MağRİP'İn güvenliĞİNİ yeniden düŞÜnmek



Yüklə 69,02 Kb.
tarix29.07.2018
ölçüsü69,02 Kb.
#61954

MAĞRİP'İN GÜVENLİĞİNİ YENİDEN DÜŞÜNMEK


Öğr. Gör. Tarık ŞENTUNA*, Öğr.Gör.İsmail YAŞAR**

Özet


Mağrip olarak adlandırdığımız Kuzey Afrika ülkeleri ulusal güvenliğini ikinci ülkelerle birebirde kurdukları ilişkiler vasıtasıyla sağlamaktadırlar. Bu çalışmada Avrupa Birliği ve Güneydoğu Asya örneklerinde olduğu gibi Mağrip Bölgesi güvenliğinin bölgesel işbirliği ve entegrasyon yaklaşımının mümkün olup olamayacağı sorusuna cevap aranacaktır. Mağrip’te güvenlik bölgesel işbirliği yönüyle sağlanabilir mi? sorusuna cevap ararken bölge ülkeleri açısından fırsatların ve tehditlerin bir arada yer aldığını görmekteyiz. İlk olarak bölge ülkeleri ortak bir kolonizasyon geçmişine sahip, post kolonyal dönemde bağımsızlıklarını kazanmış ve benzer düşmanla savaşmış, Arap dilinin konuşulduğu ve çoğunluğu Müslüman olan dolayısıyla ortak değere sahip bir demografik yapı barındırmaktadır. Diğer yandan bütün bu ortak değerlere rağmen bölgesel işbirliği ve entegrasyon oluşturmak için uygun bir sektör olan ekonomik ilişkiler çok zayıftır. Mağrip ülkeleri kendi aralarındaki güvenlik ikilemini de çözebilmiş değildirler. Bölge ülkeleri birbirlerinin sınırları tanıma konusunda da sorunlar yaşamaktadır. Mağrip bölgesine yönelik ortak bir tehdidin olmaması bölgesel güvenliğin sağlanmasında işbirliğine gidilmesinin önündeki diğer bir engeldir. Bölge ülkelerinin iç tehdit algıları ise İslami muhalefettir. Ülkeler bazen bu tehdidi birbirlerine karşı da kullanabilmektedirler. Bu durum ise karşılıklı güvensizliği beraberinde getirmektedirler. Sonuç olarak Mağrip bölgesi ülkeleri bağımsızlıklarını post kolonyal dönemde kazanmış genç devletler olarak, özellikle Soğuk Savaş sonrası karmaşık bir hale gelen güvenlik tehdidine karşı bölgesel işbirliği ve entegrasyon yaklaşımına karşı sahip oldukları potansiyeli kullanma yönünde isteksiz davranmakta ve orta vadede güvenliklerini soğuk savaş refleksinin bir ürünü olan güç dengesi yaklaşımı ve ikili anlaşmalar yoluyla sürdürmeye kararlı gözükmektedirler.

Anahtar Kelimeler: Mağrip, Bölgesel İşbirliği, NATO Akdeniz Diyaloğu, 5+5 Ülkeleri

Reconsidering the Security in Maghreb

Abstract


Security of Northern Africa, also known as the Maghreb is maintained through bilateral relations. In this study, we investigate if the security of Maghreb can be realized through regional cooperation and integration which is the case in the examples of European Union and South East Asia. To start with, it is important to keep in mind that countries in the region have common colonization past in which they gained their independence from the common enemies. Although Maghreb nations have common values based on demographic structure of overwhelming Muslim population speaking Arabic, economic relations, an appropriate ground on which regional cooperation and integration can be built is very weak. Maghreb countries have not resolved the security dilemma exist among one another. Countries in the region have also serious problems concerning mutual border recognition issues. Another obstacle standing before regional cooperation for Maghreb security is that there is no common perceived threat by the countries towards the region. Maghreb countries' perceptions of internal threats are linked with Islamic opposition. And countries use this against each other which bring about mutual mistrust. As a conclusion, Maghreb countries, as young states which won their independence during the post-colonial era are not willing to launch regional cooperation against the new emerging sophisticated security challenges of post-cold war era. But they would rather maintain their security through balance of power and bilateral agreements which are the products of cold war practices.

Key Words: Maghreb, Regional Cooperation, NATO's Mediterranean Dialogue, 5+5 Countries

GİRİŞ

Kuzey Afrika'nın ulusal güvenliğini en iyi şekilde bölgesel birliktelikten ziyade ikili ilişkiler tasvir eder. Mağrip devletleri Avrupa ve Güney Doğu Asya örneğinde olduğu gibi devlet davranışlarını belirleyen çok taraflı mekanizmalar oluşturamadıklarından dolayı aralarındaki sorunları ve çekişmeleri çözmede söz konusu mekanizma ve kurumların kolaylaştırıcı kaldıraç etkilerinden mahrum kalmışlardır. Bu kapsamda sorunsalımız "Mağrip'te özellikle ülkelerin birbirleriyle olan güvenlik sorunlarının çözümünde çok taraflı bir yapının veya organın teşkil edilebilmesinin mümkün olup olmadığının ortaya konulmasıdır. Sunumda çok taraflı bir güvenlik yapısı oluşturmanın önündeki faktörler ve nedenler incelenecektir. Çalışmaya ilk olarak kısa bir şekilde çok taraflılık yaklaşımının teorik bir çerçevesinin açıklanmasıyla başlanacaktır. Ardından Mağrip bölgesinde çok taraflı güvenlik anlayışının tatbiki sorgulanacaktır. Mevcut durumun fotoğrafının çekilmesinden sonra ise çalışmanın sonunda, geleceğe dair bir projeksiyon çizilmeye çalışılacaktır.


TEORİK ÇERÇEVE


Güvenliğin çok taraflılaşması kavramı özellikle Soğuk Savaşın sona ermesini müteakip uluslararası ilişkiler alanında çalışan araştırmacıların giderek daha fazla ilgi gösterdikleri bir konu haline gelmiştir.1 Bölgesel çatışmaların çözümünde yaşanan zorluklar ve barış ve güvenliğin güç dengesi yöntemiyle sağlanmasında yaşanan başarısızlıklar çok taraflılığın ve kolektif eylemin önemini arttırmıştır. Neo-fonksiyonalist ve ana akım liberal düşünürler taraflardan birinin güvenliğini arttırma yolunda attığı adımların diğerleri için tehdit şeklinde algılandığı geleneksel güvenlik ikilemi yaklaşımının bölgesel tansiyonları arttıran bir unsur olduğunu ifade etmektedirler (Brown, 1996, s. 34). Bu kapsamda David Mitrany ve Karl Deutch gibi neo-fonksiyonalist yazarlar uluslararası ve bölgesel çatışmaların işbirliği ve entegrasyon yoluyla çözümünün mümkün olabileceğinden bahsetmektedirler (Mitrany, 1966;Deutsch, 2006). David Mitrany "Çalışan Bir Barış Sistemi" adlı çalışmasında ekonomik ve sosyal konuların çözümünde ekonomik ve işlevsel kurumların öneminden bahsetmiştir. Mitrany uluslararası ilişkilerin yeniden yapılandırılarak realistlerin "yüksek politika" (high politics) kavramının önceliğini ekonomi ve sosyal konuları içeren "düşük politika" düşük politikaya bırakması gerektiğini teklif etmektedirler (Mitrany, 1966). Mitrany'nin takipçileri Karl Deutsch ve Ernst Hass ise bir adım daha atarak devlet davranışlarında ve devletlerin birbirleriyle işbirliği eğilimlerinde ekonomik ve kültürel konuların öneminin bağımsız bir değişken olarak ele alınması gerektiğini ifade etmektedir.

Soğuk Savaş'ın sona ermesini müteakip küresel bağlamda ortaya çıkan anlaşmazlıkların sadece ülkelerin kendi aralarında çözmesinin mümkün olmadığının görülmesiyle çok taraflı yapıların uluslararası sistemdeki önemi artmıştır. Tanım olarak çok taraflılık üç veya daha fazla devletin ulusal politikalarının koordine edilmesi anlamına gelmektedir (Brown, 1996, s. 34). Söz konusu koordinasyon sürecinde aktörlerin birbirleriyle hegemonik bir liderlik yarışına girmesinin önü mutlaka alınmalıdır. Bu ise ancak aktörlerin bazı egemenlik haklarını çok taraflı işbirliği sürecin içinde oluşturulacak ulus üstü yapılara devrederek veya tek taraflı davranışlarda bulunmayarak mümkün olacaktır.

Bunun yanında çok taraflılık yaklaşımı bölgesel kolektif bir politik kimlik inşasını gerektirmektedir. Böyle bir kimliğin oluşturulmasında belirli bir jeopolitik sahada ilgili aktörlerin güvenliklerine ilişkin olarak ortak bir tehdit hissetmeleri ve ortak değerlere sahip olmalarını önemlidir. Çok taraflılık yaklaşımının en gelişmiş şekli olan güvenlik toplumunun oluşturulmasında bahsi geçen kolektif kimlik kritik öneme sahiptir. Aslında güvenlik toplumu oluşturmanın bir kimlik inşası olduğunu ileri süren ilk düşünür Karl Deutsch'tur (Acharya, 1998). Bu noktadan hareketle bölgesel bir kimlik oluşturmadan çok taraflı bir kültür oluşturmak mümkün değildir. Daha da önemlisi bölgesel bir yapının oluşturulabilmesi aktörlerin ulusal güvenliklerinin bölge güvenliğine bağlı olduğuna inanmalarına bağlıdır. Diğer bir ifadeyle bir bütün olarak bölgenin güvenliğinin her bir devletin bireysel güvenliğinden önemli olduğu taraflarca kabul edilmelidir.

Mağrip ülkelerinin egemenliklerinin ne kadarını ulus aşırı bir yapıya bırakmak istedikleri soru işaretleriyle doludur. Yukarıda teorik çerçevesi sunulan bölgesel işbirliği kuramına bağlı kalarak, çalışmada Mağrip ülkelerinin bölgesel güvenlik algısı ve bu alandaki iş birliği isteği irdelenecektir.


Mağrip Güvenliğini Çok Taraflılık Yaklaşımı İçinde Yeniden Düşünmek: Fırsatlar ve Engeller


Mağrip halkının önemli bir bölümü birleşik bir Mağrip fikrine ve bölgesel entegrasyon projesine inanmamaktadır. Ayrıca bu düşünceler Mağrip liderleri tarafından da paylaşılmaktadır. Mağrip'in üç önemli ülkesi aynı dini, dili ve ortak Fransız emperyalist mirasına sahip olsalar da aralarındaki ekonomik ve sosyal bağlar zayıftır ve bu durumun yakın vadede değişebileceğine ilişkin bir emare de gözükmemektedir. Orta Asya ve Mağrip'i ekonomik perspektiften değerlendiren IMF raporunda Mağrip bölgesi toplam ticareti içinde AB ile olan ticaretin payı %66 iken bölge içi ticaretin %2'lerde kaldığını ortaya koymaktadır (Slimani, 2006). Bölge ülkelerinin birbirlerine karşı güven duymamaları bölgesel birliğin önündeki diğer bir engeldir. 1994 yılında bir grup teröristin iki İspanyol turisti Marakeş'te öldürmesinin ardından Fas hükümeti Cezayir gizli servisini saldırının arkasında olduğu gerekçesiyle suçlamış ve Cezayir'e karşı vize uygulamaya başlamış, buna karşılık ise Cezayir hükümeti Fas ile olan sınırlarını kapatmıştır.

Olası bir bölgesel birlikte, AB'de Fransa ve Almanya'nın oynamış olduğu itici motor rolünü Mağrip dinamikleri içinde Cezayir ve Fas'ın oynaması beklenmektedir. Diğer taraftan iki ülke arasındaki Batı Sahra probleminden kaynaklanan 1963 yılındaki "Kum Savaşı", ortak sınırın belirlenmesindeki anlaşmazlıklar entegrasyon yolunun açılması için gösterilen tüm çabaları boşa çıkarmıştır (Zoubir ve Volman, 1993). 1975 yılında Batı Sahra'da yaşanan sınır ihtilafının ardından, Fas hükümeti Sahra topraklarında hak talebinde bulunmuş ve bu durumu tanımayan bütün çözüm önerilerini ve Batı Sahra'ya bağımsızlık tanınması yönündeki bütün çabaları ve arayışları reddetmiştir. Görüldüğü gibi Fas'ın sorunu diğer bölge aktörlerinin müdahalesine kapalı tutması ve Cezayir ile ikili ilişkiler çerçevesinde çözmek istemesi bölgenin güvenlik yapısının nasıl şekillendiğini ortaya koymaktadır. 1989'ların başında Arap Mağrip Birliği (AMU) kurulması yönünde sergilenen çabalar bölgesel etkileşimleri arttırma, ikili ilişkilerdeki sorunlardan kaynaklanan baskıyı azaltma yönünde bir beklenti oluşturarak çok taraflılık yaklaşımını tekrar canlandırmıştır. Ancak Mağrip liderleri çok taraflılığı sadece kültür çok taraflılığı olarak algılamış ikili ilişkileri ikame edecek bir kavram olarak düşünmemişlerdir (Jensen, 2005).


Geleneksel Mağrip Güvenlik Yapısı


Bağımsızlıklarını kazandıkları tarihlerden itibaren Mağrip ülkelerinin arasındaki bölgesel liderlik rekabeti çok taraflılığa olan ilginin istenilen düzeye ulaşamamasında önemli bir nedendir. Bölge ülkeleri arasındaki kolonyal dönemden miras kalan sınır anlaşmazlıkları durumu daha da karmaşık hale getirmiş ve ülkeler Fransızlar tarafından yapılan sınır düzenlemelerini kendi ulusal çıkarlarına aykırı olarak görmüşlerdir. 1963 yılına Fas'ın Cezayir'e saldırarak Tinduf'u ele geçirmesi ve buradaki sorunun çözümü için Batı Sahra'daki Fas iddialarının tanınmasını ön şart olarak koşması bu duruma örnektir. Fakat bölgede Cezayir ile sınır anlaşmazlıkları yaşayan tek ülke Fas değildir. 1957 yılında bağımsızlığını kazanmasının bir yıl sonra Tunus Devlet Başkanı Habib Burgiba Fransız hükümeti ve Geçici Cezayir hükümetinden iki ülke arasındaki sınırların yeniden düzenlenmesini istedi. Problem, Tunus'un talebine 1965 yılında Cezayir Devlet Başkanı Hourai Boumedienne tarafından olumlu yaklaşılması ve 1970 yılında imzalanan 20 yıl süreli Dostluk, İyi Komşuluk ve İşbirliği anlaşmasıyla çözüldü.

Cezayir'in Libya ile yaşadığı problem ise Muammer Kaddafi'nin bölgesel hırslarından ve söz konusu sınırların kolonyal dönemin eseri olduğu inancından dolayı Tunus ile olan ilişkilerinden daha da karmaşıktı. Kaddafi'nin Cezayir ile olan sınırı tanımadığını bildirmesinin hemen ardından Cezayir bu hamleye 1983 yılında Tunus ve Moritanya ile imzaladığı Dostluk ve Uyum Anlaşmasını Cezayir ile uzatmayarak karşılık verdi (Damis, 1993).

Ülkeler arasında kolonyal dönemden miras kalan sınır anlaşmazlıklarına rağmen bölgedeki tansiyon bölgesel işbirliği ile değil ikili anlaşmalarla azaltılmıştır. Sorunların çözümünde hiç bir Mağrip devleti çok taraflılık yaklaşımına prim vermemiş ve ikili ilişkileri tercih etmiştir.

Ulus Devlet Mantığının Güvenlik Yaklaşımına Etkisi


Mağrip ülkelerinin hepsi onlarca yıl süren sömürge dönemlerini tecrübe etmişlerdir. Bağımsızlıklarını kazanmalarının hemen ardından ulus devlet inşa sürecine giren ülkeler farklı gelişme stratejiler izlemişlerdir. Fas ve Tunus kapitalist modeli tercih ederken Cezayir, Moritanya ve Libya sosyalist modeli benimsemiştir. Söz konusu farklı rejimlere rağmen bütün Mağrip ülkeleri için ortak payda ulusal bağımsızlıkları ve egemenlikleri konusunda katı ve tavizsiz politikaları olmuştur. Bu kapsamda Mağrip ülkeleri Westfalya mantığına sıkı sıkıya bağlı politikalar üretmiş, ulus aşırı veya bu kelimeyi çağrıştıran hiç bir oluşuma katılmamışlardır. Ulus devlet inşası ile ilgili kaygılar çok taraflı güvenlik düzenlemelerini reddetmek için bir neden olmuştur.

Ulus Devlet inşası Mağrip'te yeni başladığından dolayı yönetici elitler Mağrip'te çok taraflı güvenlik anlayışının iç birliği ve ulusal gelişim sürecini tehlikeye atacağından endişe etmektedirler. Mağrip ülkeleri açısından çok taraflı güvenlik yaklaşımlarını gerçekçi olmaktan çıkaran diğer bir husus rejimlerin askeri düzenin tahakkümü altında olmasından kaynaklanmaktadır. Sonuç olarak bu ülkelerde gizlilik kültürü ve ordunun siyasallaşması mevcut politik sistemin sürdürülmesinde rol oynayan mihenk taşlarıdır. Bu şartlar altında egemenliğin bir kısmının ulus üstü bir güvenlik kurumuna devredilmesi gerçekleştirilmesi imkansız hale gelmiştir.

Bu ülkelerde ulusal güvenlik rejime olan güvenlik anlamında kullanılmaktadır. Mağrip yönetici elitleri muhalefetin faaliyetlerini dış tehdit kapsamında değerlendirmektedir. Rejimin güvenliğinin bu derece ön plana çıkartılması Westfalya mantığının ağırlığını ortaya koymaktadır. Bu aşırı hamasetçi milliyetçilik yönüyle Mağrip, Arap dünyasının genel bir yansımasını sergilemektedir.

Parçalı Mağrip Jeopolitiği ve Bölgesel Liderlik Rekabeti


Mağrip bir bölge-altı sistem olarak Afrika, Akdeniz ve Arap dünyası olmak üzere üç ayrı jeopolitik alanla ilişki içindedir. Ayrıca bu alanlara Fas ve Moritanya sınırları açısından Atlantik Okyanusu da eklenmelidir.

Bu verili jeopolitik içinde bireysel olarak her Mağrip ülkesi kendi çıkarlarına en iyi hizmet ettiğini düşündükleri ulusal politikayı takip etmektedirler. Fakat sahip oldukları güç kaynakları itibarıyla Mağrip ülkelerinden sadece Cezayir, Libya ve bir ölçüde Fas bahsi geçen her üç alanda da çok yönlü politikalar izleme kabiliyetine sahiptir. Cezayir her üç jeopolitik ile etkileşim içinde olan bir ülke olmasına rağmen diplomatik aktivizm olarak Arap dünyasını Afrika ve Akdeniz'in arkasına atmıştır. Cezayir (1992-2000) yılları arasında ülke içindeki krizden dolayı yaşadığı uluslararası izolasyonun ardından kayıplarını telafi etmeye çalışmaktadır.

Libya da bu konuda şahsına münhasır bir ülkedir. Kaddafi'nin 1 Eylül 1969 yılında iktidara gelmesinin ardından Libya dış politikası Arabizm'den Afrikanizm'e dönmüştür. Libya Sahra-Altı Afrika'da cami ve İslam merkezlerinin yapılmasına finansal destek sağlayarak İslami öğretilerin yayılması için çaba göstermiştir. Suudi Arabistan Afrika'da Libya'nın bu çabalarını Selefi İslamın tutucu bir şekli olan Vahhabiliğin yayılması için bir tehdit olarak görmüştür. Fas'ta başta Sahel bölgesi ve Akdeniz olmak üzere kendisini Afrika'da göstermeye çalışmaktadır. Fas Kralı II. Hasan tarafından 1987 yılında ilan edilen Avrupa toplumu standartlarına uyum başvurusu bütünleşmiş bir Mağrip bölgesine olan ilgisi konusunda fikir vermektedir. 1993 yılında dönemin Fas Dışişleri Bakanı Abdelatif Filali ekonomi, diplomasi ve iç politikalar itibarıyla Avrupa'ya en yakın ülke olarak Fas'ın AB ile özel ilişkiler içinde olmaya hakkı olduğunu ifade etmiştir (Mortimer, 1999, s. 185).

Mağrip ülkelerinin yukarıda bahsi geçen üç jeopolitik bölge üzerindeki politikaları liderlik rekabetine neden olmuştur. Bölgedeki güç dengesi özellikle Fas ve Cezayir arasındaki ikili ilişkilere bağlıdır. Mağrip ülkeler arasındaki liderlik mücadelesi söz konusu olduğunda yalnız değildir. Dünyanın birçok bölgesinde ülkeler arasında benzer rekabetler söz konusudur. Örnek olarak Güneydoğu Asya'da Malezya ve Endonezya arasında liderlik mücadelesi olmasına rağmen bu ülkeler ASEAN bölgesel örgütü içinde bir araya gelebilmişlerdir. Ancak Güneydoğu Asya jeopolitik oyununda ülkelerin birbirinden bağımsız çok yönlü politikalar geliştirebilmesi mümkün değildir. Bölge kara olarak dünyanın geri kalanından kopuktur. Bölgesel etkileşim bir bakıma jeopolitiğin bölgeye zorladığı bir özelliktir. Bu faktörler göz önüne alındığında aynı zorunluluğun Mağrip'te çok taraflı güvenlik inşası için geçerli olmadığı görülmektedir. Bölgeye yönelik ortak bir tehdidin olmayışı projeyi geçersiz kılmaktadır. Bazı düşünürler Mağrip yönetimleri için ortak tehdidin ve istikrarsızlık oluşturan unsurun yükselen İslami muhalefet olduğunu ifade etmektedir. Cezayir'de 1992'de yapılan seçimlerin kesintiye uğraması İslami muhalefetin radikalleşmesini beraberinde getirmiştir. Diğer taraftan bölge ülkelerinden Libya ve Fas 1990'ların başlarında Cezayir'deki İslami muhalefeti terörizm olarak nitelememişler ve kendi ulusal güvenliklerine tehdit olarak görmemişlerdir. Kısacası bölge içi rekabet ve bölgeye yönelik ortak bir tehdidin olmaması Mağrip bölgesinde bölgesel bir güvenlik yapısının oluşturulmasını olanaksız hale getirmektedir. Aslında Kuzey Afrika ülkeleri ortak bölgesel ortak bir siyasi kimlik oluşturmayı mümkün kılan bir çok ortak değer taşımaktadır. Bu bölgesel kimlik 1989 yılında Arap Mağrip Birliği (AMU)'nun kurulmasına da yol açmıştır. Fakat AMU'nun Mağrip'te çok taraflı bir güvenlik oluşturmada bir kilit taşı olup olamayacağı belirsizliğini korumaktadır.


Arap Mağrip Birliği (AMU): Güvenliği Çok Taraflı Olarak Düşünmek İçin Yeni Bir Fırsat


AMU bölgeye yönelik ortak bir tehdide binaen kurulmuş bir örgüt değildir. AMU'nun kuruluş nedeni AB'nin doğuya yönelik genişlemesine karşın bölge ülkelerinin marjinalize olma korkusundan kaynaklanmıştır. Mağrip rejimleri kendilerine karşı ortak olarak hissettikleri İslami muhalefete karşı bile ulus üstü bir güvenlik stratejisi üretememişlerdir. Bu yüzden çok taraflı ulusal güvenlik yaklaşımı AMU'nun gündemine dahil edilmemiştir. AMU'nun kuruluş maksadı Mağrip ülkelerinin AB'nin doğuya genişlemesi karşısında kendilerini marjinalize olmuş hissetmelerinden kaynaklanmıştır.

Mağrip ülkeleri bu girişimi başlattıklarında esas olarak bölgedeki istikrarın bozulması riskine karşı mevcut güç dengesini korumayı amaçlayan bir takım kurallar koymuşlardır. Anlaşmanın 14'üncü maddesi üye ülkelerden birisine karşı yapılacak saldırı tüm üye ülkelere yapılmış kabul edilecektir ifadesini taşırken, 15'inci madde "hiç bir ülke diğer üye ülkelerin siyasi bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne halel getirebilecek ittifaklara girmeyecektir" hükmü taşımaktadır. Anlaşmanın 14'üncü maddesi NATO'nun 5'inci maddesiyle benzer özellikte gibi gözükse de dayanışma kural olarak konulmamıştır. Diğer bir ifadeyle böyle bir saldırı vuku bulduğunda diğer üye ülkelerin dayanışma ile yardıma gelip gelmeyeceği konusunda netlik yoktur. Bu haliyle AMU'yu bir güvenlik bloğu veya askeri ittifak olarak düşünmek mümkün gözükmemektedir. Örneğin 1988 yılında İskoçya/Lockerbie uçak patlaması olayının ardından BM Güvenlik Konseyi tarafından Libya'ya karşı başlatılan uluslararası ambargo karşısında AMU ülkeleri hiçbir şey yapmamışlardır. Ayrıca anlaşmanın 15'inci maddesine rağmen bölge ülkelerinin Libya hariç "NATO'nun Akdeniz Diyaloğu ve 5+5" ittifakına katılmalarında bir sakınca görmemeleri bize Mağrip'in güvenlik gerçekleri konusunda bir fikir vermektedir.


Çok Taraflılık ve Bölgesel Politik Kimlik


Daha önce de belirtildiği gibi çok taraflık yaklaşımının inşası için bölgesel politik bir kimlik bir ön şart olarak düşünülmektedir. AB örneğinde ortak değerler, öncelikler ve tehditler belirleyen üye ülkeler bu uyumu yakalamışlardır (Weaver, 1998).

Aslına bakıldığında Mağrip ülkelerinde de ortak değerlerin olduğu görülmektedir. Bölge ülkeleri aynı dini, dili paylaşmakta ve geçmişlerinde ortak bir Avrupa sömürgecilik mirasını barındırmaktadır. Ülkeler arasındaki diğer ortak bir nokta Berberi kimliğidir ve bu kimlik Kuzey Afrika kimliğini belirleyen unsurlardan birisidir. Fakat bütün bu ortak değerler ortak bir Mağrip siyasi kimliği oluşturmada yeterli olmamıştır.

Cezayir ve Fas kökleri geçmişe giden derin bir İslami mirasa, 12'nci ve 13'üncü yüzyıllarda birlikte yaşayan akraba "Almoravid" ve "Almohad" hanedanlarından gelmelerine rağmen ilişkilerinde birbirlerine mesafe koymaktan ve başta Batı Sahra sorunu olmak üzere çeşitli sınır sorunları yaşmaktan kendilerini alıkoyamamışlardır. Sonuç olarak, Mağrip güvenliğinde çok taraflılık devlet aktörlerinin ulusal düzeyde kural ve norm koymalarının ötesine geçememiş, ortak olarak algılanan bir dış tehdidin yokluğunda ülkeler ortak bir güvenlik stratejisi geliştirememişlerdir (Barnet, 1996-1997, 599).

Çelişen Tehdit Algıları ve Karşılıklı Güvensizlik


Mağrip ülkeleri küresel sıralamada küçük olarak kabul edeceğimiz bir grup içinde bulunan ülkelerden oluşmakta ve bu yönüyle hiç bir bölge ülkesi bölgedeki güç dengesini bozma imkân ve kabiliyetinden yoksun bulunmaktadır. Durum böyleyken birbirlerine karşı tehdit algısı taşıyan bölge ülkeleri güçlü Avrupa ülkeleri ve ABD'nin bölge politikalarına karşı güvenliğe yönelik ortak bir dış tehdit algısı taşımamaktadır. Örneğin Güney Afrika ülkeleri 1967 yılında ASEAN'ı kurduklarında ortak motivasyonları Çin tehdidi algısıydı. Endonezya ve Malezya için bu tehdit diğer bütün tehditlerden daha şiddetliydi. Bölge ülkeleri kendi aralarındaki bazı sorunlara rağmen ülkeler Çin komünizminin çevrelenmesini en önemli tehdit olarak algılamışlardır. Mağrip'te ise ülkeler en önemli tehdidin bölge içinde birbirlerinden geldiği algısına sahiptirler.

Mağrip ülkelerinde diğer ülkelerde olan ayrılıkçı hareketler söz konusu değildir. Mağrip ülkelerinin çoğunluğu en azından yakın zamana kadar (Arap Baharı öncesi) siyasi çoğulculuğu ve muhalefeti yasaklayan ve ortaya çıktığında da sert bir şekilde baskılayan tek parti rejimleri ile yönetilmekteydi. Soğuk savaş sonrası bütün küreyi saran demokratikleşme rüzgârı bölge rejimlerini de muhalefete bir miktar siyasi alan açmaya zorlamış ve bu alanı 1990’ların başında Cezayir'de yaşana gelişmelerde olduğu gibi gelişmelere siyasete en hazırlıklı bulunan ve siyasi tabanı en geniş olan İslami hareketler doldurmuştur. Fakat Cezayir'de 1992 seçim sürecinin kesintiye uğraması şiddet hareketlerine yol açmış ve ülkenin ulusal güvenliği için öncelikli bir tehdit haline gelmiştir. Cezayir kadar olmasa da Fas ve Tunus'ta benzer tehdit algısına sahiptir. Söz konusu ülkelerin ortak tehdit algısı bile benzer politikalar izlemeleri sonucunu doğurmamıştır. Bu kapsamda Fas Batı Sahra'da kendisine karşı mücadele eden POLISARIO hareketini terörist olarak algılarken Cezayir ve Afrika ülkelerinin birçoğu örgütü bir özgürlük hareketi olarak kabul etmektedir. Buna karşılık Cezayir ülkesindeki silahlı muhalefetin Fas topraklarında konuşlandığını iddia etmektedir.

Sınırlarda yaşanan anlaşmazlıklardan dolayı Mağrip bölgesinde uyuşturucu kaçakçılığı, yasadışı göç, kara para aklama ve terörizm daha önce görülmemiş oranlara ulaşmıştır. Örneklerde belirtildiği gibi Mağrip ülkeleri siyasi manevralarını kısıtlayabileceği kaygısıyla çok taraflı işbirliğine mesafeli davranmaktadır. Bu durum ise bölge güvenliğine yönelik tehditleri arttırmaktadır. Bölgede ortak bir Mağrip güvenlik çerçevesinin oluşturulamamış olması ortaya çıkan boşluğu dış güvenlik çatılarının doldurmasına imkân vermiştir. Bu kapsamda NATO ve AB'nin bölgeyi kendi etki alanlarına alma çalışmaları söz konusudur. NATO ve AB bölge ülkelerini kendi ulusal kaygıları bir yana bırakarak kendi normlarına uygun devlet davranışları gösterme konusunda teşvik etmektedirler. Fakat bu alanda bile bölge ülkeleri süreçlere bir blok halinde değil bireysel olarak katılmaktadır. NATO ve AB güvenlik forumlarının Mağrip'in güvenliği için bazı sonuçları olacaktır. Ayrıca bunlar, Mağrip devletlerini bölgesel güvenliği tekrar kurma adına yeni yollar bulmak için zorlayacaktır. Fakat “Bu kurgu nasıl yapılacaktır?” sorusu cevap beklemektedir.

Mağrip'in Güvenliğinde Dış Aktörlerin Etkileri


Mağrip'in çok taraflı güvenlik çerçevesini oluşturma konusundaki dış faktörler bölge dışı güçlerin inisiyatifi ile oluşturulmuştur. Bu inisiyatifler NATO'nun Akdeniz Diyaloğu ve Akdeniz'in Kuzey ve Güney kıyılarında yer alan beşer ülkeyi bir araya getiren AB'nin 5+5 Forumu'dur.

NATO Akdeniz Diyalogu: 1994 yılında başlatılan çok taraflı topluluk çerçevesi Akdeniz'in güney kıyısında kalan ve NATO üyesi olmayan ülkeleri kapsamaktadır. Sovyetler Birliği'nin yıkılmasından sonra NATO'nun gelecekteki yeni tehdit algısı ve buna göre şekillenecek olan stratejik konseptinin ne olacağı tartışmaları devam ederken güneydeki ülkeler bu tehdidin kendi bölgelerinde ortaya çıkma olasılığından endişe duymaya başlamışlardır. Batı ülkeleri liderleri tarafından NATO için yeni tehdidin "İslami fundamentalizm" olması NATO'yu sorunla mücadele etmek için güneydeki işbirliği yapılabilir ülkelerle köprüler kurmaya teşvik etmiştir. Bu kapsamda NATO'nun amacı bir halkla ilişkiler harekâtı çerçevesinde güneyde NATO'nun barışçı bir örgüt olduğunu göstermek ve imaj çalışması yapmaktır (Bin, 2002).


NATO'nun Akdeniz Diyaloğu’nun amacı güneyden örgüte yeni üyelerin katılımından ziyade Doğu Avrupa ülkeleri yürütülen barış için ortaklık girişimine benzetilebilir. Bu çerçevede NATO ülkeleri ile güneydeki ülkeler arasında askeri işbirliği programları, müşterek tatbikatlar ve eğitimleri içermektedir. Ortak tatbikatların kapsamının genişletilmesi ile güneydeki ülkelerin açık denizlerdeki limanlarının kullanılması ve NATO gemilerinin buralarda demir atması bir rutin haline gelmiştir.

Yaklaşık on yıllık bir oluşum sürecinin ardından NATO Akdeniz Diyaloğu 2004 NATO İstanbul Zirvesinde Güney Akdeniz ülkeleriyle ortaklığa dönüştürülmüştür. NATO'nun almış olduğu bu karar örgütün terörizmle mücadele ve kriz yönetiminde jeo-stratejik sınırlarını genişletme azim ve iradesinin açık bir göstergesi olarak algılanmıştır. NATO'nun bu hamlesinin ABD'nin bölge üzerindeki planlarını NATO üzerinden gerçekleştirme isteği olarak yorumlayan bazı eleştiriler de mevcuttur. Bu hamlenin NATO üye ülkeleri tarafından ne oranda paylaşıldığı ise zaman içinde görülecektir.


"5+5" Diyaloğu: NATO'nun Mağrip ve Ortadoğu'yu yumuşak güç uygulamalarıyla şekillendirmek istemesi başta Fransa olmak üzere AB ülke tarafından onaylanmamıştır. Özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından gerçekleşen ABD uygulamalarının Akdeniz'in güneyindeki ülkelerin marjinalize olmaları sonucunu doğurmasından endişe eden ve bölgede ABD politikalarının gölgesinde kalmak istemeyen AB (Fransa, İtalya, Malta, Portekiz ve İspanya) söz konusu diyaloğu başlatmışlardır. Oluşum, Fransa ve komşularına bölgede güç dengesini etkileyebilecek büyük bir oyuncu olduklarını ispat etme şansı vermiştir.


Bu diyalog NATO'nun Akdeniz Diyaloğu'ndan farkı olup olmadığı tartışılmıştır. Diyalog bir danışma çerçevesi olup bağlayıcı hüküm içermemektedir. Diyalog Cezayir iç savaşı ve Libya Lockerbie olaylarının ardından dondurulmuştur. Diyalog başlangıçta sosyo-ekonomik kalkınma amaçlarını içerirken konjonktürel etkiyle beraber 1995 yılında Barselona Süreci'nin başlaması ve Avrupa ülkelerinin önceliklerini bölgesel güvenlik konularına kaydırmaları süreç üzerindeki kuşkuları arttırmıştır.

SONUÇ


Mağrip ülkelerinin çok taraflı güvenlik çerçevesi içinde yer almaları değişen dış faktörlerle mücadele etmede öncelikle iç güvenlik politikalarını yeniden gözden geçirmeleriyle mümkün olabilecektir. Atlantik İttifakı NATO Mağrip güvenliği çerçevesinde etkinliğini arttırmakta ve Mağrip devletleri arasında homojen bir güvenlik anlayışı tesis etmeye çalışmaktadır. Bu kapsamda NATO ve Diyalog ülkeleri ordularının birlikte harekât icra edebilme kapasiteleri uyumlaştırılmaktadır. Bu kapsamda NATO, Mağrip devletlerini sınırları Fas'tan Pakistan'a ulaşan ulus aşırı bir homojen bir güvenlik stratejisinin içine dâhil etmek istemektedir. Bu durum, “Mağrip'in güvenliği hangi noktada oluşacaktır?” sorusunu gündeme getirmektedir. Mağrip ülkeleri NATO ile birtakım ortak harekâtlarda birlikte görev almıştır. Özellikle Fas ve Cezayir 1994 Bosna ve Kamboçya'da farklı Barışı Destekleme harekâtlarına iştirak etmiştir.

ABD özellikle Almanya'daki üstlerin kapatılmasının ardından Mağrip'i yeni bir üs bölgesi olarak görmektedir. Terörizmle mücadelede NATO ittifakı üye ülkeler askerlerinin NATO sorumluluk alanı dışındaki ülkelerde savaşmasını istememektedir. Bu kapsamda Mağrip'ten beklenen NATO adına bu görevi üstlenmeleridir.

Mağrip ülkeleri kendilerine biçilen bu görevi değişik güvenlik saikleriyle üstlenebilirler. Fakat bu durum mağrip güvenliğinin ulussuzlaştırılmasıyla birlikte bölgesel Mağrip güvenlik kimliğinin çöküşünü de beraberinde getirebilir.

Jeopolitik konumundan dolayı Mağrip, Avrupa-Afrika-Arap Dünyası arasında bölünmüştür. Bu jeopolitik özellik Mağrip güvenlik kimliğinin Avrupa güvenliğine yakın olan Akdeniz güvenlik mantığı ile Ortadoğu Jeopolitik Sınırlarına odaklanan ABD yönelimli NATO stratejisi arasında bocalamasına neden olmaktadır. Mağrip bu iki strateji arasında seçim yapacaktır. Diğer taraftan aynı konuyla ilgili Mağrip içinde de batı veya doğuya yakın politikalar izlenmesi konusunda ciddi tartışmalar devam ederken bu seçimin çok da kolay olmayacağı görülmektedir. Bütün bu tartışmalar içinde en zor görev ise Mağrip'te çok taraflılığa dayalı bağımsız bir güvenlik kimliği inşa etmektir.

Mağrip güvenliğini ülkeler arası ikili ilişkilerin ağırlığından kurtarmak ve çok taraflılığa dayalı yeni bir güvenlik yaklaşımı oluşturmak kolay bir iş değildir. Mağrip güvenlik politikalarının geçmişten gelen tecrübelerin tekelinde ağırlıklı olarak ulusal çıkar temelinde tanımlanması yeni vizyonun önündeki en önemli engellerden biridir. Mağrip ülkelerinin sahip olduğu ortak değerler devletlerin tehdit algısının ulusal çıkar seviyesinin üzerine çıkamamasından dolayı bölgesel kimlik oluşturmada yetersiz kalmaktadır. Son olarak, Mağrip ülkelerinin sivil toplumları arasındaki farklar, ekonomik farklılıklar, (Libya ve Cezayir'in sahip olduğu enerji kaynakları) batı kurumlarıyla uyum oranları (DTÖ, IMF, AB) ve ülkelerin kendi içlerinde yaşadıkları ulusal kimlik krizleri Mağrip güvenlik politikalarına etki edebilecek diğer faktörler olarak değerlendirilmektedir.

Çalışma, Mağrip bölgesinde işbirliğinin mümkün olup olmadığını, işbirliğinin önündeki fırsatları ve engelleri özetlenerek bitirilebilir. Buna göre, işbirliğini kolaylaştıran faktörler, ortak din, ortak dil ve genel anlamda ortak kimlik olarak sayılabilir. Bölge ülkelerinde ciddi şekilde iç tehditlerin olmaması da ayrı bir avantajdır. İşbirliğinin önündeki engeller ise birbiriyle yakından ilişkili ve geçişkendir. Bölgesel liderlik rekabeti, sınır sorunları ve geçmişten gelen hafıza ile birbirine güven duymama önemli engellerdir. Bunların yanında ülke rejimlerin güvenliğinin devletin güvenliğinin önüne geçmesi, ulus devlet inşa sürecini tamamlayamamaları, çok taraflı ilişkilerden ziyade ikili ilişkilere öncelik verilmesi, ortak tehdidin olmaması ve son olarak bölge ülkelerinin Ortadoğu-Batı arasında seçim yapmada bocalaması işbirliğinin önündeki diğer engellerdir.

“Arap Baharı” sonrası Tunus ile başlayan demokratikleşme süreci diğer bölge ülkelerinde de yaşanırsa bölgesel işbirliğinin önündeki engelleri aşmak kolaylaşabilir. Bu durumda da Mağrip Bölgesi’nde işbirliğini tekrar gözden geçirmek gerekir.

KAYNAKLAR


ACHARYA, A. (1998). Collective Identity and Conflict Management in Southeast Asia. E. Adler, ve M. Barnett içinde, Security Communities (ss. 198-227). Cambridge : Cambridge University Press.

BARNET, M. (1996-1997). Regional Security after the Gulf War. Political Science Quarterly , 111 (4), 597-618.

BİN, A. (2002). NATO’s Mediterranean Dialogue: A Post-Prague Perspective. Mediterranean Politics , 7 (2), 115-119.

BROWN, S. (1996). International Relations in a Changing Global System. Boulder: CO: Westview Press.

DAMİS, J. (1993). The Maghreb Union and Regional Reconciliation. G. Joffe içinde, North Africa: Nation, State and Region (s. 288–296). Londra ve New York: Routledge.

DEUTSCH, K. W. (2006). Political Community At The International Level. Utah: Aardvark Global Publishing.

JENSEN, E. (2005). Western Sahara: Anatomy of a Stalemate. Boulder: CO: Lynne Rienner Publisher.

JOB, B. L. (1995). Multilate´ralisme et re´solution des conflits re´gionaux:les illusions de la coope´ration. Etudes Internationales , 26 (4), 660-678.

MARTİN, L. L. (1992). Interests, Power and Multilateralism. International Organization , 64 (4), 765-792.

MİTRANY, D. (1966). A working peace system. Michigan: Quadrangle Books.

MORTİMER, R. A. (1999). The Arab Maghreb Union: Myth and Reality. Y. H. Zoubir içinde, North Africa in Transition: State, Society, and Economic Transformation in the 1990s (ss. 177-195). Florida: University Press of Florida.

RUGGİE, J. G. (1993). Multilateralism Matters:The Theory and Praxis of an Institutional Form. New York: Columbia University Press.

SLİMANİ, S. (2006, Ekim 1). Echanges commerciaux intermaghre´bins: le FMI appel a` plus de cooperation. El Watan.

WEAVER, O. (1998). Insecurity, Security, and Asecurity in the West European Non-war Community. M. Barnett, ve E. Adler içinde, Security Communities (ss. 69-118). Cambridge University Press.



ZOUBİR, Y. H., ve VOLMAN, D. (1993). International Dimensions of the Western Sahara Conflict. Wesport: CT: Praeger.

* Kara Harp Okulu, Bölgesel Dil ve İlişkiler Ana Bilim Dalı, tsentuna@kho.edu.tr

** Kara Harp Okulu, Bölgesel Dil ve İlişkiler Ana Bilim Dalı, iyasar@kho.edu.tr

1Örneğin bkz.; The Works of John Gerhard Ruggie, Multilateralism Matters: The Theory and Praxis of an Institutional Form, New York: Columbia University Press, 1993; Lisa L. Martin, ‘‘Interests, Power and Multilateralism,’’ International Organization, vol. 64, no. 4, fall 1992, 765–92.



Yüklə 69,02 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə