Jostein Gaarder Sofi'nin Dünyası



Yüklə 2,32 Mb.
səhifə1/40
tarix17.11.2018
ölçüsü2,32 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   40

jostein Gaarder

Sofi'nin Dünyası

Norvecceden çeviren: Gülav Kutal
SOFÎ'NlN DÜNYASI JOSTEÎN GAARDER
Gri Yayın Dizisi
Pan Yayıncılık
Barbaros Bulvan 74/4
80700 Beşiktaş - istanbul
Tel: (0212) 261 80 72 • Faks: (0212) 227 56 74
Birinci Basım: Ekim 1995
Jostein Gaarder ve H. Aschehoug & Co. Oslo 1991 Bu kitap ilk kez Sofies verden adıyla Oslo'da H. Aschehoug & Co. tarafından 1991 yılında yayınlanmıştır.
Pan Yayıncılık 1994
Kitabın Türkçe yayın hakları Pan Yayıncılık'a aittir.
Kitabın Norveççeden çevirisi NORLA tarafından desteklenmiştir.
ISBN 975-7652-41-5
Kapak Grafiği: Firuz Kutal • Baskı: Mart Matbaası
Jostein Gaarder
Sofi'nin
DÜNYASI
Felsefe tarihi üzerine bir roman
Norveççeden Çeviren: Gülay Kutal
Çeviriyi okuyup Türkçe felsefe terimleri açısından gözden geçiren Oruç Aruoba'ya teşekkür ederiz.
Pan Yayıncılık
Bu kitap Siri Dannevig'in desteği olmaksızın varolamazdı. Ayrıca Maiken Ims'e metni okuyup değerli yorumlarda bulunduğu ve Trond Berg Eriksen'in yıllar boyu sürmekte olan yorumlar ve profesyonel desteği için teşekkür ederim. J. G.

İçindekiler


CENNET BAHÇESİ........................................ 9
...sonuç olarak, şu ya da bu, bir zamanlar yoktan varolmuş olmalıydı...
SİLİNDİR ŞAPKA.............................................18
...iyi bir filozof olmak için gereken tek şey, hayret etme yetişidir...
MİTLER....................................,.......................30
...iyi ve kötü güçler arasında nazik bir denge...
DOĞA FİLOZOFLARI..................................... 37
...hiçbir şey yoktan varolamaz...
DEMOKRlTOS.................................................52
...dünyanın en müthiş oyuncağı...
KADER.............................................................58
...falcı aslında öngörülemeyecek şeyleri öngörmeye çalışır...
SOKRATES...................................................... 68
...en bilge kişi bilmediğini bilen kişidir...
ATİNA.............................................................. 85
...harabeden bir sürü yüksek yapı yükseldi...
PLATON...........................................................92
...ruhun gerçek yuvasına özlem...
BİNBAŞININ EVİ.......".................................. 109
...aynadaki kız iki gözünü birden kırptı...
ARİSTOTELES...............................................120
...insanların kavramlarında temizlik yapmak isteyen titiz ve düzenli bir adam...
HELENİZM.....................................................139
...ateşten bir kıvılcım...
KARTPOSTALLAR........................................159
...kendi kendime güçlü bir sansür uyguluyorum...
İKİ KÜLTÜR..................................................168
...yalnızca böylelikle boşlukta dolanmaktan kurtulabilirsin...
ORTAÇAĞ.,.....................................................185
...yolun birazını katetmiş olmak yolunu şaşırmış olmak demek değildir...
RÖNESANS....................................................212
...ey, insan kılığındaki kutsal soy...
BAROK DÖNEMİ..........................................246
...rüyaların yapıldığı maddeden...
DESCARTES..................................................265
...eski malzemelerin tümünden kurtulmak istiyordu...
SPİNOZA........................................................280
...Tanrı bir kukla oynatıcısı değildir...
LOCKE............................................................291
...öğretmen sınıfa girmeden önce yazısız ve bomboş duran bir karatahta gibi...
HUME..............................................................303
...o zaman yakın gitsin...
BERKELEY...................................................320
...alev alev yanan bir güneşin etrafında dönmekten sersemleşmiş bir gezegen gibi...
BJERKELY.....................................................326
...büyük büyükninesinin çingene bir kadından aldığı sihirli bir ayna...
6
AYDINLANMA ÇAĞI.................................... 345
...iğne yapımından top dökümüne kadar...
KANT..............................................................366
...üzerimdeki gökyüzü ve içimdeki ahlak yasası...
ROMANTİZM DÖNEMİ................................388
...o gizemli yol içimize açılan yoldur...

HEGEL...........................................................408


...doğru olan tarihe direnebilen şeydir...
KİERKEGAARD.............:..............................421
...iflasın eşiğinde bir Avrupa...
MARX.............................................................436
...Avrupa'da bir hayalet dolaşıyor...
DARWÎN........................................................ 456
...yaşamın içinde yüzen, genlerle yüklü bir gemi...
FREUD...........................................................484
...kadının içinde beliren kötü ve bencil düşünceler...
KENDİ ÇAĞIMIZ.......................................... 504
...insan özgürlüğe mahkûm edilmiştir...
BAHÇE PARTÎSÎ.......................................... 531
...beyaz bir karga...
KONTRPUAN............................................... 547
... aynı anda ses veren birden çok ezgi...
BÜYÜK PATLAMA...................................... 569
...bizler de yıldız tozuyuz...
Üçbin yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır.

"Goethe"
CENNET BAHÇESİ


.sonuç olarak, şu ya da bu, bir zamanlar yoktan varolmuş olmalıydı...
Sofi Amundsen okuldan eve geliyordu. Yolun bir kısmını kız arkadaşı Jorün'le yürürken, robotlardan bahsetmişlerdi. Jorün'e göre insan beyni gelişmiş bir bilgisayar gibiydi. Sofi ise pek emin değildi bundan. İnsanın bir makineden, daha öte bir şey olması gerekmez miydi?
Büyük süpermarketin orada ayrılmışlardı. Sofi geniş bir alana uzanan tek katlı evlerden birinde oturuyordu. Evleri, Jo-rün'lerin evinden iki misli daha uzaktı okula. Ardında başka ev olmayıp derin bir orman başladığından, Sofi'ye evleri dünyalın ta en ucundaymış gibi geliyordu.
Sofi Yonca Sokağı'na saptı. Sokağın en dibinde "Kaptan Virajı" denen bir dönemeç vardı. Bu yoldan cumartesi pazar günleri dışında pek geçen olmazdı.
Mayıs'm ilk günlerinden biriydi. Bazı bahçelerde meyve ağaçlarının dibinde öbek öbek nergisler açmıştı. Ağaçlar yeşil, ince bir örtüye bürünmüşlerdi.
Her şeyin yılın bu vaktinde büyüyüp gelişmeye başlaması ne ilginçti! Karlar eriyip havalar ısınmaya başlar başlamaz onca yeşil bitki özünün cansız topraktan fışkırmasını sağlayan şey neydi?
Sofi bahçe kapısını açarken posta kutusuna bir gözattı. Postada bir sürü reklam broşürü ve annesine gelmiş birkaç büyük zarftan başka bir şey olmazdı pek. Sofi yukarı çıkıp ders çalışmaya başlamadan önce bunlardan mutfak masasının üzerinde koca bir yığın yapardı.
SOFİNİN DÜNYASI
Babasına arada bir bankadan birkaç mektup gelirdi, o kadar. Babası başka babalara benzemezdi ama! Koca bir petrol tankerinin kaptanı olan babası, yılın büyük bir kısmını dışarıda geçirirdi. Birkaç haftalığına eve geldiği zamanlar pıtır pıtır ortalıkta dolaşır, Sofi ile annesine hoş vakit geçirtirdi. Ama gemide olduğu zamanlar epey uzaklaştığı olurdu onlardan.
Bugünse posta kutusunda tek bir mektup vardı ve o da So-
fi'ye idi.
Küçük zarfın üzerinde "Sofi Amundsen" yazıyordu. "Yonca Sokağı No. 3". Zarfta başka da bir şey, mektubun kimden olduğu filan yazmıyordu. Hattâ pul bile yapıştırılmamıştı zarfa.
Sofi bahçe kapısını ardından çekip kapadığı gibi, mektubu açü. Küçücük zarfın içinden kendisi kadar küçük bir kâğıt çıktı sadece. Kâğıtta şöyle yazıyordu: Kimsini
Bundan başka bir şey yazmıyordu kâğıtta. Ne bir selam, ne kimin gönderdiği... Soru işaretiyle son bulan bu tek sözcük, o kadar.
Sofi zarfa tekrar baktı. Evet, mektup kendisineydi işte. Ama kim koymuştu bu mektubu posta kutusuna?
Sofi aceleyle kırmızı evlerinin kapısını açtı. Kedisi Şere-kan her zamanki atakhğıyla çalıların arasından fırlayıp girişteki merdivenleri tırmanarak Sofi tam kapıyı çekecekken içeriye daldı.
- Gel pisi pisi pisi!
Sofi'nin annesinin kafası bir şeylere bozuk olduğunda evlerini hayvanat bahçesine benzettiği olurdu. Sofi'nin de pek övündüğü küçük bir hayvanat bahçesi yok değildi doğrusu: önce kırmızı balıkları olmuştu - Keloğlan, Kırmızı Başlıklı Kız ve Kara Korsan. Sonra muhabbet kuşları Edi ile Büdü, kaplumbağası Govinda ve de sarı-kahverengi renkli tekir kedisi Şerekan. Tüm bu hayvanlar annesi işten eve geç geliyor, babası da evden

10
CENNET BAHÇESİ


uzakta denizlerde çalışıyor diye onun olmuştu.
Sofi çantasını omuzundan çıkardıktan sonra Şerekan'm yemeğini bir kaba koydu. Elinde gizemli mektubunu tutarak mutfaktaki taburelerden birine oturdu.
Kimsin?
Ah, bir bilseydi! Tabii ki Sofi Amundsen idi ama, ya o kimdi? Henüz bunu keşfedebilmiş değildi.
Ya adı Sofi değil, başka bir şey olsaydı? Mesela Anna Knut-sen. O zaman başka biri mi olurdul
O anda aklına babasının ona aslında Synnöve adını vermek istediği geldi. Sofi kendini Synnöve Amundsen olarak tanıtırken gözünün önüne getirmeye çalıştı. Hayır, olmuyordu. Kendini böyle tanıştıran o değil, başka bir kız oluyordu.
Yere atlayıp elindeki garip mektupla banyoya gitti. Aynanın önünde dikilip gözlerinin içine baktı.
- Ben Sofi Amundsen'im, dedi.
Aynadaki kız ise yüzünü buruşturarak olsun cevap vermedi. Sofi ne yaparsa onun aynısını yapıyordu. Jet gibi hareketlerle aynadaki aksini yanıltmaya çalıştı ama o da onun kadar hızlıydı. Sofi:
- Sen kimsin? diye sordu.
Sorusu yine cevapsız kaldı ama Sofi bir an için soruyu kendinin mi, aynadaki görüntüsünün mü sorduğu konusunda kuşkuya düştü.
İşaret parmağını aynadaki burnuna dayayıp:
- Sen bensin, dedi.
Cevap alamayınca cümleyi tersine çevirip:
- Ben senim, dedi.
Dış görünüşünü pek beğenmezdi Sofi Amundsen. Güzel badem gözleri olduğunu söylerlerdi; ama o bunu burnu çok küçük, ağzı da çok büyük olduğundan söylediklerini düşünürdü. Üstelik kulakları da gözlerine çok bitişikti. Hele o pırasa saçla-
11
SOPfNİN DÜNYASI
rı! Babası Claude Debussy'nin bir eserinden esinlenerek "Lepiska saçlı kız" diyerek saçlarını okşardı arasıra. Kolaydı elbet söylemesi; bütün yaşamı boyunca bu dümdüz kara saçlar onun değil Sofi'nin omuzuna dökülecekti. Ne sprey fayda ediyordu ne de jöle!

Bazen doğumu sırasında bir terslik olmuş olabileceğini düşünürdü. Annesi doğumunun zor olduğunu anlatmıştı zaten ona. Peki ama insanın dış görünüşünü belirleyen şey doğum anının kendisi miydi?


Kim olduğunu bilmemesi garip değil miydi? Dış görünüşünü kendinin belirleyememesi de akıl alır şey değildi. Kendi oluvermişti işte. Arkadaşlarını seçmek elindeydi ama kendi kendisini seçmemişti. İnsan olmak bile onun fikri değildi!
İnsan neydi?
Sofi tekrar aynadaki kıza baktı. Gidip Fen ödevimi yapayım, dedi özür dilercesine ve bir çırpıda koridora fırladı.
Yok, en iyisi bahçeye çıkayım, dedi sonra da.
- Gel pisi pisi pisi!
Kediyi merdivenlere iteleyip ardından kapıyı çekti.
Elinde gizemli mektubuyla dururken içini garip bir duygu kapladı. Sanki aslında bir kuklaymış da birisi bir büyü yapmış, böylelikle yaşayan bir canlı olmuş gibi hissetti kendini.
Şu an dünyadaydı işte ve garip değil miydi, böyle müthiş bir masalda yaşıyor olması?
Şerekan çitten atlayıp çalılara daldı. Yaşam dolu bir kediydi Şerekan; beyaz bıyıklarından başlayıp dümdüz vücudunun en gerisinde sallanan kuyruğuna dek capcanlı. Kedi de bahçedeydi, ama o, Sofi gibi bunun farkında değildi herhalde.
Sofi varolduğunu düşünürken aklına hep de böyle varolmayacağı geldi.
Şimdi varım, diye düşündü, ama birgün yokolacağım.
12
CENNET BAHÇESİ
Ölümden sonra hayat var mıydı? Kedinin bundan da haberi yoktu herhalde.
Sofi'nin kısa bir süre önce babaannesi ölmüştü. Yarım seneden fazla bir süredir hep babaannesini düşünüp özlemişti. Yaşamın bir an gelip son bulması haksızlık değil miydi?
Sofi çakıl taşlı yolda durup düşünmeye daldı. Hep varolmayacağı düşüncesini unutmak için varolduğunu düşünmeye çabalıyordu, ancak yapamıyordu. Varolduğu düşüncesine yoğunlaşabildiğinde hemen aklına hayatın sonu geliyordu. Ve tersi: bir gün gelip yokolacağmı düşündüğünde, yaşamın ne kadar değerli olduğunu anlıyordu. Madeni bir paranın bir ön bir arka yüzünü döndürüp duruyordu sanki. Bir taraf ne kadar büyük ve belirginse, öbür taraf da o kadar büyük ve belirgin oluyordu. Yaşam ve ölüm madalyonun iki yüzüydü.
Ölümün farkında olmadan yaşadığını anlamak olanaksız, diye düşündü. Yaşamanın ne muhteşem ve garip bir şey olduğunu düşünmeden ölümü düşünmek de olanaksız.
Sofi, babaannesinin doktordan hasta olduğunu işittiği zaman söylediği sözleri hatırladı: "Yaşamanın ne harika bir şey olduğunu ancak şimdi anlıyorum".
Yaşamanın ne güzel bir şey olduğunu anlamak için hasta olmanın gerekmesi ne üzücü bir şeydi! Bak işte kimine gizemli bir mektup çıkıveriyordu posta kutusundan!
Gidip başka bir şey var mı diye baksa mıydı posta kutusuna? Hemen kapıya koşup posta kutusunun yeşil kapağını kaldırdı. Kutuda aynen bir önceki gibi bir zarfm durduğunu gördüğünde aklı çıktı. İlk zarfı aldıktan sonra kutuyu iyice kontrol etmemiş miydi acaba?
Bu zarfta da Sofi'nin adı yazılıydı. Zarfı açtığında içinden aynen öbürü gibi beyaz bir kâğıt çıktı.
Kâğıtta, Dünya nasıl meydana geldf! diye yazıyordu.
Hiçbir fikrim yok, diye düşündü Sofi. Kim bilebilir ki böyle
13
SOFÎ'NİN DÜNYASI
bir şeyi? Ama yine de yerinde bir soruydu bu. Hayatında ilk kez, böyle bir soruyu hiç değilse sormuş olmak gerektiğini düşündü.
Bu sır dolu mektuplar Sofi'nin başını öyle döndürmüştü ki
biraz Geçit'de oturmaya karar verdi.
Geçit, Sofi'nin herkesten gizli yeriydi. Buraya çok kızgın, çok üzgün ya da çok mutlu olduğu zamanlar gelirdi. Bugünse yalnızca şaşkındı.
Kırmızı evleri büyük bir bahçenin içindeydi. Bahçede pek çok çiçek yatağı, böğürtlen çalıları, meyve ağaçları, ortasında salıncak olan koca bir çimenlik alan ve büyükbabasının, karısı ilk çocuğunu doğar doğmaz kaybettiği zaman ona teselli olsun diye yaptırdığı küçük bir kulübe vardı. Zavallı kızcağızın adı Marie idi. Mezar taşında: "Geldi küçük Marie'miz bize, şöyle bir görünüp hemen döndü geriye", yazılıydı.
Bahçenin alt köşesinde, böğürtlen çalılarının ardında, üzerinde ne çiçek ne de böğürtlen yetişen sık bir çalılık vardı. Aslında bahçeyi büyük ormandan ayırmak için oluşturulmuş bu çit, sonradan ilgilenip budanmadığı için çok sık bir çalılık haline gelmişti. Babaannesi, bu çalılık sayesinde savaş sırasında tilkilerin gelip bahçede gezinen tavuklara sataşamadığını anlatırdı.
Tıpkı bahçenin yukansmdaki tavşan kümesi gibi, bu çalılık da Sofi dışında herkese gereksiz bir şey olarak görünürdü. Çünkü kimse Sofi'nin gizli yerinden haberdar değildi.
Eskiden beri çalılıkta dar bir geçit olagelmişti. Sürünerek buradan girilince, çalıların ortasında geniş bir alana çıkılırdı. Küçük bir kulübe gibiydi burası. Sofi, burada onu kimsenin bulamayacağından emin olabiliyordu.
Sofi elindeki iki mektupla koşarak bahçeyi geçti, eğilip emekleyerek çalıların arasına girdi. Geçit ayakta durabileceği
14
CENNET BAHÇESİ
kadar yüksekti ancak o bu kez birkaç kalın çalı kökünün üzerinde oturmayı tercih etti. Buradan dalların ve yaprakların arasındaki küçük deliklerden dışarıyı gözetleyebiliyordu. Boşlukların hiçbirisi madeni para büyüklüğünden daha iri değildi ama, aralarından bakılınca tüm bahçe görülüyordu. Küçükken burada oturup annesiyle babasının onu arayışlannı seyretmek hoşuna giderdi.
Sofi hep bu bahçenin başlı başına bir dünya olduğunu düşünürdü. Yaradılış öyküsündeki Cennet Bahçesi'ni her duyuşunda, burada Geçit'de oturup kendi küçük cennetini seyredişi gözünün önüne gelirdi.
"Dünya nasıl meydana geldi?"
Ah, bir bilseydi! Dünya'nın koca evrende küçük bir gezegen olduğunu biliyordu. Ama ya evrenin kendisi nasıl meydana gelmişti?
Tabii ki evrenin her zaman varolduğu düşünülebilir, o zaman da bu soruya cevap aramak gerekmezdi. Ama bir şey her zaman varolabilir miydi? İçinden bir ses buna inanmadığını söylüyordu. Varolan her şeyin bir başlangıcı olmalıydı, değil mi? Evren de bir zamanlar başka bir şeyden meydana gelmiş olsa gerekti.
Peki evren başka bir şeyden meydana gelmişse o şeyin de yine başka bir şeyden meydana gelmiş olması gerekmez miydi? Sofi bu şekilde sorunu sadece ertelemekte olduğunu anladı. Sonuç olarak şu ya da bu bir zamanlar yoktan varolmuş olmalıydı. Ya bu mümkün müydü? Bu da dünyanın hep varolageldiğini düşünmek kadar olanaksız bir şey değil miydi?
Okulda Dünyayı Tann'nm yarattığını öğrenmişlerdi. Tüm soruna en iyi yanıt bu olduğuna göre, Sofi biraz sakinleşmeye çalıştı. Ama birazdan yine düşünmeye başladı. Evreni Tann'nm yarattığını pekâlâ düşünebilirdi, ama ya Tanrı'nın kendisi? O kendini yoktan mı yaratmıştı? Yine içinden bir ses buna
15
SOFİ'NİN DÜNYASI
karşı çıktı. Tann her şeyi yaratmış olabilirdi kuşkusuz, ancak kendisini, kendisini yaratacak "kendisi" olmadan yaratmış olamazdı. O zaman geriye tek bir yanıt kalıyordu: Tanrinın her zaman varolmuş olduğu. Ama bu olasılığı da daha biraz önce elemişti ya! Her şeyin bir başlangıcı olması gerekiyordu.
- Hay Allah!
İki mektubu da açtı yeniden.
"Kimsin?"
"Dünya nasıl meydana geldi?"
Amma da soruydu yani bunlar! Ya mektupları gönderen kimdi? Bu da soruların kendisi kadar esrarengiz bir konuydu.
Sofi'yi gündelik hayatından çekip alarak onu bir anda evrenin büyük sırlarıyla başbaşa bırakan bu kişi kimdi?
Sofi üçüncü kez posta kutusuna gitti.
Günlük mektupları postacı daha yeni getirmişti. Sofi elini atıp reklam broşürlerini, gazeteleri ve annesine gelmiş birkaç mektubu çıkardı. Kutudan bir de üzerinde kumsal resmi olan bir kartpostal çıktı. Kattan arkasını çevirdi. Kart Norveç puluy-la gönderilmiş; pul, "BM taburu" diye damgalanmıştı. Kart babasından olabilir miydi? Ama babası dünyanın bir başka köşesinde değil miydi şu an? Yazı da onun yazısı değildi üstelik.
Adresi okuyunca nefesi kesiliyor gibi oldu Sofi'nin. "Hilde Möller Knag, Sofi Amundsen eliyle, Yonca Sokağı 3..." Adresin gerisi de Sofilerin adresine uyuyordu. Kartta şunlar yazılıydı:.
Sevgili Hilde. 15. yaşını candan kutlarım. Senin de göreceğin gibi sana, seni geliştirecek bir hediye vermek istedim. Kartı Sofi'ye gönderdiğim için beni affet. En kolayı buydu. Sevgiler. Baban.
Sofi tekrar eve, mutfağa koştu. İçinde fırtınalar kopu-
16
CENNET BAHÇESİ
yordu.
Kendi 15. yaşgününden bir aydan daha kısa bir süre önce 15 yaşma giren bu "Hilde" de kimdi?
Sofi koridorda duran telefon rehberini aldı. Soyadı Möller, adı Knag olan çok kişi vardı. Ama şu koca rehberde adı soyadı Möller Knag olan tek kimse yoktu.
Tekrar esrarengiz kartpostala baktı. Evet, gerçekti işte, pullu ve damgalı gerçek bir kart!
Niye bir baba, başka bir adrese gideceği gün gibi ortada olan bir kart göndersindi Sofi'ye? Hangi baba bir yaşgünü kartını böyle dolambaçlı yollardan göndererek şaşırtmaya kalkardı kızını? Böylesi nasıl "en kolay" olabilirdi? Her şeyden önemlisi: Sofi nasıl bulabilecekti Hilde'nin izini?
Böylece Sofi'nin sorularına bir yenisi daha eklendi. Yeniden düşüncelerini toparlamaya çalıştı:
Öğleden sonraki birkaç saat içinde üç sır çıkmıştı karşısına. Birincisi, o iki beyaz zarfı posta kutusuna kimin koyduğuydu. İkincisi, bu zarflarda yazılı olan o zor sorulardı. Üçüncü sır da, Hilde Möller Knag'ın kim olduğu ve tanımadığı bu kıza gönderilmiş olan yaşgünü kartının neden Sofi'ye geldiğiydi.
Bu üç sorunun birbiriyle ilişkisi olduğuna kesinlikle emindi, çünkü tam bugüne kadar gayet normal bir hayat geçirmişti.
17
SİLİNDİR ŞAPKA
....iyi bir filozof olmak için gereken tek şey, hayret etme yetişidir...
Sofi mektupları yazan kişinin onunla tekrar ilişkiye geçeceğinden emindi. Şimdilik mektuplardan kimseye söz etmemeye karar verdi.
Okulda dikkatini öğretmenin söylediklerine vermekte güçlük çekiyor, öğretmenin anlattıklarının çok önemsiz şeyler olduğunu düşünüyordu. Niye insanın ne olduğundan ya da dünyanın nasıl oluştuğundan sözetmiyordu sanki?
Şimdiye kadar hiç duymadığı bir duyguya kapılmıştı; okulda ve okulun dışında herkes rastgele şeylerle ilgileniyordu hep. Oysa okuldaki normal derslerden öte cevaplandırılması gereken daha büyük ve zor sorular vardı.
Bu tip soruların cevaplarını bilen insanlar var mıydı? Sofi, fiil çekimlerini hafızlamaktansa bu soruları düşünmenin daha önemli olduğunu düşünüyordu enkazından.
Zil çalınca dışarı öyle bir fırladı ki, arkadaşı Jorün ona yetişmek için ardından koşmak zorunda kaldı.
Bir süre sonra Jorün,
- Akşam iskambil oynayalım mı? diye sordu. Sofi omuzlarını silkti.
- Artık iskambil oynamakla ilgilendiğimi sanmıyorum. Jorün'ün şaşkınlıktan ağzı bir karış açık kaldı.
- Peki, ya tenis oynamaya ne dersin?
Sofi önce yerdeki asfalta sonra arkadaşına baktı.
- Tenisle de pek ilgilendiğimi sanmıyorum.
- Ya? Peki öyle olsun!
18
SİLİNDİR ŞAPKA
Sofi, Jorün'ün sesindeki kırgınlığı sezdi.
- O zaman anlat bakalım, neymiş birdenbire bunlardan çok daha önemli olan şey?
Sofi hafifçe başını salladı. N
- Bu... bu bir sır.
- Hah! Herhalde aşık oldun!
Bir süre bir şey söylemeksizin yürüdüler. Futbol sahasına gelince Jorün:
- Ben sahadan gidiyorum, dedi.
"Sahadan gitmek". Jorün'lere en'kestirme yol buydu, ama Jorün ancak eve misafir geleceği ya da dişçiye gideceği zamanlar buradan geçerdi.
Sofi, Jorün'ün kalbini kırdığı için üzgündü. Birdenbire kim olduğu ve dünyanın nasıl oluştuğuna öyle dalmıştı ki, tenis oynamaya vakti yoktu. Arkadaşı bunu anlayabilir miydi?
Soruların en önemlisi, öte yandan belki de en doğalıyla ilgilenmek niye böyle güç bir iş olsundu?
Posta kutusunu açarken kalbinin hızla çarpışını duydu, îlk çırpıda bankadan bir mektup ve annesine gelmiş bir kaç büyük san zarf buldu kutuda. Öf, oysa Sofi kendisine yine o meçhul kişiden mektup gelmiş olacağını umuyordu.
Bahçe kapısını kaparken birden büyük zarflardan birinin üzerinde kendi adının yazılı olduğunu farketti. Zarfın arkasında, "Felsefe kursu. Çok dikkatle davranırımız," diye yazıyordu.
Sofi çakıl taşlı yolu bir çırpıda geçip çantasını merdivenlere bıraktı. Öteki mektupları paspasın altına sıkıştırıp, Ge-Çİt'ine koştu. Büyük mektubun orada açılması gerekiyordu.
Sofi, Şerekan'ın da ardından koşmasına izin verdi. Nasılsa kedi başkalarına anlatmazdı.
Zarfta birbirine bir ataşla bağlı üç daktilo sayfası duruyordu. Sofi okumaya başladı.
19
SOFİNİN DÜNYASI
Felsefe nedir?
Sevgili Sofi. İnsanların türlü türlü hobileri vardır. Bazıları eski para veya pul biriktirir, kimisi el sanatlarıyla ilgilenir, kimisi de bir spor dalıyla uğraşır.
Çoğu insan da okumaktan hoşlanır. Ancak okuduğumuz şeyler farklı farklıdır. Kimisi yalnızca gazete ve çizgi roman okur, kimisi roman okumayı sever, bazısı da astronomi, hayvanlar veya teknik buluşlar gibi konularda yazılmış kitapları okumaktan hoşlanır.
Atlarla veya değerli taşlarla ilgilenen biri, başkalarının da bunlarla aynı derecede ilgilenmesini bekleyemez. Televizyonda hiçbir spor karşılaşmasını kaçırmayan biri, bazı insanların spordan sıkıldıklarını kabul etmek zorundadır.
Acaba tüm insanları ilgilendirmesi gereken şeyler var mıdır? Kim olurlarsa ve nerede yaşıyor olurlarsa olsunlar, tüm insanları ilgilendiren bir şey var mıdır? Evet, sevgili Sofi, tüm insanların sorması gereken bazı sorular vardır. Bu kurs da işte bu sorular hakkında. Hayatta en önemli şey nedir? Açlığın sınırında bir insana bunu sorarsak, yiyecek der. Soğuktan donan birine sorsak, sıcaklık der. Kendini yalnız hisseden birine sorsak, başka insanlarla beraber olmak, diye cevap verir.
Ancak bu tür ihtiyaçlar karşılandığında tüm insanların hâlâ ihtiyaç duyduğu başka şeyler var mıdır? Filozoflara göre, evet, vardır. Filozoflar, insanların yalnızca yemek yiyerek yaşayamayacağını söylerler. Elbette tüm insanlar yemek yemek zorundadır. Herkesin sevgi ve ilgiye de ihtiyacı vardır. Ama bunların ötesinde, insanların gereksindiği bir başka şey vardır. İnsanlar, kim olduklarını ve neden yaşadıklarını bilmek isterler.


Yüklə 2,32 Mb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   40




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə