ÖĞrenmek nediR, neden öĞreniyoruz, nasil öĞreniyoruz



Yüklə 1,64 Mb.
səhifə77/78
tarix31.10.2017
ölçüsü1,64 Mb.
1   ...   70   71   72   73   74   75   76   77   78

REFERANSLAR:

[1] Aktolga, M. (2004). “Bir Hücrede İnformasyon İşleme Süreci ve Evrim”.



http://www.aktolga.de (30.12.2004)

[2] Aktolga, M. (2004). “Çok Hücreli bir Organizmada İnformasyon İşleme Süreci ve Evrim”.



http://www.aktolga.de (30.12.2004)
[3] Aktolga, M. (2004). “Doğada Sistem Gerçekliği ve İnformasyon İşleme Süreci”.

http://www.aktolga.de (30.12.2004)
[4] Aktolga, M. (2004). “Sistem Teorisi, ya da Var Oluşun Genel İzafiyet Teorici – Her şeyin

Teorisi”. http://www.aktolga.de (30.12.2004)


[5] Aktolga, M (2006). “Bilişsel Tarih ve Toplum Bilimlerinin Esasları-İlkel Komünal Toplum-
dan Bilgi Toplumuna Geçiş ve Türkiye. ”. http://www.aktolga.de (2006)
[6] Alberts, B. et. al. (2002). “Molecular Biology of the Cell”. New York: Garland Science.
[7] Spektrum der Wissenschaft (2001). Spezial: “Das Immunsystem”.

[8] Joachim, Bauer (2006). “Warum ich fühle, was du fühlst”. Wilhelm Heyne Verlag.

Joachim, Bauer (2006). “Das Gedächtnis des Körpers”. Piper Verlag. München

Joachim, Bauer (2006), “Prinzip Menschlichkeit”. Hoffmann und Campe Verlag, Hamburg

[9] Gerald Hüther-Inge Krens, (2005). “Das Geheimnis der ersten neun Monate”. Walter Ver-

lag, Düsseldorf.

[10] Inge Krens-Hans Krens. (2005). “Grundlagen einer vorgeburtlichen Psychologie”.

Denhoech-Ruprecht Verlag, Göttingen

[11] Richard F. Thompson. (2001). “Das Gehirn”. Spektrum Akademischer Verlag.

Heidelberg. Berlin

[12] Ledoux, J. (2003). “Das Netz der Persönlichkeit – Wie unser Selbst entsteht”.

Düsseldorf, Germany: Walter Verlag.

Ledoux, J. (2001). “Das Netz der Gefühle – Wie Emotionen entstehen”. Munich,

Germany: Deutscher Taschenbuch Verlag .

[13] Gazzaniga, M. S. et. al. (1998). “Cognitive Neuroscience – The Biology of the Mind”.

New York: W. W. Norton & Company, Inc.

[14] Spektrum der Wissenschaft (2002). Spezial, Nr. 01/2002: “Gedächtnis”.
[15] Lexikon der Neurowissenschaft in vier Bänden (2000), Heidelberg/Berlin, Germany:

Spektrum Akademischer Verlag.


[16] Spitzer, M. (2002). “Lernen”. Heidelberg/Berlin, Germany: Spektrum Akademischer

Verlag.
[17] Spitzer, M. (2004). “Selbstbestimmen”. Spektrum Akademischer Verlag. Heidelberg-

Berlin.
[18] “Spektrum der Wissenschaft”. Dossier 4/2005
[19] Singer, W. (2004). “Spektrum der Wissenschaft. Spezial, Nr. 01/2004: Bewusstsein”;

article: “Ein Spiel von Spiegeln”.

[20] Singer, W. (2002). “Der Beobachter im Gehirn – Essays zur Hirnforschung”. Frankfurt,

Germany: Suhrkamp Verlag.

[21] Damasio, A. R. (2002). “Ich fühle, also bin ich – Die Entschlüsselung des

Bewusstseins”. Munich, Germany: Paul List Verlag.

Damasio, A. R. (1997). “Descartes’ Irrtum – Fühlen, Denken und das menschliche

Gehirn”. Munich, Germany: Paul List Verlag.

[22] „Gehirn und Geist“.N.4/2003; article:“Schmerz“. Burkhart Bromm.

[23] Spektrum der Wissenschaft (1999). Dossier Nr. 03/1999: “Neurobiologie der Angst”.


[24] Halliday, D., Resnick R., Walker J. (2001). “Fundamentals of Physics”. NY: John

Wiley&Sons Inc.


[25] Eysenck M. W., Keane M. T. (2000). “Cognitive Psychology”. Hove, UK: Psychology

Press Ltd.

[26] Goldstein, E. B. (2002). “Wahrnehmungspsychologie”. Heidelberg/Berlin, Germany:

Spektrum Akademischer Verlag.

[27] Lurija, A. R. (2001). “Das Gehirn in Aktion – Einführung in die Neuropsychologie”.

Hamburg, Germany: Rowohlt Taschenbuch Verlag GmbH.

[28] Ramachandran, V. (2003). “Gehirn und Geist, Dossier Nr.1/ 2003“; interview: ”Das Ich

im Schneckenhaus”.

[29] Roth, G. (2001). “Fühlen, Denken, Handeln”. Suhrkamp Verlag Frankfurt.

[30] Russell, S. J., Norvig P. (2003). “Artificial intelligence: A Modern Approach”. Upper

Saddle River, NJ: Prentice Hall.

[31] Scheck, F. (1999). “Theoretische Physik”. Berlin/Heidelberg/NewYork: Springer Verlag.

[32] Spektrum der Wissenschaft (2004). Spezial, Nr. 01/2004: “Bewusstsein”.
[33] Springer, S. P., Deutsch, G. (1998). “Linkes Rechtes Gehirn”. Heidelberg/Berlin,

Germany: Spektrum Akademischer Verlag.


[34] Stillings, N. A. et al. (1998). “Cognitive Science: an introduction”. Cambridge: The MIT

Press.
[35] Storch, V., Wink, M., Welsch, U. (2001). “Evolutionsbiologie”. Berlin/Heidelberg,

Germany: Springer Verlag.
[36] Trepel, M. (1999). “Neuroanatomie”. München, Jena: Urban&Fischer-Verlag.
[37] Futuyama, D., J. (1990). “Evolutionsbiologie”. Basel, Germany: Birkhaeuser Verlag.

[38] Spektrum der Wissenschaft (2000). Digest: “Gene und Verhalten”.

[39] Weiss, G. (2000). “Multiagent systems: a modern approach to distributed artificial

intelligence”. Cambridge: MIT Press.


[40] www.Vikipedia.org

[41]Marcus, G. (2005). “Der Ursprung des Geistes”. Walter Verlag. Düsseldorf


[42] Rose, S. (2000). “Gehirn, Gedächtnis und Bewusstsein”. Verlagsgruppe Lübbe GmbH.
[43] Pinker, S. (2003). “Das Unbeschriebene Blatt”. Berlin Verlag.
[44] Koch, C. (2005). “Bewusstsein”. Spektrum Verlag

1 Bir sinapsı oluşturan iki nörona “presinaptik-postsinaptik” nöronlar deniliyor. “Presinaptik” nöron, in-formasyonun sisteme girdiği “input nöronudur”. “Postsinaptik” nöron ise, informasyonun bir aksiyon potansiyeli şeklinde sistemden ayrıldığı “output nöronudur”.

2 „Bilinen“den kasıt, sistemin elementleri arasındaki ilişkilerle temsil olunan doğal bilgidir.

3Ya öğrenme yeteneği olan, buna göre programlanmış bir bilgisayar mı diyorsunuz! Bu (yapay zeka) tamamen ayrı bir konudur. Şu an sadece “doğal sistemlerden” bahsediyoruz. Canlı olmaktan kastımız ise, kendi içinde “self”-benlik adı verilen instanzı üretebilen, kendisi için varolan, kendisini üreterek varolan varlıklardır.

4 İşte bütün dinlerde “tanrı” olarak ifadesini bulan “gerçek” budur. Her şey son tahlilde bir sistem değil midir? Evet! Peki her sistem de sistem merkezindeki sıfır noktasında temsil olunmuyor mu? Evet! O halde bu evrende o sıfır dan gayrı hiç bir şey yoktur. “Nefsini bilen Rabbini bilir”in, “beni bende demen bende değilim, bir ben vardır bende benden içeri”nin, “ O her yerde hazır ve nazırdır”ın, anlamı sıfır noktasının diyalektiğinde gizlidir. Matematikte “sıfır” olarak adlandırılan bu gerçekliğin ne anlama geldi-ğini kavramadan bu diyalektiği kavramak mümkün değildir.

5 Bu çalışma boyunca hücre deyince bundan hayvansal hücreler anlaşılmalıdır. Bitkisel hücreler de özünde aynıdır, ama, aradaki bazı farklılıklara girerek konuyu dağıtmamak için bu ayrımı yapıyoruz.

6 İki çeşit hücre var, Prokaryot ve Eukaryot hücreleri. Birincisi, yani Prokaryot hücresi evrim sürecinin daha alt basamaklarına ait. Bu türden hücrelerde, belirli bir zarla çevrili bir çekirdek yok. DNA’lar hücrenin içinde serbest bir şekilde bulunuyorlar. Örneğin bakteriler bu türden hücreler. İkinci hücre tipi ise Eukaryot hücresi. Kendi içinde, etrafı kendine özgü bir zarla çevrili bir çekirdeği bulunan hücreler bunlar. DNA’lar da bu çekirdeğin içinde muhafaza ediliyorlar.



7 “Molecular Biology of the Cell”. Garland Science, New York, 2002. [6]

8 Virüslerin hücre çekirdeğine girip çıkabilmek için geliştirdikleri mekanizmalara girmiyoruz..

9 “Regulatory proteinen”lere „transcription faktor“ de denilir.

10 Bu konuyu daha sonra tekrar ele alıyoruz.

11 Antigen, bakteri, virüs gibi “düşmanlara” verilen isim..

12 Bir bilgisayarın „Processor“ leri gibi.

13 Epigenetik bilgiler, direkt olarak DNA larla ilgisi olmayan, sitoplazma aracılığıyla geçen bilgilerdir.

14 Tabi burada esas önemli olan anneden gelen üreme hücresi olarak yumurtadır. Babadan gelen üreme hücresinin (sperm) yeni hücreye pek fazla bir katkısı olmaz. Zaten bu yüzdendir ki, birleşmede rol oynayan epigenetik faktörler söz konusu olduğu zaman “maternal effect” ten, yani annenin etkisin- den bahsedilir [6].

15 İşin teorik tartışma tarafı bir yana, bugüne kadar yapılan hiçbir bilimsel çalışma-araştırma mutasyon- larla evrim süreci arasında bir bağlantı kuramamıştır! Mutasyonlar daha çok genetik yapı bozuklukları-na neden olan sapmalar şeklinde ortaya çıkmaktadır. Tamam, teorik olarak, bu türden “sapmalar” da bazan olumlu sonuçlara yol açabilirler; ama bütün bir evrim olayını bunlarla açıklamak saçmadır. Din-sel kökenli “yaradılış” teorilerine, bunların altında yatan idealist dünya görüşüne karşı çıkacağız der-ken, bu sefer de diğer aşırı uca saplanıp kalma tehlikesi vardır.

16 Bir durumdan başka bir duruma geçişin (evrimin) ne anlama geldiğini daha önce “Herşeyin Teori-sinde” ele aldık [4]. Buna göre her şey, her an, kendi içinde, belirli bir birlik zemini (denge durumu) üzerinde gerçekleşen bir mücadele platformundan ibaretti. Ne mutlak bir “birlik” söz konusuydu, ne de mutlak bir “mücadeleden” bahsedilebilirdi. Darwincilik ve onun felsefi temelini oluşturan materyalizm ise, etkileşme olayının ve mücadelenin daima izafi bir birlik zemini üzerinde gerçekleştiği gerçeğini göremez. Bunu göremeyince de, evrim olayı, “güçlülerin” “daha az güçlü olanları” altetmesine-eleme-sine indirgenir! Olaylar ve nesneler biribirlerinden bağımsız mutlak gerçeklikler (kendinde şeyler) olarak ele alındığı için, “doğal seçme” ve “hayatta kalma mücadelesi” de, biribirlerinden bağımsız olan bu varlıklar arasındaki üstünlük mücadelesi haline indirgenir. Tesadüfen, dış etkenlere bağlı olarak gerçekleşen bir mutasyonla daha üstün hale gelen bir birey, gelişmenin, ilerlemenin de başlıca itici gücü olarak ortaya çıkar! Doğal seçmede ve hayatta kalma mücadelesinde üstünlük sağlamanın öğrenerek daha fazla bilgiye sahip olmayla bir ilgisi yoktur! Bütün mesele, ne olduğu belli olmayan o değiştirici dış etkenle (mutasyonla) ilgilidir. Çünkü eğer DNA ların yetersizse ne yapsan fayda etmez. Bu durumda artık yeni de, eskinin içinde oluşarak-gelişerek, onun içinden doğarak ortaya çıkmaz. Yeniyi, daha ileri olanı yaratan tamamen dış etkendir-dış dinamiktir, mutasyonlardır. Kim ki böyle gen değiştirici bir mutasyona raslar, o daha güçlü olacak, gelişme de, onun kendisinden daha zayıf olanları doğal seçmede elemesiyle gerçekleşecektir! Darwinizmin, “Sosyal Darwinizm” şeklinde, ırkçı ideolojilere zemin oluşturacak noktalara kadar çekilebilmesinin nedeni, onun evrim olayını mekanik olarak tek yanlı bir şekilde ele almasıdır. Bu durumda her ırk, kendisinin diğerlerinden daha üstün olduğunu iddia ederek doğal seçmede öne çıkmaya çalışacaktır! Alın işte size bütün o ırkçı-milliyetçi söylemler için mükemmel bir “teorik” temel!.

17 Bir çocuğun anne ve babasından bahsedince bundan sadece organizmal düzeyde anne ve baba anlaşılmamalıdır. Her çocuk aynı zamanda organizma-çevre sisteminin de ürünüdür. Babası çevreyse annesinin de organizma olduğu bir üründür o.

18Burada, DNA larda değişime neden olabilecek dış faktörden bahsederken bununla sanki sadece mutasyonlar kastediliyormuş gibi bir anlam çıkıyor. Gerçekte ise hiçte böyle değildir. Anne ve babadan gelen DNA ların yeniden birleşimi esnasında meydana gelebilecek değişimlerle, “simbiose” denilen birlikte yaşam esnasında ortaya çıkabilecek değişimler-sentezler yeni DNA bileşimlerinin ortaya çık-masında mutasyonlardan daha önemlidir [8].

19 Bu bölümü yazarken en çok yararlandığım iki kitap; Gerald Hüther, Inge Krens: “İlk Dokuz Ayın Sırrı” ve Inge Krens, Hans Krens: “Doğum Öncesi Psikolojinin Esasları”. Konuyla ilgili olanların mutlaka oku-maları gereken harika iki kitap.

20 Bu konuda benim rasladığım en iyi kaynak kitap “The Cell”. RP sisteminin hiyerarşik olarak örgütlü yapısı, RP lerin farklılaşma sürecinde, gen açılım faaliyetlerinde oynadıklari roller burada mükemmel bir şekilde ele alınıyor. Bazan tek bir regülatör proteinin bile bütün bir süreci nasıl tetikleyebileceği çok güzel anlatılıyor. RP konusundaki araştırmalar aslında daha çok yeni. Son yirmi yılda hızlandı bunlar. Önümüzdeki dönem moleküler biyolojide bu alanda büyük başarıların elde edileceğine kesin gözüyle bakılıyor.

21 „Oluşarak“ diyoruz, çünkü bu süreçle birlikte DNA lardaki plan potansiyel gerçeklik alanından objektif gerçeklik alanına çıkıyor.

22 „Gerçek yolcu“, ana rahminde gelişen o çocuktur elbetteki!. Burada anlatılmak istenen, her çocuğun, gerçekleşmesi ihtimal dahilinde bulunan olanaklardan (bunlar DNA larda yer alan potansiyellerdir), çevre koşullarına göre, objektif gerçeklik haline gelebilenlerinin oluşturduğu bir ürün olduğudur.

23 Agent, bilişsel bilim terminolojisinde otonom informasyon işleme birimi demektir.

24 „yeasts“ tek hücreli mantar ailesine verilen genel bir isim.

25 Böyle, “inanırlardı”, “düşünürlerdi” diyebilmek ne güzel değil mi! Sanki bütün bunlar tarih öncesinde kalmış şeyler gibi!

26 İmplizit bilgiler, bilinç dışı olarak öğrenilip kayıt altında tutulan bilgilerdir. Bunlar, eksplizit bilgiler gibi istenildikleri zaman hatırlanarak hafızadan aşağıya indirilemezler. Ancak süreç içinde bilinç dışı olarak kullanılırlar.

27 Bu konuyu daha önceki bir çalışmada (5. çalışma) bütün ayrıntılarıyla ele almıştık [5].

28 Duygusal düzeyde organizma-çevre sisteminde sistem merkezini temsil eden dominant unsur çevre-dir. Bu nedenle, “insanın doğaya karşı mücadelesi” hem bir “insan olma” mücadelesidir, hem de, insa- nın kendini inkâr ederek evrensel oluşumun bilincine varması, “bilinçli doğa” haline gelerek yok olması mücadelesidir. İnsan bir geçiş dönemi yaratığıdır. Hayvanla bilinçli doğa arasındaki süreci temsil eder.

29 Embriyo bir sistem mi? Evet! Bu sistem, sistem merkezindeki sıfır noktasında temsil olmuyor mu? Evet!. Aynı şekilde fetüs de bir sistem ve bu da gene sistem merkezindeki sıfır noktasında temsil ediliyor. O halde olay, bir anlamda, sıfırın iki ayrı düzeyde iki ayrı varoş haliyle ilgilidir! [4]

30 Nöronlarda transmitterlerin ve modülatörlerin ne işe yaradıklarını daha sonra ele alacağız.Bunlar nö-ronlar arasındaki informasyon alış verişinin kimyasal olarak kodlanması görevini yürütürler.

31 Projeksiyon nöronları informasyonların bir bölgeden başka bir bölgeye taşınması işini yaparlar. İntetnöronlar ise daha çok sinaptik bağlantıların düzenlenmesiyle ilgilenirler.

32 Glia hücrelerinin beyinde ne iş yaptıkları henüz daha tam olarak bilinmiyor. Bunların daha çok des-tek-lojistik-amaçlı faaliyetleri yürüttükleri düşünülüyor.

33 Türsel hafıza (Phyletische Gedächtnis) nedir? Hafızayı türsel ve bireysel olarak ikiye ayıran bazı bilimadamları „türsel hafızanın primäre kortex’te bireysel hafızanın da assoziations kortex’te oluştuğunu“ söylüyorlar [14]. Bu durumda, „doğuştan sahip olduğumuz primäre kortex’teki türsel hafıza“, kesin hatlarıyla, bireysel hafızadan ayrı bir kategori olarak ele alınmış oluyor ki bence bu doğru değildir. Evet, türsel hafızanın primäre kortex’te, daha ana karnındayken oluştuğu, assoziations kortexteki hafızanın-sinaptik bağlantıların ise daha sonra bunun üzerine kuruldukları doğrudur; ama buradan bunun, bireyin içinde geliştiği çevre koşullarından bağımsız olarak (genler tarafından) oluşturulduğu sonucu çıkmaz. Bütün bireylerin primäre kortex’leri o bireyin içinde bulunduğu türe ilişkin bilgileri temsil eden sinaptik bağlantılardan oluşur; ama bu bağlantılar daima bireylerin içinde bulunduğu koşullara göre şekillenirler. Bu yüzden, öyle kesin hatlarıyla „bireysel hafıza“ „türsel hafıza“ ayrımı yapılamaz.

34 Thalamus beyinde bir alt sistem. Duyu organlarından gelen informasyonların beyin kabuğuna-Kortex girmeden önce uğradıkları bir ara istasyon.

35 Bütün bunları daha sonra ayrıntılı olarak ele alacağız. Şu an burada, esas önemli olan konuya kon-santre olalım.

36Aynı şeyi yürümek, konuşmak, koku almak vs. gibi bütün diğer motorik-sensorik faaliyetler için de söyleyebiliriz. Örneğin, yürümeyi, konuşmayı vb. öğrenirken, çevreden gelen informasyonları değer-lendirebilmek için sahip olmamız gereken o ilk bilgi kaynağı nedir? Yeni sinapslar hangi bilgi temeli üzerine inşa edileceklerdir?

37 Şekil “Cognitive Neuroscience” den alınmıştır [13].

38 Homonculus, beynin içinde bir yerde oturan ve herşeyi idare eden küçük organizma! Eskiden böyle bir “varlığın” bulunduğuna inanılırmış!.

39 Buradaki “yeni” kavramının altını çizelim. Çünkü, daha sonra göreceğimiz gibi, ancak yeni, yani ne olduğu henüz daha bilinmeyen bir informasyon mevcut dengeyi bozacak bir etken rolünü oynayabilir.

40 Burada nöronun içindeki „bilgi“den kasıt, iki nöron arasındaki sinaptik bağla muhafaza-temsil edi- len bilgidir. Bir de tabi, sinapsların oluşması için gerekli proteinlerin üretilmesini sağlayan genetik bilgi-sözkonusudur. Bütün bunları daha sonra ayrı ayrı ele alacağız.

41 Şekil “Cognitive Neuroscience” den alınmıştır [13].

42 Şekil “Cognitive Neuroscience” dan alınmıştır [13].

43 Şekil “Cognitive Neuroscience” den alınmıştır [13]

44 Şekil “Cognitive Neuroscience”den alınmıştır [13].

45Nöron, mutlak “refractory period” dan sonra gelen “relative refractory period” da ancak normalin çok daha üstünde bir akımla (depolarizing current) tekrar depolarize olabilir ve bir AP üretebilir.

46 “Motor nöronlar” hareketlerin planlandığı bölgede (prämotorischer Cortex) oluşturulan nöronal reak-siyon modellerini aksiyonpotansiyelleri şeklinde adalelere ileterek bunların burada gerekli hareketler şeklinde gerçekleştirilmelerini sağlarlar.

47 Şekil “Cognitive Neuroscience”den alınmıştır [13].

48 Aynen bir atomda elektronlarla atom çekirdeğini biribirine bağlayan elektriksel-magnetik bağlar gibi. Atom belirli bir kuantum seviyesinde denge halindeyken bunlar da potansiyel bağlardır. Yani öyle her an elektronları çekirdeğe bağlayan objektif bir bağ-bağlayıcı bir kuvvet söz konusu değildir. Örneğin, belirli bir kuantum seviyesindeyken hiçbir kuvvetin etkisinde olmaksızın özgürce atalet hareketi yapan elektronlar, ancak dışardan gelen bir etkiye cevap olarak, atom bir durumdan bir başka duruma ge- çerken objektif bir gerçeklik kazanırlar. Sisteme dahil unsurları birarada tutan bağlar da, gene ancak bu durumda objektif bağlayıcı kuvvetler olarak kendilerini hissettirirler [3].

49 Bunun nasıl gerçekleştiğini daha sonra göreceğiz.

50 Organizmanın kendi içinde bir sistem olarak işleyişi de buna bağlıdır.

51 Kurbağanın beyninde tabiki çok daha fazla nöron vardır! Ama bizim için önemli olan bu değil şu an. Çünkü, basit bir AB devresi nasıl çalışıyorsa, daha karmaşık devrelerin çalışma prensibi de aynıdır. Bu nedenle, zihnimizde yarattığımız kurbağayla gerçek kurbağa arasında özünde bir fark yoktur. Bu ör-nek Spitzer’ den [15]. Çok çarpıcı, çok güzel bir örnek olduğu için buraya alıyorum.

52 Yeni (her yeni), daima, eskinin (mevcut olanın) içinde, onun kendini üretmesi sürecine (ki bu onun kendini inkârı sürecidir) bağlı olarak oluşur. İşte, benim bütün çalışmalarıma yol gösteren temel ilke budur.

53 Bu söylenilenleri test etmek için şöyle düşünebilirsiniz: „Neden olmasın, bak işte, hiçbir anlamı olma-yan altı rakamlı bir numarayı tekrarlayarak ezberliyorum..Daha sonra neydi o numara diye sorduğunuz zaman da pekala buna cevap verebilirim“! Çok güzel! Böyle bir deneyi yapmaya karar verdiğiniz za-man bunu yukarda tartıştığımız konuya ilişkin olarak yaptığınızı unutuyorsunuz ama! Yani, son tahlil-de gene mevcut bir ağla-devreyle ilişki içinde yapmış oluyorsunuz bu deneyi de! O an sübjektif olarak buna önem verdiğiniz için de, belirli bir süre bu numarayı hafızanızda tutabilirsiniz; ama sonra bu önem ortadan kalkacağı için, kullanılmayan bu sinaps da-silinir-ezberlediğıniz o numara ne idi unutur gidersiniz!..

54 Hippocampus beyinde bir alt sistem. Özellikle, öğrenme ve öğrendiklerini kayıt altına alma süreçle-rinde çok önemli bir rol oynuyor.

55 Bu durumda, içeri giren sınırlı Ca+ iyonuna bağlı olarak en fazla kısa süreli bir LTP oluşabilir.

56 Ya da tabi, postsinaptik hücrenin kuvvetli input kanalı tarafından ardarda etkilenmesi halinde.

57 Bunlar A(PKA), (MAPK), (CaMK) gibi enzimlerdir [12,14]]

58 Çok hücreli bir organizmanın oluşum sürecinde bir geçiş aşaması olarak embriyonal informasyon işleme sürecinin özelliklerini daha önce ele almıştık.

59 Organizmanın İşletme Sistemi olarak Homöostase kavramını kullanırken dikkatli olmak gerekir. Evet, belirli bir anlık bir kesiti temel alırsak, burada söz konusu olan, mevcut (Homöostatik) dengenin korunmasıdır. Ama sürecin bir de sürekli değişim yanı vardır. Bu nedenle, dışardan-çevreden gelen etkilere göre organizmanın kendini ayarlayarak belirli bir uyumu-dengeyi muhafaza etmesi olayı aslın-da daha çok dinamik bir dengenin (Homöodinamik) korunması olayıdır. Yani, görünürdeki Homöo-statik denge izafidir. Homöodinamik denge ise, bir durumdan başka bir duruma geçişin iç dinamiklerini de kendi içinde taşıyan, değişim içinde oluşan izafi bir dengedir.

60Bu konuya daha sonra tekrar döneceğiz. Şu an önemli olan informasyonların duygusal sistemler tarafından önemlilik derecelerine göre nasıl değerlendirildiklerinin incelenmesidir.

61 Nitekim, eğer salyangozun kuyruğuna elimizle basit bir şekilde değil de, bir elektroşok aracılığıyla „dokunsaydık“, salyangoz hiçte buna „alışmayacak“ (Habituation olmayacak) her seferinde reaksiyon göstermeye devam edecekti.

62 Beyninde çok az nöron bulunan salyangozun ne oranda „bilinçli“ sayılabileceği ayrı bir konudur.

63Koordinat sisteminin merkezi olarak organizmayı aldığınız zaman bir anlama sahip olurlar.

64 Yeni bir bilginin üretilmesi-öğrenilmesi- demek (yeni bir bilgiye sahip olmak demek), o bilginin hayata nasıl geçirileceğine dair bilgilere de sahip olmak demektir. Çünkü bilgiler hayatın içinde üretilirler.


Yüklə 1,64 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   70   71   72   73   74   75   76   77   78




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə