Kastamonu hayati



Yüklə 4,31 Mb.
səhifə50/112
tarix24.06.2018
ölçüsü4,31 Mb.
1   ...   46   47   48   49   50   51   52   53   ...   112

ÜSTAD'DAN BU MEZKÛR HADİSAT HAKKINDA

BAZI MEKTUPLAR

Üstad penceresinin mıhlanıp kapattırılması hadisesi üzerine, talebelerini teskin etmek için şöyle bir mektup yazdı:

Aziz Sıddık kardeşlerim!

Bugün benim pencerelerimi mıhlamalarının sebebi; mahpuslarla muarefe ve selâmlaşmamaktır. Zahirde başka bahane gösterdiler. Hiç merak etmeyiniz. Bilâkis benim ehemmiyetsiz şahsım ile meşgul olup Nurlar'a ve talebelerine çok sıkıntı vermediklerinden, benim cidden ve kalben onların şahsımı ihanetler ve işkencelerle ta'zib etmeleri, Nurlar'ın ve şâkirdlerin ve bizlerin bedeline olduğu ve bir derece Nurlar'a ilişmemeleri cihetinde memnunum ve sabır içinde şükür ederim, merak etmiyorum. Siz dahi hiç müteessir olmayınız. Gizli düşmanlarımız memurların nazar-ı dikkatini şahsıma çevirmesinden, Nurlar'ın ve talebelerinin selâmet ve maslâhatları noktasında bir inayet ve bir hayır var diye kanaatım var. Bazı kardeşlerimiz hiddet edip dokunaklı konuşmasınlar.

1381

1591 Hem ihtiyatla hareket etsinler, telâş etmesinler. Hem herkese bu meseleden bahis açmasınlar. Çünki safdil kardeşlerimiz, ihtiyata daha alışmıyan veni kardeşlerimizin sözlerinden mana çıkaran casuslar bulunur. Habbeyi kubbe yapar, ihbar edebilir.



Şimdi vaziyetimiz şaka kaldırmıyor. Bununla beraber hiç endişe etmeyiniz, biz inayet-i ilâhiyye altındayız.. ve bütün meşakkatlere karşı kemal-i sabır ile, belki şükür ile mukabeleye azmetmişiz. Bir dirhem zahmet, bir batman rahmet ve sevabı netice verdiğinden şükretmeye mükellefiz.

Said-i Nursi (30)"

Daha sonra bu zulümlü muameleyi Üstad Hazretleri ağır Ceza reisine de bildirdi. Herhalde çok utanç verici, çok fahiş bir kanunsuzluk olduğu için, Reis müdahalede bulunmuş ve bir zaman sonra, -amma ne kadar sonra bilemiyoruz-Üstad'ın pencerelerini açtırıvermişlerdir.

Evet, Üstad'ın pencerelerini açtırmışlardı amma, müdde-i umumi Üstad'ı gerek dışardan hiç bir ziyaretçi ile, gerekse hapisteki talebe ve hizmetkârlarıyla görüştürmemeye kesin emirler vermiş ve aynı zulümlü muameleye devam ediliyordu. Bu tamamen kanunsuz ve keyfi muamelenin de, Hazret-i Üstad, mahkeme reisine bildirilmesini talebelerinden istemiş ve bu mevzuda Şunları yazmıştır:

Aziz Sıddık kardeşlerim!

Evvelâ: Son iki parçayı, ya eski harf veya makine harfiyle beray-i malûmat gayr-ı resmi mahkeme reisine, münasip gördüğünüz bir ciddî adamla verdiğiniz vakit, ayrı bir pusula da ona yazınız ki; "Said size teşekkür eder der: Pencerelerimi açtılar... Hiç bir kardeşim ve hizmetçilerimin yanıma gelmesine müdde-i umumi müsaade vermiyor. Hem zatınızdan çok rica eder ki; mahkemede bulunan mu'cizatlı ve antika Kur'anını ona veriniz ki: bu mübarek aylarda okusun. O harika Kur'an'ından üç cüz'ü Diyanet riyasetine numûne için göndermişti, ta fotoğrafla tab'ına çalışsınlar. Hem onunla beraber Risale-i Nur'un mahkemedeki mecmualarından birisini sizden istiyor ki; bu tecrid-i mutlakta ve yalnızlıkta ve şiddetli sıkıntılarında mütalâasıyla, bir medar-ı teselli ve arkadaşı olsun. (31)"

Fakat mahkeme Reisi, Hazret-i Üstad'ı Dar-ül Hikmet'ten tanıdığı ve çok iyi bildiği (32) halde, evhamından ve korkusundan buna müdahale edip

(30) Afyon Hapis Mektupları- Siyah defter Zübeyr- S: 63

(31) Afyon Hapis mektupları- siyah defter Zübeyr- S: 187

1382


(32) Avukat Ahmet Hikmet Günen'den riyavettir. Üstte bahsi geçmiştir. A.B.

1383


1592 bir şey yapamadı ve Üstad'ın bu ikinci kanunî isteğini yerine getiremedi. Savcı keyfî ve kanunsuz muamelelerine devam ededurdu.

Hazret-i Üstad bu keyfî muamele ve taziblerin esas mahiyeti hakkında bilâhare talebelerine şöyle bir açıklamada bulunmuştur:

"...Saniyen: Zülfikâr ve Sirac-ün Nur elbette gizli düşmanımız mason ve komünist maskesi altında anarşist ve mürted münafıklara çok dehşet verip, bellerini kırdıklarından; herhalde Beşinci Şua'ı bahane ederek, eski kabinenin bir kısım erkânını aldatmışlar. Fakat bu plânları dahi âkimdir.

Neşir olan ve istinsahla ziyadeleşen kısım, millete kâfidir. Hükûmetin elindeki kısmın, hükûmet memurlarına lüzumu var ki, kader-i ilâhi bu hale müsaade ediyor.

Salisen: ... Benim kanaatım gelmiş ki; beni merhametsizce tazib edenlerin bir kısmı Yahudî komitesiyle ve mürted, komünist ve zındık ve anarşist komitesiyle bilerek veva bilmiyerek bir alâkaları var.. ve Türk milletinden değildirler. Çünki Türk'te ve İslâmiyet'te, belki insaniyette fıtrî bir tarzda, ihtiyarlara, hem gariplere, hem hastalara, hem zaiflere, hem mazlumlara hem münzevilere, hem ciddî âlimlere karşı şefkat, hürmet, acımak, dostane bakmak hasleti var olduğu halde; Şimdi benim gibi bütün o acınacak haller birden üstünde var iken; tam bir kin, bir adavet, bir gayz ile ihanetleri, beni sıkanların içinde görüyorum. Fakat merak etmeyiniz. Onların hiç ehemmiyeti yok. Ben aldırmıyorum, beş para kıymet vermiyorum....

Said-i Nursi(33)”

AFYON HAPSİNDE ÜÇ DEFA ZEHİR(34)

Yukarda temas ettiğimiz bütün o vicdansızca ve hiçbir mahkeme ve hapis kanununun usulüne uymayan muameleler, tecrid ve ta'zibler, konuşturmamak ve görüştürmemek vesaireler yetmemişcesine, Hazret-i Üstad'ın o tek başına işkenceli tecrid koğuşundaki yürekler acısı durumu yanında, bir de onun vücudunu ortadan kaldırmak için zehirlerle su-i kasdlerin yapılmasıdır. Bu zehir hadiseleri üç defa tekrarlanmış olup kesin bilinenleridir. Belki ayrıca daha da var. Afyon hapsinin tecrid koğuşunda Üstad'a icra edilen bu üç defa zehir hadisesiyle, o ana kadar kesin bilinen zehirlerin ondördüncüsü oluyordu.

(33 Afyon Hapsi mektupları -2, Kırmızı defter Zübeyr, S: 40

(34)Üç defa zehir hadisesini, Mustafa Sungur Ağabeyin hapisten sonra İstanbul'a gidip Av. Mihri Helav'la görüştükten sonra, Üstad'ına yazdığ'ı mektukıunda hususiyle ifade edilmiştir. (Bakz Emirdağ-2 dosyası S: 14)

1384

1593


Son derece dikkat ve tefekkür yeridir ki; Üstad'a verilen hemen her zehirin akabinde müthiş ölüm-kalım hastalıkları içerisinde, Üstad'a çok muazzam ve harika imanî Risaleler yazdırılmıştır.

Mesela 1923'de Ankara'da verilen ilk ve birinci zehir akabinde Arapça "Zevl-ül Habab" eserini Ankara'da te'lif ettiği gibi, Kastamonu'da verilen bir zehirin hemen sonrasında, da emsalsiz olan Ayet el-Kübra Risalesi yazılmıştır. Keza Emirdağ'ında 1944 yılı güz aylarında verilen zehirlerin ve Emirdağındaki birincisinin akabinde, Meyve Risalesinin onuncu meselesi yazıldığı gibi, yine Emirdağ'ında bir başka zehirden sonra da, Arabi "Hülâsat-ül Hülâsa" adlı risalecik ki, tefekkür virdi olan Hizb-ün Nuri'nin hülâsasının hülâsası kaleme alınmıştır. Öyle de şu Afyon hapsindeki birinci zehir hadisesinde Üstad "El-Hüccet-üz Zehra" nın bir parçasını te'lif etmiştir. Hatta Afyon hapsinden sonra da 1950'de verilen müthiş bir zehirin akabinde de, ikinci gününde hastalıktan ayıldığı zaman, Arabi "El- Hutbetüş Şamiye" Risalesinin türkçe tercümesini yaparak te'lif etmiştir ve hakeza...

Şimdi Afyon hapsinde verilen üç zehir hadiseleri hakkında Hazret-i Üstad'ın kendi hapisteki talebelerine yazıp gönderdiği mektuplarını okuyoruz:

Birinci zehir hadisesi hakkında:

Aziz Sıddık çok halis, çok eski kardaşım ve hizmet-i Kur'aniyede çok fedakâr arkadaşım Ahmet Nazif!

Evvelâ: Hiç hayatımda görmediğim ve her gün ondan vefatımı beklediğim bu semli, pek ağır ve sıkıntılı hastalığımdan kalben diyorum ki: Ben ölsem çok Hüsrevler, Tahiriler, Nazifler gibi benden daha kuvvetli kardeşlerim kalıyorlar. Bana ihtiyaç kalmadı. Elhükmü-lillah diyerek, ölümü kemal-i ferahla karşılamak suretini Rahmet-i ilâhiyyeden niyaz edip istiyorum.

Saniyen: Şimdiye kadar hakkımızda kanunsuz, şiddetli muameleler hizmet-i imaniye ve Nuriyemize başka bir ehemmiyetli sahalarda daha parlak ve te'sirli inayetlerin tezahürü, bizi şimdilik pek ağır sıkıntımızda sabra, tahammüle da'vet eder.

Salisen: Bu üçüncü musibetimizde bana karşı bütün bütün kanunsuz ve garaz ve aks-ül amel ile mukabele ve beni mahkemede haklı müdafaatımdan men etmek ve ondört ay tecrid-i mutlakta ta'zib etmek ile,

1385

bildim ki; benim onlara müracaatım lüzumsuzdur, belki zararlıdır. Onun için senin ve Abdurrahman'ın iki ehemmiyetli fikrinize cevab vermedim.(35)"



(35)Afyon Hapis mektupları -2, Kırmızı defter Zübeyr, S: 57

1386


1594

Bu birinci zehir hadisesi içinde "El Hüccet-üz Zehra" nın birinci kısmının yazıldığını beyan eden Üstad'ın şu gelecek mektubu da şayan-ı hayret ve tefekkürdür:

Aziz Sıddık kardeşlerim!

Yarım felçli ve yarım nüzûllü ve semli hastalığım, kırk seneden beri hiç terketmediğim hususî evradıma mani' olduğu ve kuvve-i müfekkiremi ve cesedimin her tarafını atalete uğrattığı halde, ihtiyarsız teşehhüd ve fatihaya dair parça yazıldı. Kalben derdim: "Bundan bir fayda çıkmaz: ' Halbuki benim namazıma öyle parlak bir huzur ve tefekkür verdi ki; Gafleti dağıttı ve beni hayrette bıraktı. Zaten az bir intibah dahi ibadette büyük ehemmiyeti var.

Acaba o son parçayı nasıl görüyorsun? Namazınızda o kelimeler o beyandan sonra sizde bir değişiklik yaptı mı?

Said-i Nursi(36)"

Afyon hapsinde Üstad'a verilen zehirlerden bu birinci zehir hadisesi ile ilgili olarak, İnebolulu merhum Ahmet Nazif Çelebi'den bizzat duyduğum elim ve yürekler parçalayıcı bir hatırasını burada nakletmek istiyorum:

“1962'de merhum Nazif Çelebi Hac'ca giderken Urfa'ya uğramıştı. Bana aynen şöyle anlattı:

"Afyon hapsinde bir gün bir fırsatta Üstad'ın koğuşuna girebildim. O sıra Üstad'ı zehirlemişlerdi. Kışın da en soğuk günleriydi. Yüzüne baktım, adeta simsiyah kesilmiş, dudakları çatlamış, ateşler içinde kıvranmaktaydı. İhtiyarlık ve çok fazla zafiyetiyle beraber, o ağır zehirlenmeden mütevellid çok perişan, odasında kimsesiz, yalnız, hizmetçisiz bulunduruluyordu. Üstad Hazretleri beni görünce ağlamaya başladı. Ben de ağladım. İkimiz bir müddet ağladık. Dedi: "Kardeşim, ben çok perişan bir durumdayım. Seni Allah gönderdi.. "

Sağını solunu aceleden düzelttim, etrafını süpürüp temizledim. Zaruri ihtiyaçlarını gördüm ve çıktım."

İnebolulu İbrahim fakazlı da, Hz. Üstadın bir zehirlendirmesini (Afyon hapsinde) söyle anlatmış:

1387


“Kışın son derece soğuk bir günde Üstadın yanına gizlice çıkmıştım.Hz. Üstad çok hastaidi. Bana elini uzattı “Tut” dedi. Bende tuttum ve öptüm.Ateşler içindeydi, elim onun sıcağına tehammül edemiyordu. “İbrahim çok hastayım.. Artık öleceğim , siz varsınız diye teselli buluyorum.”

(36)Aynı eser S: 67

1388

1595 derken Ceylanda geldi. Aynı şeyleri onada tekrarladı. Biz şaşkın bir halde ağlıyorduk.Üstad da ağladı. “Ne yapalım?” diye çağresizlik içinde Ceylanla birbirimize sarıldık, ağlaştık, helallaştık. Üstad bize çok dua etti ve sonra bizi gönderdi.Dönüşte kardeşlere meseleyi anlattık, çok dualar ettik. Cevşenler okuduk.Sonradan anladıkki Üstadı zehirlemişler...” (Son Şahidler-5 ,sh. 35)



İkinci kez bir zehir hadisesi için Hazret-i Üstad şöyle diyor:

Aziz Sıddık kardeşlerim!

Benim kalbime bu gece bir mana geldi, Size beyan edeyim. Evvelâ, ben tahammülüm fevkindeki şimdiki azabım ve ikinci olarak öldürmiyecek fakat kuvvetten tam düşürecek bir nevi semli ilacıyla şiddetli sıkıntılarım ile, ben temyiz mahkemesinin çabuk bizi kurtarmasını istemiyorum, uzatmasını istiyorum..Ta hakikat tam tezahür etsin. Milyonlar başlar fada oldukları o hakikata, değil muvakkat rahatımız ve fani dünya hayatımız, belki lüzum olsa başımızla beraber bütün şeref, mal, rahat. haysiyet, maddi manevi makamât kemal-i iftiharla feda edilse, yine kazanıyoruz ve vazifemizdir...(37)"

Üçüncü zehir hadisesi hakkında da Üstad Hazretleri şunu yazdı: (Bu üçüncü defaki zehir, Afyon hapsinin son günlerinde vuku bulduğu anlaşılıyor)

Aziz Sıddık kardeşlerim!

Evvela: Ruh-u canımla bayramınızı tebrik ederiz.

Saniyen: Belki beni uzak bir yere gönderirler. Veyahut bu defaki zehir beni kabre sevkedecek. Ben de herbirinizi kendi yerimde birer Said ve Nur'a birer bekçi ve muhafız olarak vâris bırakıyorum. Bir bekçiye bedel, binler muhafızlar olursunuz. Hem sizler dahi benim yerimde her bir mecmua-i Nuriyeyi birer manevî Said görüp, benim bedelime ondan ders almaya çalışınız!..

Sarsılmayın!. Fânî zahmetlerin ehemmiyeti yoktur. Bizim manevî sohbetimize hiçbir şey mani' olmaz. Hatta berzahtaki merhumlar ve yirmi sene sureten görmediğim Nur kardeşlerimi her zaman görür gibi bir nevi beraberlik hissediyorum (38)"

(37)Afyon Hapis mektupları -2 Kırmızı defter Zübeyr, S: 85

(38) Eski Cild Afyon Dosyası S: 2 7

1389

1596


Afyon Savcısının sair ma'rifetleri

Bütün bu zehirler, işkenceler, tazyik ve tecridler şüphesiz ki; Savcının eli altında cereyan ediyordu. Bu durumdaki Afyon Savcısı, gerçekten gizli münafık din düşmanlarına tamamıyla engaje olmuş olarak; Bediüzzaman'ı ne yapıp yapıp, ya hapiste öldürtmek veya mutlaka mahkûm etmek için her plân ve desiseye baş vuruyordu. Bu gaye ile el altında icra ettirdiği acib, merhametsiz ve dünyada hiç bir hukuk ve kanun adamına yaraşmıyan hal

1390

1597 ve hareketlerle, hukuk dışı, insanlık dışı muamelelerinden bir kısmını özetle şöyle sıralayabiliriz:



1- Üstte kaydedilen maddelerde geçtiği gibi, ne dışardan gelen ziyaretçileri, ne de içerdeki mahpusları onunla görüştürmemek.. Ayrıca da müdafaâ ve yazılarını zamanında yetiştirip verdirmemek için kimseyi yanına bıraktırmamak.

2- Hazret-i Üstad'ı ve Nur talebelerini siyasî cem'iyyet maddesine sokmak için herşeyi, en küçük ve cüz’î olan her hadiseyi değerlendirerek büyütmek ve manalandırmak.. Mesela Afyon hapsinden ortalama bir sene önce alınan ve fakat bir gün sonra Üstad tarafından geri gönderilen Otomobil meselesini gündeme getirmek gibi...

3- Hapisteki Nur talebelerini Hazret-i Üstad'dan soğutmak ve ayrıca da aralarına ikilik sokmak için her desiseyi isti'mal etmek..

4- Hapishanede kargaşa ve kavgaları gizlice bazı tertiblerle tahrik ederek, bir isyan havasına büründürüp, sonra da bunu Risale-i Nur talebeleriyle, daha doğrusu Üstad'ın şahsı ile alâkadar göstermeye çalışmak..

5- Dışarda vicdanı satılmış, karaktersiz altıok zihniyeti uşakları bazı gazetecileri elde edip, Risale-i Nur talebeleri aleyhinde, bilhassa Üstad'ın şahsiyeti aleyhinde neşriyat yaptırmak... Ta ki, kafasına koyduğu ve plânını çizdiği mahkümiyet tasarısına ilerde hem destek olsun, hem de efkâr-ı umumiyede kendi haklılığını göstersin.

Bu mezkûr maddelerin dışında, bir de mahkemeye karşı iddianamesini, kanunların suç saydığı müşahhas fiili vukuat ve durumlar üstüne bina etmek değil, hayalî ve imkânî isnadlara bina ettirmek...

Ayrıca, Afyon Savcısının bir iddianamesinin en garip ve mütazat ve düşündürücü bir yanı da, mahkeme, lâik düzeni benimsemiş ve din işlerini devlet işinden tamamen ayırmış ve dinî meselelerde asla ve kat'a bir hakemlik yapıp da karışması mümkin olmıyan bir devlet modelinin mahkemesi iken ve buna rağmen; mahkeme safahatında en çok mevzu’ olmuş olan şey, dinî mes'elelerde tartışmalar ve hadislerin mertebelerinde yanlış-doğru münakaşası ve zaif veye mevzu' hadislerin mertebeleri gibi hususlar üzerinde tartışma cihetine mahkemenin cereyanını çekmesi olmuştur. Bu da savcının ve sorgu hâkiminin iddiânâmelerindeki hoca-vârî olan iddia ve isnadları sebeb olmuştur.

1391


Evet bu, gerçekten garib bir durumdu. Mahkeme, sanki dinî meselelerde hakemlik vazifesiyle görevlendirilmiş gibi bir pozisyona girmişti. Hani Türkiye bir laik devletti? Dini devlet işlerinden tamamen ayırmıştı? Bu gibi mes'elelerle alâkadar olup karışmıyacaktı?..

1392


1598

Denizli Savcısı da, Bediüzzaman ve Nur talebelerini mevcud kanunlar muvacehesinde mes'ul edecek kanunî bir madde bulamayınca, o da bunun gibi bu yola baş vurmuştu. Bu durumlardan anlaşılıyor ki; Bediüzzaman ve Nur talebelerini mahkemelere vermelerinin, sadece mevcud kanunlar muvacehesinde hareketlerine uyan suç mevzularını araştırıp, ona göre tecziye veya tebri'e mahkemeleri değildi. Belki o mezkûr zulüm ve gaddarlıklar içerisindeki şatafatlı yaygaralı muhakemelerden belli ve plânlı bir maksad vardı. O da eğer mevcud kanunlara göre suç unsuru bulunmazsa, mahkemelerin huzurunda, Nur talebelerine karşı Bediüzzaman'ın ilminde, mesleğinde ve te'lifatında yanlışlıklar (!) gösterip, Nur talebelerini Bediüzzaman'dan ve Risale-i Nur'dan soğutmak ve dağıtmak plânıydı. Bu sinsî, iblisane plânlara çok üzülerek söyliyelim ki; maalesef bazı resmî hocalar veya enaniyetli bazı sofi meşrebliler de alet oluyorlardı.

Amma bu tip desiseli plânların tezgâhlandığı her defasında; Bediüzzaman, allâme-i cihan, hadim-i Kur'an'dan balyoz gibi öyle müskit ilmî cevablar alıyorlardı ki; ilim meydanında, hakikat sahasında rüsvay ve perişan olup gidiyorlardı. Her ne ise...

Şimdi az üstte sıraladığımız, hususî plânlar dahilinde olarak uygulanan maddelerin delil ve belgelerine geçiyoruz. Benzeri bütün uygulamaların kimisini önceden. kimisini de tatbik safhasına konulmasından sonra, Hazret-i Üstad'ın hassas ferasetiyle hissedip sezdiği ve talebelerine bunları zaman zaman bildirdiği Afyon hapsi mektuplarından okumaktayız. ve işte az üste sıraladığımız maddalere geliyoruz.

MADDE-1: Bu maddenin delilleri az üstte kaydedildiği için tekrar etmeden, yalnız Hazret-i Üstad'ın şu mektubunu okuyalım:

"Bu gelen noktalara dair hem buradaki dostlar ve avukatlar, hem Emirdağı'ndaki kardeşlerim çalışsınlar:

Birinci Nokta: Bana hapis kanunuyla muamele etsinler. Keyfî ve tahakkümî tazyiklere tahammülüm kalmadı.

İkinci Nokta: Onlara desinler ki; Said kendine hürmet, muhabbet istemiyor. Hatta talebelerini de kendini medhetmekten men'ediyor. Yalnız der: Bana eziyet ve hakaret edilmesin... Halbuki evham yüzünden beni hem mahpuslara hem kapıya hariçten gelen dostlarıma bakmaktan ve onlara

1393

merhaba işaretini vermekten men' edip yasak etmişler. Dünyada emsali bulunmayan bir tecrid içindeyim.



Üçüncü Nokta: Ta bayrama kadar mümkin olduğu kadar beni dünya ile meşgul etmemek ve ta'ciz ve eziyet vermemek pek çok ihtiyacım var.

Said-i Nursi(39)

(39) Afyon Hapsi Mektupları -2.Kırmızı defter Zübeyr, S:73

1394


1599

MADDE-2: Bu maddenin delilleri Afyon Mahkemesi müdafaatı kitabında (40)genişçe mevzu' olup, Hazret-i Üstad'ın cevablarını kısmını ilgilendirdiği için oraya bırakıldı.

MADDE-3: Bu maddenin delil ve emareleri çoktur. Hatta plânlar tatbik sahasına konmadan çok önce Hazret-i Üstad o noktalardan talebelerini bir kaç defa ikaz etmiştir. Ezcümle bir mektubunda şöyle der:

"Aziz Sıddık sarsılmaz kardeşlerim!

Mücmel bir manevî ihtar ile bir meseleyi kısaca kalbe geldiği gibi beyan edeceğim:

Altı makamata gidip galebe eden müdafaatım cevabı gelmiş. Ve bize tecavüze çare bulamamışlar. Yalnız bir makamdan gizli bir iş'ar ile, benim fedakâr kardeşlerimi benden soğutmak ve şiddetli alâkalarını gevşetmek plânı var. Zaten çoktan beri beni ihanetler ve iftiralar ve tecridlerle bu kudsî ve uhrevî ve imanî alâkayı bozmaya çalıştılar. muvaffak olamadılar.

Şimdi Nurcuları ürkütmek ve zaif bir damar bulup nazarlarını başka tarafa çevirmeye bazı bahaneler buluyorlar. İnşaallah demir gibi metin Nurcular'ın kahramanâne sebatları ve tahammülleri ve bir mücahid-i ekber olan Nur'un hakikatları, onun elinde birer elmas kılınç bulunan şâkirtlerin şahs-ı manevisinin pek harika fedakârlığı onların bu plânını da akim bırakacak...

Evet, cennet ucuz olmadığı gibi, Cehennem dahi lüzumsuz değil... Sizlere tekrar ile beyan edilmiş: Eski zamanın kahraman mücahidlerine nisbeten, en az zahmet çeken ve ağır şerait altında ve bu zamanın şiddet-i ihtiyaç cihetiyle çok sevab kazanan inşaallah halis Nurculardır... Ve boşu boşuna bad-ı heva belki zararlı giden birkaç sene ömrünü, böyle bir kudsî hizmet-i imaniye ve Kur'aniyede sarfeden ve onun ile ebedî bir ömrü kazanan Nur talebeleridir.

Ben kendi hisseme düşen bütün hücumlarına karşı pek çok zaafiyetimle beraber tahammüle karar verdim. İnşaallah kuvvetli, fedakâr, kahraman kardeşlerim benden geri kalmazlar ve kaçmazlar. Ve kaçanları da geri çevirmeye şimdiye kadar çalıştıkları gibi çalışacaklar.

Said-i Nursi(41)”

(40)Osmanlıca Afyon mahkeme müdafaatı S: 67

(41)Afyon Hapsi mektupları -2, Siyah defter Zübeyr, S: 114

1395

1600


Yine aynı plânın bir parçası olan Nur talebelerini birbirlerine karşı i'tiraz ve tenkide sevketmek olan sinsice çalışmalarına karşı Hazret-i Üstad talebelerini o cihette de şöyle ikaz etmiştir:

Kardeşlerim!

Hücum edenlere karşı şimdilik bizim mabeynimizdeki uhuvvetimizde en kuvvetli kuvvetimiz tesanüd ve birbirinin kuvve-i manevivesini takviye etmek ve müdafaatta yardım ile tenkidlerden memnun olmak, hiçbir vecihle gücenmemek ve telâş etmemek.. ve ihtiyatla beraber aleyhimizdeki işa'alara kulak vermemek, demir gibi sebat etmektir. Yoksa üç elifin yüzonbir kuvvetini, üç kuvvete tebdil etmek ile, hücum edenlerin plânlarına karşı mağlubiyete sebebiyet verir.

Hatta yirmi dakika evvel yazdığım mahrem müşahede-i hayaliyede iki zat tahmin etmiştim. Şimdi başka iki ehemmiyetli kardaşımız pek ehemmiyetsiz bir tenkid yüzünden birbirlerine bir gücenmek hissettim.

SAİD-İ NURSİ(42)"

Fakat maattessüf gizli zendeka, bu sinsi planlarında. Denizli hapsindekinden biraz daha fazla muvaffak oldular. Afyon hapsinde talebeler arasında bazı nazlanmalar, tenkidler ve bazı küskünlükler baş gösterdi. Hatta bir ara şiddetlendi. Hazret-i Üstad bu durumdan çok fazla üzüldü ve onu izale etmek için üzerinde çok fazla durdu. Hatta bazen yalvararak, bazen de şiddetli ikazlar yaparak beyanlarda bulundu. Hadise, yüzde yetmişi zail oldu. Amma onun -maalesef- bazı izleri devam etti. Her ne ise. Bu hususlar Afyon hapsi mektuplarında ve Şualar kitabında mevcuttur.

MADDE- 4: Hapiste sinsice kargaşa ve kavgaların gizlice tahrikini yürütmekle; Nur talebelerini onunla alâkadar göstermeye dair çalışmalarıdır. Bu hususta Hazret-i Üstad hem mahpuslara, hem Nur talebelerine ayrı ayrı hitap eden irşadkâr nasihatları yazdı ve bilfiil te'siri de görüldü. Bu noktadaki Üstad'ın nasihatları, özellikle Nur talebelerine müteveccih olan irşadlarının neticesini bildiren beyanlarından bazı numûneler kaydedelim:

Aziz Sıddık kardeşlerim!

Evvelâ: Sizin Leyle-i Mi'racınızı(43) bütün ruh-u canımla tebrik ederim.

1396


(40)Osmanlıca Afyon mahkeme müdafaatı S: 67

(41)Afyon Hapsi mektupları -2, Siyah defter Zübeyr, S: 114

(42)Aynı defter S: 148

(43)1948'in mi'raç gecesi 28.5.1948'dir. Her sene on gün kısalan hicrî hesabı tahminine göredir. A.B.

1397

1601


Saniyen: Yirmi seneden beri bir davamız ki: asayişe mümkin olduğu kadar Nur şakirtleri dokunmuyorlar.. ve bize hücum edenlerin, en başta "Emniyeti ve asayişi bozmak" davalarına bir emare ve davamızı cerhetmeye bahane olması kuvvetle muhtemel bulunan bu hapis hadisesi inayet-i ilâhiyve ile harika bir tarzda sizin sadakat ve ihlâsınızın bir kerameti olarak yüzden bire indi. Kubbe, habbe edildi. Yoksa hakkımızda habbeyi kubbe yapanlar bundan istifade edip aleyhimizdeki iftiralarını çoklara inandıracaklardı..

Hamisen: Nur'un dersleri vasıtasıyla geçen musibet, yüzden bire indi. Yoksa zemin ve zamanın nezaketi cihetiyle, baruta ateş atmak hükmünde onun habbesi kubbeler olacaktı. Hatta resmi bir kısım memurlar demişler ki: "Nur'un dersini dinliyenler, hapiste vukuâ gelen fırtınaya karışmadılar. Eğer Nur'un dersi dinlense idi, hiçbir şey olmazdı.”

Siz mümkin olduğu kadar ikiliğe meydan vermeyiniz. Hapis sıkıntısına başka sıkıntı ilave olmasın. Mahpuslar dahi Nurcular gibi kardeş olsunlar, birbirinden küsmesinler.

Said-i Nursi(44)”

Yine aynı mesele için yazılmış Üstad'ın başka bir mektubu:

Aziz Sıddık kardeşlerim!

Ehemmiyetli bir manevî ihtara binaen, size şimdilik yeni bir vazife-i Nuriye var ki; Bütün kuvvetinizle bu üçüncü medrese-i Yusufiyede musibetzede biçare mahpuslar içinde ikilik ve garazkârane tarafgirlik düşmemek için Nur dersleriyle çalışmaktır. Çünki ihtilâftan ve garaz ve kin ve inaddan istifadeye çalışan perde altında dehşetli müfsidler var. Madem bu hapis arkadaşlarımız lüzum olsa vatanına, milletine ve ahbabına fedakârane ruhunu feda ettiren kahramanlık damarını taşıyorlar. Elbette o civanmerdler inadını ve garazını ve adavetini milletin selâmeti ve bu hapsin istirahatı ve perde altında anarşiliğe çabalayan ve bolşevizmi aşılıyanların ifsadlarından kurtulmak için, hiç menfaatı bulunmıyan ve bu fırtınalı zamanda zararı çok olan adavetini ve inadını feda etmeleri lâzımdır. Yoksa bu zamanda baruta ateş atmak gibi, hem bu biçare mahpuslara, hem Nur'un masum talebelerine, hem bu Afyon memleketine ehemmiyetli zahmetlere,



Yüklə 4,31 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   46   47   48   49   50   51   52   53   ...   112




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə