüer”den murat nedir? “alim kişiler” kimlerdir? Bazı bilginlere göre (İbn Rüşd ve Cisr gibi) alim kişilerden murat, varlığın ve Allah'ın yarattığı mahrukatın sırlarına ve hikmetlerine vakıf olanlardır.” Hayran:

“Hocam, bu ayeti kerimede zikredilen “alim kişi­lerden kimlerin kastedildiğini bazı kimselere sorduğumda şöyle dediler: “Alim kişilerden murad, din alimleridir.” Ebu'n-Nûr:

“Din bilginleri” deyince yalnız (Fıkıh) ilmiyle meşgul olanlar mı hatıra gelir? Sadece onlara mı “alim” denir? Yani, “din bilgini” mefhumunu “fıkıh” ilmini bilen kişilere mi inhisar etmek lazımdır. Bu fıkıh ilmini yalnız ibadet ve fertler arasında muamelat ve hukuk gibi mevzulara taalluk eden me­seleleri İstinbat eden alimlere hasretmek mi gerekir? Ayette ge­çen “alim kişiler”den murat, ilim, felsefe, teknik ve san'atta ma­hir kişilerdir. Hayran! Hayır! Hayır! Fıkıh, hem metot, hem de anlamıyla “her ilmî bilmek” anlamına gelen bir kelimedir. Çünkü (fehm) “anlam” manasını taşımaktadır. Dinimizde sır, hikmet ve ahkam şeklinde ne varsa onların hepsine muttali ol­mak manasını ifade eder.

Binaenaleyh burada, en başka gelen ilim Kur'an-ı Kerim'in manalarını ihtiva eden ayetleri anlamaktır. Çünkü bu, Allah'ın kelamıdır. Kur'an ayetlerinin başında, en önce anlaşılması ve idrak edilmesi lazım gelen, öğrenilmesi vacib olan Allah'ın var­lığına delalet eden ayeti kerimelerdir. Allah'ın ilmine, kudreti­ne ve varlığına delalet eden ayetleri anlamak, her şeyden önce tek yaratıcı olduğunu bilmek için, bu manadaki ayetleri öğren­mek ve onların delalet ettiği mana ve mefhumları bilmek gere­kir. Fakat söz konusu ayetler, kainatın hikmetlerini, yaratıkla­rın yaratılış sırlarını tam tekmil ve tafsilatiyle açıklamaktadır. O halde bunların gayelerine, hikmet ve sırlarına muttali olmak için, elbette müşahede ettiğimiz kainatın nizamına bakmak, ya­ratıklar üzerinde etütler yaparak ilahi sırları öğrenmek gerekir.

Bu itibarla din bilginlerinin, bahsi geçen hikmet ve sırlara muttali olması ve öteki alimlerden daha önce bu vazifeyi yap­maları gerekir. Çünkü onlar bu sahada daha önde gelir. Din bilgilerini sadece fıkıh ilmi üzerinde münhasır kılmak, bu yönden doğru değildir. “Allah'dan ancak bilgin kulları korkar.” Ayetindeki “Allah'dan korkanlar” yaratıcılığına, her şeye kudreti yettiğine, her şeyi bildiğine, müstakil iradeye sahip yegane tek varlık olduğuna inanarak tam korku ve huşu içinde olanlardır. Bunun için de kainattaki yaratıkları anlamak, onları tetkik et­mek, ilahi sırlara ve hikmetlere muttali olmak gerekir. Şüphesiz ki bunu yapanlar, bilgi sahibi ve ilim dallarında ihtisas yapan kişilerdir.

Ayeti celilenin ihtiva ettiği mana ve kelimelerin mefhumla­rını daha açık bir şekilde anlamak için şu noktayı belirtmek ge­rekir. Bu ayette geçen “alim kişiler”den kastedileni anlamak için ondan önceki ayete dönelim. Böylece ayetin delalet ettiğini ma­nayı daha açık olarak anlamış oluruz. Daha önceki ayetin mana ve kelimelerini bir düşününüz. Allahü teala buyuruyor ki:

Allah'ın gökten su indirdiğini görmez misin? Biz onunla türlü türlü renkte ürünler yetiştirmiş dağlarda da beyaz, kırmı­zı, siyah ve türlü renkte yollar varetmişizdir.”

İnsanlar, yerde yürüyenler ve davarlar da böyle türlü türlü renktedirler. Allah'ın kulları arasında O'ndan korkan ancak bilginler­dir. Doğrusu Allah güçlüdür.84

Ayeti celileye dikkat et! Hak teala, gökten yağmur indirdi­ğini, onunla bitki ve ağaçları, çeşitli şekil, renk ve tattaki mey­veleri topraktan çıkardığını beyan eder. Dağların terkibi ve üzerindeki rengarenk yollardan yürüyen canlıları ve yalnız in­sanların yararına yaratılmış renk renk deve, sığır, keçi ve ko­yunları, bunların sır ve hikmetini düşünsün veya bunlar üze­rinde tetkik yapan bilginlerin muttali olduğu bilgileri bir din aliminin bilmesi elbette elzemdir. Çünkü bir bilginin ilmi ne kadar yükselir ve artarsa Allah'dan korkusu da o kadar artar. Korkusu artanın imanı kuvvetlenir. “Yarabbi! İlmimi artır” ha­disinin manası imanın kuvve ilenmesini talep edip niyazda bu­lunmaktır.

Şu halde açıkça anlaşılıyor ki, yukarıdaki ayette zikredilen “alim kişiler”, sadece fıkıh ilmiyle uğraşanlar değildir. Fıkıh il­miyle beraber diğer müspet ilim ve san'at kollarındaki bilgiler­den haberdar olanlarıdır.

Demek ki insanın, yaratıkların sır ve hikmetlerine vakıf ol­ması için Cenabı Hakkın birçok ayetlerde beyan buyurduğu asıl gaye ve hedefleri bilmesi gerekir. Allah'ın her şeyi yarattı­ğına müspet ilmin ışığında inanmak için elbette dünyadaki ya­ratık ve olaylar üzerinde etütlerde bulunmak, onlar hakkında geniş bilgi sahibi olmak icap eder.” Hayran:

“Evet hocam! Bunda hiç şüphem yok... Ayeti ke­rimede zikredilen “alim kişiler”den murat, elbette kainata, içindeki nizama, vaz'edilen ilahî kanuna, yaratıkların sır ve hik­metlerine muttali olan bilginlerdir.” Ebu'n-Nûr:

“Bu sebeple Kur'an-ı Kerim'in ayetlerine, manalarıyla birlikte muttali olmak gerekir. Ayetlerin gayeleri ifa­de edilirken gizlenen hedef şu üç şıkkın dışına çıkmaz:

Birincisi: Allah'ın tek varlık olduğuna, O'ndan başka yara­tıcı olmadığına,

İkincisi: Allah'ın azametine ve sonsuz kudretine,

Üçüncüsü: Yaratıklardaki ilahi sır ve hikmetlere vakıf ol­mak.

Böylece, bu üç şeye delalet eden delilleri, anlamaktır.

Yani bir şey üzerinde tetkik yaparken, onunla bu ayeti celilede zikredilenleri mukayese etmek ve belli bir sonuca vararak; Allah'a, ilim, kudret ve hikmetine inanmaktır. Binaenaleyh ayeti kerimeler ilmî çalışmalarda bulunan bilginlere kendi sa­halarından başka yönlere, sapık ideolojilere sapmamaları için ışık tutar, doğru yoldan hareket etmelerini sağlar. Böylece beşe­riyet içinde de yararlı olur. İster ilim, isterse felsefeyle uğraşsın, taassup ve körü körüne inatçılıktan kaçınarak Kur'an-ı Ke­rim'deki ayetlerin nurundan faydalanmak gerekir. Bu arada kesin aklî delil ve ispatlar da ortaya konulmuş olur.

Böylece gerek dinî ve gerek felsefî taassuptan kaçınmış, ayetlerden elde ettiği delil ve ispatlan ilim ve felsefe ışığında mütalaa ederek sağlam bir neticeye varmış olur.” Hayran:

“Bazı kişilerden işittiğime göre, Kur'an-ı Kerim'in ayetleri, asrımızın bütün ilimlerine işaret etmiştir.”

Ebu'n-Nûr:

“Hayır Hayran! Böyle söyleyenler ilim sahibi kişiler değildir. Onlar ne akıl, ne de zeka bakımından kaale alınabilir. Çünkü böyle söyleyenler, alim olmaktan çok uzaktır. Zira Kur'an, bir ilimler ansiklopedisi değildir. İnsanlara teknik bilgiler vermez. O, fen ve astronomi kitabı da değildir.

Bununla beraber Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetlerinde işaret­ler vardır. İlmî ve fennî gerçeklere, keşif neticesi meydana çı­kan hakikatlere insanoğlunun dikkat nazarını çekerek müşahe­de ettiğimiz kainatın ilahi irade, ilim, kudret, hikmet ve mü­kemmel bir nizamın eseri olduğuna, tesadüfî bir oluşmadan meydana gelmediğine dikkat çekmektedir.

Kur'an-ı Kerim'de, teknik bilgilere işaret eden ayetlerin bu­lunması, bu ilimleri öğretmek demek değildir. Çünkü Kur'an, fen kitabı olamaz. Her şeyden önce o, yüce, ilahi bir kitaptır. Beşeriyete kendi diliyle hitap eden mukaddes bir mesajdır. Ce­nabı Allah, insanlara, esrarı şöyle dursun, isimlerini bile bile­meyecekleri bir takım meselelerden bahsetmez. Bununla bera­ber, Allahü teala zatının varlığına, iradesine, ilmine, kudretine ve hikmetine delalet eden kelamını miladi yedinci asırda yaşa­mış basit bir bedeviyle, yirminci yüzyılın ilmiyle mücehhez bir bilgin ve filozofun anlayacağı bir üslûpla açıklamıştır. Yedinci asrın basit bir bedevisi zahirî manaları anlar. Yirminci asırda yaşayan bilgin veya filozof da ilahi kitapta gizlenen hikmetleri öğrenebilir. Sırlarına muttali olması için insana kolaylık göste­ren bir üslûpla hitap eden bu mukaddes kitap açık ifadeyle izah edilmiş Allah kelamıdır.

İşte burada Kur'an-ı Kerim'in mucizesi tecelli etmektedir. Kur'an ayetlerinin mucizevî yönü sadece fesahat ve belagat ol­saydı, onu yalnız Araplar anlayabilirdi. Halbuki Kur'an Araplara değil, bütün beşeriyete hitap eden bir kitaptır. Bu arada şu ayeti celilenin ifade ettiği manaya bir göz atalım ve düşünelim. İcazın sadece belagat ve fasahatta olmadığını idrak edelim. Ce­nabı Hak buyurur ki:

Biz ilerde (Allah'a inanmayanlara) gerek ufuklarda ve gerekse kendi nefislerinde ayetlerimizi öyle göstereceğiz ki, nihayet peygambe­rin söylediği şeyin hak olduğu kendilerine zahir olacaktır. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?”85

Evet! Cenabı Hak bu vaadini insanlara, asırlar sonra, gök­lerde ve yerde, bütün afakda, hikmet ve kudretiyle göstermiş­tir. Ayrıca bunun hak söz olduğunu da açıklamıştır. Bu ilahî hikmet ve kudrete delalet eden ilimler, yeni keşif ve buluşlar neticesinde Batı dünyasında meydana çıkmıştır. Söz konusu ilimlere dair yüzlerce, binlerce kitap yazılmıştır. Fakat biz müslümanlar, maalesef birçok ilim ve keşiflere sahip olma önceliği­ne malik olduğumuz halde bu hususta kusur etmişiz. İlim ve buluşlar yoluyla Cenabı Hakkın ayet ve kudretini keşfetmekte geç kalmışız.

Evet! Kur'an-ı Kerim bu vaadini yerine getirmektedir. İlim­ler yoluyla, Cenab-ı Hakkın tek varlık olduğuna ilim ve iradesi­ne, kudretine ve hikmetine delalet eden ayetlerini beyan ede­rek, bundan tam on dört asır önce işaret etmiştir.

Netice olarak Hayran, Kur'an-ı Kerim'in ayetlerini altı kate­goriye ayırırsak bunu daha iyi anlayacağız.



1- Kur'an-ı Kerim bütün insanları Allah'a imana davet et­miş, varlığına delalet eden delil ve ispatları beyan buyurmuş­tur. Bununla beraber, Allah'ın “tek varlık” olduğuna, ilmine, kudretine, iradesine, inayet ve yardımına, rahmetine ve hikme­tine, bütün kemal sıfatlarına işaretle insanları irşat etmiştir.

2- Yaptıkları kötülüklerden korunmaları, ibadet taat gibi iyiliklere koşmaları için insanlara vaad ve vaîdde bulunmuştur.

3- Ahiret gününün şüphesiz olacağı, insanların orada büyük mahkeme huzuruna çıkacakları, bu dünyadan ayrıldıktan sonra, öteki alemde dirilerek hesap verecekleri, birçok ayetler­de kesin olarak ifade edilmiştir.

4- İbadet ve muamelat gibi, Allah'a taatın nasıl yapılacağı­nı beyan etmiştir. İnsanlar arasında, hukukî ve malî ilişkilere taallûk eden hükümleri açıkça belirtmiştir.

5- Dünya hayatındaki çalışmaların hikmetini de açıklamış­tır.

6- İnsanları güzel ahlaka davet etmiştir.

Kur'an-ı Kerim'de zikrolunan kıssalar da esas itibariyle bu altı konunun dışına çıkmaz. Fakat saydıklarımız arasında başta geleni, Allah'a iman konusudur. Çünkü iman, esastır, asıldır. Ötekiler bu esas üzerine kurulur. İşte Kur'an-ı Kerim'i okudu­ğun zaman Allah'ın varlığına delalet eden ayetleri hemen her sûrede görebilirsin. Bazen bir sûrede birçok defa tekrarlandık­ları da olur.

Hayran sözüne devamla diyor ki: Hocam, ayetleri ihtiva eden ve bizzat kendisi tarafından yazılan defteri bana uzatarak:

“Al, bak, ayetleri nüzul sırasına göre şu deftere yazdım. Bu ayeti kerimelerde Cenabı Hak kendi varlığıyla ilgili delil ve ispatları açıklamıştır. Ayrıca Allah'ın yoktan yaratıcı, şekil ve suret verici, her şeyi bilici, gücü her şeye yetki, her şeyi yerli yerince ifa edici olduğunu da kesin olarak belirtmektedir. Bu ayetlerde en çok tekrarlanan husus; insanlar, hayvanlar, bitki­ler, denizler, ırmaklar, dağlar, yağmurlar, rüzgarlar, gece - gün­düz, yıldızlar, gezegenler, yer ve göklerin yaratılışında ki mu­vazene, düzgünlük, karşılıklı ahenk, sağlamlık, insicam ve bu muhkem nizamı bizzat kendi iradesiyle, hikmet ve kudretiyle meydana getirmesi konularıdır.

Bundan başka insanoğluna “Ey akıl, iz'an ve basiret sahibi kişiler” diye hitap etmiştir. Ayrıca bu ayetler, bütün mahlûkat için vaz'edilen ilahî kanun ve hükümleri ihtiva etmektedir.

Gel Hayran, şimdi onları birlikte okuyalım. Topluca göz­den geçirelim. Sonra da birer birer mütalaa edelim. Bir de yaratılış ve varlığın sırlarını keşfeden modern ilmin ışığında bu ayetleri inceleyelim.” Hayran:

“Hocam! Bu ayetleri neden sûre sırasına göre de­ğil de nüzul tertibi üzere tanzim ettiniz?” Ebu'n-Nûr:

“Gayem sana, o zamanda yaşıyormuşsun his­sini kazandırmaktır. Kur'an ayetlerinin -özellikle Allah'ın varlı­ğına delalet eden ayetlerin- birbiri arkasına vahyedilerek insan­ları hidayet yoluna nasıl davet ettiğini görmenizi sağlamaktır. Zikredilen ispat ve delillere muttali olmanızdır. Bahis konusu ayetleri bu tertip üzere okumanızın üzerinizde çok büyük tesir bırakacağına inanmamdandır. Bu arada Kur'an-ı Kerim'in üslûbundaki güzelliği, kolaylığı da idrak edecek ve onu daha iyi anlayacaksın.

Hocam biraz sonra, ayetlerin yazılı olduğu defteri, bana verdi ve

“Şimdi oku! Ben de dinleyeceğim” dedi. Defteri aldım ve ayetleri okumaya başladım:

Ey Muhammed! Yaratan, insanı pıhtılaşmış kandan yaratan Rabbinin adıyla oku!

Oku! Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin en bü­yük kerem sahibidir.”86

Ey insan! Yüce Rabbinin adını tesbih et.



O, yaratıp şekil vermiştir.

O, her şeyi ölçüyle yapıp doğru yolu göstermiştir.

O, yeşillikler bitirmiştir.

Sonra da onları siyah çerçöp etmiştir.”87

Ey Muhammed!. De ki: “O Allah bir tektir”.

Allah, doğurmamış doğmamış olan hiç bir şekilde dengi bulun­mayan, her şeyden müstağni ve her şey O'na muhtaç olandır.”88

Canı çıksın insanın, o ne nankördür!



Allah onu nereden yaratmış.

Onu meniden yaratıp merhalelerden geçirerek ona şekil vermiş;

Sonra, tutacağı yolu kolaylaştırmıştır.

İnsan, yiyeceğine bir baksın;

Doğrusu suyu bol bol indirmekteyiz.

Sonra yeryüzünü iyice yaymakta ve orada taneli ekinler, üzüm­ler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları, koca koca ağaçlı bahçeler, meyve­ler ve çayırlar bitirmekteyiz.”89

Güneş ve onun ışığına,



ardından gelmekte olan ay'a

onu ortaya koyan gündüze,

onu bürüyen geceye,

göğe ve onu meydana koyana,

yere ve onu yayana,

kişiye ve onu şekillendirene.”90

Biz insanı en güzel şekilde yarattık...”91

İnsanoğlu kendisinin başıboş bir akılacağım mı sanır?

O, akıtılan bir meni damlası değil miydi?

Sonra kan pıhtısı olmuş, sonra Allah onu yaratıp şekil vermişti.

Ondan, erkek - dişi iki cins yaratmıştı.”92

Sizi bayağı bir sudan yaratıp, onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?



Buna gücümüz yeter; biz ne güzel güç yetireniz!”

Yalanlamış olanların vay haline o gün!



Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?

Orada yüksek sabit dağlar varedip sizi tatlı sularla sulamadık mı?”93

Allah'ın kanunu uyarınca, bir biri ardındaki gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça ya­yanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önle­mek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, ey in­sanlar, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.”94

Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişiz bir bakmaz­lar mı?

Onda hiç bir çatlak da yoktur.

Allah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yay­dık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik.

Gökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukla olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik, O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.”'95

Biz onun için iki göz, bir dil ve iki dudak varetmedik mi?” Biz ona eğri ve doğru iki yolu da göstermedik mi?”96 “Şüphesiz biz, her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.”97

Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra arşa hük­meden, gündüzü -durmadan kovalayan- gece ile bürüyen, güneşi, ayı, yıldızlan, hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah'tır. Bilin ki, yaratma da emir de O'nun hakkıdır. Alemlerin Rabbi olan Allah yücedir.

Rahmetinin önünde, müjdeci olarak rüzgarları gönderen Al­lah'tır. Rüzgarlar, yağmur yüklü bulutları yüklendiğinde, onu ölü bir memlekete gönderir; su indirir ve onunla her türlü ürünü yetiştiririz; ölüleri de bunun gibi diriltiriz, belki bundan ibret alırsınız.

Sizi bir nefisten yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de ondan var eden Allah'tır. Eşine yaklaşınca, eşi hafif bir yük yüklendi ve bu halde bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, karı koca, Rableri olan Allah'a: “Bize kusursuz bir çocuk verirsen, and olsun ki, şükredenlerden oluruz” diye yalvardılar.”98

Kudretimizle kendileri için hayvanlar yarattığımızı görmezler mi? Onlara sahip olmaktadırlar.



Onları kendilerinin buyruğuna verdik; bindikleri de, etini yedik­leri de vardır.

Onlarda daha nice faydalar, içecekler vardır. Şükretmezler mi?

İşte onlara bir delil: Ölü yeri diriltir ve oradan taneler çıkarırız da ondan yerler.

Orada hurmalıklar ve üzüm bağları varederiz, aralarında pınar­lar fışkırtırız.

Onu ve elleriyle yaptıklarının ürünlerini yesinler; şükretmezler mi?

Yerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift çift yaratan Allah münezzehtir.

Onlara bir delil de gecedir: Gündüzü ondan sıyırırız da karanlık­ta kalıverirler.

Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve alim olan Allah'ın kanunudur.

Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar ta­yin etmişizdir.

İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutarak: “Çürümüş ke­mikleri kim yaratacak” diyerek, bize misal vermeye kalkar?..

Ey Muhammedi De ki: “Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her türlü yaratmayı bilendir.”

Yaş ağaçtan size ateş çıkarandır. Ondan ateş yakarsınız.”99

Göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinme­yen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, her şeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyen ve dünyaları uyarmak üzere kulu Muhammede hakkı batıldan ayırdeden Kur'an-ı indiren Allah yücelerin yücesidir.



Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimizi çekmişizdir.

Size geceyi örtü, uykuyu rahatlık kılan, gündüzü çalışma zamanı yapan Allah'tır.

Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur. Ölü bir yeri diriltmek ve yarattığımız nice hayvan ve İnsanları sulamak için gökten tertemiz su indirmişizdir.

Birinin suyu tatlı ve serinletici diğerininki tuzlu ve acı, olan iki deryayı salıverip aralarına da, karışmalarına engel olan bir sınır ko­yan Allah'tır.

İnsanı sudan yaratarak, ona soy sop veren O'dur. Rabbin her şe­ye kadirdir.

Gökte burçlar vareden, orada ışık saçan güneş ve aydınlatan ayı vareden Allah yücelerin yücesidir.

İbret almak veya şükretmek isteyen kimseler için gece ile gündü­zü birbiri ardınca getiren O'dur.”100

Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini anın; sizi gökten ve yer­den, Allah'tan başka bir yaratan mı rızıklandınr? O'ndan başka Tan­rı yoktur. Nasıl aldatılıp da döndürülürsünüz?



Bulutları yürüten, rüzgarları gönderen Allah'tır. Biz bulutları Ölü bir yere sürüp, onunla toprağı ölümünden sonra diriltiriz. İnsan­lar diriltmek de böyledir.

Allah sizi topraktan, sonra nutfeden yaratmış, sonra da sizi çift­ler halinde var etmiştir. Dişinin gebe kalması ve doğurması, ancak O'nun bilgisine göredir. Ömürlülerin yaşaması ve ömürlerinin azal­ması şüphesiz Kitaptadır. Doğrusu bu, Allah'a kolaydır.

İki deniz bir değildir. Birinin suyu tatlı, serinletici ve içilmesi ko­lay, diğeri tuzlu ve acıdır. Her birinden taze balıketi yersiniz; takın­dığınız süsler çıkarırsınız; Allah'ın lütfuyle rızık aramanız için gemi­lerin onu yararak gittiği görülür. Belki artık şükredersiniz.

Allah, geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; belirli bir sü­re içinde hareket eden güneş ve ayı buyruk altına almıştır. İşte bu, Rabbiniz olan Allah'tır, hükümranlık O'nundur. O'nu bir akıp tap­tıklarınız bir çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir.

Orada, “Rabbimiz! Bizi çıkar; yaptığımızdan başka, yararlı iyi iş­leyelim” diye bağrışırlar. O zaman onlara şöyle deriz: “Öğüt alacak kişinin öğüt alabileceği kadar bir süre sizi yaşatmadık mı? Size uyarı­cı da gelmişti. Artık azabı tadınız, zalimlerin yardımcısı, olmaz.”

Allah şüphesiz, göklerin ve yerin gaybını bilir. Doğrusu O, kalp­lerde olanı bilendir.

Doğrusu, zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah'tır. Eğer onlar zevale uğrarsa O'ndan başka, and olsun ki, kimse tuta­maz. O, şüphesiz Halimdir, Bağışlayandır.”101

Bir insan, kendisi önceden bir şey değilken onu yaratmış oldu­ğumuzu hatırlamaz mı?”102

O (Firavun), “ey Mûsa: Rabbiniz kimdir sizin?” dedi.

Mûsa ona: “Rabbimiz her şeye varlık veren, sonra doğru yola erştirendir” dedi.

Firavun: “Öyleyse önceki nesillerin durumu ne oluyor?” dedi. Mûsa: “Onların bilgisi Rabbimin katında yazılıdır. Rabbİtn şa­şırmaz ve unutmaz. Sizin için yeryüzünü döşeyen, yollar açan, gök­ten su indiren O'dur.” Biz o su ile türlü türlü, çift çift bitkiler yetiş­tirdik.”103

Sizi yaratan biziz; hala tasdik etmez misiniz? Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa biz mi yaratmaktayız?



Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını vareden sizler misiniz, yoksa onu biz mi varederiz?

Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık. Ey Muhammedi Yüce Rabbinin adını tesbih et! Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim ki, bunun ne bü­yük yemin olduğunu bir bilseniz! Doğrusu bu kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir kitapta mevcutken alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kur'an-ı Kerimdir.”104

Yeryüzüne bakmazlar mı? Orada, bitkilerden nice güzel çiftler yetiştirmişizdir.



Şüphesiz bunlarda Allah'ın kudretine işaret vardır, ama çoğu inanmazlar.”105

Yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indirip onunla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği, güzel güzel bahçeler meydana getiren mi? Allah'ın yanında bir Tanrı mı? Hayır; onlar taptıklarını Allah'a eşit tutan bir millettir.



Yoksa yeri yaratıklarının oturmasına elverişli kılan ve aralarında ırmaklar meydana getiren, yeryüzüne sabit dağlar yerleştiren, iki de­niz arasına engel koyan mı? Allah'ın yanında bir Tanrı mı hayır; ço­ğu bilmezler.”

Size geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çalışasınız diye aydınlık olarak yarattığımızı görmediler mi? Doğrusu bunda, inanan millet için dersler vardır.

Dağları yerinde donmuş sanırsın, oysa onlar bulutlar gibi geçer­ler. Bu her şeyi sağlam tutan Allah'ın işidir. Doğrusu O, yaptıkları­nızdan haberdardır.”106

Rabbin dilediğini yaratır ve seçer; onlar için seçim hakkı yoktur. Allah onların koştukları ortaklardan münezzehtir, yücedir.



Ey Muhammed! De ki: “Söyler misiniz? Eğer Allah geceyi üzeri­nize kıyamete kadar uzatsaydı, Allah'tan başka hangi Tanrı size bir ışık getirebilir? Dinlemez misiniz?”

De ki: “Söyleyin: Eğer Allah gündüzü üzerinize kıyamete kadar uzatsaydı, Allah'tan başka hangi Tanrı, içinde istirahat edeceğiniz ge­ceyi size getirebilir? Görmez misiniz?”

Allah dinlenmeniz için geceyi ve lütfedip verdiği rızkı aramanız için gündüzü meydana getirmiştir. Bunlar, O'nun rahmetinden ötü­rüdür. Belki artık şükredersiniz.”107

Gece ve gündüzü birer delil kıldık. Bir delil olan geceyi kaldırıp yine bir delil olan gündüzü -Rabbinizin bol nimetini aramanız, yılla­rın sayısını ve hesabım bilmeniz için- aydınlık kıldık. Her şeyi uzun uzadıya açıkladık.



Rabbiniz bol nimetinden elde edesiniz diye, denizde gemileri sizin için yüzdürür. O, size merhamet eder.

And olsun ki, biz insanoğullannı şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık, yara­tıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık.

Ey Muhammed! Sana ruh'un ne olduğunu soruyorlar, de ki: “Ruh, Rabbimin buyruğundan ibarettir. Bu hususta size pek az bilgi verilmiştir.”108

Güneşi ışıklı ve ayı nurlu yapan; yılların sayısını ve hesabı bil­meniz için aya konak yerleri düzenleyen O'dur. Allah bunları ancak gerçeğe göre yaratmıştır; bilen millete ayetleri uzun uzadıya açıklı­yor.



Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah'ın göklerde ve yerde yarattıklarında, O'na karşı gelmekten sakınan kimseler için ayetler vardır.

Ey Muhammed! De ki: “Gökten ve yerden size rızk veren kimdir? Kulak ve gözlerin hükümranı kimdir? Diriyi Ölüden çıkaran, ölüyü de diriden çıkaran kimdir? Her işi düzenleyen kimdir?” onlar, “Allah'­tır!” diyecekler. “O halde O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” de.

İşte gerçek Rabbiniz Allah budur. Gerçeğin dışında sadece sapık­lık vardır. Öyleyse nasıl yüz çevirirsiniz?

De ki: “Koştuğunuz ortaklardan, önce yaratan sonra bunu tekrar eden var mıdır?” De ki: “Allah önce yaratır, sonra bunu tekrar eder. Nasıl da uydurursunuz!”

De ki: “Koştuğunuz ortaklardan gerçeğe eriştiren var mıdır?” De ki: “Ama Allah gerçeğe eriştirir. Gerçeğe eriştiren mi, yoksa götürül­meden gitmeyen mi uyulmağa daha layıktır. Ne biçim hüküm veri­yorsunuz?”

Onların çoğu zanna kapılırlar; gerçekte ise zan, hakikat karşısın­da bir şey ifade etmez. Allah, yaptıklarını şüphesiz bilir.

Size geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çalışasınız diye aydınlık olarak yaratan Allah'tır. Kulak veren millet için bunlarda ayetler vardır.

Göklerde ve yerde olana bakın” de. İnanmayan bir millete ayet­ler ve uyarmalar fayda vermez.”109

And olsun ki, insana nimetimizi tattırır sonra onu ondan sıyı­rırsak, o şüphesiz umutsuzluğa düşen bir nanköre döner.”110

Göklerde ve yerde nice belgeler vardır ki, yanlarından yüzlerini çevirerek geçerler.”111

Yeri yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her şeyi bir öl­çüye göre bitirdik.

Orada sizin ve rızık veremeyeceğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik.

Hazinesi bizim katımızda olmayan hiç bir şey yoktur. Biz onu an­cak belli bir ölçüye göre indiririz.

Rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik de yukarıdan su indirdik ve sizi onunla suladık. Yoksa siz onu toplayamazdınız.

And olsun ki, insanı balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarat­tık.

Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları gereğince ya­rattık.”112

Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı vareden Allah'a mahsustur. Öyle iken, inkar edenler Rablerine başkalarım eşit tutuyorlar.

O, sizi çamurdan yaratan, sonra size bir ecel tayin edendir. Belir­li bir ecel O'nun katındadır; sonra bir de şüphe edersiniz.

Yerde yürüyen hayvanlar ve kanatlarıyla uçan kuşlar da ancak sizin gibi birer toplulukturlar. Kitapta biz hiç bir şeyi eksik bırakma­dık; onlar sonra Rablerine döneceklerdir.

Yakînen bilenlerden olması için İbrahim'e göklerin ve yerin hü­kümranlığını şöylece gösteriyorduk.

Gece basınca bir yıldız görmüştü, “İşte bu benim Rabbim” dedi; yıldız batınca, “batanları sevmem” dedi.

Ay'ı doğarken görünce, “İşte bu benim Rabbim” dedi, batınca, “Rabbim beni doğruya eriştirmeseydi and olsun ki, sapıklardan olur­dum” dedi.

Güneşi doğarken görünce, “İşte bu benim Rabbim, bu daha bü­yük” dedi; batınca, “Ey milletim! Doğrusu ben ortak koştuklarınız­dan uzağım” dedi.

Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah'tır; ölüden diriyi ve di­riden ölüyü çıkarır. İşte Allah budur, nasıl yüz çevirirsiniz?

Tanyerini ağartan, geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı vakit ölçüsü kılandır. Bu, güçlü olanın, bilenin nizamıdır.

O, yıldızları kara ve denizin karanlıklarında yol bulaşınız diye si­zin için varedendir. Bilen millet için ayetleri uzun uzadıya açıkladık, O, sizi bir tek nefisten, babaların sulbünde kararlaşmış ve anaların rahminde kararlaşmakta olarak yaratmıştır. Anlayan millet için ayetleri uzun uzadıya açıkladık.

İşte Rabbimiz, Allah budur. O'ndan- başka Tanrı yoktur, her şe­yin yaratanıdır. Öyleyse O'na kulluk edin; O her şeye de vekildir.

Gözler O'nu görmez, O bütün gözleri görür. O latiftir, haberdar­dır.

Çardaklı ve çardaksız bağları inşa eden Allah'tır. Tatları çeşitli ekin ve hurmalar, zeytin ve narı -birbirine benzer ve benzemez şekil­de- yaratan O'dur. Ürün verdiği zaman ürününden yiyin, biçildiği gün de hakkını verin, israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez.

Develeri de yük ve kesim hayvanı olarak yaratan Allah'tır. Al­lah'ın size verdiği rızıktan yiyin, şeytana ayak uydurmayın, o size apaçık bir düşmandır.”113

Ey Muhammed! Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? As­lında biz kendilerini özlü çamurdan yaratmışızdır.”114

Allah gökleri -gördüğünüz gibi- direksiz yaratmış, sizi sallar di­ye yeryüzüne sabit dağlar koymuş; orada her türlü canlıyı yaymıştır. Gökten su indirip orada her hoş çiftten yetiştirmişizdir.

İşte bu Allah'ın yaratışıdır. O'ndan başkasının ne yarattığını ba­na gösterin. Hayır; gösteremezler, zalimler apaçık sapıklık içindedir.

Allah'ın göklerde olanları da yerde olanları da buyruğunuz altına verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini gör­mez misiniz? İnsanlardan, Allah hakkında hiç bir bilgisi olmadan, doğruluk rehberi ve nurlandıncı kitap bulunmadan tartışanlar var­dır.

Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa ve -yedi misli deniz de yedekte bulunsa da yazılsa- yine de Allah'ın söz­leri bitmezdi. Doğrusu Allah güçlüdür, Hakimdir.

Allah'ın geceyi gündüze ve gündüzü geceye kattığım, her biri be­lirli bir süreye doğru hareket edecek olan güneşi ve ay'ı buyruk altın­da tuttuğunu; Allah'ın, yaptıklarınızdan haberdar olduğunu bilmez misiniz?

Bu, Allah'ın hak olmasından ve O'ndan başka taptıklarının batıl olmasındandır. Doğrusu Allah yücelerin yücesidir.

Gemilerin denizde Allah'ın lütfuyle yürüdüğünü görmez misin? Allah böylece size varlığının delillerini gösterir. Bunlarda, pek sabırlı ve çok şükreden kimselerin hepsine dersler vardır.”115

Kendilerine ilim verilenler, sana Rabbinden indirilenin hak ol­duğunu, güçlü ve hamde layık olanın yolunu gösterdiğini bilirler.”116

“Gökleri ve yeri gerçekten yaratan O'dur. Geceyi gündüze dolar, gündüzü geceye dolar. Her biri belirli bir süreye kadar yörüngelerin­de yürüyen güneş ve ay'ı buyruk altında tutar. Dikkat edin, güçlü olan, çok bağışlayan O'dur.

Sizi bir tek nefisten yaratmış, sonra ondan eşini varetmiştir; sizin için hayvanlardan sekiz çift meydana getirmiştir; sizi annelerinizin karınlarında üç türlü karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa geçirerek yaratmıştır; işte bu Rabbiniz olan Allah'tır. Hükümranlık O'nundur,

O'ndan başka Tanrı yoktur. Öyleyken nasıl olur da O'nu bırakıp baş­kalarına yönelirsiniz?

Allah'ın gökten bir su indirip, onu yerdeki kaynaklara yerleşti­ren, sonra onunla türlü türlü ekinler yetiştiren olduğunu görmez mi­sin? Sonra onları kurutur -ki sen de onları sapsarı görürsün- sonra da çer-çöpe çevirir. Şüphesiz bunlarda, akıl sahiplen için öğüt vardır.

Allah her şeyin yaratanıdır, O her şeye Vekîl'dir.

Göklerin ve yerin kilitlen O'nundur. Allah'ın ayetlerini inkar edenler, işte onlar hüsrandadırlar.

De ki: “Ey cahiller! Bana, Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi emredersiniz?”117

Size mucizelerini gösteren, size gökten rızık indiren O'dur. Al­lah'a yönelenden başkası ibret almaz.



Size, geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çalışasımz di­ye aydınlık olarak yaratan Allah'tır. Doğrusu Allah insanlara karşı lütufkardır, ama insanların çoğu şükretmezler.

İşte her şeyin yaratıcısı olan Rabbin Allah budur. O'ndan başka Tanrı yoktur. Nasıl atlatılıp döndürülürsünüz?

Allah'ın ayetlerini bilerek inkar edenler böylece döndürülüyor­lardı.

Sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra kan pıhtısından yaratan; sonra erginlik çağına ulaşmanız, sonra da yaşlanmanız için sizi bebek olarak dünyaya çıkaran O'dur. Kiminiz daha önce öldürülür kiminiz de, belirtilmiş bir süreye ulaşırsınız. Belki artık düşünürsünüz.

Dirilten, öldüren O'dur. Bir şeye karar verirse “Ol” der ve dediği olur.

Binek olarak kullanmanız ve yemeniz için hayvanları sizin için yaratan Allah'tır.

Onlarda sizin için daha nice faydalar vardır; gönüllerinizdeki ar­zulara, onlara binerek ulaşırsınız. Onlarla ve gemilerle taşınırsınız.

Allah size delillerini gösteriyor. Allah'ın delillerinden hangisini inkar edersiniz?”118

Gerçeği anlamalarına kadar varlığımızın belgelerini onlara hem dış dünyada ve hem de kendi içlerinde göstereceğiz. Kabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?”119

Rabbin Musa'ya: “Haksızlık eden millete, Firavun'un milletine git” diye nida etmişti. “Haksızlıktan sakınmazlar mı?”

Firavun: “Benden başkasını Tanrı edinirsen, and olsun ki, seni zindanhk ederim” dedi.

Bunun üzerine Mûsa değneğini attı, besbelli bir yılan oluverdi. Elİnİ çıkardı, bakanlara bembeyaz göründü.”120

Ey Muhammed! And olsun ki onlara: “Gökleri ve yeri kim ya­rattı?” diye sorsan, “Onları güçlü olan, her şeyi bilen yaratmıştır” derler.



O, size yeri beşik kılmış ve orada, doğru gidesiniz diye yollar va-retmiştir.

O, suyu gökten bir ölçüye göre indirir. Biz onunla ölü memleketi diriltiriz. Ey inkarcılar1. İşte siz de böyle diriltileceksiniz.

Bütün canlı cinslerini yaratan O'dur. Gemiler ve hayvanlardan üzerlerine oturasınız diye size binekler varetmiştir. Bunlar, üzerleri­ne oturunca Rabbinizin nimetini anarak, “bunları buyruğumuza ve­ren ne yücedir; zaten bizim takatimiz bunlara yetmezdi.” 121

Göklerin ve yerin yaratılmasında, inananlara dersler vardır.”



Ey insanlar! Sizin yaratılmanızda ve canlıların yeryüzünde ya­yılmasında, kesin olarak inanan kimseler için dersler vardır.

Gece ile gündüzün birbiri ardından gelmesinde, gökten, Allah'ın rızık vermek için yağmur indirip, yeri onunla, ölümünden sonra di­riltmesinde, rüzgarları yönetmesinde, akleden kimseler için dersler vardır.

Ey Muhammed! İşte sana gerçek olarak anlattığımız bunlar, Al­lah'ın varlığının delilleridir. Artık Allah'tan ve O'nun delillerinden sonra hangi söze inanırlar?

Emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, lütfedip verdiği rızkı aramanız için denizi buyruğunuz altına veren Allah'tır, belki artık şükredersiniz.

Göklerde olanları, yerde olanlar, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu bunlarda, düşünen kimseler için dersler var­dır.”122

Biz, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları, ancak gerçek üzere ve belirli bir süre için yarattık; inkar edenler, uyarıldıkları şey­lerden yüz çevirmektedirler.



Ey Muhammed! De ki: “Allah'ı bırakıp taptığınız şeyleri görüyor musunuz? Yeryüzünde ne yaratmışlar bana göstersenize! Yoksa Al­lah'la ortakları göklerde midir? Eğer doğru sözlü iseniz, size indiril­miş bir kitap veya intikal etmiş bir bilgi kalıntısı varsa bana getirin.”123

Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?



Göğü, gücümüzle biz kurduk; şüphesiz biz geniş kudret sahibiyiz.

Yeryüzünü biz yaydık; ne güzel yaymışızdır!

İbret alasınız diye her şeyi çift çift yaratmışızdır.”124

Bu insanlar, devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmaz­lar mı?”125

Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: “Seni topraktan, sonra nutfeden yaratan, sonunda da seni insan kılığına koyanı mı inkar ediyor­sun? Ama O, benim Rabbim olan Allah'tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam.”

De ki: “Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadarım da katsak, Rabbimin sözleri tükenmeden denizler tüke­nirdi.” 126

“Gökleri ve yeri gereğince yaratmıştır. Onların eş koştukları şey­lerden yücedir.



İnsanı nutfeden yaratmıştır. Öyleyken nasıl da açıkça karşı koy­maktadır.

Hayvanları da yaratmıştır. Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve birçok faydalar vardır. Onların etlerini de yersiniz.

Onlar getirirken de, gönderirken de zevk alırsınız.

Kendi kendinize zor varacağınız memleketlere, yüklerinizi taşır­lar. Doğrusu Rabbiniz şefkatlidir, merhametlidir.

Taze et yemeniz, giydiğiniz süsleri edinmeniz ve Allah'ın bol me­tinden faydalanmanız için denize -ki gemilerin onu yara yara gittiği­ni görürsün- boyun eğdiren de O'dur. Artık belki şükredersiniz.

Yeryüzünde, sarsûmayasınız diye sabit dağlar, nehirler ve belki yolunuzu bulursunuz diye yollar ve işaretler meydana getirmiştir. Onlar yıldızlarla da yollarını bulurlar.

Hiç yaratan yaratamayana benzer mi? İbret almaz mısınız?

Allah'ın verdiği nimetleri sayacak olsanız bitiremezsiniz; doğrusu Allah bağışlar, merhamet eder.

Allah, gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir.

Bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece “Ol”, dememizdir ve hemen olur.

Allah gökten su indirir ve ölümünden sonra yeryüzünü diriltir. Kulak veren kimseler için bunda ibret vardır.

Hayvanlarda da size ibretler vardır. Kannhmndaki medfûat ile kan arasından size halis ve içimi kolay süt içiririz.

Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden şerbet, şıra ve güzel rızık elde edersiniz. Düşünen millet için bunda ibret vardır.

Rabbin balansına: “Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovan­larda yuva edin; sonra her çeşit üründen ye; sonra da Rabbinin işle­men için gösterdiği yollardan yürü” diye öğretti. Karınlarından in­sanlara şifa olan çeşitli bal çıkar. Düşünen bir millet için bunda ibret vardır.

Allah size evlerinizi dinlenme yeri kıldı. Hayvanların derilerinden, yolculukta ve ikamet zamanlarınızda kolayca taşıyacağınız evler; yün, tüy ve kıllarından bir süre kullanacağınız giyimlikler ve geçim­likler varetmiştir.

Allah yarattıklarından size gölgeler yapmış, dağlarda sığınacağı­nız barınaklar varetmiş, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, harpte sizi koruyacak zırhlar vermiştir. Size olan nimetini müslüman olasınız diye işte bu şekilde tamamlamaktadır.127

Onların peygamberleri: “Gökleri ve yeri yaratan, günahlarınızı bağışlamak ve bir süreye kadar sizi ertelemeye çağıran Allah'tan mı şüphe ediyorsunuz?” dediler. Onlar da: “Siz de sadece bizim gibi bi­rer insansınız; bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsu­nuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirmelisiniz” dediler.



Allah'ın, hoş bir sözü, kökü sağlam, dalları göğe doğru olan -Rab­binin izniyle her zaman meyve veren- hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah on­lara misal gösteriyor.

Çirkin bir söz, yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer.

Gökleri ve yeri yaratan, yukardan indirdiği su ile size yiyecek ola­rak ürünler yetiştiren, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, daimî olarak yörüngelerinde yürüyen ay ve güneşi, geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah'tır.”128

İnkar edenler, gökler ve yer yapışıkken onlar ayırdığımızı ve bü­tün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi? İnanmıyor­lar mı?



Yeryüzüne, insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yerleştirdik; doğru gitsinler diye geniş yollar varettîk.

Göğü karışıklıktan korunmuş bir tavan kıldık, oysa onlar bundaki delillerden yüz çeviriyorlar.

Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ay'ı yaratan O'dur. Her biri bir yörüngede yürür.”129

And olsun ki, insanı süzme çamurdan yarattık. Sonra onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik.



Sonra nutfeyi donmuş kana çevirdik, donmuş kanı bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydir­dik. Sonra onu başka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli olan Allah ne büyüktür.

Sizler, bütün bunlardan sonra ölürsünüz. Şüphesiz kıyamet günü tekrar diriltilirsiniz.

And olsun ki, üstünüzde yedi tabaka yarattık. Biz, yarattığımız­dan habersiz değiliz.

Gökten suyu ölçüyle indirdik de, onu yerde dindirdik. Şüphesiz onu gidermeğe de kadiriz.

Onunla, içinde, yediğiniz birçok meyveler bulunan hurmalık ve üzüm bağlan, Tûri Sina'da yetişen, yiyenlere yağ ve katık veren zey­tin ağacını varettik.

Hayvanlarda size ders vardır; onlardan çıkan sütten size içiririz; onlarda daha birçok menfaatiniz vardır. Onlardan yersiniz.

Oysa, sizin için kulaklar, gözler ve kalpler vareden O'dur. Pek az şükrediyorsunuz.

Sizi yerde yaratıp yayan O'dur ve O'na döndürüleceksiniz.

Dirilten de, öldüren de O'dur. Gece ile gündüzün birbiri ardın­dan gitmesi de O'nun emrine bağlıdır. Düşünmez misiniz? 130

Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun Özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, göz­ler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.”131

Onlar, yaratan olmaksızın mı yaratıldılar, yoksa yaratanlar ken­dileri midir?

Yoksa gökleri ve yeri kendileri mi yarattılar? Hayır; Allah'a kesin olarak inanmıyorlar.”132

Hükümranlık elinde olan Allah yücedir ve O her şeye kadirdir.

Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için, Ölümü ve dirimi yaratan O'dur. O, güçlüdür, bağışlayandır.

Gökleri yedi kat üzerine yaratan O'dur. Rahman'ın bu yaratma­sında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir aksaklık görebilir misin?

Yeryüzünü, sizin için boyun eğdiren O'dur; Öyleyse yerin sırtla­rında dolaşın, Allah'ın verdiği nzıktan yiyin; sonunda dönüş O'nadır.

Üzerlerinde kanat çırpan dizi dizi kuşları görmezler mi? Onları havada Rahman olan Allah'tan başkası tutmuyor; doğrusu O, her şe­yi görendir.

Ey Muhammedi De ki: “Sizi yaratan sizin için, kulaklar, gözler ve kalpler vareden O'dur. Ne az şükrediyorsunuz?”

De ki: “Suyunuz yere batarsa, söyleyin, size kim temiz bir su kaynağı getirebilir?”133

Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kur'an şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.”134

Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez,”135

Yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı?

Sizi çift çift yarattık; uykunuzu dinlenme vakti kıldık; geceyi bir örtü yaptık; gündüzü çalışma vakti kıldık; üstünüze yedi kat sağlam gök bina ettik; parlak ışık veren güneşi varettik;

taneler, bitkiler, ağaçlar, sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık.”136

Ey inkarcılar! Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yarat­mak mı? Ki onu Allah bina edip yükseltmiş ve ona şekil vermiştir.



Gecesini karanlık yapmış, gündüzünü aydınlatmıştır. Ardından yeri düzenlemiştir.

Suyunu ondan çıkarmış ve otlak yer meydana getirmiştir.”137

Ey insanoğlu! Seni yaratıp sonra şekil veren, düzenleyen, müte­nasip kılan, istediği şekilde seni terkip eden, çok cömert olan Rabbine karşı seni aldatan nedir?”138

Kendi kendilerine, Allah'ın gökleri, yeri ve ikisinin arasında bu­lunanları, gerçek olarak ve belirli bir süre için yarattığını düşünmez­ler mi? Doğrusu insanların çoğu, Rablerine kavuşacaklarını inkar ederler.

Akşamlarken ve sabahlarken, öğle ve ikindi vaktinde Allah'ı -ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur- teşbih edin, namaz kılın.

O, ölüden diri çıkarır, diriden ölü çıkarır; yeryüzünü ölümünden sonra ö canlandırır. Ey insanlar! İşte siz de böylece diriltileceksiniz.

Sizi topraktan yaratması O'nun varlığının belgelerindendir. Son­ra hemen birer insan olup yeryüzüne yayılırsınız.

İçinizden, kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp, ara­nızda muhabbet ve rahmet varetmesi, O'nun varlığının belgelerin­dendir. Bunlarda, düşünen millet için dersler vardır.

Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin değişik ol­ması, O'nun varlığının belgelerindendir. Doğrusu bunlarda, bilenler için dersler vardır.

Geceleyin uyumanız, gündüz de lütfundan rızık aramanız O'nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda kulak veren millet için dersler vardır.

Rüzgarları müjdeciler olarak göndermesi, size rahmetini tattır­ması, buyruğu ile gemilerin yürümesi, lütfundan rızık istemeniz, O'nun varlığının belgelerindendir. Belki şükredersiniz.

Rüzgarları gönderip bulutlan yürüten, onlar gökte, dilediği gibi yayan ve kısım kısım yığan Allah'tır. Artık sen de aralarından yağ­murun çıktığını görürsün. Allah'ın, kullarından dilediğine verdiği yağmurla, daha önceden kendilerine yağmur indirmesinden ümitleri­ni kesmiş oldukları için onlar seviniverirler.

Allah'ın rahmetinin belirtilerine bir bak; yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz ölüleri O diriltir, O her şeye kadir­dir.”139

İnsanlardan: “Allah'a inandık” diyenler vardır; ama Allah uğ­runda bir ezaya uğratılınca, insanların ezasını Allah'ın azabı gibi tu­tar. Rabbinizden bir yardım gelecek olursa, and olsun ki, “Doğrusu biz sizinle beraberdik” derler. Allah, herkesin kalbinde olanları en iyi bilen değil midir?



De ki: “Yeryüzünde dolaşın; Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün. İşte Allah aynı şekilde ahiret yaratmasını da yapacaktır. Doğrusu Allah her şeye kadirdir. Dilediğine azap eder, dilediğine merhamet eder. O'na çevrileceksiniz.”

Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, kendine yuva yapan örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz Örüm­ceğin yuvasıdır. Keşke bilseler.

Doğrusu Allah, kendini bırakıp da yalvardıktan şeyi bilir. O güç­lüdür, Hakimdir.

Biz bu misalleri insanlara veriyoruz, onları ancak bilenler anla­yabilir.

And olsun ki, onlara: “Gökleri ve yeri yaratan, güneşi, ay'ı buy­ruğu altında tutan kimdir?” diye sorarsan, şüphesiz “Allah'tır” der­ler. Öyleyse niçin aldatılıp döndürülüyorlar?

And olsun ki onlara: “Gökten su indirip onunla, ölümünden sonra yeri dirilten kimdir?” diye sorarsan, şüphesiz, “Allah'tır” derler. De ki: “Övünmek Allah içindir,” fakat çoğu bunu akletmezler.”140

Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki, böylece O'na karşı gelmekten korunmuş olabilesiniz.



O, yeryüzünü size bir döşek ve göğü de bir bina kıldı. Gökten su indirip onunla size rızık olmak üzere ürünler meydana getirdi; artık Allah'a, bile bile eş koşmayın.

Ölü idiniz sizleri diriltti, sonra öldürecek sonra tekrar diriltecek ve sonunda O'na döneceksiniz; öyleyken Allah'ı nasıl inkar edersi­niz?

Yerde olanların hepsini sizin için yaratan O'dur. Sonra göğe doğru yönelerek yedi gök olarak onları düzenlemiştir. O her şeyi bilir.

Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah'tır. O, bir işin olmasını di­lerse, ona ancak “ol” der ve olur.

Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ar­dınca geçmesinde, insanlara yararlı şeylerle denizde süzülen gemiler­de, Allah'ın gökten indirip onunla ölümünden sonra yeri dirilttiği su­da, her türlü canlıyı orada yaymasında, rüzgarları ve yeri gök arasın­da emre amade duran bulutları döndürmesinde, düşünen kimseler için deliller vardır.

İnkar edenlerin durumu, çağırma ve seslenmeden başkasını işit­meyerek bağıranın durumu gibidir. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördür­ler, bu yüzden akledemezler.

Ey Muhammedi Sana hilal halindeki ayları sorarlar. De ki: “On­lar insanların ve haccın vakitlerinin ölçüsüdür.” Evlere arkalarından girmeniz iyi değildir; iyi kimse kötülükten sakınan kimsedir. Evlere kapılarından girin; Allah'tan sakının ki başarıya eresiniz.”141

Ana rahminde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur. O'ndan başka Tanrı yoktur, güçlüdür, Hakimdir.



Sana kitabı indiren O'dur. O'nda kitabın temeli olan kesin an­lamlı ayetler vardır, diğerleri de çeşitli anlamlıdırlar. Kalblerinde eğ­rilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: “Ona inandık, hepsi Rabbimizin katındandır” derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünebi­lirler.

Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahipleri O'ndan başka Tanrı olmadığına şahitlik etmişlerdir. O'ndan başka Tanrı yok­tur, O, güçlüdür, Hakimdir.

Ey Muhammed, de ki: “Mülkün sahibi olan Allah'ım, mülkü di­lediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın; dilediğini değerlendirir, dilediğini alçaltırsın; iyilik elindedir. Doğrusu sen, her şeye kadirsin.

Geceyi gündüze, gündüzü geceye geçirirsin; ölüden diri, diriden ölü çıkarırsın, dilediğini hesapsız rızıklandırırsın.”



Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahiplerine şüphesiz deliller vardır.

Onlar ayakta iken, otururken, yanları üstüne yatarken, Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: Rabbimiz sen bunu boşuna yaratmadın, sen münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru.”142

Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini vareden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabbinize hür­metsizlikten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğu­nuz Allah'ın ve akrabanın haklarına riayet ediniz. Allah şüphesiz he­pinizi görüp gözetmektedir.”143

Geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; O kalplerde olanı bilendir.

Allah'ın, yeryüzünü Ölümünden sonra dirilttiğini bilin; size, akledesiniz diye açık açık deliller anlattık.”144

Ey insanlar! Gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yükselten, sonra arşa hükmeden, her biri belli bir süreye kadar hareket eden güneş ve ay'ı buyruğu altına olan, işleri yürüten, Rabbinizle karşılayacağınıza kesin olarak inanmanız için ayetleri uzun uzun açıklayan Allah'tır.



Yeri düzenleyen, orada dağlar, nehirler vareden, her türlü ürün­den çift çift yetiştiren, gündüzü geceyle bürüyen de O'dur. Bunlarda, düşünen kimseler için ibretler vardır.

Yeryüzünde, hepsi de aynı su ile sulanan birbirine komşu toprak parçaları, üzüm bağları, ekinler, tek ve çift köklü hurma ağaçları var­dır. Fakat onları lezzetçe birbirinden farklı kılmışızdır. Düşünen kim­seler için bunda ibretler vardır.

Korku ve ümide düşürmek için size şimşeği gösteren, yağmurla yüklü bulutlar meydana getiren O'dur.

De ki: “Gökleri ve yerin Rabbi kimdir? “ “Allah'tır” de. “O'nu bı­rakıp, kendilerine bir fayda ve zararı olmayan dostlar mı edindiniz?” de. “Kör ile gören bir olur mu? Veya karanlıkla aydınlık bir midir?” de. Yoksa Allah'a, Allah gibi yaratması olan ortaklar buldular da, ya­ratmaları birbirine mi benzettiler? De ki: “Her şeyi yaratan Allah'tır. O, her şeye üstün gelen tek Tanrıdır.” 145

Rahman olan Allah Kur'an'ı öğretti; İnsanı yarattı, ona konuşmayı öğretti. Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir.”146

İnsanoğlu, bahse değer bir şey olana kadar, şüphesiz, uzun bir zaman geçmiştir.

Biz insanı katışık bir nutfeden yaratmıştzdır; onu deneriz; bu yüzden, onun işitmesini ve görmesini sağlamışızdır.”147

Kadınların iddet süreleri biteceğinde, onları ya uygun şekilde alıkoyun, ya da uygun bir şekilde onlardan ayrılın; içinizden de İki adil şahit getirin; şahitliği Allah için yapın; işte bu, Allah'a ve ahiret gününe inanan kimseye verilen öğüttür. Allah, kendisine karşı gel­mekten sakınan kimseye kurtuluş yolu sağlar, ona beklemediği yerden rızık verir. Allah'a güvenen kimseye O yeter. Allah, buyruğunu yeri­ne getirendir. Allah her şey için bir ölçü varetmiştir.”148

Göklerde ve yerde olan kimselerin, sıra sıra uçan kuşların Al­lah'ı tesbih ettiğini görmez misin? Her biri kendi niyaz ve teşbihini bilir. Allah, onların yaptıklarını bilendir.

Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş Allah'adır.

Bilmez misiniz ki, Allah bulutları sürer, sonra onları bir araya getirip, sonra üst üste yığar, san de onların arasından yağmur yağdı­ğını görürsün. Gökten, içinde dolu bulunan dağlar gibi bulutlar indi­rir, dilediğini ona uğratır, dilediğinden da uzak tutar. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı nerdeyse gözleri alır!

Allah geceyi gündüze, gündüzü geceye kalbeder. Doğrusu, göre­bilenler için bunda ibretler vardır.”149

Ey insanlar! Öldükten sonra tekrar dirilmekten şüphede iseniz bilin ki, ne olduğunuzu size açıklamak için, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra pıhtılaşmış kandan, sonra da hilkati belli belirsiz bir çiğnem etten yaratmışızdır. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahim­lerde tutarız; sonra sizi çocuk olarak çıkartırız, böylece yetişip erginlik çağma varırsınız. Kiminiz öldürülür, kiminiz de ömrünün en fena zamanına ulaştırılır ki, bilirken bir şey bilmez olur. Yeryüzünü görürsün ki, kupkurudur; fakat biz ona su indirdiğiniz zaman harekete geçer, kabarır, her güzel bitkiden çift çift yetiştirir.



Bunlar, yalnız Allah'ın gerçek olduğuna, ölüleri, dirilttiğini, gü­cünün her şeye, şüphe götürmeyen kıyamet saatinin geleceğini, Al­lah'ın kabirlerde olanı kaldıracağını gösterir.

İnsanlar içinde Allah'a bir yar kenarındaymış gibi kulluk edenler vardır. Ona bir iyilik gelirse yatışır, başına bir bela gelirse yüzüstü döner. Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte apaçık kayıp budur.

Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, orada olanları akledecek kalbleri işitecek kulakları olsun. Ama yalnız gözler kör olmaz, fakat göğüslerde olan kalbler de körleşir.

Bu böyledir; kim kendisine verilen kadar ceza verirse ve kendisine yine de saldırüırsa, Allah ona and olsun ki yardım edecektir. Allah şüphesiz, affeder ve bağışlar.

Böyledir; Allah geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar ve Allah şüphesiz işitir ve görür.

Keza, hak yalnız Allah'tır; O'nu bırakıp taptıkları sadece batıldır. Doğrusu Allah yücelerin yücesidir.

Allah'ın gökten indirdiği su ile yerin yemyeşil olduğunu görmez misin? Doğrusu Allah latiftir, haberdardır.

Göklerde olanlar yerde olanlar O'nundur. Doğrusu Allah müs­tağnidir, övülmeğe layık olandır.

Allah'ın yerde olanları ve emriyle denizlerde yürüyen gemileri buyruğunuz altına vermiş olduğunu; buyruğu olmaksızın yere düş­memesi için göğü O'nun tuttuğunu görmez misin? Doğrusu Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametli olandır.

Ey insanlar! Bir misal verilmektedir, şimdi onu dinleyin: Sizlerin Allah'ı bırakıp taptıklarınız bir araya gelseler, bir sinek bile yaratama­yacaklardır. Sinek onlardan bir şey kapsa, onu kurtaramazlar; davalı da davacı da ne kadar güçsüz!

Allah'ı gereği gibi değerlendirmediler. Doğrusu Allah kuvvetli­dir, güçlüdür.”150

Gökleri ve yeri gerektiği gibi yaratmıştır. Size şekil vermiş ve şeklinizi güzel yapmıştır, dönüş O'nadır.”151

Hayran devamla diyor ki:

“Defterde yazılı ayetleri okuduktan sonra hocam Mevzun'a “Sizin için Cenabı Hakka ne kadar dua etsem azdır. Size çok minnettarım. Allah sizden razı olsun. Ömrüm boyunca, okuduğum Kur'an-ı Kerim'de sanki böyle ayetler yoktu. Çün­kü biz Kur'an'ı, adet yerini bulsun diye, teberrüken okurmuşuz. Onu, düşünerek, manaları üzerinde durarak okumanın yerdiği, ilahî zevki şimdi anlamış bulunuyorum” dedim.

Ebu'n-Nûr:

“Bu ayetleri bir veya iki defa okumanız kafi değildir. Delalet ettikleri manalara ve Cenab-ı Hakkın yaratık­larına göre tasnif ederek okursanız, o zaman esas gaye ve he­defleri daha açık bir şekilde gözünüzün önünde canlanır. Ve her şeyde Allah'ın kudretini, ilmini, iradesini hatta hikmet ve sırlarını görürsünüz.

Bununla beraber birçok yönlerdeki hikmetlere şamil olma­ları dolayısıyla ayetlerden bazılarının tekrarında elbette fayda vardır.

Şimdi kalk, okuduğun ayeti kerimeleri defterine yaz ve on­ları bir daha oku! Yarınki dersimizde oradan devam ederiz.”152





Yüklə 2,07 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   13   14   15   16   17   18   19   20   ...   31




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə