Kürt siyasetiNİN 'mahmut hoca'si anlatiyor



Yüklə 15,94 Kb.
tarix25.11.2017
ölçüsü15,94 Kb.
#32883

KÜRT SİYASETİNİN 'MAHMUT HOCA'SI ANLATIYOR:

Özgürlük için ayrı ülkeye gerek yok

Mahmut Hoca... Bir bilge adam... 60'lardan beri bu mesele üzerine düşünüyor, bir Kürt olarak, bir solcu olarak ama en çok insan olarak...Ve 'Bir gün lazım olur' diye anlatıyor...


Ece Temelkuran

FOTOĞRAFLAR / Yurttaş Tümer

Kürt siyaseti yol ayırımda - MECLİS Mİ, PKK MI? - 4


Doğrular eskiyince doğru olmaktan çıkar mı? Doğruyu söyleyen insanlar ihtiyarlayınca söyledikleri illa ki "dinozorların söylemi" mi olur? Sağlıklı, incelikli tahlillerin duyulmasını engelleyen bir gürültü ortasında bir insan neden hala düşünmeye ve düşündüklerini söylemeye devam eder?


"Belki birgün lazım olur, bir adam da bunları söyledi dersin"
Böyle diyor "Mahmut Hoca". O, Kürt meselesi adlı karmaşık "Hababam Sınıfı"nın "Mahmut Hoca"sı! Benim için de Diyarbakır'daki "kerterizlerden" en önemlisi. Bir bilge adam. 60'lardan beri bir Kürt olarak, bir solcu olarak, bir doktor-düşünür olarak ama en çok bir insan olarak bu mesele üzerine düşünüyor ve sivil siyaset yapıyor. 60'larda TİP'in destekçilerinden, daha sonrasında SHP'nin bölgeden adayı. Ama Mahmut Hoca şimdi "reel siyasetten" söz etmek istemiyor:
"Bugünkü işportacı siyasetidir. İşportacı nedir? Hergün başka bir şey satar, her gün başka bir yerde satar. Birbirini dinlemez, bağırır da bağırır. Ama zabıta her zaman oradadır! Düzeyi düşürmeyelim. Ben sana meselenin özünü anlatayım."
Tarihi Hasanpaşa Konağı'nın kara taşları üzerinde anlatıyor Mahmut Hoca:
"Her iki taraf da Kürtlüğü Apo meselesine indirgiyor. Devlet, en başından beri legal Kürt siyasetinden korktuğu için illegal Kürt siyasetini muhatap alıyor. İllegaliteyi, legal siyaseti dağıtmak için kullanıyor. DTP üzerindeki "terörle bağın var mı?" baskısı bu yüzden. Ama sorunun kendisi ortada duruyor.
Kürtler için de kolay olan silahlı mücadeledir. Zor olan legal mücadeledir, legalde durabilmektir. 50'lerden bu yana Kürt düşünürleri, entelejansiyası legal inisiyatifi kullanamadı. İllegal programlar örgütlenebildi ve pozisyon aldı."
Sonra TİP döneminden söz ediyor:
"60'larda, özellikle 68'deki TİP Kongre'sinde, aç bak, Kürt meselesi vardır. En sağlıklı şekilde vardır. Ardından darbe geldi. Devlet Kürtleri değil, Kürtlüğü hedef almaya başladı. Özal o zaman '500 bin kişiyi Batı'ya kaydırırsak bu işi çözeriz' demişti. Sonra köy boşaltmalar başladı. Kürt kültürünü üreten yerler köylerdir, oraları dağıttılar."
Yanımıza mendil satan bir çocuk yaklaşıyor. Hep göç çocuklarıdır bunlar. Mahmut Hoca çocuğu gösteriyor:
"Bunlar yoktu işte o zaman. Kürtler hep yoksuldu ama muhtaç değildi. Bölge politikalarıyla, koruculuk sistemiyle Kürtler üretimden uzaklaştırıldı. Üretimden uzaklaşan insan ilk önce onurunu kaybeder. Hep söyleyip durdukları özgürlük göreceli bir kavramdır. Hapishanede de özgür olabilirsin, kafana bağlı o. Ama üretimden gelen onur mutlaktır, kaybettiğin zaman bitersin."

SHP fırsatı kullanılamadı

Darbe sonrası döneminde SHP ile gelen fırsatı anlatıyor:


"O, bizim gibi halk çocuğu olan insanların toplumla ilgili söz sahibi olma fırsatıydı. İnsanlar bizi meydanlarda görüp iftihar edeceklerdi. Seçilmek seçilmemek meselesi değil, insanlar sorunlara sahip çıktığımızı görecekti. Ama o fırsat kullanılamadı."
Bugüne gelince Mahmut Hoca net bir cümle söylüyor:

"Kürtlüğün şasesini dağıtıyorlar!"
Son elli yıldır buralara bakan bir insan olarak Kürtlerin hiç bu kadar kötü durumda olmadığını anlatıyor Mahmut Hoca. AKP'ye sıra gelince:
"Zamanında DP'ye de verildi oylar. Bu siyaset bölgede tavra dönüşmez. Zamanında görüldü. Oy, milletvekiline dönüşür, tavra değil."

Peki ne yapılacak?
"Özgür ve onurlu olmak için ülke kurmaya gerek yok. Türkiye'deki Kürtlerin bağımsızlığa değil, özgürlüğe ihtiyacı var. Türklerle birlikte özgürlük. Türkler olmadan sağlıklı bir Kürt politikası üretmek zordur. Kürtler, Türkler olmadan politika yaparsa ne olursa olsun ayrımcılık çıkar ortaya. Siyaset sizi ayrımcılıkla itham eder."

Bu nasıl olacak?

Hipokrat'ın ilk kuralı!

"Bu toplumun misyonerleri eksiktir. Eğitim, sanat, tıp, bilim alanlarında Türkiye'ye ve dünya entelektine katkıda bulunacak insanlar yetişecek. Siyaset ancak bu alanlardan çıkar. Bu alanlarda sağlıklı bir noktadaysanız ancak sağlıklı politika üretirsiniz. Yoksa..."


Mahmut Hoca Latince bir cümle söylüyor:
"Pirumum non no sere."
"Hipokrat'ın birinci kuralıdır" diyor, "Hastaya zarar vermeyeceksin".
"Kürtlerin ve Türklerin siyaseti Kürtlere zarar veriyor" diyor. Tekrar ediyor:
"Öl dese öldükleri bir siyaset var ama bu toplumu iyileştirecek siyaset üretilmiyor."
Mahmut Hoca'nın sözleri bazen Kürt siyasetine "eski zaman işi" geliyor, diğer yandan Diyarbakır'da kimse çıkıp da "Yok öyle değil" de demiyor söylediklerine. Türkiye solu içinde onunla aynı yaştaki, aynı gelenekten gelen adamlar İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de nasıl tuhaf bir sessizlikle karşılanıyorsa o da sessizlikle karşılanıyor burada. Peki ben niye yazıyorum bunları?
Mahmut Hoca'nın dediği gibi "Lazım olur, bir gün bir kadın da böyle demişti dersiniz" diye.

Yine de bir hayalim var...

Her iki tarafın da şartları konuyor masaya; "hassasiyetlerden" kaynaklanan kırmızı çizgileri. Bu çizgiler, bir araya gelindiğinde belki de hiç olmadığı kadar "kızarıyor".


Her iki taraf da hem kendisinin hesabını hem de karşı tarafın hesabını açıkça konuşmuyor, yokmuş gibi yapıyor.
Her iki taraf da karnından konuşuyor; şifreli konuşmalar arasında karşılıklı söylenen sözün özü ve gerçekliği kaybediliyor.
Her iki taraf da hiç itiraf etmiyor, ama tam tersini söyledikleri anlarda bile birbirine hiç güvenmiyorlar.
Her iki taraf da Kürt meselesi üzerine yapılan aydın toplantılarında bile "resmi görüşlerini" karşıklı açıklarken hakikatler fısıltılarla geçen kahve aralarına bırakılıyor. Milliyetçilik eleştirisinin yapıldığı toplantılarda bile her iki taraf da birbirinin "ötekisi" oluyor.
Her iki taraf da birbirini hakikaten merak etmiyor. Merak ederek nezaketsizlik yapmaktan korkuyor belki, belki önkabullerle hareket etmek konforlu bulunuyor. Çıkmazlarını, yetersizliklerini, isteklerini ifade etmekten kaçınan taraflar birbirine bir oyun oynuyor.
Her iki taraf da, aslında, yalnız başına kazanmak istiyor...
Türkler, Kürt karşıtlığı üzerinden emperyalizm eleştirisi yapıyor; Kürtler Türk karşıtlığı üzerinden sömürü eleştirisi. Nereye kadar?
Türk Kürdü görünce daha çok Türk, Kürt Türk'ü görünce daha çok Kürt oluyor. Politika bir insan ilişkisidir; gerçek insan ilişkileri kurulmuyor.
Bu anlattıklarım, Kürt ve Türk siyaseti üzerine yıllar içinde edindiğim gözlemlerimdir.
Ve benim yine de bir hayalim var. Daha önce gerçekleşmiş ve yeniden gerçekleşebileceğine inandığım bir hayal.
Ama önce bir soru sorayım:
Kürt meselesi üzerine yazıp çizen, en aşırı milliyetçisinden en "siviline" kadar kaç aydın Kürtçe "Merhaba" demeyi, "Seni seviyorum" demeyi biliyor? Bu memlekette boyacı çocuklar bile iki-üç dilde "Seni seviyorum" diyebilir ama o esmer, boyacı çocukların ana dilinde bunu söylemeyi kaçımız biliyoruz? Meraklısına söyleyeyim:
"Ez te hasdıkım"
Önemsiz mi göründü? Niye önemsiz görünüyor biliyor musunuz? Çünkü en aşağıdakinden en yukarıdakine kadar her iki tarafta da büyük bir çoğunluk aslında birbiriyle "diplomatik" bir ilişki kuruyor. O diplomatik ilişkilerde de "Seni seviyorum" demeye hiç gerek olmuyor.
Ve benim yine de bir hayalim var. İnsanı, insanlığı ezen bütün sistemlere ve politikalara karşı beraber, dik ve yanyana durabilmek. Yoksulluğa karşı yoksulların kim olduklarına bakmadan açlıklarını gidermek için beraber olması. Anayasa'nın darbecilerin yargılanmasını engelleyen 15. maddesini değiştirmek için beraber olmak. Sendikaların, üniversitelerin, partilerin özgür ve haysiyetli çalışmasını hep birlikte sağlamak. İslamofaşizmin insanları ve memleketi tektipleştirmesine karşı beraber direnmek.
İnsani düzeyde de birbirini merak etsin istiyorum insanlar. Kürtler şu yemeği nasıl yapıyor, Türkler zeytinyağlıları nasıl pişiriyor(!)? Hakkârililer düğünlerde sabahtan başlayıp akşama kadar çay için nasıl durmadan halay çekiyor, İzmirliler cenazelerde nasıl davranıyor? Böyle şeyler işte. Çünkü insanlar artık bu ülkede birbirini merak etmeye bile korkuyor.
Merak edince öğreneceklerinden, öğrenince yumuşamaktan, yumuşayınca birlikte olmak istemekten korkuyor. Ama birlikte olmayınca birlikte politika yapılmıyor.
Ve yine de benim bir hayalim var...

Yüklə 15,94 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə