Kastamonu hayati



Yüklə 4,31 Mb.
səhifə61/112
tarix24.06.2018
ölçüsü4,31 Mb.
1   ...   57   58   59   60   61   62   63   64   ...   112


Bilâhare Hazret-i Üstad da müdde-i umuma hitaben şu mahrem müsalâhanameyi kaleme almış, kendisine göndermişti:

"Mahrem bir musalahanamedir

Afyon Müdde-i umumisi Abdullah Bey!

Manevî ve şiddetli bir hatıra-i kalbiye, beni sizin ile mahremane bu gelen hasb-ı hali beyan etmeye mecbur etti:

Sen bayramın(154) ikinci günü bana dedin: "Bundan sonra Van'dan gelen müdde-i umumî ile konuşacaksın. Ben ise, müdafaatının intişarına karşı bir eser yazıyorum. Hata-sevab cetvelinde bana isnad edilen hataların tashihine çalışıyorum. Bu eserimi neşredeceğim. "Daha durmadınız, gittiniz!..

Müdde-i umumi bey! Sakın, sakın, sakın! Eski tarzda hem sana kaç cihetle, hem millete, hem vatana, hem asayişe pek çok zararı olacağını beni aldatmıyan bir hatıra ile haber vermeye beni sevkeden üç dört madde var:

1- Benim çok kusurlu ve kabir kapısındaki şahsımı çürütmek ve mahkûm etmeye çalışmak ve hükûmeti aleyhine çevirmek bu sırada acı bir zulümdür. Ben itiraf ediyorum ki; Şahsım çürüktür, kusurludur.. ve Cenabı Hak beni kendime beğendirmediğine çok şükür ederim. Fakat Kur'anın imanî hakikatlarına Risale-i Nurun hizmeti çürütülmez. Âlem-i İslâm onu takdir ve tahsin etmiştir. O hizmette benim hissem ihtiyaç ve iltica ile, manevî sualler ve dertlerimizi hissetmekle Kur'an hazinelerindeki ilâçları elde etmek için yalvarmalardır. İşte bu sebebe binaen, o eserinle garazkârane neşriyat, kusurlu şahsıma değil, belki nurlarla hizmet-i imaniyeye bir hücum telâkkî edilecek.

İşte bütün muhtaç ehl-i iman nefretle, beddualarla teessüf edip, o neşriyat aleyhinde pek çok ehl-i hakikat ve dindar vatanperverler ve milliyetperver hamiyetçiler itiraz ederek, pek lüzumsuz ve zararlı ve hariçten gelen ve ihtilaftan istifade eden dehşetli tehlikeye yardım eden bir ihtilâf-ı efkâr meydana çıkacak, herkes acıyacak... Yalnız yüzde bir iki

1603

(154)Bu bayram Ramazan bayramıdır ki; 5 Temmuz 1949'tarihindedir. Mektubun yazılışı buna göre herhalde 8/7/1949'dur. A.B.



1604

1716 dinsiz anarşistler memnun olacaklar. Bu suretle sen o eserle insafsız ve kıskanç bazı ehl-i vukufun yanlış mana vermelerine ittibaen, şiddetli iddianamende yazdığın hataları tashih ve ispat edemezsen, belki daha büyük bir hataya vesile telâkkî edilir. Çünki adliye ve makam-ı iddia mahiyeti, hiç bir tarafgirlik ve şahsî hissiyatı göstermek ve kendi nefsini beğendirmek kaldırmaz.. Ve müdde-i umumi ise, bir avukat gibi cezaya maruz masumlar tarafından gelen tekzibler, şiddetli itirazlardan enaniyeti cihetinde müteessir olsa, hükümleri kanunî ve adalet olmaz. Nefsanî ve zâlimane olduğuna: Meşhur bir hâkim; bir adliye memuru, müstehak bir câniye cezayı tatbik ederken hiddetle yapmış. O hâkim onu azletmiş, "zulmettin" demesi, kuvvetli bir hüccettir.

Madem hakikat budur, sen başkalara tâbi' olup, aleyhimizdeki hatalarını tashih ve eserini neşretmek istersen; en selametli yol, aynen Nur talebeleri nasıl ki aleyhimizdeki mahkeme kararını muhterem bir eser gibi teksir edip, karar veren heyete, -Sen de içinde- çok hayırlı dua ve takdirleri celbe vesile oldu. Senin aleyhimizdeki yazılarının şahsıma ait kısmı istediğin gibi şiddetli olsun.. Fakat mal-ı umumî ve hazine-i Kur'anın yadigârları ve ne kadar tenkid nazarıyla bakmışsan, herhalde senin ruhunda hiç çaresi bulunmuyan; Kabrin haps-i münferidine ve ölümün idam-ı ebedisine karşı kurtarıcı kat’î hüccetleri bırakan Nurların; mahrem parçalarına ait ve cezayı muzaaf bir surette bize çektiren kısmına karşı müsalâhakârane ve ıslâh tarzında ve sair Risalelerin haseneleri o mahremlerin seyyielerini affettirir diye insafkârane müsamaha suretinde te'vil ediniz. Tâ, bütün Nur talebelerinin hayırlı dualarını ve Nurdaki imanî mes'elelerine ilânatla nazar-ı dikkati celbe vesile olan bu Afyon imtihanımıza terettüp eden çok ehemmiyetli sevabından hisseni alıp, senin eserin dahi kararname gibi Nur talebeleri teksir ve neşretsinler. Hem sana, hem vatana tam faide olsun.

Bu mahrem hasb-ı halin sebeblerinden ikinci madde:

Ben fıtraten iki şeyden çok inciniyorum. Biri firaktan, biri adavetten ruhum çok müteellim oluyor. Mümkin olduğu kadar kaçıyorum. Onun için fanî dünyanın firaklı işlerini, sevimli muvakkat dostlarını bırakıp; firaksız, bâki şeyleri bulmak niyetiyle inzivaya girip hayat-ı içtimaiyeyi ve siyaseti bıraktım.. Ve dahilde adavet ve münakaşalara bir vesile olan fürûatı değil, belki bütün nev-i beşerin en ehemmiyetli meselesi olan erkân-ı imaniyeyi ve beşerin medar-ı saâdeti ve umum İslâmın esas ve rabıta-i uhuvveti bulunan Kur'anın hakaik-i imaniyesini bulmak ve muhtaçlara buldurmaya hayatımı vakfettim. Hatta değil yalnız Müslümanlarla, belki dindar Hıristiyanlarla dahi dost olup, adaveti bırakmaya çalışı

1605


1717 yorum. Harb-i umumî ve komünizmin altındaki anarşistlik tehlike ve tahriplerinin lisan-ı hal ile: "Dünya fânidir, firaklarla doludur!.. Ey insanlar adaveti bırakınız! Geliniz, Kur'an dersini dinleyip, birleşiniz!.. Yoksa sizi mahvedeceğiz!" diye benim mezkûr iki vaziyetimin haklı olduğunu gösteriyor.

Bu sırlı halimi hükûmet bilmediğinden beni çok sıktı. Ben sabrettim. Afyon müddeisi dahi bazı kıskanç adamlara aldandı. Beni ziyade incitti. Bu hapsimde bazen bir gün, bir ay Denizli hapsindeki sıkıntıdan ziyade sıkıntı çektiğim bir zamanda; Mazlumların silâhı olan beddua etmek hatırıma geldi. Birden dört beş yaşında bir kız çocuğu pencerelerime alâkadarane bakıyor gördüm. Sordum, dediler: Abdullah Bey'in kızıdır. Ben de o masumun hatırı için bedduayı bıraktım.

Sonra ihtiyarlıktan gelen bir titizlikle tahammül fevkindeki sıkıntılarımın müsebbiblerine dua ile manevî intikam almak hatırasına karşı kalbime geldi ki: O zat herhalde ne kadar inatçı da olsa, tenkid nazarıyla baktığı Nur risalelerinden manevî istifade etmiş. Bu istifadesi ve bir iki sebeb-i aher için "bedduadan vazgeç!" ihtar edildi. Gerçi benim gibi çok kusurlu adamın duası nadiren te'sir eder. Fakat "Mazlumun ahı arşa kadar gider" sırrıyla ve meselemiz bir olan bütün mübarek ma'sum ve müttaki Nur talebeleri dualarıma manen âmin, âmin, âmin demeleri inşaallah makbul dua hükmüne geçer. Ben de bu manevi silâhımı mecburiyet-i kat'iye olmadan, ma'sum çocuklara zarar gelmemek için bana zulmedenlere karşı isti'mal etmiyorum.

Rica ederim, gücenme bu gelen faraziyemden!.. Eğer faraza resmî bir makamdan teşvik veya hodfuruşluk dâmârından bir tahrik veya hukukumu müdafaa için mülayimane itiraznamemdeki garazsız sana tenkidlerimden bir intikam almak için bu lüzumsuz ve zararlı eseri yazıyorsan, kat'iyyen bil ki; Sana yüzde bir fayda olsa, doksan dokuz zarar olur. Aynen meşhur doktor Abdullah Cevdet'in, Kur'anın bazı hakikatları aleyhine yazılan Doktor Duzi'nin eserini neşretmesiyle, rahmetler yerinde onun ruhuna nesl-i âtiden la'netler ve nefretler gelmesi gibi; pek çok ehl-i iman tarafından tenkidler, itirazlar gelmek ihtimali var...

Şöhretperestlik emeli ise, bütün bütün aksine dönecek ve intikam hissi daha ziyade kabaracak.. Nur talebeleri kanun dairesinde hücum edecekler. Senin adavetkârane bir eserin çıksa, Nur talebeleri ile beraber bütün muhalifler ve nurlara muhtaç binler muarızlar çıkacaklar, eserler

1606


yazacaklar. Hem sen iki şiddetli iddianamende muza'af bir surette bizden, hususan benden hata sevab cetvelinin intikamını almışsın. Daha ileri gitmek, gazab-ı ilâhiye bir vesile olmak ihtimali var.

1607


1718

Hasb-ı halin sebebinin üçüncü maddesi: Bizim ve nurların esas mesleği ve temel taşı ihlâs olmasından, dünya cereyanlarına ve siyasî işlere bakmamak, meşgul olmamak bize lâzımdır. Ta ihlâsa dokunmasın. Sen tekrar bizi dünya ile meşgul etme, çok rica ederiz.

SAİD-İ NURSİ (155)"

Hazret-i Üstad'ın bu son derece samimî ve hakikatlı mahrem müsalâhanamesinden sonra, Afyon müdde-i umumisinden bir ses çıkmamış. Belki nefsi, hissiyatı veya söz verdiği resmî makamlar cihetinde inadında ve hakkı, hakikatı kabul etmemekte devam etmişse de, lâkin düşündüğü tarzda bir eser neşrettirmeye cesaret edememiştir. Belki de bir cihette hakkı kabule mecbur olmuştur denilebilir.

VE BEDİÜZZAMAN'IN TAHLİYE ŞEKLİ

Üstad Hazretleri Afyon hapsinde kendisine zulmen çektirilen yirmi aylık hapis müddeti günü gününe sona erdikten sonra, ister istemez onu tahliye edeceklerdi. Ancak Afyon hapsi, öteden beri bir geleneği olarak; tahliyeleri hep gündüzleyin, sabah saat ondan sonra yapmakta iken; Bediüzzamana istisnalı ve hususî bir kaide uyguladılar. 20 Eylül 1949 günü şafak ile sabah namazı arası bir vakitte onu hapisten gizlice çıkarıp, polislere teslim ettiler. Çünki gelen emir öyle idi... Polisler de o emre göre, Üstad Bediüzzamanı alarak; daha önceleri Zübeyr Gündüzalp tarafından kiralanmış ve M.Sungurla Ziyanın da kaldıkları eve, daracık sokaklar arasından götürüp bıraktılar.

HAPİSHANEDEN NAZARETHANEYE

Afyon hapsinden tahliye edilen Hazret-i Üstad güya artık serbestti. Lâkin görülen odur ki; resmî, fakat kanunsuz olan bir hapisten çıkarılıyor, amma gayr-i resmî ve keyfî ikinci bir nezaret ve hapis manasında polis gözetimine teslim ediliyordu. Ne idi bunlar? Ne içindi bu muameleler? Kimse bilmiyor...

Bilinen bir şey vardırki oda , buyruklarla hükumeti yöneten C.H.P'nin Ankara'sından gelen emir öyle!.. Kanun-manun vız gelir bu buyruklar karşısında...

1608


Adı ve sureti hapisten tahliye edilmiş, serbest olmuştu. ama gerçekte ise, Üstadın hürriyet hakkını daha da çok tahdit eden, kanun ve nizamların

(155)Muhtelif müdafaalar dosyası, Yırtık cild S: 30-40

1609

1719 orada geçerliliği pek olmıyan kanunsuz bir polis nezareti ve kontrolü altına alınmaktı.



Hani sözde, 1947'de çıkan bir kanun ile: Bediüzzaman da dahil geri kalan Şark menfilerinin tamamı ve diğer hadiselerin suçlusu hepsi artık serbestti. İstedikleri yere gidebileceklerdi? Ama görünen o ki; o kanun diğerleri hakkında geçerli ve okeyli idi. Amma Bediüzzaman için ise No ! ve hayır ! idi.

Hazret-i Üstad henüz Afyon hapsine alınmadan önce, adı geçen kanun çıktığında; kendisi tavrını hiç bozmamış ve herhangi bir yere kendi ihtiyarı ile gitmeyi aklından bile geçirmemişti. Gerçi çıkan kanundan, şu istifade etmemekliğini, zahirde "Dahiliye Vekili Erzurumlu olup, dindar bir aileye mensub hemşehrimdir(156)" diye kendi eski yerinde Emirdağ'ında kalmak istediğini bazı resmi makamlara bazı münasebetlerle bildirmiş ve yazmış ise de, işin aslı ve hakikatı ise, Üstad biliyordu ki, İçişleri Bakanı hem

(156)5.7.1947'den, 14.1.1949'a kadar İçişleri Bakanı Erzurumlu M.Hüsrev GÖLE'dir. A.B.

1610


1720 şehrisi ve dindar da olsa, zamanın emansız hükûmet adamları kendisinin peşini asla bırakmıyacaklar ve C.H.P altı okçu iktidarı kendisini adım-adım ta'kib ettireceklerdir. Hele memleketine, Şark'a gitmeyi asla hazmedip kabul etmiyeceklerdir.

Evet, Hazret-i Üstad, onların bunu yapacaklarını çok amma çok iyi biliyordu: Çünki tinetleri ve rejimleri öyle idi, öyle icab ediyordu. Dine düşman olan siyasetleri de bunu öyle iktiza ettiriyordu. Onun için Hazret-i Üstad, çıkan o af kanununa karşı vaziyetini hiç bozmamıştı. Herhangi bir tevessülde de bulunmadı. Nitekim şu Afyon hapsinden Mazlum olarak hapsini bekleyip- çıktıktan sonra, ona karşı takınılan tavır, Üstad'ın o tavrını haklı çıkarmıştı. Yoksa ne içindi o yeniden tarassutlar ve yeniden kontrol ve bu yeniden kanunsuz polis gözetimi?..

AFYON'DA YETMİŞ İKİ GÜN

Hazret-i Üstad Bediüzzaman çok işkenceli, tecridli ve her gün bir çok keyfî ve kanunsuz muamelelerle karşı karşıya bulunduğu Afyon hapis müddetinin yirmi aylık çilesini bitirip çıkmıştı. Çıkmıştı sözde amma, bu defa Afyon vilâyetinde keyfî ve kanunsuz tarzda ve tekrar yeni bir mecburî iskân şeklinde Ankara'dan gelen emir çerçevesinde, Afyon'da yetmiş iki gün sımsıkı bir polis kontrolünde durduruldu.

Bu yetmiş iki gün de bitti. Ankara'dan, belki de gizli oturumlu bakanlar kurulundan bir emir geldi. Yine eskiden olduğu gibi, polislerin refakatinde Emirdağ'ına götürülecek ve orada eskisi gibi sımsıkı gözetim altında kontrola tabi tutulacaktı.

Üstad'ın Büyük Tarihçe-i Hayatının verdiği malûmata göre(157), Afyon'da Üstad'ın bırakıldığı evinin kapısında üç polis geceli gündüzlü, hiç ayrılmamak üzere beklettirilmiş.. Hapisten çıktığı için gelip halini sormak isteyen ve geçmiş olsun demeye gelenler rahatsız edilmiş, çoğu zaman da men' edilmişti. Adeta hapisten çıktığına pişman ettirilmişti. Zulmen kimseyle görüştürmeme ve konuşturmama plânı çok haşin ve vahşî şekilde uygulanmıştı.

AFYON'DAKİ YETMİŞ İKİ GÜNLÜK HAYATINA AİT BİR HATIRA

Üstad'ın Afyon'da kalmış olduğu evin kapı komşusu olan Hallaç Hilmî Pancaroğlu şöyle diyor:

1611

"Bediüzzaman'ı Afyon'da iki ay kadar kaldığı dükkânımın yanındaki evde tanıyıp ziyaret ettim. Zübeyr Gündüzalp ve Hüsrev Altınbaşak onun hizmetinde idiler. Büyük bir din âlimi olmasına rağmen, sabahtan akşama kadar polisler kapısında bekler, eve girip çıkanları tesbit ediyorlardı.



(157)Târihçe-i Hayat S: 450

1612


1721

Bir gün bardaktan su boşanırcasına yağmur yağıyordu. Üstad’ın kapısındaki görevli, yağmurdan korunmak için benim dükkânımın karşısında olan bir dükkâna doğru koşuyordu. Ben de bunu fırsat bilerek Üstad'ın kaldığı eve doğru çok süratli koşarak kapıdan içeri girdim. kapıyı açan Zübeyr Gündüzalp'tı. "Eğer müsaade ederseniz, Hoca efendiyi ziyaret etmek istiyorum" dedim.

Zübeyr, "Kendilerine bildireyim" diye yukarı çıktı. Az sonra geldi ve "Buyurun Üstad'ı ziyaret edebilirsiniz" dedi. Merdivenleri heyecanla çıkıyordum. Bediüzzaman Hazretleri Kur’an-ı Kerim okuyordu. Halen Üstad'ı aynı manzara ile rü'yalarımda görmekteyim. Yanına yaklaşıp elini öptüm. Bana: "Mesleğin nedir?" dedi.

Hallaç olduğumu söyledim ve "Babam hocadır, size selâm ve hürmetleri var.. fakat korkusundan ziyaretinize gelemiyor." dedim...(158)"

ALBAY HULUSİ BEY'İN, HAPİSTEN TAHLİYE MÜJDESİNE KARŞI

BİR MEKTUBUYLA BİR ŞİİRİ

"Aziz muhterem ve mübarek üstadım! Çok uzun bir fasıladan sonra şu perişan bir kaç satırlık yazı ile huzurunuza geliyorum. Öğrettiğiniz imani ve Kur'anî dersler sayesinde Rabb-i Rahimime itimadla, sabırla, tevekkülle, niyazla, fîzarla bekledik. Mahfi hikmetini ittiham veya şekvayı işmam edecek hareketlerden muvaffak buyurduğu kadar içtinab ve lillahilhamd hizmetinizin mayesi ve üss-ül esası olan ihlâs ile cüz'î irademizi irade-i külliye-i ilâhiyyenin hükmüne karınca kaderince bağlıyarak, imanî ve Kur'anî hizmete fütûrsuz çalıştık. tefsirinizi unutmadık ve duadan asla geri kalmadık. Ebedî hayatımızın saadetini en yüksek şefkatle arzu edip, bizi o yola irşad eden acz, fakr, şefkat ve tefekkürün bu dört nuranî sütunuyla iman-ı tahkikî gülşen-sarayının ayakta durabileceğine hayatını nezir ve vakf ve her belâya sinesini açıp manevi vazifesi için diyenlere ittiba' ve imtisal etmek suretiyle, tam bir nümune olan mücahid-i muhterem, nur-u didemiz, aziz ve muhterem ve mübarek Üstad'ımızdan Cenab-ı Hak ebediyyen razı olsun.. Ve onun hizmetinde bulunduğu Nurların arzu buyurduğu gibi kemal-i şa'şaa ile parlayıp ta'zimli alâkalarla kalbleri feth ve teshir ettiğini görmeklik nasib ve mukadder buyursun âmin.

1613


Benim geçen sene ayrıldığım yerdeki Hacı İsmail adlı bir zat bu sene Hicaz'dan aziz ve muhterem ve mübarek Üstad'ımıza bir mektup yazıyor.. ve benden göndermekliğimi istiyor. Bu acib cezbeli zatın arzusu, huzuru

(158)Son Şahitler-3 S: 169

1614

1722 nuza girmekliğime de vesile oldu. Fakat yazısının okunabilmesi için bazı yerlerini tercümeyi faydalı buldum.



Her biri binlere bedel Nur şem'inin pervaneleri ve Kur'anın fedakâr hadimleri iman-ı tahkikînin kahraman mücahidleri kardeşlerime birer birer binler selâm ve dualar ile aziz ve muhterem ve müşfik ve mübarek Üstad'ımın kemal-i hürmet ve ta'zimle ellerini öper, hayır dualarından mahrum edilmemekliğimizi istirham ederim.

Kardeşimiz Abdülmecidle muhaberemiz var. Lehülhamd sıhhattedir. Şimdi de Suad'ı askerdir. Bu muhitte lütf-u Hak'la alâkadarlar meydana geldi. Alâkalılar nurlardan hayli fayda gördüler.

Allah nasib ederse, iki veya üç ay sonra fiilî ve maddî işten ayrılmak. hizmet-i Nuraniyeye devam etmek için Erhamürrahiminden tevfik ve medet niyazındayım. Buradaki alâkadarlar namına da hürmet ve ta'zimle mübarek ellerinizi tekrar öper, hayırlı dualarınızı niyaz ederim.

Elbaki Elhübbufillah

Hulusi(158)”

Hulusi Bey'in Şiiri

"İKAZ-I HAKİKAT

Üstad çıkmış zindandan müjdeler hepimize

Zâlimleri kahredip göstersin Huda bize,

Nurlar daim parlasın lütfetsin Allah bize,

Sakar mev'ud dinsize, hamdolsun Rabbimize.

Nurlar Kur,an tefsiri bize büyük ni'mettir,

Şâkirtlere vazife ihlâs ile hizmettir.

Hâkimler zalim olmuş istiyorlar belâyı,

Kulaklar sağır olmuş, duymuyorlar sadayı,

Gözleri a'ma olmuş görmüyorlar eşyayı,

Kalbleri kasî olmuş bilmiyorlar Mevlayı,

Nurlar Kur'an tefsiri bize büyük ni'mettir.

Şakirtlere vazife ihlâs ile hizmettir.

Ahkem-ül Hâkimin var inanmışız biz ona,

Ekrem-ül Ekremin var dayanmışız biz ona,

Erhamürrahimin var sığınmışız biz ona,

A'dal-ül âdilin var güvenmişiz biz ona

Nurlar Kur'an tefsiri bize büyük ni'mettir ,

Şâkirtlere vazife ihlâs ile hizmettir.

1615


Nur Şâkirdi çalış sen, Allah ecri verecek,

Sana kalkan elleri Rabbin kırıp ezecek,

Dırdır eden dilleri, Semi' kökten kesecek ,

Hain bakan gözleri Basir a'ma edecek.

Nurlar Kur'an tefsiri bize büyük ni'mettir.

Şakirtlere vazife ihlâs ile hizmettir.

(159)Hususi dosya, dikişsiz tomar S: 9

1616


1723

Üstadını örnek yap eûzü çek şeytana,

İhlâsını rehber yap, besmele çek Kur'ana ,

Namazını mirac yap, tekbiri çek Yezdan'a ,

Tevhidini siraç yap, kandili yak merdane,

Nurlar Kur'an tefsiri bize büyük ni'mettir,

Sâkirtlere vazife ihlâs ile hizmettir.

Emelimiz kudsîdir sarılalım Kur'ana,

Üstadımız Nursîdir yapışalım bürhana,

İhvanımız Nurlîdir dayanalım sultana,

Muhlisiniz diyor ki yalvaralım Sübhana.

Nurlar Kur'an tefsiri bize büyük ni'mettir,

Şâkirtlere vazife ihlâs ile hizmettir.

H.1368-1949 M.

HULUSİ160)”

(160) Emirdağ-2 Müntehap dosya sıra no: 16

1617

1724


ZÜBEYR GÜNDÜZALP VE MUSTAFA SUNGUR'UN ÜSTAD'IN HİZMETİNE GİRMELERİ

Afyon hapsinden bir iki sene önce, Konyada PTT. istihbarat memurluğu yapmakta iken, Afyon hapsine alınan ve ilk mevkufiyetinde on sekiz gün hapiste kaldıktan sonra, savcının otuz sanık hakkında takipsizliğe karar verdiği 23.3.948 günü tahliye edilen Zübeyr Gündüzalp, artık Üstad'ından ve Üstad'ının hapishanesinde bulunduğu Afyon şehrinden ayrılmamış, oraya post sermiş, kalmıştır.

Zübeyr Gündüzalp, Üstad'ının dışardaki lüzumlu işlerini, kitap gönderme getirme işini ve evrak ve avukatlarla görüşme vesaire işleri; aynı zamanda o sıra Üstad'ın aleyhinde gizli tahriklerle yazı yazmaya başlıyan mahallî ve umumî gazetelere karşı cevab yazma gibi işleri de yürütüyordu.

Afyon Mahkemesi 6.12.1948'da karara vardıktan sonra, tekrar Zübeyr'i diğer bazı Nur talebeleriyle birlikte içeri almışlardı. Zübeyr Gündüzalp bu defa dört beş ay kadar hapiste Üstad'ının yanında kaldıktan sonra, tekrar tahliye edilmiş ve yine Afyon'dan ayrılmamış kalmıştır. Bu arada hapisten tahliye olan M.Sungur ve Ziya da beraber kalmışlardır..Ta üstadlarının 20 Eylül 1949'da tahliyesine kadar... Bu tarihten sonra Sungur ağabeyle beraber bizzat Üstad'ının hizmetine girmişler ve artık ayrılmadan Üstadın yanında kalmaya azmetmişlerdir. O sıra İstanbul Üniversitesi Nur talebelerinden Ziya Arun da bir muddet beraber bulunmuştur. Böylece Zübeyr Ağabeyin, Üstad'ının hizmetinde daimî bulunması, yani ilk kalış devresi, 23 Temmuz 1950'de çıkan umumi af kanunu üzerine kendisine iade edilen eski memuriyetine, Üstad'ının emriyle yeniden 1950'nin son aylarına Kadardır ve bundan sonra tayini Islahiye kazasına çıkar. Zübeyr Ağabeyin bu ikinci sefer memuriyeti böylece Islahiye'de 1951 yılı başlarında başlamıştır.

Zübeyr Gündüzalp, bu yeni memuriyetinde altı-yedi aylık iken; 1951 yılı içinde, Abdullah Yeğin ağabey Üstad hazretlerinin hizmetine girmek üzere yanına gelir. Hazret-i Üstad da onu, daha önceleri altı aylığına göndermiş olduğu Ceylan Çalışkan yerine, yeri boş kalmamak için Urfa'ya Nur hizmeti için gönderir. Bu arada Zübeyr Ağabeye de tayinini Urfaya yaptırması için haber gönderir. Zübeyr Ağabey de tayinini Urfa'ya yaptırmaya muvaffak olur ve o da Urfa'ya gelir, daha sonra, Hüsnü Bayramoğlu da yanlarına gönderilir. Böylece üstad'ın fedai ve güzide talebelerinden bu üç zat Urfa'da bir buçuk sene kadar kalırlar.

1618


1953 başlarında Urfa'da Nurculuk yapmak, çocuk okutmak vesaireden tevkif edilirler. Urfa hapishanesinde kırk gün kadar yattıktan sonra da; O

1619


1725 sıra Isparta savcılığı Türkiye'de Nurculuk dosyalarını birleştirmek gayreti içine girmiş; Adliye Bakanlığının emri ile bu fedakârların ellerine kelepçeler vurularak Urfa'dan Isparta'ya götürülürler. Isparta'da iki ay kadar hapis kaldıktan sonra, gayr-ı mevkuf tahliye edilirler. O sıra da Hazret-i Üstad'ın Samsun mahkemesi dolayısıyla İstanbul'da bulunduğu için doğruca Üstadlarının yanına giderler. Bir müddet İstanbul'da Üstad'ın yanında kaldıktan sonra; Hz. Üstad, Zübeyr Ağabeyi kendi yanında daimî şekilde hizmet için bırakır ve Abdullah Yeğin ile Hüsnü Bayramoğlunu 1953 yılı yaz aylarında tekrar Urfa'ya gönderir.

Böylece Zübeyr Gündüzalp'ın Üstad'ın hizmetindeki günleri, -birbuçuk sene kadar olanı hariç- 1948 başlarından, 1960 Martı sonuna kadar, onbir buçuk senelik bir zamandır. Allah binler rahmet eylesin, âmin!..

Mustafa Sungur Ağabeyin de Üstadın hususî hizmetine girmesi, (fakat daha çok haricî hizmetlerde istihdam edilmiştir) Zübeyr'le beraber başlamış, kesintisiz Üstadın vefatına kadar devam etmiştir. Allah selâmet versin.

1620


1726

ÜSTAD'IN İKİ BUÇUK AYLIK AFYON HAYATINDA

YAZDIĞI ŞEYLER

Hazret-i Üstad Afyon'daki bu kısacık hayatında hangi mektupları yazdığını, kaç tane yazdığını kesin bilememekle beraber, fakat herhalde talebelerini mektupsuz da bırakmış değildir. Burada yazıldığına kesin nazarıyla baktığımız pek mühim olan şu gelecek mektubudur:

Aziz Sıddık kardeşlerim!

Evvelâ: Geçen bayramınızı(161) ruh-u canımızla tebrik ediyorum. Sureten görüşmediğimizden merak etmeyiniz. Biz manen daima beraberiz.

Saniyen: Zübeyr'in ve başkalarının bir iki sualine cevabtır:

Dediler ki: "Neden halkın halisane teveccüh ve hürmetlerinden çekiniyorsun?. Ve memurların bu bayramda halkı senin ziyaretine gelmesine men' etmelerine ve mütemadî tarassud etmelerine karşı sıkılmadın, memnun oldun?"

Elcevab: Risale-i Nur bazı yerlerinde bu ehemmiyetli sualin cevabını vermiş. Bir hülâsası şudur:

Bu zamanda enaniyet ziyade hükmettiğinden, hakikata hizmet edenler ihlâsını muhafaza etmek için enaniyeti okşıyan şeylerden bütün bütün çekinmek lâzım geldiği gibi; Bu zamanda ekseriyetçe halk, teveccüh ve hürmeti ve malını pek pahalı verir. Yani verdiği sadaka, hediye ve hürmete mukabil; bende bir salâhat, belki de bir manevî mertebe niyetiyle veriyor. Bazen makbul duaları da mukabilinde ister. Demek benim hakikî şahsıma vermiyor.Belki hüsn-ü zanla kâmil tahayyül ettiği Said namında bir şahsa veriyor. Öyle ise, o sadaka ve o hürmet ve teveccüh bana câiz değil, helâl olmuyor.

Çünki eğer ben kendimi salih ve onların düşündüğü gibi bilsem, o vakit bir gurûr ve enaniyet olur, o salâhatın ademine delildir. Salâhata mukabil olan mal, bana helâl olamaz.

Eğer kendimi salih bilmezsem, onların düşündüğü bende olmadığını bilsem; bana o teveccüh, o hediye câiz olmaz. Hem mukabilinde dua ve himmet

1621

istenildiğinden, o fiatı veremediğimden, alması bana ağır geliyor, belki de câiz değil.



(161) Bu bayram, kurban bayramıdır ki;15Ekim 1949'dadır. Buna göre bu mektubun 20 Ekim 1949'da yazıldığına kesin bakabiliriz. A.B.

1622


1727

Eğer yalnız gurbetim ve ihtiyarlığım ve hastalığım ve hocalığım için merhamet, hürmet, teveccüh, yardım olsa idi,(162) belki bana dokunmıyacaktı.



Yüklə 4,31 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   57   58   59   60   61   62   63   64   ...   112




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə