MukaddiME


- ALLAH KİMSEYE GÜCÜNDEN FAZLASINI YÜKLEMEZ



Yüklə 0,79 Mb.
səhifə11/16
tarix22.01.2018
ölçüsü0,79 Mb.
1   ...   8   9   10   11   12   13   14   15   16

2- ALLAH KİMSEYE GÜCÜNDEN FAZLASINI YÜKLEMEZ


Bu cümle hepimizin bildiği ayetten alıntıdır. (Bakara 286) Yazar risalede ikinci delil olarak bunu sunmuştur (s. 38). Fakat açıklama yapmamıştır.

Cehalet bahsinde, bu ayeti kullananların kastı, cehalete özür aramaktır. “Bu adamın gücü budur. Bildiği kadarıyla amel eder. Yanlış yapsa da Allah kimseye gücünden fazlasını yüklemez.” derler.

Allah’u Alem şüphe sınıfına dahi girmeyecek, hak kelimeyle batılın istenmesi bu olsa gerektir. Bu gücün sınırı nedir? Hangi alanlarda geçerlidir? Şeriat bunu belli fiillerle özelleştirmiş midir? İnsandan insana değişir mi? vs. vs.

Örneğin: Ramazan ayında, sağlığı, sıhhati tam yerinde olan bir kimse; ben açlığa dayanamıyorum diyerek, orucunu yese… Daha sonra delil olarak bu ayeti sunsa… Zahiren ayet onu destekler. Ama hiç kimse bunun batıl bir istidlal olduğundan şüphe etmez.

Çünkü şeriat, sağlıklı insana oruç tutmasını emretmişse bu onun gücü nispetindedir. Onun gücünün yetmediğini iddia etmesi ise batıldır.

Allah c.c her kulu tevhidi öğrenip, yaşamakla mükellef kılmıştır. İnsana öğreneceği aleti ve bilgiyi (kitap ve sünneti) ulaştırmışsa, o insan artık bilmek zorundadır. Güç yetmemesi ise insanın kendi bahanesidir. Aslen bu şüpheye cevap yazma gereği dahi yoktur. Yazar risalesine aldığı için, biz de uyarı babından buraya aldık.


3- HAVARİLERİN AYETİ


Hani havariler Ey Meryem oğlu İsa Rabbin gökten bize bir sofra indirebilir mi? demişlerdi. O eğer iman edenlerdenseniz Allah’tan korkun demişti. Dediler ki biz istiyoruz ki o sofradan yiyelim. Kalplerimiz yatışsın, senin bize gerçekten doğru söylediğini bilelim. Ve biz ona şahitlik edenlerden olalım.” (Maide 111-112)

Bu ayetle: Bu insanlar İsa (as) nübüvvetinden ve Allah’ın (cc) kudretinden şüphe ettiler. Buna rağmen tekfir edilmediler. Cehaletleriyle mazur oldular, denmektedir.

Bu ayeti anlamak için, Arap lûgatını ve inceliklerini bilmek, hitap ve istek sigalarını bilmek şarttır. Bakalım selef ve haleften cumhur bu ayeti nasıl anlamıştır. Öncelikle şunu belirtmek isteriz. Bu âlimlerin görüşünü okurken iki noktayı iyice düşünmeliyiz.

a) Neden âlimlerin çoğu böyle bir ayette cehaletten ve özür oluşundan söz etmemiştir.

b) Bazılarının zannettiği gibi “selefte icmayla cehalet özür” idiyse neden bu ayete cevap vermek için bu denli yorumlar yapılmıştır? Eğer SELEF İCMA etmiş olsaydı, bu adamlar cahildi bilmiyordu der geçerlerdi.

Ayetin tefsirine dair;



Aişe (r.a): “Havariler Allah’ın sofra indireceğinde şüphe etmediler. Fakat onlar “Sen rabbinden isteyebilir misin” dediler. (Kurtubi tefsiri)

H.z Aişe’den(r.a) gelen başka bir rivayette: “Havariler Allah yapabilir mi? sorusunu sormayacak kadar Allah’ı tanıyorlardı. Ancak onlar İsa (as)’a sen rabbine dua edebilir misin? Dediler (ed-dur el-mensur fi tefsir bil-me’sur İmam Suyuti)



Ali (r.a): “Rabbin güç yetirebilir mi” bundan kasıt; “rabbin senin dediğini yapar mı?” (ed-dur el-mensur fi tefsir bil-me’sur İmam Suyuti)

Suddi: “Sen istersen rabbin indirir mi?” dediler. Allah ta indirdi.” (Bahrul Muhit)

Said bin Cübeyr: “Sen Rabbinden isteyebilir misin” dediler. “(Bahrul Muhit tefsiri)

Hasan el-Basri: “Allah’ın kudretinden şüphe etmediler. Onlar imtihan sorusu gibi soru sordular. İndirir mi? İndirmez mi? Eğer indirirse bize iste.”

İmam Bağevi tefsirinde: “Bu ayeti Kessai “ta” ve “Rabb’ın” nasb haliyle okumuştur. Bu Ali, Aişe, İbni Abbas ve Mücahid’in okuyuşudur. Manası da şöyle olur “Sen rabbine dua edebilir misin? “…Başkaları da ayeti “Ya” ve “Rabb’ın” raf’ haliyle okumuştur. Böyle olsa dahi, onlar Allah’ın kudretinden şüpheye düşmediler, indirir mi? indirmez mi? diye sordular. Veya manası “sen istersen rabbin icabet eder mi?” şeklinde olur”.

İbni Cevzi: Zadul Mesir isimli tefsirinde… Mananın “rabbin icabet eder mi?” veya “sen ister misin?” gibi olduğunu aktardıktan sonra şöyle der “Bazıları onların imanı tam yerleşmeden bunu istediklerini zan etti. İsa (as) onlara “Allahtan korkun” diye cevap verdi derler. Yani Allah’ı acizliğe nispet etmeyin manasında… Sahih olan birincisidir…

İbni Cevzi tefsirinde: “İbnu’l Enbari dedi ki, “Hiç kimsenin havarilerin Allah’ın kudretinde şek ettiği düşüncesinde olması yakışık almaz. Onların bu sözü şunun gibidir. “Sen benimle kalkabilir misin?” Oysa insan onun kalkmaya gücünün yettiğini bilir. Ama kastı “Sana kolay gelir mi?” şeklindedir.”

İmam Kurtubi: tefsirinde bu yorumu İmam el-Ferra’dan, İbni Hassar’dan, Muaz bin Cebel’den ayrıca nakleder. (Kurtubi tefsiri)

Deriz ki (Ebu Hanzala): Bu tefsirlerin geneli şu iki noktayı belirtir.



a) Kıraat olarak “Rabbin güç yetirebilir mi” (hel yesteti’u rabbuke) şeklinde değil de “Sen güç yetirebilir misin” (hel testetiu rabbeke) şeklinde okumadır.

Bu okuma şekli seleften çoklarının okuma türüdür. Bu okumaya (kıraate)göre hiç sorun yoktur; ”sen, rabbinden isteyebilir misin?”



b) Luğevi mana verme yönündedir. Yani “hel yestetiu rabbuke” “rabbin güç yetirebilir mi?” olarak anlaşılacağı gibi, arap lügatında başka manalara da gelir. İstitaa (güç yetirme) icabet manasına da gelir. Veya bu soru üslubudur. Yani indirebilir mi? şeklinde değil de indirir mi? şeklindedir, ikisinin arasında ki fark açıktır. Kimisi de lügatta caiz olan ve çok olan hazf93 vardır derler…

Her halükarda ister kıraat (okuma) ihtilafını esas alıp ayete mana verenler, ister lügatin incelik-üslup-mana boyutuyla mana verenler olsun, Havarilerin94 Allah’ın kudretinde şek etmediğini vurgulamışlardır. Ayrıca bu tefsir şeklinin sahabenin büyüklerinden (müfessir ve fakihlerinden) Ali, Aişe, İbni Abbas, Muaz bin Cebel (r.anhm) naklolunması manidardır.

Bir grup âlimde buradaki istemenin, Allah’ın kudretinde şüphe olmadığını sadece imanın ve yakinin artması için olduğunu söylemişlerdir. Bunu İbrahim’in (as) Bakara 260. 95ayetteki isteğine benzetmişlerdir.

Nitekim tefsirlerde İbrahim (a.s) kudrette şüphe etmemiş ve “lakin kalbim mutmain olsun” demiştir. Havarilerde “kalpler mutmain olsun, yatışsın” demişlerdir.



İmam Kurtubi ayetin tefsirinde: Bir vecih onlara, bu istemenin İbrahim (a.s) istemesi gibi olduğunu söylemiştir.

İmam Alusi tefsirinde bu istemeyi İbrahim’in (as) istemesine benzetmiş ve bunu Ata’nın tefsiri olarak nakletmiştir.

Tahir bin Aşur da tefsirinde: Bu istemenin şek ve şüphe olmadığını, inancın artması manasında olduğunu söylemiş. İbrahim’in (a.s) istemesine bağlamıştır.

“Bilelim ki sen bize doğru söyledin” Bu kısım İsa (as)’nın nübüvvetinden şüphelenmek değildir. Çünkü Arap lügatinde ilim görmek manasında, görmekte ilim manasında kullanılır.

Allah c.c kıblenin Beytul Makdis’den Kabe’ye çevrilmesinde:

Senin üzerinde olduğun kıbleyi ancak sana uyacak olanlarla, ökçesi üzere dönecekleri bilelim diye yaptık” (Bakara 143)

Buradaki bilmek, görme veya açığa çıkma manasındadır. Çünkü Allah’ın ilmi, kendiyle beraber evveldir. Veya bazılarının kullandığı tabirle ezelidir. O zaten kimin döneceğini, kimin sebat edeceğini biliyordu. Lugatta ki bu kullanımdan dolayı böyle mana verilir.

Sen rabbinin fil sahiplerine ne ettiğini görmedin mi” (Fil, 1)

Oysa Resulullah (s.a.v) bunu görmemiştir. Sadece bilmiştir. Bu kullanım lügatte olduğu için de Allah c.c böyle demiştir. Tefsirlerde görmenin ilim, ilmin de görme manasında kullanıldığı Ali (r.a)’den nakledilmiştir (Kurtubi Tefsiri Bakara 143).

Bu da gösterir ki, havarilerin bu isteği, İbrahim (as) gibi, zaten bilinen bir şeyde, görmeyi de ekleyerek yakin seviyesine ulaşma talebidir. Havarilerde böyle yapmak istemiştir.



Bazı noktaların izahı:

a) İmam Taberi ve İbni Hazm gibi bazı âlimler ise havarilerin Allah’ın kudretinde şek ettiğini iddia etmişlerdir.

İmam Taberi, onların şüpheye düştüğünü kabul etmiştir. Ama bunu cehaletin özür oluşuna delil getirmemiştir veya böyle bir iddiada bulunmamıştır. Çünkü “sıfatın cahili tekfir edilir mi?” meselesinde, İmam Taberi bunun küfür olduğunu söylemiştir. Ve ona göre ayetin kalan kısmı cehaletin özür oluşuna değil, özür olmayışına delildir. Çünkü Allah “eğer Mü’minlerseniz Allahtan korkun” demiştir. Bunu açıklamamızın sebebi, bazıları İmam Taberi’nin ayeti böyle tefsir edişini (yani onlar şekke düştü) cümlesini alıp, onun cehaleti özür gördüğünü zannetmeleridir (daha doğrusu eklemişlerdir). İmam Taberi’nin ayrıca küfre girmek için ilmi şart koşmadığı Araf 30. ve Kehf 103 - 104. ayetlerin tefsirinde geçmişti.

İmam İbni Hazm’a (r.h) gelince: İmam bu görüşünde cumhura muhalif kalmıştır. Onların kudrette şüphe ettiğini ve bunun cehaletin özür oluşuna delil olduğunu söylemiştir.

Deriz ki: farzedelim ki cumhura muhalefet edip İbni Hazmın bu görüşünü aldık. Ve dedik ki “bu ayetten cehaletin özür oluşu” çıkar. Acaba sahabe ve cumhura muhalif bu görüş umumi bir özür mü olur? Yoksa belli şahıs ve belli meselelere ait hususi bir özür mü olur?

Birincisi: Bir insanın Allah’ın sıfatlarından cahil olması meselesi, ilim ehli arasında ihtilaflıdır. Çünkü Allah (cc)’ın zatı ve sıfatları ile alakalı şeyler tamamen sem’i (nassa dayalı) şeylerdir.

İkincisi: Bunlar henüz Müslüman olmuş insanlardır. Çünkü onların şek ve şüphede olduklarını iddia edenler ayetin zahirine yapışırlar. Ayetin zahiri onların bu sözü, Allah’ın onlara imanı vahy (ilham-işaret) edişinin hemen ardından söylemiş olmasıdır. Bu da onların yeni iman etmiş olmasını gerektirir ki, âlimlerin bu kısmı mazur saydığını daha önce de aktarmıştık.

Demek ki hem konunun mahalli olan mesele ve hem de şahıslar cehaletin umumi mazeret oluşuna delil teşkil etmeyecek niteliktedir. Böyle bir nassın müfessirlerin cumhuruna muhalif tefsirini alıp, umumi bir sonuç çıkarmakta hatadır. Çünkü cehaletinin özür olup, olmadığını konuştuğumuz toplumun, işlediği küfürler apaçık şekilde ellerindeki kitapta yazılıdır. Yeni iman eden kimseler değil, iman deyince mangalda kül bırakmayan cinsten insanlardır. Yani cumhura göre de şaz tefsire göre de, günümüz toplumuna özür getirecek bir nas değildir.

B- Bu meseleyi tefsirlerine alan müfessirler genelde şöyle bir metod izlerler. Önce iki tefsir ile ilgili nakiller yaparlar. Sonra da ya uzun uzun tercih noktalarını beyan edip, bir görüşü tercih ederler. Veya kısa ve öz bir şekilde tercihlerini ortaya koyarlar. Cumhur sahabe tefsiri, kıraat vechi, lügat yönünü esas alarak, onların şek içerisinde olmadığını tercih etmiştir. Bu meselede bu delili kullananlar, muhalif görüşü tefsirlerden aktarırlar. Fakat imamın tercihine değinmezler. Okuyucu, sanki tüm tefsirler onların Allah’ın kudretinde şüphe ettiği düşüncesine kapılır. Buna dikkat edilmelidir. Ayrıca her şüphe ettiklerini söyleyen, konuyu cehalete ve özür oluşuna bağlamamış olabilir. Bir şeyin bir kitapta belirtilmiş olması ayrı bir şey, yazarın onu kabulü ve o neticeyi çıkarmış olması ayrı şeydir. Bu da bu konu ile ilgili kitapları okurken dikkat edilmesi gereken mevzulardandır.

C- Bazı âlimlerde havarilerin iki grup olduğunu, bir grubun iman ehli, bir grubun da iman ehli olmadığını söylerler. İkinci grubun (iman ehli olmayan) bu istekte bulunduğunu söyleseler de bunu destekleyen bir delil zikretmemişlerdir. Ayetin zahiri ve havari isminin manası bunun tersinedir ve bu görüşü çürütür.



Kataloq: 2009

Yüklə 0,79 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   8   9   10   11   12   13   14   15   16




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə