ÖĞrenmek nediR, neden öĞreniyoruz, nasil öĞreniyoruz


İSTEMEDEN BİR İŞİ YAPMAK, YA DA İSTEMEDEN “ÖĞRENMEK”



Yüklə 1,64 Mb.
səhifə68/78
tarix31.10.2017
ölçüsü1,64 Mb.
1   ...   64   65   66   67   68   69   70   71   ...   78

İSTEMEDEN BİR İŞİ YAPMAK, YA DA İSTEMEDEN “ÖĞRENMEK”

Peki ya “istemeden” bir işi yapmaya, ya da “istemeden öğrenmeye” ne diyeceğiz, bir de o var! Bir kere şunu söyleyelim: İstemeden yapılan bir iş, ya da istemeden “öğrenilmiş olan” bilgiler gerçekten öğrenilmiş bilgiler değildir. Bu durumda organizma tıpkı bir robot gibidir. Biyolojik “hardware”e bir program-software-yüklenmiştir, bu programa göre hareket edilmektedir. Bir köleyi düşününüz, aynen onun gibi! Köle bir üretim aracıdır, bir makineden-robottan hiç bir farkı yoktur, dışardan dayatılan (yüklenen) bir programa göre hareket eden bir makine gibidir. Zorla birşey “öğrendiğiniz” zaman, beyin, hayatta kalabilme mücadelesine bağlı olarak (aynen kölenin yaptığı gibi, bir kayıt makinesi olarak) kendisine dayatılan informasyonları alır ve bunlara göre davranışlar içine girer.115 Bu durumda, bir dış etkene bağlı olarak alınan informasyonlar, işlenerek benimsenmeden-hazır bilgiler olarak (mekanik bir şekilde) kayıt altına alınmakta ve sonra da bunlara uygun davranışlar ortaya çıkmaktadır. Burada belirleyici olan tabi o dış faktördür. Nitekim, daha sonra, bu dış faktör ortadan kalkarsa, kullanılma ortamı kalmayacağı için, bu şekilde “öğrenilen” (yani kayıt altına alınan) “bilgiler”de kolayca unutulurlar.116 Ancak daha önceden sahip olunan bilgilerle işlenilerek, değerlendirilerek bir ürün haline getirilmiş olan-kendi ürünümüz olan bilgiler öğrenilmiş bilgilerdir. Bunlar, varolma mücadelesinde üretildikleri için, daha sonraki süreçlerde de kullanılma potansiyeline sahiptirler. Kullanıldıkları sürece de unutulmazlar.


DUYGULARIN ORTAYA ÇIKIŞI-SİSTEM NASIL ÇALIŞIYOR

Duyguların beyin kaynaklarını yönlendirdiğini söyledik. Örneğin, karnınız açken ister istemez bunu düşünürsünüz. “Açlık duygusu” ister istemez zihninizi meşgul eder. Olay (açlığın giderilmesi) yaşamı devam ettirebilmek için bir zorunluluk boyutlarına geldiği an ise, artık açlık duygusunun yönlendirdiği “karnınızı doyurmak” hedefinden başka birşey düşünemez hale gelirsiniz. Boşuna “aç ayı oynamaz” dememişler! Çünkü iş belirli bir noktaya gelince, motivasyon sistemi sadece bu amaca hizmet edecek şekilde çalışır. Ve “siz”, sadece tek bir hedefe kilitlenir, tek bir şeyi “ister” hale gelirsiniz. Aynı şey “susamak”, vücudun ısı dengesini korumak vb. için de geçerlidir. Peki neden böyledir bu, “beyin kaynaklarımızı yönlendiren” duygularımızı ortaya çıkaran mekanizma nedir?


Organizma kendi içinde bir sistemdir, beyin ve organlardan oluşan bir AB sistemidir dedik. Ama o, aynı zamanda, sistem merkezinde temsil olunan varlığıyla, çevreyle birlikte oluşturulan bir başka sisteminin içinde, onun bir unsuru-parçası olarak da gerçek-leşmektedir. Her sistem, kendisini meydana getiren parçalar (A ve B) arasındaki ilişkiden kaynaklanan orijinal bir BİRLİK ve MÜCADELE zemini olduğundan, organizma gibi organizma-çevre sistemi de kendi içinde bir birlik (denge durumu) ve mücadele (etkileşme) zeminidir [4]. Birlik, yani ortaklaşa varoluş zemini, taraflar arasındaki belirli bir denge durumuna denk düşer ve bu denge muhafaza edildiği sürece sistem varlığını sürdürebilir. Mücadele ise, bu denge bozulmaya başladığı zaman ortaya çıkar ve tarafların dengeyi bir şekilde tekrar kurma çabaları olarak anlam kazanır. Ancak, bu temel varoluş oyununda, hiçbir zaman mutlak bir birlik olamayacağı gibi, mutlak bir mücadeleden de söz edilemeyeceğini unutmayalım. Her AB sisteminde, sistemi meydana getiren unsurlar, her durumda izafi bir birlik zemini üzerinde mücadele ederek varolurlar [ 4].
Organizma söz konusu olduğu zaman, sistemin içindeki denge durumunun (birlik zemininin) korunması ilkesine HOMÖOSTASE deniliyor.117 Her sistem gibi organizma da, son tahlilde, madde-enerjinin belirli bir yoğunlaşma biçimi olduğundan, korunmaya çalışılan “denge” de bir enerji alış-verişi dengesidir. Sistemin belirli bir “an”da sahip olduğu enerji dış dünyayla ilişkiye bağlı olarak değişime uğradığından, sistem sürekli olarak bu dengeyi koruma mücadelesi içinde varoluyor. Aslında tabi böyle, “belirli bir an” diye mutlak bir zaman dilimi falan yoktur ortada, ama, sürecin akışı içinde, bir aşamadan diğerine geçilirken, sanki arada böyle geçiş noktaları-izafi basamaklar- varmış gibi algılanıyor. Neyse, şu an üzerinde durmak istediğimiz konu bu değil [4].
Bir sistem olarak organizmanın içinde bulunduğu dengenin korunmasını günlük yaşamda biz yemek, içmek, ısı ayarı, uyku, sistemin yapısal varlığının korunması (yaralanma vb.) şeklinde algılarız. Yeme, içme, ısı ayarı vb. gibi direkt olarak Homöostase’nin konusu olan unsurların yanı sıra, aslında seks de bu dengenin içindedir tabi, ama şu an onu bir yana bırakıyoruz. Çünkü o, daha çok, bir türün devamı süreciyle ilişkili bir olaydır. Bireyin maddi varoluş dengesine ilişkin olarak diğerleri kadar belirleyici bir rol oynamaz. Örneğin, aç ve susuz olarak yaşayamazsınız, ya da ısı dengesi olmaksızın yaşamı devam ettiremezsiniz, ama seks olmadan da yaşamak mümkündür.
Peki Organizma-Çevre sistemi açısından bakınca nasıldır durum? Burada nasıl korunuyor denge? Homöostase burada nasıl çalışıyor?
Daha önceki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, bu iki sistem (yani kendi içinde bir sistem olarak organizma ve organizma-çevre sistemi) bir arada, biribirlerini tamamlayarak varolabilirler. Hiçbir zaman kapalı bir sistem olarak bir “organizma” düşünmek mümkün değildir. Ancak çevreyle madde-enerji-informasyon alış verişi içinde varolabilir bir organizma. Bu ilişki içinde, ilişkinin değişken tarafı olarak belirleyici unsur ise çevredir. Çünkü bizim çevre dediğimiz şey, hiçbir zaman, değişmeyen-mutlak bir nesne ya da olaydan ibaret değildir. Her seferinde başka bir nesne ya da olaydır çevre. Organizmanın yaptığı ise, sürekli değişen bu çevreye uyum sağlayabilmek için, onun kendi üzerine yaptığı etkiye karşılık tepki oluşturarak aradaki dengeyi koruyabilmek için çaba sarfetmektir. İşte bizim “yaşamı devam ettirebilme mücadelesi” dediğimiz olayın anlamı da budur zaten. “Uyum”un özü budur. Ve bu da bir tür “Homöostase”dir.
Duygulara gelince! Bütün mesele organizmanın içinde bulunduğu dengenin bozulmasıyla ilgilidir! Duygular, bu dengenin bozulduğunu ilân eden bir alârm sistemi olarak ortaya çıkıyorlar; ama onlar aynı zamanda dengenin yeniden kurulması için Homöostase mekanizmasını harekete geçiren, bütün beyinsel-zihinsel kaynakları bu noktaya yönelten bir organizatör, bir itici güç rolünü de oynarlar.118 Örneğin, kandaki şeker oranı düştüğü an, durum hemen Hipotalamustaki merkeze bildirilir. Organizmanın savunmasından sorumlu olan alt sistem-Amiygdala- nasıl ormanda gezerken yılana basmamak için hemen kenara sıçramamızı sağlıyorsa, aynı şekilde, bu kez de Hipotalamus aracılığıyla, birşeyler yiyerek bozulan dengeyi yeniden kurmak için belirli reaksiyonlar oluşturulur. Ve bu arada da durum çalışma belleğine bildirilerek, olayın burada “açlık duygusu” şeklinde kendini ifade etmesi sağlanır. Daha sonra ortaya çıkacak olan bütün zihinsel etkinlikler, kendini bu “açlık duygusuyla” ifade ederek-gerçekleştiren “icra fonksiyonu”nun, beyin kaynaklarını yöneterek (hafızadan çalışma belleğine indirilen bilgileri vs. tarayarak, eldeki imkânları araştırarak) sorunu çözme çabaları olacaktır.
Görüldüğü gibi mekanizma hep aynıdır. Süreç önce hep bilinç dışı olarak gerçekleşen bir reaksiyonla başlıyor. Yani önce vakit kaybetmeden ilk tedbirler alınıyor. Daha sonra, bunun ardından da olay duygusal olarak bilince çıkarılarak gereği yerine getiriliyor. Peki bütün bu işleri nasıl başarıyor organizma? Sistem nasıl çalışıyor da bilinç dışı olarak başlayan süreç daha sonra bilinçli bir süreç haline geliyor?

Yüklə 1,64 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   64   65   66   67   68   69   70   71   ...   78




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə