ÖĞrenmek nediR, neden öĞreniyoruz, nasil öĞreniyoruz



Yüklə 1,64 Mb.
səhifə78/78
tarix31.10.2017
ölçüsü1,64 Mb.
1   ...   70   71   72   73   74   75   76   77   78
65 Peki, diyelim ki lottodan yüklü bir para kazandınız, bu sizin için neden “iyi” birşeydir? Bu parayla daha yüksek bir yaşam seviyesine mi sahip olabilirsiniz! Peki, “daha çok bilgiyle“ ne alâkası var bunun! Çok basit! Para sınıflı toplumların icadıdır. İçinde yaşadığımız kapitalist toplumda daha çok paraya sahip olmak demek, toplumsal olarak sahip olunan bilginin ürünlerine daha çok “sahip olabilmek” demektir. Kapitalist toplumda para sermayedir. Sermaye ise üretim ilişkisidir. Paraya sahip olan, üretim ilişkilerinde dominant unsur olarak, üretim sürecinin özünü oluşturan toplumsal bilgiye de sahip olur. Çünkü bilgi alınıp satılabilen bir üründür burada. Bu konuyu bir önceki çalışmada ele almıştık (www.aktolga.de) 5.çalışma.

66 „Daha iyi bir durum“, ya elde edilen bir mükâfatla birlikte ortaya çıkan pozitif anlamda daha „iyi“ bir durumdur, ya da, daha kötü bir duruma düşmemek için, bazı şeylerin yapılması halinde oluşan, ne- gatif gelişmelerin engellendiği bir durumdur.

67 „Korku reaksiyonları“, kalp atışlarının-kann dolaşımının hızlanması, avuç içlerinin terlemesi, mide asidinin yükselmesi, rengin sararması vb.

68 Eğer bilişsel mekanizmayı da hesaba katarsak mekanizma sayısı üçe çıkıyor.

69 İnsan için de böyledir bu. Ama insan söz konusu olunca bir de bilişsel mekanizma var. Onun için burada sadece „hayvan“ dedik.

70 Multiagent bir sistem, her biri otonom faaliyet gösteren çok sayıda alt sistemden oluşan karmaşık bir sistemdir.

71 „Arousal“ duygusal kalkışma demek. Burada kastedilen „Arousal sistem“, „zentrale“ Amigydala’nın harekete geçirdiği korku reaksiyonlarıyla birlikte savunma sistemidir. Tabi bu arada Beyin kökündeki (Hirnstamm) A10 nöronları da aktif hale getiriliyor.

72 Bu nokta çok önemli olduğu için altını çizme ihtiyacı duyuyorum. Normal koşullarda, salgılanan dopaminin bir kısmı daha sonra presinaptik nöronda bulunan alıcılar tarafından geriye doğru alınarak toplandığı için buradaki sinaptik yapıda bir değişiklik olmaz. Ama uyuşturucunun etkisiyle presinaptik nörondaki alıcılar bloke durumda olduklarından, sonuç olarak postsinaptik hücreye ulaşan dopamin miktarı normalin çok üzerinde olur. Bu ise, hücre-nöron dilinde „önemli ve yeni“ bir informasyonun geldiğine işaret eder. Çünkü ancak önemli ve yeni informasyonlar normalin üzerinde nörotransmitter salgılanmasına neden olurlar. İşte Hebb ilkesiyle uyuşturucuyu öğrenmenin-alışkanlık kazanmanın-ilgisi buradadır.

73 „Toleranz“, uyuşturucu alma miktarını belirleyen sınırdır. Bu gittikçe yükselir. Belirli bir miktar uyuş-turucuya vücut alıştığı zaman, artık uyuşturucunun Dopamin sistemi üzerindeki etkisi azalmaya baş-lar. Bu yüzden de alınan miktarın devamlı arttırılması gerekir.

74 Duygusal olarak ortaya çıkan bu isteğin ne kadar gerçekçi-mantıki olup olmadığını test etmek için olayı bilişsel olarak da değerlendirebilirsiniz. Sonra, bu değerlendirmenin sonuçlarını da „isteğinize“ ilâve ederek, ev yaptırmak isteğinizin, bilişsel kimliğinizle de desteklenen bir ön proje haline gelmesini sağlarsınız!..

75 Empati yoluyla diğer insanların ağrılarına-acılarına iştirak etmek, bunu kendi içinde duymak ayrı bir olaydır, bunu daha sonra ele alacağız.

76 Yanlış anlaşılmaya neden olmaması için altını çizmek istiyorum. “Bizden bağımsız, objektif süreçle-re ilişkin bilgiler“ demek, „varlığı kendinden menkul mutlak gerçekliklere ilişkin bilgiler“ demek değildir! Burada kastedilen „objektif bilgi“ (Faktenwissen), bilişsel bilgi üretme sürecinin ürünü olan bilgidir. Bu bilgiler „bize“-self-bağlı değildir, çünkü bilişsel bilgi üretme sürecinde benlik-self-bilginin içinde (onun varlığında) yok olur. Bu durumda bilgi, insan-doğa sisteminin bir çocuğudur. Babasının doğa (çevre) annesinin insan olduğu bir çocuktur. Onun, kendisini doğuran insandan „bağımsız“ varlığı buradan gelir.

77Eğer o an, çivilerin üzerinde hiçbir ağrı hissi duymadan yatan Fakirin eline bir iğneyi hafifçe batırma şansınız olsaydı, canı yanan Fakir’in birden sıçrayarak elini çektiğini görürdünüz!..

78 Duygusal reaksiyonların oluşma platformu olduğu düşünülen evrimsel olarak en eski beyin bölgele-rine verilen ad.

79 Seretonin bir nörotransmitterdir.

80 Bu konuya, öğrenme teorisini ele alırken daha sonra tekrar döneceğiz.

81 Sadece ertesi gün imtihana girecek olanların değil tabi, bütün öğrencilerin-öğrenenlerin- iyi uyumala-rı gerekir!

82 Neden? Çünkü her şey (bu arada bilgi de tabi) kuantizedir. Bu nedenle, belirli bir kapıya ilişkin belirli bir bilginin olması gerekir. Sınırsız bilgiyle bir kapı inşa edilemez [4].

83 Hiç düşündünüz mü, neden açlık-ya da susuzluk hissi duyuyoruz diye? Bunlar isteğe bağlı olmayan bilinç dışı şeylerdir! Ya da, Eliniz sıcak bir yere değipte yanınca neden acıma hissi duyuyorsunuz hiç düşündünüz mü? Her iki durumda da, karmaşık bir sistem olan organizmanın denge durumunda mey- dana gelen bir değişiklik, kendine özgü bir uyarı sinyaliyle en üst yönetim organına bildirilmekte, buna karşı tedbir alınması istenilmektedir. Hisler, duygusal reaksiyonların kendini ifade etme biçimleri ola-rak ilk anda gerçekleşen reaksiyonlardan sonra ortaya çıkarlar ve olayın daha ayrıntılı olarak ince-lenmesi için beyin kabuğunu-çalışma belleğini aktif hale getirirler. Bu yanıyla onları-hisleri organizma-nın ön kimliği (proto self) olarak da tanımlayabiliriz.

84 Eğer, düşünme kavramını geniş anlamda kullanırsanız, hayvanlar da düşünür diyebilirsiniz. Bir informasyonu işlemek-değerlendirmek için, onu, hafızada daha önceden kayıt altına alınmış olan deneyimlerle-bilgilerle kıyaslamak, benzer olayları hafızadan indirerek o anın içinde çözüm bekleyen soruna çare bulabilmek hayvanları da içine alan zihinsel bir faaliyettir, bu doğru. Ama eğer, düşünme-yi, bir amaca ulaşmak için zihinsel olarak plan yapma-problem çözme faaliyeti olarak tanımlarsanız, bu anlamda düşünmek bilişsel bir faaliyettir ve sadece insana özgüdür. Burada belirleyici-ayırdedici olan, planlı düşünmek, plan yaparak düşünmek, bir problemi plan yaparak çözmeye çalışmak oluyor.

85 „Hoşa gitmek“ nedir peki? Çok basit! Eğer bir etkileşmenin sonunda organizma için elverişli bir durum ortaya çıkıyorsa, bu durumda motivasyon sistemi elde edilen bu başarıyı “hoşa gitme” hissiyle birlikte kayıt altına almaya çalışır. Nucleus accumbense ve önbeyine salgılanan Dopamin bu bölgeleri etkilerken, Nucleus accumbensten önbeyine salgılanan maddeler de burada „hoşa gitme“ duygusuna neden olurlar.

86 Buradaki „bilgi“, bize bağlı olmayan, duygusal deneyimlerin ötesinde, bilişsel anlamda objektif ger-çekliğe ilişkin bilgidir („Faktenwissen“). Organizmanın (insanın) kendi ürünü olan bu bilgiyle ilişkisi ise, aynen anneyle çocuğunun arasındaki ilişki gibidir. Doğa, insanla-insanda kendi bilincini üretirken, insan bu süreçte kendi nefsiyle bilgiyi üreten bir mekan-araç rolünü oynuyor. Her seferinde, üretilen her yeni bilgiyle birlikte hem onun varlığında yok oluyor, hem de sonra ona sahip çıkarak bir üst bilgi seviyesine ulaşarak yeniden doğma olanağına kavuşmuş oluyor. Doğa’nın kendi bilincini oluşturması sürecinin basamaklarını böyle çıkıyor insan...

87 Sınıflı toplumun-yaşamın ürünü olan bu „sahip olma“ kavramı çok tehlikelidir! Ne anlama geldiğinin kavranılması en zor olan kavramdır da diyebiliriz buna! Herkes onu kendisine göre kavrar!. Birşeye sahip olmanın ne demek olduğunu gerçekten kavradığımız zaman ise zaten büyü bozulmuş oluyor! Sınıflılığın verdiği zırh- ya da „benlik“, „nefs“ adı verilen üniforma- ancak o zaman deliniyor!..

88„Nöronal reaksiyon modeli“ diyoruz, çünkü davranışlarımız bu modeli hayata geçirmekten başka bir-şey değildir. Benlik-self-her anın içinde oluşan nöronal reaksiyon modellerinin davranışlarımızla haya-ta geçmelerinin ürünü oluyor.

89Joseph LeDeux New York Üniversitesi Nöral Bilimler Merkezinde profösör.Prof. W.Singer ise Alman- ya’da Max Planck Enstitüsünde beyin üzerine araştırmalar yapan bölümün başkanı.

90 Dalgaların toplanmasına-süperpozisyonuna ilişkin daha geniş bilgi için en sondaki „ek“ler kısmına bakılması gerekiyor.

91 Peki nasıl oluyor bu tutulma işlemi burada? Nedir bu “tutulan” şeyler? Son tahlilde birer aksiyonpotansiyeli değil midir bunlar? Elbette! Yani çalışma belleği, o an, söz konusu nesnenin organizmayı etkilemesiyle birlikte ortaya çıkan bütün nöronal etkinlikleri-aksiyon potansiyellerini bu nesneye ilişkin operasyon-değerlendirme sona erene kadar burada hazır tutmaktadır.


92 Tabi bu, her olay veya nesne mutlaka bu şekilde temsil edilirler anlamına gelmiyor. Bu türden bir temsilin mümkün olduğunun altı çiziliyor o kadar.

93 Bu türden nöronlara ilişkin olarak Singer’in yaptığı bütün açıklamalara katılıyorum. Benim anladı-ğım „büyükanne nöronları“ sadece çalışma belleğine özgüdür ve bunlar kalıcı temsil işiyle uğraş-mazlar. Yani olaylar ve nesneler hafızada kalıcı olarak yer tutan bu türden nöronlarla temsil olunmazlar...

94 Bu kavram Damasio’ya aittir [21].

95 Elektriksel sinapslara („gap-junction“) beyinde birçok yerde raslanıyor. Bu konu birçok çalışmada ele alınıyor. Ama, çalışma belleğinin fonksiyonuyla buradaki sinapsların yapısı arasında ilişki kuran başka bir çalışmaya henüz raslamadım ben.

96 Burada kastedilen informasyonun genel akış yönüdür.

97Şüphesiz bu türden sorulara sadece teorik açıklamalarla cevap vermek mümkün değildir! Ben sadece, bilinenlerden yola çıkarak henüz bilinmeyenlere ilişkin teorik öngörülerde bulunmaya, belirli hipotezler geliştirmeye çalışıyorum. Gerisi sürmekte olan araştırmaların konusudur...


98 Bu örnek aslında LeDoux’undur. Çok çarpıcı olduğu için benim de hoşuma gidiyor ve sık sık kullanı-yorum.

99Protoself’i (nefs) temsil eden nöronal etkinlikle birlikte, orkestra unsurlarının (yani organların) faaliyetlerini ifade eden bu feedback raporları, bir bütün olarak çalışma belleğinde organizmanın merkezi varlığını, nefsi-selfi temsil ederler.

100 Duygusal deneyimler belirli bir denge durumundan (ilk durum) itibaren başlarlar, “son duruma” kadar kendi içindeki düal-ikili (bir AB sistemi olarak) yapılarını muhafaza ederek gelişirler, yani, duygu-sal deneyimlerde, sürecin sonunda, etkileşmeye katılan unsurların kendi varlıklarında yok oldukları bir sentez oluşmaz, çocuk doğmaz! Organizma-obje ilişkisinin kendi içindeki evrimi sürecidir yaşanılanlar. Ve hafızada da bu şekilde muhafaza edilirler.

101 Bir aksiyonpotansiyeli bu şekilde oluşur! “Benlik” dediğimiz şey de son tahlilde bir aksiyonpotansi-yeli değil midir!..

102 Bu ilk oluşum “anının” gerçekliğinin sıfır noktasının gerçekliği olduğunun altını çizelim [4].

103 Örneğin, eğer elektron ve protonun her ikisi de dönmeselerdi, bunlar, biribirine karşıt iki dalgasal hareket olarak biribirlerine doğru “çekilirler”, birlik içinde “mutluluktan” yok olurlardı!.


104 Cevizi gerçekten kıran maymunda hem planlamadan sorumlu bölge (prämotorische Cortex), hem de ceviz kırma işini fiilen gerçekleştiren bölge (motorische Cortex), bunların ikisi birden faal halde ol-dukları halde, gözlemci maymunda sadece prämotorische Cortex aktif haldedir.

105 “Motivasyon sisteminin” nasıl çalıştığını hatırlayınız..

106 Bir şeyi sadece düşünmekle onu gerçekleştirmek arasındaki fark açıktır. Sadece düşünmekle-tasavvur etmekle- kaldığınız sürece, beyinde, çalışma belleğindeki ve planlamadan sorumlu kısım olarak “prämotorische Rinde” deki nöronal ağlar aktif hale gelmiş olurlar. Düşündüğünü gerçek-leştirmek için ise, bu bölgede oluşan aksiyonpotansiyellerinin (yani eylem planlarının) organları harekete geçirme fonksiyonuna sahip olan “motor bögeye” iletilmesi gerekir. Bu nedenle, örneğin bir maymunun beyninde ceviz kıran başka bir maymunu seyrederken aktif hale gelen nöronlarla, onun hafızasında kayıtlı bir olay olarak daha önceki kendi ceviz kırma eylemini düşünürken aktif hale gelen nöronlar aynıdır.

107 Çünkü insan ilişkilerinde (sınıflı toplumlarda) bazan karşımızdaki bir insanın ağzından çıkanlarla içinden geçenler tamamen biribirinden farklı olabiliyor. Bu durumda, eğer biz sadece onun ağzından çıkan sözleri (ve yaptıklarını) dikkate alarak hareket edersek yanılmış oluruz.

108 Duygular ağır bastığı sürece sağlıklı olarak düşünemezsiniz, neden? Çünkü çalışma belleğinizi duygular doldurduğu için, burada etkileşme konusu olan nesneye yer kalmaz da ondan. Olanı değil, olmasını istediğinizi düşünürsünüz hep. Ki bu da sizin doğru kararlar vermenizi engeller.

109 İnsanın nefsine hakim olmasını dağlayan präfrontaler Cortex’tir. Präfrontaler Cortex geliştikçe nefsi-mize hakim olmayı öğreniriz.

110 Buradaki “gözlemciyi” bir elektron üzerinde ölçme işlemi yapan gözlemciyle karıştırmamak gerekir !

Bu durumda “gözlemci” ölçme aletleriyle birlikte etkileşmede bir taraftır [3].



111 Burada çok önemli bir nokta var! Gözlemcinin prämotorische Cortex’inde meydana gelen aktivite empati yoluyla oluşan bir „Erzwungeneschwingung“dur (yani, karşı tarafın etkisiyle meydana gelen „zorunlu bir salınımdır“). Bauer bu olayı „rezonans“ olarak ifade ediyor [8]. Bence bu doğru değildir. Değildir, çünkü böyle bir anlayış empati ile rezonansı aynı şey olarak değerlendirmek anlamına ge-lirdir. Rezonans, kendin olarak (kendi self’inle) karşı tarafın meydana getirdiği dalgasal hareketle aynı frekansta ve fazda bir salınıma sahip olmak demektir. Yani, karşı tarafın duygularını hissederek almak (empati) onunla rezonans haline girmek için zorunludur, ama yeterli değildir. Rezonans olması için karşı tarafla aynı frekansta-fazda dalgasal bir hareket olarak gerçekleşmek de gerekir. Ceviz kıran maymunu gözetleyen gözlemci maymunun prämotorische Cortexinin o an diğer maymunla aynı şe-kilde aktif hale gelmesi iki maymun arasındaki rezonansın alt yapısını oluşturur, ama bu kadarıyla olay henüz daha rezonas olarak ifade edilemez. Gözlemci maymunun diğeriyle rezonans haline girmesi için, onun da, diğerinin etkisiyle harekete geçip bizzat (kendi benliğiyle) ceviz kırma eylemine kalkışması gerekir.


112 Bu değerlendirme ilk önce Amiygdala’da olur. Olay karşısında gösterilen anlık reaksiyonların açıklaması budur. Daha sonra da, bilişsel olarak kontrol altına alınmış (sloganların vb.denetim altında olması) duygusal bir gösteri olarak ortaya çıkar.

113 Bauer diyor ki: “Empati olayının gerçekleşmesi için karşımızdaki nesnenin mutlaka bir canlı olması gerekir. Cansız bir nesneye (bir taş parçasına örneğin) empati yaparak yaklaşamazsınız” [8]. İlk ba-kışta doğru bir yaklaşım bu. Çünkü “duygular” “canlılara” özgüdür. Bir taş parçasının “iç dünyasını”- nasıl yansıtacaksınız ki? Ama ben konuyu burada daha fazla kurcalama taraftarı değilim, çünkü o zaman konunun biraz dışına çıkmış olacağız. Şu an, bu konuda farklı düşündüğümü söylemekle yetinmek istiyorum. Bauer’e gelince, materyalist kültürle yoğrulmuş bir yazardan “Şol cennetin ırmakları akar Allah deyu deyu” diyen bir Yunus’u anlamasını bekleyemezsiniz her halde!. Evreni kendi içinde hissedebilmek için, Yunus gibi “kendi varlığında yok olmak” gerekir. Başka türlü evrenle-bir taş parçasıyla bile- empati yapamazsınız! Bu konuyu daha sonra başka bir çalışmada ele alacağız..

114Tabi buradan, Amiygdala’nın sadece daha önceden mevcut olan nöronal modelleri aktif hale getirebildiği, bunlara yeni ağlar-sinapslar ilâve edemeyeceği, yeni şeyler öğrenemeyeceği anlamı çıkmaz. Beyindeki bütün diğer sistemler gibi Amiygdala da plastiktir. Yani o da öğrenir, yeni informasyonları eskiden beri mevcut olanlarla değerlendirerek o da kendini geliştirebilir.

115 Nörobiyolojik olarak ele alırsak, elbette ki, zamanla bu bilgiler de benimsenerek kölenin beynindeki nöronal ağlarda kayıt altına alınırlar ve böylece de “öğrenilmiş” olurlar. Ama, kölenin bir insan olarak bağımsız bir kişiliği olmadığı için, bunlar onun tarafından üretilmiş-öğrenilmiş- bilgiler değildir.

116 Okulda, sınıf geçmek için, ya da bir imtihanda iyi not almak için, baskı altında „zorunlu olarak öğrendiğiniz“ şeylerden ne kadarı aklınızdadır! Öğrenmek, bir patates çuvalına patatesleri istif etmek gibi, belirli bilgileri (“Faktenwissen”) beyine doldurmak değildir! Öğrenmek, sinaptik bağlarla oluşan nöronal ağları kendi iç dinamiğine uygun olarak geliştirmektir..

117 Olayı çok basitleştirirsek, bunu, bir odayı ısıtan, ya da soğutan bir termostadın çalışma ilkesine benzetebiliriz. Sistem belirli bir değere göre ayarlanmıştır. Isı bu değerin altına ya da üstüne çıkınca mekanizma çalışmaya başlar. Amaç, oda ısısını daima verili değerde tutmaktır..

118 Çalışma belleğinde ortaya çıkan “icra fonksiyonu” duygusal olarak kendini ifade eden benliktir.

119 Normal, yani kronik olmayan stresle kronik stres biribirinden farklıdır. Stres halinde insan yemeden içmeden kesildiği için, bu durum uzarsa, bu, kandaki Glukoz miktarının düşmesine neden olur. Buna karşılık, organizma sürekli baskı altındadır ve beyinsel faaliyet bütün aktifliğiyle sürmektedir (ancak nö- ronal faaliyet için gerekli olan enerji kaynağı sınırlıdır).

120 Bugün Türkiye’de, devlet sınıfının iktidarı burjuvaziye kaptırmasını bir türlü hazmedemeyen „ulusalcıların“ ülkeyi işgal altında göstererek „Sevr sendromu“ içine sokmaya çalışmalarının, „topraklarımız yabancılara satılıyor“, „bağımsızlığımız kalmadı, öldük, bittik, mahfolduk“ diyerek kendi yok oluş psikolojilerini ülkeye egemen kılma uğraşlarının, milliyetçi-ırkçı duyguları kışkırtarak ülkede yabancı düşmanı bir atmosfer yaratıp, ülkeyi sunni bir kurtuluş savaşı atmosferi içine sokmaya çalışmalarının, bu amaçla, kendi içinde bulundukları stres ortamını ülkeye egemen kılmaya uğraşmalarının nöro-biyolojik temeli budur! Korkuya dayanarak kitleleri-insanları harekete geçirme mekanizmasının temeli budur. Toplum, bireylerden oluşan bir sistemdir. Bireyler ise maddi varlıklarını toplumsal üretim ilişkileri içinde oluştururlar. Bu nedenle, toplum geliştikçe, toplumsal olarak geriyi-eskiyi temsil eden sınıf, içinde bulunduğu yok olma psikolojisini-stresini bütün topluma yaymaya çalışır. Çünkü, ona göre, onun kendisinin yok olmasıyla, toplumun, herkesin yok olması aynı şeydir („ya devlet başa, ya kuzgun leşe“ mantığıdır bu!). Bu hastalıklı ruh halinin, sosyal şizofreninin bir tek tedavi yolu vardır ki, o da, daha çok üretmek, daha hızlı gelişmektir. Eskinin içinden gelişen yeni ne kadar hızlı büyürse, eskinin yok olma süreci de o kadar hızlanır. Yani, tek çıkar yol, daha çok üretmektir, ekonomik ve demokratik anlamda daha çok demokratikleşmek, daha çok dünyalaşmaktır...

121 Tabi ki bütün bağışıklık sistemi bozuklukları bu şekilde açıklanamaz! Burada sadece stresten kay-naklanan bozukluklara bir örnek veriliyor.

122Buradaki „dışarı“ kavramı izafidir [4].

123 En basit örgüt, iki kişi arasındaki ilişkiyle gerçekleşir. Bu ilişkiyle kayıt altında olan belirli bir bilginin maddeleşmiş halidir.. Tek kişilik örgüt olmaz! [4]

124 Bütün bunlar, günlük hayatımızın akışı içinde kullandığımız kavramlardan-bu kavramlara verdiğimiz anlamlardan ve alışkanlıklarımızdan ne kadar farklı değil mi!

125 Burada, bir elektronun varlığıyla bir öğretmenin-insanın varlığının farklı şeyler olduğu düşünülebilir! Öyle ya, bunlardan biri „mikroskobik“, diğeri ise „makroskobik“ bir nesne değil midir! Eğer insanı mekanik-makroskobik varlığıyla (örneğin bir araba gibi) ele alırsanız bu şekilde düşünmek doğrudur. Ama, bir sistem olarak insanın (organizmanın) her anın içindeki varlığını temsil eden benlik (self), o anın içinde oluşan nöronal bir etkinlikten (nöronal ağlarda oluşan bir aksiyonpotansiyelinden) başka birşey değildir. Ki bu da, çevreden gelen etkilere karşı bir reaksiyon modeli olarak her anın içinde yeniden oluşur. Bu nedenle, „makroskobik“ nesneler söz konusu olunca, pratikte sınırlı bir uygulama-geçerlilik alanı olan mekanik-materyalist dünya görüşünün, nörobiyoloji açısından hiçbir geçerliliği yoktur.

126 Neden „heyecan“? Çünkü o an „stres sistemi“ çalışmaya başlıyor. Ortaya çıkacak yeni duruma karşı organizmanın hazırlanması gerekmektedir. Otonom sinir sistemi aktif haldedir.

127 Beyindeki „Mükâfat sistemi“(Belohnungssystem) öğrenerek, yeni bilgilere sahip olarak da çalışır, bir parça çukulatayla da, veya güzel bir sözle de! Ama o, aynı zamanda, her türlü uyuşturucuya karşı hassas hale de gelebilir. Bütün mesele, kişiliğin nasıl oluştuğuyla, binanın hangi temel üzerine inşa edildiğiyle ilgilidir. Bu temel ise, ilk üç-beş yaş süresince bilinçdışı olarak oluştuğu için, burada en büyük görev yetişkinlere düşüyor. Herkes, her aile, her toplum ne ise çocuklar da onların aynası olur bir yerde. Yani çocuklar bu temelin üzerinde gelişmeye başlarlar.

128 Bir sinapsı ve buraya yeni bir informasyonun geldiğini düşünelim: Bu informasyon presinaptik nöronun aksonundan gelir, sonra da işlenerek postsinaptik nöronun aksonundan bir aksiyonpotansi-yeli şeklinde çıkar. Açıkça anlaşılacağı gibi, yeni informasyonu temsil eden aksiyonpotansiyeli eski-varolan sinapsın içinde oluşmaktadır. Bu arada, genetik mekanizma da aktif halde olduğu için, mevcut sinapsın üzerine yeni bilgiyi temsil eden yeni sinaptik bağlantılar ilâve edilir. Yeni, eskinin içinde, onun ana rahminde doğar ve sonra da onun üzerine inşa edilir. Aynı durum öğretmen-öğrenci ilişkilerinde de böyledir. Her yeni bigi öğrenilerek yeni sinapslarla kayıt altına alınırken, bu, aradaki ilişkinin de bir durumdan başka bir duruma geçmesine paralel olarak gerçekleşir. Her bilgi seviyesi, öğretmen-öğrenci sisteminin o anki ilişkilerini temsil eden bağların da yeni temelini oluşturur.

129 A ve B arasındaki ilişki neden bir „zıtlık”-“çelişki” ilişkisidir? Çünkü A, kendi varoluş fonksiyonunun gereği olarak , sisteme dışardan madde-enerji-informasyon almakla mevcut denge durumunun inkarına neden olmaktadır. B de, buna karşılık, bu inkarı inkar ederek, yeni bir denge durumunun kurulması için mücadele verir; bu mücadelenin sonunda ortaya çıkacak olan yeni denge halini, tıpkı bir çocuk gibi kendi ana rahminde geliştirir, sonra da onu doğurur. Evet, çocuğu doğuran, anne olarak daima B dir. Ama o, aynı zamanda, A’nın da çocuğudur. Çünkü son tahlilde B, A’nın hazırladığı reaksiyon modelini gerçekleştirmektedir. A ve B, çocuğun (yeni denge durumunun) varlığında yok olarak yeniden doğarlar. Bütün hikaye bundan ibarettir.

130 “İnformasyon İşleme Bilimi” için bak [4].

131 Kova örneği söz konusu olduğu zaman, burada, sistemin içindeki bilgiyi temsil eden kovanın asılı olduğu yaydır. Sisteme alınan girdi-su- sistemin içindeki bu bilgiyle-yayın özellikleriyle-değerlendiril-mekte, ona göre bir çıktı oluşmaktadır. Kovanın su doldukça meydana gelen hareketi, suya olduğu kadar yayın yapısına da bağlıdır.

132 ym (amplitude-genlik) ip üzerinde bulunan bir noktanın-elementin- dalga oradan geçerken, denge durumundan itibaren maksimun yer değişimini gösterir.

Yüklə 1,64 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   70   71   72   73   74   75   76   77   78




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə