Kastamonu hayati



Yüklə 4,31 Mb.
səhifə29/112
tarix24.06.2018
ölçüsü4,31 Mb.
1   ...   25   26   27   28   29   30   31   32   ...   112

Akşam yemeğini getirdiler. Mükellef bir sofra idi. Getiren garsona yemeği iade etti. "Bunu fukaralara götür" dedi. Yanında zeytini vardı. Yemeği kabul etmedi. Ekmeğini zeytin taneleriyle yedi. "Bir ekmeği onbeş günde bitirebiliyorum." dedi. Semaveri vardı, çay kaynatıp çay içiyordu. Bize de ikram etti.

506

(143) Bu bilirkişiyi tayin eden (ilk bilirkişi) Ağır Ceza mahkemesi değil, savcısı tayin etmişti, bilahere Ağır Ceza Mahkemesi dosyayı ve kitapları Ankara'da yüksek ilmî bir heyete tedkik ettirmek üzere göndermişti. A.B.



Hapishaneden yeni çıkmışti. Orada eşya olarak hiç bir şey yoktu. Eserleri yazma ve formalar halindeydi. Binlerce yazma kitap ellerde dolaşıyordu. Her tarafta yazılıyordu. Köylerde, kazalarda hep Nur Risaleleri çoğaltılıyordu.O devir gönül alıcı bir devirdi. Güneşin doğuşu gibi bir zamandı...

Talebelerinden Hasan Feyzi ile tanışıp, görüştük. Âşıkdı o, muallimdi. Ona da Muslihiddin Bey götürdü beni. Sevimli bir insandı. Temiz ruhlu bir insan,sevgi ile yaşayan bir adamdı. Bediüzzaman'a âşıktı. Sonra da vefat etti. Bediüzzaman'ın aşk ve muhabbetinden vefat etti. Ondan ayrılığa dayanamadı. bilmiyorum insan böyle vefat eder mi?

- Git temizlen de gel

Bediüzzaman Denizli'de iken, yanına gelen polis müdürüne hiddet etmiş:"Git temizlen de gel!" demiş. Adam hakikaten temiz değilmiş.

- Dost Düşman ona hayrandı

Çok mert ve cesur bir hali verdı. Cesareti, kerameti pek çoktur, saymakla bitmez. Sonra zekâsının buluşları fevkâladedir. Musibetlere sabırla razı olmuştu. Kendini vermişti Allah'a... Zaten o eserler hep o hallerin mahsûlüdür. Bütün Denizli'de onun zevki ve şevki vardı. Dost düşman ona hayrandı. Denizli'nin gecesi gündüz olmuştu. Fethetmişti o Denizli'yi... Onun ruh ve aşk tarafına ulaşılmaz. Onun Allah'a yakınlığı bambaşkadır. 0 yakınlık bir lütf-u İlâhidir.

- Dünya gözüne görünmezdi

Sabrı, inzivası, şükrü bambaşkaydı. Para nedir bilmez, dünya gözüne görünmezdi. Böyle zatlara pratik bir maksad gözeterek gitmek, onları rahatsız eder. Ruh ve gönül sultanlarına dünyevî basit çıkarlar için müracaat etmek cinayettir, müthiş cinayettir. Müthiş bir haksızlık ve anlayışsızlıktır.

Bana dua etti, İnşaallah duası kabul olur. Kelimeler tam hatırımda değil. Ruhî feyzim için dua etti. Zaten umumiyetle hep böyle manevî şeyler için dua ederdi.

507


1952'de İstanbul'da Akşehir Palas otelinde de ziyaret ettim... Bugünki büyük postahanenin üstündeki ağır ceza mahkemesindeki son muhakemesine gittim. İkindi namazının vakti girmişti. Kalktı: "Siz kararınızı verin. Ben namaza gidiyorum” dedi ve yürüdü. Hiç umurunda değil, belki mahkûmiyet kararı verecekler, İdam bile verecek olsalar, hiç aldırdığı yok...(144)

BEŞİNCİ HATIRA:Gönenli Mehmed Efendi'den: (Ehl-i kalb, Hafız, Mücahid, Vaiz, âlim, yetimlerin kimsesizlerin, fakirlerin babası Gönenli Hafız Mehmed Efendi... İstanbul'un birçok camiilerinde mü'minlere va'z ü nasihat ile meşgul... Sultan Ahmed Camii'nin baş imamı,Velî Mehmed Efendi, Allah rahmet eylesin.)

"1944 Denizli hapsi ve sonrası için hatıralarını şöyle anlatır:"1943 Denizli hapsinin arefesinde bir rüya gördüm:

Polislerin gelmesi bu rüyanın akabinde oldu. Üstad'ın yanına gidince bana: "Hoş geldin Muhammed Efendi, Hoş geldin!... Sen burada lâzımdın... Korkma, korkma!" dedi. Korkum yok efendim dedim...

(144)Nurs Yolu S:123

Katillerin arasında yaşadık, Üstad'la görüştük, mahkemeye gidip geldik. Beraber kelepçelendik. Bazen Üstad'a Kur'an okudum. İşte böyle... Elhamdûlillah, tatlılandık, lezzetlendik...

Denizli hapsinden tahliye olduktan sonra, içimde Üstad'la beraber bir namaz kılmak arzusu belirdi. Bir müddet sonra, Üstad kalbî arzuma muvafık olarak:

"Beraber namaz kılalım" diye beni çağırttı. Otelin önünde de kalabalık bir cemaat, "İstanbullu hoca, va'az edecekmiş" diye bekliyordu. Ben o sırada gerçekten mütereddit kalmıştım. Sonra Üstad'dan beni rahatlatan haber geldi: "Vazifesini yapsın, sonra gelsin, namaz kılarız."

Tahliyeden sonra, bir hafta kadar Denizli'de kalmıştım. Müftü "Sen hangi camii istersen, orada va'az ver.. Hutbe oku!" diyerek müsaade vermişti."(145)

ALTINCI HATIRA: İnebolu'lu Selâhaddin Çelebi den:

508

"... Denizli hapsinden tahliyeden sonra; Üstad delikli çınar namıyla anılan semtte bir otele yerleşti. Otelde Üstad'ın hizmetinde iki gün kaldım. Her gün beşyüzün üzerinde ziyaretçi geliyordu. Rusya'da esir iken arkadaşı olan emekli bir subay da gelmişti. Yaşlı gözlerle Üstad'la kucaklaştılar. Esaret günlerini yâdettiler.



- Otuz senelik yemek kaşığı

Üstad'ın ağaçtan olan sapı kırılmış ince bir çivi ile perçin yapılmış bir tahta kaşığı vardı. Ben çarşıdan güzel bir kaşık aldım. Ağaç kaşığı da çöp sepetine attım. Akşam yemeğini götürdüğümde, ağaç kaşığını aradı. "Efendim eskimiş ve kırılmıştı. Çöp sepetine attım" deyince, "Benim otuz senelik arkadaşımdı. Onun kıymetine paha biçilir mi? Derhal bul ve getir" dedi.

Hemen çöp sepetine koştum. Bereket versin, bir yağlı kâğıda sarmıştım. Aynen duruyordu. Aldım ve suda kaynattıktan sonra hemen getirdim...(146)”

(145)Son Şahitler-3 S:112

(146) Son Şahitler-1 S:141

509


ONBİRİNCİ BÖLÜM

EMİRDAĞ HAYATI

(1 Ağustos 1944 - 23 Ocak 1948)

510


EMİRDAĞ HAYATI FASLI

Üstad'ın Emirdağ Hayatı'nın, Afyon hapsine kadar olan üç buçuk senelik kısmı; o güne kadarki hayatının en acı, en sıkıntılı ve en zulümlü hayatıdır.. Rusya'da esir iken bile, böylesi bir hayat tarzı görmemiştir denilebilir. Münafık zındıklar ve din düşmanı gizli komiteler; vargüçleriyle desiseler, dolaplar çeviriyor, en acı ihanetleri resmî adamların elleriyle uyguluyorlardı.

Merhum Hasan Feyzi Efendi; Üstad'ının 1945 başlarında Emirdağında müthiş bir zehirle zehirlenmesi üzerine yazdığı vasiyetnamesinden sonra, kaleme almış olduğu uzun, acıklı mersiyesinin bir bölümünde, Üstad'ın şu Emirdağ hayatını âdeta canlandırırcasına şunları yazmıştır: (1)

Hadis-i âlisine havale ederek, vasiyetnamenizde onun için mi beyan ve tasrih buyurmadınız? Eğer böyle ise, Emirdağ'ını intihap ve ihtiyar ettiğiniz anlaşılıyor.

Ah o Emirdağı!.. Biz onun nasıl bir dağ olduğunu hâlâ anlıyamadık. Ondaki esrarı hâlâ çözemedik.O dağ, hakikaten Emirdağ'ı mı?Yoksa Esirdağı mı?.. O dağ bize bir dağ oldu.O dağın vurduğu dağ, yine bizi dağladı.Onun dağı bizi yaktı, kavurdu.O dağ bizim bir dağımıza binler dağ vurup hepimizi dağ-ı dar-i hüznü elem etti. Âh, o dağ, yüzbinlerle kardeşin yetim kalmasını kasd etti. Hepimizi diri diri ateşlere yaktı.

Hasılı: O dağ seni harap bizi kebap etti Üstad'ım. Ona Emirdağı değil, Emerdağı ve Eceldağı demeli. Seni aramızdan alıp kendine ve içine çeken o dağa, Emirdağı değil, Emendağı demeli...(2)"

Evet, Merhum Hasan Feyzi Efendi'nin bu tasviri gibi; Hazret-i Üstad'a sık sık zehirler veriliyor, şapka giymiyor diye zaman zaman karakollara savcılığa, mahkemelere çağrılıyor, rahatsız ediliyordu. Bütün bu emirler, talimatlar da Ankara'dan geliyordu. Bundan amaç da; Bediüzzaman'ın

511


izzet-i İmaniyesi ve şahamet-i fıtriyyesi icabı, en cabbar kumandanlara baş eğmeyişi ile, "İhanetlere tahammül edemez, karşı kor, bir hadise çıkarır" diye zındık komitelerinin plânlarıyla hükûmetin bazı ileri gelenleri bunda rol oynuyorlardı. Bundan gaye: Bediûzzaman'ı hiddete getirip hadise çıkartmak... Ondan sonraki şey malûm...'

Evet, bu dediklerimizin ispatlı delil ve şahidleri ilerde zikredilecektir.

BEDİÜZZAMAN'IN DENİZLİ'DEN EMİRDAĞI'NA GETİRİLİŞİ

Denizli'den Emirdağı'na getirilmesi, gün olarak tam kat'î belli değilse de, fakat Denizli'den ayrılışı 30.7.1944 olduğu kesindir. Denizli tüccarı ünvanıyla meşhur Hafız Mustafa Kocakaya'nın, Denizli'den Taşköprülü Sadık Bey'e

(1) Muvatta' Cenazeler 27, Müsned Ahmed bin Hanbel C:1, S: 7

(2) Sirac-ün Nur-2 S: 457

yazdığı mektup(3) bunun delilidir. Buna göre, Üstad Hazretleri Denizli'de, hapisten çıktıktan sonra, orada kaldığı günlerin de kesin olarak kırkbeş gün olduğu anlaşılmış oluyor.

Denizli'den Afyon'a oradan da Emirdağı'na kadar devam eden yolculuğun o zamanın durumuna göre ne kadar sürdüğünü bilmiyoruz. Hem Afyon vilâyet merkezinde durdurulup, durdurulmadığı (*) da malûmumuz değildir. Amma Afyon şehrinde hiç durdurulmadan Emirdağı'na getirildiğini kabul edip ona göre hesaplasak; herhalde bu yolculuk iki günden fazla sürmüş değildi.

Az ilerde nakledeceğimiz merhum Doktor Tahir Barçın'ının hatıralarında kaydedilmiş ifadesine göre, "Üstad Emirdağı'na geldiğinde, "vakit ikindi ile akşam namazı arasıydı," şeklindedir. Buna göre Hazret-i Üstad, Denizli'den sabah çıkmış, ikinci gün 1.8.1944 günü Emirdağı'na varmış olduğunu göstermektedir. Bu hesaba göre Üstad'ın ilk Emirdağ hayatı 1 Ağustos 1944'den başlıyarak, Afyon hapis hadisesinde tutuklandığı tarih olan 23.1.1948'e kadar üç sene, beş ay, yirmi bir gündür diyebiliriz.

Üstad Hazretleri, kırkbeş günlük Denizli hayat faslında -üstte kaydettiğimiz veçhile- hükûmetin siyasî memur ve müfettişleri; Üstad'ın Denizli hapsinden beraet edip çıkmasından sonra, bir plân mucibince maddî bazı iyiliklerle yaklaşım içine girmişlerdir. Herhalde bu plânlarının hedefi,

512

maddî hapisler, tazyikler ve sürgünlerle ve nihayet zehirler ve ihanetlerle mağlub edemedikleri Bediüzzaman'ı, belki böyle bazı iyilik yaklaşımlarıyla müsalâhâ yolunu bulup, onu alt eder, imanî ve Kur'anî hizmetinden vazgeçiririz idi. Fakat heyhat!... Hazret-i Bediüzzaman bu plânı da hemen sezmiş, ona göre tavır almıştı. Plânlarının son üçüncü kez tecrûbesi ise, Emirdağı'na geldikten sonra, orada güzel bir ev inşa etmek şeklinde görülmüştü. Fakat Hazret-i Üstad onu da reddetti. Bu son redden sonra, Üstad hem mecburî iskâna tabi' tutulmuş, hem ona harcirah için gönderilen 400 lira parayı geri almışlar.. Sadece o paradan bir aylık masraf ismi altında iki buçuk lira iaşe bedelini vermek istemişlerdir.



EMİRDAĞI'NDA İLK GÜNLER

Büyük Tarihçe-i Hayat kitabında:" Hazret-i Üstad, Emirdağı'nda ilk onbeş yirmi günlerini mütevazi' bir otelde(4) geçirdikten sonra; hükûmetin isteği doğrultusunda, Emirdağı hükûmet binası karşısında ve çarşı içinde iki odalı küçük bir ev kiralanır. Kirasını da kendisi ödemek üzere bu eve yerleşir. Afyon hapsinden evvel ve sonraki sekiz seneye yakın hayatını da bu menzilde geçirir."

Üstad Bediüzzaman, Denizli Ağır Ceza Mahkemesinde beraet etmiş olmasına rağmen, hükûmetin nazar-ı dikkatini celbetmemek için, Emirdağı'nda

(3) Son Şahitler-2 S:143

(*) Ancak N.Şahiner, Son Şahitler-4,Sh.41 de vasika göstermeden: “Denizliden - Afyona getirildiğinde, burada 20 gün kadar Afyon Ankara otelinde bekletildikten sonra, Ağustos ayı sonlarında Emirdağa getirilmiştir.” diye kaydetmiş.

Emirdağlı Mehmet Çalışk

Eğer bu hesaba göre olsa, Hz.Üstadın ilk Emirdağ hayatı 3 sene 5 ay sürmüş demektir.

(4)Bu otel, Emirdağlı Mehmet Çalışkan merhumun ifadesinde “Gücenmeniz oteli”

diye geçmektedir.(Yani Hasan Gücenmez in oteli) (Bkz.Son Şahitler-4 Sh:51-66)

son derece bir uzlet hayatını yaşıyarak, kimseyle görüşmemek, konuşmamak ve dünya ahvaliyle hiç ilgilenmemek tarzında ihtiyat etmektedir. Denizli mahkemesinin kararı temyizde iken, evham ve yaygaralarla te'sir ettirmemek için elinden geldiği kadar herşeyden çekinmiştir. Lâkin buna rağmen bir müddet sonra Üstad'la uğraşmaya

513

başladılar. Sudan bahaneler aramaya koyuldular. Özellikle Hazret-i Üstad bunların tekliflerini reddettikten sonra, artık gözlerinde Üstad'ı bir diken gibi görmeye başladılar.



Üstad ise, dediğimiz gibi, ihtiyatın her türlüsünü yapmaktaydı. Emirdağı halkı kısa bir zaman içinde Üstad'a karşı büyük ve samimi bir alâka ile, muhabbetle yaklaşmak ve hizmet etmek istedikleri halde; Üstad mümkün mertebe çekinmek ve konuşup görüşmemek istiyordu. Hatta 1944'ün Ramazan ayı ve Kurban bayramlarında kimseyle görüşmemiştir. Bu senenin kurban bayramı arefesi olan 26.11.1944'de Emirdağ'lılara hitaben yazdığı şu tebliğ mahiyetındeki pusulası bu meseleye delildir. Mektup aynen şöyledir:

"Bayramızını tebrik ederim... ehemmiyetli bir ma'zerete binaen görüşmiyeceğim. Fakat Ramazan Bayramı günü on dakika sureten görüşmeye mukabil, bir ay kadar manevi kazançlarıma, dualarıma - gelip benimle bayramlaşmak istiyenleri- şerik edeceğim.. va'd ediyorum. Gücenmeyiniz, kapımı bu bayramda dahi açamıyorum. Bura ahalisini ruh-u canımla hem takdir ediyorum, hem severim. Eğer o ma'zeretim olmasaydı, sizleri başım üstünde kabul ederdim. 26.11.1944

SAİD-İ NURSİ'(4)"

Büyük Tarihçe kitabında.. Üstad Hazretleri Emirdağ'ına geldikten bir müddet sonra, çarşı camiine namaza gider, gelirdi. Hatta çoğu zaman Kırlara çıkmadığı günlerde- ikindide camiye gider, yatsı namazını da kıldıktan sonra evine dönerdi. Fakat daha sonraları kaymakam resmen onu camiye gitmekten men'etti.

RESMİ İSKÂNA TABİ’ TUTULMASI

Üstad Emirdağı'na ilk geldiği günlerde, onun kaydı iskân memurluğunda resmen tescil edildiği gibi, bir müddet sonra Bakanlar Kurulu Kararıyla Üstad'ın nüfus kaydı da Kastamonu'dan alınıp Emirdağ nüfusuna getirildi (5)

Bütün bunlar Üstad'ın iradesi dışında yapılmaktaydı. Bu manasız iskân muamelesinin kanunî bir yönü olup olmadığını bilmiyoruz. Fakat şimdi arzedeceğimiz Üstad'ın bu hususta iskân memurluğuna verdiği dilekçesiyle, muamelenin gayri kanunî olduğunu görüyoruz. Dilekçe aynen şöyledir:

"İskân memuru Bey Efendiye!

514

Benim tarafımdan kaymakam beyefendiye ve doktor beye selâm ile beraber, benden gücenmesinler ki; bu tahsisatı kabul etmedim. Çünkü eskiden beri bu gibi yardımları ne hükûmetten ve ne de hiç bir kimseden zaruret-i kat'iyye olmadan kabul etmemek bir düstur - u hayatımdır. Bu



(4)Denizli Dosyası-1 S: 16

(5)Tafsilat için bkz. Emirdağ-1

(5)Tafsilat için bkz. Emirdağ-1 S: 33

kaidemi bozamam. Fakat bu defa harcırah namıyla bir tahsisat ise, hükûmetin bu sırada bir iltifatı binlerce banknot kadar bana ehemmiyetli görüldüğü için, sükût ile adem-ikabul izhar etmedim. Her nasılsa Afyon’da veya Denizli’de, hükûmetin bu ehemmiyetli iltifatını değiştirerek; “Bir menfi iaşesine” çevrilmişti.

Evet, Denizli’de benim için tek ayda iaeş masrafı için cüz’î bir parayı verdirip, sebebsiz iltifatını geriye almaz kanaatındayım. Hem beni Kastamonu'da on seneden beri(6) iskan edip, hatta istemediğim halde, hükûmet benim için bir ev satın almış duruyor. Şimdi beraetimden sonra, bu sebebsiz tecrid ve iskânın manasını anlamadım.

SAİD-İ NURSİ (7) "

TALEBELERİNE GÖNDERDİĞİ İLK MEKTUP

Üstad Hazretleri (bu ilk mektubundan da anlaşıldığı üzere) Emirdağı'na geldikten beş altı ay sonra, ancak bu mektubu yazmıştır. Üstad'ın bu son derece titizlik içindeki dikkat ve ihtiyatı, herhalde temyizde bulunan davasının herhangi bir dış te'sir olmadan müsbet karara bağlanmasıdır.

Isparta'ya yazılan İlk mektup aynen şöyledir:

"Aziz sıddık kardeşlerim!

Beni burada çok sıkıyorlar ve tarassud ediyorlar.Tecrid-i mutlak içinde ve haps-i münferid hükmünde bir vaziyette olduğum halde, hadsiz şükür olsun ki; Sizden gelen sevinç ve sürur bütün sıkıntılarımı ve elemlerimi ve endişelerimi izale eder.

515


Bu günlerde zarurî hizmetimi gören adamlar dahi çekinmeye başladıkları münasebetiyle, mektubun arkasındaki bu fıkrayı, onları tatmin ve temin için ellerine verdim. Belki size de faydası var diye gönderdim.

Beni merak etmeyiniz. Ben daha tam Risale-i Nurun eczalarına bakamadım. Fakat bu kışta benim ve ihvanımın en güzel ve tatlı manevî erzaklarımız olacaklarını tebşir ederim...(8) "

EMİRDAĞ'LILARA HİTAB EDEN FIKRA

"Emirdağ'ındaki kardeşlerime!

Benim hakkımda evham edenlere deyiniz ki: Biz hizmet ettiğimiz bu adamın yirmi senelik hayatının bütün mahrem ve gayr-ı mahrem mektuplarını ve kitaplarını ve esrarını, hükûmet şiddetli taharriyatla elde etti. Dokuz ay hem Isparta hem Denizli, hem Ankara adliyeleri tetkikten

(6)Denizli hapis müddeti de dahil olmak üzere, Kastamonu'da geçirdiği günler ve Eskişehir hapis günleri, dilekçenin yazıldığı tarihe kadar ortalama on sene demektir:A.B.

(7) Denizli Dosyası-2, İkinci Kısım S:4

(8)El yazma Emirdağ-Benim- S: 1

sonra: bir tek gün cezayı, bir tek talebesine vermeyi mucib bir madde -beş sandık kitaplarında ve evraklarında- bulunmadı ki: hem Ankara ehI-u vukufu, hem Denizli mahkemesi ittifakla beraetine karar verdiler.

Hem, bu zarurî işlerini ihtiyarlığına hürmeten gördüğümüz adam, mahkemece dava etmiş ve bütün hazır arkadaşlarını şâhid gösterip tasdik ettirmişki; yirmi senedir hiç bir gazeteyi ve siyasî eserleri ne okumuş, ne sormuş, ne bahsetmiş... Ve on senedir, hükûmetin iki reisinden ve bir Valî ve bir meb'usundan başka hiç bir erkânı ve büyük memurlarını bilmiyor ve tanımıyor ve tanımaya merak etmemiş... Ve üç senedir harb-i umumiyi ne sormuş, ne bilmiş, ne merak etmiş, ne radyo dinlemiş... ve intişar eden yüz otuz te'lifatından, yirmi sene zarfında yüz bin adamın dikkatle okudukları halde, ne idareye, ne asayişe, ne vatana, ne millete hiç bir zararı hükûmet görmemiş. Beş vilâyetin dikkatli zabıtaları ve taharri memurları ve mahkeme işiyle iştiğal eden üç vilâyetin ve merkez-i hükûmetin dört adliyelerinin Ağır Ceza Mahkemeleri en ufak bir suç bulamamış ki, tahliyelerine mecbur oldular.

516

Eğer bu adamın dünya iştihası ve siyasete meyli olsaydı; hiç ihtimal var mı ki, bir tereşşuhatı ve emareleri bulunmasın! Halbuki mahkeme safahatında hiç bir emare bulamadılar ki, muannid bir müdde-i umumi mecbur olup vukuat yerinde imkânaatı isti'mal ederek, mükerreren iddianamesinde "yapabilir" demiş.. ve yapmış dememiş. Yapabilir nerede? yapmış nerede? Mahkemede Said ona demiş: "Herkes bir katli yapabilir, bu iddianız ile herkesi ve sizi mahkemeye vermek lâzım geliyor..."



Elhasıl: Ya bu adam tam divanedir ki, bu derece dehşetli umur-u dünyaya karşı lâkayd kalıyor.. veyahut bu vatanın ve bu milletin en büyük bir saadetine ihlâsla çalışmak için, hiç bir şeye tenezzül etmez ve ehemmiyet vermez. Öyle ise bunu ta'ciz ve tazyik etmek, vatana ve millete ve asayişe bir nevi ihanettir.. ve onun hakkında bu çeşit evham etmek bir divaneliktir.(9)

- Bir ev inşasına dair teklif'in reddi

Az yukarıda bahsi yapılan iskân ve bir aylık iaşe verme meselesinde, Üstad'ın ona dair dilekçesi ve o meselede kendi hayretini ifade eden beyanı ile; Üstad'ın şu nakledeceğimiz istişare mektubundan anlaşılan, Emirdağ hükûmeti onun adına, iaşe ve iskânı için Ankara'ya müracaatta bulunmuş... Ankara'dan gelen cevapta ise, herhalde -tahmin ediyoruz- bazı şartlarla kendisine iaşe tahsisi ve bir ev inşaasını kabul etmiştir. Emirdağ hükûmeti bu yazışma sonunda teşekkül eden durumu Üstad'a bildirdiğinde, Üstad onu da reddetmekle birlikte, resmi adamları kızdırmamak, daha doğrusu Risale-i Nurun neşriyat hizmetine zarar verdirmemek için teşekkür ile beraber nâzikâne red içinde, arada ufak bir kapıda bırakmıştır. Amma sonra meseleyi talebelerine götürmüş ve istişarede bulunmuştur. İstişare mektubu şöyledir:

emri ile kardeşlerimle bir meşverete muhtacım.

(9)Emirdağ-1 S: 9

Aziz Sıddık Kardeşlerim!

Şimdi bir emr-i vaki' karşısında bulunuyorum. Benim iaşem için her gün ikibuçuk banknot, hem yeniden benim için bir hane- mobilyasıyla beraber ve istediğim tarzda- yaptırmak için emir gelmiş. Halbuki, elli altmış senelik bir düstur-u hayatım bunu kabul etmemek iktiza eder. Gerçi Dar-ül

517


Hikmet-il İslamîye'de bir iki sene maaşı kabul ettim. Fakat o parayı kitaplarımın tab'ına sarf ederek ve ekserisini meccanen millete verip milletin malını yine millete iade ettim. Şimdi eğer mecbur olsam ve size ve Risale-i Nura zarar gelmemek için kabul etsem, yine ilerde millete iade etmek üzere saklıyacağım. Zaruret-i kat'iye derecesinde kendime yalnız az bir parça sarfedeceğim.

İşittim ki: Eğer reddetsem onlar, hususan lehimde iaşem için çalışanlar gücenecekler. Ve aleyhimde onlar diyecekler: "Bu adam başka yerden iaşe ediliyor." O bedbahtlar, iktisadın harikulade bereketini bilmiyorlar ve iki günde beş kuruluşluk ekmek bana kafi geldiğini görmemişler ki, bütün bütün asılsız bir evhama kapılıyorlar

Eğer kabul etsem, yetmiş senelik hayatım gücenecek.. ve bu zamandan haber verip, tama' ve maaş yüzünden bid'atlara giren ve ihlâsı kaybeden âlimleri tokatlıyan İmam-ı Ali (Radıyallahü anhü) dahi benden küsecek, ihtimali var... Ve Risale-i Nurun hakikî ve sâfî olan ihlâsı, beni de ihlâssızlıkla ittiham etmek ciheti var!.. Ben hakikaten tahayyürde kaldım.

Ben işittim ki: Eğer kabul etmezsem, beni daha ziyade sıkacaklar ve belki Risale-i Nurun tam serbestiyetine ilişecekler. Hatta şimdiki tazyikleri, beni o iaşe tekliflerine mecbur etmek için imiş. Madem hal böyledir:

kaidesi ile zaruret derecesinde olsa, inşaallah zarar vermez. Fakat ben reddettim. Reyinize havale ediyorum...(10)"

Üstad'ın bu istişare mektubundan sonra, iaşe ve iskân tahsislerinin bir daha teklifi yapılmadığı anlaşılmakla beraber, artık o günden itibaren Üstad'a karşı ihanetlerin, gadirlerin ve tazyiklerin başladığı görülmüştür.

ÜSTAD'IN EMİRDAĞ'INA GELDİĞİ İLK GÜNLERİNE DAİR

BİR İKİ ŞAHİDİN İFADESİ

Birinci Şahid: O sıra Emirdağ hükûmet tabibi, aynı zamanda iskân işlerine de bakan Doktor Tahir Barçın Bey, şunları söyler: (Mealen ve kısım kısım alacağız)

"... Yorucu bir yaz mesai gününde, daireden çıktıktan sonra, akşama yakın hükümet konağının önünde bir kahvede oturmuş, bir iki arkadaşla çay içiyorduk. Güneş gruba yaklaşmakta idi. Afyon tarafından bir vasıtanın Emirdağ'a doğru toz duman kaldırarak geldiği görüldü. Az sonra gelen

518

vasıta, Emirdağı yol kavşağındaki hükûmet binasının yanında durdu. İçinden yetmiş yaşlarında, başında sarık, sırtında cübbesi olan bir zat acele indi, arkasından da vazifeli memurlar... O yaşlı zat, elinde seccadesi, acele namaz için temiz ve müsaid bir yer arıyordu. İkindi namazını kılmamıştı anlaşılan... Kıbleyi sordu ve hemen



(10)Emirdag-1 S: 23

namaza durdu. Beraberinde gelen vazifelilerden birisi masamıza yaklaştı. Arkadaşlar bu yaşlı zatla gelen Tâhir isminde(11) ki memura: "Kimdir bu zat? Nereye gidiyorsunuz? Nereden geliyorsunuz?" diye merakla sormaya başladılar.

Gelen vazifeli memur; "Bu zat büyük bir Hoca imiş, derin bir alimmiş... Türkiye'de bunun gibi bir âlim yokmuş, İsmi Bediüzzaman Said-i Nursi... Buraya gönderdiler, burada kalacakmış." dedi.

ÜSTAD'I İSKÂNA KAYDEDİYORUZ

Emirdağı'nda hem hükûmet doktoru hem iskân işleri müdürüydüm. Bize yazı geldi, bu yazıda: "Bediüzzaman Said-i Nursi Emirdağ'a gönderilmiştir, oraya iskân edilmesi..." diye yazıyordu.

Biz bu yazı üzerine Üstad'ı Emirdağ'ı nüfusuna kaydettik. Sonra Üstad beni çağırmıştı. Gittim, görüştük, bana Denizli hapishanesinin bir meyvesi olan eseri verdi. O zaman maalesef bu kıymetli eseri okuyamadım. Daha sonra yine beni çağırmıştı, yine gidip görüşmüştüm.

- Halk partililer Üstad'la uğraşıyorlardı

Emirdağı'na ilk geldiği zamanlar, onu sevenler daha çoktu. Fakat sonra Halk Partililer Üstad'la uğraşmaya başladılar. Bir takım asılsız şeyler uyduruyorlardı. Milleti korkutup Üstad'ın yanına yaklaştırmak istemiyorlardı. Biz kalben Üstad'ı sevdiğimiz için, bu iftiralara aldırış etmiyorduk. Çekinmeden yanına gidip geliyorduk.

-Bir sene sonra Bitlis'e gönderildim

1945'de beni Bitlis'e sağlık müdürü olarak tayin ettiler. Ben gitmek istemiyordum. Yanımızda sağlık memuru olan Hayri Dinçer Üstad'a hizmet ediyordu. Benim tayin haberimi Üstad'a o vermiş, gitmek istemediğimi de söylemişti. Üstad: "Gelsin de bir görüşelim" diye yine beni çağırtmıştı. O

519

sıralarda risalelerden bazılarını okumuştum. Üstad'a karşı muhabbetim daha da artmıştı. Eserleri Hayrî Dinçer getirip veriyordu.



Gidip görüştüğümde, gitmek istemediğimi söyledim. Üstad: "Git, Git!.. yine gelirsin sonra..." diye gitmemi uygun buluyordu.

- Bir rüya gördüm

Bitlis'e gitmeden önce, hemşiremin hastalığı dolayısıyla İstanbul'a gittim. Hemşiremin Fatih'deki evinde iken, halen te'sirinden kurtulamadığım şöyle bir rü'ya gördüm:

Daha önceleri Mısır'da bir buçuk sene kadar tahsil yaptığım için, rüyamda Mısırda'yım. Kendimi Seyyide Zeynap camiinde görüyor, namaz kılıyordum. Namazdan sonra bir zat ayağa kalktı, ayakta konuşmaya başladı. Bende şemail-i şerif kitabı vardı. Onu okudum... Tasbit ettim, o konuşan zat, Hazreti Peygamber



Yüklə 4,31 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   25   26   27   28   29   30   31   32   ...   112




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə