İnsanların ortak amaçlarını gerçekleştirmek için kişisel güçlerinin yeterli olmadığını fark ederek güçlerini birleştirmeyi düş



Yüklə 481,61 Kb.
səhifə1/8
tarix06.03.2018
ölçüsü481,61 Kb.
  1   2   3   4   5   6   7   8

SUNUŞ

İnsanoğlu’nun; kişisel gücünün yetersiz kaldığını hissettiği zamanlarda ortak amaçlarını gerçekleştirmek için güçlerini birleştirmeyi düşünerek organize olmaya başlamaları ilkel kavimlerden bu yana süregelmektedir.

Güçlerini birleştirmeyi önceleri beslenmek için avlanmada öğrenen insanlar, ilerlemiş toplumlarda gemicilik ve daha sonraları ormanlık alanlardan kendilerine yaşama alanlarını açma şeklinde göstermişlerdir. Ortak güç kullanımı günümüze yaklaştıkça kendisini kırsal kesimlerde; çeşme, köy yolu, su bendi, okul gibi işlerin ortak yapılmasında göstermektedir.

Avrupa da kooperatifçiliğin kurumsallaşması; Robert OWEN ile İngiltere’de, Friedrich-Wilhelm RAIFFEISEN ve Hermann SCHULZE – DELITZSCH ile Almanya da başlamış ve günümüzde çok ileri seviyelere gelmiştir.

1863 yılında Mithat Paşa’nın kurduğu “Memleket Sandıkları” ise; Türk köylüsünü yüksek faizle para veren aracılardan kurtarmak adına sistemli ilk kooperatif sayılabilir.

Cumhuriyet ile birlikte gelişen ülkemizde kooperatifçilik de yerini aldı. Mustafa Kemal Paşa’nın bizzat kooperatif kurucu ortağı olarak bu hareketin içinde olduğunu biliyoruz.

1970'li yıllarda ise; Orman köylerinde yaşayan ve Devlet Orman İşletmelerinde orman ürünlerinin kesim, sürütme ve nakliyat işlerinde çalışan orman işçilerinin; kurdukları Köy Kalkınma Kooperatifleri kanalıyla ormancılık çalışmalarına girmeleri sağlanmıştır. Bu kooperatiflerin önce yerel Birlikleri kurmaları ve daha sonra üst birliklerini kurarak, dikey olarak örgütlenmeleri kendi dinamizmi içinde zaman almıştır.

2005 yılı sonu itibariyle 26 birliğe bağlı 2.091 ortak kooperatif ve 251.831 ortak sayısı (orman köylüsü tabanı) ile OR-KOOP Merkez Birliği, orman köylüsünün ekonomik ve sosyal haklarının savunucusu, demokratik bir halk hareketi olarak gelişmeye devam etmektedir.

Kooperatifçiliğin ülkemizdeki gelişiminin Avrupa’ da yaşanan gelişme hızını yakalayamadığını çok net görebiliyoruz.

Günümüzde ise; Avrupa Birliği’ne girme uğraşları tüm sektörleri nasıl yakından ilgilendiriyor ve her sektörün gündemine nasıl yerleşiyorsa kooperatifçilik alanında da gündemdeki yerini almış bulunuyor.

AB uyum yasaları çalışmaları ve AB ile müzakere görüşmelerinin gündemde olduğu bir sırada, katılımcı bir yaklaşım ile orman köylüsünün sosyal durumunun ve orman işinde ortak güç birliğini gösteren kooperatiflerimizin sorunları ve beklentilerinin bu süreçte hak ettiği yeri almasının sağlanması temel uğraşımızdır.
Kooperatifler yasasının AB kooperatif yasalarına uyumlu olarak değiştirilmesi çalışmaları; AB uyum sürecindeki resmi çalışmalar beklenmeden OR-KOOP Merkez Birliğimizin de içinde yer aldığı ilgili Bakanlıklar ile Türkiye Kooperatifler Milli Birliği ve Kooperatif Merkez Birlikleri arasındaki organize çalışma ve toplantılarla hızla yürütülmektedir.

Ülkemiz nüfusunun yaklaşık yüzde 10’ unu ve ülke kırsal nüfusunun üçte birini oluşturan orman köylülerinin; yaşamakta olduğu sıkıntı ve bugüne kadar bir türlü kolaylanamayan sorunlarının bu süreçte alınacak tedbirlerle azalacağına inanıyoruz. Ormancılığımız ile ilgili AB sürecinde alınacak tedbirlerin içerisinde orman köylümüzün beklentilerinin birkaç paragrafla geçiştirilemeyecek kadar önemli olduğunu her türlü ulusal ve uluslararası toplantıda vurgulamaktayız.


Ülkemiz ormancılığında önemli bir unsur olan orman köylümüzün, ORKOOP çatısı altında örgütlenebilmiş olması yaşanan bu sıkıntıların aşılmasında önemli bir aşamanın kat edildiği anlamına gelmektedir.
”AVRUPA BİRLİĞİ SÜRECİNDE ORMAN KÖYLÜSÜ VE ORMANCILIĞIMIZDAKİ YERİ” konulu istişare toplantısı; bu doğrultuda yapılan çalışmalara katkı sağlamak, sorunların sağlıklı belirlenmesi ve bu konuda alınacak önlemlerin eksiksiz yerini bulması amacıyla düzenlenmiştir.

Orman işçiliğinde iş güvenliği ve sosyal güvencenin, AB sürecinde kesin bir çözüme kavuşturulması, kooperatiflerin ve çiftçi örgütlerinin kırsal kalkınmada ki öneminin bir de AB sürecinde vurgulanması ve yeni bir ivme kazanması, kırsal çevrenin korunmasında katılımcı yaklaşımların vurgulanması, odun üretimi dışında ki ormancılık faaliyetlerinde ve odun dışı orman ürünlerinin değerlendirilmesinde orman köylüsünün yeri, orman köylüsünü kısıtlı orman kaynağı gelirlerine mahkum etmek yerine yeni gelir getirici faaliyetler konusunda açılımlar sağlanması, çalışan orman köylüsünün sosyal ve yaşam düzeyinin yükseltilmesi ve benzeri; konularında geliştirilecek vizyon, yapılan bu istişare toplantısının temel çıktıları olarak kabul edilmesi en büyük beklentimizdir.

Geniş tabanlı bir katılım ile gerçekleşen istişare toplantısında masaya yatırılan, değişik farklı görüşler sonunda ortaya konan çözüm önerileri ve AB uyum sürecinde alınması beklenen kararların uygulanmasına yönelik her türlü çalışmanın içinde olacağımız bir sürece girmiş bulunuyoruz.

Bu amaçla toplantıda ele alınan konuların, hazırlanan bir yayınla tüm üyelerimize ulaşması, orman köylüsünün ve kamuoyunun bilgilendirilmesi, ilkelerimizin başında gelmektedir. Hazırlanan kitabın; masaya yatırılan tüm sorunların çözülmesi öncesinde önemli bir adım olduğuna inanıyoruz.

Çevre ve Orman Bakanlığı ve orman köylüsü adına Türkiye Ormancılık Kooperatifleri Merkez Birliği ( OR-KOOP ) ve tabanında yer alan Birliklerin, Birim Kooperatiflerin işbirliği ile AB uyum çalışmaları sürecinde, orman köylülerinin ormancılığımızdaki yeri ve öneminin en iyi şekilde kavranılacağına ve hak ettiği yeri bulacağına olan inancımız tamdır.
Bu yayının hazırlanmasına neden olan,istişare toplantısına katılan,başta Çevre ve Orman Bakanımız Osman Pepe olmak üzere tüm katılımcılarına ve emeği geçen herkese şükranlarımı sunar,toplantımızın ve yayınımızın Ormancılığımıza ve Orman Köylümüze önemli katkılar sağlayacağına olan inancımla saygılar sunarım.

Cafer YÜKSEL

Genel Başkan


E S E R H A K K I N D A

Çevre ve Orman Bakanlığı ile OR-KOOP Merkez Birliği’nin işbirliği içinde düzenledikleri “AVRUPA BİRLİĞİ SÜRECİNDE ORMAN KÖYLÜSÜ VE ORMANCILIĞIMIZDAKİ YERİkonulu istişare toplantısı 28.12.2005 tarihinde Ankara’da Dedeman otelinde gerçekleştirilmiştir.

Toplantıya Çevre ve Orman Bakanlığının merkez birim yetkilileri ile 29 taşra birim müdürü, OR-KOOP Merkez Birliği yetkilileri ile 26 Bölge Birliği ve birim kooperatif temsilcilerinden oluşan bini aşkın kişi katılmıştır.

Toplantıda yapılan konuşmaların tamamı görüntü ve ses kaydedicileri yardımıyla kayıt altına alınmıştır. Toplantı süreci bütünüyle CD ortamına alınmıştır. Toplantının tamamında hiçbir katılımcı, yazılı bildiri ya da yazılı görüş sunmamıştır.

Buradan yola çıkarak açılış konuşmaları da dahil olmak üzere tüm konuşmalar ses bantlarından çözümlenerek bu kitap ile yayımlanmıştır.

Kitabın yayına hazırlanması sırasında, anlamında farklılık yaratabileceği kuşkusu ile konuşmacı sözlerinin, cümle yapılarında hiçbir düzenlemeye ve kısaltmaya gidilmemiştir. Ancak konuşma sırasında söylem gereği ya da beden dili kullanılması esnasında tekrarlanan sözlerin tekrarlarına yer verilmemiştir. Kitap da yer verilmeyen bir diğer konuşmacı sözleri ise; özele giren ve karşılıklı kişisel dilek ve temenniler olmuştur.

Bu bakımdan kitabın değerlendirilmesi ya da kullanılması esnasında önemli saydığımız bu hususun göz önünde bulundurulmasını saygılarımızla siz değerli okuyucularımıza arz ederiz…
YAYIN KURULU

TÜRKİYE ORMANCILIK KOOPERATİFLERİ MERKEZ BİRLİĞİ(OR-KOOP) VE ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI İLE ORTAKLAŞA DÜZENLENEN “AVRUPA BİRLİĞİ SÜRECİNDE ORMAN KÖYLÜSÜ VE ORMANCILIĞIMIZDAKİ YERİ” KONULU İSTİŞARE TOPLANTISI



Türkiye, Avrupa Birliği için uyum süreci içerisine girdi. Bu uyum süreci içerisinde müktesebat süreci de, Türkiye’yi zorluyor. Bizim en çok karşımıza problemli olduğunu ve gerçekten problem yaratacağını sandığımız ki, bunu bildiğimiz bir konu var ki, bu tarım müktesebatı. Bunu, gerçekten, peki, Türkiye vatandaşı olarak bizler tarım müktesebatını yerine getirmeye çalışırken Avrupa Birliği uyum sürecine gerçekten uyabilecek miyiz, ne gibi sorunlarla karşılaşacağız. Tabiî tarım deyince bizi ilgilendiren konuların başında ormancılık geliyor, çevre geliyor; ormancılık deyince orman köylüsü aklımıza geliyor. Avrupa Birliği süreci içinde nerelerde tıkanabiliriz, nasıl çözümler üretebiliriz, 28 Aralık 2005 tarihinde yapılan istişare toplantısında bu konulara yanıt arandı.

AÇILIŞ KONUŞMALARI

CAFER YÜKSEL (OR-KOOP GENEL BAŞKANI)

– Sayın Bakanım, Sayın Müsteşarım, Sayın Genel Müdürlerim, Çevre ve Orman Bakanlığımızın merkez ve taşra yetkilileri, yine Merkez Birliğimizin merkez ve bölgelerinden kooperatifçi arkadaşlarım, saygıdeğer konuklar, ormancılığımızla ilgili meslek kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin değerli temsilcileri, sürecimizin içinde bulunduğu sürecin izlenmesinde önemli bir kurum olarak bulunan Avrupa Birliği Genel Sekreterliğimizin Sayın Genel Sekreter Yardımcısı, kooperatifçiliğimizin ülkemizde kurulmasında, oluşmasında, denetiminde, kuruluşunda, gelişmesinde görevli olan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Teşkilatlanma Destekleme Genel Müdürlüğümüzün Sayın Genel Müdürü, sayın basın mensupları; gerçekten ormancılığımız ve orman köylümüz için son derece önemli olduğunu düşündüğümüz ve bu nedenle bir ölçüde de hazırlıkları bakımından aceleye getirmek durumunda kaldığımız; ama, her şeye karşın, Sayın Bakanımızın olurlarıyla, Bakanlığımızın yetkililerinin üstün yardım ve katkılarıyla, siz kooperatifçilerimizin özverili çalışması ve katkısıyla, gerçekten ormancılığımıza, orman köylümüze ve giderek ülkemiz kalkınmasına ve dediğim gibi içinde bulunduğumuz sürecin olumlu geçmesine önemli katkılar sağlayacağına inandığımız bu toplantımızı yapabilmenin mutluluğu, gururu içerisinde olduğumu özellikle ifade etmek istiyor, katkılarınızdan dolayı, başta Sayın Bakanım olmak üzere, her birinize en içten saygılarımı, sevgilerimi, şükranlarımı, orman köylümüz adına, sunuyorum.

Dediğim gibi, bu toplantının bizim için ve ülkemiz için öneminin altını çizerken, hareket noktamız şudur: Ülkemizde ormancılık her hangi bir konu, orman köylüsü de bir kısım insan topluluğu şeklinde değil, çok şükür ki, ülkemizin önemli bir bölümü, yani, ülke yüzölçümünün yüzde 26’sı ormanlarla kaplı ve bu alanlarda ülkemiz nüfusunun sekizde, yedide biri civarında da insan yaşamakta. Bu gerçek, bu tespit, Anayasamızda da ifadesini bulmuş, orman köylümüzün gerek ormancılığımızdaki etkisi ve önemi gerekse toplumsal bir olgu olarak orman köylüsüne yönelik verilmesi gereken hizmetlerin, orman köylüsünün kalkınabilmesi, yaşam standartlarının yükseltilebilmesi için alınması gereken önlemlerin önemi, özelliği de, başta Anayasamızda olmak üzere, altı çizilmiş bulunmaktadır. OR-KOOP olarak, ülkemizdeki ormancılığımızda önemli bir etken olduğunu, insan gücü olarak önemli bir etken olduğu bilinen orman köylümüzün örgütlenebilmiş olmasının somut ifadesi olarak, orman köylüsünün haklarını, orman köylüsünün geleceğe yönelik vizyonunu, orman köylüsü için yapılabileceklerin sorumluluğunu almaya da hazır olarak üstlenmiş olduğumuzu, özellikle ifade etmek istiyorum. OR-KOOP olarak, orman kooperatiflerinin merkez birliği ve onun alt birimleri olan birim kooperatifleri bölge birlikleri olarak, salt devletten talep eden, salt zam isteyen bir kuruluş olarak anılmak istemiyoruz. Biz diyoruz ki, vizyonumuzla, kapasitemizle, niyetimizle, geleceğimize yönelik her türlü karar süreçlerine en etkin şekilde katılalım, elimizi taşın altına koyalım, hem ormancılığımızın geleceğini hem orman köylümüzün ve içinde bulunduğu kırsal alan bütünlüğü içerisinde kırsal alanımızın ve çok doğaldır ki, tabiî ki ülkemizin bir bütün olarak kalkınması ve içinde bulunduğumuz süreçte etkin bir şekilde yerini alması ve başarılı bir süreç geçirmesi konusunda da her türlü sorumluluk ve görev üstlenmeye hazır olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Bu noktada, elbette ki, orman köylümüzün bire bir ormancılıkla olan ilişkisi münasebetiyle, başta Bakanlığımız ve ilgili genel müdürlüklerimiz olmak üzere, bire bir sorunlarımız da yok değil; ama, bu sorunlar bilinmelidir ki, bugünün sorunları değildir, bunun da bilincindeyiz. Bu sorunlar, çözülemeyecek sorunlar da değildir. İşte, o nedenle, belki biraz eski dil, eski kelime kullandık; ama, derdimizi, toplantının meramını en iyi anlatacak kelime olarak “istişare” kelimesini bulduk Bakanlık yetkililerimizle. Çünkü, burada yapmak istediğimiz, danışma, görüşme, fikir almadır. Bunun da tam karşılığı istişare, diğer bir karşılığı da -aynı kökten geliyor- meşverettir. Şimdi, biz burada istiyoruz ki, sadece merkezdeki yetkililer, hem kamunun hem bizim, Türkiye ormancılığı, orman köylüsü için kararları verilsin, konuşmalar yapılsın, uygulayıcı uygulasın yerine, uygulamada görülen aksaklıklar, çok olduğuna inandığımız öneriler, yeni yöntemler, bunlar burada -bir günlük çalışma da olsa- konuşulmalı. Bunları çok konuştuğumuz platformlar oldu; ama, özellikle burada bugün, orman köylümüzle ormancılığımızın ayrılmaz ilişkisini, olmazsa olmaz ilişkisini ve bu arada orman köylümüzün, onların örgütleri olan kooperatiflerimizin ormancılığımızdaki etkileri, bu etkilerinin olumluluğa ne ölçüde çevrilebileceği, buradaki ortak sorumluluk gereğinin altyapısının hazırlanması bizim için son derece önemlidir diye düşünüyoruz. Dediğim gibi, OR-KOOP olarak, ormancılığımıza ilişkin orman köylümüzün gelişmesine, yaşam standardının yükseltilmesine ilişkin birçok çalışmalarımız, proje tasarımlarımız var. Bunların, çok doğaldır ki, genel olarak ülkemiz ekonomik ve sosyal parametreleriyle ve içinde bulunduğumuz süreçle, Avrupa Birliği müzakere süreciyle de bir uyum ve entegrasyon içerisinde olması gerekmektedir. İşte, bu noktada söylemek istediğim bir husus var ki, o da bizce çok önemlidir. İçinde bulunduğumuz süreçte, dediğim gibi, Avrupa Birliği müzakere sürecinin birinci aşaması olan tarama süreci içerisindeyiz. Bu tarama süreci içerisinde düşünüyorduk ve bekliyorduk ki, ormancılığımızla ilgili ve önemli bir sosyal olgu olan orman köylümüzle ilgili bizim de görüşlerimiz, düşüncelerimiz bir gün alınır diye. Ancak, gördüğümüz o ki, çok kapsamlı bir dosya olan tarım dosyasının, tarım klasörünün veya klasörlerinin içinde bir veya birkaç paragraf olarak yer aldığı söylenen ormancılık, bize göre gerekli önemi, ne yazık ki, bulamamış görünmektedir. Bu nedenle altını çizerek ifade emek istiyoruz ki, Türkiye, jeopolitik yönden ne kadar önemli bir ülke olduğu her seferinde altı çizilen bu ülkemizin birçok önemli özelliği de var, zaten o jeopolitik özelliği de oradan geliyor. Üç tarafı denizlerle çevrili olması, çok değerli iç sularının olması münasebetiyle su ürünlerinin, Avrupa Birliği İzleme Komisyonlarında bir başlık olarak tarımın yanında zikredilmesinden son derece memnunuz; ama, ülke topraklarımızın yüzde 26’sı orman, dörtte biri orman ve nüfusumuzun sekizde bir, yedide biri ,biraz değişken oluyor; çünkü, sürekli de göç veriyor orman köylüsü, ne yazı ki, zorunlu nedenlerle, bunlar da orman köylüsü. Şimdi, yüzölçümü yönünden bu kadar büyük bir alana sahip orman yönünden –çok şükür dedim- bir de bu ormanların içerisinde yaşayan orman köylüsü var. O zaman ormancılığımızın ve orman köylümüzün birkaç paragrafla geçiştirilmeyecek kadar önemli olduğunu, bu işin kararını verenler, formatını ayarlayanlar da bilmelidir diye düşünüyoruz. O nedenle bu çalışmamızı, orman köylüsüne üç kuruş daha fazla nasıl verilir, bunun pazarlığını yapalım, bunun müzakeresini yapalım çerçevesinin çok ötesinde, geleceğe yönelik bir vizyon çizme amaçlı olarak düzenlemeyi daha uygun bulduk. Dediğim gibi, biz, orman köylüsüyle ilgili günlük sorunlarımız var. Kooperatiflerimizin, ormancılık sürecindeki sorumluluğu, etkisi sanıyorum bilinmekte hepiniz tarafından, zaten işin içerisindeyiz. Sorunlarımız dediğim gibi var, uygulamada sorunlarımız var, çalışma koşullarımızda var... Yıllardır sosyal güvence bekledik, kanun çıktı, sosyal güvenceye de kavuştuk; artık orman köylüleri Bağ-Kur Kanunu kapsamında, zorunlu Bağ-Kurlu; ama, Bağ-Kur primini bugün itibariyle 80 lira -yani 80 milyon lira eski parayla- aylık primi, yani yıllık 900 000 YTL’lik primi, hepimizin bildiği yıllık gelir ortalaması gayrî safî olarak tüm masraflar içerisinde ortalama 1 000 YTL olan orman köylüsünün nasıl ödeyeceği, herhalde gözlerden kaçtı. Bu, bir sorun. Dediğim gibi, gerçekten sosyal güvenceye kavuşturulması orman köylüsünün çok önemli bir şey; ama, bu primin nasıl ödeneceği de, ödenebileceği de dikkate alınmalı ve bu mutlaka bir çözüm yoluna kavuşturulmalıdır. Burada da. sakın ola şöyle söylediğimiz anlaşılmasın: Devlet, bizim bu primimizi ödesin, biz de sosyal güvenceye kavuşalım demiyoruz; ama, en azından Sosyal Sigortalarda bir yöntem var. Bir işçi primi var, işçi hissesi, bir de işveren hissesi var, yani, hiç olmazsa burada devletimizin, sadece işçi-işveren ilişkisi olarak değil, bir sosyal problemi de yıllardır en ağır koşulları, yer altı maden işten sonra an ağır çalışma koşulları olan ormancılığımızda her yıl iş kazaları, yaralanmalar ve ne, yazık ki, ölümlerin olduğu bu iş kolunda, orman köylümüzün bir şekilde sosyal güvenceye kavuşturulması, önemli bir sosyal problemi ortadan kaldıracaktır; ama, bunu kaldırırken devletimizin de bir parça desteğini, çok doğaldır ki, ihtiyacımız vardır. Bunun şu anda çözümlenmesi gereken önemli bir sorun olarak karşımızda durduğunu ifade etmek istiyorum. O nedenle yasa şu anda uygulanamıyor. Yasa var; ama, uygulanmıyor. Bu, uygulanmayacak anlamına gelmez. Günün birinde kapımız çalınacak, Bağ-Kura şu kadar borcun var diye, köylüden, öde bakalım şu kadar birikmiş primi denecek. Ne yapacak köylü o zaman. Bu, bir sorun. Buna benzer ufak tefek daha başka sorunlarımız var, günlük sorunlarımız; ama, dediğim gibi, öğleden sonra bunun biraz daha ayrıntılarına girme şansımız olacak. Dediğim gibi, mühim olan, bu toplantının yapılabilmiş olması, yapılmış olması, bu bakımdan Sayın Bakanımıza tekrar şükranlarımı sunuyorum. Burada önemli olan, bu istişare ortamının, bu altyapının oluşmuş olmasıdır. Konuştuğumuz zaman sorunlar sorun olmaktan çıkacaktır, buna inanıyorum. Yanlış algılamalar varsa bunlar giderilecektir, buna inanıyorum. Alternatifleri üretme becerisini gösterebileceğiz, bu zenginliğe, bu uzman kadrosuna, hem kamuda hem bizde, ülkemizde genel olarak sahip olduğumuzu biliyor ve bundan da onur duyuyorum. O nedenle sorun diye söylediğimiz şeylerin, aslında çok kolay çözülebilecek, unutulabilecek, hatta geçici birtakım problemler, geçici küçük engeller gibi, çoğunun da yanlış algılamadan, anlamadan kaynaklanan hususlar olduğunu da hep birlikte göreceğiz.

Dediğim gibi, ben, detayları öğleden sonraki esas tartışma, değerlendirme toplantısında, bölümünde konuşacağımız için, burada çok ayrıntılı bir şeye girmeyeceğim; ama, tekrar belirtmek isterim ki, bu toplantıya çok önem veriyorduk, Bakanlığımız çok önem verdi ve buna izin verdi; sizler de çok önem verdiniz, bu kışta kıyamette gerek kamu kurumu yetkilileri olarak, bölge müdürlüklerimiz, işletme müdürlüklerimiz yetkileri, çevre il müdürlüğü yetkilileri olarak, gerekse kooperatifler olarak koştunuz geldiniz. Sizlere bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum. Bu toplantımızın hazırlanmasında biraz süratli davranmak zorunda kaldık. Gündemimiz, ülkemiz gündemi, Sayın Bakanımızın gündemi, hepimizin gündemi yoğun. Bu noktada Sayın Bakanımız bize zaman ayırdı, tekrar kendilerine teşekkür ediyorum. Bu toplantının hızlı hazırlanması münasebetiyle ufak tefek aksaklıklarımız olmuştur diye, şimdiden peşin peşin kabul ediyorum. Bunların hoş görülmesini sizden talep ediyorum. Bu toplantımızın organizasyonunu yapan Efek Organizasyon kuruluşuna da teşekkür ediyorum. Bu otelde bize hizmet veren tüm çalışanlara, otel çalışanlarına da teşekkür ediyorum. Tekrar katılımlarınızdan dolayı, katkılarınızdan dolayı teşekkür ederken, bu toplantımızın ülkemiz kalkınmasına, ormancılığımıza, orman köylümüze olumlu katkılar sağlayacağına olan inancımı bir kez daha belirtir, hepinize tekrar en içten saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum.



OSMAN KAHVECİ (ORMAN GENEL MÜDÜRÜ)

Sayın Bakanım, Sayın Müsteşar Yardımcım, OR-KOOP’un değerli Başkanı, değerli yöneticileri, merkez ve taşra örgütünün değerli temsilcileri, çok değerli genel müdürlüğümüzün temsilcileri, genel müdürlerimiz, sivil toplum örgütlerinin değerli temsilcileri, değerli konuklar; Bakanlığımızla OR-KOOP’un müşterek düzenlemiş olduğu AB sürecindeki orman köylülerimizin yeri konulu istişare toplantısında hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.



İnsanlığın gelişim sürecinde ormanla insan arasında her zaman vazgeçilmez bir ilişki olduğu görülür. Bu süreçte, günümüz insanının orman kaynaklarına olan ihtiyacı çoğalmış ve çeşitlenmiştir. Ancak, insanların ormanlara olan talebi hiçbir zaman azalmamış, aksine her geçen gün daha da artarak günümüze kadar gelmiştir. Ülkemiz insanının ormanlardan faydalanmasının temelinde eski cibali mübaha anlayışı yer almaktadır. Ormanlardan faydalanma konusunda günümüze kadar birçok hukuki düzenlemeler yapılmış olmasına rağmen, bazı yörelerimizde eski anlayışların halen sürdüğü de görülmektedir. Ormanlardan bir şey alıp götürmenin doğal bir hak olduğunu halen söylemlere de rastlanmaktadır. Ülkemiz ormanlarından en fazla faydalanan ve faydalanması gereken kesimin, hiç şüphesiz kırsal kesiminin en fakir olduğu orman köylülerinin olması gerektiğinde şüphe yoktur. Çünkü, ülkemizde ormanlar yerleşim alanlarıyla iç içe bulunmakta ve kırsaldaki bu durum, ormanı ve orman köylüsünü birbirinin ayrılmaz iki parçası yapmaktadır. Bu durum, gerek Anayasamızda gerekse orman kanunlarındaki tüm düzenlemelerde, orman köylüsüne haklar ve öncelikler verilmek suretiyle korunmuş ve ülke kalkınmasının birlikte gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir, hatta, ormancılık çalışmalarında başarının orman köylüsüyle beraber olmaktan geçtiği vurgulanarak, orman ile orman-köy ilişkileri özel kaynak oluşturmak suretiyle desteklenmiştir. Bilindiği gibi, ülkemizde ormanların tamamına yakını devlete aittir ve devlet orman işletmeciliği yapılmaktadır. Ancak, 6831 sayılı Orman Kanunu, hem ormanlardan faydalanmada ve hem de orman işçiliğinde orman köylüsüne öncelikler ve sübvansiyonlar tanımıştır. Bunun yanında, yine Orman Kanunu, orman köylüsüne, ormanların korunması ve yangınla mücadelede de görev ve sorumluluklar da vermiştir, yani Orman Kanunu ile orman köylüsüne, nimete karşılık külfetler de getirmiştir. Ülkemizde sadece bize ait olan ve hiçbir ülkede örneği de görülmeyen orman köylüsü tanımı ve hukuku söz konusudur ve bu hukuksal anlayış Anayasal güvence altındadır. Orman köylerine, ülkemizden başka böylesi öncelikler ve sübvansiyonlar yanında, sorumluluklar veren hiçbir AB ülkesi de yoktur. Ormanların rasyonel bir anlayışla işletilmesi ve her türlü orman ürünlerinin serbest piyasa şartlarında üretilip değerlendirilmesi verimli işletmeciliğinin temel esası olmasına rağmen, ülkemizdeki bu hukuksal ve sosyal yapı nedeniyle uygulamalarda sosyoekonomik şartlar göz önünde tutulmaktadır. Bundan dolayı AB sürecine girildiği günümüzde, ülkemiz ormancılığında yapacağımız bütün gelişim ve değişimleri orman köylümüzle birlikte gerçekleştirmek zorundayız. Bu paralelde, AB sürecinde 2003 yılında kamuda tüm mal ve hizmet alımları için objektiflik, saydamlık, eşitlik gibi kriterler esas alınırken, orman kooperatif ve köylerinde yapılacak hizmet alımları istisna kapsamına alınmak suretiyle, orman köylüsünün sosyoekonomik şartların gözetildiğinin en güzel örnekleri de verilmiştir. Temel hedef, bu kesimde yaşayan insanımızın ekonomik durumunu iyileştirmektir. Bunun için ormancılıkla ilgili her türlü düzenleme ve uygulamalarda orman köylüsü gerçeğinden hareketle orman ve orman kaynaklarından daha fazla faydalandırılmasına çalışılmaktadır. Bunları örneklendirecek olursak, 34 üncü madde değişikliğinde sanayi tesisi şartının kaldırılması, koruya tahvil çalışmalarında orman köylüsünün pazar satışı hakkının tüm süreçte devam ettirilmesi, ormanların korunmasında köylü ile işbirliği yapılarak karşılığında koruma bedeli ödenmesi, özel ağaçlandırmada saha tahsisi ve kredilendirmede birinci öncelik verilmesi, tarife bedellerinin artırılmadan düşük tutulması bunlara örnekler olarak sayılabilir.

Orman köylerine, orman gelirlerinden aktarılan en büyük kaynağı odun ürünlerinin üretimi, taşıma faaliyetleri oluşturmaktadır. Bu işler, orman köyü ve orman kooperatifleri aracılığıyla yapılmaktadır. Bu, yıllık satış gelirlerimizin 1995’te yüzde 30’u iken, 2005’te yüzde 43’e, 2006 yılı programımızda da yüzde 46’ya çıkarılması programlanmıştır. Yani, satış gelirlerimizin yarısına yakını orman köylüsüne aktarılmasına rağmen, orman köylüsünde gözle görülür bir iyileşme gözükmemektedir. Çünkü, aile başına verilen iş miktarı çok düşük kalmaktadır. Kısa sürede bu miktarların büyük oranda artırılması da beklenmemektedir.

Ormanlarımızın her şeyden önce sürdürülebilir orman yönetimi ilkeleri çerçevesinde işletilmesi ve ormanlarımızda rasyonel ve verimli bir orman işletmeciliği yapılabilmesi temel hedefimizdir. Bu, bizim AB sürecinde de uygulayacağımız ve sürdüreceğimiz ana ormancılık politikamız olacaktır. Ülkemizde, her alanda olduğu gibi, orman ürünleri sektöründe başta inşaat ve mobilya olmak üzere hızlı bir büyüme yaşanmaktadır. Orman ürünü işleyen tesislerin kapasiteleri hızla artmakta, yıllık 12-13 milyon metreküp olan endüstriyel odun talebi 15 milyon metreküplere çıkmaktadır. Bunlara karşılık, ormanlarımızdaki endüstriyel odun üretimi bu talebi karşılamaya yetmemektedir. Bunun 8 milyon metreküpe çıkarılması bile, 3-3,5 milyon metreküp özel sektörden ve geri kalanı da ithalatla karşılanmaktadır. İthalatın son iki yılda iki misli arttığı görülmektedir. Bunun önemli bir nedeni de, ithal odun fiyatlarının düşük olmasıdır. Biz, bir yandan piyasa talebi doğrultusunda odun üretimi politikamızı yeniden düzenlerken, bir yandan da mevcut ormanlarımızı en son ormancılık teknikleriyle planlama ve işletme çalışmalarını sürdürüyoruz. Bu süreçte, birkaç milyon metreküp odun artışının olacağını da bekliyoruz. Ancak, çok daha fazla odun üretimi artışının, ormanlarımızın ne kadar hızlı rehabilite edilebilmesine bağlı olduğu bilincini de unutmamalıyız.

Bunun yanında, teşkilatımızda yeniden yapılanma sürecinde, her şeyi yapan klasik orman işletmeciliği anlayışından yaptıran ve denetleyen bir işletmecilik anlayışına geçiyor ve her alanda hizmet alımlarını artırıyoruz. Amacımız, orman köylüsüne daha fazla iş vermek ve cari giderleri azaltmak suretiyle, odun maliyetlerini düşürmek suretiyle, serbest piyasa şartlarında rekabet edebilmektir. Artık, geleneksel üretim ve pazarlama anlayışıyla üretilip, depolara taşıyıp, istifledikten sonra uzun bir satış süreciyle piyasaya endüstriyel odun sunulması rasyonel ve verimli bir işletmecilik olmaktan çıkmıştır. Bu nedenle sahip olduğumuz bu kaynağı en iyi şekilde değerlendirmek zorundayız. Bunu orman köyü ve onların oluşturduğu kooperatiflerle birlikte en son üretim tekniklerini de kullanarak gerçekleştirmek suretiyle sektörden hak ettiğimiz payı almalıyız. Bu yönde bazı bölgelerde orman köylülerimizle müşterek yaptığımız üretim işlerinde çok güzel örneklerle sonuçlar alınmıştır.

Biyolojik çeşitlilik açısından zengin ormanlarımızın önemli bir potansiyeli de odun dışı orman ürünleridir. Ancak, bu ürünlerin gereğince değerlendirilerek, ekonomiye kazandırıldığı söylenemez. Bu kaynaklarımızdan sürdürülebilirliliğini kaybetmeden planlı bir şekilde hem orman köylümüze daha fazla katkı sağlaması ve hem de katma değer yaratılarak, ekonomimize kazandırılması çalışmaları sürdürülmelidir. Orman ürünlerinin piyasaya sunulmasında en son şartlarda özverili çalışmalarıyla önemli katkılar sağlayan orman köylülerimizin bütün kaynaklardan daha fazla ekonomik katkı alabilmeleri için, onların temsilcileri olan kooperatiflerimize de önemli görevler düşmektedir. Öncelikle kooperatiflerimizin kurumsal kapasitelerini geliştirerek, odun ve odun dışı orman ürünleri üretim ve pazarlamasında uzman kuruluşlar haline gelmelerini bekliyoruz. Yaygınlaştırmaya çalıştığımız dikili satışla ağaçları alıp, üyelerini kalifiye eleman statüsünde gelişmiş üretim teknikleri donatıp, işlendirilmelerini ve sonrasında bu ürünleri pazarlayarak ekonomik kazançlarını artırmalarını bekliyoruz. Ayrıca, odun dışı ürünlerin sadece toplanmasıyla yetinmemelerini, bu ürünlerin işlenerek piyasaya sunulmasını sağlayacak kapasite geliştirmelerini bekliyor ve bundan orman köylümüzün önemli kazanımlar sağlayacağına inanıyoruz. Bu konuda teşkilatımızca, bu ürünlerin envanterinin yapılması olmasıyla da önemli bir altyapının hazır olduğunu ifade etmek istiyorum. Ancak, AB sürecinde, sadece orman kaynaklarından faydalanmak suretiyle, bütün orman köylerinin sosyoekonomik durumunu iyileştirmek mümkün görülmemektedir. Dünyadaki odun sektöründeki gelişim trendi de, odun ürünlerinin fiyatlarının artacağı işaretini vermemektedir. Bundan dolayı orman köylerinin sadece odun üretimi gelirleriyle kalkındırılacağı beklenmemelidir. Ancak, gerek odun üretimi ve gerekse odun dışı orman ürünü gelirleriyle bu süreçte önemli bir kazanç elde edeceklerini de bekliyoruz.

Diğer yandan, ülkemizdeki gelişim sürecinde orman köylerindeki göç de devam etmektedir ve şu anda 7-8 milyon olarak belirtilen orman köyü sayısının da gerçekçi olmadığı ve bu sayının 2 milyonu geçmeyeceği tahmin edilmektedir. Bunun yanında, az da olsa her orman köyünün çok fakir olduğunu da söylemek mümkün değildir. Ayrıca da, orman köylerindeki nüfus azalışının ormanların gelişim dinamiğini olumlu bir şekilde artırdığı da görülmektedir. Ancak, bu olumlu gelişmenin en kötü tarafı, gelecekte orman işçiliğinde işçi bulunamaması olacaktır. Bu göçün belirli bir oranda durdurulması gerekmektedir. Sonuç olarak, AB sürecinde ekonomik ve sosyal yönden daha gelişmiş, millî gelirden daha fazla pay alan orman köyleri oluşturulmalıdır. Bunun için orman kaynakları orman köylerinin refahı doğrultusunda en verimli bir şekilde işletilmeli ve bu süreçte ormanların sürdürülebilirliği bozulmamalıdır diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.



ŞÜKRAN YAZICI (AB GENEL SEKRETER YARDIMCISI)

Sayın Bakanım, sayın misafirler, ben sizlere, sizi ilgilendiren ana konuya başlamadan önce, bugünlerde hepimizin muhtelif kaynaklar yoluyla dinlediğiniz Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz süreci hakkında çok kısaca bir bilgi vermek istiyorum.

Evet, kırk yılı aşkın bir ilişki. Büyük beklentiler, inişli çıkışlı durağan dönemler; ama, bütün bunların arkasında 3 Ekim gibi çok önemli bir tarih. Evet, 3 Ekim tarihi, hakikaten Türkiye için çok önemli. Müzakerelerin, katılım müzakerelerinin başlama tarihi. Peki, katılım müzakereleri başlaması ne anlama geliyor? Bir aday ülkeden, katılım müzakeresine başlayan bir aday ülkeden neler bekleniyor? Aslında, bunların bir kısmını sizler biliyorsunuz; ama, tekrarlamakta fayda mütalaa ediyoruz. Şöyle ki: Siyasî kriterlere uyum, ekonomik kriterlere uyum ve müktesebat uyumu. Aday ülkenin beklentileri, aday ülkeden beklentiler bunlar. Ülkemiz 2000 yılından bu yana siyasî kriterlere uyumda çok önemli adımlar attı. Artık bizden beklenen, gerçekleştirilen mevzuat uyumunun hayata geçirilmesi. Bu bölümde takip edilecek olan uygulamadır. Dolayısıyla, siyasî kriterlerde çok önemli bir adım atmış durumdayız zaten. Ekonomik kriterlerde ise, bu süreç içerisinde bizden beklenen bir mevzuat uyumu yok; ama, beklentiler var tabiî ki. Şöyle ki: Devam eden istikrarın aynı şekilde sürdürülmesi. İşleyen Pazar ekonomisine önem verilmesi. Enflasyondaki düşüşün ani bir şekilde değil, istikrarlı bir şekilde ve düzenli olarak devam etmesinin sağlanması. Evet, adaylık sürecinde bizden beklenenler bunlar.

Gelelim müktesebat uyumuna: Evet, bizi en fazla zorlayacak bölüm bu bölüm. Takriben 120 000 sayfalık topluluk hukukunu Türk hukukuna aktarmamız gerekiyor. Ama, bu çalışmalar 3 Ekimde başlamadı, bu çalışmalar çok daha önce, 2000 yılında başlatıldı zaten ve önümüzde, bunları tamamlamak için yeterli zamanımız da var. Önemli olan elbirliğiyle bu işlere başlamamız ve yapmamız. Evet, müktesebat uyumu, bu süreç içerisinde 35 başlık altında incelemeye tabi tutulacak, işte ana müzakereler bunlar. Müzakere süreci iki ayaklı. Bunlardan birincisine biz tarama diyoruz, ikincisi ise esas müzakereler. Taramayı da kendi içerisinde ikiye ayırıyoruz. Tanıtıcı tarama ve ayrıntılı tarama. Tanıtıcı taramada, her bölüm için, söylediğim 35 bölümün her biri için o bölümde çalışan tüm kamu kurum ve kuruluşlarımızın temsilcileri Brüksel’e gidiyorlar ve komisyon uzmanları, kendilerine o bölümde yer alan müktesebat hakkında bilgi veriyorlar ve tabiî ki, bizim heyetimizin sorularını cevaplıyorlar. Bundan takriben bir ay sonra, yani, bu toplantıdan takriben bir ay sonra ayrıntılı tarama toplantısı yapılıyor aynı konuda. Bu sefer Türk heyeti sunuşlarını yapıyor. Türkiye’deki mevcut durum komisyona anlatılıyor. Sıkıntılar da anlatılabiliyor tabiî ki ve komisyonun sorduğu sorular cevaplanıyor. 35 bölüm için bunlar ayrı ayrı gerçekleştirilecek. Her bir bölümde taramalar bittikten sonra, komisyon bir tarama raporu hazırlayacak. Bu tarama raporunda da bir tavsiye bölümü olacak üye devletlere. Tavsiye bölümünde komisyonun yaktığı ışık çerçevesinde, üye devletlerin tabiî ki, soruları olacak komisyona, bunlar da cevaplandırıldıktan sonra, o bölüm başlığı için müzakerenin açılıp açılmamasına karar verilecek. Yalnız bir başlıkta müzakerenin açılabilmesi için 25 üye devletin evet demesi gerekiyor. Daha sonra da müzakerenin açılmasına karar verilirse, Türkiye’den müzakereyle ilgili bir tutum belgesi hazırlaması gerektiği bildiriliyor ki, en önemli safha bu; çünkü, bu tutum belgesinde, siz bundan sonra neler yapacağınızı, bu işleri nasıl tamamlayacağınızı karşı tarafa anlatma durumundasınız. Evet, süreç böyle bir süreç. 3 Ekimde başlama tarihi verildi ve fiiliyatta 20 Ekimde biz olaylara başladık. İlk olarak bilim araştırma başlığıyla başlandı 20 Ekim tarihinde, onun takriben bir ay sonra ayrıntılısı yapıldı, eğitim kültür, kamu alımları, rekabet politikaları, iş kurma hakkı ve hizmetlerin serbest dolaşımı, sermayenin serbest dolaşımı başlıklarında, hem tanıtıcı tarama hem de ayrıntılı tarama toplantıları bitirildi.



Tarım ve kırsal kalkınma bölümünde ise; bilgilendirme toplantısı, yani, tanıtıcı tarama yapıldı. Ayrıntılı tarama ise, ocak ayında yapılacak. 23 Ocakta bir hafta sürecek bir toplantıyla, Türkiye kendi durumunu karşı tarafa anlatacak.

Şimdi, ben size kırsal kalkınma hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Nedeni de, orman köylülerimizin bundan sonraki durumunun bu başlık altında ele alınacak olmasından kaynaklanıyor. Ülkemizin aksine, Avrupa Birliğinde ormancılık faaliyetleri genellikle özel müteşebbisler tarafından yürütülüyor. Ayrıca, ormancılık kırsal kalkınma başlığı altında yer alıyor, yani o faaliyetlerin içinde yer alıyor. Ormanların sürdürülebilir ve çok amaçlı yönetimi devam ettirilirken, ekonomik değerlerinin iyileştirilmesi ve artırılması, üretimin çeşitlendirilmesi ve orman ürünlerinin piyasa imkânlarının artırılmasına yönelik destekler veriliyor. Avrupa Birliğinde de, ülkemizde olduğu gibi, kırsal kesimin gelir düzeyi genel ortalamanın altında. Bu nedenle, kırsal kesimin yaşam kalitesini artırmak ve gelir düzeyini yükseltebilmek amacıyla tüm faaliyetler destekleniyor. Her yıl Avrupa Birliği, genel bütçeden kırsal kalkınmaya ayırdığı miktarı artırıyor. Adaylık sürecinde Avrupa Birliği, bizden de tarımda yeniden yapılanma ve kırsal kesime yönelik bir kırsal kalkınma stratejisi ve bu stratejiyi hayata geçirecek bir plan hazırlamamızı istedi. Tarım Bakanlığımızın desteğiyle, Devlet Planlama Teşkilatımız, ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerini alaraktan bu stratejiyi hazırladı. Yakın bir zamanda; çünkü, üzerinde çalışmalar ediyor, resmî hale gelmesini bekliyoruz bu stratejinin. Bu stratejide, kırsal kesimin yaşam koşullarının iyileştirilmesi, gelir kaynaklarının artırılmasına yönelik öncelik ve hedeflere yer verilmekte, kırsal kalkınma planının da ise, bu hedeflere ulaşabilmek için ne tür çalışmaların yapılacağı, hangi finansman kaynaklarının kullanılacağı yolunda kapsamlı düzenlemeler ve politikalar bulunmaktadır. Hazırlanmakta olan stratejide, orman köylülerinin kişi başı düşen millî gelirleriyle Türkiye’nin en yoksul ve sosyoekonomik açıdan en az gelişmiş toplumun bir kesimi olduğunun altı çizilmektedir. Tarım arazilerinin sınırlı olması, geçim kaynakları çoğunlukla ormancılığa bağımlı, pazara ve hizmetlere erişim imkânları açısından dezavantajlı olan orman köylerinde ve kent merkezlerine uzak kırsal yerleşimlerde yoğun olarak hissedilen göçe neden olan olumsuz istihdam koşullarına özel önem atfedilmektedir. Yine bu stratejide, kırsal ekonominin geliştirilmesi ve iş imkânlarının artırılması, insan kaynaklarının örgütlenme düzeyinin geliştirilmesi, kırsal alan fizikî altyapı hizmetlerinin geliştirilmesi ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi, kırsal çevrenin korunması ve geliştirilmesi temel hedefler olarak tespit edilmiştir. Kırsal ekonominin geliştirilmesi ve iş imkânlarının artırılması hedefi kapsamında, tarımsal ve tarım dışı faaliyet ve üretimin çeşitlendirilmesi ele alınmaktadır. Tarım ve gıda sektörünün rekabetçi bir yapıya kavuşturulması, üretimin pazar Koşullarına yönlendirilmesi, teknoloji kullanım düzeyinin artırılması, yerel bilgi, beceri ve kaynakların kullanımı yoluyla arıcılık, ipekböcekçiliği, süs bitkileri, organik tarım, tıbbi ve aromatik ürünler üretimi, bıldırcın, ördek, kaz ve devekuşu yetiştiriciliği gibi yerel koşullara uygun faaliyetler. Özel ormancılık işletmelerinin desteklenmesine devam edilmesi öngörülmektedir.

Yeniden yapılanma sürecinde, özellikle yoksul hanelerin geçim kaynaklarının artırılması ve dezavantajlı grupların bilgi ve becerilerinin artırılarak üretken kılınması amacıyla bazı faaliyetlere yönelik destek verilmesi de öngörülmektedir.

Başta orman köyleri olmak üzere, tarımla kalkınması mümkün olmayan yörelerin yerel kaynaklara dayalı olarak alternatif faaliyetlere yönlendirilmesi, tarımdan ayrılacak kırsal kesime yeni iş imkânlarını sağlanması, sadece tarımsal faaliyetlerle geçimini sağlayan işletmelerin geçim kaynaklarının çeşitlendirilmesi, işsizlik sorunu yaşayan gençler ve tarımda gizli işsiz konumunda ücretsiz aile işçisi olarak istihdam edilen kadınlar iş imkânları oluşturulması ana öngörülen hedefler arasındadır.

Burada, özellikle kırsal alandaki doğal ve kültürel varlıkların zenginliği çeşitliliğinin yarattığı günlük ve yatılı turizm potansiyeli, geleneksel zanaat ve el sanatları ve yöresel ürünlerin ve hizmetlerin tanıtımı ve satışı üzerinde durulmaktadır. Bu amaçla, önümüzdeki dönemde bu faaliyetlere hayata geçirecek gerekli yatırımların desteklenmesi planlanmıştır. Tüm bu faaliyetlere sağlanacak desteklerin yanı sıra, insan kaynaklarının geliştirilmesi amacıyla meslekî eğitim ve ortaya konan hizmet ve ürünlerin pazarlama imkânlarında sürekliliğin sağlanması üzerinde de önemle durulmaktadır. Diğer taraftan, gençlere ve tarımdan ayrılan işgücüne yeni iş olanakları sağlayabilmek için, meslekî bilgi, girişimcilik eğitimi ve rehberlik hizmetleri hayata geçirilecektir.

Kadınların gelir getirici faaliyetlere yönlendirilmelerinin yanında, girişimcilik ve örgütlenme konularında bilgi ve bilinç artırıcı faaliyet ve hizmetler yaygınlaştırılacaktır.

Stratejinin kırsal alan fizikî altyapı hizmetlerinin geliştirilmesi ve yaşam kalitesinin artırılması hedefinin altında ise, ulaşım, içme suyu ve kanalizasyon altyapısının iyileştirilmesi üzerinde durulmaktadır.

Kırsal çevrenin korunması ve geliştirilmesi hedefi altında, ormancılık faaliyetlerine ayrıca atıfta bulunulmuştur. Bu kapsamda orman kaynaklarının korunması ve orman köylüsünün kalkındırılmasına katkıda bulunmak amacıyla, orman kadastrosu çalışmalarının hızlandırılması, mera hayvancılığının ormanlar üzerindeki baskısının azaltılması, ağaçlandırma ve toprak muhafaza çalışmalarının yapılması, orman yangınlarıyla mücadele kapsamında idarî ve teknik altyapının güçlendirilmesi, enerji ormanı tesisi, orman kaynakları üzerinde ilave baskı yaratmadan odun dışı orman ürünleri üretiminin geliştirilmesi ve sosyal ormancılık faaliyetlerine yönelik tedbirlerin geliştirilmesi hedeflenmektedir. Bütün bunlardan da görüleceği üzere, kırsal kalkınma stratejisi ve ona bağlı çıkarılan kırsal kalkınma planı, kırsal kesimimiz, özellikle de orman köylerimiz için yeni fırsatları ortaya çıkaracaktır. Bunlardan en somut olanları öncelikle orman köylerinin eğitim, sağlık, yol ve su gibi altyapı sorunlarının giderilmesine yönelik hedeflerin benimsenmesidir. Orman köylerinde yaşayanlara ek gelir kaynakları yaratmak üzere değişik projeler geliştirilecek ve bu köylerin kırsal turizm veya su ürünleri yetiştiriciliğinden gelir elde etmesine yönelik proje ve faaliyetler desteklenecektir. Orman köylülerinin meslek edinmesine yönelik çeşitli programlar yürütülecek, meslek edindirilen bu kişilerin tarım, sanayi entegrasyonu çerçevesinde oluşturulan üretim odaklarında iş bulması sağlanacaktır.

Evet, size kısaca ben, kırsal kalkınma stratejisini özetlemeye çalıştım. Haklısınız, ilk bakışta bir paragraf gibi görünüyor;ama, bu sadece stratejidir. Strateji planla detaylandırılır, plandaki tedbirlere ise projelerle hayat verilir. Biz, sürecin daha çok başındayız. Umarım, buraya koyduğumuz hedefler, orman köylüsünü tatmin edecektir. Bu stratejinin hazırlanmasında tüm kamu kurum ve kuruluşları katkıda bulunmuşlardır, zaten onların hazırladığı bir stratejidir;ama, dediğim gibi, daha çok başındayız olayın. Süremiz var, önemli olan bu süreyi olabildiğince verimli değerlendirmek.

Ben, bugünkü çalışmalarınızda, bu vesileyle başarılar diliyorum ve hayırlı olmasını temenni ediyorum, teşekkür ediyorum.

OSMAN PEPE (ORMAN VE ÇEVRE BAKANI)
Değerli arkadaşlar, OR-KOOP’la birlikte, Avrupa Birliği sürecinde Türk ormancılığının ve orman köylüsünün nasıl bir süreci yaşayacağı ve bu süreci hep birlikte nasıl yöneteceğimizi, bugünkü istişare toplantısında, siz değerli katılımcılarla, kooperatif temsilcileriyle, orman köylülerinin içerisinde bulunduğu şartları en yakından hisseden köylülerimizle, kardeşlerimizle hasbıhal etmek ve elbette ki, ülkenin içerisinde bulunmuş olduğu bu hızlı gelişme trendinde millî gelirden orman köylüsünün daha fazla pay alması, refahtan daha fazla pay alması, bunları nasıl yapabiliriz; bunlar, zannediyorum bugün ağırlıklı olarak görüşülecek tartışılacak. Ülkemizin yüzde 27’sinin ormanlarla kaplı olduğu, bu yüzde 27’nin önemli bir kısmının, yüzde 50’ye yakının verimsiz ormanlardan meydana geldiği ve dünyanın hiçbir yerinde, biraz önce arkadaşlarım da ifade ettiği gibi, tanım olarak orman köylüsü tanımı olmamasına karşın, ülkemizde böyle bir tanımın hem Anayasa ve hem de yasalarda takim edildiğini, düzenlendiğini, Türkiye'de millî gelirin onda 1 oranında pay alan orman köylüsünün ülkenin en yoksul kesimlerini teşkil ettiğini, sosyal devlet olmanın gereği olarak millî gelirin adil bir şekilde dağıtılmasında, bütün kesimlerin millî kesimden adil bir şekilde pay almasından, refahtan istifade etmesi, hükümetimizin önceliklerinden birisidir. Takdir edeceksiniz ki, uzun yılların birikimi olan birtakım anlayışları bir günde, bir yılda değiştirmek mümkün değildir. Ancak, bu değişim ve dönüşüne hep birlikte gönül vermek ve inanmakla meselenin çözümünün daha kolay olacağına inanıyoruz. Türkiye’nin ormancılık politikalarına bakıldığı zaman tek başına ormanı bir odun deposu olarak görme anlayışının günümüzün dünyasındaki ormancılık anlayışında artık yerinin kalmadığını, ormancılığa daha değişik gözle bakmak, insanlığın ortak geleceğinin bir önemli teminatı, çok önemli bir enstrümanı olduğunu hep birlikte görmemiz lazım. Yani orman, sadece kereste üretilen, sunta, MDF hammaddesi üretilen, yakacak üretilen alanlar değildir. Tabiî, bunu insanoğlu, çok fazla bir geçmişi olmayan yakın bir süre içerisinde bunu idrak edecek noktaya gelmiştir; çünkü, önümüzdeki yüzyıllar içerisinde dünya insanlığının en büyük sıkıntısı sağlıklı, sürekli ve temiz su kaynaklarına sahip olmasına bağlıdır. Su, hayat için olmazsa olmaz; ama, su kaynaklarını rehabilite eden, regule eden, en önemli düzenleyici olan ormanlardır. Ormanları korumak ve geliştirme, sadece su kaynaklarının yönetilmesi açısından değil, erozyonun kontrolü açısından, verimliliğin artırılması açısından, hava kalitesinin yönetilmesi açısından ve hava kalitesinin insan sağlığının en iyi şekilde yönetebilmesi açısından fevkalade önemli, yani hava kalitesini düzenleyici olan bir noktada ormanlar.

Elbette ki, burada benim konum, şu andaki bugünkü format içerisinde ormanların tek başına faydalarını, sosyal, ekonomik olarak burada sıralamak değildir, çevre açısından sıralamak değildir. Bizim burada sizinle birlikte konuşmayı arzu etmiş olduğumuz husus, orman köylüsünün hayat standardını nasıl yükseltebiliriz? Yani, işin, eğer bir tek cümleyle özetlenmesi gerekirse, bu orman köylüsünü, evet, bugün içerisinde bulunmuş olduğu olumsuz şartlardan daha başı dik, daha karnı tok, daha kendisine güvenen, daha geleceğine umutla bakan hale nasıl getiririz. Bu konuda hangi projelere, Çevre ve Orman Bakanlığı olarak ve bütün ilgili kurum ve kuruluşlar ve bakanlıklar olarak, bu konuda ne yapmamız lazım. Bugün, ülkemizdeki orman köylüsünün sayısı hakkında net rakamlar söylemek mümkün değil; ama, şu bir realite: Bugün ülkemizdeki orman köy sayısı, neredeyse köylerimizin yüzde 50’si orman köy statüsündedir. Tabiî bu orman köy statüsü verilirken, bu, bazı yerlerde, belki siyasî mülahazalarla, bazı yerlerde abartılmış olabilir; ama, bu abartılmış rakamların da çok büyük bir yekûn teşkil ettiğini şahsen düşünmüyorum. Orman köylerinden çok ciddî bir göç olduğunu da biliyoruz. Orman köylerinden büyük şehirlerin varoşlarına şu andaki söz konusu olan göçün, çarpık yapılaşmayı ve çarpık kentleşmesi tetiklediğini, oraya göç eden orman köylülerini ve köylülerimizin hiçte mutlu olmadıklarını, eski hayatlarına, o köylerinde yaşamış oldukları mütevazı hayata hasret duyduklarını, özlem duyduklarını, keşke, orada yiyecek bir dilim ekmeğimiz olsaydı da, başımıza akıtmayan bir damımız olsaydı da orada yaşayabilseydik, bunun öykünmesi içerisinde olduklarını çok iyi biliyorum. İşte, biz, bugün, bir taraftan Ağaçlandırma Genel Müdürlüğümüz, bir taraftan Orman Genel Müdürlüğümüz, bir taraftan Or-Köy Genel Müdürlüğümüz marifetiyle, çeşitli fasıllar, çeşitli adlar adı altında orman köylülerimize birtakım transferler yapmamıza rağmen, bunlar, orman köylülerimizin hayat standardını yeterince değiştirmeye kifayet etmediğini hep birlikte görüyoruz. Yani, ortada elle tutulur nesnel bir durumun fazla da tarifine hacet yoktur zannediyorum.

Şimdi, biz, burada, orman köylerine yönelik olarak Or-Köy marifetiyle yapmış olduğumuz projelerle, orman köylerimizin çok az bir kısmına ancak erişebiliyoruz. Taleplerin çok önemli bir kısmını, maalesef, karşılayamıyoruz. Çünkü, ülkemizin ekonomik şartları, bütçe imkânları, bunlar bizi ciddî şekilde engellemekte, bizim yapmak istediğimiz hizmetleri önlemektedir. Ancak biz, burada, orman işçiliği, orman yangınlarıyla mücadelede istihdam etmiş olduğumuz orman köylüleri, üretimde istihdam etmiş olduğumuz orman köylüleri, ağaçlandırmada yılın altı ayında istihdam etmiş olduğumuz orman köylüleri ve bu bütün bu çalışmalarla total olarak orman köylüsüne direkt ve endirekt olarak transfer edebildiğimiz rakam 1 katrilyon civarındadır, direkt endirekt diyorum. Bunu hane başına böldüğünüz zaman yine millî gelirden almış oldukları payların çok da yükselmediğini görüyoruz.

Burada ne yapmamız ne lazım? Biz bakanlık olarak kendimize birtakım projeksiyonlar koyuyoruz, hedef projeler koyuyoruz. Hedef projelerde yapmak istediklerimizden birisi, önümüzdeki on yıl içerisinde kırsal kalkınma boyutuyla orman köylerinde orman varlığının geliştirilmesi, ormancılığımızın daha verimli hale getirilmesi için yılda 500 000 kişiye kırsalda iş imkânı bulmak mecburiyetindeyiz. Şu anda 90 000-100 000 kişiye, sadece altı ay süreyle Ağaçlandırma Genel Müdürlüğümüzün yapmış olduğu çalışmalarda iş temin edebiliyoruz. Orman köylüsünün şehre gelmesi, devletin üzerine çok daha büyük yükler getireceğinin farkındayız. Şehirlerin, taşıma kapasitesinin üzerine çıkan nüfuslarıyla, optimal büyüklüklerin üzerine çıkmasıyla şehirlerin yönetilmesinin, altyapı yetersizliklerinin ve şehre göçen insanların şehir dokusuna intibaktaki sıkıntıları ve de en önemlisi orada refahtan yine minimum derecede istifade etmeleri, bizim konuya çok daha hızlı bir şekilde yaklaşmamızı gerektirmekte ve bu konuyla alakalı önümüze koymuş olduğumuz projeksiyon şudur: Yılda 500-600 trilyon ilave orman köylüsünün hayat standardını yükseltmek için kullanmamız lazım. Bizim hesabımız takribi olarak yılda 2-2,5 milyar dolarlık bir transfer yapılması lazım. Bu 2-2,5 milyar dolarlık bir transferle, ormanlarımızın rehabilitasyonunu, yeni orman alanlarının ihyasını ve imarını ve bununla birlikte, orman köylüsünün hayat standardını da yükseltmemiz lazım.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de OR-KOOP’un da çok yakından bildiği, sizlerin de son derece yakından bilmiş oldukları bir hususu burada, sizinle bir kez daha, bu vesileyle, paylaşmak istiyorum. Orman köylerinin bir kısmında orman köylüsünün ekecek bir karış toprağı bile yoktur, bazı köylerimiz böyledir. Yani, okul yapacak yeri yoktur, sağlık ocağı yapacak yeri yoktur, doğru dürüst gidecek yolu yoktur, yani, orman köylüsüne, biz, sana, hadi koyun verelim, efendim süt koyunculuğu yap; biz, sana, efendim inek verelim, sütçülük yap; biz, sana, efendim atölye kuracak para verelim, atölye kur desek bile atölye kuracak yeri yoktur, ahır yapacak yeri yoktur, okul yapacak yeri yoktur... Peki, şu andaki mevcut evinden, çocuğunu evlendirdiği zaman yeni bir tek ilave edecek imkânı olmayan orman köylülerinin olduğunu biliyoruz. Peki, bu orman köyleri, bu haliyle sürüp gidecekler mi? Gidemezler. Ne yapmamız lazım? Bu orman köylerini mutlaka ve mutlaka taşımamız lazım. Peki, bunları nasıl taşıyacağız? 6831 sayılı Orman Kanunun 2/A maddesinde, orman köylerinin taşınmasıyla alakalı bir düzenleme var; ama, 2/A ile alakalı, doğrusunu söylemek gerekirse, bugüne kadar birtakım çalışmalarımız oldu, bazı yerlerle, yani Ege, Marmara, Akdeniz, Karadeniz’de bazı çalışmalarımız oldu. Ama, büyük mikyasta bunu realize edecek adımları atamadık. Ancak, açık yüreklilikle şunu sizinle konuşmak lazım: Şu andaki orman nüfusunun önemli bir kısmı bu şekildeyken, bu insanları taşımanın yolu, 2/A’nin çözümü 2/B’dedir. Bakın, Türkiye’de takribi olarak 500 000-600 000 hektarlık 2/B arazisi var. Bunların bir kısmı orman alanlarının içerisinde kalan, her tarafı ormanlarla çevrili olan alanlardır. Bizim düşüncemiz, sivil toplum kuruluşlarıyla da yapmış olduğumuz çalışmalarda, orman köylülerinin sorunlarını... Mecliste araştırma komisyonu kurulmuştu. Orada yapılan çalışmalarda, Birinci Çevre ve Ormancılık Şûrasında yapılan çalışmalarda, değerli bilim adamlarının uygulamanın içerisinden gelen arkadaşlarımızın oradaki sunmuş oldukları tebliğlerde ortak bir kanaat ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan ortak kanaat, bu orman köylüsünün hayat standardını değiştirmek, yükseltmek,onların çoluk çocuğunun doğru dürüst iş sahibi olmalarını temin edecek finansmanı temin etmek, onları ev sahibi, onları iş sahibi yapabilecek gelir transferi, aslında bugün mevcuttur. İşte, bu ormanın içerisindeki bu alanları, biz bunlara yaylak ve kışlak diyoruz bir kısmına, bir kısmına da tamamen orman alanları içerisinde kaldığı için, buraları bila bedel ağaçlandıralım ve ormana döndürelim. Yine, bazı orman köylerimizin kullanmış olduğu yaylaklar ve kışlaklar var. Buraları da köy tüzelkişiliklerine bila bedel verelim. Yine, orman köylümüzün kullanmış olduğu fındık bahçesi, çay bahçesi var, mısır tarlası var, güneyde narenciye bahçesi var, zeytinlikler var. Buraları da son derece düşük, sembolik rakamlarla orman köylüsüne verelim diyoruz. Ne yaptım?

1 - ormanın içerisinde her tarafı, dört bir tarafı ormanlarla çevrili olan alanlar, buraları orman yapalım.

2 - Orman köylüsünün yaylak ve kışlak olarak kullandığı yerler var. Buraları orman köylüsüne bedelsiz olarak verelim diyoruz.

3 - Çok yıllık bitki ektiği ve bazı yerlerde de... Şunu da söyleyeyim size: Çay Kanununda, 1950’lerde Doğu Karadeniz’de ormanın açılıp, oraların çay bahçesi yapılması devlet tarafından teşvik edilmiştir ve primlendirilmiştir. Şimdi, Türkiye’nin dört bir tarafındaki bu sıkıntı varken, diyoruz ki, bunları da çok sembolik bedellerle verelim. Niye? Bu insanları devletin kapısına aş ve iş diye dayanan insanlar haline mi getirmek istiyoruz? Hayır. Orada, hayat tekerini, hayatını idame ettirecek gelir imkânlarını orada en iyi şekilde nasıl daha verimli hale getirebiliriz, bunu destekleyelim, bu insanları da burada bu şekilde tutalım; yani, büyük şehirlere göçü frenleyelim.

Bunun dışında, tamamen şehirleşmiş alanlar var. Buralarda ne orman var ne de orman köylüsü var. Alalım oradan, işte orman köylüsüne oradan verelim, alalım oradan size verelim. Niye? Bugün, Antalya’nın Kepez’inden, İstanbul’un Beykoz’una, Ümraniye’sine kadar, Mersin’in Tarsus’una, İzmir’in Aliağa’sına, Kocaeli’nin Gebze’sine kadar Türkiye’nin dört bir tarafında bu tabloyu iyi biliyoruz.

Arkadaşlar, haksız olarak milletin malını kullananlardan bu hakkı alıp, hak sahibi olan orman köylüsüne ve ormana döndürmek, aslında sosyal devletin, aslında hukuk devletinin gereğidir. Bunu da yapmamız lazım. Burada da orman köylüsünün ve onun örgütlü kesimlerinin bize destek vermesi lazım. Örgütlü kesimlerinden, Sayın OR-KOOP Başkanın ve yöneticilerinin, yapılan çalışmalardan malumatları olduğunu, zaten çalışmalar katıldıklarını sizler de yakından belki biliyorsunuzdur.

Benim burada, siz değerli orman köylüsü OR-KOOP yöneticisi arkadaşlarıma söylemek istediğim hususlardan birisi de şudur: Avrupa Birliği sürecinde, elbette ki çokça televizyonlarda, gazetelerde, bu konu çeşitli boyutlarıyla gündeme geliyor, bundan sonra da gelmeye devam edecektir. Türkiye, elbette ki Avrupa Birliği müzakerelerini sürdürürken ülkemizdeki bölgeler arasındaki kalkınmışlık farkını gidermek mecburiyetindeyiz. Bölgeler arasında, kesimler arasında bu kalkınmışlık farkını gidermek devletin öncelikleri arasındadır. Bunu yaparken çok iyi farkındayız ki, biz, orman köylüsünün, hem Anayasal hem de yasal olarak sahip olmuş olduğu hakları daha fazla geliştirmek mecburiyetindeyiz. Dünyadaki ormancılık anlayışının bizden çok daha farklı olduğunu, bir Finlandiya’nın, Türkiye kadar orman alanına sahip olmasına karşın, yılda 15 milyar dolar ormancılık geliri olduğunu; ama, Türkiye’nin 1 milyar dolar bile elde edemediğini; çünkü, ormanlarımızı iyi yönetemiyoruz, iyi işletemiyoruz. Ormanlarımızı iyi yönetemiyoruz derken, bu konuda Türkiye’deki en tecrübeli, en birikimli kurumlardan birisi olan Orman Genel Müdürlüğümüzün merkez ve taşra örgütlerinin yapmış olduğu çalışmaların yetersiz olduğunu söylemek istemiyorum. Ancak, Türkiye’de, bu mevcut Anayasa ve yasalardaki düzenlemeler, bizim, biraz önce de ifade ettiğim gibi, bu konularla alakalı yapılacak çalışmalarda hızımızı kesiyor.

Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliği sürecinde elbette ki, kırsal kalkınma son derece önemlidir. Yalnız, ormanların kırsal kalkınmanın önemli bir bileşeni olarak görmek ve ormancılık politikalarını kırsal kalkınma başlığı altında değerlendirmek, bana göre, istenilen maksadı tam olarak temin edemez. Yani, orman köylüsüyle alakalı hayat standardının ve refahtan almış olduğu payın artırılmasıyla alakalı yapılacak çalışmalara, kırsal kalkınma bağlamında desteklerin verilmesi doğrudur; ama, bu yeterli değildir. Çünkü, ormana daha değişik bir gözlükle bakmak mecburiyetindeyiz. Biz, ormancılığa bakışımızın bir bölümünde de millî parklar marifetiyle yapmış olduğumuz düzenlemelerden birisi olan bu avlak düzenlemeleri var. Bazı köylerinde bununla alakalı ciddi çalışmaların olduğunu, yüzlerce avlak düzenlemesiyle orman köylüsünün hem işlendirilmesi, iş sahibi yapılması hem de buradan ciddi bir şekilde gelir sahibi yapılmasının önü açılmak isteniyor.

Yine, ekolojik turizm, eko turizm. Eko turizm, dünyada yükselen bir trend olarak, ülkemizde de mutlaka ve mutlaka geliştirilmesi gereken bir sektör olarak algılanıyor. Orman köylerine turistik bölgelerde, bilhassa Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz Bölgelerinde köy tüzelkişiliklerine, birtakım dinlenme ve mesire yerleri tahsis edilmesiyle, köylerimizin bu eko turizmden daha fazla pay almasının ve kendi üretmiş oldukları yöresel ürünlerin pazarlanmasında birtakım imkânların oluşması fırsatını onlara sunmaya çalışıyoruz.

Değerli kardeşlerim, bizim, siz değerli orman köylüsü ve OR-KOOP üyesi olan arkadaşlarımın, temsilci olan arkadaşlarımın, önümüzdeki süreçte üretim ve planlama ve eğitim çalışmalarına, Bakanlığımızın da desteğiyle ve merkez teşkilatınızın da önderliğinde, mutlaka yeni ufuklar açmak mecburiyetimiz vardır. Çünkü, dünyada ormancılıktaki üretim o kadar farklılaşmış ki, biz, ormancılıktaki üretim faaliyetinin, istihsal faaliyetinin ne kadar zorlu bir iş olduğunu, yaz ve kış şartlarında ülkemizin muhtelif kesimlerindeki ormanlarda yapılan üretimi yerinde gitmiş, görmüş, yaşamış birisi olarak, gerçekten bu tam bir ağır bir işçiliktir. Bu arkadaşlarımızın, bu alanda çalışan köylülerimizin, üretimde alın teri döken köylülerimizin, burada son derece zor şartlarda üretim yaptıklarını biliyoruz. Buradan daha fazla pay almaları lazım. Şu anda biz, kendilerine dikili satış noktasında, arkadaşlarım bu konunun üzerinde durdular. Pazar payından nakdî olarak daha fazla pay almaları noktasında, belki birtakım değişiklikleri beraber konuşmamız lazım. Bunları tamamen masa başında, sizinle bir yuvarlak masa toplantısında, sizin örgütünüzle, sizin taşra birimlerinizle oturup konuşmamız lazım. Konuşacak olduğumuz mesele, sözümün başında da ifade ettiğim gibi, size ne kadar daha fazla pay verebiliriz. Bu üretimden sizin alacak olduğunuz payı nasıl yükseltebiliriz. Orman köylüsünün hayat standardını nasıl yükseltebiliriz. Biz, bugün, ülkemizdeki, şehirlerdeki kanunsuzlukların, şehirlerimizdeki, varoşlardaki bozulmaların, kapkaçların, elbette ki kontrol edilebilmesi, bunların minimize edilebilmesinin en temel şartı, insanların doğduğu yerde karınlarının doyurulmasını temin etmektir. Ayrı bir kültür, ayrı bir sosyal ortamın insanları sıkıntıya düşürdüğünü, bu geçişin hızlı bir şekilde yapılmasının birtakım sıkıntılara mahal verdiğinin ve bunları bazı kesimlerin de istismar ettiğini ve bu istismara mani olmak hepimizin ortak görevidir.

Sizinle birlikte bugün yapmış olduğumuz bu toplantı, ben OR-KOOP Başkanı ve yöneticilerine teşekkür ediyorum. Avrupa Birliği sürecinde elbette ki, Bakanlığımızın en önemli konuşacağı konulardan birisi de, üzerinde durmamız gereken meselelerden birisi de OR-KOOP, orman köylüleri ve onların şu anda içerisinde bulunmuş olduğu şartlardı. Bunu zemin hazırlama, bunu müzakere etme, bunu istişare etme platformuna vesile oldukları için ben de kendilerine teşekkür ediyorum ve ümit ediyorum ki, biz, bu süreci önümüzdeki dönemde birlikte tam bir ortak anlayışla, yani, biz burada, işveren, onlar işçi değil; hepimiz bu işin sahibi olarak meseleye hep birlikte dört elle sarılarak işin üstesinden geleceğimize inanıyorum. Ancak, tabiî bunun için birazcık zamana ve birazcık sabra ihtiyacımız olduğunu, bu vesileyle değerli orman köylüsü arkadaşlarımın, burada bulunan değerli temsilcilerin, bundan sonraki süreçte, merkezde ve taşrada, bizim Bakanlığımızın ilgili birimleriyle mutlaka daha yakın olacaklar ve çalışmaları hep birlikte götüreceğiz.

Ben, bugünkü toplantının, orman köylülerinin sorunlarının çözülmesinde önemli bir başlangıç olmasını temenni ediyorum; katılımınızdan dolayı ve organizasyondan dolayı teşekkürlerimi sunuyor, hepinize iyi günler diliyorum.


ALİ KÜÇÜKAYDIN (ORMAN MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL BAŞKANI)
– Önemli bir konuyu gündeme taşıdığı için, Sayın OR-KOOP Başkanına, Çevre ve Orman Bakanlığına teşekkür ediyorum.

Burada ifade edildi; Avrupa Birliği müktesebatı çerçevesinde, Tarım Bakanlığı, yani, tarım sektörü altında kırsal kalkınma gündem ediliyor, ormancılık da bunun altında. Buradaki kırsal kalkınmadan anlaşılan, tarımsal ürünlerin bir tarafa bırakılarak ağaçlandırmaya ağırlık verilmesi şeklinde algılanıyor. Avrupa Birliği sürecinde, Avrupa Birliği ülkelerinde, burada ifade edildi yine, orman köylüsü diye bir kavram söz konusu değil. Ülkemizde yaklaşık 40 000 köyün 20 000’i orman köyü ve bunların yaklaşık 7 milyon civarında nüfusa sahip olduğu ifade ediliyor değişken olmakla birlikte. Tabiî ki, bu süreçte genelden, uluslararası süreçten kopmamak kaydı şartıyla kendimize özgü çözümlerimizi de ortaya koymak durumundayız. Burada tarım sektörünün altında bir ormancılık var Avrupa Birliği müktesebatında;ama, ifade ettiğim gibi, Türkiye’de çok farklı bir coğrafya var, yüzde 86 erozyona muhatap topraklarımız var, çok kırık bir arazi yapısı var ve bunun içinde yaşayan orman köylerimiz var. Yeni bir taslak var. Tarım Bakanlığınca, şu anda taslak halinde, sanıyorum görüşler alınıyor. Burada, kırsal kalkınma genel müdürlüğü kuruluşuyla ilgili bir taslak ve bu taslağa baktığınızda, yıllardır kırsalda deneyim, birikim elde etmiş ORKÖY, personeliyle birlikte Çevre Orman Bakanlığında kalıyor, kırsal kalkınma genel müdürlüğü Tarım Bakanlığı altında yeniden bir yapılanmaya giriyor. Ben, tabiî bunun süreç içerisinde bunların düzeleceğini umut ediyorum, düzeleceğini biliyorum; ancak, bunu özellikle ifade etmek istedim, biz, artık kırsal kalkınmayı, kırsal kalkınmanın bir entegrasyon olduğunu, entegre çalışma gerektiğini ve bu ülkede artık mesleklerin birlikte çalışmasının elzem olduğunu ve bunun bilincine varmasının gerektiğini ifade etme anlamında bunu ifade ettim. Elbette bu süreç içerisinde, daha hükümet tasarısı olacak, ilgili komisyonlara gelecek vesaire. Ama, bu alanda ORKÖY, mutlaka bu yapı içerisinde yerini alacağını umut ediyorum ve kırsaldaki bu birikimler mutlaka yerini alacağını ifade ediyorum.

Ben, tabiî uzun süreçli konuşmalar oldu. Sayın Bakanımın ardından lafı çok fazla uzatmak istemiyorum; ama, burada ifade etmek istediğim birkaç cümleden biri, yine bütçe ifade edildi. Gerçekten, orman köylülerine, kırsala ayrılan bütçe bugün ORKÖY bütçesi son derece düşük. Bunun herkes farkında. Bununla yapılabilecek şeyler çok sınırlı.

Yine burada ifade edildi. Artık, orman köylülerimizin bazılarının yerinde kalkındırılması mümkün değil. Yerinde kalkındırmak elbette esas;ama, yerinde kalkındırılması mümkün olmayan ve ormanlarımız üzerinde de baskı teşkil eden, hem insanlarımızın hayat seviyesi gerçekten son derece düşük hem de ormanlarımız için baskı teşkil eden alanlarda artık bu 2/A'nın uygulanması zorunluluk haline geldi. Yani, bizler de bu anlamda yaptığımız inceleme raporunda, inşallah, fakültelerimizle örnek bir pilot proje haline de getireceğiz, Bakanlığımıza da arz edeceğiz bunu, gündeme taşıyacağız. Ama, burada bunların gündem edilmesi son derece önemli, son derece anlamlı. Geçmişte bunların yapılıp da, mesafe kaydedilememesi, şu anda mesafe kaydedilemeyeceği anlamında değil, orman köylüsünün profili çok değişiyor, işte şehirlere akın ediyoruz, sıkıntılar had safhada, bazı köylerimiz de, artık bizi taşıyın diye feryat ediyor.

Ben, bu toplantının, kırsal kalkınma adına, kırsalda yaşayan insanlarımız başta olmak üzere, hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum.
SABRİ AVCI (TÜRKİYE ORMAN ÜRÜNLERİ İTHALATÇILARI DERNEĞİ BAŞKANI)
–Ben, özellikle özel sektör orman ürünleri sanayii ve orman ürünleri ithalatçıları adına buradayım, konuşma yapacağım. Tabiî, orman köylüsü tanımı, bana göre çok değişti. Dün orman köyünde kimler yaşıyordu, bugün kimler yaşıyor, yarın kimler yaşayacak? Böyle bu gözle baktığımızda, dün orman köyünde yaşayan insanlar genç, dinamik ve orman işçiliği yapabilecek gücü olan insanlardı; ama, bu insanlar, buralardan göç ettiler, gerek tarıma gerek sanayiye intikal ettiler. Köylerimiz şu anda emeklilerden oluşmuş durumda, sadece gençler, bu emekli insanlara kahve, çay ve değişik hizmetleri, bakkaliye hizmetlerini yapmak için bulunuyorlar. Yani, köyde bulunan şu anki nüfusun orman işçiliği için çok uygun olmadığını düşünüyorum ve ülkemizde bugüne kadar emek-yoğun bir ormancılık yapıldı; çünkü, sosyoekonomik durumu bozuk olan orman köylüsünü kalkındırmak için makineli çalışma yerine, insanların bedeninden faydalanan bir ormancılık yapıldı. Ama, Avrupa Birliği sürecinden söz ediyoruz.

Fransa, Avusturya ormancılık yapıyor. Biz oralara gittiğimizde gördüğümüz bir tablo var. Ormanlarda çalışan işçiler Türkler, Polonyalılar var, Yugoslavlar var; ama, genellikle Türkler çalışıyor; çünkü, oradaki kalkınmış bu toplumlar, artık orman işini yapmak istemiyor. Orada çalışan Türk insanımız da, geçekten bedeniyle çalışmıyor. Eğitim almış, makineli çalışmanın ne olduğunu biliyor ve makineyle birlikte daha verimli, daha prodiktif kârlılık içerisinde çalışıyor. Ancak, tabiî şunu söylemek istiyorum: OR-KOOP, Türkiye için bir yüz akı. Ben bir orman köylüsü çocuğuyum. Orman Kooperatifleri Merkez Birliği ve Taşra Teşkilatı, o kadar iyi örgütlendi ki, Avrupa Birliği sürecinde, özellikle orman köylüsü için büyük bir şans. Şu anda yabancı projeler alıyorlar, fonlardan para buluyorlar, hem orman köylüsüne hem oradaki belediyelerle, üniversitelerle birlikte projeler yapıyorlar. Burada orman köylüsünden ziyade, muhatap olarak orman kooperatiflerini almamız gerektiğini düşünüyorum, yani, orman köylüsünün sorununu kiminle konuşacağımızı tespit etmek lazım. Karşımızda çok örgütlü bir orman kooperatifi olduğuna göre, orman kooperatifleriyle birlikte, tabiî bizler de sanayiciler ve hammadde tüketen imalatçılar olarak bizler de, bu işin biz tarafında olmak istiyoruz. Özellikle Türkiye’ye model olarak nasıl bir model alınabilir, yani ormancılık nasıl orman köylüsüyle, kooperatiflerle daha iyi yapılabilir? Fransa modeli var. Fransa’ya gittim, değişik seyahatler yaptık derneğimizle, üç defa gittim. Orada, Türkiye’ye çok yakın bir yapı var. Tabiî orman köylüsü yok; ama, orman kooperatifleriyle tarım kooperatifleri birleşmiş son derece güçlü hale gelmişler, büyük fonları var, hem orada orman işçiliği yapan insanların sosyal güvenliği kurulmuş hem de sadece orman işi yapmakla kalmıyorlar, yılın belirli bir mevsiminde orman işçiliği yapıyorlar, diğer mevsimlerde yine aynı alanlarda tarıma dayalı değişik işler yapıyorlar. Bu kooperatifler çok güçlenmiş, orada hem orman kooperatifleri var hem orman işverenleri sendikası var hem orman işçileri sendikası var. Çok iyi bir model olduğunu düşünüyorum Fransa’nın, özellikle OR-KOOP yöneticilerine, Fransa’ya gidip orada bu uygulamaları yerinde görmelerini ve Türkiye için model olabileceklerini düşünüyorum, model alabileceklerini.

Bizler de tabiî sanayiciler olarak, bu işin bir yerinde olmamız lazım. Biz, sadece bugüne kadar hazır gelen odunları kullanmak, değerlendirmek, onlardan mamul yapmak, satmakla geçindik; ama, artık herkes elini taşın altına koymalı, bizler de bu ormancılık süreci, Avrupa Birliği süreci içerisinde ormancılığımızdaki yerimizi almamız lazım; mutlaka, özellikle lif, levha, yongalı tesislerinin artık kendi ormanlarının kurması gerektiğine inanıyorum; çünkü, kurmazlarsa, hammadde temin edemeyecekler, o nedenle bizler, özellikle OR-KOOP’a çok görev düşüyor. Tabiî Orman Bakanlığı da, bu süreçte zaten OR-KOOP’ la el ele girmiş. Buradaki tablo son derece sevindirici. Ben bunları ifade etmek istiyorum.
MEHMET TAŞAN (TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI TEŞKİLATLANDIRMA VE DESTEKLEME GENEL MÜDÜRÜ)
–Değerli konuklar, bildiğiniz gibi, ülkemiz nüfusunun yarıya yakın kısmı halen geçimini tarımla temin etmekte ve bu tarım nüfusu içerisinde de orman köylümüzün nüfusu oldukça etkili bir oranda. Bu, benden önce konuşan konuşmacılar tarafından zikredildi. Biz, özellikle Bakanlık olarak, orman köylülerinin de içinde bulunduğu, kırsal kesimde örgütlenmenin daha güçlendirilmesi ve örgütlü çiftçilerimizin üretim ve istihdama yönelik projelerle desteklenmesi anlamında son iki yılda çok önemli çalışmalar yaptık. Kısaca, ana başlıklarla bu çalışmaları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli katılımcılar, biliyorsunuz, kooperatif çatısı altında bir araya gelmiş çiftçilerimize, biz, hayvancılık ve bitkisel üretimle ilgili projeler uygulamaktayız. Bu projelere şimdiye kadar sağlanan kaynak çok yeterli değildi. 1990 yılından 2002 yılına kadar Türkiye genelinde toplam 600 kooperatife proje uygulanmışken, biz, iki yılda, 2004 ve 2005 yılında 604 kooperatife proje uygulama imkânımız oldu. Bu projede sağladığımız kredilerin büyük bir kısmı faizsiz, belirli bir kısmı da düşük faizli. Burada amacımız, orman köylüsünün, kırsal kesimde yaşayan insanlarımızın gelir düzeyinin artırılması. Bugünkü toplantının ana başlığı Avrupa Birliği Süreci İçerisinde Orman Köylüsüydü. Tabiî, Avrupa Birliği süreci başladı. Biz de Bakanlık olarak, birinci bölümde ön taramaya gittik. Detaylı taramayla ilgili de yoğun bir çalışma var kırsal kalkınma konusunda. Bununla ilgili Avrupa Birliği Genel Sekreter Yardımcımız, sizlere bilgiler verdi.

Yine, kooperatiflerimize yönelik Dünya Bankası kaynaklı yeni bir projemiz var, 6 ilde pilot olarak uygulanan bir projemiz İRFO Projesi. Tarımsal örgütlerin kurumsal yapısının güçlendirilmesi projesi. Bu proje de, yine OR-KOOP’un koordinatörlüğünde tarımsal amaçlı kooperatiflerimizin merkez birliğince yürütülmekte. Bu proje kapsamında 400 çiftçi örgütünün, yaklaşık 2 100 üyenin pratik ve teorik olarak eğitilmesi planlanmakta.

Yine, yeni çalışma olarak birliklerimizi, kooperatiflerimizi yakından ilgilendiren ve 16 ilde pilot olarak uygulamaya konulan, özellikle tarımsal sanayinin güçlendirilmesine yönelik projelerin hibe desteğiyle desteklendiği köy bazlı katılımcı yatırım projesi 16 ilde başladı. Bu proje kapsamında hazırlanan, özellikle birlik ve kooperatif projelerine yüzde 50 oranında hibe desteği sağlanmakta. Dünya Bankasından şu an itibariyle 30 milyon dolar ilk etapta 16 il için bu kaynak aktarıldı.

Bakanlığımızın, tabiî diğer çalışmaları var. Yayım çalışması bizim en öncelikli konumuz. Yayımla ilgili hizmetlerin kamu yayımının yanında, özelleştirme anlamında ve tarımda danışmanlık sektörünün geliştirilmesi anlamında yapısal bir çalışma içerisindeyiz.

Ben, bu toplantının hayırlı olmasını temenni ediyorum, başarılı geçmesini temenni ediyorum. Bu toplantının düzenlenmesinde katkı sağlayan başta OR-KOOP olmak üzere, Çevre ve Orman Bakanlığımızın temsilcilerini de kutluyorum. Bize düşen her konuda sizlerin hizmetinde, emrinizde olduğumuzu tekrar ifade ederek, hepinizi, toplantının hayırlı geçmesi temennisiyle, saygıyla selamlıyorum..




Yüklə 481,61 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə