İsmail arabaci kiMDİR


ANADOLU’NUN TÜRKLEŞMESİ –II



Yüklə 2,91 Mb.
səhifə52/59
tarix31.10.2017
ölçüsü2,91 Mb.
1   ...   48   49   50   51   52   53   54   55   ...   59

ANADOLU’NUN TÜRKLEŞMESİ –II

Kuzey Çin’de hüküm süren ve Proto-Moğol bir kavim olan Kıtaylar, Uygurlar yerine Moğolistan’da yerleşmiş bulunan Kırgızları buradan püskürtüp eski vatanları Yukarı Yenisey bölgesine atınca, 924 yılında yılında Orhun havalisine hakim olmuşlardı.

Kıtaylar, 924 yılında Moğolistan’a saldırınca Orta Asya’da zaten çok artmış bulunan nüfus kesafetinin taşırmış; bütün Orta Asya Türk kavimleri birbirlerinin sıkıştırarak kaynaşmaya başlamışlar ve ilk göç de bu baskı ile oluşmuştur. Zira Türk halkları bu zamana kadar, ciddi bir yer değişikliğine uğramadan, eski vatanlarında oturuyor ve bir göç de bahis mevzu değildi. Nitekim Volga Bulgarlarının İslamiyeti kabulleri üzerine onlara gden Halife’nin elçisi İbn Fadlan, 922 yılında bu ülkeleri geçerken, Oğuz ve Peçeneklerin eski yurtlarında yaşadıklarının görmüş; onlar ve diğerleri hakkında önemli bilgiler vermiş fakat bunların göç ve yer değiştirmelerine dair hiçbir işarette bulunmamıştır.

Gerçekten Kıtayların, Kırgızlara saldırıp Moğolistan’a gelmeleriyle nüfus baskısı ve hareketleri kendini göstermiştir. Bu baskı neticesinde Oğuz, Karluk ve Kıpçaklar arasında, Aral Gölü sahillerinde bir takım hareketler ve savaşlar olmuş; Peçenek, Başgırt, Bulgar ve Macar kavimleri birbirlerini iterek Tuna boylarına ve Balkanlara yayılmış ve ilerlemişlerdir.

Oğuzlar ilk baskı sonunda, Hazar sahillerine ve Ural nehri kıyılarına kadar uzanmışlardı.Hazar sahillerinde bulunan diğer Türk kavimlerini yerlerinden püskürten Oğuzlar bu münasebetle işgal ettikleri siyah-kuh yarımadasına da Mankışlag Min (bin) –kışlag adını vermişlerdir ki, Hazar sahilinde bulunan bu yarımada bugüne kadar bu adını ve eski Oğuz (Türkmen) halkını muhafaza etmiştir. Oğuzlar Hazar ve Ural nehrinin doğusundaki bütün bozkırlara hakim olunca, buraları İslam kaynaklarında artık Oğuz çölleri (Mefazat ul-Guziye) adını almış; daha sonra Kıpçakların baskısı ile Oğuzların yerini onlar işgal edince bu bozkırlar Farsça kaynaklara göre ‘’Deşt-i Kıpçak’’ (Kıpçak Çölü) ve Avrupa müelliflerine göre Kumania (Kuman-ili) adını almıştır. Kıpçak veya Kumanların yayılışı ile bu isim Güney Rusya’dan, Tuna havzasına kadar yayılmıştır. Peçenekler, Ural ve İdil nehirleri arasında gelmiş iken Oğuz ve Hazarların baskısı ile, 934 senesinde yurtlarından atılıp Balkanlara göçünce onlara karşı mevcut bulunan Oğuz-Hazar ittifakı da sona ermiş ve birinciler tamamıyla bağımsız bir duruma gelmiş; onlara ve Harizm ülkesine karşı da akınlara girişmişlerdir.

XI. asrın başlarından sonra çok genişleyen İslamlaşma ve göç Müslüman Oğuzların artık güneye ve İslam ülkelerine doğru göçmelerine imkan vermiştir. Gerçekten Türk halklarının birbirlerini sıkıştırmaları, o derece şiddetlenmiştir ki, Müslüman Oğuzlar artık Sırderya boylarından akın halinde Maveraünnehir’e doğru göçüyor, 934 yılında başlayan nüfus yoğunluğu XI. Asrın ilk yarılarında sel halini almış bulunuyor, bununla beraber bu sıralarda Kıtay’ların yeni bir baskısı da bunda etkili oluyordu.

Kıtay’ların ilk baskısı ile doğu Türklerinin başlayan ilk hareketinden yarım asır sonradır ki, büyük Türk göçü vukubulmuştur. Bu da yine Kıtay’ların Moğolistan’dan Orta Asya’ya doğru istilaları ile alakaladır. Diğer Türklerle birlikte bu kavim 1017 yılında 300.000 çadır halkı halinde Balasagun şehrine kadar ilerledi. Türk halkları yerlerinden oynadığı ve kaynaştığı bir zamanda vukubulan bu istila da göçün şiddetlenmesine neden oldu.

Büyük Türk ve Oğuz göçünden bir asır sonra doğudan gelen yeni bir baskı da Kıtay’ların bir kolu olan Kara-Hıtay’lardan geldi. 1137 senesinde Karluk, Kanglı ve Yağmalar, Oğuz bakiyeleri ile birlikte, Türkistan’ı, yani Karahanlılar ülkesini istila ettiler. Son Büyük Selçuklu hükümdarı Sultan Sancar ‘’İslam’ın Sultanı ve Cihan Padişahı’’ olarak hem kendi tabiyetinde bulunan Karahanlıları himaye etmek ve hem de Türk İslam dünyasını bu yeni istiladan kurtarmak maksadı ile 1141 yılında 300.000 kişilik büyük bir ordu ile Semerkant seferine çıktı. Yarım asırdan fazla saltanat sürüp daima muzaffer bulunan Sultan Sancar, Kara-Hıtay’larla birlikte doğudan gelen Türklere karşı Katvan’da giriştiği bir savaşta ilk defa olarak mağlup oldu; çok insan, bir takım önemli devlet ve ilim adamlarını kaybetti. Büyük Oğuz göçünden sonra, Oğuz bakiyeleri de yeni bir istilaya girişerek, Horasan, Afganistan, İran, Irak ve Azerbaycan taraflarına ve nihayet Anadolu’ya doğru ilerlediler. Bununla beraber tarih boyunca dünyaya göçler gönderen Orta Asya son sözünü Moğol istilası ile söylüyordu. XIII. Asrın birinci yarılarına doğru tarihin en şiddetli ve en dehşetli istilalarından birini ve belki de birincisini yapan Kara-Hıtay Cengiz Moğolları, Selçuklulardan farklı olarak, mühim bir nüfus hareketi ile birlikte vukubulmamakla ve askeri mahiyette kalmakla beraber, istilaları ile Asya’yı alt üst ederlerken Orta Asya halkları ve özellikle göçebeler de onların önünden kaçıyor; başta Anadolu olmak üzere bir çok İslam ülkelerine sığınıyor, nihayet onlar da yine Türkiye’ye geliyorlardı.

Oğuzların Müslüman olanlarına Türkmen, şaman olarak kalanlarına Uz denilmeye başlanmıştır. Bu Cengiz Han’ın Moğol istilası sonucunda, Müslüman Türkmenler Anadolu’ya, şamani Uzlar, Peçenekler ve Kıpçaklar Balkanlara dolmaya başlamıştır. Fakat şamani Türkler, Balkanlarda güçlü bir din bilincinden yoksun kaldıkları için hristiyanlar arasında eriyip yok olmuşlardır.

Selçuklu devletinin kurulması ile Malazgirt zaferi arasında geçen otuz yıllık bir devir esnasında Türkmenler daimi bir akış halinde Anadolu sınırlarına girmiş; bu ülkenin doğu ve orta kısımlarına yayılmışlar ise de bu memleketi henüz kendileri için emin bir yurt saymıyorlardı. Fakat Malazgirt zaferinden sonra Bizans’ın artık ordusu ve mukavemeti kalmadığı için Türkmenlerin Anadolu’ya göçü artık bir sel halini almıştı.

Bizanslılar doğu ve orta Anadolu’dan batıya ve Balkanlara doğru çekilirken, Ermeniler de Türkmen kitleleri önünde Fırat boylarına, karşı Toros dağlarına, orta ve güney Anadolu’ya, Kilikya ve Suriye taraflarına sığınıyorlardı. Ermeni nüfus, ilk defa bundan yarım asır önce Bizans imparatorluğu’nun cebri techirleri ile, şimdi de Türkmen boylarının kesif akınları ile, orta ve güney Anadolu’ya doğru kaymış ve yayılmıştır. Birinci Haçlı seferinden sonra, Türkler sahillerden İç Anadolu’ya çekilince, Kilikya (Çukurova) da, Ermeni prensliğinin kurulması, bu nüfus kayışı ile mümkün olmuştur.

Selçukluların az zamanda bu ülkeyi fetih ve kendilerine vatan yapmalarında Türk orduları yanında bir milletin toptan göçü birinci derecede rol oynar. Gerçekten Anadolu, ordulardan ziyade bir milletin hicreti ve iskanı sayesinde etnik simasını tamamıyla ve ani olarak değiştirmiştir. Anadolu bu ilk Türkleşme devrinden sonra Türkistan’dan, göçebe veya yerleşik olarak devamlı Türk göçmenlerine sığınak olmuş ise de en mühimini, şüphesiz Moğol istilası önünden kaçan göçebe ve yerleşik halklar teşkil eder ve adeta ilk göçü andıran sel gibi bir akın halini alır.

Orta Asya’da Oğuzların terkettiği topraklar Kıpçak ve Kanglı kavimleri (günümüzün Kazak, Kırgız ve Özbekleri) tarafından doldurulmuştu. Yüksek Asya denilen bugünkü Moğolistan’da ise artık Türkler kalmamıştır.

Görülüyor ki, Anadolu Selçuklu Türk ordularının zorla Rumları ve Ermenileri Müslümanlaştırıp Türkleştirmesi diye bir olgu olmayıp, Anadolu’nun Türkleşmesi Orta Asya’dan gelen halis Türk olan Türkmenler sayesinde olmuştur. Anadolu’yu etnik olarak Türkleştirenler birinci derecede Türkmen nüfus yoğunluğudur.


Bizans İmparatorluğu zamanında Batı ve Orta Anadolu ile Suriye’nin Akdeniz kıyıları, Yunanlıların asimilasyonuna uğrayarak Rumlaşmıştır. Burada Anadolu’nun Türkler tarafından istilası ile yerli Anadolu halklarının asimilasyonu değil, Yunanlıların kadim Anadolu halklarını 1000 yıllık Bizans egemenliği sayesinde asimile etmesi söz konusudur. Anadolu’da Bizans egemenliği çok uzun yıllar sürdüğü için Batı ve Orta Anadolu’da Rumca’dan (Yunanca) başka dil konuşan halk kalmamıştır. Türkler, 11. yy.da Moğollar ve 12. yy.da Kara Moğollar’ın Orta Asya ve İran’ı işgal edip, katliamlar yapması sonucu, Anadolu’yu doldurmuştur. Türklerin Anadolu’ya geldikleri zamanda, Anadolu insan bakımından ıssızdır, fazla bir nüfus yoğunluğu yoktur. Sonraki etkileşim iki halkın beraber yan yana yaşaması sonucu gelişen yaklaşımlardır.

Osmanlı nüfus sayımlarında, 1830’dan 1914’e kadar olan sayımlarının hepsinde Anadolu’daki Rum nüfus kitlesinin büyüklüğü görülmektedir.

Ermenilerin anavatanı; Doğu Sivas, Erzincan, Tunceli, Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Bitlis, Van, Ağrı, Kars, Erzurum, Bayburt ve Gümüşhane illeridir. Tarihi merkezleri ise Erzincan’dır. Bizanslılar, Doğu Anadolu’daki yoğun Ermeni nüfusunu dağıtmak için, Ermenileri yoğunluklu olarak Kapadokya olmak üzere, Anadolu’nun dört bir yanına sürmüşlerdir. Bunun da sebebi şudur: Rum ve Ermeni kiliseleri ayrıdır. Rumlar hakim güç olarak Ermenilerin de kendi kiliselerine tabi olmasını istiyor ve baskı yapıyorlardı. Ermeniler de bu nedenle Rumları sevmiyor fırsat buldukça asilik yapıyorlardı. Aslında Türklerin Anadolu’yu kolay fethetmelerinin altında yatan neden de budur. Türkler Anadolu’ya geldiklerinde, Bizanslı Rumların yanında savaşmayan Ermeniler, kendi topraklarını da korumamışlardır. Batı Anadolu’nun bir çok yerinde gayrimüslim sözünden Rumları anlamamıza rağmen Ermeniler de vardır.

1914 yılı Osmanlı nüfus sayımı, Türklerin yerli halkları zorla asimile etmediğinin ispatıdır:



Bölge Müslüman Rum Ermeni Yahudi

Balıkesir Erdek 15.000 31.000 1.000

Balıkesir Bandırma 41.000 11.000 4.000

Balıkesir Ayvalık 450 32.000

Bursa Orhangazi 12.000 23.000

Bursa Gemlik 16.000 8.000 3.000

Bursa Mudanya 8.000 17.000

İstanbul 560.000 205.000 83.000 52.000

Çatalca ve Silivri 20.000 37.000

İzmir 100.000 74.000 10.000 24.000

İzmir Çeşme 8.000 39.000

Samsun 45.000 55.000 5.000

Sivas 55.000 24.000

Trabzon 65.000 24.000 15.000

Trabzon Maçka 18.000 20.000

Gümüşhane Torul 30.000 30.000

Van 45.000 34.000

Van Gevaş 18.000 10.000

Muş 30.000 33.000

Bitlis 38.000 18.000


Sonuç olarak Türkler, Anadolu’yu zorla yerli halkları baskı yoluyla asimile ederek Türkleştirmemiş, Orta Asya’dan Moğolların önünden kaçan Türkmenlerin Anadolu’yu doldurması ile ve Türklerin hakim güç olarak Anadolu’ya egemen olmasından sonra, yerli halklar arasındaki evlilikler hep hakim güç olan Türkler lehine gerçekleşmiş ve böylece Türkler lehine gönüllü bir nüfus yaklaşımı olagelmiştir. Bu olgunun böyle gelişmesinin en büyük faktörü İslam dinidir. Dinimize göre, Müslüman erkek, (Allah’a inandıkları için) Hristiyan veya Yahudi bir kadınla evlenebilir fakat Müslüman bir kadın ancak Müslüman erkek ile evlenebilir. Zaten günümüzdeki Orta Asya nüfus yoğunluğunun azlığı, Anadolu ve Azerbaycan’daki nüfus yoğunluğunun fazlalığı ile de örtüşmektedir.
Kaynaklar:

1. Prof. Dr. Osman TURAN. Selçuklular Zamanında Türkiye. Ötüken Neşriyat.

2. Kemal H. KARPAT. Osmanlı Nüfusu (1830-1914). Tarih Vakfı Yurt Yayınları.


Kataloq: 001703

Yüklə 2,91 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   48   49   50   51   52   53   54   55   ...   59




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə