Kiyamet sûresi 26-27. ÂYet


الجَنَّةُ أَقْرَبُ إِلَى أَحَدِكُمْ مِنْ شِرَاكِ نَعْلِهِ، وَالنَّارُ مِثْلُ ذَلِكَ



Yüklə 207,14 Kb.
səhifə2/3
tarix04.11.2017
ölçüsü207,14 Kb.
1   2   3

الجَنَّةُ أَقْرَبُ إِلَى أَحَدِكُمْ مِنْ شِرَاكِ نَعْلِهِ، وَالنَّارُ مِثْلُ ذَلِكَ

Değişik rivayetler vardır.



  • Cennet ve cehennem size ayağınızın tasmasından, bağcığından daha yakındır.19

Nerdeymiş peki? O ayağın var ya ayağın, o kıyam ettiğin kıyamet, o bastığın, o yerle seni ayakta tutan kademin var ya işte o ayağın senin ya cennetin içindedir ya cehennemin içindedir. Yani sen ya cennet içinde yaşıyorsun veya cehennem içinde yaşıyorsun. İşte bunu fark etmektir. Kalp yaşamı kazanmış insanlar, kalbi ile yaşayan insanlar, aklı ile değil, eliyle ayağıyla midesiyle değil, şehvetiyle değil kalbiyle yaşayan insanlar

لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ

  • Şüphesiz bunda, aklı olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.”20

De ifade ettiği gibi kalbi olanlar, kalp semtine girenler

وَلِمَنْ دَخَلَ بَيْتِيَ مُؤْمِناً

  • ..iman etmiş olarak evime girenleri....”21

O insanların sözü şudur: o insanların sözü Rablerinin sözüdür. Nedir?

إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَعِيداً

  • Şüphesiz onlar o azabı uzak görüyorlar.”22

Yüce Allah onlar diyor, o imandan, Kur’an’dan, vahiyden uzak olanlar, aklı ile âlemi ölçüp biçenler, akıllarınca varlığa değer verenler o ahreti uzak görürler. Orada yani ahret hayatında cennet ve cehennem gibi âlemlerden söz ediliyor veya diğer bir tevcihe göre bunların kapısının açıl susam açıl dendiği kıyamet kapısı, o bir kapıdır. Kapılar sahibi gökyüzü,

وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْحُبُكِ

  • Yollara (yıldızların dolaştığı yörüngelere) sahip göğe andolsun ki.”23

ذات أبواب demek kapılar sahibi gök, o zaman ne yapacak?

إِذَا السَّماءُ انْشَقَّتْ

  • O gün gökyüzü açılacak,”24

وَفُتِحَتِ السَّماءُ فَكانَتْ أَبْواباً

  • Gök açılır ve kapı kapı olur .”25

GÖKYÜZÜNDEKİ KAPILAR

Ne olacak ondan sonra, kapılar olacak. Artık gökyüzünde dümdüz bir satıh görmeyeceksin. Aman Allah’ım, kapıdan bol bir şey yok, dolu kapı var. Senin de kapın var. Biliyor musun Allah’ın kulu, sana da kapılar var. Her ferdin gökyüzünde, ötelere açılan iki kapısı var. Birisinden yukarıdan gelenler geliyor. Senin başına ne geliyorsa, o gelenler var ya postalanan gönderilen, o kapıdan giriş yapar. Orası tenzil veya nüzul kapısıdır. Melekler oradan gelir, rızkını getirirler, kaderini, kederini getiriler, başına ne gelirse işte oradan gelir. Gelme oradan, nüzul kapısı. Bir de yaptıklarının yukarı çıktığı ve daha sonra en son çıkacak şey de ruhundur. Onu götürecekler, işte onun götürüleceği gidiş kapısı var. Demek ki herkesin gökyüzünde iki kapısı var. Bir geliş kapısı, ruhun da oradan geldi. Ruhun ana karnına girerken oradan indi. O senin kapın, sana tahsis edilmiştir. Onun için Kur’an buna işaret ederek



فَما بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّماءُ وَالْأَرْضُ وَما كانُوا مُنْظَرِينَ

  • Gök ve yer onların ardından ağlamadı;26

İşte bu âyetin tefsirine bakarsanız bu söylediklerime rastlarsınız. Gök, onlar için öldüğü zaman yas tutmaz. Kim bunlar? İmansızlardır. Yerleri gökleri tanımayanlardır. Filozoflara göre yer ve göğü tanıyanlardır. Kendi akıllarınca, şeytanlarınca yerleri, gökleri isimlendirip cisimlendirip dizayn etmeye çalışanlardır, ateistlerdir. Bunlar öldüğü zaman ruhu oradan geçirilirken gökyüzü bir damla olsun yaş akıtmaz. Gök ehli onlara acımaz. Gök ehlinden Maskat bazı bilginlere göre عَلَيْهِمُ السَّماءُ derken يعني: أهل السماء، وأهل الأرض takdirindedir, sema ehli onlara acımaz ve ağlamaz. Çünkü bazıları, gök niye ağlasın ki, gök camid bir varlık der. Bazıları da yok, öyle şey olur mu? Gökyüzünün de hisleri vardır. Yerler ve gökler konuşur, Kur’an’da konuşmalarını görmedin mi? Allah onlara emretmiştir. فَقالَ لَها وَلِلْأَرْضِ ائْتِيا طَوْعاً أَوْ كَرْهاً 27 demiştir, ondan sonra da onlar قالَتا أَتَيْنا طائِعِينَ28 dediler diyor.

MECAZ KÖPRÜSÜ

Ama bunu bu sefer de mecaz bu diye yorumluyor. Bunun mecazı yok, Allah’ın mecaza ihtiyacı yoktur. Senin mecaza ihtiyacın vardır. Allah için her şey haktır ve hakikattir. Onun mecaza ihtiyacı yoktur. Mecaz tampon bölge demektir. Geçiş mahalli demektir. Birden ötekine atlamamak için biraz araya bir ara verelim diyor. Seni alıştırmak için şöyle bir ara yer vardır. İşte oraya mecaz denir. Mecaz köprü anlamında bir kelimedir. İki yeri birbirine bağlar. İnsanların bu tür köprülere ihtiyacı vardır. İnsanın birdenbire bir şeye giriş yapma, dalma gibi bir özelliği, lüksü yoktur, birazcık beklemesi lazımdır. Arada şöyle bir fasıla olmalı. İnsanın algılaması böyledir. Onun için Yüce Allah hepsinin arasına bir berzah koymuştur.



مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيانِ (19) بَيْنَهُما بَرْزَخٌ لا يَبْغِيانِ (20)


  • (Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar. (Fakat) aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar29

TECELLİYATIN BERZAHI

Her şeyin arasında bir berzah vardır. Tecelliyatının bile berzahı vardır. Tecellilerinde bile ama o kendi için değil, tecelli kullar içindir, mahlûk içindir. Allah kendi kendine böyle lüks olsun diye hâşâ oyun oynamak gibi bir sebeple bunu yapmaz.

وَما خَلَقْنَا السَّماءَ وَالْأَرْضَ وَما بَيْنَهُما لاعِبِينَ

  • Biz, yerleri ve gökleri oynamak için yaratmadık, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.”30 diyor.

لَوْ أَرَدْنَا أَنْ نَتَّخِذَ لَهْوًا لَاتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا إِنْ كُنَّا فَاعِلِينَ

  • Eğer bir eğlence edinmek isteseydik onu kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık böyle yapardık. .”31

Eğer böyle bir şey dileseydik bizim katımızda çok yüce, yanımda benim neler var neler diyor. O sizin suflî âlemdeki şeylere mi kaldım ben diyor. O zaman Yüce âlemden yapardım bunları ben diyor. Sizin gibi sefillerin gözünün kaldığı şeylerle mi ben diyor, oyuncağını elinden almış gibi öyle mi yapardım, yapmazdım. Eğer böyle bir şey olsaydı ben böyle yapardım. Yapmazdım ama.

İŞİMİZ GİRİP ÇIKMAK

Bu işimizin mukaddemesiydi. Kıyamet gerçeği büyük bir gerçek, büyük bir kapı, bu kapıdan sürekli girip çıkıyoruz. Ve kaderimiz bizim budur. İşte oraya gelmiştim. O ehli dünyanın cennet ve cehennem anlayışı veya cennet ve cehennemin büyük kapısını oluşturan kıyamet kapısı bunlara bakışları nasıl?



إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَعِيداً

  • Şüphesiz onlar o azabı uzak görüyorlar.”32

O münkirler, o kıyamet olayını, hesabı, kitabı, mizanı, sıratı, cenneti, cehennemi يَرَوْنَهُ بَعِيداً çok uzak görürler. Ya olacak şey mi şu? Veyahut da eğer inkâr edemese bile ya belki olur kıyamet ama daha kim bilir milyarlarca seneler var. Rastladım ben bunlara, daha çok. Benim başımda kopmaz nasıl olsa. Ben keyfime bakayım. Yahu pisletiyorsunuz havayı. Hava su pislendi kardeşim. Yapmayın şu pisliği yapmayın işte dediğin zaman daha çok canım. Evet, pisleniyor, ediyor ama sonunda bozulur ama bize bir şey olmaz. Görüyorsunuz işte bu يَرَوْنَهُ بَعِيداً nın bir ifadesidir. Bu, istib’ad anlamına da, inkâr anlamına da gelir. İstib’ad etmek uzak görmek, hayır olacak şey değil dedin mi buna istibad denir. Arap dilinde بَعِيد den gelir. İstibad etmek olur şey değil ya olması mümkün değil kardeşim. Buna Arapça’da istibad denir. Bu inkâr türüdür. Burada da maksat odur.

إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَعِيداً

Ama demin ki söylediğim şey de buraya girer. Uzak görmesi, daha çok milyonlarca sene daha idare eder ya falan gibi.



وَنَراهُ قَرِيباً

  • Biz ise onu yakın görüyoruz.”33

Gördünüz mü biz diyor Allah. Kim? Ben, meleklerim ve erlerim; biz.

YAKIN VE UZAK GÖRENLER

Biz onu yakın görüyoruz. Allah’ın erleri yakın görüyorlarmış. Nasıl yakın görüyorlarmış? Peygamber ne diyor bakın.

الجَنَّةُ أَقْرَبُ إِلَى أَحَدِكُمْ مِنْ شِرَاكِ نَعْلِهِ، وَالنَّارُ مِثْلُ ذَلِكَ

Pabucunun bağından daha yakındır. Nalininin tasmasından daha yakındır. Yani senin ayağın onun içindedir. O halde Allah’ın Kulları insan her attığı adımla ya cennette yürür veya cehennemde yürür. Namaza gidiyorsun o adımın nerededir senin. Yeminle söylüyorum cennet içinde yürüyorsun sen. Attığın adımlar, bunda benim hiç kuşkum yok. Yeminle söylüyorum o attığın adımlar nereyedir. Cennete gidiyorsun sen, cennet adımlarıdır. Ama maksat var. Riya var, uçup var. Öyle diyemem. Riya ve uçup cennet yolunda bir tuzaktır. İnsanın doğru yol üzerindeki mayınlardır. Bakın doğru yol. Namaz doğru yoldur. Namaz yolu, mescit yolu doğru yoldur. Ama unutmayın ki nice doğru yollarda eğri şeyler gizlidir. İşte bu Yüce Allah’ın dininin tanımıdır. Sırat-ı müstakim denilen şey, siz zannediyor musunuz ki bu yolun hiçbir tehlikesi yok. Açmış Yüce Allah geniş bir şekilde yol, bas gaza yürü git, hiçbir tehlikesi yok. Öyle değil. Tuzak doludur Allah’ın Kulları tuzak. Eşkıya dolu kenarlarında, önüne her an çıkabilirler, baskın yapabilirler. Mayınlar doludur. Ama mayın bilgin varsa ayı değilsen, mayınlı arazileri tanırsan ki ayılar bile herhalde mayınlara basmıyor pek değil mi? Ayıların da özel bir sinyalleri var. Ama insan ayısı öteki ayıdan daha kötüdür tabi ki, o bilmez. Hani toplumda ayı mısın derler. Biraz zekâ gerisi, geri zekâ anlamında kullanıyoruz. Ayının teki filan derler hani. Ayıya hakaret olmasın değil mi? Her zaman bunları temsilen, toplumun kullandığı tabirler olarak kullanıyoruz. Son yazdığımız kitap da işte bu anlamdadır. Feyizlerin sekizinci kitabı “Tuzaklar ve Uyarılar” sırat-ı müstakim üzerindeki barikatlar, eşkıya görüyorsunuz değil mi, nasıl o ana yollara mayın koyuyorlar. Nasıl kamufle ediyorsa bir bas, teker üzerinden geçiyor güm gidiyor. İşte bizim yolumuz da budur Allah’ın Kulları. Din yolu tehlikesizdir, hiçbir tehlikesi yoktur. Eşkıyası yoktur, bas gaza yürü git böyle değildir. Onun için mutlaka bu tehlikeleri, mayınları bileceğiz. Bunlar da ilim sayesinde, takva ile insanın halledebileceği şeylerdir. Ve Allah’ın her zaman diyoruz Kur’an’ın nuru ile biz bu önümüzü görüyoruz. Kur’an sinyaller veriyor. Burası tehlikeli diyor. Bak buraya sakın yanaşma diye önceden قَبْلَ الْوُقُوعِ bize işaret ediyor. Peygamber bazı konuları kendisine soran insana mübarek elini kalbine şöyle koydu. Buraya danış dedi. Adım atayım mı atmayayım mı eğer burada bir çekingenlik varsa bir ızdırap varsa, bir tereddüt varsa, kalbin çarpmaya başladıysa aman girme o işe buyurdu. Adımını geri at. Oradan uzak dur. Çünkü kalbin rahatsız olduğu bir şeyde hayır yoktur.



TAKVA CİHAZI

Ya Allah’ın Kulları bakın Peygamber bütün ölçüleri verdi. Kendinizde var yahu alet almanıza gerek yok. Takva nerede biliyor musunuz? Takva, insana önünü gösteren karanlığı aydınlatan bir ışıktır, mekanizma, pusuladır. Burada Peygamber buyurdu:



لَا تَحَاسَدُوا، وَلَا تَنَاجَشُوا، وَلَا تَبَاغَضُوا، وَلَا تَدَابَرُوا، وَلَا يَبِعْ بَعْضُكُمْ عَلَى بَيْعِ بَعْضٍ، وَكُونُوا عِبَادَ اللهِ إِخْوَانًا الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لَا يَظْلِمُهُ وَلَا يَخْذُلُهُ، وَلَا يَحْقِرُهُ التَّقْوَى هَاهُنَا

  • Takva buradadır.34

Kalbini gösterdi. O halde sizin cihaz almanıza gerek yok. Sırat-ı müstakimi tespit edecek bir cihaz yok Allah’ın Kulları. Bu sizin içinizde, takvadır.

وَآتَاهُمْ تَقْوَاهُم

  • Yüce Allah onlara takvalarını verdi.”35

Kim verir size bunu? Bunu kullarına Allah verir. Takva bir lütuftur. Bir tehlikeden sakınma mekanizmasıdır. Ve menşei ilahidir, bunu insanlar üretmez. Bu Allah vergisidir ve Muhammet suresinde geçiyor zannediyorum.

وَآتَاهُمْ تَقْوَاهُم

Yüce Allah onlara takvalarını verdi, iade etti. Onlara takva ihsan etti, ikram etti. Bunun diğer bir adı da Furkan’dır.



إِنْ تَتَّقُوا اللَّهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقاناً

  • Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız o size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir.”36

Bakınız eğer siz kendi açınızdan takva yönüne giriş yaparsanız, takva sa’yinde bulunursanız, takva istiyoruz.

اللهُمَّ آتِ نَفْسِي تَقْوَاهَا

  • Allah’ım! Nefsime takvasını ver.”37

Diye ki Peygamberin bize öğrettiği dualarındandır. Allah’ım nefsime takvasını ver. Gördünüz mü bakın Allah’tan istiyorsun. Allah da bunu kabul ediyor.

وَآتَاهُمْ تَقْوَاهُم

Onlara takvasını verdim. Peki إِنْ تَتَّقُوا ne oluyor o zaman. Kesbi olan yöndür bu. Aslında vehbidir. Her kıymetli şeyin aslı Allah vergisidir. Fakat bunun bize yönelik bir yanı vardır. Mesela iman Allah vergisidir. Ama senin kesbetmen gerekiyor. İman etmek için aklını kullanacaksın. Allah’ın verilerinden, gösterdiği delillerden hareketle aklını kullana kullana doğruyu bulmaya çalışacaksın. Allah’ın varlığı ve birliği konusunda adım atacaksın.

İşte bu yönden

وَالَّذِينَ جاهَدُوا فِينا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنا وَإِنَّ اللَّهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ


  • Bizim uğrumuzda cihad edenler var ya, biz onları mutlaka yollarımıza ileteceğiz..”38

sırrıyla Allah sana bunun karşılığını verir. Bu vehbidir. Ama kesb olmadan vehbin bir değeri olmaz. Çünkü Allah kendi verdiği şeye sevap vermez. Allah senin sayine sevap verecek. Ötekini zaten kendisi vermiş, ona bir de sevap mı versin. Sen onu kullanacaksın, Allah’ın verdiği şeyi, ona kesb diyoruz. O halde takvanın da bir kesb yönü vardır. İşte إِنْ تَتَّقُوا eğer takva için uğraşır didinirseniz, bunun mükâfatı nedir?

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَتَّقُوا اللَّهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا

  • Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız o size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir.”39

FURKAN NEDİR?

Allah size bir Furkan nasip eder, ihsan eder, ikram eder ve arkasından müjdeler geliyor. Bu hakkı batılı anında seçme yeteneğidir. Furkan aynı zamanda Kur’an’ın da bir ismidir. Bir anlamda size Kur’an’ın özünü ihsan eder, Kur’an’ın içeriğini ihsan eder demektir. Ne diyor bakın



وَاتَّقُوا اللَّهَ وَيُعَلِّمُكُمُ اللَّهُ

  • Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah size öğretiyor.”40

Allah size öğretsin. Kırk gün ihlâslı olabilirsen, kırk gün fetret vermeden, kopukluk oluşturmadan kalpte bir neşv-u nema oluşur. Hikmet tohumları yeşerir. Kırk gün içerisinde, kırk gün devam edebilirsen bu sebat alametidir. Kırk gün bir insan bir şeye, güzel şeye devam edebilirse arkası gelir. Kırk gün sabredeceksin. Kırk gün içki içen adam, sigara içen adam kırk gün içmeyebildi mi arkası kolaydır. Bu bir keramettir Allah’ın Kulları. Allah bu ikramdan cümlemizi ayırmasın.

Biz daha dersimize giremedik değil mi? Daha tabi ki müjdelediği kısımlar da var, uyarıcı kısımlar da var. Çünkü kıyamet akabinde insanın karşılaşacağı güzel tablolar da var, hüzünlü tablolar da var. Ama Allah’ın Kulları imanla Kur’anla uhrevi yaşama geçebildik mi, o diyara girebildik mi gerisi kolaydır. İmanla, Kur’anla o eşikte, kıyamet eşiğinden geçebildin mi gerisi Allah’ın izniyle böyle arkası gelecek, böyle saat gibi işleyecek, ya yürüyecek. Bu da büyük bir müjdedir. Cennetteki yüzleri Yüce Allah bizlere tanıttı. Yüce Allah’a nazar edip pırıl pırıl parlayan görkemli yüzlerden, güler yüzlerden, öpücükler dağıtan, gülücükler dağıtan ve yüzüne bakıldığı zaman içi açılan, insanın içinin açıldığı yüzler, içini açan yüzler, keyif veren, tat veren yüzler. Çünkü tatlılar tatlısına bakıyorlar. Güzeller güzeline bakıyorlar. Allah’a bakıyorlar. İşte o yüzlerin yapısını, görüntüsünü Yüce Allah bize lütfuyla keremiyle hamdolsun aksettirdi. Biz de bundan büyük haz alıyoruz. Görmüş gibi oluyoruz. Duymuş gibi oluyoruz oradaki kelamları, oradaki görüntüleri görmüş gibi oluyoruz. Bu görmüş gibi olma olayı Peygamberin ifadesidir.



أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ، فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاك

  • Sen onu görmesen de o seni görüyor.41

İMANIN ODAK NOKTASI

O seni görüyor. Görüyormuş gibi olmak, çünkü o bizi görüyor. O’nun bizi gördüğü kesindir. Biz O’nu göremiyoruz. Her hâlükarda dünya yaşamındaki vaziyetimiz bu olmalıdır. O beni görüyor. Canım gören mi var? İyi de o beni görüyor. Ben göremiyorum ama bizim görmemiz her şeyin delili değil ki. O bizi görüyor. Benim onu görmem şu anda, şu konumda şu durumda müsait değil, imtihana aykırıdır. Bu kopya vermek demektir. Bilmiyor musunuz siz, öğretmensiniz, öğrencisiniz. Öğretmen size soruların cevabını gösterir mi? Önüne koyuverirse bu sui istimal değil mi? Ondan sonra da bak bak yaz. Böyle imtihan olur mu? O nedenle



الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ

  • Görmedikleri halde gayba iman ederler.42

Çünkü imanın odak noktası gayba imandır, melekler gayıptır, Allah Teâlâ bizim görme hududumuzun dışında, o bizim için gayıptır, gayıp kategorisi içindedir. Yani algımızın ötesinde gayıp oluyor. Vahiy denilen şeyin ne olduğunu bilmiyoruz. Nasıl bir şey olduğunu biz bilmiyoruz. Bu da bizim için gayıptır. Cennet cehennem bizim için gayıptır, şeytanlar gayıptır. Yani şeytan denilen şeyi görmüyoruz ama iman ediyoruz. Velhâsıl ne kadar iman esasları varsa, kader diyoruz bizim için gayıptır. Böyle bir levha görmüyoruz, levh-i mahfuz görmüyoruz. Şu halde iman gayba taallük eder. Zahire taalluk eden şey şuhuddur, iman değildir. Zahire taalluk eden şey, görünene taalluk eden şey şuhuttur, bunun adına şuhut denir. Görmek, onun için şahit misin sen? Şahidim, yani olayı görmüşsün, tanığısın demektir. Görmedim ama ben şahitlik yapmak istiyorum. Öyle şey olur mu? Görmeden şahitlik edersen sana lanet olur, sana lanet ederler. Görmeden nasıl gördüm diyeceksin. Olmaz. İşte bu gaybın temelini sarsmamak lazım. Bunun üzerine din ve iman yürür, dünya imtihanı bu minval üzere cereyan eder, neticede ise Rabbimizi görmek arzusu ile yaşıyoruz, dünyada sen sen sen diye hep yaşamışız. Allah Allah diye yaşamışız ve netice de Yüce Allah içimizde de müthiş alevlenme olmuş, yanma oluşmuş, hasret oluşmuş ve bunun için yanıp kavrulmuşuz. Yüce Allah da onu bize ihsan ediyor. Alın kullarım işte benim yüzüm. Doya doya bakın. O günde bunları bize söyleyecek. İşte benim veçhi saadetim. Bakın, doya doya bakın. Artık engel olmayacağım, engel yok.

ÖDÜL YERİNE HAZIRLANALIM

Çünkü orası artık imtihan yeri değil, orası mükâfat yeridir. Orada niye gösteriyor. Orası mükâfat yeri, notunu almışsın. Artık seni ödüllendiriyor. Orası ödül yeridir. Neticede tabi ki bu mutlu ve kutluluk içinde yaşayan bu güzellerin içinde bir de durumu vahim olanlar var. O arsız, hırsız, namussuz, dünya hayatında her türlü pisliği pervasızca işleyen, sınır tanımayan, kanun tanımayan, Allah Peygamber nedir, umurunda olmayanlar onlar ne olacak? İşte Allah bize onların da yüzlerinden bir kesit sundu. İlahi kamerayı tuttu ve bize bu Kur’an’ın yüzünde oranın yüzünü aksettiriyor. Oradaki yüzü sayfaların yüzüne, kitabın yüzüne yansıtıyor ve bu yüzde o yüzü biz temaşa ediyoruz. Ne büyük saadettir. Allah’a sonsuz müteşekkiriz. Bu, şeksiz ve şüphesiz olan, ikna edici olan Allah’ın buyruğu, Allah’ın sözü, beşer sözü değil, Allah’ın sözüdür. Rabbimiz anlatıyor, biz de dinliyoruz. İşte o gün asık suratlar vardır, ekşimiş suratlar vardır. Evet 24. âyetten devam ediyoruz meal olarak veriyorum. Asık suratlar, ekşi suratlar böyle, buruk yüzler vardır. Ki o kesin olarak kendisine omurgasını paramparça edecek bir azabın yapılacağını bilir, artık inkâr edemez. Kesin olarak bunu bilir ve anlar. Benim artık işim kötü der. Bundan sonra tutacak bir yerim artık yok der ve bunu kesin olarak bilir. İtiraz edecek halde değildir. Kusurunu itiraf etmiştir.



فَاعْتَرَفُوا بِذَنْبِهِمْ

  • İşte böylece günahlarını itiraf ederler .”43

DİZÜSTÜ ÇÖKENLER

Sırrıyla artık bitkin, sessiz, kendinden geçmiş, umutsuz, dökülmektedir. Ayakta zaten duracak halde değildir, çömelmiştir. Bunları Kur’an casiye44 olarak anlatır. Dizleri üzerine çökmüş, ayakta duramaz vaziyette artık işi bitmiştir. Cehennemin çevresinde böyle öylüm gibi kalakalmıştır. Dilleri sarkmış, bağırsakları yerlerde, bunları tasvire kalkışsak yetmez. O gün ne kadar korkunç hal, vaziyet varsa bu ehli narın başını sarmıştır, başına gelmiştir, o haldedir, iğrençtirler, korkunçturlar. Siz öyle çekilmiş, güzel, endamlı duracağını mı sanıyorsunuz. Nerede! Gözleri pörtmüştür, yerinden fırlamıştır. Kulakları böyle, dudakları öyle, diller öyle, her taraf pislik kokuşmuş, kurtlar düşmüş, bunların ahvali hadislerde uzun uzun anlatılmış, yeri geldiği zaman bizler de anlatıyoruz. Burada sadece bir sahne bir anlamda onların halini beyan ediyor. Böyle kısa kısa geçiyor. Kesin olarak kendisine belini kıracak, müthiş dehşet verici bir azabın, yani bel kemiklerini, omurga kemiklerini, kül ufak edecek bir azabın yapılacağına kani olur o gün. كَلَّا ve yeniden Yüce Rabbimiz olmaz öyle şey diyerek bütün bu haşir gününü kıyamet gününü inkar eden, kâfirlere karşı bir çıkış yapıyor. Sizin bildiğiniz gibi değil a ahmaklar, sizin sandığınız gibi değil.



لَيْسَ الْأَمْرُ كَمَا تَزْعُمُونَ

لَيْسَ الْأَمْرُ كَمَا يَظُنُّ هَؤُلَاءِ الْمُشْرِكُونَ مِنْ أَنَّهُمْ لَا يُعَاقَبُونَ عَلَى شِرْكِهِمْ وَمَعْصِيَتِهِمْ رَبَّهُمْ بَلْ إِذَا بَلَغَتْ نَفْسُ أَحَدِهِمُ التَّرَاقِيَ عِنْدَ مَمَاتِهِ

Şekliyle كَلَّا bu men ediyor. Bırakın şu inançsızlığı, son verin şu arsızlığa, namussuzluğa, Peygamberime karşı gelmeye bir son verin şekliyle انْتَهُوا şekliyledir. ارتدعوا عن ذلك Buna bir son verin. وتلهبوا على ما بين أيديكم من الموت Önünüzdeki ölüme karşı uyanık olunuz ki o ölümü andığınız zaman dünya sizden kesilir, kopar. Dünya ile ipinizi, alâkanızı koparmış olursunuz ve ahirete intikal etmiş olursunuz ki, ahiret yurduna rahatça geçmiş olursunuz ki orada sonsuza kadar kalacaksınız diyor. Metin olarak kaldığımız yerden devam edelim. إِذَا evet كَلَّا dan sonra olmaz öyle şey bırakın şu inkarı, dikkat edin. إِذَا بَلَغَتِ erişince, ulaşınca, أي الروح yani can, can ulaşıncaMüfessir, şimdi nereden çıktı bu ruh diye tefsir etti. Yukarıda böyle bir şey geçmedi ki. Üstelik de بَلَغَتِ te ile gelmiş. Ruh diye şey yapıyoruz. هِيَ diyoruz. هِيَ de الروح a racidir. Bu nasıl caiz oldu. وجاز caiz oldu. وإن لم يجر لها ذكر daha önceden adı geçmese de, ruhun adı geçmedi ama burada kastedilen ruhtur. لأن الآية çünkü ayetin hitap tarzı, ifade tarzı تدل عليها ona delalet etmektedir. Yani şimdi burada insanın ölüm hali anlatılıyor. Dolayısıyla burada إِذَا بَلَغَتِ التَّرَاقِيَ kelimesi الْحُلْقُومَ demektir. Diğer bir ayette de



Yüklə 207,14 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə