İstanbul ansiklopediSİ Büyük Kapalı Çarşıda Yağlıkçılarda İstanbul Hanımı



Yüklə 5,01 Mb.
səhifə14/80
tarix03.01.2019
ölçüsü5,01 Mb.
#88905
1   ...   10   11   12   13   14   15   16   17   ...   80

DÖKMEClLER HAMAMI SOKAÛI — 1934 Belediye Şehir Rehberine göre Eminönü kazasının Bayazıd nahiyesinin Süleymaniye El-mâ-ruf Mahallesi sokaklarından; Mimar Sinan Caddesi ile Fetva Yokuşu arasında uzanır (1934 Belediye Şehir Rehberi Pafta 4/no. 45).

Mimar Sinan Caddesi tarafından gelindiğine göre bir araba -geçecek genişlikde, ka-bataş döşeli ve bozuk bir yoldur; her iki yanı boydan boya duvar olup üzerinde hiç ka-puyokdur; Mimar Sinan Caddesi ile olan kavuşağımn sağ başında Dökmeciler (Sultan Süleyman) Hamamı bulunmaktadır. Sokak su sızıntılı, çamurlu ve boydan boya bir çöplük hâlinde idi (Mart ' -= 1967).



Mesud MALATYALI

diğine göre bir araba geçecek genişlikde, kaba-taş döşeli ve bozuk bir yoldur; sağ koldaki Samancı Sokağı ile olan kavşağından sonra Siya-vuş pasa Sokağına dik bir yokuş hâlinde iner.

Cadde kayuşağında sol köşede Dökmeciler (Sultan Süleyman) Hamamı bulunmaktadır (B.: Dökmeciler Hamamı), sokağın sol yanı boydan boya bu hamama âid duvardır. Sağ taraf-da Samancı Sokağı kavuşağma kadar bir medrese duvarı uzanır; bu sokak kavuşağı köşesinde de çirkin bir beton yapı görülür (Mart 1967).

Mesud MALATYALI




Dökmeciler Hamamında Câmekân (Resim : Turan Açıksöz)

DÖKMECİLER SOKAĞI — 1934 Belediye Şehir Rehberine göre Eminönü kazasının Bayazıd nahiyesinin Süleymaniye El-mâ-ruf Mahallesi sokaklarından; Mimar Sinan Caddesi ile Siya-vuşpaşa Sokağı arasında uzanır, Samancı Sokağı ile kavuşağı vardır (1934 B. Ş. R. Pafta 4/no. 45).

Mimar Sinan Caddesi tarafından gelin-



Dökmeciler Hamamında Harâre «Tayyarzâde Hikâyesi»

resimlerinden hamamda gizli toplantı sahnesi

(Sabiha Bozcah'nm kompozisyonu)

ANSİKLOPEDİSÎ

_ 4721 —

DÖNME DOLAB



__ 4720 —
DÖKMECİZÂDE

DÖKMECİZÂDE — Geçen asır sonlarında yaşamış esnaf güzellerinden bir delikanlı; Sü-rûri'nin bir kasidesinde şu beyit ile övülmüş-dür :

Dökmecizâdeye arz eyliyerek sürü güdâz Şunda bir kaalıbı rasla dili sûzan dökülür..

Tamamen muhayyel, yarı üryan çalışan bir dökmeci civanını da câzib gösterme, yahud nâri beyzâ hâline gelmiş âşık kollarının vuslat potasının akıp dökülmesi gibi yeni mazun endişen ile yazılmış bir beyit de olabilir.



DÖKÜMCÜ — (B.: Dökmeci).

DÖKÜMHANE SOKAĞI — 1934 Belediye Şehir Rehberine göre Boğaziçinin Rumeli yakasında Yeniköyün sokaklarından; Karaköyden yukarı Boğaza kadar uzanan ana sahil yolunun bir parçası olan Köybaşı Caddesi ile gerideki Said Halim Paşa Caddesi arasında uzanır, Keresteci Zühdü Sokağı ile dört yol ağzı yaparak kesişir (1934 B. Ş. R. Pafta 22); yerine gidilip bu satırların yazıldığı sıradaki durumu tesbit edilemedi (Mart 1967).



DÖKÜNTÜ BURNU — Yukarı Boğazın Rumeli yakasında Rumelikavağı civarında bir mevkiin adı; Yukarı Boğazın meşhur dalyanlarından Sırataş Dalyanı bu Döküntü Burnu ile Sı-rataş Burnu arasında kurulur (B.: Dalyanlar, cild 8, sayfa 4218; Sırataş Dalyanı).

DÖLENSOY (Lütfiye) — Çellist ve müzik öğretmeni; pek değerli sanatkâr; 1917 de İzmir-de müzik sever bir ailenin evlâdı olarak doğdu, dolayısı ile pek küçük yaşdan itibaren mûsiki ile pek yakından ilgilendi; buna Allahıri lütfü olan kaabiliyeti de eklenince sür'atle gelişme imkânım buldu ;ilk başarılan îzmirda aile toplantıların da verilen resitallerde görüldü.

ilk hocaları ebeveyni olmuşdu, ilk okul talebesi iken keman ve piyano dersleri aldı; 1934 de ,orta okul talebesi iken Profesör Sezai AsaP-dan viyolonsel dersleri aldı; 1936 da lise talebesi iken Konservatuvara girdi ve 1943 de Konser-vatuvarm yüksek solfej ve armoni bölümlerinden mezun oldu.

İlk profesyonel konserini Beyoğlu Halkevin-de vermiş, onu Kadıköy ve Cağaloğlu Halkev-lerdndeki basanla resitalleri takibetmişdir. O tarihlerde resmi okullarda müzik öğretmenliği de yapmaya başlamışdır.

İSTANBUL

İstanbul Radyosunda garp musikisinin, sazına uygun düşen bütün formları üzerinde çeşitli konserler vermiş; hâlâ belli bir konser salonuna kavuşamamış büyük şehrin muhtelif 'mahallerinde düzenlenen oda müziği, yaylısazlar orkestrası, ve senfonik orkestra konserlerinde solist olarak vazife almış, 1945 de Şehir Orkestrasına tayin edilmişdir.

Bir müzisyen olduğu kadar, örnek bir ev-kadını ve anne de olan Lütfiye Hanım, Şehir Orkestrası Kontrbasistlerinden Remzi Dölensoy ile evlidir. Bu satırların yazıldığı 1963 yılında Opera Orkestrası Çellisti, ve Şehir Orkestrası çello grubu şefi idi.

Engin Uhığ ALPAT

DÖNEMEÇ SOKAĞI — Haliç Fenerinde Müftiali Mahallesi sokaklarından; Yavuzselim Caddesi ile Çırakçıçeşmesi Sokağı arasında uzanır, Yavuzselim Caddesi tarafından gelindiğine göre iki .araba geçecek genişlikde, kabataş döşeli, meyilli bir yoldur, sağ tarafa bir dirsekle kırılır (1934 Belediye Şehir Rehberi, Pafta 8/97). ikişer katlı kagir evler arasından geçer. Kapu numaraları 1—9 ve 2--16 dır (Nisan 1965).



Hakkı GÖKTÜRK

BÖNEE KEBABI — îstanbula has "bir et kebabıdır, son 15-20 yıl içinde memleketimizin hemen her tarafında yapılmaya başlanmışdır; başlıca hususiyeti ev mutfağı için külfetli iş olması, muhakkak bir aşçı dükkânında, lokantada yenilir bir kebab olmasıdır. XVIII. yüz yılda tanzim edilmiş narh defterlerinde aşçılara âid kısımlarda et kebablarmın türlü çeşidinin isimleri arasında döner kebaba rastlanmadığına göre bu kebabın XIX. yüz yıl başlarından itibaren yapılır olduğunu tahmin ediyoruz.

Kendine mahsus, yukardan aşağı 3-4 ateş gözü olan bir ocak karşısında ve yine yukardan, aşağı bir mil-şişin üzerinde döne döne kızaran bir kebabdır.

Diklemesine ortadan kesilmiş uzunca bir su kovası şeklinde olan döner kebabı ocağının ateş gözleri ıskaralı dökme demirdir; iç yüzü saç, dış yüzü parlak sarı pirinç kaplıdır, eti döndüren demirden yapılmış mil-şişin alet kısmında, bu şişe geçirilmiş etlerin aşağı kaymaması için bir tablacık, üst kısmında da, bu mil-şişi üzerindeki etle birlikte ateş karşısında çevirmek için, otomobil direksiyinuna benzeyen ka-

rar küçüklükde parlak san pirinçden bir çark -tekerlek vardır; mil-şişin alt ucunun altında da, kebab pişerken eriyip sızan etin yağının toplandığı bir tepsi-sinicik bulunur.

Döner Kebab en az 5-6 kilo ve en çok 60 kilo et ile hazırlanır yapılır.

Birinci sınıf lokantalarda en âla Döner Kebab, sinirleri ayıklanmış koyun veya süt danası butu ile yine sinirleri ve zarı ayıklanıp çıkarılmış pirzola kapağı etinden yapılır. Alelade yerlerde ise kuyruk yağı ile sığır etinden, hatta baş etinden yapılır.

Et tabaka tabaka kesilir, açılır; hafifçe doğulur ve karar tuzlu soğan suyunda 10-12 saat yatırılır; sonra mil-şise, en küçük parçalar alta, büyük parçalar üste gelmek üzere geçirilip basa basa istif edilir ve mil-şiş böylece dört göz ocak boyu irtifâinca doldurulur, ve ateş karşısında döne döne kızarıp kebab olacak bu et kitlesine, geniş kaidesi yukarda mahrûtu nakıs (kesik koni) şekli verilir. Bu şekildeki et kitlesinin yüzü ateş karşısında döne döne kızardıkça, kendine mahsus bir bıçakla ve usûlü ile tıraş edilerek yine kendine mahsus bir et faraşı içine alınır, tabaklara konulur. Kebab çevirmeye böylece devam edilir.

Etin hazırlanması, kesilmesi ,açılması, şişe istifi, kebabı pişirmesi, kızaran yüzleri tıraş edip aldıkça alt kısımları kızartması bir aşçıyı bütün gün oyalar; bundan ötürüdür ki lokantalarda bu kebab ile uğraşan aşçılar «dönerci» adını alırlar ve artık başka bir iş ile meşgul olmazlar. 1967 yılında bir dönerci aşçının aylığı 750-1000 lira arasında idi.'

Son zamanların en namlı dönerci aşçısı, Lokantacı Pandelinin dönercisi Halil Usta idi (B.: Çobanoğlu, Pandeli; cild 8, sayfa 4056); 1945-1950 arasında öldü; Pandelinin damadı ve Ankara Caddesindeki İstanbul Lokantasının eski sahihlerinden aşçıbaşı Hristo Ustanın ustası idi.

1967 yılında birdöner kebab ocağı, bıçak hariç, bütün teferruatı ile 600-1000 lira arasında alınabiliyordu; en mahir ocak yapıcısı da Baya-zıdda Çadırcılarda İsmail Usta idi.

Döner bıçakları da 25-50 lira arasında satılıyordu, en makbul olanları da Tahtakalede Rüstempaşa Camii altında bıçakçı Yaşar Ustanın bıçakları idi.

Döner Kebab'ın bir porsiyonun fiatı da lüks tarifeli lokandalarda 450, birinci sınıf lokantalarda 400, ikinci sınıf lokantalarda da 350 kuruş idi.

Ali DÜNDAR

DÖNGEL SOKAĞI — Beşiktaş İlçesinin Yıldız Mahallesi sokaklarından; Eski Konak Sokağı ile Şâir Nahîfî Sokağı arasında uzanır (1934 Belediye Şehir Rehberi, Pafta 20/177). Bir araba geçecek genişlikde, paket taşı döşeli dik bir yokuşdur; çoğu ahşab 2-3 katlı evler arasından geçer; kapu numaraları 3—4 ve 2—12 dir (Temmuz 1966).



Hakkı GÖKTÜRK

DÖNME DOLAB (Eski müslüman konak ve yalılarında) — İstanbulun eski müslüman konak ve yalılarının büyüklerinde harem ile selâmlık arasında, başka yemek tepsileri, sahanları, öte beri alıp vermeye mahsus duvar içinde gömme olarak yapılmış döner dolablar; konakların ve yalıların alt kat taşlığında harem ile selâmlık arasındaki duvarın içinde bulunurdu; duvarın her iki tarafındaki pencere boşluğuna benzeyen byukda boyu l metre, kutru 50 -60 santim kadar, bir yanı kısmen açık, diğer yanları kapalı, kontra plâk gibi ince tahtadan, içi iki üç kat raflı üstüvane (silindir) şeklinde bir döner dolabdı; duvar içinde bir mihvere rabtedilmiş olarak fırıl fırıl dönen, açık yanı kâh hareme gelir; selâmlıkda içine konan şeyler haremden, haremde konulanlar da selâmlık-dan alınırdı; ve her iki tarafın halkı, dolab başında, yekdiğerinin yüzünü görmeden konuşurlardı.

Harem halkının uşaklar vâsıtası ile çarşıdan aldıracakları şeylerin siparişi de dönme dolabla yapılırdı; meselâ kâhya kadın dolaba eliyle vurarak: «Küçük Hasan gelsin !..» diye seslenir, konağın gözü açık olarak bilinmiş bu gence uşağı gelince de : «Hasan oğlum., dolaba iki çeyrek koyuyorum., hemen Kapalı Çarşıya git, ipekçi Karabetden 20 dirhem pembe ibrişim al., paranın yanına rengi için bir sap da iplik koydum !..» denilirdi.

Konaklarda, yalılarda lambaların gazı selâmlıkda doldurulur, lambaların şişeleri ve fitilleri de selâmlıkda silinir, kesilirdi; bunlarda Ayvazın vazifesi idi (B.: Ayvaz, cild 3, sayfa 1655); haremin lâmbaları da Ayvaza dönme dolab vasıtası ile verilirdi.

Dönme dolablar haremde câriye, halayık ve selâmlıkda uşak, yanaşma takımı (arabacı, kayıkçı, bağçivan, tablakâr, aşçı yamağı) gençler arasında gönül alâkalarına ve yolda gizli fısıltı sohbetlerine vâsıta olurdu; meselâ bir çer-kes halayık, hanımlarla birlikde mesireye giderken hamlacılardan tığ gibi bir laz uşağına gö-


4722


İSTANBUL


— 4723 —

yardımı ile mahbubu uşak tarafından kaçırıl-mışdır; vak'a üzerine bir destan yazılnıışdır ki iki kıt'ası mâlumumuzdur :

Kâhya ayvaz oldu hem hizmetkârı Dclabdan çıkardı oğlan nigârı Kıldılar firarda anlar kararı Rehrevan oldular semti meçhule

Nigâr paşa kızı kibardan kibar Öğlen yanaşmadır çıplak sebükbar Aşk olanda olmaz mala itibar İrdiler böylece murada hele

Son gördüğüm dönme dolaplı konak, Da-vudpaşa îskelesindeki tramvay durağının karşısında Çavuşzâde Yokuşunda battal kocaman bir ahşab bina idi ki bir çocukluk arkadaşım bu berhanenin içinde üç oda kiralamış o-turmakda, diğer otuz küsur odası da bomboş duruyordu- ve o arkadaşım konak için, akşama sabaha yıkılacak demişdi.

Sermed Muhtar ALUS

DÖNME DOLAB —

Büyük şenliklerde ve bilhassa bayramlarda bayram yerlerinde kurulan eğlence vâsıtalarından biri (B.: Bayram Yerleri, cild 5, sayfa 2310); iki ayak ortasına diklemesine yerleştirilmiş iki teker lek-çark-dan ibaret olup bu çarklar arasına konmuş mü-teaddid saîıncak-koltuk-lara oturularak çarklar döndürüldükçe aşağıdan yukarı, yukarıdan aşağı dönülerek eğlenilir. Bilhassa gençler tarafından rağbet göre gelmiş-dir. Zamanımızda halâ



ANSİKLOPEDİSİ

nül, ve fırsat bulup kaş göz işmarı ile gece do-lab başına gelmesini bildirir ve buluşma saatinde yüreği heyecanla çarparak dönme dolabın rafına kendi eliyle işlediği bir ipekli çevre koyarak : «Temel Ağa., şu ipekli çevrem sende yadigârım kalsın arslanım !..» derdi.

Güzellikde peri pâdişâhının oğlu misâli bir şehbaz uşağına gönül veren bir paşa kızı, babasının kendisini bir uşak parçasına aslaa vermeyeceğini bildiği için, oğlanla anlaşdıkdan sonra bir gece bir boğça çamaşır ve yükde hafif bahada ağır mücevherlerini alıp dönme dolabla selâmlığa geçmiş, ve para ile elde ettiği kimselerin

Bir XVII, asır minyatüründe Dönme Dolab

ANSİKLOPEDİSİ

kurula gelmektedir; ve zamanımız dönme do-iablan mâdeni çubuklardan yapılmış olup çoğu elektrik cereyanı ile döndürülmektedir. Eski dönme dolablar ise ağaçdan yapılır, ve dönme dolabcmm ırgad-yanaşmalan tarafından el ile çevrilip döndürülürdü. Bir onyedinci asır'minyatüründen bayram yerlerinde kadınların da dönme dolablara bindiği, hattâ bazı salıncak koltuklarına kadınların oturup dolaba gene erkeklerle de bindiği görülmektedir, aynı minyatürde dolab çevirici sakallı bir ırgadın havalanmış bir hanımı ferace eteği altından seyri dikkate değer'.

Bayram yerlerindeki dönme dolablar, onlara binmiş güzellerin sânında yazılmış manzumelerde kaydedilmişdir :



id gelüb varalım dolaaba dilber seyrine Görelim âyînei devran ne suret gösterir

Baki (XVI. asır) Binüb dolaaba her bir mânitftbânı Stanbulun

Yahya (XVII. asır) H«r güzel dolaaba binmiş bir içim sudur hemaıı

Yahya (XVII... asır)

Suvar oldukça hû ban rûzigâra httkimder güya Dönüb her tahtai dolaab bir tahtı Süleymâna

Şâkir (XVIII. asır)

DÖNME DOLAB SOKAĞI —' Üsküdarda İnâdiye semti sokaklarından; Tunusbağı Caddesi ile Gündoğdu Caddesi arasında uzanır; tnâdi-ye Mescidi Sokağı, Dolambaç Çıkmazı, nâdiye Mektebi Sokağı, Şâir Nailî Sokağı ile kavuşak-lan vardır (1934 Belediye Şehir Rehberi Pafta 27/înâdiye).

Bir araba geçecek genişlikde, kabataş döşeli, meyillice bir yokuşdur; Şâir Nailî Sokağı ile olan kavuşağında Malatyalı ismail Ağa camii ve önünde Damat ibrahim Paşanın bir çeşmesi (1141 = 1728) vardır kapu numaralan 1-45 ve 2-70 dir. Camiin naziresinin duvarı yok olmuş, haziresi, selvi ağaçlan ile, yol kenarında kalmışdır (Mayıs 1966).

Hakkı GÖKTÜRK

DÖNMEZ (Artist avcusu Enver) _ Bir

film figüranı; 1965 yılında, artist olmak isteyen bir takım toy delikanlılarla toy kızlardan «Sizi artist yapacağım» diye 300.000 lira dolandırmakla suçlandırılmışdır; bir devrin toplum hayatı bakımından tesbiti gereken önemli bir

DÖNMEZER (Celâdet)

vak'amn kahramanı olmuş bu gencin hakkındaki şu satırları 7 Temmuz 1965 tarihli Cumhuriyet Gazetesinden alıyoruz :

«Artist yapmak için taşradan gelen kızlarla erkekleri dolandıran ve bir süredir polisin aradığı Enver Dönmez, dün yakalanmıştır. Fi-limlerde rol vermek için müracaatçılardan 300,000 lira dolandırdığı iddia olunan Artist avcusu Enver, paralan aldıktan sonra İzmire kaçmış ve burada sevgilisi ile evlenmiştir. 6 aylık bir balayı seyahatine çıkan dolandırıcı paraları bitirdikten sonra tekrar İstanbula gelmiş, yeniden faaliyete geçmek istemiştir. Fakat, polis tarafından arandığım Öğrenen Enver, çevrilmekte olan «9 Canlı Adam» filminde rol almış ve saklanmaya başlamıştır.

«Aldığı 300.000 lirayı har vurup harman savuran ve meteliksiz kaldığını söyliyen Enver : — Benim bu işte ne kabahatim var, müracaat ettiler, verdiler, ben.de. aldım, paralar kese kâğıtları içinde geliyordu!... şeklinde konuşmuştur. Sanık, dün öğleden sonra Adliyeye verilmiştir» (Cumhuriyet).

Bu yaman gencin çok maceralı olması gereken hal tercemesi tesbit edilemedi.

Biirhaneddin OLKER

DÖNMEZER (Celâdet) _ Kıymetli doktor kadınlardan; Çamlıca Doğum Evinin sahibi ve kurucusu; 1920 de İstanbulda doğdu, süvari binbaşısı Celâl Giray'ın kızıdır; annesinin adı Câ~ vide Hanımdır, tik tahsilini babasının vazifesi dolaysı ile Karakösede yapdı, 1939 da Gazianteb Lisesini bitirerek îstanbul Üniversitesi Tıb Fakültesine girdi. 1945 kadın hastalıkları mütehassısı olarak diploma alarak Zeyneb Kâmil Hastahânesine asistanlıkla girdi; 1947 de Haydarpaşa Hastahânesi Nisaiye Servisine tayin edildi; 1949 da terfian Tokat Devlet Hastahânesi Nisaiye mutahassıshğma tâyin edildi, 1954 de Fatih Belediye doktoru olarak İstanbula geldi, aynı yıl içinde de asıl ihtisas yeri olan Zeyneb Kâmil Hastahânesine nakledildi. 1958 de serbest çalışmak isteyerek istifa etti ve Çamlıcada kurduğu doğumevinin başına geçdi.

Mesleğinin dışında tek meşgalesi yağlı boya resim yapmakdır; Doğumevini kendi tabloları ile süslemişdir. Evli ve bir erkek evlâd sahibidir (1963).



Hakkı GÖKTÜRK

DÖNMEZSE (SuİM)

4724



İSTANBUL

ANSİKLOPEDİSİ

4725 —



DÖRDÜNCÜ AVLU


DÖNMEZER (Sulhi) — İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ordinariyus profesörlerinden, avukat; 1918 de Istanbulda doğdu, asker muallimlerden Binbaşı Cemal Bey ile Fatma Hanımın oğludur; ilk tahsilini Akşemseddin Mektebinde, orta tahsilini Gelenbevî Orta Okulu ile İstanbul Erkek Lisesinde yapdı, 1935 de liseyi, 1938 de İstanbul Üniversitesinin Hukuk Fakültesini bitirdi, ve aynı fakültede asistan oldu, 1940 da doktora tezini vererek hukuk doktoru unvanım aldı, 1942 de doçent, 1949 da profesör oldu; 1953 ile 1955 arasında Hukuk Fakültesi dekanlığı yapdı, 1957 de Ordinariyus Profesör oldu.

Bir Türk hukuk bilgini olarak Avrupa ve Amerikanın birçok üniversitelerine davet edil-mişdir; 1946-1948 arasında İllinois Üniversitesinde, 1955 de Harvard Üniversitesinde bulunmuş-dur. Milletler arası ilmî kongrelerde bir kaç defa Türkiyeyi temsil etmiş ve yabancı ve milletler arası teşekküllerde Türkiye delegesi olarak bulunmuşdur. İstanbul Erkek Lisesi mezunları ve mensubları Cemiyetinin, Hür Fikirleri Yayma Cemiyetinin, Türk-Fransız Dostluk Cemiyetinin, Türk-Amerikan Üniversite Profesörleri Cemiyetinin, Türkiye Muallimler Cemiyetinin, Türk Pedagoji Cemiyetinin, Fransada Arsoci-ation înternatîonal de Droit Penal'in, Fransada Societe International de Criminologie'nin, îtal-yada İnstitut International de Sociologie'nin, Monakoda Committee de Medecine Legal'in, New York'da American Prison Association'nin, International Law Association'nin, International House Association'nin üyesidir.

1952 yılında Bayan Merrih (Tesal )ile evlenmiş, Cemal (doğ. 1953) ve Zühal (doğ. 1956) adında iki evlâd sahibidir.

Eserleri şunlardır : Matbuat Suçlan (1946), Cezaî Mesuliyetin Esâsı (1949), Uumûmî Âdab ve Aile Nizâmı Aleyhinde Cürümler (1950), Kriminoloji (1957), Ceza Hukuku Husûsî Kısım; şahıslara karşı ve mal aleyhinde cürümler (1959), Basın Hukuku; prof. Erman'la müşterek (1959). Ceza Hukukunda ictihadlar, Kararlar, Meseleler; Prof. Şensoy'la müşterek (1960). Muhtelif ilmî, meslekî mecmualarda türkce, ingilizce ve fransızca olarak yayınlanmış yüzden fazla geniş etüdleri, binden fazla makaaleleri vardır.

Bibi.: Kim Kimdir Ansiklopedisi.

DÖNÜM SOKAĞI — Boğaziçinin Rumeli yakasında Boyacıköyünün sokaklarından; Hekim Ata Sokağı ile Zergerdan Sokağı arasında uzanır; Boyacı Çeşmesi Sokağı ile dört yol ağzı yaparak kesişir (1934 Belediye Şehir Rehberi, Pafta 22/Boyacıköyü).

Hekim Ata Sokağı tarafından gelindiğine göre bir araba geçecek genişlikde, kabataş döşelidir; hafif meyilli bir yokuş olup düzleşir. 2-3' katlı ahşab ve kagir evler arasından geçer.

1934 Rehberinde bu sokak Zergerdan Sokağı ile bir «T» şeklinde kavuşur; 1966 da Dönüm Sokağı bu kavuşak noktasından ileriye doğru uzatılmış bulunuyordu; bu yeni yol, yine yeni açılmış ve adı 1934 rehberinde bulunmayan Ataolgaç Sokağında sona eriyordu. Kapu numaraları 1—43 ve 2—34 dür (Mayıs 1966).

DÖRDÜNCÜ (Halil Lütfi) — Gazeteci ve ünlü matbaacı; 1893 de Tikveş'de doğdu. (Se-lânik'in bir kazası); Süleyman Efendi adında bir zâtın oğludur, anasının adı Rukiyedir; ilk ve orta tahsilini Selânikde yapdı; Ticâret Mektebinde okudu, 1912 de İstanbul Darülfünunu Tabii İlimler Fakültesini bitirdi, aynı yıl içinde Gelibolu -İdadisine tabiiye öğretmeni oldu, 1913 de Üsküdar Sultanisinde, 1914 de Trabzon Sultanisinde, 1915-1918 arasında da Nişantaşı ve Davudpaşa sultanileri ile Bakırköy, Beykoz ve Fatih numune mektebinde öğretmenlik yapdı.

Gazetecilik hayatına Darülfünunda talebe iken muhabirlik ile atılmış idi; İstanbuldaki muallimlikleri zamanında muhabirliğe devam etti; 1918 den sonra gazeteciliği esas mesleği yapdı; Tanin, Tasviri Efkâr, Cumhuriyet, Yeni Gün, İstiklâl, Vakit, İleri gazetelerinde çalış-mişdır; 1930 da Ekrem Uşaklıgil, Zekeriya Ser-tel ve Selim Ragıb Emeçle birlikde Son Posta Gazetesinin dört ortağından biri oldu, «Dördüncü» soy adını bu münâsebetle almışdır. 1936 da Son Postayı E. Uşaklıgil ve S.R. Emeç'e bırakarak Z. Sertel, Ahmed Emin Yalman ve Mehmed Rifat Yalman ortaklığı ile Tan Gazetesi ve Matbaasını kurdular; 1938 de Yalmanlar ayrıldı, Tan müessesesi Z. Sertel ile H. L. Dördüncüde kaldı. Bu gazetenin baş muharrirliğini yapan Zekeriya Sertel'in aşırı solcu oluşu yüksek tahsil genelliği üzerinde Tan Gazetesine karşı büyük bir galeyan uyandı ve 5 aralık 1945 de gazeteye karşı büyük bir nümayiş tertib edildi, Tan Gazetesi idarehanesi ve Tan Matbaası tah-

rib edildi. Z. Sertel müessesedeki hissesini Halil Lütfiye devrederek az sonra Türkiyeden ayrıldı. Halil Lütfi kırılan makinalarm tamirinden sonra bir müddet yalnız matbaacılık yapdı. 1948 de Ali Naci Karacan ile birlikde Tan Gazetesini tekrar çıkardı, fakat aynı zamanda matbaanın sahibi olan Halil Lütfinin son derecede hesâbî, elinin de gaayetle sıkı oluşu, iştiraki yalnız gazetede olan Ali Nacinin ise gaayetle cömerd oluşu bu gazete ortaklığının uzun sürmemesine engel oldu, Ali Naci Tanı burakub Milliyet Gazetesine geçdi, Halil Lütfi de Tanı kısa bir zaman yalnız çıkardı, gazete iyi durumda olmadığı için, Tanı kapatıp 1956 da Yeni Gazeteyi çıkardı. 6 ocak 1959 da, Tan Matbaası binasının arkasında ve Ebüssuud Caddesinde bir otelde müdhiş bir dinamit infilâkı vak'asında, ki 39 kişi ölmüşdür, Tan Matbaası da ağır şekilde ha-rab oldu (B.: Ebüssuud Caddesi İnfilâkı Faciası).

Bu satırların yazıldığı 1967 yılında Tan Matbaasını Cağaloğlunda Başmüsâhib Sokağında kendi mülki olan bir binada yeniden kurmuş bulunuyor idi; Ankara Caddesinde infilâkda harab olmuş eski binanın yerine de bir iş hanı yaptırmışdır. Tan Matbaasında, devir devir Hürriyet, Yeni Sabah, Akşam, Tercüman, Dünya, Her Gün gazeteleri de basılmışdır (B.: Tan Gazetesi, Tan Matbaası).

H. L, Dördüncü Halide (Duhânî) Hanımla evlidir; çocukları olmamışdır; fransızca ve almanca bilir. Gazeteciler Cemiyeti üyesidir. Orta boylu, sohbeti tatlı meclis adamıdır, îstanbu-lun sayılı zenginlerinlendir. Yukarıda da kaydettiğimiz gibi elinin çok sıkı oluşu kendisine ayrıca şöhret vermişdir; Halil Lütfi Dördüncünün üzerine anlatılan fıkralar bir kitabcık olabilecek kadar çokdur, ve çoğu şirin fıkralardır. Bir tanesini naklediyoruz :

Matbaanın ve gazetenin arşiv memuru Hay-ri Bey Kadıköyünde oturur, bekârdır, bacağından sakat bastonla ve güçlükle yürür, muhitinde sevilmiş zarif adamdır; az bir aylığı vardır, işinden çok geç ayrılır, yorgunluk gidermek için de her akşam bir koltuk meyhanede bir iki kadeh içer. Gazetenin gece musahhihi işini terk eder, Halil Lütfi, haftada altı gece gazete idarehanesinde yatmak şartı ile bu musahhihliği ayda net 100 lira karşılığı Hayri Beye teklif eder, O da seve seve kabul eder. Ay sonunda maaşını yüzlira fazlası ile almak idare memuruna gitti-

ğinde kendisine 100 lira yerine zam parası olarak 90 lira 20 kuruş ödenir. 980 kuruş kesintinin sebebini sorar, Halil Lütfi Bey bilir lerler; Hayri Bey ona gider sorar; patron gaayet rahat şöylece anlatır :

—• Ben sana 100 lira net zam yaptım, sen hesabını bilmediğin için farkında değilsin; bak, her akşam Kadıköyüne gidiyordun, ve gidip gelme her gün asıl maaşından 30 kuruş vapur parası veriyordun, 26 günde 980 kuruş eder; şimdi matbaada yatmadığını düşün, 980 kuruş yol parası verecekdin değil mi ?.. O halde ben sana 100 lira net zam yapmış olmam mı ?

DÖRDÜNCÜ AVLU (Topkapusu Sarayında) — Topkapusu Sarayının dört büyük kapusu arasında dört büyük avlu vardır ki Sarayın Haremi Hümâyundan gayri bütün çeşidli yapıları bu avlular etrafında yapılmışdır : Bâbihü-mâyun ile Bâbüsselâm (Orta Kapu) arasında Birinci Avlu; Bâbüsselâm ile Babüssaade arasında İkinci Avlu; Babüssaade ile üç geçid arasında Üçnüncü Avlu üç geçid ile Hasbağçe Kapusu (Gülhâne Parkına açılan kapu) arasında Dördüncü Avlu (B.: Topkapusu Sarayı; Birinci Avlu, cild 5, sayfa 2811; İkinci Avlu; Üçüncü Avlu; Bâbihümâyun, cild 4, sayfa 1765; Bâbüsselâm, cild 4, sayfa 1777; Babüssaade, cild 4, sayfa 1774).

Üçüncü Avludan Dördüncü Avluya biri Ki-lerli Koğuşunun altından, biri Kilerli Koğuşu ile Hazineli Koğuşu arasında, diğeri Hazineli Koğuşu ile Emânet Hazinesi arasında zemini taş döşeli üç dar geçid - yol ile geçilir.

Avlu üç kısımdan mürekkebdir. Birinci kısmı, Hasbağçe Kapusuna giden bir yolun sağında kalan zemini toprak kısımdır; Sofa Camii, Es-vab Odası ve Mecidiye Köşkü buradadır (B.: Sofa Camii; Esvab Odası; Mecidiye Köşkü).

Hasbağçe Kapusuna doğru meyilli olarak inen yolun solunda kalan kısmı da birbirinden tamamen eyrilmiş biri üsde, biri aşağıda iki parçadır; üsteki parçaya yoldan bir kaç basamak taş merdivenle çıkılır ve ayrısa «Lala Bağçesi» adı ile anılır, Başlala Dâiresi ile bu bina içinde Hekimbaşı Odası ve Sofa Köşkü (Mustafa Paşa Köşkü) bu Lala Bağçesi üzerindedir, Lala Bağ-çesine yanlış olarak Lâle Bağçesi diyen ve Lâle Devrinin meşhur lâlelerinin buruda yetiştirildiğini zan ederek büyük hatâya düşen tanınmış yazarlar vardır (B.: Başlala Kulesi, cild 4, sayfa 2194; Mustafa Paşa Köşkü) Hazine Koğu-



Kataloq: library -> nadir eserler el yazmalari -> Ansiklopedi -> istanbul Ansiklopedisi Kocu -> istanbulansiklopedisi
Ansiklopedi -> Sun, kişi hürriyetinin bağlanmasını ifade eden genel bir terim iken modern hukukta hapsin kapsamı daha dar tutulmuş, bunun dış
Ansiklopedi -> He2Lresiz şart muhayyerliğinin tıpkı hezl gibi akdi fâsid kılacağı ve her İki durumda da akdin fâsid olup kabz ile dahi mülkiyet ifa­de etmeyeceği söylenmiştir
Ansiklopedi -> Yük bir ihtimalle bugünkü Kırklar Mey-dam'nın işgal ettiği alanı da kapsayan eskisinden daha geniş bir yapı topluluğunun İnşa
Ansiklopedi -> Kahtabe b. ŞEBÎB 6 Bibliyografya : 6
Ansiklopedi -> Eserleri: 3 Bibliyografya: 3
Ansiklopedi -> Sovyet Sonrası Orta Asya
istanbulansiklopedisi -> Kalesinde Halil Paşa Kulesi ve sahil kapusu Resim: Sabiha Bozcalı

Yüklə 5,01 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   10   11   12   13   14   15   16   17   ...   80




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə