Ivan illich kiMDİR



Yüklə 87,43 Kb.
tarix01.11.2017
ölçüsü87,43 Kb.


ANKARA ÜNİVERSİTESİ

EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

EĞİTİM YÖNETİMİ, TEFTİŞİ, PLANLAMASI VE EKONOMİSİ ANABİLİM DALI

EĞİTİM EKONOMİSİ VE PLANLAMASI DOKTORA PROGRAMI


Ders:

Eğitim Örgütlenmesi ve Teknoloji


Konu:


Ivan ILLICH

Hazırlayan:

Mahmut TÜNCEL

Öğretim Üyesi:

Yrd. Doç.Dr. H.Hüseyin AKSOY

Temmuz – 2007


IVAN ILLICH
YAŞAMI
Bir teolog, bir tarihçi olan; ekolojik, paylaşımcı ve çoğulcu bir toplumun kuruluşu yolunda mücadele eden, yeşil düşüncenin1 en önemli esin kaynaklarından biri radikal düşünür Ivan Illich, 1926 yılında Viyana'da doğdu. Katolik baba ile soyağacı Yahudi olan bir annenin çocuğu olan Illich, babasının inşaat mühendisi olması hasebiyle Avrupa’nın çeşitli yerlerini dolaşmış ve çeşitli okullarda okudu. Annesinin soyağacında Yahudilik olması nedeniyle 1941’de Avusturya’dan sürülen Illich, daha sonraki tahsil hayatını (orta öğrenimi) Floransa’da tamamladı. Ardından önce Floransa Üniversitesi’ne, sonra da Roma Gregoryen Üniversitesi’ne daha sonra da papaz olmak üzere Salzburg Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı 1956'ya kadar papaz olarak çalıştı2.

En az altı dili iyi derecede bilen Ivan Illich, Porto Rico’daki Ponce Katolik Üniversitesi'nde rektör yardımcısı olarak 4 yıl çalıştıktan sonra, muhalif tutumlarından dolayı Üniversiteden uzaklaştırıldı.

Illich Amerikalı misyonerleri Latin Amerika’da çalışmak üzere eğitmek amacıyla Kültürlerarası Formasyon Merkezi’ni kurdu. Hala kiliseye bağlı olmakla birlikte Papa 13. John’un 1960’da kuzey Amerikalı misyonerleri Latin Amerikan kiliselerini modernize etmeye çağırmasına şiddetle karşı çıktı.

Illich yardımlarla açtığı merkezin adını, kısa adı CIDOC olan Kültürlerarası Dokümantasyon Merkezi (Centro Intercultural de Documentación) şeklinde değiştirdi. Birinci amaçlarının papalık düzeni tarafından yaratılan zararı azaltmaya yardım etmek olduğunu açıkça söylemesi üzerine Vatikan tarafından CIDOC’u bırakması emredildi. Bunun üzerine Illich, 1969’da papazlığı bırakarak CIDOC’a devam etti.


Bu arada okullaşmaya karşı eleştirilerini Okulsuz Toplum adıyla kitap haline getirmesi ve Celebration of Awareness’in yayımlanması ile Illich’in görüşleri çok daha geniş bir çevrede tanınmaya başladı. CIDOC 1970’li yıllarda entelektüel düzeyde uluslararası saygınlığı olan bir odak oldu. Ancak Illich’in çalışmalarını eğitim dışındaki konulara kaydırmaya başlaması ve Latin Amerika’ya eskisi gibi misyonerlerin gitmemesi nedeniyle CIDOC’un etkinliği azaldı3.
1980’lerden sonra Illich Meksika, ABD ve Almanya’da çalışmalarını sürdürdü. ABD’de Penn State Üniversitesi’nin Felsefe ve Bilim, Teknoloji ve Toplum bölümlerinde konuk öğretim üyesi olarak ve Almanya’da Bremen Üniversitesi’nde Illich’in fikirleri çevresinde bir araya gelen bir grupla birlikte çalıştı. Daha sonra uluslar arası çeşitli etkinliklere katıldı ve kitap çalışmaları yaptı. 2002 yılında gözlerini hayata kapatan Illich arkasında bir sürü radikal düşüncüler bıraktı.
ESERLERİ

Ivan Illich’in kitap ve yazıları hacimli bir koleksiyon oluşturur. Bu çalışmalar şunlardır:

The Celebration of Awareness, 1970; Deschooling Society, 1971 (Okulsuz Toplum, Bilim ve Sanat Yayınları, 1985);

Tools for Convivality, 1973 (Şenlikli Toplum, Ayrıntı Yayınları, 1989);

Energy and Equity, 1974 (Enerji ve Eşitlik, Pınar Yayınları, 1990);

Limits to medicine: medical nemesis -the expropriation of health, 1976 (Sağlığın Gaspı, Ayrıntı Yayınları, 1998);

After deschooling, What, 1976; The Right to Useful Unemployment and its Professional Enemies, 1977;

Toward a History of Needs, 1978; Shadow Work, 1981;

Gender, 1982 (Gender, Ayraç Yayınları 1999);

H20 and the Waters of Forgetfulness, 1986 (H2O ve Unutuşun Suları, Afa Yayınları, 1990);

In the Mirror of the Past. Lectures and addresses [1978-1990], 1992;

In the Vineyard of the Text, 1993.

Illich’in ortak yazarı olduğu kitaplar arasında Imprisoned in the global classroom 1976, Disabling Professions 1977, Multilingualism and mother-tongue education, 1981;

ABC: The alphabetization of the Popular Mind 1988 ve Blasphemy: A radical critique of our technological culture sayılabilir. Ayrıca Ivan Illich’in ‘Towards the History of Needs’ kitabından bazı bölümler Türkçe’de ‘Tüketim Toplumu’ adıyla Pınar yayınları arasında yayımlanmıştır.

Pınar yayınları tarafından 1997 yılında basılan ‘Profesyonellerin İktidarı’ kitabında da Illich’in bir yazısı vardır. Illich’in eserleri 25’ten fazla dile çevrildi.


YAŞAM FELSEFESİ
Illich hayat felsefesini mevcut küresel anlayışa karşıtlık oluşturarak üretir. O, bu nedenle modernizme ve getirdiği yaşam felsefesine karşı sert bir tavır takınarak, onu sıkı bir eleştiriye tabi tutar.

Illich’in yaşam felsefesi mistisizm katılmış bir sosyalist refleksi andırır. Hem eski bir papaz olması hem de modernizmi inşa eden iktisadi ve siyasi liberalizme karşı sosyalistçe bir duruş sergilemesi böyle bir duruşu anlaşılır kılabilir.

Illich için modernizm hayatın köleleştirilmesidir. Hayat, teknolojiye/ ekonomiye eğitim aracılığı ile bağımlı kılınmakta, insana ait özgürlükler yok edilmektedir. Böylece teknoloji insanı köleleştirmektedir(Illich, 2007). Illich hemen hemen bütün eserlerinde bu felsefi çerçeve içinde kalarak modernizmin bütün yaşam alanlarına müdahalesini sert bir şekilde eleştirir ve onu mahkûm eder.

İktisadi liberalizmin, iktisadı “kıt kaynaklara karşın sınırsız ihtiyaçlar” olarak algılaması ve bunun tüketim çılgınlığını artırması, eğitimle bu anlayışın küreselleştirilmesi, Illich’in modernizme karşı olan mücadelesini anlamada ve yorumlamada önemli bağlantılardır.

Illich, iktisat yoluyla oluşturulan yapay ihtiyaçların ülke ve ülkelerarası siyasete yansıması ve eğitim yoluyla bunların bağımlı hale dönüştürülmesine karşın istikarlı, entelektüel bir mücadele sergiler.

Bu anlamda Ivan Illich ‘modern toplumu’ sorguluyordu. Nitekim ‘Şenlikli Toplum’ , ‘Okulsuz Toplum’, ‘Enerji ve Eşitlik’ ve ‘Tıbbi Ceza’ da eğitim, enerji tüketimi ve tıp kurumunu ‘radikal tekel’ ve ‘karşı üretkenlik’ kavramları çerçevesinde eleştirir. ‘Tüketim Toplumu’nda ise tüketim toplumunun hiçbir zaman herkes için karşılanabilir olamayacak ihtiyaçlar belirleyerek kıtlık durumu oluşturduğunu ileri sürer. “Gender” adlı eserinde de endüstri toplumunun oluşturduğu ekonominin erkek ve kadının modern toplumdaki rolü üzerinde durur.



Ivan Illich’e göre iktisat bilimi “Büyük çaptaki eşya üreticileri tarafından yönetimi ele geçirmek için bir propaganda olarak geliştirilmiş” araçtan başka bir şey değildir. İktisatçılar böyle bir araç vasıtasıyla insanları sınırsız ihtiyaç sahibiymiş gibi göstermekte ve insanı kendine yabancılaştırmaktadır4. Endüstrileşme ve uzmanlaşma bu yabancılaşmayaı körükleyen temel aygıtlardır.

Illich’in ekonomiye bakışı eğitim, sağlık, cinsiyet konularına da yansır. İhtiyaçların artırılması uzmanlıkları da kendisiyle beraber artırmaktadır. Daha fazla ihtiyacın yönetilmesi, daha fazla uzmanlaşmaya ve bilgi depolarının oluşturulmasına o da enformatik cehalete sebep olmaktadır.

Eğitim ve sağlıktaki dönüşümlerin asıl sebebi ona göre iktisada olan yaklaşım tarzıdır. Bu açıdan bakıldığında o, eğitim ve sağlıktaki politikaların belirlenmesinde alt yapının (iktisadi araçlar ve bunun kullanımına ilişkin istekler) etkili olduğuna inanır5.

Illich de aslında eleştirdiği iktisadi anlayışta ileri sürülen “kıt kaynak” savını kabul etmektedir6. Onun kabul etmediği ihtiyaçların sınırsız olarak gösterilmesidir. İnsanların ihtiyaçlarının sınırsız olarak tanımlanması yapay uğraşıların, vahşice üretimin bir yanılgamasıdır.

Bu bakımdan ihtiyaçlara uygun endüstrileşmeyi ve sonuçlarını sıkı bir eleştiriye tabi tutar. Fakat Illich bunu yaparken de ileriye yönelik “umutlarını” da deklere eder. Endüstri sonrası bir toplumun, alternatif bir toplumun üretilebileceğine olan inancını belirtir. Bunun için endüstri sonrası “umut” ettiği toplum için “şenlikli” sözcüğünü kullanır(Illich, 1988)


Ona göre;

“Şenlikli bir endüstri sonrası toplumda uygulanacak ekonomiyi ne göz ardı edebilir ne de kendiliğinden gerçekleşmesini bekleyebiliriz. Her türlü endüstriyel büyümede siyasal olarak belirlenmiş sınırları kabul etmiş bir toplumda, birçok kabullenmiş terimi yeniden tanımlamak gerekecektir. Ancak böyle bir toplumda eşitsizliğin ortadan kaldırılamayacağı da kesindir. Her bireyin etkili değişimler yaratma gücü endüstri öncesinde ya da endüstri çağında olduğundan daha büyük olacaktır aslında. Sınırlanmış olsalar da, ortak araçlar, ilkel düzeneklerle kıyaslanamayacak ölçüde verimli ve dağıtımları da endüstriyel araçlardan daha geniş olacaktır. Ürünleri, bazılarının payına diğerinden daha fazla düşecektir. İktidarın olduğu gibi aktarılmasını belli sınırlar içinde tutmak amacıyla, yeni ekonomik düzenekleri olduğu kadar geleneksel düzenekleri kullanmak gerekir(Illich, 1988).


Buna denk düşen bir ekonomi kuramı geliştirilip işlerlik kazanmadan, araçların sınırlanmasının başarılamayacağı iddia edenlerin olabileceğini söyler. Böyle bir toplumun kendiliğinden gelmeyeceğini vurgular. Aksi durumda ise “okul öğrenimi konusundaki çözümlememiz, eğitimdeki seri üretimi, her biri bir hizmet malı üreten, her biri bir kamu hizmeti olarak örgütlenmiş ve her biri kendi ürününü temel bir ihtiyaç olarak tanımlayan diğer endüstri girişimleri” ve bununla iligli “hizmet kuruluşunun endüstrileşmesi, aşırı mal üretiminin tanıdık ikincil sonuçlarına benzeyen zararlı yan etkilere yol” açtığına inanır. Böylece insanları tüketime köle yapan bir alan oluştuğuna inanır (Illich, 1988).


  • EĞİTİME YÖNELİK YAKLAŞIMI

Illich’e göre, “tüketim toplumu için eğitim, tüketici eğitimine eşdeğerde bir şeydir” (Illich, 2006). Dolayısıyla iktisadi anlayışın/ tüketici anlayışının yaygınlaştırılması ancak bununla ilgili eğitimin verilmesi ile olur.

Bu bağlamda eğitimde sosyolojik yaklaşım olarak da bilinen "Toplumcu ve disiplinci" eğitim anlayışı olan totaliter ve baskıcı toplumsal modellerin aksine Illich’te psikolojik yaklaşım olarak da bilinen "Bireyci ve özgürlükçü" eğitim anlayışının yansıması olan demokratik ve özgürlükçü toplumsal model kendisini gösterir. Illich’in "Okulsuz Toplum" gibi A. S. Neil'in "Serbest Okul" kuramı, P. Feyerabend gibi düşünürlerin düşüncelerinde bireyci anlayış ortaya çıkar (Gezer, 2007).

Toplumcu görüşün bir yansıması olan “Eğitimin kitlesel olarak ve okullarda verilmesi görüsü” ilk ortaya çıktığında çok sayıda itirazla karşılanmıştır. Bununla beraber “okul”lar günümüzün kitlesel ögrenme etkinliginin vazgeçilmez unsurları olarak varlığını devam ettirmektedir. Bu etkinliklere modern zamanlarda “bireyci ve özgürlükçü görüş tarafından radikal eleştiriler yapılmıştır. Bu eleştiriler okula yönelik yönelik, çağdas kitlesel bir ögrenme etkinligine değil, ögrenme etkinliginin denetlenme biçimlerine ve bu biçimlerden birini oluşturması özelligine sahip (Spring ve Illich’te olduğu gibi) “okula” yönelik olarak yapılmıştır. Bu gerekçeler “okul”un sağlayacağı kitlesel okur-yazarlıga karsı çıkan (Smith’te olduğu gibi) ortaçağ düşünürlerininkinden oldukça farklıdır (Aksoy, 2007). Bu anlamda, aslında, Illich, okuldan çok okuldaki öğretnem etkinliğinin denetimine karşı çıkar. Ona gore eğitim devletten bağımsız hale getirilmeli.7 Çünkü öğrenme zaten doğal bir süreçte olmaktadır pek çok insan sahip oldukları bilgilerin çoğunu okul dışından edinmektedir. (Illich, 1998)

Illich’e göre zaten doğal süreçte öğrenme ile öğretim oluşur8. Temel ve hayati fonksiyonlar iradi olarak kazanılır. Illich, sevmeği, politika yapmayı, düşünmeyi vb. özellikleri okul dışında doğal olan “okul hayat”ında öğrenildiği savını destekleyecek argümanlar olarak sunar. Bu bakımdan "Öğrenme öğretimin sonucudur" tezini de mantık ve gerçekçi bir sav olarak bulmaz. Böyle bir anlayışla velilerin ve öğrencilerinin sömürüldüğünü, okullara bir iş merkezi olarak bakıldığını, okulun aracılığıyla insanların kullanıldığını ve mevcut rejimlerin yapısallaşması – kurumsallaşması sonucunda da hürriyetlerin yok edildiğini iddia eder. Ona göre bu yüzden böyle bir sistem içerisinde okul kendi başına özgürlük yolunu açamaz. Illich’e göre zaten hürriyetin yolunu tıkayan, mevcut rejimler ve onları üreten kurumlardır. Bunun için okul yoluyla hürriyete ulaşılamaz (Tozlu, 1993). Dolayısıyla, okul aracılığıyla verilen eğitim insanı bu tür özgürlüklerden yoksun kılar.

Illich, eğitimin sonradan uydurulmuş, maksatlı bir sözcük olduğuna da inanır (Illich, 2006). Eğitim aslında “öğrenme” yerine kullanılması gizli bir işleve sahiptir. Gizli olarak hazırlanan müfredatlarla modern toplumun kabulü “resmi törenlerle” ritüelleşmiş olur. Böylece okullarda verilen eğitimle bu müfredat yaygınlaştırımaktadır. Eğitim sistemi ile birey daima olumlayan olduğu için insan düşünce, akletme gücünden de yararlanamaz ve mevcut eğitim düşüncesi insanı bağımlı kılar. Bu durum, Dr. Stirner " kafadaki tekerlek" tanımlamasıyla örtüşür (Spring, 1991). Dr Stirner’in ön kabul olarak gördüğü "tekerlekler”in uygun bir şekilde kafalara eğitim yoluyla yerleştirildiğini ve böylece vicdanileştirildiğini ileri sürer. Illich aynı kavramı kullanmadan benzer sonuca ulaşır. Müfredatlar aracılığı ile insanların mevcut sisteme uyumlu hale getirildiğini söyler.

 Illich’e göre bu sorunun çözülmesi ancak toplumun okulsuzlaştırılması9 ile olur. Illich, bu düşüncelereni “Okulsuz Toplum” adlı eserinde ayrıntılı şekilde açıklar. Ona göre okul sadece çocuklara sosyal statüsünü öğretmeyi ve ona uymayı sağlayan bir araçtan başka bir şey değildir (Illich, 1988). Bu nedenle okullar sadece egemen sınıfın baskı araçlarıdır ve özgür iradeyi egemen kılmak için mutlaka kapatılmaları gerekir. Bu şekilde insan özgürleşir ve küresel gizli müfredatın bağımlılığından da kurtulmuş olur.

Illich, standart eğitimin kaldırılması gerektiğini ileri sürerken aslında aynı zamanda okul kurumuna karşı tutumuyla radikal bir çıkışta bulunur. O, bunu yaparken okula alternatif olarak "Öğrenim Ağları" fikrini ileri sürer. Bunun içinde eğitimin üç amacının olması gerektiğini söyler:
“Bir şeyi öğrenmek amacındaki insanlara hayatlarının hangi dönemlerinde isterlerse gerekli kaynakları sağlayabilmek; bir şeyler bilenlerle onlardan öğrenmek isteyenlerle bilgilerini paylaşmakla üzere yardımcı olmak ve en son olarak bir konuyu kamu oyuna duyurmak isteyenlere girişimlerinin duyulması imkânını vermek. Illich'e göre, bu tür sistem eğitime yönelik anayasal güvenceler getirilmesini getirecektir. Öğrenciler, zorunlu bir müfredata uymak zorunda bırakılmamalı, bir diploma ve benzeri belgeler nedeniyle bir ayrım yapılmamalıdır. Ayrıca halkta, gerileyici bir vergilendirme yoluyla, büyük bir eğiticiler ordusu ve binalardan oluşan dev bir profesyonel aygıtı beslemek zorunda bırakılmamalıdır. İyi bir eğitim programı özgür konuşma, özgür toplantı ve özgür basını gerçekten evrensel kılmak, dolayısıyla da tümüyle evrensel kılmak için modern teknolojiden alabildiğine yararlanmalıdır” (Bayhan, 1996).
Illich, okullaştırma politikalarının arkasında “Öğretmeyle öğrenim, büyük gelişmeyle eğitim, diploma ile yeterlilik, akıcılıkla yeni bir şey ortaya koyma arasında bir karşıtlık” yaratma ve “Öğrencinin imgelem gücü, değer yerine hizmetin muteber kabul edilmesi” sebeplerinin yatmasını görmektedir (Illich, 1998). Bu açıdan okullaşma ile öğrenciler ne kadar çok bu sürece dâhil edilirse, gizli müfredatla küreselleşme anlayışının makul görülmesi o kadar iyi sonuç alınır10.

Illich eğitimi sadece okulla sınırlı tutmayarak sosyal yaşantımızda da totaliter anlayışın okulaştığını söyler. Ona gore sosyal açıdan da okullaşma olmaktadır. Her basit ihtiyaca kurumsal bir karşılık bulunarak, yeni bir fakir sınıfı meydana getirilir ve “yeni sefalet tanım”ları yapılır (Illich, 1998; s-16). Bu tanımlamalar fakirleri daha çok bağımlı kılmakta; “işlerini, kendi tecrübeleri ve içinde bulundukları toplumsal kesimdeki olanaklar çerçevesinde düzenlenmelerini giderek imkânsız hale getirmektedir” (Illich, 1998).

Illich göre maksatlı şekilde oluşturulan okullaşma ile fakir kesimlerin de hareket alanları yok edilmiş olur.
Ona göre;

“Bir çocuk, eşit nitelikte okul eğitimi hakkına sahip olmakla zengin bir çocuğun konumunu nadiren elde edebilir. Aynı okulda, aynı yaşta başlasalar bile fakir çocuklar, orta-sınıf çocuklar için pekâlâ mümkün olan eğitim olanaklarının çoğundan mahrumdurlar. Bu avantajlar evdeki sohbetler ve kitaplardan, çocuğun hoşlanacağı tatil gezilerine ve farklı ilgi alanlarına dek uzanmaktadır. Daha fakir çocuklar, gelişim ve eğitim amacıyla okula bağımlı kaldıkları sürece, genellikle diğerlerinden farklı kalacaklardı. Fakirlerin iddia edilen dengesizlikleri gidermek için sertifika almaya değil, öğrenme edimlerini gerçekleştirmelerini mümkün kılacak yardımlara ihtiyaçları vardır (Illich, 1998).


Böylece zorunlu bir şekilde her kesime uygulanan eğitim, toplumda birçok arızaya sebep olur. Zorunlu bir eğitim ile hem toplum kendi içinde “kast” oluşturulmasına hem de uluslararası platformda hiyerarşilerin oluşmasına neden olunur (Illich, 1998). Bu açıdan Illich zorunlu eğitim ve okulların artışını, silahların artışı ile karşılaştırarak yıkıcı bir faalliyet olarak görür11.

Illich, “eşit okul eğitimi”12 hakkında “geçici olarak uygulanamaz, sonra olur” şeklindeki inancı bir kenara bırakmazsak, ekonomik olarak akılcı olmayan, entelektüel olarak kısırlaştırıcı, soysal olarak kutuplaştırıcı ve bu sistemi öneren siyasal sistemin inandırıcılığında yıkıma neden olan yapısını kabul etmek zorunda olacağımızı ileri sürer (Illich, 1998).


Okulluşma sonucunda verilen eğitimi bir “çağdaş eğitim krizi” olarak görür. Bu kriz içinde öğretmene de bir rol biçilmiştir. Beyin yıkamayla disiplini birbirine karıştıran özgür-okul hareketi, bu öğretmene yıkıcı bir otorite rolü biçmiştir. “Eğitim teknolojisi, devamlı suretle öğretmenin tedbirler alma ve davranış geliştirmekteki alt konumunu göstermektedir. Dolayısıyla hem öğrencilerin hem de öğretmenlerin okuldan kaçışlarını görmek mümkündür (Illich, 1998).


  • ENERJİ ve TEKNOLOJİYE YÖNELİK YAKLAŞIMI

Modern topluma getirdiği eleştirilerle kalmaz Illich, aynı zamanda modern yaşamın hayattaki görünürlülüğünü de deyinir. İnsan enerjisini göz ardı edildiği ve insanla teknoloji arasında tuhaf, “köleci” bir bağımlılığın oluştuğuna dikkat çeker.

Bu bağlamda modernizmin getirdiği araçların insana getirdiği zarardan dem vurur. O, kim kullanırsa kullansın bu araçları insanlara zarar verdiğini ileri surer13. Çünkü mevcut iktisadi anlayış bu araçları kullananları kendisine bağımlı kılmakta ve alternatif duruş geliştirmeleri yok etmektedir.

İnsanoğlu, aslında, herhangi bir aletten yardım görmeden verimli bir şekilde hareket edebilir. İnsan ayaklarıyla hareket ettiğinde termodinamik olarak motorlu bir taşıttan ve birçok hayvandan daha verimlidir.

Ivan Illich eğitimin, iletişim ve ulaşımın kurumsallaştırılması üzerine; okul, hastane, motorlu taşıt ulaşımı gibi manipülatif kurumların ve uzmanlaşmanın toplumları ve kültürleri tek tipleştirmesi  ve bireylerin yaratıcılıklarını, karar verme yetilerini ortadan kaldırması üzerine yoğunlaştırır. Illich, tüketim kalıpları ile halkın yönetimi ve yönetimde etkinliği arasında farklı bir yaklaşım ileri sürmektedir. Ona göre, bir toplum yüksek enerji tüketimini hedeflerse, o toplumun toplumsal ilişkilerine teknokratlar hükmeder. Oysa katılımcı demokrasi düşük enerjili teknolojileri gerektirir. Hiçbir toplumun aynı anda hem kendi başına hareket edebilen, hem de giderek bir sürü enerji köleleri haline dönüşen bir nüfusu olamaz (Illich, 1992).

Ilich, enerji tüketim düzeyi ile toplumsal düzen arasındaki ilişkiyi kişi başına orta düzeyde bir enerji tüketiminin ötesinde bir toplumun siyasal sistemi ve kültürel çevresinin çökeceği savına bağlar. Kişi başına kritik enerji seviyesi aşıldığında, bürokrasinin soyut hedefleri uğruna bir eğitim, artık kişinin hukuki teminatlarına ve somut girişim hevesine galip gelecektir. İşte bu düzey toplumsal düzenin sınırıdır (Illich, 1992). Çok miktarda enerji kaçınılmaz olarak fiziki çevrenin bozulmasına yol açarken, aynı zamanda toplumsal ilişkilerin bozulmasına da neden olmaktadır (Illich, 1992)


  • SAĞLIĞA YÖNELİK YAKLAŞIMI

Illich, modenizmin yeniden inşa ettiği eğitime olduğu gibi sağlığa da ciddi eleştiriler getirmektedir. Sağlık politikaları aracılığıyla aslında insanların bağımlı hale getirildiğini ileri surer. Ona göre “Sağlıklı bir yaşam için tıbbi tedavi, toplum yaşamında gelişme sağlamak için sosyal çalışma, emniyetin tesisi için polis teşkilatı, ulusal güvenlik için askeriye, üretici için iş rekabeti gerektiği yönündeki çıkarımların neden-sonuç ilişkileri [bağlamları] yanlış anlaşılmaktadır. (Illich, 1998)”. Bu bakımdan göre modern tıbbın hastalık yaratıcı yan etkilere sebep olduğuna inanır. . Ona göre, zaten bu durum II. Dünya Savaşı’ndan sonra belirginleşmiştir14. Bu bakımdan özellikle 1913 yılı modern tıp tarihi için bir dönüm noktasıdır (Illich, 2007). Bu dönemde modern tıp kendisini tedavide kuşatıcı, alternatifsiz olarak görmeye ve bunun politikalarını devlet aygıtları vasıtasıyla yaymaya başlamıştır.

“Yirminci yüzyılda, hasta sıfatıyla, klinik eğitim görmüş doktorların gözetiminde ölmek bir vatandaşlık hakkı haline gelmiştir. İleri yaşta tıbbi bakım, sözleşmelerde koşul olarak yer alır (Illich, 2004). Her tür klinik durum için yaşam boyu tıbbi bakım. Yaşam boyu kurumsal tıbbi bakım toplumun tüm fertlerine borçlu olduğu bir hizmete dönüşür.

Illich’e göre doktorların sebep olduğu acı ve hastalıklar, daima tıp pratiğinin bir parçası olagelmiştir. Doktorların kayıtsızlığı, yetersizliği ve hatalı uygulamarı bu pratiğin en eski biçimlerindendir. Modern tıp “doğal ölüm” imgesi oluşturmuştur. “Doğal ölüm” imgesi, yani ileri bir yaşta ama henüz sağlıklıyken, tıbbi gözetim altında öleceğimize yönelik bir beklenti, çok yakın bir dönemde ortaya çıkmış bir idealdir. Bunun ardından sözlüklere “doğal ölüm” maddesi girer. Hatta ansiklopedilerde, “Doğal ölüme karşıt olarak anormal ölüm, ya hastalık, ya şiddet, ya da mekanik bozukluklardan kaynaklanan” ölüm tanımlamaları yapılır.

Böylece ölümün tıbbileşmesi aracılığıyla, sağlık hizmetleri diğer tüm inançları dışlayan bir “dünya dini” konumunu kazanmıştır. Bu anlayış “derslerde öğretilir ve ahlaki çerçevesi, çevrenin bürokratik yeniden yapılandırılmasına uygulanır; cinsellik bile kitabına göre yaşanır, hijyen kaygısı yüzünden, iki kişinin bir kaşığı paylaşması kötülenir. Zenginlerin yaşam tarzlarına hâkim olan, ölüm karşıtı mücadele, kalkınma havarileri tarafından bir dizi kurala çevrilir, dünyanın yoksul nüfusunun yaşamlarını bu kurallara göre sürdürmeleri emredilir” (Illich, 2004). Ancak fazlasıyla endüstriyel toplumlarda evrilen bir kültür, ölüm imgesinin ticarileşme sürecini olanaklı kılabilirdi.



  • CİNSİYETE YÖNELİK YAKLAŞIMI

Illich, gender(Cins) ile sex(Cinsiyet) kavramlarının toplumsal yaşam ve iş yaşamındaki farkına dikkat çekerek sex kavramının salt kadın – erkek ile tanımlarken, gender kavramının cinsiyet farkının ötesinde daha kapsamlı bir tanımla ifade etmektedir. Illich, ekonomik cinsiyet sömürüsüne dayalı olarak kadınların bağımlılaştırılmasını incelerken yapısalcı tuzaklar olarak tanımlanan doğal ve kültürel değişkenleri dikkate almamaktadır(Illich, 1996).

Modern cinsiyet (sex) yaklaşımının gender(Cins) siz yapılan tanımlamasında cinsellik (Sexuality) kavramı ile cinsiyet anlatılır. Illich, “gender”siz cinselliğin oluşumunu “Homo economicus” un ortaya çıkmasını tetiklediğini vurgulamaktadır. Bunun bir sonucu olarak da “gender” ile ekonomik cinsiyet ortak bir noktanın kutuplaşması olarak karşımıza çıkmaktadır. Illich, “gender”in iktisadın biçimlendirdiği bir çevrede çok hızlı büyüyüp gelişemeyeceğini vurgulamaktadır.

Araştırmacılar Cinsiyet ayrımcılığı üzerinde sosyal normlar önemli bir belirleyici olduğunu savunmaktadır. ABD’de oluşturulan Wall Street Cinsel Ayrım Sınıfı Hareketine yapılan şikâyetlerin kadın komisyoncular ve erkek hasta bakıcıların karşılaştığı ön yargıların, cinsiyet ayrımının her iki cins için günümüz iş yaşamında önemli sorunlar teşkil etmektedir. Çoğu ekonomik araştırmalar bu gibi eşitsizliklerin nedenleri olarak sermaye oluşumundaki farklılıkları göstermekte ve çalışanları insan sermayesi perspektifinden ele alarak ücret ve iş düzeyindeki ayrımcı uygulama ve eşitsizlikleri açıklamaya çalışmaktadır. Bu bağlamda, kadınsı ve erkeksi yaklaşımdan koparak cinsiyet ayrımcılığı yaratan üstün erkeksi bir form, sadece cinsiyet belirlenimciliğinden değil, kişinin davranış ve tutumlarından da kaynaklandığını ortaya koymaktadır (Soyşekerci-Yılmaz, 2007).

Yapılan araştırmalarda erkeksi rol, otonom, saldırgan, teşhirci ve baskın; kadınsı rol ise, besleyici, yakın ilişki kuran ve yardımsever olarak tanımlanmaktadır. Sanayileşmiş toplumlarda kadınsı ve erkeksi formların griftleştiği ve kadınların erkeksi söylemlerle hareket etmektedir. Her ülkede ayrımcılık ile şiddet ekonomik gelişmeyle aynı oranda yaygınlaşır ve kadınlar için modern cins ayrımcılığının aşırı fiziksel ifadesi olan tecavüz olgusuna dönüşür (Illich, 1996).

Illich ekonomik büyüme ile gender ilişkisini kurarken, kıtlık rejimini “gender” döneminin karşısına koymaktadır. “Vernacular genderin” yok olmasının kapitalizmin endüstriyel üretimine bağlı olarak bir yaşam tarzının yükselişinin belirleyici koşulu olduğunu ileri sürmektedir.

Illich, kadınların erkeklerle ekonomik eşitliğe sahip olabileceği hiçbir sanayi toplumunun olamayacağını iddia etmektedir. Ekonomik büyümenin gerçekleşmesi için “vernacular gender”in yıkılması gerektiğini vurgulanmaktadır.



SONUÇ

Kapitalizmin ürünü modernizm sonucunda eğitim, sağlık ve yaşamın her alanında etkin olan anlayış, kaçınılmaz olarak birçok eleştirmen tarafından sorgulanmıştır.

Bu eleştirmenler arasında Illich önemli bir yere sahiptir. Modernleşme ve bunun getirdiği sonuçlar konusunda birçok argüman ileri sürülmüştür. Fakat, hiç bir argüman böylesine doğrudan ve açık değildir. Illich ekonomi, eğitim, sağlık ve yaşamın birbirleriyle ilişkilerini ele alarak insan üzerindeki etkisine deyinir. Bunu yaparken tümdengelimci bir yaklaşım geliştirir.

O, mevcut ekonomik anlayışın, kendisini kabul edecek ve itaat edecek insanların yetiştirildiği alanlar açtığını söylerken aslında bazı çağdaşlarından farklı bir şey söylemiyordu. Nitekim Macpherson(1984) da liberal anlayışa şiddetli eleştiriler getiriyordu. O da eğitim aracılığıyla ekonomik sistemin getirdiği anlayışı içselleştirilecek insanlar yetiştirildiğini ileri sürüyordu. Bunu yaparken aslında, aynı zamanda, liberalizmin de eleştirisini yapmış oluyordu. MacPherson da Illich gibi bütün yönleri ile modernizmi eleştiriye tutuyor. MacPherson, liberal anlayışın oluşturulması için önce liberal demokrasinin sonra da liberal eğitim anlayışının uygulandığını söyler. Bu anlamda yaklaşım açısından Illich ile benzeşirler. Nitekim bu anlamda tevhidi tedrisat uygulamalarına ilk olarak Avrupa’da rastlandığını farklı ifadelerle dile getirirler. Liberal eğitimin bütün Avrupa’da yaygınlaştırılması ile mevcut ekonomik anlayışa uygun bireyler yetiştirilmesi sağlanmış olmaktadır. Illich de neredeyse aynı eleştirileri ileri sürer. Ancak, MacPherson eleştirilerini modernizm içinde kalarak yaparken Illich eleştirilerini modernizmin dışına çıkarak da yapmaktadır.

Aslında, Illich modernizm bütün imkânlarıyla red etmemektedir. Onun red ettiği şey modernizmin yaşam felsefesi, yaşamı şekillendirmeye yönelik projeleridir. Kısacası Illich kullanılmaya müsait olmayan, canlı ve şenlikli kurumların yaratılmasını öngörür. Böylece insanların insanlarla ve çevreleriyle otonom, yaratıcı ve özerk bir ilişki kurmaları söz konusu olur.

Bu anlamda, modernizmin kendisiyle birlikte getirdiği sorunlara yeniden bir göz atmak için Illich’in yaptığı eleştirileri dikkate almak çözüm üretmede önemli birer faktör olabilir.



KAYNAKÇA

AKSOY, H.Hüseyin, “Medya ve Bilgisayar Teknolojisinin Egitimde Kullanımının Etkileri Üzerine Elestirel Görüsler: Orwell ve Huxley’in Gelecek Tasarımları Çerçevesinde Bir Degerlendirme” www.education.ankara.edu.tr. 22.07.2007 Tarihinde ulaşıldı.

BAYHAN, V. “Enformasyon Toplumunda Eğitim” İnsan, Toplum, Bilim (4. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi 1995- Bildirileri), (Der: Kuvvet Lordoğlu), Kavram Yayınları, İstanbul 1996.

GEZER,I. “Felsefe ve Eğitim”, www.haber10.com.tr. 22.07.2007 Tarihinde ulaşıldı.

ILLİCH,I. Tools for Conviviality”, www.opencollector.org. 28.07.2007 Tarihinde ulaşıldı.

ILLİCH, I. “Ölüme Karşı Ölüm” Cogito, Sayı 40, 2004

ILLİCH, I. Enerji ve Eşitlik, İstanbul: Ağaç Yayınları 1992.

ILLİCH, I. Gender, (Çev:A.Fethi), Ayraç Yay., Ankara, 1996.

ILLİCH, I. Okulsuz Toplum, İstanbul, Şule Yayınları, 1998.

ILLİCH, I. Şenlikli Toplum, İstanbul, Ayrıntı Yayınları, 1988.

ILLİCH, I. Tüketim Köleliği, İstanbul, Pınar Yayınları, 2006.

MACPHERSON, C.B. Demokrasinin Gerçek Yüzü, Çeviren: Leven Köker, Birey Toplum Yayınları, 1984

SOYŞEKERCİ, S.- YILMAZ, H. “Cinsiyet Ayrımcılığı Olarak Üstün Erillik (hypermasculınıty) Olgusunun Türkiye’de Aile İşletmeleri Bağlamında Araştırılması”. www.universite-toplum.org.tr. 21.07.2007 Tarihinde ulaşıldı.

SPRİNG, J. Özgür Eğitim, Çev : Ayşen Ekmekçi, İstanbul : Ayrıntı Yay., 1991.

www.infed.org “Ivan Illich: deschooling, conviviality and the possibilities for informal education and lifelong learning”. 22.06.2007 Tarihinde ulaşıldı.

1 Yeşil düşünce: içinde yaşadığımız  dünyayı ve toplum düzenini “en doğru yerden” bakmaya çalışarak açıklayan düşünme ve  tüm dünyada yoksulluğu, ekolojik yıkımı ve eşitsizliği artıran mevcut düzene karşı, barışçı, demokratik, şenlikli politikalarla çözüm önerileri oluşturup mücadele etmeye çalışan siyasi bir hareketir.

2 www.infed.org

3 www.infed.org

4 “Kötü yönetimin çaresi daha fazla yönetimdir. Uzmanlaşmış araştırmanın çaresi, disiplinler arası daha pahalı araştırmalardır; daha pahalı deterjanlar olması gibi. Bilgi depoları oluşturmak, bir bilgi stoku kurmak, mevcut sorunları daha fazla bilim üreterek alt etmeye çalışmak, bunalımı daha da ileri götürerek çözme yolundaki son girişimlerdir (Illich, 1988; s-19).”


5 Karl Marks ile bu noktada buluşmakla beraber, getirdiği temel eleştiri daha çok zihniyete yöneliktir.

6 Illıch göre “Yeryüzü kaynaklarının sınırlı olduğu aşikârdır. Bilimdeki ya da teknolojideki hiçbir yeni buluş dünyadaki her insana, günümüzde zengin ülkelerdeki fakir vatandaşlarda bile bulunan mal ve hizmeti sağlayamaz. Örneğin, böylesi bir amacı gerçekleştirmek için en yüksek teknolojiyle beraber demirin, tenekenin, bakırın ve kurşunun günümüzdeki rezervlerinden yüz kat daha gelmektedir. (Illich, 1998; s-156)


7 “Eğitimi devletten bağımsız hale getirmek amacıyla, daha önceki bazı müfredat programlarına devam etmeye dayalı eğitim merkezlerini kiralamada, seçimde ya da girişte yaşanan ayrımları bir kanunla yasaklama gerekliliği söz konusudur. Bu işlev ya da rol garantisi için gereken yeterlilik testlerini hariç tutmayacaktır. Fakat kamu gelirinin en yüksek harcamalarıyla elde edilen bir yeteneği öğrenen ya da hiç faydalı yetenek veya iş ile ilişkili olmayan, sadece bir diploma elde edebilmiş bir kişinin lehine olan şu anki mevcut saçma ayrımı ortadan kaldıracaktır. Halkı, sadece okula sahip olduğu kariyeri herhangi bir şekilde yetkisizleştirmekten koruyarak, okulun anayasal bir şekilde devletten bağımsızlaştırılması, özerkleştirilmesi psikolojik bakımdan yararlı olacaktır. (Illich, 1998; s-26-27)”.


8 “Pek çok öğrenme, kendiliğinden olmaktadır ve pek çok planlı öğrenme bile programlanmış eğitimin sonucu değildir. Ana-babaları, öğretmenleri yolunda onlara daha çok özen göstermelerine rağmen, normal çocuklar anadillerini kendiliğinden öğrenmektedirler. İkinci bir dili öğrenen çocuğu insan son derece alışılmadık şartlar altında ve belli bir diziye dayanmadan öğretim sonunda bunu başarmaktadır; ya büyükanne ve büyükbabalarıyla yaşarlar, ya seyahat ederler ya da bir yabancıyla beraber yaşarlar. Okumadaki akıcılık da aşırı müfredat çalışmalarının bir sonucu değildir. Okuma ediminden zevk alan pek çok insan bu huyu okulda edindiklerine inanır. Doğruluğu araştırıldığındaysa, bunun bir yanılsama olduğu ortaya çıkmaktadır. (Illich, 1998; s-28-29)”


9 “Okulsuz toplum, öğrenme ediminin iki yönlü doğasını vurgulamaktadır. Tek başına tekrara dayalı öğretimde gösterilecek ısrar bir felakete neden olabilir; öğrenmenin diğer çeşitlerine de eşit derecede özen gösterilmelidir. Fakat bir yeteneği öğrenmek için okullar yanlış yerleri oluşturuyorsa, bu aynı zamanda, okulların eğitim için en kötü yer oldukları manasına gelmektedir. Okul, kısmen bunlar arasında bir ayrım gözetmediğinden dolayı her iki görevi de doğru düzgün yerine getirememektedir. Özellikle, müfredat konusuyla ilgili olduğundan dolayı pek çok okul yetenek öğretiminde yetersiz kalmaktadır. Pek çok okulda bir yeteneği geliştirme anlamına gelen bir program, bununla tamamen alakasız bir diğer görevle birleştirilmiştir. Tarih dersi matematik dersinde gösterilecek gelişmeye ve oyun hakkını kazanma da derse devamla irtibatlandırılmıştır. (Illich, 1998; s-36)


10 Illıch göre sadece eğitim değil sosyal gerçekliğin kendisi de okullaştırılmıştır. Ona göre; “. Okullaştırmanın maliyeti aynı müstemlekede yaşayan hem fakir hem de zengin için aşağı yukarı aynıdır. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki şehirlerden yirmisinde; gettolarda ve zengin banliyölerdeki her bir öğrenci başına düşen yıllık gider birbirine yakın oranlardadır ve çoğu zaman bu oran fakirler aleyhine çevrilmektedir. Fakirler ve zenginler yaşamlarını yönlendiren, hayat görüşlerinin oluşmasına neden olan ve onlar için neyin yasal neyin yasal olmadığını tanımlayan okullara ve hastanelere benzer şekilde bağımlıdırlar. Her iki kesime mensup bireylerde kendilerini iyileştirmeyi sorumsuzluk, eğitmeyi imkânsız addetmekte ve otorite tarafından cezai müeyyide tehdidi bulunmadıkça herhangi bir toplum organizasyonunu saldırgan ya da tahripkâr olarak görmektedirler. Her iki grup için kurumsal uygulamaya karşı beslenen güven, ondan bağımsız bir şekilde icraatta bulunmayı şüpheli hale getirmektedir. Kişinin kendine ve topluma beslediği resmi dayanakları olan güvendeki gelişmişlik, Brezilya’nın kuzey-doğusunda yaşayan halka nazaran Westchester’da daha tipik bir özellik arz etmektedir. Her yerde, sadece eğitimi değil, bütün bir bütün olarak toplumu okulsuzlaştırma gereği vardır. (Illich, 1998; s-15)


11 “Fakat bu yıkıcılık o kadar göze çarpmıyor. Dünyanın her yerinde okul maliyeti GSMH (Gayri Safi Milli Hasıla)’dan ve öğrenci sayısından daha hızlı şekilde artış göstermektedir. Her yerde okul için yapılan masraflar ailelerin, öğretmenlerin ve öğrencilerin beklentilerinin çok çok üzerindedir. Bu durum, her yerde okullaştırılmamış öğrenim için geniş bir planlamayı ve parasal olarak desteklemeyi engellemektedir. Birleşik Devletler, hiçbir ülkenin okul sisteminin yarattığı talepleri karşılayacak denli zengin olamayacağını dünyaya kanıtlamaktadır. Çünkü başarılı bir okul sistemi, daha büyük bir okul sistemi için aileleri ve öğrencileri okullu eğitime şartlandırmaktadır. Bunun için gereken maliyet, daha yüksek eğitim dereceleri talep edildikçe orantısız bir şekilde artmaktadır. (Illich, 1998; s-25)”.


12 “Eşit eğitim fırsatı, gerçekten de, hem arzu edilebilir hem de uygulanabilir bir amaçtır. Fakat bunu ancak zorunlu okullaştırma ile mümkün saymak; kurtuluşu, kiliseyle karıştırmak anlamına gelmektedir. Okul, modern proletaryanın dünya dini haline gelmiş ve teknolojik çağın fakir insanları için faydasız kurtuluş vaatlerinde bulunmaktadır. Ulus-devlet, tüm halkını, geçmişin toplum üyeliğine kabul edilme ritüellerine ve hiyerarşik terfilere benzemeyen ve bir dizi diplomayla belgelenen gruplara ayırarak, bu sistemi benimsemiştir. Fatihler (16.ncı yüzyılda Meksika’yı ve Peru’yu fetheden İspanyol fatihler) ve Engizisyon Mahkemesi yoluyla ilahiyatçıların değerlendirmelerini kendi üzerlerine alan İspanyol krallarının yaptığı gibi, modern devlet de okul kaçaklarıyla ilgilenen iyi niyetli görevlilerin iş gereksinimleri vasıtasıyla, eğitimin ve eğitimcilerin değerlendirilmesi işini kendi üzerine almıştır. (Illich, 1998; s-26)”


13 Bazı araçlar onlara kim sahip olursa olsun yıkıcıdır; sahibi ister Mafya, ister hissedar, yabancı bir şirket, devlet, hatta isterse işçi komünü olsun, çok şeritli otoyol ağları, uzun menzilli, geniş bantlı vericiler, açık maden işletmeleri ya da zorunlu okul sistemi böyle araçlardır. Yıkıcı araçlar kaçınılmaz olarak sınıflaşmayı, bağımlılığı, sömürüyü ve aczi şenliklilikten, yalnız zenginleri değil, yoksulları da mahrum bırakacaktır. (Illich, 1988; s-35)



14 “İlaca dirençli mikroplar ve doğum öncesi X ışınlarının yol açtığı genetik bozukluklar gibi yeni salgınları teşhis etmek için hekimlere zaman gerekiyordu. George Bernard Shaw’ un bir kuşak önce öne sürdüğü, hekimlerin iyileştirici olmaktan çıkıp hastanın tüm hayatı üstünde denetim kurmaya başladıkları yolundaki sav, hala durumun karikatürleştirilmesi olarak görülüyordu. Tıbbın ikinci bir dönüm noktasından geçtiği ve kendisinin yeni hastalıklar yaratmaya başladığı, ancak 50’lerin ortalarında belirginleşti. (Illich, 1988; s-13)”




Yüklə 87,43 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə