Önsöz 2 Şia'nın Manası 9


Peygamberimiz Ehlisünnet Ve'l-Cemaat'in Fıkhını Benimsemiyor



Yüklə 0,61 Mb.
səhifə22/24
tarix22.01.2018
ölçüsü0,61 Mb.
1   ...   16   17   18   19   20   21   22   23   24

Peygamberimiz Ehlisünnet Ve'l-Cemaat'in Fıkhını Benimsemiyor


Şimdiye kadar Şia'nın Ehlibeyt imamlarına (a.s) uyarak kesinlikle kıyasa ve şahsî görüşlere yönelmediğini, hatta bu iki ameli haram saydığını, zira bunun Peygamber'den kalan nassa ters olduğunu, ama bunun karşısında ellerinde yeterince nass bulunmayan Ehlisünnet ve'l-Cemaat'in, birtakım yasaklamalar ve hadis yakmalardan sonra kendilerini şahsî görüşlere ve kıyasa mecbur ettiklerini okumuş, görmüştük.

İçtihat ve şahsî görüş taraftarları bir yandan hadisleri yakarken bir yandan da Peygamberimiz (s.a.a) adına yalan hadisler uydurarak kendilerini güçlendirmeye çalıştılar. Hakkı batıl, batılı hak gibi gösterebilmek için şu tür rivayetler uydurdular:

«Peygamber (s.a.a) Muaz b. Cebel'i Yemen'e gönderdiği zaman ona sordu: Eğer senden hakemlik yapmanı isteseler nasıl hakemlik yaparsın?

Muaz cevap verdi: Allah'ın kitabıyla hakemlik yaparım.

Peygamber (s.a.a) yine sordu: Eğer Allah'ın kitabında bir şey bulamazsan, o zaman ne yaparsın?

Muaz cevap verdi: Peygamber'in (s.a.a) sünnetine müracaat ederim.

Peygamberimiz tekrar sordu: Eğer sünnette de bulamazsan ne yaparsın?

Muaz yine cevap verdi: Onda da bulamazsam kendi görüşüme göre hareket ederim.

Bunun üzerine Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: Peygamber'in elçisini Allah ve Resulünün rızası doğrultusunda amel etmeye muvaffak kılan Allah'a şükürler olsun!»

Bu rivayet batıldır ve Resul-i Ekrem'in (s.a.a) böyle bir şeyi söylemiş olması mümkün değildir. Peygamberimiz, nasıl "Eğer Kurân ve sünnette bulamazsan ne yaparsın?" diye sorabilir? Hâlbuki Allah, Kurân-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:



"Ve biz sana her şeyi açıklayan kitabı gönderdik."208[208]

"Biz, Kurân'da hiçbir şeyi eksik bırakmadık."209[209]

"Allah Resulü size ne verdiyse alın onu ve size neyi yasakladıysa sakının ondan."210[210]

"Biz sana kitabı, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye bir gerçek olarak indirdik"211[211]

O halde Peygamberimiz, nasıl Muaz'a böyle sorular sorabilir? Hâşâ bunlar hem Peygamber'in, hem de Allah'ın yetersiz kaldıklarını ve bütün hükümleri beyan etmediklerini itiraf etmek demek değil midir?

Bazıları, "Belki de Muaz bu sözü Kurân henüz tamamen nazil olmadan önce söylemiştir" diye düşünebilir. Cevap olarak diyoruz ki: Bu düşünce yine de yanlıştır. Çünkü:

1-Muaz cevap verirken "Allah'ın kitabıyla hakemlik yaparım" diyor. Bu da demek oluyor ki Kurân, kitap olarak tamamen nazil olmuştu.

2-Peygamberimizin bu cevabı, Allah'ın hükmünü ve Peygamber'in sünnetini bilmeyenleri, öğrenme ve öğretme zahmetinden alıkoyarak şahsî görüşlerine ve canlarının istediği şekilde hüküm vermelerine sevk ediyor.

3-Yüce Allah Kurân-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:



"Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte kâfirler onlardır!"212[212]

"Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte zalimler onlardır!"213[213]

"Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte fasıklar onlardır!"214[214]

4-Allah'ın hükmünü bilmeyen bir kimsenin zaten fetva verme gibi bir yetkisi yoktur. Fetva verebilmesi için Allah ve resulünün hükümlerini öğrenmesi gerekir. Nitekim Allah, bu konuda şöyle buyurmaktadır:



"Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadının o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur."215[215]

Peygamberimiz (s.a.a) bile tek bir meselede dahi kendi görüşünü belirtmemiş veya kıyasa yönelmemiştir. Zaten ihtiyaç olan durumlarda Cebrail (a.s) nazil olur, Allah'ın hükümlerini bildirirdi. Bu konuda söylediklerimize ters düşen bütün rivayetler uydurma ve sahte rivayetlerdir.

Konu hakkında daha fazla güven sağlayabilmek için Ehlisünnet'in sahih kaynaklarından örnek vereceğiz. Buharî, Sahih'inde senediyle birlikte şöyle bir hadis nakletmiştir: "Peygamber (s.a.a) ne zaman bir soruyla karşılaşsa, vahiy gelinceye kadar 'bilmiyorum' veya 'vacip değildir' demezdi. Asla şahsî görüşüne veya kıyasa dayanarak konuşmadı. Çünkü Allah ona, 'Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmedesin…'216[216] buyurmuştur."217[217]

Evet, alemlerin rabbi ve hükmedenlerin hakimi yüce Allah, Peygamber'ine (s.a.a) şöyle buyuruyor:



"Sana da kendinden önceki Kitabı doğrulayıcı ve onu kollayıp koruyucu olarak Kitabı hak üzere indirdik. Artık onların aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet."218[218]

"Biz sana kitabı, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye bir gerçek olarak indirdik"219[219]

Peygamberimiz dahi kıyasa veya kendi şahsî görüşlerine göre hüküm verme yetkisine sahip değilken, onun ne kıyasa ne de şahsî görüşlere başvurmadığını kendi sahih kitaplarında yazan Ehlisünnet ve'l-Cemaat mensupları nasıl oluyor da böyle bir şeye cevaz verebiliyorlar? Ve nasıl oluyor da Allah'ın hükmü ve Peygamber'in sünnetiyle muhalefet edebiliyorlar? Ve nasıl oluyor da her şeye rağmen yine de "Sünnet ehli biziz!" diyebiliyorlar? Sizce de bu, şaşılacak bir şey değil mi?


Önemli Bir Hatırlatma


Buraya kadar bahsettiğimiz Ehlisünnet ve'l-Cemaat'ten kastımız bugünkü Müslümanlar değildir. Çünkü günümüzdeki Müslümanların suçsuz olduğunu defalarca yazmıştık. Şu da bir gerçek ki, geçmiştekilerin işlediği suçu günümüz Müslümanlarına yükleyemeyiz. Bugünkü Müslümanlar ancak tarihte oynanan oyunların kurbanı olmuşlardır. Emevî ve Abbasîlerin Peygamber sünnetini yok edip cahiliye adetlerini geri getirmek için kurdukları planların kurbanı…

Ben de bir zamanlar onların kervanında yol almaktaydım. Bu batıl rehberlerin izini takip ediyordum. Ama Allah-u Taâla büyük bir minnetle beni kurtuluş gemisine hidayet etti. Biz sadece elimizi Allah'a açıp bütün İslam ümmetini bu yola hidayet etmesini ve haktan başka geride bir yol bırakmamasını temenni ediyoruz.

Belki bazıları, "Sahabeleri eleştirmek Müslümanların duygularının sarsılmasına neden olur; zira Müslümanların çoğu sahabeleri Peygamber'den (s.a.a) sonra en üstün insanlar olarak görmektedir" şeklinde düşünebilir.

Gerçek şu ki, Müslümanlar öncelikli olarak Allah'a ve Peygamberine (s.a.a) inanmak zorundadır. Onlar ne emretmişlerse o yapılmalı, çizdikleri yoldan öteye gidilmemelidir. Gerek Müslümanların, gerekse sahabelerin kurtuluşu da bundadır. Kim bu sınırları çiğnerse, ister Peygamber'in oğlu olsun, ister amcasının oğlu sonu ateştir.

Eğer biz sahabelerin hayatını incelemiş, aralarındaki tartışmaları, kavgaları ve çekişmeleri kitabımızda yansıtmışsak, bunlar inancımızı öğrenmemiz için yapmamız gereken şeylerdir. Çünkü tarih boyunca ümmet arasındaki ihtilafın ve çekilen sıkıntıların kaynağı onlar olmuşlardır.



Yüklə 0,61 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   16   17   18   19   20   21   22   23   24




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə