İsmail arabaci kiMDİR


KÜRTLERİN VE KÜRTÇE’NİN KÖKENİ



Yüklə 2,91 Mb.
səhifə38/59
tarix31.10.2017
ölçüsü2,91 Mb.
1   ...   34   35   36   37   38   39   40   41   ...   59

KÜRTLERİN VE KÜRTÇE’NİN KÖKENİ

Kürtlere bir tarih yaratmak isteyen Kürt yazarlar, herkesin çoğunlukla hemfikir olduğu bazı konuları bile kendilerine yontarak, neredeyse Batı İran, Doğu Anadolu ve Kuzey Mezopotamya’da ilk çağlarda yaşamış bütün halkları ve devletleri Kürt veya Kürtlerle akraba saymaktadırlar. İlk çağlardan itibaren bu söylediğim bölgelerde buralarda yaşamayı bırakın, bu toprakların siyasi damgasını Kürtlerin vurduğunu yazmaktadırlar. Bu yazarların kimliği, dini kabul etmeyen sosyalist milliyetçiliktir. Bunlar, özellikle Türklere ve Araplara karşı büyük bir nefret duyarlar. Türklere, uzun yıllar kendilerini yönettikleri için, Araplara da Kürtleri Müslüman yaptıkları için öfkeyle bakarlar. Sanki koyu aşiret bağları nedeniyle bir birlik kuramamalarının nedeni Türkler ve Araplardır. Diğer Kürt yazarlara göre daha ılımlı olduğu söylenilen, Malatya Akçadağ doğumlu Ethem Xemgin’in (‘’x’’ harfini hırıltılı ‘’h’’ olarak kullanıyorlar) Kürdistan Tarihi adlı kitabından aşağıya bazı alıntılar yaparak, bu sosyalist milliyetçi yazarların nasıl bir Kürt tarihi yaratmak istediklerini, bilimsellikle uzaktan yakından bir ilgisi olmadığını, sadece kendi düşünmek istedikleri gibi tarih yazdıklarını göstermek istedim. Sonra da belki taraf olur diye bu konu ile ilgili bir Türk tarihçisinin değil de Rafael Blaga isminde yabancı bir yazarın ‘’İran halkları el kitabı ‘’ isimli kitabından karşı cevap olarak yanıtlar vermeyi yeğledim.


Ethem Hemgin’in Kitabından:
GUTİLER

Gutiler, Hurrilerin birleşerek bir araya gelen bazı aşiretleri oldukları ve dillerinin de Hurri dili olduğu bilinmektedir. Gutiler; Lulular, Elamlar, Kımaşlar, Gunharlar, Urbilumlar gibi bu bölgede yaşayan Kürt aşiretlerinin birleşimi idiler. Gutiler, Kafkas halkı olarak nitelenen Marlar, Lulular, Elamlar, Huriler, Kasitler ve Kaldaharlarla aynı halktırlar. Bunlar o dönemde Zağros dağlarında yaşayan bu halkın aşiretlerinin bileşimi idiler. M.Ö. 2600 yıllarında Kral Kamassi Zağros dağlarında yaşamakta olan bu halkın aşiretlerini birleştirince bir devlet kurdu. Anzan Guti Krallığı M.Ö. 612 yılında Med İmparatorluğuna katıldı.

Guti ismi altında tüm Zağros dağlık bölgesinde yaşayan aşiretler kastedilmiş olduğu ve gerçekten de Gutilerin tüm bu aşiretlerin birleşmesinden meydana geldiği de açıklığa kavuşmuştur.
LULULAR

Lulular Orta Zağros dağlarında, Şehrizor, Hilvan, (Halmen veya Alman) yüksek yaylalarında bilinen en eski tarihlerden beri yaşıyorlardı. Lulular, Kafkas halkı olarak nitelenen halktan olup, bu halkın bir aşiretidir. Lulular Gutiler döneminde, Gutilerle ve diğer çevre kavimlerle kaynaşmış olmalarına rağmen esas ülkeleri olan Lorestan’da yaşarlardı. Şimdi daha bu bölgede yaşamakta olan Lulular, zamanla bu aşiretlerin bazı bölümleri başka yerlere göç etmişlerdir.Halen Lululardan bir bölümü Suriye Kürdistan’ında yaşamaktadırlar.


KASİTLER

Kasitler, Babillilerin doğusunda, Gutilerin güneyinde, Elamların ve Luluların kuzeyinde Orta Zağros dağlarında binlerce yıldan beri yaşıyorlardı. Bunlar, Kafkas halkı olarak nitelenen Gutiler, Lulular, Hurriler ve Elamlarla aynı halk olup, bu halkın birkaç aşiretinin birleşimiydiler.M.Ö.2000 yılında Havlan, Padan ve Huzistan bölgelerinde yaşıyorlardı. M.Ö.1595 yılında Hitit Kralı 1.Murşil, Babil’e saldırıya geçti. Kasitler Babil’e hakim olup Kardunaj devletini kurdular. M.Ö 334 yılında Büyük İskender, Zağros dağlarında Kardunaj ülkesinden Perslere geçerken orduları Kasitlerin saldırısına uğradı. Kasitlerin kültür ve sanat alanında olsun, kullandıkları dil bakımından olsun bu halkın Kafkas halkı olarak bilinen Hurri halkı ile ya çok yakın veya aynı halk olduklarını ortaya çıkarmıştır.


ELAMLAR

Elamlar, Zağros dağlarının güney kesiminde, Sümerlerin güneydoğusunda ve İran denizinin kuzeyinde en eski tarihlerden beri yaşadıkları bilinmektedir. Elamlar, Gutiler, Kasitler, Huriler ve diğer Kafkas halkı olarak nitelenenlerle aynı halk olup, bu halkın güney Zağros dağlarından yaşayan kesimidir. Elamlar esas olarak güney Zağros dağları ile İran denizi arasındaki çok verimli toprakları olan bir bölgede yaşıyorlardı. M.Ö. 4000 yıllarında itibaren Elam sanatı Mezopotamya ve çevre ülkeleri arasında ön plana çıktı ve kültürü ile birleşerek M.Ö. 8. yüzyıla kadar Ön Asya’da gerekli yerini ve itibarını korudu. M.Ö. 4000 yılından, M.Ö. 639 yılına kadar zamanın büyük bir bölümünde bağımsız devletleri oldu. M.Ö.1900 yılında Zağros dağlarında yaşayan Kürt halkı, kendi aralarında özerk yönetimleri korumak suretiyle Elamların Krallığında birleştiler.


HURRİLER-MİTANNİLER

Malatya çevresinde yaşamakta olan Hurri halkının M.Ö. 5000 ile 3000 yılları arasında taş devri yaşadıkları Aslan Tepe’de yapılan kazı neticesi bulunan taşlardan yapılmış aletlerden anlaşılmıştır. M.Ö 3000 yıllarında Hurri halkının Harran bölgesinde de yaşadıklarına dair izlere rastlanmıştır. Antep’te Hurrilere ait bulunan renkli seramiklerden M.Ö. 3700 ile 3500 yılları arasında yapıldıkları anlaşılmıştır.

Hurri halkı bu sıralarda Azerbaycan’dan İç Anadolu’ya,buradan da Hamedan’a kadar olan bu geniş alanda yarı göçebe olarak yaşıyorlardı.

Elde edilen belgelere göre Hurrilerin yukarı Mezopotamya’ya yerleşmelerinden önce, M.Ö. 3000 yıllarında yine bir Kürt aşireti olan Subbarilerin bu bölgeye hakim oldukları anlaşılmaktadır.

M.Ö 3000 yıllarının sonlarına doğru Hitit halkı güney Rusya’yı terk edip Kafkaslardan geçerek,bu bölgeye geldiklerinde , bölgede daha evvelinden yerleşmiş olan Hurrilerle karşılaştılar ve Hurrilerin kuzeyinden geçerek batılarına yerleştiler. Hurri halkı doğu İndoavrupa halklarından olmalarına karşılık, Hititler ise batı İndoavrupa halklarından oldukları için aralarında uzaktan da olsa akrabalık vardır. Çok eskilerden beri bu bölgelerinde yaşamakta olan Hurri Kafkas halkı olarak nitelenen Gutiler, Kasitler, Elamlar ve Marlarla aynı halk olup en büyük koludur. Sonradan Hurrilere Mitanni adı verilmiştir.
URARTULAR

Urartu ülkesi içinde üç büyük göl bulunuyordu. Bu göller Aral gölü, Hazar gölü ve Van gölü idi. Bu ülkenin sınırları M.Ö. 8. yüzyılın ilk yarısında yukarı Fırat bölgesinin tamamını, doğuda Azerbaycan’a batıda Malatya Hurri Krallığı sınırına, kuzeyde Trabzon’a, güneyde ise Asur devleti sınırına dayanıyordu. M.Ö. 1250 yılında Mitanni devletinin yıkılmasından sonra, bölgedeki küçük Hurri krallıkları 1.Sardur’un yönetiminde birleşerek M.Ö. 590 yılında Med’lerin hakimiyetleri altına girdiler.


MEDLER

M.Ö 900 yıllarında Med adına, Asur yazılı belgelerinde rastlanır olmuştur. Medlerin Asurlularla ilişkileri, Asurluların Medlerin ülkesini işgal etmek maksadıyla yaptıkları askeri seferler neticesi olmuştur. Medler, Asurlarla ilk karşılaştıkları sıralarda 2000 ile 3000 kadar asker çıkabiliyorlardı. Sonraları Asurluların bölgelerinde yarattığı tehlikeye karşı bölgede bulunan diğer Med ve Kürt aşiretleri ile birleşerek Asurlulara karşı konfederasyon oluşturdular. Medler, kendi aralarında birleştikleri gibi çevredeki Kürt aşiretleriyle de birleştiler. Zamanla Urartu devletiyle de Asurlulara karşı ilişkiler kurup geliştirdiler. M.Ö 612 yılında Asurluların başkenti Ninova (Eski Musul)’yı alarak, Asur devletini ortadan kaldırdılar. Asur devletinin paylaşımında, Ninova’dan kuzeye düşen yukarı Fırat ve Dicle bölgelerini Medler alırken, güney kesimini de Kaldaharlar aldılar. Med Kralı Kiyah-ser Ektaban’ı başkent yaparak Med devletini kurdu ve devletin sınırlarını genişleterek M.Ö 601 yılında imparatorluk haline geldi. M.Ö 521 yılında kral olan 1.Darius, zamanla ordu komutanlıklarında ve yerel yönetimlerde etkin olan Med yönetici ve komutanlarından sakındığı ve devlet yönetiminin bunların tamamen ellerine geçmelerinden korktuğu için ,onları yönetimlerden ve ordu komutanlıklarından uzaklaştırıp yerlerine diğer halklardan komutanlar ve yöneticiler tayin etti. Bu duruma kızan Kürt halkının bağlılığı azaldığı gibi, yer yer merkezi devlet yönetiminden bağımsız olarak yaşamaya başladılar.

M.Ö 401 yılında Kunaxa denilen yerde yapılan savaşta, Med kralı Key Hüsrev öldürülünce, Yunanlı komutanlar da barış yapılmak bahanesi ile saraya davet edilip orada öldürüldü. Bu durumun üstüne kumandansız kalan Yunan ordusu kendilerine Ksenefon adlı genç sunayı kumandan seçip geri çekilmeye başladılar. Yunan ordusunun geriye çekilmeye başlamasından sekiz gün sonra vardıkları bölgede, yerleşik olan halkı ile savaşmak zorunda kaldılar. Yunan ordusunun tercümanı, Yunanlara bulundukları bölgenin Kardulara ait olduğunu söyledi. Karduların saldırıları karşısında Yunan ordusu darmadağın olmuştu. Devamlı savaşarak geri çekilen Yunan ordusu, Kardularla karşılaşmalarından yedi gün sonra yaptıkları ustaca bir manevra ile Kardulardan kurtulup hayatlarını kurtardılar. Ermeni araştırmacısı Lehman Havp, Yunan ordusunun geçtiği Karduların ülkesi olarak Mansuriye Köyü ile bugünkü Cizre ve Dicle nehri doğusundaki Botansuyu arasındaki bölge olduğunu ileri sürmektedir. Med Kralı 3.Darius ile Büyük İskender arasında üç savaş oldu ve üç savaşta da yenilen 3.Darius’un orduları oldu. Büyük İskender Erbil’de olan son savaştan sonra Mısır’a Doğru döndü. Buraları işgal edip ordusunu da güçlendiren Büyük İskender M.Ö 329 yılında yine Erbil ovasında 3.Darius ile savaştı ve yine yendi. Büyük İskender buradan Zağros dağlarına doğru harekete geçti. Amacı, Zağros dağlarını geçip doğuya doğru ilerlemesini devam ettirmekti. Ancak, İskenderin ordularının Zağros dağlarında geçecekleri yolu o zamanlar hiçbir devletin hakimiyeti tanımayan birkaç Kürt aşireti kapatıyordu. Bu Kürt aşiretleri İskender’in Kosear diye adlandırdığı Kasitler, Didonlar, Aribarzanes ve Tangi-Roskan aşiretleriydi. Bu aşiretler tam bağımsız olarak yaşıyorlardı. Bu Kürt aşiretlerinin savaşçıları karşısında İskender’in ordusunun tüm yetenekleri geçerliliğini yitirmişti. Yapılan çok kanlı savaşlardan sonra İskender, Zağros dağlarını geçemeyip Babil’e dönmek zorunda kalmıştı. İskender çok kanlı savaşlardan ve büyük kayıplardan sonra Zağros dağlarını tam 40 günde geçebildi. Büyük İskender geçtiği bölgeler haricinde Kürdistan’ın dağlık bölgesini hakimiyeti altına alamamış ve buralardaki Kürt aşiretleri geçmişte olduğu gibi bu dönemde de bağımsız yaşamlarını sürdürdüler.
KARDULAR

Bu kavim hakkında iki görüş vardır. Birincisi Guti adının zamanla değişip Kardu halini aldığı görüşüdür. Doğu bilimci Dreyfere göre, Legeslerin Gutilere Karda dedikleri gibi, bu dönemde başka devletlerde Gutiler için Karda, Qurti, Kuti, Kardaka şeklinde adlarda kullanılıyordu. Kartu ismi de bu isimlerin zamanla değişmesinden meydana gelmiştir görüşünü benimsemektir. İkinci görüşe göre, Medler ve Persler bu bölgeye gelmeden önce veya sonra Karduların Ksenefon’un söz konusu ettiği bölgeye gelip yerleşmiş oldukları görüşüdür. Bu görüşe göre bunlar Gutilerden sonra bu bölgeye gelip yerleşmişlerdir ve çevre halkla birleşerek kaynaşmışlardır.

Guti ismi, Guti halkının ilişkide bulunduğu Mezopotamya devletleri tarafından verilmiş bir isimdir. Guti halkının dağlık bölgelerde yaşamalarından dolayı komşu olan devletlerin kendi dillerine göre dağlarda yaşayanlar anlamına gelen Guti ismini vermişlerdir. Kaldı ki bu halka Guti ismini veren devletler, bu isim yanında başka isimlerde kullanmışlardır. Bu isimler Kuti, Cuti, Kurti, Gardu, Kardu gibi isimlerdi. Gutiler, Hurrilerin bir bölümü olduğundan, bunlar Hurrilerin konuştukları dil ile konuşurlardı. Bu Guti topluluğu içinde yer alan birçok aşiret günümüz Kürdistan’ında hala aşiret olarak yaşamaktalar.

M.Ö. 1595 yılında Babil’i ele geçiren Kasitler, Guti halkının bir bölümü veya birkaç aşiretin birleşimi idiler. Kasitlerin İndu-İran soyundan oldukları tamamen tespit edildi. Kasitlerin kurmuş olduğu Kardunaj devleti halkı, Arap halkı ve yukarı Dicle nehri bölgesinde yaşamış olan Kardukenlerle aynı halk oldukları da açıklık kazandı.

Kasitlerin o zamanlar konuştukları dilleri incelendiğinde ise konuşmalarda kullandıkları kelimelerin kökleri veya en azından ön heceleri bugün Kürdistan’da konuşulan Kürtçe kelimelerin aynıdır. Bu durumu göz önünde bulunduran batılı bazı araştırmacılar, bugünkü Kürtlerin atalarının Kasitler olduğunu ileri sürmüşlerdir. Kasitler halen günümüz Kürdistan’ında bir Kürt aşireti olarak Kasitler (Kasu) yaşamaktadırlar.

Hurriler, Gutilerle aynı halk olup bu halkın bir bölümü yada kuzey Mezopotamya ile Van, Urmiye Gölü ve Akdeniz sahili arasındaki bölgede yaşayan bazı aşiretlerdir. Bunların konuştukları dil ile, Gutilerin konuştukları dil aynı idi. Hurri dili ile yazılmış bir çok belge bulunmuştur. Hurrilerin konuştukları dilde kullandıkları kelimelerin kökleri yada en azında ön heceleri bugün konuşulmakta olan Kürtçe’deki kelimelerin aynıdır.

Stuttgart Üniversitesi profesörlerinden Freiherr, halkların biyolojik yapı araştırmalarını yapmıştır. Sahra’da ve Doğu Asya’da yaptığı araştırmalarda, bu yörelerin halklarını tanıttı. Eski bir Med savaşçı olan meşhur Oxuştç, M.Ö. 600 yıllarında ölmüştü.Bunun üzerine yaptığı araştırmalarla eski Medler ile bugünkü Kürtlerin ve Medlerin konuştukları Mukri dili ile şimdiki Kürtçe’nin aynı olduğunu kesin olarak ispatladı.

Batılı bazı araştırmacılarda, Kürtlerin fizyonomik yapısı üzerinde durma zorunluluğu hissederek Kürdistan’a gittiler. Bu araştırmalar Kürt halkı arasında yaptıkları incelemelerde bugün Kürt halkının geçmişte Sümerler, Urlar, Akadlar, Asurlar ve Mısırlar tarafından yapılmış olarak resimlerde her yönleri ile benzediklerini gördüklerinde hayret içinde kaldılar.

Doğu bilimcileri tarafından yapılan araştırmada, Kürt kelimesi için vurgulu olan K.R.D. harfleri üzerinde durdular. Çeşitli dillerde konuşulan Kürdistan’ın çevre halkları ve Kürdistan’ı işgal edenler, Kürt kelimesini telaffuz ederlerken çok değişik şekillerde telaffuz etmişlerdir, görüşünden hareketle, bu vurgulu harfler genellikle değiştirilmemiştir, denilmektedir. Devamla ister Guti, Gutri, ister Kurti, Kardu, Karduken veya Kardunaj, Qurti olarak veya her ne şekilde olursa bu isimlere yakın olan isimlerle hitap edilen halk, gerek karakter, gerekse yaşam bölgeleri açısından ele alındığında, bu hitap edilen halk bugünkü Kürt halkının atalarıdır, demektedir.

Araştırmacılar, Avrupa’da 1850 yılında Kürdoloji bölümünü kurdular. Yapılan araştırma incelemeler neticesi, Kürtlerin Kafkas halk diye nitelenen halk olduğu ve Kürtçenin de Farsçanın bir lehçesi olmayıp başlı başına bir dil olduğu kesin olarak ortaya çıkarılmış oldu. Kürtçe’nin Hint-Avrupa dillerinden İran dil grubu içinde ve Medlerin eski klasik dili olduğu anlaşıldı.

Yine bazı Avrupa araştırmacılarına göre M.Ö. 1595 yılında Babil’e giren ve 400 yıldan fazla bir süre buralara hakim olan Kasitlerin kullandıkları sözcüklerin kökleri yada ilk hecelerinin bugünkü, Kürtçe ile aynı olduklarından hareketle Kasitlerin bugünkü Kürtlerin ataları oldukları ileri sürülmüştür.

Türkler, Selçuklular zamanında hakimiyetleri altına aldıkları Kürdistan kesiminde, Kürt halkını asimile etme çalışmalarına başladılar. Asimile çalışmaları Osmanlı yönetimi boyunca devam etmesine rağmen, Osmanlıların son zamanlarında Kürt halkını asimile etme politikası hızlandırıldı. Özellikle Cumhuriyet döneminde bu politikaya ağırlık verildi.

Kürtlerin ataları olan bu aşiret devletleri zamanlarında dünya en ileri teknik, ekonomik ve politik düzeylerde yaşarken ve hatta dönemlerinin bilim ve ticari metropollerini oluşturmuş olmalarına rağmen günümüzdeki Kürt halkı sonraları barbar halkların yaptıkları katliamlar, yağmalar, talanlar, yakıp yıkmalar neticesinde dünyada en geri ve en ilkel yaşam ortamına zorla sürüklenmişlerdir. Dolayısıyla geçmişin en ileri halkı güzümüzde en geri halkı olarak karşımıza çıkarılmıştır. Sömürgeci devletler, Kürtlerin miraslarına sahip çıkmakla onları yağmalamaktadırlar. Dolayısıyla Kürt halkını tarihi geçmişlerden kopararak onların zayıf düşmelerini ve kolayca asimile edilmeleri amaçlamaktadır.
İslamiyet bir dini inanç olarak M.S 610 yılında Mekke’de ortaya çıkması sonrasında, yayılmasını ve güçlenmesini kanlı kılıç ve zora dayalı olarak vahşetlerde sağlanmıştır. İslamiyet dinini kanlı kılıçları ile yaymakta olan Arap istilacıları, Kürdistan’da karşılaştıkları güçlü direnme ile hiçbir ülkede karşılaşmadıkları gibi, onların geçmişleri hakkında da geniş bilgi vardı. Bu halkı İslami Arap sömürgeciliğinin hizmetine koşabilmeleri ve yüksek kültürünü unutturup Arap kültürünü zorla kabul ettirmeleri için dilleri yasaklandığı gibi, geçmişleri ile de kitaplarının yakılması ve diğer eserlerin yıkılması ve imha edilmesi suretiyle bağları koparılmaya çalışılmıştı.

Ermeni halkı ile Kürt halkının kökende aynı ırka bağlı olmaları ve çok uzun bir zamandan beri dostluk ilişkileri ile iç içe ve yan yana yaşamaları, onları zaman içerisinde iyi komşuluk ilişkileri ile birbirlerine bağlamış veya alıştırmıştı.




Kataloq: 001703

Yüklə 2,91 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   34   35   36   37   38   39   40   41   ...   59




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə