İstanbul ansiklopediSİ Büyük Kapalı Çarşıda Yağlıkçılarda İstanbul Hanımı


§erefâbâd içindir aslı amma kim 6u rnaksemden Bu şehri Üsküdara dahi külli hisse peydadır



Yüklə 5,01 Mb.
səhifə4/80
tarix03.01.2019
ölçüsü5,01 Mb.
#88905
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   80
§erefâbâd içindir aslı amma kim 6u rnaksemden Bu şehri Üsküdara dahi külli hisse peydadır

Hele hakka şehriyân cih&nfi sadrı zîşânı Bu carî hayri pâktt bî bedeı tevfîki Mevlâdır

Hûda ikisinin de ömrü ikbâlin kıla efzua Ki desti re'fetü ihsanları eîtâfa mecradır

Nedîmâ âbı cârisin görünce söyledi târih

«Bu ntaksem vâye mehdi cûdi İbrahim Paşadır»

1141 (M. 1728-1729)

Dışarıdan gelen su, bir boru üe mermer bir su haznesine çıkar. Bu hazne iki bölmelidir. Bölmelerden birinde dışarıdan gelen su toplanır, buradan diğer bölmeye geçer, bu ikinci _bölme de Türk su dağıtma sisteminde ayarlamaya uyularak üç bölmeye ayrılmıştır. Mak-semin bu kısmından çıkan üç su borusu Üsküdar çeşmelerine yayılan üç su kolunu beslerdi. Hâlen metrûkdür,



Dr. Saadi Nazım KİRVEN

DOĞANCILAR YANGIN TULUMBASI

SANDIĞI — Istanbulun eski tulumbacılık âleminde Üsküdarm namlı yangın tulumbası sandıklarından biri; yalın tabanım kaldırım taşından esirgemeyen Üsküdarlı pırpırı, bıçkın oğlanlardan pek çok seçkin tulumbacı uşak ye-tişdirmiş bir sandık ve koğuşdur (B.: Tulumbacılar) ; Mahalle tulumbalarının eıı parlaklarından biri olmakla kalmamışdı, Üsküdar Dairelilerin ve Üsküdar Karakolluların kat kat üstünde idi. Semt halkı zengin idi; çocukları, gençleri arasından tulumbacılığa hevesliler çıksa da sandık reisleri ana baba hatırı sayarak onları kabul etmez, sandık kolu altında daltaban koşdurmazdı; kaldı ki o gençlerin de hevesi yüreklerinde kalır, semtlerinin tulumba omuzdaşı olub ailelerini bednam edemezlerdi.

Bundan ötürüdür ki Doğancılar Tulumba Sandığına semt halkı evlâdları ile rağbet göstermedi ama, sandığı, kesesini açıp himaye etti ve Doğancılar Koğuşunda îstanbulun en kaçar-lı, koşarlı tulumbacılarını toplamaya muvaffak oldu; hiç bir sandık tarafından tutulmamışlardır; kendilerine has terbiye ve irfan sayesinde de, semtin ekseriyetini teşkil eden ümerâdam da dâima iltifat görürlerdi. Bu sandıkda uzun zaman Döknıeci Arab Osman ikinci, Mania" Arab Şükrü de birinci reislik yapmışlardı, Şükrü Reise «Küpeli Arab» derlerdi. Doğancılar sandığı hafif tulumbalar devrini yaşamadı; ağır çardaklı sandıklar devrinin şöhreti oldu; bu sandığın aşağıdaki kadroları güçlükle tesbit edebildim :

Birinci Reis •— Arab Şükrü ikinci Reis —• Arab Osman


  1. takım — Öncüler: Yere batanlı Küçük Ali ile San
    dalcı irfan; ardcılar: Tabancı îbrahim ile Orospu ibrahim

  2. takım — Öncüler: Sucu Kadri ile Büyük Mısdık;
    ardcılar: Tatar Bekir: ile kardeşi Abdüssettar.

Vâsıf HİÇ

DOĞANÇAY (Fethi)

4646 —



İSTANBUL

ANSİKLOPEDİSİ

4647 —

DOĞMAK KORVETİ


DOĞANÇAY (Fethi) — Müteahhid, iş adamı; 1920 de İstanbulda doğdu, Dr. Albay Ali Doğançayın oğludur; Vefa Lisesinde okumuş, 1941 de Harb Okulunu bitirmiş, general yaverliklerinde bulunmuş, 1954 de sihhî sebeblerle ve yüzbaşı rütbesi ile emekliye ayrılmışdır. Sivil hayata atılınca inşaat müteahhidliği yapmış ve kısa zamanda büyük bir servet sahibi olmuş-dur; Şişli ve Beyoğlu semtlerinde ondan fazla apartıman ve sinema yapmış, bu arada Nuruos-mâniyede kendi soy adını taşıyan bir Han yap-mışdır.

^Siyasi hayata da atılan Fethi Doğançay


1960 da Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisine
girmiş, İstanbulda . çıkan Şehir Gazetesini sa
tın alarak bu partinin ve lideri Osman Bölük-
başının geniş ölçüde propagandasını yapmış
Cumhuriyetçi Köylü Partisinin adayı olarak
Kastamonu Vilâyetinden milletvekili seçilmiş-
dir; önce gazetesini kapamış, kısa bir zaman
sonrada bu partiden ayrılarak meclisdeki müs
takillere katılmış, 1965 seçimlerine yakın Ada
let Partisine girmiş ise de yoklamayı kazana
mamış, tekrar milletvekili olamamışdır. Bu .sa
tırların yazıldığı sırada Ankarada yerleşmiş bu
lunuyordu. ;

Atatürkün manevî kızı Ülkü Hanım ile ev-


Jenmiş, bu hamından Ali -ve Ahmed admda iki
oğlu dünyaya gelmiş,, 1961 de boşanmış, başka
.bir hanım almış, yine mesud olamamış, ayrıl
mış, üçüncü defa zengin bir zâtin dul zevcesiy-
le. evlenmişdir. ,

Hakkı GÖKTÜRK

DOĞANÇAY İŞ HANI *- Nuruosmaniye Caddesi ile Türbedar Sokağı kavuşağı köşesinde iş ham; 5 katlı 45 odalı beton bir han ölüp 1954 -1955 yıllarında Fethi Doğançay tarafından yâp-tırılmışdır; yerinde, son sahihlerinden Cevad Abbas Bey olmuş eski ve büyük bir konak vardı.

14 hisseli bir handır ve hissedarları arasında Anadolu Ajansı da bulunmaktadır; fakat Ajans hisseleri karşılğı handa işgal ettiği.yerlerin mülkiyetini almışdır, Doğançay Hanının 1. ve 2. katları Anadolu Ajansıdır. Öbür katlarda avukat yazıhaneleri, «istanbul Reklâm» müessesesi, Yeşim Yayınevi, istanbul Günlük Gazete Tekniksiyenleri Sendikası, Kadın Haklarını Koruma Derneği bulunmaktadır.

Zemin katında küçücük bir pasajı yardır,

orada da l terzi, l ressam ve l plâk evi bulunuyordu (1966).



Hakkı GÖKTÜRK

DOĞAN NÂDİ — Cumhuriyet Gazetesi sâ-hiblerinden, fıkra yazar; fıkra yazarları arasında görgüsü ve görüş ufku çok geniş, bir ha-kikatdır ki kolay yetişmeyecek, yeri doldurulamayacak humorist; taşkın zekâsı, nüktedanlığı ve hoş sohbeti ile yakınları, dostları tarafından aranılan meclis adamı; türkceye hâkim bir kaleme sahib olup fıkralarında paradokslara, garabetlere rastlanmaz; fıkralarını okuyanların «akıl için yol birdir» hükmünü vermiş oldukları kanaatindeyiz; Cumhuriyet Gazetesinde günlük fıkraları «Bir Dakika» başlığı altında

Doğan Nadi (Resim : Sabiha Bozcalı)

çıkar ve «D.N.» imzasını taşır, «Doğan Nadi» imzası ile de pazar günleri «7 Dakika» başlığı altında fıkralardan mürekkeb bir sohbet yazısı yazar; 1913 de İstanbulda doğdu, Cumhuriyet Gazetesinin kurucusu Yunan Nadi Abalıoğlu-nun oğlu, muharrir Nadir Nadinin küçük kardeşidir (B.: Abahoğlu, Yunus Nadi, cild l, sayfa 5; Abahoğlu, Nadir Nadi, cild l, sayfa 4); annesinin adı Nâzime Hanımdır, lise tahsilini İstanbulda yapdı, 1937 de Lozanda Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdi. Mary Elizabeth (Elling-hansen) Hanımla evlidir; Suzan (doğ. 1952) ve Mina (doğ. 1958) admda iki kızı vardır. İngilizce fransızca ve italyanca bilir; meslek îcabı yurd dışında pek çok memleket gezmişdir.

Doğan Nadi, Türk zarafet ve nükte üstad-ları arasında anılacak bir sîmâdır :

İstanbul basının siyâsî muharrirlerinden


çok tanınmış Profesör Şükrü Baban bir ara bir
günlük gazeteye hazdığı baş makaalelere imza
koymaz ,o makaaleleri o gazetenin sahibi im
zalar idi; o patron ile Ş. Baban bi rgün birlik-
de bir lokantaya giderler; az sonra da oraya Do
ğan Nadi ile bir arkadaşı gelir; D. Nadi arka
daşına : «Bak !.. der, Şükrü Bey imzası ile ye
mek, yiyor !...». . . .

DOĞAN SİGORTA ANONİM ŞİRKETİ — Milli ve hususî sermâye ile kurulmuş büyük sigorta şirketlerimizden biridir. Son derecede ciddiyeti ile tanınmış bir müessesedir; sigortacılı-

Karaköyde Bankalar Caddesi ile Yüksekkaldmm kavuşağında Doğan Sigorta Şirketinin

merkez binası (Resim : Şirketin arşivinden)

ğın. bütün kollarında halkında mutlak güvenini kazanmışdır.

Resmî muamaleleri yerine getirildikden sonra İstanbulda Bağçekapusunda Taşhan'm üçüncü katında 2 şubat 1942 bir pazartesi günü işe başlamışdır; işleri süratle gelişmiş, Tür-kiyenin sigorta piyasasında en ön sıradaki mevkiini almışdır. İkinci Cihan Harbi ve harb sonrasında dünyanın ve dolayısı ile millî ekonomimizin geçirdiği hâdiseleri ve zorlukları azimle karşılamış, bu satırların, yazıldığı sırada, 1987, yukarda da kaydettiğimiz memleketimiz büyük bir sigorta şirketi olarak yirmi beşinci yılını idrâk etmişdir.

Doğan Sigorta Şirketi, hâlen Ka-raköyde Bankalar Caddesi ile Yük-sekkaldırım diye meşhur Caddenin kâvuşakları köşesindeki kendi binâ-, sında 45.000.000 Türk lirasına varan sermâye, ihtiyat ve karşılıkları ve 30.000.000 Türk lirası istihsâli ile millî teşebbüsün sağlam örneği olarak amme hizmetlerini . görmektedir (1967).



DOGMAR KORVETİ — Bir Danimarka harb gemisi olub 1894 yi" linin kasım ayında Danimarka kıral-hk hanedanından Prens Charles'ı İstanbula getirmişdi, Salıpazan önünde demirlemiş olan geminin kumandan Kapdan Hanser olup 197 tayfası vardı, 1200 tonluk 8 toplu bir korvet idi. Danimarka kiralının torunu olan prense ressam Şeker Ahmed Paşa mihmandar tâyin edilmişdi; misafiri Köprü, Ayasofya, Divan Yolu, Çen-berlitaş; Bayazıd, Seraskerlik Dâiresi, Süleymâniye, Mercan yolu ile gezdirerek Mercandaki konağında şeker, şerbet, kahve ikram etmiş, oradan da Bayazıd, Okçular, Divan Yolu üzerinden ."•' Bâbıâliye götürmüş, Sirkeciden bir Tersane muşuna binilerek Boğaz içinde Danimarka Sefarethanesine gidilmişdi; ertesi gün de Topkapu Sarayı Hazînesi gezilmişdi.

Doğmar Korveti mürettebatına da beşer okka Türk şekeri hediye



DOĞRAMACI

_ 4648 —

İSTANBUL

ANSİKLOPEDİSİ

4649 —



DOĞRAMACI DESTANI


edilmiş, Tophanede Yamalı Hamam da efradın yıkanmasına tahsis edilmişdir.

Bibi.: Sabah Gazetesi.



DOĞRAMACI, DOĞRAMACILAR — Yapılarda kapuları, pencereleri, kapu ve pencere kasalarını yapan marongoz esnafına verile gelmiş bir isimdir; mobilya, ev eşyası marangozluğuna «ince marangozluk» adı verildiğine göre Doğramacılığa da bu sanatın kabası denilebilir.

îstanbulun eski ahşab yapılarında, bilhassa saraylarda, saray gibi köşklerde, yalılarda doğramacılık, küçük Türk güzel sanatlarından biri denilecek kadar ince, zarif ve pek kiymetli eserler ortaya koymuşdur.

Evliya Çelebi XVII. yüzyıl ortasında Vefa
da Ekmekcizâde Ahmed Paşa Türbesi yanında
büyük bir mirî Doğramacılar Kârhânesi bulun
duğunu, burada 100 nefer doğramacı esnafının
çalışdığını, «Sadefkârbaşı» unvanını da taşıyan
«Doğramacıbaşı» nm da orada oturduğunu ya
zıyor. .-.;••

Hicri 1139 (M. 1726-1727) tarihli bir fermanda doğramacı dükkânları için şu hükümler vardır:

«Doğramacı esnafı dükkânlarında talaş bi-rikdiremez; dükkânlarında ateş yakamaz; ve dükkânlarında kalfa veya çırak yatıramazlar...»,

DOĞRAMACI CİVANI — Kalender meş-reb şâirler tarafından «Şehrengiz» "adı verilen manzum risalelerle medhedilen esnaf güzelleri arasında doğramacı civanlarına da rastlanır; şehrengiz yollu yazılmış ve «Hûbannâmei Ne-vedâ» adını taşıyan manzum mecmuada doğramacı civanı şu üç beyitle övülmüşdür : '

Doğramacı civan kaameti gönder Yâ bahtım sen aru tez bana gönder

Sayam altunları adım başına Ondokuzuna dek her bir yaşına

Ne gam laz uşağı elinde keser •

Lücûc tâifeymiş babasın keser

DOĞRAMACI DESTANI — 1307 ile 1308 senei hicriyelerinde Uzunçarşı doğramacılarından üç bıçkın oğlan bir kaç ay ara ile üç cinayetin faili olmuşlardı; gazetelerin vukuuâtı zabıta sütunlarında yazılmış mıdır bilemem, tah-

kik etmedim, fakat hem kendi muhitlerinde hem de bu gibi vekaayie büyük ehemmiyet verilen İstanbulun tulumbacı kahvehanelerinde derin akisler yapmışdı.

1307 senesi zilkaadesinde (mart 1890) Kız Veli demlen nevhat delikanlı şu kadar yıldır dükkân üstündeki odada beraber yatub kaUdı-ğı ve âguuşi muhabbetinde perverde olduğu ustasını parasına tamah ederek kesmiş, adamcağızın sandığmdaki 150 altım alarak kaçmadı. Dükkân komşuları gece duydukları boğuk hırıltılardan kuşkulanmışlar, fakat gaflete düşerek kalkıp bakmamışlar, facia sabahleyin öğrenil-mişdi. Mevsim kış sonu, ortalık hayli soğuk olduğu halde kaatil Veli telâşından bacaklarına ancak pantolonunu çekebilip kaçmış, kan içindeki donunu gömleğini bile değiştirmemiş, sabahın alaca aydınlığında bir kayığa atlayıp Üsküdara geçmek istemiş. Kendisi fevkalâde güzel, fakat yalın ayak ve gömleği de kanlı bir gencin o erken saatde ve o soğukda bu kılıkla Üsküdara geçmek istemesi, üstelik o zaman için büyük ücret sayılan bir mecidiyeyi hiç tereddüd etmeden çıkarıp vermesi sabah nöbetindeki laz kayıkçıları şübhelendirmiş ve oğjam yakalamışlar, Kız Veli de karakolda cinayetini itiraf et-mişdi.

Bu vak'adan iki ay sonra 1308 muharreminde (haziran 1890) aynı çarşıda yine dükkân üstündeki bekâr odasında tek başına yatar kalkar Harun isminde 17 yaşında mürâhik bir oğlan, öteden beri pek yakın dostluğu dedikodulara yol açmış bir sandıkçıyı yine bıçakla öldürmüş-dü. Yatsıdan sonra sandıkçının dükkânına gece yarısı misafirliğine gitmiş Velinin akıbetinden ibret dersi almayarak ve dildâdesinin parasına tamah ederek adamcağızı derin uykusunda boğazlamış, 300 altınını alarak kendi dükkânına kaçmış, parayı döşeme altrna sakladık-dan sonra üstünden kanlı çamaşırını da çıkarıp ilerde yok etmek üzere gizlemiş. Sandıkçıya misafir olarak giderken ve dükkânına da kaatil olmuş dönerken nasılsa hiç kimse tarafından görülmemiş olan Harun iki gün sonra zabıta tahkikaatı neticesinde zan üzerine yakalanmış, bu müddet içinde- .imhaya muvaffak olamadığı kanlı donu ve gömleği de ele geçirilince cinayetini itirafa mecbur kalmışdı.

Bu iki cinayet TJzunçarşmın bütün doğramacı gençlerini ağır ve kötü bir şübhe altında bırakmışdı, çarşının üstüne adetâ bir kâbua çök-

müşdü ki yine 17-18 yaşlarında Güreli Mevlûd üçüncü cinayeti işledi.

Temmuz içinde bir perşenbe günü öğie üzeri Eyyubsultanda akrabalarından birini göreceğini söyliyerek ustasından izin almış, ve Veli gibi, dükkân üstündeki bekâr odasında beraber yattıkları o adama eğer gece gelemez isem merak etme cuma sabahı erkenden dönerim demişdi. Fakat cuma sabahı dönmedikden başka bir daha hiç görünmemişdi. O cuma gü-nü de, ceîeb kılıklı hüviyeti meçhul bir şahsın Ey-yub arkasındaki sırtda Cellâd Mezarlığı denilen mevkide Bir kaç yerinden bıçaklanmış cesedi bulunmuşdu. Önce faili mecul kalacak bir cinayet zan edilmiş iken, zabtiye nezâretinde bir zât Velinin ve Hârunun vak'alarını hatırlamış, Mevlûdun koyboluşu ile Cellâd Mezarlığı cinayeti arasında bir münâsebet aramış, ve oğlanın memleketine yazılan tezkireye gelen ce-vabdan Doğramacı Mevlûdun köyünde olduğu, ve tstanbuldan geldikden sonra bir tarla satın aldığı öğrenilmişdir. Güreden mevkuufen getirtilen küçük delikanlı cinayetini itiraf etmişdir. Öldürdüğü adamın kim olduğunu bilmediğini, altınla dolu kesesini gördükden sonra, perşenbe günü Eyyuba giderken yolda tanındığı o adamın davetini kabul ettiğini, Balatda bir meyhanede işret ettiklerini, ve gece kır sefası sürerek yatmak üzere gittikleri ıssız bayırda zengin adam sızıp uyudukdan sonra keseyi alıp kaçmak istediğini, fakat berikinin uyanması ile öldürmeye mecbur kaldığını anlatmışdır.

Üçü de gaayetle dilber ve Uzunçarşıîı ve doğramacı üç gencin bu üç cinayeti üzerine 28 kofalık bir «Doğramacı Destanı» yaznıışdım, basdınp sattırdım, çok rağbet gördü idi.

Destan dolayısı ile başımdan şöyle bir hâdise geçdi idi; bir gün Uzunçarşı boyunda bir kahvehaneye girdim, o tarihlerde beni o taraflarda henüz kimse tanımaz idi. Destanımdan bahsedildiğini duydum, kulak verdim. Velinin, Hârunun, Mevlûdun benzeri bir şahbaz oğlan :

— Vâsıf denilen şu herifi bulsam, «Bizi güzel yazmışsın aferin kalemine, elin derd görmesin» derim, ellerini öperim, sonra da «Bizi tstanbulda rezil ettin, namusumuz beş paralık oldu, işte ben de senin kanını içerim..» derim o herifi bıçaklarım !.. dedi.

Bayağı ürkdüm, renk vermeden kahvehaneden çıkdım; dünkü gün gibi hatırımdadır, dilber oğlan bıçağı çekmiş geliyor mu diye ar-

kama birkaç defa dönüb dönüb bakni'fdım, Vak'aları yukarda kısaca anlattığım için buraya destanın ilk kıt'âlarını aldım :



1. Olmakda adamın gözleri şaşı

Dükkânlar kurulmuş karşı b« karşı Her dükkân içre bîr civan oturmuş Güzeller pazarı î>u Uzunçarşı

Z. özenmiş bezenmiş yapmış Yaratan Zeberdest bıçkınlar lücûcu nadan Gelmiş Istanbııla taze fetâlar Kimi Amasradan kimi Bafradan

S, Nuh NeM pir evi bilüb civelek

Dükkânda soyunmuş bir don bir gömlek Doğramacıları gördükde sandım Tezgâhın başında nün üryan melek

  1. Gülle topukları sebîkei sim
    Perçemin zer püskül ideyim tevsîm
    Keman ebrûleri hem müjgânını
    Bibzarî kıl kalemle eylemiş tersim


  2. Tacı Yûsnîîdir fesi külah»
    Zahirde deryayı aşkına mellâhı
    Keşti! dil talan ider korsanlar
    Pâ bürehne şakî esnaf gümrâhı


  3. Nigâhında vahşet o hûnî püser
    Pençei simine almış bak' keser
    Pîşesi âşıka cevrü cefâdır


Yâri gar refikin ustasın keser

1. Gül gül topuklara âhû gözlere Mercan çakıllara tatlı sözlere Nigâhı davete işmar gamzeye Aldanma çatarsın kanlı dilbere

  1. Vâsıfâ yaz artık surda destana
    Birkaç ay içinde kıydı üç cana
    Doğracılardan üç bıçkın cğîan
    Sîmîn pençesini bulayub kana


  2. ikisi mürâhik biri hatâver
    Deste pehlivanı aşkbaz diîâver
    Kıl kadar kusursuz o güzellerin
    Nazilin görmemiş bahter ü hâver


21 yaşında olan usta kaatili Veli idama, 17, ile 18, yaşlarında bulunan Harun ile Mevlûd da İdama, yaşları dolayısı ile yirmişer yıl pranga

JL.

DOĞRAMACI EMiN ÇIKMAZI

4650 —



İSTANBUL

ANSİKLOPEDİSİ

4651 —



DOĞRUL (Ömer Riza)


bendliğe mahkûm oldular denildi idi. Devrin hükümdarı İkinci Sultan Abdülhamid idamları dâima müebbed habse çevirirdi, fakat o zamanlar mahkûmlara af da yokdu, Veli Oğlan asılmakdan kurtulmuşdur diyebilirim; eğer zindanda ölmemişler ise bu üç kaatil gencin 1909 da Sultan Reşadın cülusuna kadar 19 yü zindanda kaldıkları muhakkakdır, yâni Harun ile Mevlud cezalarını tam çekmişlerdir.

Vâsıf HİÇ

DOĞRAMACI EMİN ÇIKMAZI — 1934 Belediye Şehir Rehberine göre Eminönü Kazasının Alemdar Nahiyesinin Küçükayasofya Mahallesinde, bu mahalle ile Eminsinan Mahallesi arasında sınır yol olan Kâtibsinan Sokağı üzerindedir (B,: 1934 B. Ş. R. Pafta 2/21); yerine gidilip şu satırların yazıldığı sıradaki durumu tesbit edilemedi (ocak 1967).

DOĞRAMACI EMİN SOKAĞI — 1934 Belediye Şehir Rehberine göre Boğaziçinin Rumeli yakasında Yeniköyün sokaklarından; Yenikö-yün İstinye tarafındaki bölgesindedir, bir aralık sokakdır (B. Ş. R. Pafta 22/Yeniköy); yerine gidilip şu satırların yazıldığı sıradaki durumu tesbit edilemedi (ocak 1967).

DOĞRAMACI KEMAL SOKAĞI — Kasım-paşada Kadımehmed Efendi Mahallesi yollarından; Dutdibi Sokağı ile Arab Caddesi arasında uzanır; Nisâmektebi Sokağı,. Lâmi Çelebi Çıkmazı ve Seyyid ali mescidi Sokağı ile kavuşak-ları vardır (1934 Belediye Şehir Rehberi, Pafta 16/188). Dutdibi Sokağı tarafından gelindiğine göre bir -araba geçebilecek genişlikde bozuk toprak bir yokuşdur, üzerine birer ikişer katlı ahşab ve kagir evler görülür, kapu numaraları 1—19 ve 2—24 dür (temmuz 1966).

Hakk, GÖKTÜRK

DOĞRAMACI MEHMED SOKAĞI — 1934
Belediye Şehir Rehberine göre Üsküdarm Se
lâmsız semti sokaklarından; Şecaat, Kerpjçhâne
ve Kuşakcı sokakları ile teşkil ettiği bir dört
ağzı ile Ekmekcibaşı Sokağı arasında uzanır;
Sözebesi Sokağı ile de dörtyol ağzı yaparak ke
sişir (1934 B. Ş. R. Pafta 27); . yerine gidilip
şu satırların yazıldığı sıradaki durumu jtesbit
edilemedi (ocak 1967), ,., .-, , .:

DOĞRAMACI SOKAĞI — Çarşıkapusu ile Çenberlitaş arasında Mimar Hayreddin ve Emin Sinan Mahallelerinin sokaklarından; Mimar Hayreddin Mahallesinde Emin Sinan Hamamı Sokağı ile Emin Sinan Mahallesinde Pertev Paşa Sokağı arasında uzanır; Gedikpaşa Camii Sokağı ve adı geçen iki mahalle arasında sınır olan Kara Baba Sokağı ile birer dört yol ağzı yaparak kesişir (1934 Belediye Şehir Reh: beri, Pafta 2/20, Pafta 3/25).

Bir araba geçecek genişlikde kabataş döşeli bir yoldur. 2 otel (İnkılâp, Site), 4-5 kadar kundura - kavâfiye imalâthanesi, l kundura mağazası, l pjskülcü ve l pide - lahmiacun fırını vardır; kapu numaraları l—29 ve 2—28 dir (mayıs 1966).



Hakkı GÖKTÜRK

DOĞRAMACI SAKİR SOKAĞI — 1934 Belediye Şehir Rehberine göre Taksimin Şehid Muhtar Bey Mahallesi sokaklarından; Keresteci Receb Sokağı ile Kapanca Sokağı arasında uzanır, Fındık Sokağı ile kavuşağı vardır, Cevza Sokağı ile de dört yol ağzı yaparak kesişir (1934 B. Ş. R, Pafta 19/147); yerine gidilip şu satırların yazıldığı sıradaki durumu tesbit edilemedi (ocak 1967).

DOĞRAMACI TEKKESİ — Kasımpaşada Zindan Arkası denilen mevkide âyin günü çar-şanba olan bir kaadirî tekkesi idi; yeri 1934 Belediye Şehir Rehberine göre Kadımehmed Efendi Mahallesinde Seyyid Ali Mescidi Sokağında-dır; ahşab bir bina idi, çok harab durumda iken 1937-1938 yıllan arasında yıkılmışdır; tekkelerin kapatıldığı sırada son şeyhi Cemal Efendi adında bir zât idi. Hazîresi perişan bir halde durmaktadır; Üsküdarlı Ahmed Münib Efendi tarafından 1307 (1889-1890) da neşredilmiş «Mecmuai Tekâyâ» da bu tekkenin şeyhi olarak Sâdık Efendi adında biri gösterilmişdir; bu risalenin neşrinden bir sene sonra vefat etmiş olan bu şeyhin kabir taşının kitabesi şudur : «Kasımpaşada Doğramacı Ahmed Efedi Dergâhı şerifi • post nişini tarikatı aliyyei kaadiriye meşâyihinden merhum hattat Esseyid Eşşeyh Osman Sâdık Elgavsî el kaadirî ruhuna elfâ-tiha; 1308 (1890-1891)». Bu kitabeden dergâhın banisinin adı da öğrenilmektedir. 1966 yılında tekkenin arsasında briketten yapılmış bir gecekondu bulunuyordu.

Hakkı GÖKTÜRK

DOĞRUER (Receb) — Gedikpaşa çarşısında bir manav; 1912 Adapazarında doğmuş, 11-12 yaşlarında İstanbula gelerek Gedikpaşada çıraklıkla başlamış ve kırk yıldanberi aynı çarşıda bulunan Receb Doğruer 1.76 boyunda 90 kilo ağırlığında 1963 yılında 70 santim uzunluğundaki yasdıklı bıyıklan ile İstanbul, Türkiye ve hatta Dünya bıyık şampiyonluğu iddiasında bulunmuşdur. Bıyıklı Recebi heyecanla harekete geçiren, gazetelere baş vurarak bıyıklarını nümayiş ile teşhir etmesine sebeb, aynı yıl içinde bir hindimin 66 santim uzunluğundaki bıyıkları ile dünya şampiyonluğu iddiası haberidir. .

: Fakat, bıyıkları için «Hayatımın gururu» diyen ve Yeni Delhide mahallebiçilik yapan • hindli Sadzu Ram ile, Topkapusu Sarayı Müzesinde gördüğü bir Yavuz Sultan Selim resmine özenerek bıyık bırakmış olan Manav Recebin bıyıkları, çeşid resimlerde de aydın olarak görülür, has bıyık değil, bizde eskiden bilhassa yeniçeriler tarafından rağbet görmüş «Yasdıklı bıyık»dır; bıyığı gaâyetle uzun gösteren bıyık kılları değil, çene altından öte bıyık gibi burulmuş sakal kıllarıdır; böyle yasdık bıyıklar nümâyişde işe yarar ise de şampiyonluk bahis konusu olunca, sakal teli ile bıyık yarışmasına girilmez. Bıyıklı Receb gazetelerde resimleri basıldîkdaıa sonra bıyık 'şampiyonluğu iddiasının yanında dükkânının reklâmı fırsatım kaçır-mamıs, yasdık bıyıklı sempatik başınm resmini

DDNYAYA MEYDAN OKUYAN BIYIK ŞAMPİYONU

DOĞRUER

î B1 • ___._BIYIKt70

B O Ğ R.y LİI.K W& İAVİr™"""' Gedikpaşa Istanüu! Tel =328216

Bıyık Şampiyonu Receb Doğruer'in reklâm kartı

taşıyan kartondan reklâm kartları basdırıp dağıtmış, resminin üzerine «Dünyaya meydan okuyan Bıyık Şampiyonu» ibaresini yazdırır iken altına da çarşısını, dükkânının adını ve hatta telefon numarasını koymayı unutmamış-dır (1964).



Kataloq: library -> nadir eserler el yazmalari -> Ansiklopedi -> istanbul Ansiklopedisi Kocu -> istanbulansiklopedisi
Ansiklopedi -> Sun, kişi hürriyetinin bağlanmasını ifade eden genel bir terim iken modern hukukta hapsin kapsamı daha dar tutulmuş, bunun dış
Ansiklopedi -> He2Lresiz şart muhayyerliğinin tıpkı hezl gibi akdi fâsid kılacağı ve her İki durumda da akdin fâsid olup kabz ile dahi mülkiyet ifa­de etmeyeceği söylenmiştir
Ansiklopedi -> Yük bir ihtimalle bugünkü Kırklar Mey-dam'nın işgal ettiği alanı da kapsayan eskisinden daha geniş bir yapı topluluğunun İnşa
Ansiklopedi -> Kahtabe b. ŞEBÎB 6 Bibliyografya : 6
Ansiklopedi -> Eserleri: 3 Bibliyografya: 3
Ansiklopedi -> Sovyet Sonrası Orta Asya
istanbulansiklopedisi -> Kalesinde Halil Paşa Kulesi ve sahil kapusu Resim: Sabiha Bozcalı

Yüklə 5,01 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   80




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə