Kader Ajanları Gösterim Tarihi



Yüklə 235,2 Kb.
səhifə1/2
tarix22.01.2018
ölçüsü235,2 Kb.
  1   2

Kader Ajanları



Gösterim Tarihi: 04 Mart 2011

Dağıtım: UIP Filmcilik

Yapım Notları

Hayatlarımızın kontrolü elimizde mi yoksa biz henüz durum değerlendirmesi yaparken çoktan bizim için kararlar alınmış mıydı? Kederimizi kontrol ediyor muyuz yoksa görünmeyen güçler onu etkiliyor mu? Oscar’lı oyuncu MATT DAMON (Bourne Serisi, İz Peşinde) ve EMILY BLUNT (Şeytan Marka Giyer, Kurt Adam) romantik gerilim filmi Kader Ajanları’nda başrolleri paylaşıyorlar. Filmde, Damon onun için planlanan gelecekten kısa bir kesit gören ve asıl istediğinin başka bir şey olduğunu anlayan bir adamı canlandırıyor. Bunu elde etmek için de hayatı boyunca tek âşık olduğu kadının (Blunt) peşinden gitmesi ve başkalarının hayatları üzerinde kontrol uygulayan gizemli bir grup olan Kader ajanlarına karşı gelmesi gerekiyor.

Amerika Birleşik Devletleri Senatosu’nda koltuk kazanmak üzere olan karizmatik politikacı David Norris (Damon) daha önce tanıdığı hiçbir kadına benzemeyen güzel, modern bale dansçısı Elise Sellas (Blunt) ile tanışır. Fakat ona âşık olduğunu fark ettiği sırada yabancı birilerinin ikisini birbirlerinden ayrı tutmak için plan yaptıklarını anlar.

David kaderin ta kendisine karşı geldiğini öğrenir, yani ellerindeki hatırı sayılır gücü sonuna kadar kullanarak David ile Elise’in hayatlarını birlikte geçirmemeleri için çabalayan Kader Ajanları’na. Önlerine çıkan büyük engelleri göz önünde bulundurarak ya onun gitmesine izin verip onun için önceden belirlenen kaderine razı olacak ya da kaderi yenmek için her şeyini riske atıp onunla birlikte olacak.

Damon ve Blunt, kadrosunda birçok yıldız oyuncuyu bulunduran romantik gerilim filminde bir araya geldiler. Filmin oyuncu kadrosuna şu isimler bulunuyor: David’in vakası ile ilgilenen sempatik Büro temsilcisi Harry rolünde ANTHONY MACKIE (Ölümcül Tuzak, Kartal Göz), Harry’nin telaşlı ve bir hayli hırslı amiri Richardson rolünde JOHN SLATTERY (televizyon dizisi Mad Men, Demir Adam 2), David’in kampanya yöneticisi ve hayatı boyunca en yakın arkadaşı Charlie Traynor rolünde MICHAEL KELLY ( Sahtekâr, Ölülerin Şafağı) ve Norris sorununu tek bir seferde ve sonsuza dek çözmek görevi verilen Büro’nun Genel Merkezi ajanı TERENCE STAMP (Wanted, Valkryie).

GEORGE NOLFI (Ocean’s 12’nin yazarı, Son Ültimatom’un yardımcı yazarı) Kader Ajanları ‘nı yazıp yönetiyor. Film, PHILIP K.DICK (“Gerçeğe Çağrı”, “Azınlık Raporu”, “Bıçak Sırtı) tarafından yazılan kısa öykü “Kader Takımı”na dayanıyor.

Başarılı ve yetenekli kamera arkası ekibinde iki kere Oscar ödülü kazanmış görüntü yönetmeni JOHN TOLL (İhtiras Rüzgârları, Cesur Yürek), yapım tasarımcısı KEVİN THOMPSON (Sahtekârlar, Michael Clayton), editör JAY RABINOWITZ (8 Mil, yakında gösterime girecek olan Hayat Ağacı), kostüm tasarımcısı KASIA WALICKA MAIMONE (Amelia, Capote), görsel efekt süpervizörü MARK RUSSELL (Hellboy, Azınlık Raporu) ve Grammy ödüllü besteci THOMAS NEWMAN (WALL·E, Hayallerin Peşinde) yer alıyor.

Kader Ajanları’nın yapımcılığı MICHAEL HACKETT (Hesaplaşma), George Nolfi, BILL CARRARO (Altın Pusula) ve CHRIS MOORE (Can Dostum)’a ait. Filmin baş yapımcıları ise ISA DICK HACKETT ve JONATHAN GORDON (Can Dostum).

YAPIM HAKKINDA:

Rota Düzeltmesi

Düzeltme Başlıyor

George Nolfi başka bir senaryo üzerinde çalışırken uzun zamandır en yakın arkadaşı ve yapım ortağı olan Michael Hackett, yaptıkları bir telefon görüşmesi sırasında Nolfi’ye Philip K. Dick’in kısa öyküsü “Kader Ekibi”nden bahsediyor. Öykünün haklarını henüz almamış olmasına rağmen Hackett’ın Dick’in varisleriyle oldukça iyi bir ilişkisi vardı ve bu projeyi satın alıp geliştirmek istiyordu. Yapımcı Nolfi’yi, bir adamın sevdiği kadınla olmasını engellemeye çalışan “Kader temsilcileri” konseptinden bahsettiğinde Nolfi ‘nin ilgisini çekti. “Hemen ilgi duydu. Aslına bakarsak, o gün bu konu hakkında daha fazla konuşmak için buluşmayı teklif etti,” diye anlatıyor Hackett.

Dick’in eseri hem ileri görüşlü hem de distopyan olmasına rağmen “Kader Ekibi”nin –buradaki Kader, aramızda yaşayan insanlardan oluşan bir grup– ana fikri bir aşk hikâyesiyle birleştirilmesi hayatın en büyük sorularından birini heyecan verici ve ilginç bir biçimde sorulabilecek orijinal bir fikir olması sebebiyle Nolfi’nin ilgisini çekti.

Nolfi’nin Ocean’s 12’de Matt Damon’la ortaya koyduğu işe bakarsak; bu süre içerisinde, hem o hem de Hackett Kader Ajanları’nın uyarlanmasıyla ilgilendiler. Filmin başrolünü Damon’a vermek istediklerinden kesinlikle eminlerdi. Böylece Nolfi hikâyenin baş kahramanını Damon’ı düşünerek yazmaya başladı. Filmin hem senaristi hem de yönetmeni olan Nolfi bunu şu sözlerle anlatıyor: “Matt elimizdeki en iyi ‘sıradan adam’ ve işte tam da bu yüzden bir aşk hikâyesini fazlasıyla inandırıcı kılıyor.”

Damon’ın ilgisini çeken şey ise kendi hayatımızın çemberinde bulunan çok geniş, çok güçlü ve görünmez bir dünyanın varlığından tesadüfen haberi olan bir adamın hikâyesinin anlatılmasıydı. Damon yapımcılara eğer gelecek bunu iyi bir şey olarak planladıysa, bu işin içinde bulunmaya hazır olduğunu söylemiş. “George uzun zamandır hem özel yaşantımda hem de iş yaşantımda arkadaşım. Bana yönetmenliği yapmak istediği bu senaryoyu getirdi. Ona çok inanırım ve bu işin altından kalkabileceğini de hissettim,” diyor Damon.

Nolfi, ortak senaristliğini yaptığı Son Ültimatom’un çekimleri sırasında Damon’la projeyi tekrar gözden geçirme imkânı bulmuş. “Senaryoyu Matt için hazır olduğunu düşündüğüm her yere götürmek zorundaydım,” diyor Nolfi ve ekliyor: “Resmî olarak bu işe dâhil olmak istediğini söyledikten sonra işler bir ileri bir geri ortaklaşa bir biçimde yürüdü.” Meslektaşlar ellerindeki malzeme ile ilgili birçok felsefi konuşmalar yapmışlar. Nolfi, yaptıkları bu konuşmaları çemberi genişletip kendi hikâyesini yazmak için kullanmış.

Damon, Nolfi’nin, Dick’in eserini genişletip günümüz seyircisi için uygun hâle getiriş tarzından çok etkilenmiş. Başarılı oyuncu şöyle diyor: “George her şey hakkında çok netti. Filmin görüntüsünden seçeceği oyuncuların tiplerine kadar. Bu eserle ne yapmak istediğini görmüştü.”

Damon ve Nolfi daha önce yapımcı Chris Moore ile birlikte çalıştıkları için bu tutkulu projenin geliştirilmesini birlikte harika bir biçimde yönetecekleri konusunda hemfikirlerdi. Ekibe katılma konusundaki düşüncelerini şu sözlerle anlatıyor yapımcı Moore: “George’un hayatlarımız üzerindeki kontrolü ele almak fikri çok ilgimi çekti. Ayrıca bu işte birçok türün de bir araya gelecek olması çok hoşuma gitmişti. Gerilim öğeleri de var, aksiyon da var, harika bir aşk hikâyesi de… Bunların yanında bir de inandıkların ve olacağın insan ile ilgili kişisel bir kriz de anlatılıyor. Filmlde tüm bu söylediklerim ve kendi kaderinden kaçmanın anlatıldığı bir aksiyon bulunuyor. Popcorn filmleri böyle olmalı.”

Yapım ekibi, filme tecrübesi ile hem geliştirmede hem de yapım aşamasında paha biçilemez bir değer katacak olan New York’lu saygın film yapımcısı Bill Carraro ile tamamlandı. Nolfi ile ilk defa Fedai filminde iş ortağı olan yapımcı, yönetmenle bir yıldan fazla bir süre birlikte çalıştı ve yapım ekibi Manhattan’ı dolaşırken senaryoda yer alan onlarca mekânı ve öğeyi nasıl fiziksel bir platforma taşıyacaklarını detaylı bir şekilde planladılar. .

Carraro, görsel efektler konusundaki engin tecrübesiyle, Nolfi’nin efektlerin işe yarar olmaları için görünmez olmalarını istediğini anladı. “Kader ajanını her kapı açılışında bir mekândan başka bir mekâna takip ediyoruz. Çabukcak bir yerden birçok farklı yere geçmeniz gerekiyor,” diyor Carraro. Çekirdek ekibin tamamlanmasıyla , kısa zaman içinde Media Rights Capital’den proje hakları satın alındı ve filmin çekimlerine başlandı.

Dick’in kısa öyküsündeki karakter aslında bir sigorta satış elemanı ama Nolfi kendi kahramanının, David Norris’in kesinlikle bir politikacı olması gerektiğini düşündü. Nolfi ana karakterini Brooklyn’in itiş kakışla dolu sokaklarından gelen karizmatik ve popüler Demokratik milletvekili olarak hayal etti.

Yapımcı Hackett bu mantığı şöyle açıklıyor: “Karakterin politikacı olması bize onun alacağı kararların başkalarını da etkileme fırsatı veriyor. Kariyerinde ilerlemeyi seçerse, doğru koşullar altında milyonlarca insan için harika şeyler yapabilir. Bu durum, kendi mutluluğu ve kişi olarak onun için en iyi olanın aleyhinde.” Damon’la ortaklığı Oscar ödüllü Can Dostum filmine dayanan Moore devam ediyor: “David Norris ve Matt Damon… Bu ikiliyi ayırmak biraz zor. George, senaryoyu belli bir yere kadar Matt için yazdı. Matt kelimenin tam anlamıyla oynadığı karaktere dönüşen birkaç oyuncudan biridir.”

Nolfi’nin öyküsünün başında, milletvekili David Norris senatörlük kampanyasındaki liderliğiyle böbürleniyor. Nolfi David’in rock yıldızı çekiciliğini anlatıyor: “Temsilciler Meclisi için seçilen en genç milletvekili. Önemli bir kişi olduğu için çok büyük bir şöhreti var.”

David’in cana yakın doğası ve sözünü esirgemeyen yapısı onu halkın gözdesi yapmasına rağmen, her şeyden öte, o da yalnızca bir insan. “Kendi hayatındaki işleri berbat etmeye oldukça meyilli biri,” diye anlatıyor Damon canlandırdığı karakteri ve ekliyor: “Bazen de biraz fazla dürüst oluyor. Yeterince politik olduğunu söyleyemeyeceğim.” Bu eksiklik David’e ilk Birleşik Devletler Senatosu adaylığına mal olan mahcup edici bir kazaya sebep oluyor.

“Gençliğinin vermiş olduğu coşku ona hata yaptırıyor,” diyor Hackett ve anlatmaya devam ediyor: “Biraz daha derine indiğinizde, karakteri inceleyen bir kişi David’in bilinçaltında hayatını gittiği yoldan çıkarmak, böylece gerçekte kim olduğunu bulmak için bir arzu olduğunu söyleyebilir.” David’in attığı yanlış adım, kampanyasının zirvesindeyken gazeteciler tarafından haber yapılmasıyla oylama anketlerindeki liderliğine ve sonuç olarak da seçimlere mal oluyor.

Bourne ve Ocean’s filmlerinde güçlü yan kadın karakterler vardı. Damon ilk defa bu filmde kaçınılmaz bir biçimde bir kadına bağlı olan romantik bir ana karakteri canlandırıyor. Yazıldığı gibi David’in âşık olacağı kadının uğruna dağları yerinden oynatacağı bir kadın olması gerekiyordu.

Seçim gününün arifesinde David, The Waldorf Astoria Oteli’nde teslim konuşmasını yapmadan önce erkekler tuvaletinde kendini toparlamak için birkaç dakika duruyor. Nolfi bunu şöyle anlatıyor: “Seçimleri kazandığı için mahvolmuş bir durumda. Sadece kendi için değil, peşinde birçok insanı bu yarışta peşinden sürüklediğini ve şimdiyse onları yarı yolda bıraktığını hissediyor.”

Tuvalette, bir düğünü mahvettiği için otel güvenliğinden saklanan güzelliğiyle sersemleten dansçı Elise Sellas’la karşılaşıyor. David onu çok çekici ve karşı koyulmaz bulurken Elise de David’i seçimi kaybeden popüler politikacı olarak tanıyor. O anda, kaçınılmaz bir biçimde ona doğru çekiliyor ve sırılsıklam âşık oluyor. Bu durum, Kader ajanlarının hiç beklemedikleri bir şey. Sonraki birkaç yıl boyunca David bulunması oldukça zor olan Elise’i yakalamaya ve Kader ajanlarının onun için planladığı hayatı kurnazlıkla alt etmeye çalışıyor. Bu hem ona hem de Elise’e her şeye mal olabilir.

Peki bizi görünmez bir poziyonda, değişmez bir güçlü kontrol eden bu grup kimdir? Aynı anda hem her yerde olan hem de hiçbir yerde olmayan bu adamlar kimdir? “Hayatımızın nasıl ilerleyeceğine karar veren ve o yolda devam etmemiz için çok nazik bir biçimde onu düzeltmek, dürtüklemek, çarpıştırmak, hareket ettirmek, cesaretlendirmek, ikna etmek ve tatlı sözlerle kandırmak amacıyla olayları değiştirmelerine olanak sağlayan bürokratik bir sistemleri var,” diye özetliyor Hackett. “Büro, bir insanın ‘başkası’ için ifade edebileceği tüm anlamları temsil ediyor. Bu diğer gücü, sizin dışınızda seçimlerinizi yönlendiren şeyi. En saf hâlinde olan Kader Ajanları’nın tüm dünyadaki dinî veya başka türlü büyük inanç sistemlerini aksettirmesi kesinlikle bir tesadüf değil.”

Nolfi öyküsünü götüren bu kurumu değerlendiriyor: “Yüce bir gücün yansımaları onlar. Yani, bir şey yapmanızı istemeyen resmî bir kuruluş gibi değiller. Bu kurumdaki ajanların güçleri bir istihbarat kurumunun dünyevi güçlerinin çok daha ötesine geçiyor. Olmamız gereken yerde olmamızı sağlıyorlar ve böylelikle büyük resme ya da büyük plana uymuş oluyoruz. Başkalarına göre, bu ajanlar yalnızca büroda çalışan kişiler. Aynı zamanda vergi dairesinde de çalışabilirler; onlar yalnızca işlerini yapıyorlar.”

Kader tarafından baştan çıkarılmış

Gerilimin Oyuncuları

Elise rolünü oynayacak kişi seçimi filmin erkek başrol oyuncusun seçim kadarnet değildi. Nolfi, karakterin David’in biçimlendirilmiş, politik dünyasıyla denge oluşturması için dansçı olmasını istedi. “Birçok sebepten ötürü, bir dansçının hayatı bir politikacının hayatından çok farklıdır, o hayatta hesaplar çok daha azdır. Dansın özür iradenin dışavurumunun en saf biçmi olduğunu söyleyebilirsiniz. Ayrıca bunun tam tersi olarak da, bir rutini, koreografik bir eseri takip ediyorsanız, o zaman özür irade diye bir şeyden bahsedemeyeceğimizi de söyleyebilirsiniz. Bu karakterde bir karmaşıklık var ve ben bunu seviyorum,” diyor Nolfi.

Elise dünya çapında bir modern balerin olduğu için bu karakterinin ayrılmaz bir parçasıydı. Aynı zamanda filmde de tecrübeli profesyonel olması gerekiyordu. “Bu rolün profesyonel bir dansçı ya da uzun yıllar bale eğitimi almış bir oyuncu tarafından oynanması gerektiğini düşündüm,” diyor Nolfi. Ama hem rol için uygun eğitimi almış hem de Damon’la kimyasının tutacağı bir oyuncu bulmanın ilk başta düşünüldüğünden çok daha büyük bir ustalık gerektirdiği ortaya çıktı.

Yapım ekibi dünyanın dört bir köşesinden yüzlerce dansçıyla görüştü. Nolfi bu görüşmelerin çoğunda bulunuyordu. “Sekiz ya da dokuz yüz kadını kasete çektik ve profesyonel dansçı olabilecek sadece çok az kişi bulabildik,” diye anlatıyor eleme zamanlarını Nolfi ve ekliyor: “Ama bu sürecin sonunda, var olan kadın oyuncuların sahneleri nasıl oynadıklarına baktım.”

Geniş ölçüde takdir edilen oyuncu Emily Blunt senaryoyu okuduğunda, içgüdüsel olarak bu bölümler için profesyonel bir oyuncu gerektiğini anlamıştı. “Menajerimi aradım ve bunun zor bir iş olduğunu ve bunu bir oyuncunun yapması gerektiğini söyledim. Sevgi ve ilişki yürümezse film yapamazsınız. George’a bunu söyledim ve büyük bir cesaretle bunu kabul etti.”

Nolfi Emily hakkında şu itirafta bulunuyor: “Bir toplantıda, Emily bu rol için oyuncu seçimi planlarımı tamamen altüst etti. “ “İçeri girdi ve Matt’le birlikte senaryoyu okudu. Her şeyi filme aldık, gün gibi aşikar.” Rolü aldıktan sonra Blunt aylarını dans eğitime adadı. Elise Sellas’ı canlandırmanın çok zor olacağını biliyordu.

Eğitimiyle karakterini fiziksel açıdan makul bir seviyeye getirdikten sonra, Blunt için bu role aşkı katmak işin eğlenceli kısmıydı. “’Tanrım, sana şükürler olsun’ dedim. Nolfi enerjik, güçlü, çok özellikli, karmaşık ve kendi ayakları üzerinde duran bir kız yazmış. Zor biri ama kolay da incinebiliyor,” diye anlatıyor canlandırdığı karakteri Blunt ve devam ediyor: “Karakter canlandırmaya çok müsaitti; diyalogları çok zekice, aralarındaki bağ ve birbirlerine âşık olmaları danışıklı gibi görünüyor.”

“David ile Elise’in ilk karşılaşmaları alışılmadık bir biçimde oluyor. Sahnenin duygusu ve saçtığı kıvılcımlar, lavaboların ve tuvaletlerin arka plandaki görüntülerine tezat oluşturuyor,” diye gülerek anlatıyor Blunt. “Kime karşı çekim hissedeceğinizi seçemeyeceğinizi ve o kişiye karşı çekim hissederken içinde bulunduğunuz durumu ya da ortamı da seçemeyeceğinizi gösteriyor.”

David Elise’e biraz önce seçimi kaybettiğini söylüyor ve beklenmedik bir biçimde içinden gelen cesaret verici kelimelerle ona ilham veriyor. “David tam teslim konuşmasını yapmak üzere ve seçimi tamamen kayvettiğini düşünüyor. Benim canlandırdığım karakter ona ilham veriyor ve yaptığı şeye yeniden tutku duymasını sağlıyor. Onun içindeki samimiyeti cesaretlendiriyor çünkü kızın da sahip olduğu şey o.”

Damon karşılaşmayı canlandırdığı karakter açısından anlatıyor: “Onunla yaptığı beş dakikalık konuşmadan sonra aşık oluyor. Yapacağı teslim konuşmasında kendi gibi olması fikrini veriyor ve öyle de yapıyor. Konuşma o adar popüler oluyor ki New York’un yeni senatörü olacağına kesin gözüyle bakılıyor.”

Ne Elise’in ne de David’in bilmediği şey ise, o geceki karşılaşmalarının şansla uzaktan yakından bir alakası olmamasıydı. Bu planlanmış bir buluşmaydı ve bunu düzenleyenler de kurnaz ve düzenlenmiş bir hareketle davranan Kader Ajanları’ydı. Ama plana göre yalnızca bir kez karşılaşmaları gerekiyordu. Yapımcı Moore, bu adamların kim olduğunu detaylı bir şekilde anlatıyor: “Kaderin dünya üzerinde ajanları vardır ve bu büyük güç de kaderdir. Büro’nun ardında yatan fikir ise şu: insanların kendi hayatlarını altüst etmemeleri ya da tamamen yok etmemeleri için onlara biraz yol gösterecek, onları biraz yönlendirecek birilerine ihtiyaçları vardır.”

Her insanın bir Kader Ajanı bulunur. David’in ajanı Harry, David’le doğduğu günden beri beraberdir ve onun en yüksek potansiyeline ulaşması için ona yardımcı olmaktadır. Elise’in ise David’in en kötü olduğu anında, önceden belirlenmiş bir zamanda , David’in büyüklüğünü desteklemesi için hayatına girmesi gerekmekteydi. Bundan sonra ise bir daha asla buluşmamalılardı. Ama bir şekilde, Harry David için çok önemli bir düzeltmeyi yapmayı atlayınca, David’i kendi kaderindeki engellerle karşı karşıya bırakan bir dizi olay gerçekleşmeye başlıyor.



Ölümcül Tuzak’ta Jeremy Renner’la birlikte ortaya koyduğu performansı izledikten sonra Nolfi, Anthony Mackie’yi David’in koruyucu meleği yapmak için takip etmeye başlamış. Moore, Anthony’nin ekibe katılmasını şöyle anlatıyor: “Anthony harika bir hikâye çünkü Harry rolü için oyuncu bulma konusunda büyük sıkıntı çekiyorduk. George bir gün Ölümcül Tuzak’ı izlemek için sinemaya gitmişti. O gece sinemadayken cep telefonuma bir mesaj attı, şöyle diyordu: ‘Anthony’yi kadromuza dâhil etmeliyiz’.”

Düşünceler ve hisler karşılıklıydı. “Menajerim senaryoyu bana gönderdi ve şöyle dedi: ‘Elimde bir şey var ve sen buna asla inanmayacaksın.’”diyor Mackie ve ekliyor: “Karakterlerin derinliği ve açıklığı ve kaleme alınış tarzı beni çok şaşırtmıştı. Kendi kendime şöyle dedim: ‘Los Angeles’a gitmem ve George’la buluşmam gerekiyorsa… Umurumda değil. Ne yapmam gerekiyorsa yapacağım ve bu rolü oynayacağım.’” Karakter için de şunları söylüyor Mackie: “Harry mükemmel bir profesyonel ama aynı zamanda vicdanlı biri. Bu karakteri oynarken size çok büyük bir fırsat sunuyor.”

John Slattery, Harry’nin bir dikkatsizlik sonucu David’e kendi hayatında yaratmasına izin verdiği kaosu düzeltmeye çalışan Kader Bürosu’ndaki amiri Richardson’ı oynaması için ekibe dâhil olmuştu. “Richardson uzun zamandır bu işi yapıyor ve bu onun için çok ama çok önemli bir vaka. Bu durumdaki biri kendi kanıtlayıp basamakları tırmanmak ister. Ama Richardson için işler kötüleşmeye başlıyor,” diyor Slattery.

En çok AMC kanalında yayınlanan televizyon dizisi Mad Men’deki rolüyle tanınan Slattery, Nolfi’yle Los Angeles’ta tesadüfen karşılaşmalarından sonra filme dâhil oluyor. Slattery’yle ortal bir arkadaş vesilesiyle tanışan Nolfi onu evine davet etmiş ve birkaç sahneyi okumasını rica etmiş. Birkaç ay sonra, Nolfi onlarla birlikte metni düzeltmiş ve Slattery’ye göstermiş. Slattery senaryonun muhteşem olduğunu söylemiş ve projeye katılmak istemiş.

David, Elise’le tekrar iletişime geçtiğinin mutlu haberini eski kampanya yöneticisi Charlie Traynor’a vermek için ofise gittiğinde, tam o sırada Charlie’yi “düzelten” ve onun hafızasındaki anılarının ayarlarıyla oynayan Kader Ajanları’yla karşılaşıyor. Böylece David, bu adamların nasıl çalıştıklarını gören çok az sayıdaki kişiden biri oluyor.

Damon filmin en önemli anını şu sözlerle naklediyor: “Kader Bürosu beni kaçırmak ve garip bir yere götürmek zorunda kalıyor. Richardson bana şöyle diyor: ‘Sen artık perdenin arkasını gördün. Bunu asla görmemen gerekiyordu ama gördün ve bizim senden bunu başka kimseye anlatmamanı istememiz gerekiyor. Yoksa beynini silmemiz gerekecek.’”

Richardson David’in gecikmediğini ancak işe giderken yeniden Elise’le karşılaştığını fark ettiğinde, sırlarını başka birine ifşa ederse ya da Elise’i takip etmeye devam ederse Büro’nun gazabını üzerine çekeceği konusunda onu uyarıyor. David’in Elise’e aşık olduğunu söylemesine rağmen Richardson başka hiçbir şeye cevap vermiyor.

Nolfi, David’in çocukluk arkadaşı Charlie’yi oynaması için Ölülerin Şafağı adlı filmle kariyerindeki en önemli çıkışını yapan Michael Kelly’yi düşünmüş. “Senaryoyu okuduktan sonra menajerimi aradım ve ona ‘bu filmlde oynamalıyım’ dedim. Seçimlerde Geroge’a ‘Bu filmin bir parçası olmak istiyorum. Hangi parçası olduğum umurumda değil,’ dedim,” diyor Kelly. Kelly için senaryoyu çekici kılan orijinalliği. Bunu şöyle açıklıyor başarılı oyuncu: “Gerçek, güzel ve romantik bir hikâyeyle tüm bu aksiyon ve diğer dünya öğelerini birleştirebilmek gerçekten muhteşem.”

Filmin kampanya ortaklarını politik bir zihniyete sokmak için Nolfi Damon ile Kelly’yi çekimlere başlamadan önce politika hakkında konuşmaları için eski milletvekili Harold Ford’la tanıştırmış.

Kelly o günü şöyle hatırlıyor: “Politika ve benim pozisyonum hakkında sohbet ettik. Ford bize okumamız için kitaplar, izlememiz için filmler verdi. Bu filmler arasında James Carville ve Bill Clinton’ın seçim kampanyasını anlatan The War Room da bulunuyordu. Ayrıca bana okumam için Kennedy’nin yükselişinde çok büyük bir rolü olan Ted Sorensen’in yazdığı ‘Counselor’ adlı kitabı da verdi.”

Gariptir ki Charlie’nin işinin büyük bir bölümü David’i gözetlemek ve oluşturulan senaryoya bağlı kaldığından emin olmaktır. “En iyi arkadaşı ve siyasi danışmanı olarak, bu Charlie için çok zor bir iş. Çünkü çoğu zaman çok yakınlaşıyorlar ve defalarca David kampanyayı yolundan saptıracak bir şeyler yapıyor,” diyor Kelly.

Kader Ajanları’nın ana oyuncularını tamamlamak için Nolfi efsanevi oyuncu Terence Stamp’e Norris’in durumunu “düzeltecek” ve itaatsizliği bastıracak, ajanların hiyerarşisinde son çare olan Thompson rolü için teklifte bulundu. Nolfi bunu şöyle anlatıyor: “Thompson fiziksel gerçeklikleri değiştirme konusunda inanılmaz büyük bir hoşgörüye sahip ve David’i tekrar yola sokmak için diğer insanların hayatlarını mahvediyor. David’i yola sokmak demek, Elise’le bir ilişkisi olmayacak demek. Terence Stamp’e baktığınızda inanılmaz bir ağırbaşlılık görüyorsunuz.”

Nolfi’nin karmaşık hikâyesi diğer oyuncuları çektiği gibi Stamp’i de hemen içine almış: “Çoğu oyuncu iyi bir yazıya bayılır. Bir oyuncuya gönderilen muhteşem bir senaryo her zaman harika bir kancadır, oyuncuyu yakalar. Bu film senaryoyu yazan kişi tarafından çekielcekti ki bu benim için muhteşem bir şey. İyi yazarların senaryo hakkında bir görüşü olur. Bir filmi, onu yazandan daha iyi kim yönetebilir, kim o görüşü ortaya koyabilir?”

Gizemli bir ajanı oynama fikri Stamp’e çok çekici gelmiş. Bunu şu cümleleriyle doğruluyor Stamp: “Bu ajanlar yüzyıllardır varlar. Benim için ebedî bir görüntüye sahip bir adam izlenimi vermek ve böyle bir şeyi denemek daha önce alışık olmadığım bir şeydi.”

Oyuncular için kader ve yazgının büyük güçleriyle ilgili bir romantik gerilim filminde oynamak bu konunun kendi hayatlarına yansımaları olmadan imkânsız olurdu. Stamp, bu dokunaklı hikâyenin projede yer alan çoğu kişide uyandırdığı hisleri şu sözlerle özetliyor: “Annemin bana yaşlılık döneminde söylediği bir söz vardı. Bir seferinde onunla babam hakkında konuşuyorduk, onunla nasıl tanıştığı, neler hissettiği hakkında… Bana dedi ki, ‘Ben onu seçmemiştim. İstediğim kişi kesinlikle o değildi ama kendime engel olamadım.’ Bunun hakkında çok düşünmüştüm. Bu kaderin ta kendisi, öyle değil mi? Zihniniz bir şeyi istemiyor ama yine de onu yapmak zorundasınız.”



Politika Sanatı

Norris rolünde Damon

Yapım, Matt Damon’ın ünüyle Kader Ajanları’ndaki David Norris’in gerçekçi yaşamını iç içe geçirip güçlendirmeye oldukça elverişliydi. Çekimler boyunca Damon’dan Clinton Küresel Girişimi’e dâhiş olması istendi. Hackett bunu şöyle anlatıyor: “Böyle bir fikir aklımıza geldi ve Clinton’ı destekleyen kişiler de bunda bir sorun olmadığını düşündüler. Matt, David Norris kılığında içeri girecek ve bu tür bir etkinlikte yer alacaktı. Böylece, Başkan Clinton ve ülkenin diğer politikacılarıyla etkileşim içinde olabilecekti.” Görüntü yönetmeni John Toll liderliğindeki çekirdek kadro gerekli güvenlik izinlerini alarak Damon’ı belgesel niteliğindeki bu etkinlikte takip etti. Bu sırada ise yapımcı Moore diğer dünya liderlerini de filmde görünmeleri için ikna etmeye çalıştı.

Hatta çekirdek ekip, çekimlerin ilk haftasında Başkan Obama’nın kalkınma ekibiyle The Waldorf Astoria Oteli’nde tesadüfen karşılaştı ve teslim konuşmasını yapmak için hazırlanırken onlardan teknik konularda birkaç öneri aldı. Ne mi öğrendiler? Yeni kürsülerdense daha geleneksel kürsüleri tercihmeyi.

Damon’ın propaganda turuna İspiyoncu! filminin tanıtımı için ara verildi ancak bundan Kader Ajanları da yararlandı. İspiyoncu!, bu filmin çekimlerine başlandığı sırada gösterime girmişti ve Damon’ın The Daily Show with John Stewart programına konuk olması David için şaşırtıcı bir kampanya sahnesi çekimine de fırsat sunmuş oldu.

“İnsanların Matt Damon’ı gösterdikleri tepki, ünlü bir politikacıya gösterdikleri tepkiden pek farklı değil,” diyor Hackett ve devam ediyor: “Bu çakışmayı bizim için bir avantaja dönüştürdük. New York sokaklarında yürürken insanlar onu tanır ve hemen cep telefonu kameralarıyla onu çekmeye başlarlar. Bu durum film için önemliydi çünkü, yine, insanların Matt Damon’a davranış şekilleri David Norris karakteri gerçek olsa, ona verecekleri tepkiyle aynıydı.”

Bu karakterin Damon’ın film konusundaki tecrübelerine uyan bir başka özelliği de dublörlerin fiziksel özellikleriydi. Bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle Jason Bourne gibi David Norris de kendini tam anlamıyla hiç yorulmadan kaderden kaçarken buluyor. “Bu filmde çok fazla sayıda koridor ve merdiven boşluğu, lobi ve asansör bulunuyor,” diyor yapım tasarımcısı Kevin Thompson. David Manhattan’da ajanlardan kaçarken ve en sonunda Büro’nun kalbine son darbeyi vururken aslında David, kendi hayatı için kaçıyor.

Dublör kullanmak yerine bu tip sahneleri kendi oynamaktan keyif alan bir oyuncu olan Damon, Norris karakterini canlandırırken gerekli atletik yapıya da sahipti. Ama Ginger Rogers’ı için Fred Astaire durumu biraz sinir bozucuydu. “Matt iyi bir koşucu. Hızlı, can sıkıcı derecede hızlı,” diyor birçok yakalama sahnesinde ayağındaki yüksek topuklularla David’e yetişmek zorunda olan Emily Blunt gülerek.

Belki de Damon için önceki oyunculuk deneyimlerinden farklı ve yeni olan şey, bu filmin içinde bir aşk hikâyesini de barındırmasıdır. “Bu karakter oynadığım en romantik karakter. Bu benim için kesinlikle yepyeni bir alandı,” diyor Damon.



Dans Sanatı

Blunt’ı eğitmek

Ön çekimlerin başından beri Blunt dans eğitiminin eksikliği konusunda dürüst davrandı. “Dürüst davrandım. Hayatımda hiç dans etmemiştim. Goerge’la buluştuğumda ona ‘Bu filmde oynamama izin verirsen senin için çok çalışacağım,’ dedim,” diyor Blunt.

Oyuncu, hemen hem filmin koreografı hem de Nolfi’nin senaryoda Elise’in arkadaşı olarak yazdığı Cedar Lake Modern Balesi’nden BENOİT-SWAN POUFFER’la tanışmak istedi.

2003 yılında Nancy Laurie tarafından kurulan ve sanat yönetmenliğini Pouffer’ın yaptığı ve 16 dansçıdan oluşan çekirdek kadrosuyla New York Cedar Lake Modern Balesi, dünyanın en çok rağbet gören, yenilikçi koreograflarının yeni eserlerini edinip uyguluyor olmalarının özellikle altını çizen bir topluluktur. Çoğu zaman çoklu medya tanıtımlarıyla birleştirilen performanslar sunan Cedar Lake, cesur ve atletik hareketleri ve baleyi modern ve popüler bir forma entegre etmesiyle tanınır.

Nolfi Pouffer’a dans topluluğuyla birlikte filme dâhil olması teklifinde bulunduğunda, Elise rolü için bir kadın dansçıyla görüşmüş. Pouffer Nolfi’yle yaptıkları ilk konuşmaları şöyle aktarıyor: “Ben, ‘Tamam ama dansçı olduğundan emin ol çünkü birçok filmin bir dansçının nasıl biri olduğunu anlatamamasından dolayı başarısız olduğunu gördüm,’ dedim. Bundan bir ay sonra bana şöyle dediler: ‘Oyuncumuzu bulduk; Emily Blunt.’ Ben de bunun üzerine, ‘O bir dansçı değil. Ne yapacağız?’ dedim. Ama gerçekten benim için büyük bir keyifti. Emily bu işe her şeyini verdi ve ben de bir dansçının stilini ve davranışlarını iyice öğrenmek istediği hissine kapıldım; kısacası harika bir iş çıkardı.”

Pouffer’ın amacı asla Blunt’u eğitimli bir dansçı yapmak olmadı. Esasen dansçı olmayan birini dans edebilmesi için eğitmenin en güzel yolunun bunu oyunculuk yeteneklerine paralel bir şekilde yapmak olduğunu düşündü. “Bazı dansların mutlaka dansçılar tarafından yapılması gerekmediğini anlattım ona. Dans ederken yapman gerekenin hareketlerinle bir tiyatro oyunu oynar gibi hareketlerinle ifade etmeyi anlamak olduğunu söyledim,” diyor koreograf ve ekliyor: “Bir diyalogu, bir senaryoyu öğrenmek gibi bir şeydir bu.”

Gerçekten de kendi koreografisini Elise’in numaralarına uydurmak için senaryonun duygusal atmosferinden yararlandı. “Elise’in tek başına dans ettiği sahne için Emily’yle çalışmak gerçekten çok ilginçti çünkü o sahnede kendine sorular soruyor. Bir şeyler yaşıyor. Biz de bu endişelerini hareketleriyle anlatmak zorundayız,” diyor Pouffer. Eğitim süresince Blunt, eğitmeninin hareketleriyle icra etmek istediği fikirlere sonuna kadar açıktı. “Emily çok özel biri. Güçlü ve korkusuz,” sözleriyle Blunt’a olan hayranlığını dile getiriyor Pouffer.

Emily Blunt’la son olarak Londra’da Kurt Adam filminde birlikte çalışan yapımcı Carraro, onda bu zorluğun üstesinden gelecek ahlakî disiplinin ve atletik becerinin olduğundan emindi. Yine de Elise olabilmek için alması gereken eğitim ilk başlarda Blunt’ın biraz gözünü korkutmuş. Bunun sebebi yalnızca beyaz perdede profesyonel bir dansçının kesinliğini ve formunu yansıtmak zorunda oluşu değil aynı zamanda temsil edeceği Cedar Lake profesyonellerini de hayal kırıklığına uğratmak istememesiymiş. Dans için onu eğiten Pouffer ve haftada altı gün saatlerce birlikte çalıştığı özel eğitmeni ile birlikte Blunt, vücudunu bir dansçı vücuduna çevirecek olan yepyeni bir hayat tarzını sürmeye başlamış.

“Eğitim gerçek değildi. Her gün yaralandım. ‘Bunu senin için yapacağım,’ demekle onu gerçekten yapmak gerçekten birbirinden çok farklı şeyler,” diyor Blunt Nolfi’ye verdiği sözden bahsederken ve eğitimini anlatmaya devam ediyor: “İlk başta öğrenmek çok zordu ama daha sonra insanı canlandıran, hayatımdaki en büyük deneyimlerden biri oldu.”

Moore, Blunt’ın 2009 yılının Temmuz ayında kadroya dâhil olduğu ve filmin çekimlerine Eylül ayında başlandığı için, aslında dans eğitimi için pek de fazla bir zamanı olmadığını anlatıyor. Oyuncu her ne kadar vücut dublörüyle çalışsa ve filmlerde belli açılardan çekim yapıp post-prodüksiyonda yapılan kesim işlemleriyle harikalar yaratılıyor da olsa, oyuncular ve ekip Blunt’ın karakterini hareketleriyle ifade etmek için nadiren görsel destekten yararlandığını söylüyor.

Nolfi o zamanları şu sözlerle anlatıyor: “Emily buraya filmden birkaç ay önce geldi ve fiziksel performansının seviyesini çok ciddiye alarak haftada beş ya da altı gün dans ediyordu.” Yönetmen ayrıca, Blunt’ın yalnızca standart bale tekniklerini öğrenmemesi için de baskı yapıyordu. “Bu, temelinde bale olan modern bir dans. Yani, annenizin ya da babanızın yaptığı baleye benzememeli. Modern dans gibi ve modern müzikle birlikte yapılıyor ve bu dansı uzun süre bale eğitimi almadan yapabilmeniz mümkün değil,” diyor Nolfi.

Blunt’la başrolü paylaşan Damon da yönetmenin düşüncesine katıldığını şu sözlerle belirtiyor: “Normalde, oynadığım filmlerde gemi yüküyle eğitim alan oyuncu ben olurum. Ama bu filmde, arkama yaslandım ve Emiliy’yi seyrettim. Harikaydı ve her şeyiyle çok inandırıcıydı.”



Büro Genel Merkezleri

Stüdyo Dışında, Manhattan’da

David Norris’in bu eyaletten aday olmasının yanı sıra, New York filmde de oldukça yer alıyor. “New York, birçok sebepten ötürü hayalimdeki hikâyenin merkezi,” sözleriyle anlatıyor bunu Nolfi ve devam ediyor: “Eğer Amerika’nın en güçlü şehri, Kader ajanlarının genel merkezinin yer alacağı bir şehir varsa, bu mutlaka New York olmalıdır.”

“Film yapımcılığının yanında, sanatın en sevdiğim dalları mimari ve danstır. Bu sebeple, filmi New York’a taşıyarak ve kafamda Kader Bürosu’nu büyük, heybetli ve yüksek bir bina olarak inşa ederek mimariyle de ilgilenmiş oldum. Daha sonra ise Elise beni dans dünyasının içine çekti. Bu iki şey de merkezde, en azından Amerika’nın New York şehrinde,” diyor Nolfi.

Kader Bürosu Genel Merkezi’nin görsel tarzını –her tarafından güç yayılan edebi bir yapı-- inşa etmek için film ekibi yapım tasarımcısı Thompson’a ve lokasyon müdürü ROB STRIEM’e güvendi. Thompson ve Striem, New York’un en iyi stilize edilmiş binalarının odalarını, çatı katlarını, merdiven boşluklarını ve ön cephelerinin benzerlerini yaptılar. Yapımcı Carraro bunu şöyle ifade ediyor: “Bu elverişli mekânların zenginliğini kopyalamak bilhassa zordur. Film için New York’un en sağlam mekânlarından izin almamız gerekiyordu.”

“George’la ilk buluştuğum zaman, elinde yalnızca yarım düzine referans resmi vardı. Ama o resimlerin hepsi de New York’un belli bir dönemine ait oldukça güçlü tasvirlerdi, karamsar ve çizgesel,” diyor Thompson ve anlatmaya devam ediyor: “Bu görüntüler senaryonun yanında, bana hemen onun nereden geldiği hakkında birçok bilgi verdi.”

Nolfi özellikle tarih boyunca ruhani bir ehemmiyet taşıyan tanınmış yapılardan esinlendi. Yönetmen bunu şöyle açıklıyor: “Mimarinin tarihini düşünürseniz, Yunan ya da Vakitan tapınakları veya insanın içinde kendini küçücük hissettiği büyük ölçekli binalar hep uhrevi güçleri hatırlatırlar. Eğer bu güçler olayları kontrol etseydiler dünya nasıl bir yer olurdu diye düşünüp, bulabileceğim en güzel yerleri seçtim.”

“Kader Bürosu’nun kendisi zaten birçok farklı yerin birleşimi. Kevin’le birlikte mimari açıdan uygun fakat New York’un iki ayrı tarafında odaları ve boş alanları, içerideki ve dışarıdaki mekânları bir araya getirmek için çalıştık. Filmde bu büyük ofis binasında uzlaşmaya varıyorlar. Mekânın doğasını ve mimari yapısının ait olduğu dönemi doğru bir biçimde yansıtmak oldukça zor bir işti,” diyor Striem.

Nolfi New York’a aşina olduğu için, kullanacağı mekânları kafasında öğle yemeği için şehirde turlarken önceden belirlemişti. Bir yapı eğer onu güzelliği ve Kader Ajanları paleti için düşündüğü diğer binaların stiline ve ait oldukları döneme benziyorsa, keşif için işaretleniyordu.

Peki bu binanın paletini oluşturan öğeler nelerdi? “Çok fazla beyaz ya da ten rengi mermer, 1910, 1915 yıllarındaki New York gibi koyu renkli ahşap var. Art Deco diyemeyiz çünkü Art Deco kendini Chrysler binası gibi gösterir. Ağır ve heybetli kolonlar yok. Sadece Art Deco’nun yükselen hissini bulabilirsiniz. Fakat öte yandan, çok daha ağır özellikler de mevcut… Buna Güzel Sanatlar diyebiliriz. Tüm bunları birleştirecek bir yöntem bulduk,” diye cevap veriyor Nolfi.

“Kader Bürosu’nun fiziksel yapısı Manhattan’ın tam göbeğinde bulunan dekor bir binadır ve bu, şehrin altı farklı mekânını bir araya getirdiğimiz bir yer,” diye anlatıyor Thompson ve devam ediyor: “Madison Square Park’ta bulunan bir binanın bodrum katını aldık. Midtown’daki bir binadan çatı katını, New York Halk Kütüphanesi’nin alt katlarını ve Gümrük Dairesi’nden de birkaç koridor ve merdiven boşluğu aldık. Şehir mimarisinin belli bir döneminde rastlanılan ihtişamı ve mükemmelliği yansıtan parçaları topladık ve hepsini bir araya getirdik.”

Thompson Büro’nun dünyasını oluşturmak için var olan mekânları kullanmış: “Boş alanlardan ve odalardan sık sık çıkış işaretlerini ve aydınlatma düğmelerini çıkardık. Alanları mümkün olan en saf hâliyle, son birkaç yılda eklenmiş detaylarla bu saflığı bozmadan göstermeye çalıştık.”

Filmin çekileceği yer sayısı çok fazla olduğundan, şehir içinde çekim yapmak oldukça zorlayıcı olmuş. Yakın zamanda Across The Universe , Çevirmen ve İçindeki Yabancı birçok ağır New York projesinde çalışan Striem bunu şu sözleriyle anlatıyor: “Sanırım bu filmde, şu ana kadar çektiğim tüm filmlerden çok daha fazla sayıda çekim mekânı vardı. Yetmiş günlük bir çekim takviminde yaklaşık 85 farklı mekân kullandık. Uzun bir süre bir mekânda kaldığımız pek olmuyordu. Bir milis harekatı gibi olduğunu söyleyebilirim.”

Önemli sahnelerin çekimi için kullanılan mekânlar arasında Top of the Rock olarak da bilinen 30 Rockefeller Center; New York Halk Kütüphanesi; aşağı Manhattan’da bulunan tarihi Gümrük Dairesi (Yerli Amerikan Müzesi ve Ulusal Güvenlik ofislerine de ev sahipliği yapıyor); The Waldorf Astroia Oteli; 60 Centre Street Adalet Sarayı; Fort Tryon Park ve içindeki New Leaf Restaurant&Bar; The South Street Seaport mahallesi; Brooklyn’deki The Fulton Vapur İskelesi; Yankee Stadyumu sahası; Chelsea’deki Cedar Lake dans atölyesinin performans ve prova salonu; Madison Square Park ve West Village sokakları. Bunların dışında Manhattan’ın batı yakasında Hudson Nehri’nde feribotla yapılan gezi sırasında da çekim yapıldı.

Hackett, New York’un en ünlü kentsel simgelerinden bazılarına serbest giriş izni verildiği için de minnettar. Örneğin, Elise ile David’in kendilerini Kader Bürosu’nun devasa ve geniş çatı katında buldukları sahne çekileceği zaman, yapım ekibi henüz bu sahne için uygun bir yer bulamamıştı. Nolfi ve Hackett, 30 Rock’ın çatı katını aileleriyle gezerken bu sahne için mükemmel mekânı bulduklarını fark etmişler.

“İlk başta aradığımız şey genişlikti,” Hackett 30 Rock’ın mütevazı çatı katından bahsederken böyle söylüyor. “İlk başta yapmaya çalıştığımız şeyin tam tersini yaparak çok daha kullanışlı ve dramatik bir şey bulduk. Bulduğumuz mekân bizden ilk başta filmin taslağını çıkarırken hiç düşünmediğimiz bir şeyi istedi.”

Tek bir mekânın gösterimi için birçok farklı yer kullanıldığından devamlılığa da çok önem göstermek gerekiyordu. “George, coğrafi açıdan doğru olmak için çok çaba sarfetti,” diye aktarıyor gözlemlerini Striem ve devam ediyor: “Ajanlar her ne kadar bir kapıdan bir kapıya tüm şehri dolaşıyorlarsa da Nolfi bunu yanlış bir biçimde yapmamak gerektiğinin bilincindeydi. Takip sırasında aslında şehrin yukarısına doğru giderken, bir anda aşağısına gitmememiz gerekiyordu.”

Başarılı görüntü yönetmeni John Toll, şehrin görünmez sihrini yakalamak için gerekliydi. “Toll’un filmin görüntüsünü oluşturan bütünün çok önemli bir parçası. Filmde anlatılan birçok farklı konu var, izleyicilerin görünmez bir şekilde aksiyon ve aşk hikâyesi arasında hareket etmesi gerekecek.”

New York’un eşsiz güzelliğinin ötesinde, Kader Ajanları ‘nın hikâyesi için gerçek hayatta var olamayacak mekânlar ve odalar gerekti. Her ne kadar Nolfi her şeyi mümkü olduğunca gerçekçi kılmaya çalışsa ve çekimleri gerçek ölçülerle yapsa da, bir yerden sonra yapımda özel efektlerin kullanılması gerekti. Hackett bu konudaki düşüncelerini şöyle aktarıyor: “Burada yaptığımız, film yapımı konusunda ortaya çıkarılan şey ve o şeyin nasıl yapıldığı konusunda çok ileri bir nokta. Görsel efekt ya da gerçek çekim de olsa, miniyatür ya da bir karışım da olsa, toplamda bir şeyi yapmanın 15 tane yolu vardır.”

Görünüşte imkânsız olan Escher benzeri Kader Bürosu merkez ofislerinin basamaklarını, koridorlarını ve odalarını yapmak için Nolfi yeni setler kurması için Thompson’a, aklın alamayacağı ve gerektiği yerde eklenecek görsel efektler konusunda da süpervizör Mark Rusell’a güvenmiş. Russell bu filmden önce yine Philip K. Dick’in bir başka eserinden uyarlama olan Azınlık Raporu ‘nda çalıştığı için yazarın kendine mahsus hassasiyetine aşina olduğu konusunda güvence vermiş.

Ajanlar tüm şehri kapı kapı gezdikleri için, sanat yönetmenliği ekibinin bu ajanların hareketlerini mantıklı bir şekilde izleyiciye aktardıklarından emin olmaları gerekmiş. Russell çalışmalarını şu sözlerle özetliyor: “Dikkatimizin ve çizimlerimizin çoğunu kapı girişleri için kullandık. Şu kapının şu tarafını bu kapının bu tarafıyla birleştirelim gibi şeyler… Hangi tarafa doğru dönüyor? Hangi kapı gerçekte var, hangi kapıyı yapmamız gerekiyor ki diğer tarafta olan şeylerle örtüşsün?”

“En sevdiğim şey hepsini bir arada kullanıp kesintisiz bir biçimde göründüğünden emin olmaktır. Sanki hep orada oldukları izlenimi veren başka mekânlar da yarattık. Bunlar filmin örtüsünde gözden kayboldukları zaman benim en çok gurur duyduğum çalışmalar oluyorlar, ” diye anlatmaya devam ediyor Russell.

Çoğu zaman en mükemmel görsel mekânlarda bile sahnenin anlatımını engelleyen düzenleme sorunları bulunur. Mesela, her ne kadar 30 Rock’ın çatısı David ve Elise’in iklimsel sahnesi için mükemmel bir alan sunmuş olsa da, bu binanın tepesine bir merdiven boşluğu kovalamacasından sonra ulaşmak 30 Rock’ta mümkün değil.

“Kader Bürosu’nun çatısına etrafında kocaman yeşil ekran olan bir merdiven boşluğu inşa ettik. Sonra bunun bazı kısımlarını alıp iklimsel sahnemizi çektiğimiz binamızın çatısına yerleştirdik. Yani, yaptığımız konstrüksiyonların çoğu görsel efekt desteğiyle farklı farklı mekânlarla da uyuştu,” diyor Thompson.

Belki de Thompson ve Russell için en büyük başarı Kader Bürosu’nun kütüphanesi olan Plan Odası’nı yaratmak olmuştur. Hikâyede, kütüphane kurgusal New York binasının doksanıncı katında bulunuyor. Ama Kader Bürosu genel merkezindeki bir oda mantıklı bir biçimde insan gözü merceğiyle anlaşılamaz. Çatı-merdiven boşluğu hilesinde olduğu gibi, Russell ve Thompson’ın bitmeyen, sonsuz bir kütüphane yaratmaları gerekti. Bunun, sinlenmenin kaynağı olan New York’taki 20 Exchange Place’te bulunan boş bir odanın tek çekiminden oluşması gerekiyordu. Bunun yanında, Elise ve David’in ajanlardan kaçtığı sahne ile de uyumlu olması gerekiyordu.

Karakterlere olduğu gibi izleyicilere de uygulanan görsel efektlerle elde edilmek istenen şey Kader Bürosu’nu insan algısının ötesine taşıyabilmekti. “Fikir, bunun büyük bir odanın bir bölümü olması. Gerçekten çekeceğimiz sadece bir bölüm vardı,” diye anlatıyor Russell ekibin kitaplarla dolu odayı sonsuz bir alan hâline getirmesini. “Plan Odası’nı farklı farkı açılar ve parçalardan oluşturan toplamda 13 plan var. Çok hızlı bir sahne ama olduğundan çok daha detaylı görünüyor.”

Erkeği gösteren takım elbisedir:

Filmin Gardrobu

Kader Ajanları ‘ndaki dünya içindeki seçkin mimariyi dikkatle tamamlamak için Nolfi, ajanların kıyafetlerini varlıkları üzerine pek dikkat çekmeyecek şekilde insanlarınkinden ayırması gerektiğini biliyordu. Yönetmen bu mistik fikri en gösterişsiz giysilerle ifade etmeye karar vermiş; belli bir döneme ait olmayan takım elbiseler ve şapkalarla.

Teoride, ajanların kıyafetleri gölgeleri oldukları insanların giysilerine benziyor. David Norris çok varlıklı bir politikacı olduğu için hayatındaki ajanların da daha resmi ve şık kıyafetler içinde olması gerekiyor.

“Fikir şuydu: harika görünen takım elbiseler ve şapkalar olacak ama belli bir döneme ait olmayacaklar. 1940’lı yıllar da olabilir, 1930’lar da… Hatta günümüz bile olabilir. Retro bir hava var ama aynı zamanda modernler de. Antropomorfik olmayan vücutlarıyla onları abartılı melekler ya da şeytanlar olarak göstermeden öteki dünyayı çağrıştıran kıyafetler bunlar,” diyor Hackett.

Nolfi, Kader Bürosu’nun güçlerini zekice görsel sembollere aktarmış: Ajanların göze çarpmadan şehir içinde dolaşabilmeleri ve insanlara uyum sağlayabilmeleri. “Bu büyük güçlerini kullanmak için ajanların kafalarında şapkalarının olması gerekiyor. Her şapkanın belli bir gücü var; üst düzey yöneticilerin insanları daha çok etkileyecek şapkaları var,” diyor Nolfi ve devam ediyor: “Ayrıca filmin mimari yapısıyla da gayet güzel bir biçimde örtüşüyor çünkü 1900’lerin başındaki New York’un biçim değiştirmiş bir kombinasyonu mevcut. O zamanlarda erkeklerin kıyafetleri hep şapkayla tamamlanıyordu.”

Yönetmenin bakımlı, klasik ve belli bir döneme ait olmayan şık takım elbiseler buna rağmen gösterişsiz olan şapkalar hayalini gerçekleştirmek için kostüm tasarımcısı Kasia Walicka Maimone’den çok daha şık bir zamandan kıyafet seçmesi istendi. Walicka Maimone, Nolfi’yle ilk buluştuklarında çok az konuştuklarını, hemen fikir panosundan resimler araştırıp, seçip kostümlerin genel görünümleri için onları bir araya getirdiklerini anlatıyor.

“Elimde birçok fotoğraf vardı. Böylelikle görsel dilimizi bu resimler aracılığıyla bulabildik. Filmin dilini böyle oluşturmaya başladık. George gerçeği olduğu gibi ya da ona en yakın hâliyle portrelemeyi tercih ediyor. Karakterlerin hepsi gerçek değildi ama gerçeğe dayanmalıydı.”

Zamansız bir görünüm yaratmak için günümüzden de yararlanılabilirdi. 20.yüzyıldan itibaren kıyafet stillerini araştırmaya başlamışlar. “Erkeklerin modern giysi dillerinin yaratılmaya başlandığı 1910’lu yıllardan itibaren birçok dönemin kıyafetlerini inceledik. Tüm takım elbiseler kişinin üzerine oturuyor. Griler ve koyu yeşillerle bu gösterişsiz paleti biraz daha modern bir siluete kavuşturarak uyguladık. Kader Bürosu’ndaki her ajanın sokaktaki kalabalığa karışabilmeleri gerekiyordu.”

İçlerinde büyük bir güç barındıran şapkaların kıyafetlerle uyumlu olması için Nolfi ve Walicka Maimone, bunlara nasıl bir dokunuş ekleyebileceklerini düşünmüşler. “Durmadan ‘Büro’nun temsil ettiği gücün rengi ne olmalı?’ diye düşündük. Sezgisel olarak, ben yeşil olması ve yeşilin tüm Kader Bürosu’nda bulunması gerektiğini düşündüm. Bu gösterişsiz paletin içinde kalmak gerekiyordu,” diye anlatıyor renk seçimini Walicka Maimone.

Ayrıca, ajanların görünümünde de insana huzursuzluk veren ve askeri kıyafetleri çağrıştıran bir his bulunuyor. Büro’nun içinde gezindiğiniz zaman oradaki işlerin sakin ve disiplinli bir biçimde yürüdüğü hissine kapılıyorsunuz. “Kafamızda oluşturduğumuz başlıca konsept, Kader Bürosu’nun askeri bir şıklığının olmasıydı: şık, düzenli; her şey sıkıştırılmış ve katı. George’un da birçok kez söylediği gibi, Kader Bürosu’nun ordu benzeri bir yapısı var, rütbeler kesin ve net.”

Kostüm ekibi, ajanların özellikle de göz korkutucu Müdahale Ekibi’nin kıyafetleri için doğru örnekler bulmak adına haftalar boyunca tarihte kullanılmış olan askerî kıyafetleri araştırmış. “Müdahale Ekibi’yle takım elbise kullanamayacağımızı biliyorduk çünkü öyle yaparsak ani ve çabuk verilen gözdağını hissettirmesi gereken film atmosferinden çıkmış olacaktık,” diyor Walicka Maimone.

Her ajanın kıyafetini özelleştirmek için atkı ve mendil gibi değişik detaylar kullanmış. Her ajanın şapkasını zamanla aşınmış bir fötr şapka gibi göstermek için eskitmeye dikkat edildi. Tasarımcı bunu şöyle açıklıyor: “Her karakterin içinde bir insanlık faktörü bulunuyor. Bu yüzden her karakterin birbirinden biraz farklı bir kıyafeti var.”

David ve Elise karakterlerinin gardıroplarını oluşturmak için Walicka Maimone bu kişilerin mesleklerinden ilham almış. Tasarımcıya göre, Amerikalı politikacıların kendi üniformaları bulunuyormuş: “David ve onun etrafında bulunan diğer politikacıların dünyası için yarattığımız görünüm çok netti: tek parçadan oluşan bir kravatla tamamlanmış koyu lacivert bir takım elbise, muhafazakâr ve klasik bir kıyafet. Laciverler, maviler ve hakiler… Bu renkler David’in dünyası oldu.”

Elise ise bunun tam karşısında; hareket ve ifadenin tarafında bulunuyor. “Politikacıların ve onların çok düzenli üniformalı görüntülerine dramatik bir kontrast yaratması gerekiyordu,” diyor başarılı tasarımcı. Elise’in eğlenceli ve özgür tavrını vurgulamak için Walicka Maimone modern dokunuşlarla yenilenmiş vintage elbiseleri kullanmış ve bunlara ek olarak daha fazla ifade gücü vermek için renklere başvurmuş.

Elise’in dans gösterilerinde giydiği kıyafetlerine karar vermek için Walicka Maimone doğrudan Cedar Lake ile çalışmış. Bu fırsat, şehirli ve sokak stilini benimsemiş Cedar Lake’i “bale dünyasının iskankârları” olarak tanımlayan tasarımcıyı çok heyecanlandırmış.”Bu süreç çok eğlenceliydi çünkü bu modern dans atölyesinin tarzını tanımak istediğimizi biliyorduk,” diyor Walicka Maimone ve sözlerini şöyle bitiriyor: “Bu akışı ve aynı zamanda atölyenin keskin hatlı, modern ve heykelsi havayı yaratmak için Swan ve George’la işbirliği yaptık.

****

Universal Pictures ve Media Rights Capital, Gambit Pictures Production ve Electric Shepherd Productions ortaklığıyla bir George Nolfi filmi olan Kader Ajanları ‘nı sunar. Filmin başrollerini Matt Damon ve Emily Blunt paylaşıyor. Diğer oyuncular ise şöyle: Anthony Mackie, John Slattery, Michael Kelly and Terence Stamp. Casting’inin Amanda Mackey ve Cathy Sandrich Gelfond tarafından yapıldığı filmin görsel efekt süpervizörlüğünü Mark Russell üstleniyor. Filmin kostümlerinden ise Kasia Walicka Maimone sorumlu. Kader Ajanları filminin ortak yapımcısı Eric Kripke iken, yardımcı yapımcılığını Joel Viertel yapıyor. Romantik gerilim filminin müzikleri ise Thomas Newman’a ait. Filmin editörü ise Jay Rabinowitz,ACE. Yapım tasarımcısı Kevin Thompson, görüntü yönetmeni ise John Toll, ASC. Kader Ajanları ‘nın baş yapımcıları Isa Dick Hackett ve Jonathan Gordon, yapımcıları ise Michael Hackett, George Nolfi, Bill Carraro, Chris Moore. Filmin senaryosunu Philip K. Dick’in kısa öyküsü “Düzeltme Ekibi” adlı kitabından sinemaya uyarlayan George Nolfi aynı zamanda filmin yönetmenliğini de yapıyor. © 2010 Universal Studios.



www.theadjustmentbureau.com

OYUNCULAR HAKKINDA


MATT DAMON’ın (David Norris) hem kamera önünde hem de kamera arkasındaki başarılı işleri, en son Oscar, Sinema Oyuncuları Derneği ve Eleştirmenlerin Seçimi ödüllerine, Clint Eastwood’un gerçek bir hayat öyküsünden yola çıkarak çektiği Yenilmez filminde canlandırdığı Güney Afrikalı rugby kahramanı François Pienaar rolü ile aday olmasıyla onurlandırılmıştır. Bunlaraa ek olarak Damon, geçen sene biri Yenilmez filmindeki performansı ile En İyi Yardımcı Oyuncu dalında, diğeri Stephen Soderbergh’in İspiyoncu! filmindeki başrolü ile Komedi ya da Müzikal türünde En İyi Oyuncu dalında olmak üzere iki Altın Küre ödülünün de sahibi olmuştur. Kariyerinin ilk zamanlarında, çok önemli bir adım niteliğinde olan Can Dostum filmi ile En İyi Orijinal Senaryo kategorisinde Oscar kazanmış ve En İyi Oyuncu kategorisinde ise aday gösterilmiştir.

In 2002, Damon originated the role of Jason Bourne in the blockbuster actioner The Bourne Identity. He went on to reprise his role in the two hit sequels, The Bourne Supremacy and The Bourne Ultimatum, both directed by Paul Greengrass. He also repeatedly teamed with Soderbergh as part of the all-star casts in the Ocean’s trilogy, and in a cameo role in the second part of the director’s two-part biopic Che.

Şu an Coen Kardeşler’in tekrar sinema fimi olarak çektikleri Western filmi İz Peşinde’de oynamakta olan Damon, bu sene de birçok projede yer alacak. Mutlu Ayaklar 2’de seslendirme yapan başarılı oyuncu, Soderbergh ile gerilim filmi Contagion için yeniden bir araya gelmiştir. Şu an yönetmen Cameron Crowe’un yönettiği We Bought a Zoo filminin çekimlerinde yer almaktadır.

2002 yılında Damon gişe rekorları kıran Geçmişi Olmayan Adam – Bourne Identity aksiyon filminde Jason Bourne’u canlandırmıştı. Filmin devamı niteliğinde çekilen Medusa Darbesi ve Son Ültimatom’da da aynı rolü oynmaya devam etti. Son iki filmin yönetmeni ise Paul Greengrass’ti. Damon Steven Soderbergh’le çalışmaya devam etti: Ocean’s üçlemesinde yıldız oyuncu kadrosunun bir parçasıydı. Ayrıca iki bölümlü biyografik filim Che’nin ikinci filminde konuk sanatçıydı.

Damon’ın rol aldığı diğer filmler ise şöyle: yönetmen Clint Eastwood’la yollarının tekrar kesiştiği drama filmi Ötesi Dünya, Paul Greengrass tarafından yönetilen aksiyon-gerilim filmi Yeşil Bölge, Martin Scorsese’nin En İyi Görüntü dalında Oscar kazandığı Leonardo DiCaprio, Jack Nicholson ve Mark Wahlberg’le birlikte rol aldığı Köstebek, Robert De Niro ve Angelina Jolie’yle birlikte oynadığı De Niro’nun draması Kirli Sırlar ve George Clooney’yle başrolü paylaştığı Stephen Gaghan’ın jeopolitik gerilim filmi Syriana.

Damon, televizyon için ise hem yapımcılığını üstlendiği hem de rol aldığı bir History Channel projesi olan The People Speak’i hazırlamıştır. Ünlü tarihçi Howard Zinn’in kitabından esilenilen bu projede, eğlence sektöründeki en ünlü isimlerden etkileyici yazılar ve performanslar izleyiciye sunulmaktadır.

Esasen Bostonlı olan Damon, Harvard Üniversitesi’nde okudu ve ilk oyunculuk deneyimini American Repertory Theatre’da yaşadı. İlk filmi Mystic Pizza’yı Okul Bağları, Walter Hill’in yönettiği Geronimo: Bir Amerikan Efsanesi ve televizyon projeleri Rising Son ve Tommy LeeJones’un Eski Tüfekler filmleri izlemiştir. İlk kez 1996 senesinde Ateş Altında Cesaret filmindeki savaş kazası anıları yüzünden işkence çeken suçluluk duygusu içerisindeki Körfez Savaşı gazisi rolüyle dikkatleri üzerine çekmiştir.

Uzun yıllardır arkadaş olduğu Ben Affleck’le 1997 senesinde bir drama filmi olan Can Dostum’u yazmıştır. Bu film, iki arkadaşa bir Oscar bir de Altın Küre ödülünün yanı sıra birçok eleştirmen birliğinden En İyi Özgün Senaryo dalında da ödüller kazandırmıştır. Damon aynı zamanda En İyi Oyuncu dalında da Oscar, Altın Küre ve Senaristler Birliği Ödülleri de kazanmıştır. 1997 senesinde ayrıca, Damon Francis Ford Coppola’nın Yağmurcu adlı filmnde genç idealist bir avukatı canlandırmış ve Kevin Smith’in Amy’nin İzinde’sinde de misafir oyuncu olarak rol almıştır.

Bundan bir sene sonra, Damon Steven Spielberg’ün ödüllü İkinci Dünya Savaşı draması Er Ryan’I Kurtarmak filminde başrol oynamıştır. Bunun yanı sıra, John Dahl’ın Tutku Ağı’nda da Edward Norton’la birlikte çalışmıştır. Damon üçüncü Altın Küre adaylığını 1999 yılında Anthony Minghella tarafından çekilen Yetenekli Bay Ripley’deki rolüyle kazanmıştır. Oyuncu, Ben Affleck ve yönetmen Kevin Smith ile eleştiren komedi Dogma’nın çekimleri için tekrardan biraraya gelmiştir.

Damon’ın bu projelerini takip eden diğer filmleri ise şöyle: Robert Redford’un Bagger Vence Efsanesi filmi, Billy Bob Thornton’ın Vahşi Aşk’ı, Greg Kinnear’la birlikte oynadığı Farrelly Kardeşlerin komedi filmi Takıldım Sana, Heath Ledger’la başrolü paylaştığı Terry Gilliam filmi Grimm Kardeşler ve misafir oyuncu olarak rol aldığı George Clooney’nin Tehlikeli Aklın İtirafları filmi.

Damon ve Affleck, birlikte sinema, televizyon ve yeni medya projeleri üretmek üzere LivePlaney adında bir yapım şirketi kurdular. LivePlanet, ilk senaryo yazma deneyimlerini yaşayan senaristlerin ve yönetmenlerin bağımsız filmler çekmelerinin kaydını tuttukları, Emmy’ye aday gösterilen ve üç sezon devam eden Project Greenlight’ın yapımcılığını üstlendi. Project Greenlight filmlerinden şimdiye kadar çekilenler: Stolen Summer, The Battle of Shaker Heights ve Feast. LivePlanet ayrıca Oscak ödüllü yönetmen James Moll tarafından çekilen Running the Sahara adlı belgeselin de yapımcılığını üstlendi.

Tüm bunlara ek olarak Damon, H20 Africa’yı kurdu. Bu organizasyon şu an Water.org adıyla biliniyor ve çocuk vakfı ONEXONE’ın temsilciliğini yapıyor.



EMILY BLUNT (Elise Sellas)’ı dünya çapında üne kavuşturan rolü 2003 yılının yazında çekilen İngiliz filmi Aşk Yazım ile oldu. Blunt, bu filmde Pawel Pawlikowski ile yaşadığı aşk sebebiyle orada yaşayan sıradan bir kızın takıntısı hâline gelen gizemli ve seçkin Tamsin’i canlandırdı. The Independent Blunt’ın “gerçek bir zarafeti ve öldürücü bir karizması” olduğunu yazdı. 2005 yılında Evening Standard British Film Ödülleri’nde En Umut Vaat Eden Oyuncu ödülünü kazanan oyuncu, İngiliz Bağımsız Film Ödülleri’nde de En İyi Çıkış Yapan Oyuncu kategorisinde de aday gösterildi.

Eleştirmenler tarafından takdir edilen 2004 Ekim ayında çekilen Babam ve Ben’de Emily Blunt, Bill Nighy ve Miranda Richardson’la birlikte başrolü paylaştı. Film 2006 yılının Şubat ayında BBC One kanalında ve aynı yılın Nisan ayında BBC America’da gösterildi. Bu yapım Blunt’a En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Altın Küre Ödülü - Dizi, Mini-dizi veya Televizyon filmi dalında Altın Küre getirdi.

2005 yılında, Blunt Şeytan Marka Giyer filmi için New York’a gitti. Lauren Weisberger’in ünlü romanından beyaz perdeye aktarılan filmde Blunt, Runway Dergisi’nde üst düzey asistan olarak çalışan ve büyük bir çöküşün eşiğinde olan nevrotik Emily Chalton’ı canlandırdı. David Frankel’ın yönettiği, Anne Hathaway, Meryl Streep ve Stanley Tucci gibi isimlerin de yer aldığı film 2006 yılının Haziran ayında Amerika’da gösterime girdi ve A.B.D. Box Office listesinde 125 milyon Dolar’dan fazla hasılat elde ederek büyük bir başarı kazandı.

Eleştirmenler izleyicilerin Şeytan Marka Giyer ve Blunt ile ilgili övgülerini şöyle paylaştılar: The Los Angeles Times Blunt için “rol çalan” tabirini kullanırken Telegraph ise Blunt’ın performansını “muhteşem” ve “sinsi bir keyif” olarak nitelendirdi. Blunt, Gençlerin Seçimleri Ödülleri’nde En İyi Çıkış Yapan Kadın Oyuncu dalında, Altın Küre ve BAFTA ödülleri’nde ise En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dallarında aday gösterildi. Film, tüm dünyada 2006 yılının Ekim ayında gösterime girdi ve toplamda 320 milyon Dolar’dan fazla bir gişe hasılatı elde etti. 2007 yılında ise BAFTA Blunt’ı Yükselen Yıldız Ödülü için aday gösterdi.

2006 yılının Ağustos ayında Blunt, Sean McGinly’nin yazıp yönettiği, Tom Hanks, John Malkovich ve Colin Hanks’in de oyuncu kadrosunda bulunduğu Muhteşem Howard’ın çekimlerine başladı. Blunt, bu filmde kariyerini yeniden harekete geçirmek isteyen şanssız bir sihirbaz tarafından işe alınan kendinden emin yayımcı Valerie’yi canlandırdı. Film ilk olarak 2008 Sundance Film Festivali’nde gösterildi ve 2009 Mart ayında Amerika’da gösterime girdi. Bunu takiben Blunt, Steve Carell, Juliette Binoche ve Dane Cook’la birlikte Şamar Oğlanı filminde rol aldı. Amerika’da 26 Ekim 2007’de gösterime giren film, İngiltere’de 11 Ocak 2008’de sinemalarda gösterilmeye başlandı.

Blunt, bundan sonra Jane Austen Kitap Kulübü için kameralar karşısına geçti. Maria Bello, Kevin Zegers ve Hugh Dancy’nin yanında başrolde ounadı. Film Amerika’da 21 Eylül 2007’de, İngiltere’de ise 16 Kasım 2007’de gösterime girdi.

Blunt sonraki iki ayını Albuquerque, New Mexico’da Gün Işığı Temizleme Şirketi filmi için çalışarak geçirdi. Yönetmenliğini Christine Jeffs’in yaptığı filmde suç yerlerini temizleyen başarılı bir şirket kuran iki kız kardeşin (Blunt ve Amy Adams) hikâyesi anlatılıyor. Film, Amerika’da 2009 yılının Mart ayında gösterime girdi. Blunt bu filmdeki rolüyle Eleştirmenlerin Seçimi Film Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında aday gösterildi.

2007 yılının son aylarında Blunt Mike Nichols’ün yönetmenliğini yaptığı Charlie Wilson’un Savaşı adlı filmde Tom Hanks, Julia Roberts ve Philip Seymour Hoffman ile birlikte rol aldı. Film, Amerika’da Aralık 2007’de gösterime girdi.

Oyuncu bundan sonra Martin Scorsese’nin yapımcılığını üstlendiği biyografik film Genç Victoria’da rol aldı. Jean-Marc Vallée’nin yönetmen koltuğunda olduğu, senaryosunu Julian Fellowes’in yazdığı filmde Blunt, İngiltere Kraliçesi Victoria’nın gençliğini canlandırdı. Filmin kadrosundaki diğer oyuncular ise şöyleydi: Miranda Richardson, Jim Broadbent ve Rupert Friend. İngiltere’de 2009 yılının Mart ayında gösterime giren filmdeki rolüyle Blunt, eleştirmenlerin beğenisini kazandı. The Times yazarı Wendy Ide şöyle demişti: “Yıldızı git gide parlayan Emily Blunt, dünyadan uzak yaşayan genç monarkı eğlenceli ve yaşam dolu bir biçimde canlandırmış.” Blunt bu filmdeki rolüyle En İyi Kadın Oyuncu dalıda hem Altın Küre’ye hem de Eleştirmenlerin Seçimi Ödülleri’ne aday oldu.
2010 yılının Şubat ayında, merakla beklenen gerilim filmi Kurt Adam’da rol aldı. Joe Johnston tarafından yönetilen filmde Blunt, Benicio Fel Toro ve Anthony Hopkins’le birlikte başrol oynadı. Blunt’ın filmde canlandırdığı karakter kocasının ölümünün yasını tutarken onu öldüren kurt adamı yakalamaya çalışan erkek kardeşiyle yakınlaşan Gwen Conliffe’ydi.
Bu filmin ardından Blunt, Disney’in 3D animasyon filmi Gnomeo & Juliet’te kadın ana karakter Juliet’i, Gnomeo’yu seslendiren James McAvoy’la birlikte seslendirdi. Film, William Shakespeare’in “Romeo ve Juliet”inin animasyon olarak cücelerle birlikte tekrar beyaz perdeye aktarılmasıdır. Kelly Asbury tarafından yönetilen filmin müziklerinin hem bestecisi hem de yapımcısı Elton John oldu. E1 Entertainment tarafından Amerika ve İngiltere’de 11 Şubat 2011’de gösterime sokulması bekleniyor.
2010 yılının Aralık ayında Blunt, Jonathan Swift’in ikonik romanı “Guliver’in Gezileri”nin sinema uyarlamasında Prenses Mary’yi canlandırdı. Blunt’la başrolü paylaşan diğer isimler Jack Black ve Jason Segel oldu. Film, gezi yazarı Lemuel Gulliver’in günümüzdeki maceralarını anlatıyor.

2010 yılının başlarında Blunt Salmon Fishing in the Yemen filminin Londra, İskoçya ve Fas’taki çekimlerine katıldı. Balıkçılık bilimcisi Dr. Alfred Jones (Ewan McGregor)’un istemeyerek Yemen’in dağlık bölgelerine balıkçılık için somon getirme projesine dâhil oluşunu anlatan Paul Torday’in en çok satan romanının beyaz perde uyarlaması olan filmde Blunt, Kristin Scott Thomas, Ewan McGregor ve Amr Waked ile birlikte oynuyor. Blunt bu filmde sinek kullanarak balıkçılık yapan şeyh Waked’in temsilcisi Harriet Chetwode-Talbot rolünde. Lasse Hallstrom tarafından çekilen filmin 2012 yılında gösterime girmesi bekleniyor.

2010 yılının Ekim ayında, Lynn Shelton’ın adı henüz konmamış yapımı için oyuncu kadrosuna dâhil oldu. Filmde rol alan diğer oyuncular arasında Rachel Weisz ve Mark Duplass da yer alıyor. Blutn ve Weisz, Duplass için birbirleriyle kavga eden iki kız kardeşi canlandırıyorlar. Filmin çekimlerine Washington’da başlandı ve 2011 yılında gösterime girmesi tahmin ediliyor.

Yine 2010 yılının Ekim ayında, zaman yolculuğu filmi Looper için başrol oynamak üzere kadroya dâhil oldu. Filmde, öldürdükleri kişilerin cesetlerini geçmiş zamana gönderen bir grup katilin hikâyesi anlatılıyor. Blunt filmde, oğlunu korumak için uzun mesafeler kat eden bekâr bir anneyi canlandırıyor. Yönetmenliğini Rian Johnson’ın yaptığı filmde Bruce Willis ve Joseph Gordon-Levitt’le başrolü paylaşıyor Blunt. Ocak ayında Louisiana’da yapım aşamasına giren filmin 2011 yılının son aylarında izleyiciyle buluşması planlanıyor.

Blunt en son Disney’in The Muppets filmine katıldı. Kuklaların film stüdyolarının yıkılmasını engellemek amacıyla yeniden birleşmelerinin konu edildiği filmdeki karakterlere sesini veren diğer isimler ise şöyle: Ricky Gervais, Alan Arkin, Jack Black, Billy Crystal, Zach Galifianakis ve Jean-Claude Van Damme. Yönetmen James Bobin, senaryo yazarları ise Jason Segel ve Nicholas Stoller. Film’in 2011 yılının Aralık ayında Amerika’da, 2012 yılının Şubat ayında ise İngiltere’de gösterime girmesi planlanıyor.

Esasen Juilliard School of Drama eğitimli olan ANTHONY MACKIE (Harry) birçok farklı karakteri başarıyla canlandırabilen genç ve yetenekli bir oyuncudur.

Mackie, bir off-Broadway şovu olan Up Against the Wind’de Tupaz Shakur’u canlandırdıktan sonra aldığı övgü dolu eleştiriler sayesinde keşfedildi. Bu şovun hemen arkasından, Curtis Hanson’ın yönetmenliğini yaptığı 8 Mil filminde Eminem’in can düşmanı Papa Doc’u canlandırarak sinema kariyerine iyi bir başlangıç yaptı. Bu filmdeki performansı 2004 yılında Mackie’yi Uluslararası Toronto Film Festivali Master Programı seçimlerinde Sucker Free City ve She Hate Me’de oyuncu kadrosuna dâhil eden Spike Lee’nin dikkatini çekti. Mackie ayrıca Clint Eastwood’un Oscar ödüllü filmi Milyon Dolarlık Bebek’te de rol aldı. Bu filmde Hilary Swank, Morgan Freeman ve Eastwood’la birlikte oynayan Mackie, daha sonra Jonathan Demme’in yönetmenliğini yaptığı Casuslara Karşı filminde Denzel Washington ve Liev Schreiber ile; bir komedi filmi olan başrolünde Samuel L. Jackson’ın yer aldığı Adamım filminde rol aldı.

Mackie Bağımsız Film ve Gotham Ödülleri’nde, Rodney Evans’ın 2004 yılında Sundance Film Festivali’nde Özel Drama Jüri Ödülü kazanan ve Bağımsız Filmler Ödülleri’nde En İyi Film dalında aday olan Brother to Brother fimindeki rolüyle aday gösterildi. 2005 yılında David Strathairn, Timothy Hutton ve Leelee Sobieski’yle birlikte tarihe geçmiş Scottsboro davasını konu alan ve ilk kez 2006 yılında Austin’deki SXSW Film Festivali’nde gösterilen bağımsız film Heaven’s Fall adlı filmde rol aldı.

2006 yılında Mackie 5 filmle beyaz perdede göründü. Zafer Bizimdir filminin yanı sıra, Ryan Gosling’le birlikte oynadığı, yönetmen Ryan Fleck’in Sundance ödüllü kısa filmi Gowanus, Brooklyn’den uyarlanan Tepetaklak Nelson’da da rol aldı. Bunların dışında yer aldığı projeler arasında şu filmler bulunuyor: Preston A. Whitmore’un Crossover’ı, Orlando Bloom ve Bill Paxton’la birlikte rol aldığı Frank E. Flowers’ın suç drama dizisi Haven, başrolünü Samuel L. Jackson’ın oynadığı Richard Price’ın “Freedomland” kitabının beyazperde uyarlaması.

Mackie, sinema kariyeri boyunca hem Broadway hem de off-Broadway’de oynanan birçok tiyatroda da yer aldı. Oyuncunun Broadway’de ilk yer aldığı tiyatro August Wilson’ın Ma Rainey’s Black Bottom oldu. Bu oyunda Mackie, Whoopi Goldberg’ün kekeme yeğeni Sylvster rolünü canlandırdı. Bundan sonra ise yazar Anton Chekov’un Martı adlı eserini günümüze uyarlayan Regina King’in oyununda yer aldı. Martı’yı takiben, Roundabout Theatre Company için Pulitzer ödüllü A Soldier’s Play’de 20 yıl önce Danzel Washington’ın üne kavuşturduğu rolü tekrar canlandırdı. 2008 yılında, ekibin August Wilson’ın döneminde gerçekleştirilen 10 oyunu sahnede okuduğu August Wilson’s 20th Century: The Kennedy Center’da yer aldı. Mackie bu 10 gösterinin üçünde bulundu.

2009’da Mackie, Kathryn Bigelow’un yönetmenliğini yaptığı Ölümcül Tuzak filminde Çavuş JT Sanborn’u canlandırdı. Bu film, yalnızca Mackie’ye Bağımsız Filmler Ödülü’nde adaylık getirmekle kalmadı, aynı zamanda En İyi Film, En İyi Yönetmen , En İyi Orijinal Senaryo ve başka üç dalda da ödül kazandı. 2009 yılında Mackie ayrıca Kötü Şöhret biyografik filminde Tupac Shakur’u, DreamWorks’ten çıkan Kartal Göz filminde de Binbaşı William Bowman’ı canlandırdı.

2010 yılında ise Mackie Broadway’e geri dönüş yaptı ve Martin McDonash’ın son eseri A Behanding Spokane’de rol aldı. Ayrıca Kerry Washington’la 3 Aralık 2010’da Magnolia Pictures tarafından gösterime sokulan Night Catches Us için yeniden bir araya geldi.

Mackie son olarak Disney/DreamWorks ortak yapımı olan Real Steel’de Hugh Jackman ile birlikte rol aldı. Filmin 18 Kasım 2011 tarihinde gösterime girmesi planlanıyor. Mackie şu an Sam Worthington ve Elizabeth Banks ile birlikte New York’ta bir Summit Entertainment filmi olan Man on a Ledge’in çekimlerini sürdürüyor.

JOHN SLATTERY (Richardson) Hollywood’un oldukça saygın bir üne sahip olmasının yanı sıra, televizyon, film ve sahne dünyasının da en eski ve başarılı isimlerindendir.



Yüklə 235,2 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə