Kastamonu hayati



Yüklə 4,31 Mb.
səhifə58/112
tarix24.06.2018
ölçüsü4,31 Mb.
1   ...   54   55   56   57   58   59   60   61   ...   112

Üçüncülüğü de, yumuşak ve ikna kabiliyetiyle, tatlı ve şirin edasıyla Karabüklü Mustafa Usman alacaktır.

Bu seçim bize göre olan bir değerlendirmedir. Belki başkalarına göre, daha başkası birinci olabilir. Fakat Hazret-i Üstad; Zübeyr Gündüzalp in bu hadisedeki müdafaaları,ayrıca gazetelere cevabları ve sair kahramanane tavır ve hareketlerinden hep ona: "Kahraman Zübeyr" unvanını vermesi yanında talebelerin müdafaaları içerisinde en uzun olanı Zübeyr'in iken, uzunluğuyla beraber tamamını o zaman müdafaât kitabında dercettirmesi de bize bir delil olabilir.

Ahmet Feyzi Efendi'nin müdafaalarından dolayı da Hazret-i Üstad ona: "Nurun manevi avukatı" diye lâkab vermiştir.

Mustafa Usman'ın müdafaanamesi altına da Hazreti Üstad kendi elyazısıyla "Bin barekallah çok güzel (135) diye taltifte bulunmuştur.

Bizim bu seçimimizle birlikte, Afyon davasında müdafaalar yazmış umum Nur talebelerinin müdafaalarının tamamı da aynı değerde çok kıymetli olduğu halde, sadece bu üçünü seçmemize inşaallah gücenen olmaz. Bu müdafaaların tamamını bu kitaba almamıza imkân olmadığı gibi, içinden seçmiş olduğumuz üç zatın müdafaalarının tamamını da almaya yer ve

1547


makam itibarıyla imkân yoktur. O halde biz umum Nur talebeleri namına, seçtiğimiz bu üç zatın müdafaâ ve temyiz lâyihalarından nümüne için bazı bölümler almakla iktifa etmeyi uygun bulduk:

(135)Muhtelif belgeler dosyası. Yırtık cilt (Üstadın) S: 16

1548

1685


1- Zübeyr Gündüzalp'in müdafaası ve temyiz lâyihalarından:

(Merhum, kahraman Zübeyr'in müdafaa, itirazname ve temyiz lâyihası olmak üzere üç parça halindedir. Bunların mecmuu Osmanlıca Talebeler müdafaatı" kitabında kırksekiz sahife tutmaktadır. Bu itibarla ancak her bir parçadan ayrı ayrı bir kaç bölüm alabileceğiz.)

"Afyon Ağırceza Mahkemesine!

Gizli cem'iyet kurmak ve devletin emniyetini bozmak suçuyla müttehem bulunmaktayım.

Öyle bir cem'iyet mevcud değildir. Ve ben de bir cem'iyet mensubu değilim.

Evet, Risale-i Nuru okuduğumu memnuniyetle ve ilân edercesine söyliyebilirim. Saklamak veya inkâr etmek, Risale-i Nurun bana verdiği fazilet dersleriyle taban tabana zıd olduğu için, bu cürmü işleyemem. Risale-i Nuru okuyan bir kimse, okuduğunu gizleyemez. Bil'âkis bilâperva, iftiharla söylemekten kat'iyyen çekinmez. Zira çekingenliği icab ettirecek hiç bir cümle veya kelimesi yoktur...

Sen Risale-i Nur talebesi imişsin deniliyor?..

- Bediüzzaman Said-i Nursî gibi yüksek bir Üstad'ın talebesi olmak liyakatını kendimde göremiyorum. Eğer kabul buyururlarsa, iftiharla evet Risale-i Nur talebesiyim derim.

... Ruhumda büyük bir boşluk hissederek okuyacak kitap ararken, Risale-i Nuru bulduğum zaman, kendimi ondan ayıramadım ve bütün Risale-i Nuru okumak iştiyakını duydum.. Ve ruhumdaki o büyük ihtiyacı Risale-i Nurun karşıladığını farkettim. İlmî ve imanî şüphelerden kurtaran aklî ve mantıki cerhedilmez hüccetleri onda buldum. Bu ve daha bir çok hakikatlardan anladım ki, Risale-i Nur bu asrın insanları olan bizler için yazdırılmış.

Risale-i Nurda iman hakikatları gayet kuvvetli deliller ile ve açık misaller ile anlatıldığı için, okudukça imanım kuvvetlenmiştir. Bu sayede dalâlete düşmekten ve yüksek dinimden dönüp, kızıl ejderin hapı olmak felâketinden kurtuldum.

1549

Bunun içindir ki, okuyucularını maddi ve manevi bir çok felâketlerden kurtaran ve bir üniversite mezunundan çok ziyade hakiki bir ilme sahip eden, vatan ve millet sevgisini aşılıyan.. ve çalışkanlık, merhamet, itaât, hürmet, ahlâk, fazilet gibi meziyetleri öğreten Risale-i Nurdan hiç bir şâkirdi ne pahasına olursa olsun ayrılmaz ve ayrılamaz.. Ve onun dâhî müellifi Said-i Nursi'den hiç bir ferd uzaklaştırılamaz.



1550

1686


İftira ve ittihamlarla, dâhî Üstad'ımıza ve Risale-i Nur şâkirtlerine taarruz eden gizli düşmanların maksadlarından biri de; Risale-i Nur şâkirdlerindeki emsali görülmemiş tesanüdü kırmak ise, aldanıyorlar. Beyhude hiç uğraşmasınlar. Çünki kâinatın kuvveti toplansa, bizi dahî Üstad Said-i Nursi'den ve Risale-i Nur'dan ve bizi bizden ayıramazlaz(136). Zira kâinatın yaratıcısı ve Rabbi olan Cenab-ı Hakk'ın emirlerinin tercümanı olan Kur'ana hizmet ediyoruz ve edeceğiz inşaallah...

Yüce Allah'a hamd ve senalar olsun, büyük faidelere nailiyetime sebeb olan bu Üstad'ıma bütün ruh-u canımla medyunum, bağlıyım. Milletimizi ve gençliğimizi komünizm yemi olmakla ebedî haps-i münferidliğe mahkûm edilmekten kurtaran bir Üstad için senelerce dünya hapsinde kalmaya hazırım. Eğer Risale-i Nuru okuduğum için i'dam edileceksem, sehpaya tevhid sadalarıyla koşarak gideceğim. Kurşuna dizileceksem, bilâperva göğsümü gereceğim.

En son maruzatım, vatan ve millet ve gençliğimizin ebedî saâdetini temin eden ve edecek olan büyük ve âli Risale-i Nur ve onun pek yüksek ve kudsî bir hedefi olan imanı kurtarmak davası uğrunda şu okuyacağım ayete iltica ederek fedaî olduğumu arzediyorum.

ZÜBEYR"


İddianamenin bin dereden su toplıyan safsatalı isnad ve ittihamlarına karşı merhum Zübeyr Gündüzalp'in itiraznamesinden bazı bölümler: (Mahkemede itiraznamesinin tamamını okumuş ve mahkemeyi dinletmiştir.)

"Afyon ağır Ceza Mahkemesine!

Gizli cemiyet kurmak ve devletin emniyetini bozmak suçuyla müttehem bulunmaktayım. Aşağıda arzedeceğim veçhile böyle bir suçu işlemediğime kat'î kanaatınız geleceği için, bu ittihamı daha şimdiden reddediyorum.

Komünistlerin dayandığı materyalist ve rasyonalist felsefenin hak ve hakikat ile hiç ilgisi olmadığını ve nazariyelerinin tamamen asılsız olduğunu; Risale-i Nur, Kur'an-ı Kerimin ayetleriyle ve gayet kuvvetli bürhan ve hüccetleriyle aklen, fikren ve mantıken ispat ediyor. O çürük fikir karanlıklarına düşenleri tenvir edip kurtarıyor. Yalnız gözünün görebildiği yere inanan maddecilere dahi Allah'ın varlığını, birliğini, ruhun

1551

bekasını, âhiret hayatının varlığını, inkâr ve itirazı kabil olmayan kuvvetli ve açık delillerle ispat ediyor...



(136) Merhum Zübeyr Ağabey, Afyon hapsinde, öncesinde ve ortasında,oynanan ve plânlanan sinsi oyunlara basa basa ve kasden anlatıyor ve gerekli cevapları veriyor. A.B.

1552


1687

Kur'anın hakiki bir tefsiri olmakla kuvvetli bir iman kaynağı olan Risale-i Nuru ortadan kaldırmak veya okutmamak için çeşitli desiseler ve iftiralara başvuruyorlar. Şimdiye kadar isnad ettikleri iftiralardan hiç bir emare bulunmadığı halde, taarruzlarına yine devam ediyorlar. Bunlardan anlaşılıyor ki; bizi korkutmak ve Risale-i nurdan uzaklaştırmak ve diğer taraftan kendi zehirli neşriyatlarını önümüze sermek, bu suretle millet ve gençliğimize ahlâk sukûtunu temin ederek hükümetin kendi kendine çökmesine muvaffak olmak istiyorlar. Hükûmet idaresini bu şekilde bozduktan sonra da, vatan ve milletimizi yabancı bir devlete devretmek emelini taşıyorlar.

Yüksek mahkeme heyetinin huzurunda bilâperva onlara söylüyorum: Onlar iyi bilsinler ve titresinler ki; gürültüye papuç bırakmıyoruz. Zira Risale-i Nur eserlerinde hak ve hakikatı görmüş, öğrenmiş ve inanmışız ...

Onun içindir ki, bizi insanlık seviye ve seciyesinde en vüksek mertebelere çıkaran ve her sahadaki terakkiyatımızı sağlıyan ve biz gençlere vatan ve millet aşkını aşılayarak uğrunda bütün mevcudiyetimizi feda ettirecek hakiki bir vatanperver ve milliyetperver olarak bizleri yetiştiren Risale-i Nur eserlerini okuyoruz ve okuyacağız...

Zerre kadar şeksiz ve şüphesiz kat'î deliller ile inanıyorum ki; Bediüzzaman Hazretlerinin kahramanca ve ferağat-ı nefisle olan faaliyet ve çalışmalarında siyasî bir gaye yoktur. O büyük dâhinin hedefi yalnız ve yalnız bu vatan ve milleti ahlâk ve fazilet fakirliğine düşürtmemek ve Türk gençliğini maneviyatın engin sahalarında yetiştirmek ve manen en yüksek mertebelere kadar terakki ettirmektir. Bu yüksek hakikatı da eserleri te'yid etmektedir...

Risale-i Nur, iddia makamınca muzır eserler diye tavsif ediliyor.. ve benim de teşvikatta bulunduğum iddia ediliyor. Bu iftirayı işiten bütün münevverlerin kalbleri sızlamış ve hatta ağlamış, dişleri gıcırdamıştır.

Yirminci asır pozitif fikirlerin hükümran olduğu bir zamandır. Delilsiz ispatsız şeylere inanılmıyor ve inanmıyoruz. Muzır eserler olduğunun ispatını isteriz...

1553


Vatan ve millet ve hükümetimizin selâmeti namına mühim bir hakikatı müsaadenizle arzediyorum:

Komünistlerin gizli plânlarından birisi de, halkı hükûmet aleyhine teşvik olduğu yüksek mahkeme heyetince de malûmdur. Bediüzzaman Said-i Nursi'yi hapse sokturmak ve eserlerini zararlı gibi göstermek için hükûmet erkânına uydurma ihbarlar yapılmakla, hiç bir ferdin inanmadığı menfi propagandalar yapılıyor. Bediüzzaman Said-i Nursi'nin bu asırda ender bir büyük ve istikamette ve her cihette eşsiz bir şahsiyet olduğuna bu millet senelerdenberi o kadar inanmış ki, hakikî olan bu kanaatı hiç bir propaganda çürütemiyor ve çürütemez.

1554

1688


İşte hakikata vakıf olmıyan kimseler, bu propagandaları ve hapse sokmaları, hükûmet tarafından yaptırılıyor zannediyorlar. Bunun üzerine şöyle denildiğini işitiyoruz:

"Böyle bir zatı hapse sokmak ve onun eserlerini muzır eser diyerek toplamak, bizi bolşevikliğe sürüklemek demektir. Bediüzzaman gibi bir zatı takdir etmiyenler ve onun kitaplarını serbest bırakmıyanlar muhakkak din düşmanlarıdır."

... Risale-i Nuru yazıp okuyanlar, mahkeme kapılarında hayatları tehlikeye düştüğü halde, bu harika eserleri okuduklarını itiraf ve okuyacaklarını ilân ediyorlar. İdam kararı verileceğini bilseler dahi bu istek ve sebatlarını izhar etmekten çekinmiyorlar. İşte Risale-i Nurun bir çok harikalarından şu hususiyeti sizlere şu kanaâtı veriyor:

İtiraf edenler, acaba canlarını yolda mı buldular? Demek Risale-i Nurda ve Bediüzzaman'da zararlı bir şey yokmuş ki inkâr etmediler..

Sayın savcının bana da: "Komünist ve mason demekten kasdı adliyedir" demesi ihtimali hatırıma geldiği için bunu da arzedeceğim:

Bir zamanlar, hükûmet mekanizmasında uzun müddet çalışan Kazım Özalp, Şükrü Kaya, Tevfik Rüşdü Aras'ın mason cemiyetini resmen kurarak açığa vurduklarını gazeteler ilân ettiler. Daha yakında kabineden atılan maarif vekili Hasan Ali'nin komünist olarak altı sene memleketin candamarı ve kahraman Türk gençliğinin terbiye müessesesi olan maârif vekâletinde çalıştığı adalet huzurunda inkâr edilemiyen sayısız vesikalarla ispat edildi. ve mektep kitaplarının hepsine soktuğu komünistliği destekliyen ideolojilerle gençliğimizin zehirlenmesine son verilmesi için mektep kitapları değiştirilmeye başlandı.

Eğer Said-i Nursi talebelerine musibet zamanında sabır ve tahammül i'tidal ve temkin aşılamamış olsaydı; gönüllü alay kumandanı olarak harbe iştirak ettiği zaman başına topladığı talebeleri gibi, hürmetkâr olan binlerle Risalei Nur şâkirdleri Afyon tepelerine kuracakları çadırların içerisinde Afyon Ağırceza Mahkemesinin vereceği beraet kararını bekliyeceklerdi...

Savcı bu mübarek vatanda masonluk ve komünistliği fevkalâde bir faikiyetle önlemek çaresi olan ve önlemekte olan Risale-i Nura ve müellifine ve okuyucularına öyle şeni' ittihamlarda bulunmakta devam eder

1555

ve o tamamen hatalı ittihamlarından vazgeçmezse ve hissiyata kapılarak aleyhtarlık ederse; komünistlik ve farmasonluğun gelişmesini desteklemiş olur.. Ve o ittihamına hakikî hedef olacak muzır komünistlerin türemesine yardım etmiş olur...



ZÜBEYR GÜNDÜZALP (137)"

(137) Osmanlıca Afyon Mahkemesi müdafaatı birinci zeyli S: 25-62

1556

1689


Zübeyr Gündüzalp'in temyiz layihasından:

"... Senelerden beri feragat-ı nefisle ve eşsiz bir fedakârlıkla, yarım asırlık bir elbise, yirmibeş senelik -Pamukları görülen- pamuklu bir hırka belki yirmi senelik ayakkabısı olan bir çift terlik, eski bir yatak, bir kaç yemek kabı gibi gayet zarurî olan eşyalara malik olan fakr u haliyle eşine rastlanmamış bir kanaâtla; ihtiyar, hasta ve fevkalâde ihtimama muhtaç bir çağda, gizli düşmanları olan komünist ve masonların müteaddit ihanet ve çeşitli işkencelerine karşı olan tahammülün fevkinde sabrı ile; Bediüzzaman Said-i Nursi bir çok sinsi plânlarla yukardaki mahvedici ve için için kemirici plânı da realist görüşüyle fark etmiş; dehşetli dessasane perdeli, fakat ne hazin ve acıklı ve binler teessür ve teessüflere şayeste acib bir vaziyettir ki; bu vatan ve millet kahramanı, dahî feylosof, hapislerde, zindanlarda, tecrid-i mutlaklarda, inzivagâhlarda imha edilmeye çalışılmıştır ve çalışılmaktadır. Kurtuluş hususundaki son ve kuvvetli ümidimiz, yüksek yargıtayın kuvvetli ve bîtaraf ve âdilane kararındadır.

Komünistlerin ihanetiyle meydana gelen evhamın icabı ve neticesi olan garazkârlıkla, Risale-i Nur müellifi cezalandırılsa dahi, Risale-i Nur eserleri yine büyük bir iştiyak ve hatta gittikçe artan bir alâka ile okunmakta devam edecektir...

Konyalı


Zübeyr Gündüzalp (138)

AHMET FEYZİ KUL'UN MÜDAFAASINDAN

Afyon Ağır ceza Mahkemesine (3.12.1948)

"... Biz Bediüzzaman'ı zamanımızın en yüksek din âlimi biliyoruz. Din hakikatlarını asla dalkavukluk yapmadan beyan ve ifade eden bir hakikat adamı biliyoruz. Mücahid adını vermekliğimiz, memleketimizi tehdit eden ahlâksızlık ve imansızlık cereyanlarına karşı Kur’anın sarsılmaz hakikatlarına dayanarak giriştiği müdafaa ve hizmet-i diniye ve vicdaniyenin hükümran olduğu bir memlekette vicdanî kanaâtlarımızdan mes'ul olamayız. Bundan dolayı da kimseye hesap vermeye mecbur değiliz.

Ahirzamanda hadisin haber verdiği şahısların meselesine gelince: Bu mevzuları biz kendimiz uydurmadık. Bunların aslı dinde mevcuttur. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm bazı hadislerle ümmet-i Muhammed'in ömrünün bin beşyüz seneyi çok geçmiyeceğini söylüyor. O zamana kadar da ümmet-i Muhammediye'nin ve dünyanın hayatında mühim te'sir yapa

1557


(138)Osmanlıca Afyon Mahkemesi müdafaatı birinci zeyli S: 63

1558


1690 cak, büyük tarihî hadiseleri kıyamet alâmetleri diye haber veriyor. Gaflet ve cehaletle bu şerlere düçar olanların şekavet ve helâket ile karşılaşacaklarını söylüyor. Bunlara dair sayısız dini bürhanlar mevcuttur...

Evet, biz Risale-i Nur müellifinin daima aynı hakikat dersi verdiğine kaliz. Kendisinin kabul etmemesi bizim bu kanaatımızı sarsmıyor. Ancak bizim kabul ettiğimiz keramet-i kevniyesinden dolayı değil, Nurların dersinde harikulâde ve ekmel tezahürlerine şâhid olduğumuz ve bütün cihan-ı irfana meydan okuyan keramet-i ilmiyesinden dolayıdır.

Tahsil hayatı üç aydan başka asla mevcud olmadığı halde, bu kadar feyz-i ilim neşreden ve ilminin harikalarıyla en münteha mesail-i ilmiyede ve âliyede en yüksek mütefekkirleri dahi hayrette bırakacak bir mantık-ı ulviyeti ibraz eden ve hayatının yarısından sonra öğrendiği bir lisanda bu kadar câzibedar bir tarz-ı beyan ve sürükleyici bir hararet izhar eden.. ve gayet feyyaz bir aşk ve heyecan terennüm eden ve bir deryay-ı iman ve bir hazine-i tevhid ve bir umman-ı hikmet hâlinde coşan bir ikinci Bediüzzaman gösterebilir misiniz?..

Fân zevahirin alayişine edna bir meyil ve iltifat göstermiyen ve en büyük bir menfaat ve lezzetine tenezzül etmiyen, levs-i faninin ayağına dolaşan bütün yaltaklanmalarına asla kıymet vermiyen, kimseden birşey beklemiyen.. ve kendisine arzedilenleri kabul etmiyen, iffet ve ismetin en âli örneklerini yaşatarak sabûrane mütehammilâne her nevi mahrumiyetlere göğüs germek suretiyle kendini hakikata ve envar-ı Kur'aniyeye ve maarif-i Muhammediyenin (A.S.M.) izharına vakfeden.. ve memleket ve milletin ızdırabatı karşısında pür-rahm ü şefkat ağlıyan.. ve kendine yapılan bunca ihanetlere rağmen etrafındakilerin saadetleri için hizmetinden asla vazgeçmiyen, ihtiyarlığına ve bîkesliğine bakmıyarak insanları gayya-yı cehil ve girdibad-ı inkârdan kurtarmaya hasbî ve ilahî bir cehd ile çalışan ve savaşan fazilet ve Nur abidesini üstad addetmekliğimizi suç mu buluyorsunuz?..

Kendisinin bu arzedilen keramet-i ilmiyesiyle, sırf ahlâk ölçülerinin kaybolduğu böyle bir devirde gösterdiği bu misilsiz ferağat ve istiğna ve şaheser-i ismet ve istikamet dolayısıyla, yine bir enmuzec-i kemal ve mihrab-ı fazilet olarak tanınmağa ve iktida edilmeye şayandır. İşte biz Bediüzzaman'a ve eserlerine bu gözle bakıyoruz...

1559


Sayın hâkimler! Biz asla siyasetçi değiliz. Biz siyaseti bizim gibi siyaset ehli olmıyana, bin bir çeşit veballer ve tehlikeler ve mesuliyetler taşıyan bir meslek biliriz. Fanî zevahire de zaten kıymet vermiyen, dünyaya ancak rızay-i ilâhiyyeye bizi götüren hayırlı vechesiyle bakıyoruz.

1560


1691

Bu itibarla siyaset peşinde koşmayı ve devlet mefhumuyla mübareze ittihamını şiddetle reddediyorum... Biz hür söylediğimizden dolayı maruz kalacağımız bir mahkûmiyeti iftiharla karşılayacağız.. Ve sadece nidasıyla dergâh-ı kadiyül-hacata el açacağız.

Afyon Cezaevinde mevkuf

Aydın'ın Ortaklar Bucağından

Ahmet Fevzi Kul(139)

MUSTAFA USMAN'IN MÜDAFAASINDAN

"Afyon Ağırceza Mahkemesine!

... Ecdadımızın tarihlere şan salıp nam veren ahlâk ve şerefini paymal eden sefahat ve rezaletin ve ahlâk-ı seyyienin cem'iyet hayatını zehirlediği ve kötü ahlâk sahiplerini dahi iğrendirecek derecede sokaklara kadar sardığı ve efkâr-ı ammeyi telâşa düşürdüğü ve her sınıf ailenin ocağı başında dedikodu mevzuu olduğu ve efkâr-ı ammenin bir dili mahiyetindeki gazete ve mecmuaların "ahlâk zabıtası haberleri" şeklinde ve muhtelif mevzulardaki tenkidlerine sebeb olan bu elim ahvalin pek sür'atle genişlediği ve adeta umumileşmek istidadını gösterdiği bir devirde, düştüğüm ahlâksızlık uçurumundan; dinî, ahlâkî, içtimaî, edebî dersleriyle her müslim okuyucusunu kurtardığı gibi, beni de kurtaran Risale-i Nur külliyatını okumak ve benim bu eserleri okuduğumu bilen ve işiten vatandaşlarımın, tehzib-i ahlâk etmek için benden musırrane istemeleri üzerine; onlara Risale vermek ve dolayısıyla serserileşmiş ve serserileşmek ve vatan ve millete muzır bir hale gelmek istidadını gösteren ferdleri, bu Risalelerin bu müessir telkinatlarıyla kurtarıp beşeriyete faydalı birer insan olmalarına hadim ve vesile olan; Ve memleketimizde de sirayet ve salgını görülen ve bütün dünyayı titreten kızıl veba komünizm tehlikesine karşı, dinî ve müessir telkinatı bakımından; manevî bir mücahid olan Bediüzzaman'ın takdir ve tebcile lâyık kudsî ve maneî mücahedesinin nurlu ve müessir bir silâhı olan ve yirmi senede yirmi bin ve belki çok fazla adamı vatan ve millete faydalı bir halete koymaya vesile olan Risalelerini okutmak,ne derece şahsım için bir suç mevzuu ve müellif-i muhteremi için bir sebeb-i ittiham olabilir? Yüksek vicdanınızdan soruyorum..

Vatan ve millete ve insanlık camiâsına hizmet edebilmek için" Hekim kimdir?.. Başına gelen!.." fehvasınca, iki vilâvetin ve bir çok kazaların zabıtasının dahi şehadet edebileceği şekilde; serserilikten şahıslarını bu Nur

1561


Risaleleriyle kurtarıp, başkalarını da kurtarmaya vesile olan Nur şâkirtlerinin uzun senelerden beri bu vatan ve millete ve bu vatandaki idareye yaptıkları

(139) Osmanlıca Afyon Mahkemesi müdafaatı birinci zeyli S: 89- 96

1562

1692 vatanî hizmet, binlerle kişilik zabıta kuvvetinin hizmetinden hakikatta daha mühim iken ve takdire ve iltifata daha lâyık iken, su-i tefsire uğratılarak; adeta bir ecnebî rejimi hesabına kasden hareket eder gibi, bizleri tevkif ve muhakemelere verip, işimizi gücümüzü ayaklar altında bırakmak ve biçare evlâd ve iyalimizi perişan edip ağlatmak; hangi demokrasi kanunlarıyla, hangi yeminli ve yümünlü âdil hâkimlerin vicdanî ve âdilane kararlarıyla kabil-i te'liftir? Âlî mahkemenizden ve ulvî vicdanınızdan soruyorum...



Muhterem mahkemenizden, pek çok fevaidi ve menafi'i meydanda olup inkâr edemediğimiz bu eserlerin serbestiyetini ve bizim de beraetimizi taleb ediyorum.

Afyon Cezaevinde Mevkuf Safranbolu'lu

Mustafa Usman(140)"

(140)Osmanlıca Afyon Mahkemesi müdafaatı birinci zeyli S: 100-106

1563

1693


AVUKATLARIN MÜDAFAALARI

Afyon mahkemesinde avukatların müdafaalarından yazılı olarak elimize birşey geçmediğini ve mahkemenin başından ilk karar gününe kadar üç avukatın müdafi' olarak davaya girdiğini yazmıştık. Ancak bu avukatlardan Ahmet Hikmet Gönen'in müdafaaları ekseriya, Ord.Prof.Dr.Ali Fuat Başgil'in eserlerinden hazırladığını, yukarda geçmiş hatıratından kaydetmiştik.

Yine avukatlardan Halil Hilmî Bozcalı'nın mahkemede, bilhassa savcının iddia ve isnatlarına karşı çok cesurane konuştuğunu bazı Nur talebelerinden duymaktayız. Bu cesur ve ünlü avukatın, mahkemenin bir celsesinde yaptığı konuşmayı kaydedip Üstad'ına bildiren Hüsrev Altınbaşak'ın mektubu şöyledir:

"Çok sevgili Üstadımız Efendimiz!

Dünki mahkememiz 1.10.1948 cuma günü çok ehemmiyetli ve çok heyecanlı olmuştur. Avukatımız Halil Hilmi, baştan nihayete kadar cereyan eden mahkeme safahatından elde ettiği kanaatı hülâsaten arzettikten sonra, Denizli mahkemesinde Said-i Nursi Atatürk'e rakı içe-içe karnı su tulumbası gibi şişmiş" dediği, hem orada, kendisine "Başını niye açmıyorsun, sarığını niye çıkarmıyorsun?" dedikleri zaman: "Başım gövdemden ayrılmadıkça veya boynuma ip takıp beni asmadıkça o teklifinizi bana tatbik edemezsiniz!.."diyerek

Nur diyerek şiddetli konuştuğu halde, Said-i Nursi Denizli'de dokuz ay imtidat eden tahkikat neticesinde, bugün de kendisine ve talebelerine isnad edilen suç mevzularından, daha çok ittihamlardan hiç birisi mevcud olmamakla eserleriyle, talebeleriyle beraet kazanmış" demiştir.

"Şimdi ise, bu yüksek mahkemenizde çok mülâyim konuşan ve asla dinî bir temayülden başka hiç bir şeye iltifat etmedikleri anlaşılan Bediüzzaman ve talebeleri. bu biçare vatan evlâdlarının daha çok mevkufiyetlerinin temadisinin zulüm olduğu kanaatine yüksek mahkemenizde vasıl olmuştur.. ilh" diyerek sözünü bitirmiştir...

Çok kusurlu talebeniz Hüsrev(141)"

Merhum Hüsrev Ağabeyin mektupla bildirdiği avukatlara dair bu tarz sözlü ve mahkeme dosyalarına geçen müdafaalardan gayrı yazılı bir şey mevcut değildir.

1564


Böylece Hazret-i Üstad'ın tevkif tarihinden başlamak üzere, dört küsûr ay sonra duruşmalara başlıyan Afyon Ağır Ceza Mahkemesi safahatı tam altı buçuk ay sürdü. Üst tarafta arzedildiği gibi, savcı kırkaltı sahifelik iddi

(141)Aynı eser S: 235

1565

1694 anamesini; altı yedi ay kanunsuz şekilde yanında saklayıp Üstad'a vermediği ehl-i vukuf raporuna dayandırarak hazırlamış ve Sorgu Hâkimliği de bu iddianamenin tıpa-tıpı olan kararnamesini yazmış ve mahkemeye vermiştir.



Mahkeme heyeti de -Üzülerek söyliyelim- peşin ve mültezem kararlı idi ki; bunca müdafaalar, delilli ispatlar vesaireden hiç bir şeyi dinlemeden kararını menfi şekilde verdi. Mahkeme kararnamesi de, savcının ve sorgu hâkimliğinin iddianame ve kararnamelerinin bir kopyası şeklinde tezahür etti.

Fakat mahkeme, bu peşin kararlılığından dolayı, işi ne kadar sürüncemede bırakabilse ve iş ne kadar uzasa, onlar için o kadar kârdır gibi bir tutum içerisinde idi. Bir çok duruşmalar, âdî bazı bahaneler sebeb gösterilerek, mahkemenin te'hir üstüne te'hiri yapılıyordu. Bazen dışarda tutuksuz bulunanlardan birisinin mahkemede hazır bulunmaması te'hire sebeb gösteriliyordu.

Hazret-i Üstad, mahkemenin böyle sebebsiz bahanelerle te'hir üstüne te'hir vermesi üzerine talebelerini teskin ve teselli ediyordu. Yine mahkemenin böyle bir te'cil ve geri atmasından dolayı, hapisteki talebelerine şu mektubu yazmıştı:

"Aziz Sıddık kardeşlerim!

Evvelâ: sırrıyla inşaallah mahkememizin te'hirinde ve tahliye olan kardeşlerimizin yine mahkeme gününde burada bulunmalarında büyük hayırlar var.

Evet, Risale-i Nurun meselesi âlem-i İslâmda, hususan bu memlekette küllî bir ehemmiyeti bulunmasından, böyle heyecanlı toplanmalar ile umumun nazar-ı dikkatini hakikatlarına celbetmek lâzımdır ki; ümidimizin ve ihtiyatımızın ve gizlememizin ve muarızlarının küçültmelerinin fevkinde ve ihtiyarımızın hâricinde böyle şa'şaâ ile, Risale-i Nur kendi derslerinden dost ve düşmana âşikâren veriyor. En mahrem sırlarını en nâmahremlere çekinmiyerek gösteriyor. Madem hakikat budur, biz küçücük sıkıntılarımızın kenin gibi bir acı ilaç bilip, sabır ve şükür etmeliyiz. "Yahu bu da geçer!.." demeliyiz...(142)"



Yüklə 4,31 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   54   55   56   57   58   59   60   61   ...   112




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə