Ormancilik ve su şurasi 2013 21-23 Mart 2013 Çalişma grubu 5



Yüklə 470,76 Kb.
səhifə1/8
tarix19.01.2018
ölçüsü470,76 Kb.
  1   2   3   4   5   6   7   8




T.C.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI

c:\documents and settings\aagir\belgelerim\alınan dosyalarım\genel müdürlük logo.jpg


ORMANCILIK VE SU ŞURASI 2013

21-23 Mart 2013





ÇALIŞMA GRUBU 5
SÜRDÜRÜLEBİLİR BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK YÖNETİMİ ÇG

GRUP RAPORU

DOĞA KORUMA VE MİLLİ PARKLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
Çalışma Grubu Koordinatörü: Adem AĞIR, Şube Müdürü V.
SÜRDÜRÜLEBİLİR BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK YÖNETİMİ ÇALIŞMA GRUBU


Çalışma Grubu Başkanı

:

Mustafa AKINCIOĞLU

Çalışma Grubu Başkan Yrd.

:

Ayhan ÇAĞATAY

Raportörler

:

Adem AĞIR, Adem BİLGİN

Editör

:

Prof Dr. Zeki KAYA










ÇALIŞMA GRUBU ÜYELERİ

Adı-Soyadı



Kurumu

Görevi

Mustafa AKINCIOĞLU

Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn Müd.

Genel Müdür Yardımcısı

Ayhan ÇAĞATAY

Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn Müd.

Daire Başkanı

Adem AĞIR

Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn Müd.

Şube Müdür V.

Adem BİLGİN

Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn Müd.

Şube Müdürü V.

Başak KOCA

Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn Müd.

Uzman

Prof. Dr. Zeki KAYA

ODTÜ – Biyoloji

Öğretim üyesi

Prof. Dr. Nazif KOLANKAYA

Emekli Öğretim üyesi

Emekli Öğretim üyesi

Prof.Dr Latif KURT

Ankara Üni./ Fen Fakültesi

Öğretim üyesi

Dr. Arzu ÜNAL

GTH Bakanlığı /TAGEM

Biyo- Çeşitlilik ve Genetik Kaynaklar Koordinatörü

Hülya ÖZBEK

Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn Müd.

Şube Md.

Ersin ÖZEK

Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn Müd.

Y. Mühendis

İ, Ethem AVŞAR

Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn Müd.

Uzman

Demet ÇAKIR ÜÇGÜL

Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn Müd.

Y. Jeoloji Mühendisi

Mustafa T BEBEK

Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn Müd.

Mühendis

Asiye DÜŞÜNCELİ

Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn Müd.

uzman

Prof. Dr. Ali ERDOĞAN

Akdeniz Ü. Melk. Yük Okl. Manavgat

Öğretim üyesi

Ender ÇAKMAK

ADO Enerji



Prof. Dr. Levent TURAN

Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Böl.

Öğretim üyesi

Nihal Yüksek SARIÖZ



Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn Müd.

Veteriner

Özcan YAMAN

Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn Müd.

Şube Müdürü V.

Aybars ALTIPARMAK

Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn Müd.

Uzman

Dr. Serap YILMAZ

Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn Müd.

Veteriner Hekim

Sibel Şenel ERTAŞ

Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn Müd.

Biyolog

Doç. Dr. Can BİLGİN

ODTÜ Biyoloji Bölümü ANKARA

Öğretim üyesi

Prof. Dr. Mustafa SARI

Van Yüzüncü Yıl Üni. Ziraat Fakültesi

Öğretim üyesi

Prof. Dr. Hasan AKAN

Harran Üni. Fen Fakültesi

Öğretim üyesi

Prof . Dr. Mecit VURAL

Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi

Öğretim üyesi

Prof. Dr. Mahmut EROĞLU

KTÜ- Orman Fakültesi

Öğretim üyesi

Mine EREN

Meliha Yılmaz Vakfı Başkanı

Vakıf Başkanı

 Sezai AYDIN

ETB Maden İşleri Gen. Müdürlüğü

Daire Başkanı


İÇİNDEKİLER

SÜRDÜRÜLEBİLİR BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK ÇG

  1. GİRİŞ

  2. DURUM ANALİZİ

    1. Sürdürülebilir biyolojik çeşitlilik yönetimi

    2. Doğa koruma ve sektörel İlişkiler

    3. Tür Koruma (Evcil ve Yabani)

  3. KAYDEDİLEN GELİŞMELER

    1. Sürdürülebilir biyolojik çeşitlilik yönetimi

    2. Doğa koruma ve sektörel İlişkiler

    3. Tür Koruma ( Yabani)

  4. KARŞILAŞILAN DARBOĞAZ VE ZORLUKLAR

    1. Sürdürülebilir biyolojik çeşitlilik yönetimi

    2. Doğa koruma ve sektörel İlişkiler

    3. Tür Koruma (Evcil ve Yabani)

  5. GELECEĞE İLİŞKİN STRATEJİ VE POLİTİKALAR

  6. SONUÇLAR VE TAVSİYELER

  7. KAYNAKÇA

  8. Tür Koruma (Evcil hayvanlar)

  9. Durum Analizi

  10. Kaydedilen Gelişmeler

  11. Karşılaşılan Darboğaz ve Zorluklar

  12. Geleceğe İlişkin Strateji ve Politikalar

  13. Sonuçlar ve Tavsiyeler

  14. Kaynakça



1. GİRİŞ

Doğa korumanın zayıf olan ekonomik, sosyal ve genel anlamda politik fizibilitesini arttırmadan pratik anlamda sürdürülebilir biyolojik çeşitlilik yönetimini tesis etmek mümkün değildir. Doğa korumanın bir bütün olarak ekonomi politikalarına ve sosyal politikalara entegrasyonu maksatlı mekanizmalar tesis edilmeden de doğa korumanın politik fizibilitesi oluşturulamaz1. Pratik entegrasyon araçlarına geçmeden önce bu raporun giriş bölümünde sürdürülebilir biyolojik çeşitlilik yönetiminin teorik bileşenleri ile biyoteknoloji sorunu ve çözümü konularına işaret edilecek sonrada biyoekonomi kavramı Şuraya tanıtılacaktır.

Sürdürülebilir kalkınma kavramı, her ne kadar tanımı tartışmalı olsa ve küresel, bölgesel ve ulusal seviyede uygulanabilirlik açısından ütopik felsefe olarak eleştirilse de 2, 3 ekolojik faydalarla sosyoekonomik faydaları birleştirmek için faydalı bir araç olarak kullanılabilir. Ekonomi, uluslararası ilişkiler ve küresel çevre gündemine gerçek manada ilk defa Brutland Raporu4 ile gelmiş olan sürdürülebilir kalkınma küresel düzeyde başta şemsiye RIO Sözleşmeleri5 gibi çeşitli çok taraflı çevresel sözleşmelerin Sekretaryaları, BM Çevre Programı (UNEP), BM Kalkınma Programı (UNDP), BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Dünya Bankası (WB), Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO), Dünya Gıda Programı (WFP) ve Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ve bölgesel düzeyde ise başta Avrupa Birliği (AB) olmak üzere çeşitli devletlerarası ve devletler üstü örgütlerin, programların ve yapıların sıkça kullandığı bir kavramdır ve günümüzde uluslararası hukukta kendine kesin bir yer edinmiştir 6.

Sürdürülebilir biyolojik çeşitlilik yönetimine geçmeden önce bu kavramı doğurup ihraç eden ve aslında metinlerinde çok açık olmasına rağmen stratejik önemi ülkemizde pek bilinmeyen Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (BMBÇS)’den biraz bahsetmek gerekecektir.



BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK SÖZLEŞMESİNİN STRATEJİK ÖNEMİ

Biyolojik çeşitlilik kavramı uluslar arası hukukta şemsiye bir sözleşme olan Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ile tüm boyutlarıyla birlikte ele alınmaktadır. Konun dışında olanlarve maalesef bazen konun içinde olanlar bile bu Sözleşmenin yeşil amaçlar doğrultusunda yapılanmış ve sadece biyolojik çeşitliliği koruma amaçlı bir Sözleşme olduğu izlenimine kapılabilmektedirler, ancak bu son derece stratejik ve vahim bir hatadır. Sanılanın aksine BÇS koruma tedbirlerini tamamen ulusal politikalara bırakmıştır ve hatta korunan alanların içinde ve etrafında bazı faaliyetlerin önünü bile açmaktadır, ancak iş dünya ekonomisinin doğrudan %40’ını oluşturan biyolojik kaynaklar ve ilgili geleneksel bilgiler ile biyoteknoloji başta olmak üzere teknolojiye erişim ve teknolojinin paylaşımına gelince, Sözleşme tam anlamıyla uluslararası rejim doğurmaya çalışmaktadır ve esas müzakereler de burada yoğunlaşmaktadır. Taraflar Konferansı süreçlerinde alınan kararlarla Sözleşme bu amacı başaramayınca, oldukça somut adımlar atılarak iki adet protokol üretilmiştir. Bunlar, Cartagena Biyogüvenlik Protokolü ve Gen Kaynaklarına Erişim ve Gen Kaynaklarından Doğan Faydanın Adil ve Hakkaniyetli Paylaşımı Hakkında Nagoya Protokolüdür. Yine sanılanın aksine çevre diplomasisi; korumak için değil, tüm diplomasiler gibi sadece ekonomik ve politik çıkarlar için yapılır; bu durum BMBÇS, BMİDÇS, BMÇMS ve Sürdürülebilir Kalkınma Zirvelerinde oldukca belirgindir. Ayrıca OECD ve UNEP vizyon ve misyonlarını ve bunların örtüşen noktalarını okuyunca da bu konu net olarak anlaşılmaktadır7.



Sürdürülebilir Biyolojik Çeşitlilik Yönetiminin Bileşenleri

Çevresel, sosyal ve ekonomik bileşenlerden oluşan felsefi ve hukuki bir ilke olan sürdürülebilirlik ilkesi, biyolojik çeşitlilik yönetimine uygulandığında ekonomi politikalarının ve sosyal politikaların biyolojik çeşitlilik politikalarıyla karşılıklı olarak uyumlulaştırılması anlamına gelir8. Bu da biyolojik çeşitliliğin korunması ile ekonomik ve sosyal faydalar için kullanılmasının bir denge içerisinde yürütülmesi demektir. Bu dengenin tesisi için gerekli olan stratejik araca 1995 yılından beri uluslararası hukuk9 “ekosistem yaklaşımı”10 adını vermektedir. Ancak, ülkelerin farklı gelişmişlik düzeyleri göz önüne alındığında ekosistem yaklaşımı da tek başına yeterli değildir. Zira sürdürülebilirliğin tesisi için öncelikle biyolojik çeşitliliğin yüksek katma değerlerle ekonomiye kazandırılması ve doğa korumanın bir sosyal politika aracına dönüştürülmesi, yani doğa korumanın önce üst politik çerçevede sonra da sektör sektör izlenecek olan alt politikalar sayesinde ekonomik sisteme entegrasyonu gerekmektedir.

Oldukça zor bir nihai amaç olan sürdürülebilir biyolojik çeşitlilik yönetimine dayanan modern doğa korumacılık; kamu yararı ilkesinin konvansiyonel yaklaşımda olduğu gibi sadece ekonomik ve sosyal yarar olarak tanımlanmasının yanlış olduğu, zira kamunun ekolojik yararlarının da mevcut olduğu ve işbu ekolojik yararların da insan refahının bir parçası olduğu değer yargılarına dayanır. Bu da açıkça kamu yönetiminde bir paradigma kayması gerektiği anlamına gelir. Sürdürülebilir biyolojik çeşitlilik yönetimi, gerçekçi ve ütopyadan kaçınan bir çerçevede ele alınmalıdır. Mutlak korumacı yaklaşım, yani biyolojik çeşitliliğin salt bir ekolojik içkin değer olarak her yerde korunması, insan-doğa ilişkisin tarihsel akışında gözlediğimiz antropolojik ve doğa-bilimsel gerçekler düşünüldüğünde sürdürülemez kalmaktadır. Bu da bir strateji olarak kendine ancak radikal bir yeşil ideolojide yer bulur. Diğer taraftan biyolojik çeşitliliğe dayanan mal, ürün ve hizmetlerin tamamen kullanıma açılması da kesinlikle sürdürülemezdir. Çünkü tüm sermayeler gibi doğal sermaye de tükenebilirdir ve tükenmektedir. Bu durumda yapılması gereken biyolojik, jeolojik ve atmosferik sistemlerin, yani biyojeokimyasal döngülerle birbirine bağlı olan çevresel sistemlerin bütünü olarak dünya doğal kaynaklarının yönetiminin; ekonomik, ekolojik, sosyal ve antropolojik gerçeklere dayanarak bugün ve gelecek kuşakların ihtiyaçlarını bir arada ele alan iyi bir planlamayla (ekoplanlama) yönetilmesi ve yönetim stratejisinin uzun vadeli politikalara dayandırılmasıdır. Bunun pratik anlamı ise ekonomik ve sosyal politikaların planlama ve yönetim süreçlerine doğanın korunması perspektifinin yansıtılması, diğer taraftan ise doğa koruma politikalarının planlama ve yönetim süreçlerine biyolojik kaynakların ekonomik ve sosyal faydalar için kullanımı perspektifinin yansıtılmasıdır11. Bunun için alan ve tür temelli stratejik seçimlere dayanan etkin koruma ve izleme tedbirlerinin tesis edilmesi kadar biyolojik çeşitliliğin sürekli olarak ve yüksek katma değerlerle ekonomiye kazandırılmalıdır.Biyolojik çeşitlilikten elde edilen gelirlerin kırsal kalkınma gibi insan refahına yönelik sosyal politikalara harcanmasının tesisi, yani bir bütün olarak doğa koruma politikalarının ekonomi politikalarına ve sosyal politikalara entegrasyonu gerekmektedir. Burada çizilen üst-politik entegrasyon mekanizmaları hayata geçirildikten sonra sektörel entegrasyon çalışmaları yapılmazsa sürdürülebilir biyolojik çeşitlilik yönetimi sağlanamaz 12.

Bu entegrasyonun en stratejik adımı ise ülkemizin biyoteknoloji çağı olarak bilinen 21. YY’a hazırlanması için zorunlu olan biyoekonomi perspektifinin kamu yönetimi tarafından içselleştirmesi ve buna uygun bir biyolojik çeşitlilik yönetimi geliştirmesidir.



Biyolojik Çeşitliliğin Ekonomiye Kazandırılması ve Doğa Korumanın Ekonomik Sisteme ve Sosyal Politikalara Entegrasyon Mekanizmaları

Biyolojik varlıkları biyolojik kaynağa dönüştürerek yüksek katma değerlerle ekonomiye kazandıran biyoteknoloji, biyolojik bilgilerin teknolojik kullanımını yapan çok disiplinli bir bilimdir. Biyolojik varlıklar doğal sermayedir. Bilgisi olan sermayeyi kullanır. Kullanmak için bilgisi olanların doğal sermayeye ulaşması gerekir. Bu da yasal yollarla veya biyokaçakçılıkla olabilmektedir. Ülkemizden çok küçük ham madde bedeliyle satın alınan veya kaçırılan hayvan, mantar, bitki, tek hücreli, bakteri ve virüsler ile onlara ait olan gen, protein, enzim v.b. biyomoleküller daha sonra yüksek katma değerli biyolojik ürünlere (biyoteknolojik, farmakolojik, kozmetik, toksikolojik v.b.) dönüşerek ülkemize ithal edilmektedir. Ülkemizin biyolojik çeşitlilik sebepli bu acı döviz kaybının tek sebebi biyolojik çeşitliliğe ve genel olarak doğa bilimlerine hak ettiği önemin verilmemesidir. Biyolojik bilimlerin zayıf olduğu en az gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomik sistemlerinde, biyolojik kaynaklar; gıda ve gıda ürünleri, peyzaj bitkileri, odun ve odun ürünleri v.b. gibi hammaddeler veya düşük katma değerli mal, ürün ve hizmetler olarak piyasa ekonomisinde kendine yer bulmaktadır. Biyoteknoloji, nanobiyomekanik, biyomateryal, mikrobiyoloji, moleküler biyoloji, genetik, biyokimya, biyofizik v.b stratejik biyolojik bilimlere ilişkin bilimsel altyapısı olan gelişmiş ülkelerde ise çiçek, böcek, mantar, hayvan, bakteri ve bunlardan elde edilen biyomolekül, biyomateryal, biyoyakıt v.b. gibi biyolojik çeşitlilik unsurları ve biyolojik türevler, yüksek katma değerlerle piyasada kendine yer bulan doğal sermaye ürünleri ve hizmetleridir13. Hatta biyolojik ve biyokimyasal sektörler İrlanda, İsviçre, Kanada v.b. bazı ülkelerin üretim ekonomisinin en önemli unsurlarıdır. Afrika ülkeleri gibi biyolojik çeşitlilik zengini olan az gelişmiş ülkeler ve Türkiye, Güney Asya ve Latin Amerika ülkeleri gibi gelişmekte olan ülkelerin biyolojik hazineleri, biyolojik çeşitliliği kaynağa çeviren bilimsel altyapıya sahip olan ülkelere yasal yollarla veya biyokaçakçılık yoluyla sokulmaktadır.

Biyolojik çeşitliliğin stratejik önemine vakıf olan ülkeler biyolojik çeşitlilik diplomasisinin de aktif ülkeler olup, fikri mülkiyetlerini DTÖ ve WIPO gibi ulusal ve uluslar arası platformlarda çok iyi savunabilmektedirler. Sürdürülebilir kalkınmanın temelini oluşturan14 BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ve nesli tehlike altında türlerin ticaretinin doğrudan uluslararası bir rejime bağlanmasına yönelik BM CITES Sözleşmeleri ile IPBES bu anlamda stratejik olup ve dikkatle takip edilmesi gereken çok taraflı uluslar arası platformlardır.

Görüldüğü üzere ülkemizin tüm biyolojik sermayesini yönetmekle görevli olan Bakanlığımızın biyolojik çeşitlilik ile ilgili önünde dört esas engel bulunmaktadır. Bunlar;




  1. Biyolojik çeşitliliğin ne olduğunun bilinmemesi; biyolojik çeşitliliğin flora ve faunadan ibaret ve kalkınmayı engelleyen sadece içkin bir değer olarak veya düşük bedelli mal, ürün ve hizmet kaynağı olarak görülmesi,

  2. Toplumsal farkındalık eksikliği

  3. Stratejik biyolojik bilimlerde azgelişmişlik

  4. Biyokaçakçılık

İlaçtan kozmetiğe, biyolojik silahlardan biyonik robotlara, casus yazılımlardan gen/protein/doku mühendisliğine kadar çok geniş kullanım olanakları olan biyoteknoloji bilim kurgu değil; bir gerçektir. Kurulması çok gecikmiş bir endüstridir. Biyolojik çeşitliliğin, yani tüm biyolojik hazinelerimizin yönetiminden resmen sorumlu kılınmış Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü bu konuda tarihi adımlar atmalıdır. Bakanlığımız, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı ile birlikte miladı 1953’de Watson&Crick tarafından keşfedilen deoksiribonükleik asit (DNA)15 ile başlatılabilecek olan modern biyolojinin kurumsal anlamda en önemli sahiplerinden birisi olabilecek bir kurumdur ve bunun için modern biyolojiden doğan gelirlerden faydalanabilecek araçlar geliştirmelidir. Bu kapsamda DKMPGM tarafından yürütülen 2012K100210 kodlu “Doğa Korumanın Ekonomik Sisteme Entegrasyonu için İlgi Gruplarının Eğitimi ve Kılavuz Oluşturma” başlıklı projenin aşağıdaki çıktılarından da yararlanılmalıdır:

  1. “Yeşil Vergi, Biyokıymet Kullanımı, Geleneksel Bilgilerin Tescili, Gen Kaynaklarının Tescili, Ekoturizm, Sürdürülebilir Avcılık, Halkın ve Şirketlerin Ödeme Gönüllüğü ve Cezalar” gibi doğa koruma sektörüne finansman sağlama temelindeki entegrasyon mekanizmalarının kurulması/geliştirilmesi,

  2. “Ekonomik Teşvikler, Ekosistem Hizmetleri İçin Ödeme, Doğa Koruma Yatırımları ve Doğa Koruma Sebepli İstihdamlar, İnovasyon ve AR-GE” gibi doğa koruma harcamaları temelindeki entegrasyon mekanizmalarının geliştirilmesi

  3. Doğa korumanın bir sosyal politika aracı haline getirilerek gelirlerin başta kırsal kalkınma ve insani gelişim olmak üzere insan refahına yönlendirilmesini sağlayacak “Ekosistem Hizmetleri için Ödeme, Doğa Eğitimi ve Sosyal Projeler” gibi entegrasyon mekanizmalarının kurulması/geliştirilmesi,

  4. Kısa vadede yarı bilimsel yarı bürokratik bir yapıda “Milli Biyolojik Çeşitlilik ve Biyoteknoloji Enstitüsü”nün kurularak (Detaylar için Bkz. 6.5.1) biyolojik çeşitliliğin ekonomiye fikri mülkiyet katma değeriyle kazandırılması ve biyolojik kaynakların işlemesi, geliştirilmesi, keşfedilmesi, üretimi ve dağıtımı ile biyoekonominin tesisi, orta vadede özel sektörün bu konuya eğilmesinin teşvik tedbirleri ve ortak projelerle sağlanmasıdır. Uzun vadede ise, başka ülkelerdeki biyolojik kaynakların BÇS hükümleri doğrultusunda Türk biyoteknolojisi ile Türk ekonomisi, donör ülkenin ekonomisi ve küresel ekonomiye kazandırılması amaçlanmalıdır.


Yüklə 470,76 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə