Osmanli devlet teşKİlati ve yönetiMİ



Yüklə 96,7 Kb.
tarix02.11.2017
ölçüsü96,7 Kb.
#28100

OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI VE YÖNETİMİ
1-Osmanlı Devlet Anlayışı

Osmanlı devleti T. Selçuklularının mirasçısı olarak ortaya çıkmıştır. Osmanlılar hem Türk, hem de İslam devletidir. Osmanlıların devlet anlayışları, Türk töreleri ve İslam dini kurallarına göre şekillenmiştir. Osmanlılar üç kıta üzerinde hakimiyet kuran bir dünya imparatorluğudur. Hâkim olduğu topraklardaki tüm toplulukları adaletle yönetmeyi kutsal bir görev olarak benimsemişlerdir.



Osmanlı devlet anlayışına göre; Tebaa, tanrının hükümdarlara adaletle yönetilmek üzere verilmiş kutsal bir emanetidir. Hükümdara yönetme yetkisi Tanrı tarafından verilmiştir. Bu nedenle Tebaa (Vatandaş) hükümdar otoritesine tabi olmak zorundadır. Hükümdar devlet yönetimini adalete dayandırmalıdır. Yönetim adalete dayanırsa tebaa huzurlu ve mutlu olur. Ülkede üretim ve bolluk meydana gelir. Üretim ve bolluk ise devlete vergi kaynağı oluşturur. Vergi hükümdarın güçlü ordular oluşturmasını ve halka hizmet götürmesini sağlar. Osmanlı devlet anlayışında bu kavramlara “Hakkaniyet Çemberi” denir.

Osmanlılar devleti, tanrının kullarına hizmet etmek üzere oluşturulmuş organizasyon olarak görürlerdi. Tanrının kullarına adalet dağıtan ve hizmet eden bir devlet oldukları içinde kıyamete kadar yaşayacaklarına inanırlardı. Osmanlılar kendilerini “Devlet-i Ebed Müddet” olarak tanımlarlardı.

Hunlar, Göktürkler ve Büyük Selçuklular gibi Türk devletlerinde görülen “Cihan Hâkimiyeti” anlayışı Osmanlılarda da görülür. Osmanlılar bir Türk devleti oldukları kadar, bir İslam devleti özelliğine de sahiplerdi. Kuruluşlarından yıkılışlarına kadar İslam dini kurallarını yeryüzüne hâkim kılma politikası izlemişlerdir.

Osmanlı devleti “merkezi karakterli” bir devlettir. Diğer Türk-İslam devletlerinde olduğu gibi ülke hanedan üyeleri arasında paylaşılmamıştır. Tek bir padişah otoritesi ülkeye hâkim olmuştur. Osmanlı devletinin diğer Türk devletlerine göre uzun ömürlü olmasının en önemli sebebi, merkezi karakterli olmasıdır. Osmanlı devletinde padişah Bayrak gibi kutsaldır. Bu kutsallık devletin padişahın şahsında şekillenmesinden kaynaklanmıştır.

Osmanlı devlet anlayışında adalet kadar dini hoşgörü de önemli bir özelliktir. Osmanlıların üç kıta üzerinde değişik ırktan ve dinden insanları yüzlerce yıl yönetmeleri adalete verdikleri önem ve dini hoşgörüden kaynaklanmıştır.

Osmanlı devletinin hakim olduğu topraklar tarihi Roma imparatorluğunun toprakları idi. Osmanlı devletin de Roma imparatorluğunda görülen ırkçılık ve sınıf kavramı görülmez. Osmanlı devletinin ırkçılık ve sınıf kavramına karşı çıkması, tüm milletleri eşit tutması, eski Roma topraklarına hâkim olmasını kolaylaştırmıştır. Osmanlı devleti sömürgeci bir devlet değildir. Dünyadaki çağdaşlarında görüldüğü gibi sömürge(Müstemleke) ve Anavatan ayırımı görülmez. Osmanlılar hakim oldukları tüm toprakları vatan olarak görmüşlerdir. İmkanları ölçüsünde tüm topraklarda eşit imar ve inşa faaliyetlerinde bulunmuşlardır.
Padişahlar ve Hâkimiyet Anlayışı

Osmanlı devleti de diğer Türk-İslam devletlerinde olduğu gibi bir hanedan devleti idi. Osmanlılarda yönetme yetkisi Osmanlı ailesine aitti. Osmanlılarda ilk dönemlerde tahta geçiş şeklini belirleyen bir veraset yasası yoktu. Hükümdarlar devlet yöneticilerinin (Ümera ve Ulema) desteğini alarak tahta çıkıyorlardı. Veraset yasası olmaması sebebiyle, Osmanlılarda da şehzade denilen hanedan üyeleri arasında taht kavgaları yaşanmıştır.

Osmanlı devletinde bazı padişahlar taht kavgalarını önlemek ve merkezi otoriteyi artırmak amacıyla yeni düzenlemeler yapmışlardır. I.Murat, Ülke padişah ve oğullarına aittir kuralını getirmiştir. Bu yenilikle hanedanın tüm üyeleri tahta geçme hakkını kaybetmiştir. Hükümdarlık hakkı sadece padişahın oğullarına geçmiştir. Fatih sultan Mehmet düzenlettiği Fatih kanunnamesinde, “Kardeş katli yasası”na yer vermiştir. Bu yasa ile tahta geçen hükümdar taht kavgaları ile ülkenin parçalanmasını önlemek için kardeşlerini idam ettirme hakkını elde etmiştir. Osmanlı tarihinin gerçek veraset yasasını, I.Ahmet düzenletmiştir. Bu düzenlemeye göre Tahta “Ekber ve Erşed” olan geçebilecekti. Yani tahta geçme hakkı hanedanın en büyük ve olgun olanına verilmiştir. Bu düzenlemeden sonra Osmanlı devletinin ilk dönemlerinde görülen taht kavgaları azalmıştır.

Osmanlı hükümdarları ilk dönemlerde bey ve gazi ünvanını kullanırlardı. Daha sonraki dönemlerde; Sultan, Hüdavendiğar, Devletlu, Han, Hakan, Padişah gibi ünvanları kullanırlardı. Yavuz Sultan Selim’den itibaren Osmanlı padişahları Halifelik ünvanını almışlardır. Bu olay Osmanlıların teokratik yapısını güçlendirmiştir. Osmanlı padişahlarının tahta çıkmalarına “Cülus” adı verilirdi. Osmanlı padişahları tahta çıkarken “Kılıç Alayı” düzenlenirdi. Kılıç Alayı töreni Eyüp Sultan Camii önünde yapılırdı. Padişahların hükümdarlık alametleri; Hutbe okutmak, Para bastırmak, Mehter çaldırmak, Bayrak ve Sancaklar, Tuğları, Tuğra denilen mühürleri, Otağ denilen çadırlarıdır.



Osmanlı padişahları kendilerine yönetme yetkisinin tanrı tarafından verildiğine inanırlardı. Yaptıklarından dolayı kendilerini sadece tanrıya karşı sorumlu hissederlerdi. Teorik olarak yetkileri sınırsızdı. Ancak pratikte İslam dini kuralları ve Türk törelerinin dışına çıkamazlardı. Padişahların yasama, yürütme ve yargı ile ilgili geniş yetkileri vardı. Tüm devlet yöneticileri padişah adına yetki kullanırdı. Ülkedeki tüm vatandaşlar padişahın kulları olarak görülürdü. Padişahların ülke idaresi ile ilgili çıkarttıkları kanunlara “Ferman” veya “Hattı Hümayun” adı verilirdi. Tüm emir ve buyrukları kanun yerine geçerdi. Fermanlar Türk örf ve adetlerine göre çıkartılırdı. Bu fermanlar İslam dini kurallarına aykırı olamazdı.

Osmanlı devletinde padişah adayı şehzadeler temel eğitimlerini sarayda tamamlarlardı. Temel eğitim bittikten sonra, Anadolu’daki sancaklara vali olarak atanırlardı. Şehzadelerin yanında “Lala” ünvanlı öğretmenler bulunurdu. Bu öğretmenler Şehzadeleri askeri ve idari konularda yetiştirirlerdi. Şehzadelerin sancaklara gönderilmesinin amacı, devlet yönetimini uygulamalı olarak öğrenmelerini ve tecrübe kazanmalarını sağlamaktı. Şehzadelerin sancaklara gönderilmesi uygulaması 16.yy’ın sonlarından itibaren terk edilmiştir. Sancakta yetişen son padişah III. Mehmet’tir. I. Ahmet şehzadelerin sancağa gönderilmesi uygulamasını kaldırmış ve “Kafes usulü” denilen sarayda gözetim altında tutulması uygulamasını başlatmıştır. Şehzadeler 1603 tarihinden itibaren, saraydaki dairelerinde hapsedilmeye başlanmışlardır. Bu uygulama şehzadelerin bilgi ve görgülerini artırmalarına engel olmuştur. Şehzadelerin bazılarının psikolojisi bozulmuştur. Şehzadeler halktan kopmuşlar ve dünyadaki gelişmelerden habersiz kalmışlardır. Bu şartlarda yetişen şehzadeler tahta çıkınca devlet yönetiminde başarılı olamamışlardır. Devlet yönetimine cahil harem ağaları, saray kadınları karışmaya başlamışlardır. Kuruluş ve Yükselme döneminde yetişen yetenekli padişahlar 16.yy ın sonlarından itibaren görülmez olmuştur.

Osmanlı padişahları ve şehzadeleri iyi bir eğitimden geçirilirlerdi. Tüm hanedan üyeleri Arapça ve Farsça’yı anadilleri gibi bilirlerdi. Fatih Sultan Mehmet 6 dil öğrenmişti.Bu dillerde bilim adamlarıyla tartışmalar yapabiliyordu. Osmanlı şehzadeleri mutlaka bir sanat öğrenerek yetişirlerdi. Osmanlı padişahlarının birçokları şair ve müzisyendi. Fatih “Avni”, Kanuni “Muhibbi”, mahlasları ile şiirler yazmışlardır. III. Selim müzisyendi. Suzidil makamını III. Selim bulmuştur. Padişahların özel hayatları sarayın “harem” bölümünde geçerdi. Padişah devlet adamlarını “Arz odası”nda kabul ederdi.

TEŞKİLAT ŞEMASI


Padişah







İlmiye Seyfiye Kalemiye

Eğitim, Adalet ve Yönetim ve Askerlik Tapu, Sicil, Nüfüs, Mahkeme

   Din hizmetleri işleri Divan, Vergi gibi kayıtları

Tutarlardı





Divandaki Üyeleri Divandaki Üyeleri Divandaki Üyeleri

Kazasker 1- Sadrazam 1- Nişancı

a) Anadolu Kazaskeri 2- Vezirler 2- Defterdar

b) Rumeli Kazaskeri 3- Yeniçeri Ağası a) Anadolu Defterdarı

4- Kaptan-ı Derya b) Rumeli Defterdarı

OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI



2- Merkez Teşkilatı

a) Saray


Osmanlı devletinde saray; hem devlet yönetim merkezidir, hem de padişahların yaşadıkları evleridir. Osmanlılarda kuruluş döneminde saray teşkilatları Bursa ve Edirne de yaptırılan saraylarda şekillenmiştir. Fatih İstanbul’u fethettikten sonra Top kapı sarayını yaptırmış ve burası devletin yönetim merkezi olarak düzenlenmiştir. Osmanlı devleti, 1854 tarihinde Dolma bahçe sarayının tamamlanmasına kadar Topkapı sarayından yönetilmiştir.

Topkapı sarayı genel idari yapı olarak iki bölümden oluşur. Bunlar; Enderun ve Birun bölümleridir. İki bölümü, Babü’s-sade denilen kapı birbirine bağlardı.


- Enderun

Enderun kelime olarak iç demektir. Topkapı sarayının Enderun bölümünde; Enderun adlı saray okulu ve Harem-i Hümayun bulunur. Enderun okulunu Fatih açmıştır. Bu okulda devşirme kökenli öğrenciler yaparak ve uygulayarak eğitilirlerdi. Devşirme kökenli öğrencilerin yeteneklileri saray okullarını bitirdikten sonra Enderun adlı Üniversiteye gönderilirlerdi. Enderun siyasal bilgiler fakültesi, Askeri akademi ve Güzel sanatlar fakültesi özelliklerini taşırdı. Enderun da öğrenciler Oda denilen hizmet bölümlerinde eğitilirlerdi. Enderun’un küçük oda ve Büyük oda denilen bölümlerinde teorik eğitim verilirdi. Bu odalardan sonra öğrenciler; Hazine odası, Kiler odası, Has oda ve Seferli odasına dağıtılırlardı.

Hazine odasında görev yapanlar, padişahın özel hazinesine ve değerli eşyalarına bakarlardı. Kiler odası, sofra hizmetlerine bakardı. Seferli odası, 17 yy da oluşturulmuştur. Musiki Şinaslar, Taklitçiler ve Berberler padişaha hizmet sunarlardı. Has oda mensupları; padişahın giyim-kuşam, temizlik ve devlet yönetimi ile ilgili hizmetlerini yaparlardı. Has oda, Enderun’un en yüksek rütbeli görevlilerinin bulunduğu bölümdür. Devlet yöneticileri ile padişah arasındaki iletişimi sağlamakla görevliydiler. Has odayı bitirenler padişah tarafından önemli devlet yöneticiliklerine atanırdı. Bu uygulamaya çıkma denilirdi.

Enderun, Osmanlı kul sistemine eleman yetiştiren bir okuldu. Osmanlılar merkezi otoriteyi güçlendirmek için Devşirme sistemine dayalı kul sistemini oluşturmuştur. Enderun’u bitirenler Harem de yetişen kızlarla evlendirilirdi. Halktan kız almazlardı. Enderun’dan yetişen yöneticiler Taşraya gönderildikleri zaman yerli hakla kaynaşıp orada kök salamazlardı. Padişahın otoritesini taşrada temsil ederlerdi.

Osmanlıların Enderun’u açmaktaki temel amaçları; devlete nitelikli vali, komutan, mimar ve sanatkâr yetiştirmekti. Enderun’a devşirme kökenlilerin alınması ise merkezi otoriteyi koruyacak yöneticiler yetiştirme amacına yönelikti. Osmanlı hanedanı, yönetimde güçlü Türk ailelerinin etkili olmasından çekinmiştir. Bu nedenle kul sistemine yönelmişlerdir.
- Harem

Harem; padişahın eşleri, çocukları, valide sultan denilen Anneleri ve Cariye denilen çok sayıda hizmetçi genç kızla birlikte yaşadıkları bölümün adıdır. Harem padişahların evi özelliğindedir. Osmanlı hareminde yükselme döneminde bin dolayında cariye denilen genç kız bulunurdu. Bu genç kızlar Kırım, Kafkasya bölgesinden getirilirdi. Harem de genç kızlara dokuz yıllık süre içerisinde; Türkçe, İslam dini kuralları, Musuki,Terzilik, Raks, çocuk bakıcılığı, saray adabı konularında eğitim verilirdi. Haremin idaresinden birinci derecede padişahların anneleri(Valide Sultan) sorumluydu. Haremin güvenliğini Harem ağaları sağlardı. Harem de eğitim süresi dokuz yıldı. Dokuz yıl sonra isteyenler saraydan ayrılabilirlerdi. Ayrılmak istemeyenler ise sarayın kızı olarak kalırlardı. Padişahlar bu genç kızların tüm evlilik masraflarını karşılarlardı.

Harem saraydaki Enderun adlı okulun kız bölümü özelliğindedir. Enderun mezunları genellikle harem de yetişen kızlarla evlendirilirdi. Bu uygulama kul sistemini tamamlardı. Osmanlı padişahları da haremden kız alırlardı.
- Birun

Birun kelime olarak dış manasına gelir. Topkapı sarayının Birun bölümünde; Divan teşkilatı, Kapıkulu ordusu, devlet hizmetleri ile ilgili tüm kurum ve kuruluşlar yer alırdı. Topkapı sarayı yaklaşık 30 bin kişilik devlet görevlisinin çalıştığı bir kampüs özelliğindeydi.


b) İstanbul’un Yönetimi

Osmanlıların kuruluşlarından sonra başkent olarak kullandıkları önemli kentler; Bursa, Edirne ve İstanbul’dur. Fatih döneminde başkent İstanbul’a taşınmıştır. Osmanlı padişahları İstanbul’u kısa sürede bir Türk-İslam şehrine dönüştürmüşlerdir. Osmanlılar İstanbul için genellikle Dersaadet (Mutluluk evi) ve İslambol adlarını kullanmışlardır.

İstanbul başkent olduğu için özel bir yönetimi vardı. İstanbul da güvenlikten Yeniçeri Ağası sorumluydu. Belediye işlerine Şehremini(Şehir emini) bakardı. İmar ve İnşa işlerine Baş Mimar bakardı. İstanbul’un adalet işlerini Taht kadısı yürütürdü. Ayrıca şehrin genel yönetiminin kontrolünden Sadrazam sorumluydu. Devlet yöneticilerinin en yüksek rütbelileri İstanbul da görev yapabilirlerdi. Taşra eyaletlerinde kadılık, Defterdarlık, Öğretmenlik gibi görevler yapılmadan İstanbul da görev yapılamazdı.
c) Divan-ı Hümayun

Osmanlılarda divan teşkilatı Orhan bey zamanında oluşturulmuştur. Bu teşkilat Osmanlılara T.Selçuklularından geçmiştir. Divan teşkilatı Osmanlılarda; hem en yüksek yönetim organı, hem de en yüksek mahkeme özelliklerine sahiptir. Günümüzdeki bakanlar kurulunun yaptığı görevleri yürütürdü. İmparatorluğun tüm vatandaşlarının yönetim ve hukuk konularında haksızlıkla karşılaşmaları halinde başvurabilecekleri en yüksek makam, Divan-ı Hümayundu.



Divan teşkilatının Orhan Bey zamanındaki üyeleri padişah, Vezir ve Bursa kadısından oluşuyordu. Zaman içerisinde divan üyelerinin sayısı artmıştır. Bu olayın sebebi sınırların genişlemesi ile yeni idari ihtiyaçların ortaya çıkmasıdır. Divan teşkilatı Fatihin düzenlettiği “kanunname-i Ali Osman” adlı yasalarla klasik şeklini almıştır. Fatih kanunnamesi, divan üyelerini ve bu üyelerin görev ve sorumluluklarını ayrıntılı şekilde belirlemiştir.

Divan-ı Hümayuna 2.Mehmet'e kadar padişahlar başkanlık yaparlardı. Fatihten itibaren divan sadrazam başkanlığında toplanmaya başlamıştır. Fatih divan toplantılarını izlemek üzere “Kasr-ı adl” denilen bir gizli oda yaptırmıştır. Bu tarihten sonra sadrazamlar divan toplantılarından sonra arz odasına giderek divanda alınan kararlar hakkında padişahlara bilgi vermişlerdir. Fatihe kadar divan haftanın her günü toplanırdı. Fatihten itibaren haftada dört gün toplanmaya başlamıştır. Divanda alınan kararlar padişahın onayından sonra yürürlüğe girerdi. Divan toplantıları sabah namazından sonra başlar ve öğleyin biterdi. Divanın kayıtlarının tutulması, divan toplantılarının düzenlenmesi “Reis-ül küttap” adlı yöneticinin göreviydi. Divanda çok sayıda kâtip ve Tercüman görev yapardı. Divanda alınan kararlar “Mühimme” denilen defterlere kayıt edilirdi.

Divan üyeleri padişaha ait yetkileri kullanan üç kolun temsilcilerinden oluşurdu. Bunlar; İlmiye, Seyfiye ve Kalemiye kollarıydı. Sadrazam, Vezirler, Yeniçeri ağası, Kaptan-ı Derya, Defterdar, Nişancı ve Kazaskerler Divan-ı Hümayunun üyeleridir. Bu üyeler, üç kolu temsilen divanda yer alırlardı.


- İlmiye (Ehl-i Şer)

İlmiye; Adalet, Eğitim, Din hizmetleri ve Vakıfların yönetiminden sorumlu olan koldur. İlmiye sınıfında; Kadılar, Öğretmenler, Müftüler, İmam ve Vaizler yer alırdı. İlmiye sınıfının başı Şeyhülislamdı. İlmiyenin Divandaki temsilcisi Kazaskerlerdi.

Şeyhülislam: Fatih kanunnamesine göre İlmiye sınıfının başı Şeyhülislamdı. Şeyhülislam, Fatih kanunnamesine göre rütbece Sadrazama denkti. Bu nedenle Şeyhülislam sadrazamın başkanlık yaptığı divanın daimi üyesi değildi. Divanda ilmiye sınıfı adına Şeyhülislamın yardımcıları olan Kazaskerler bulunurlardı. Osmanlı devletinde Şeyhülislamın temel görevi Fetva vermekti. Osmanlılar İdari ve askeri faaliyetlerin İslam dini kurallarına uygun olmasına özen gösterirlerdi. Bu konularda Şeyhülislamın görüşüne başvurulurdu. Şeyhülislam da kendisine bağlı uzmanlar aracılığı ile “Fetva” denilen yazılı açıklamalar yapardı. Osmanlı devlet yönetiminde Şeyhülislamın etkili bir konumu vardı. Şeyhülislam fetvaları padişahları dahi tahttan indirmede etkili olmaktaydı.

Kazasker: Osmanlı divanında İlmiye sınıfını temsil eden iki kazasker bulunurdu. Bunlar Anadolu ve Rumeli Kazaskerleriydi. Rumeli kazaskeri rütbece daha yüksekti. Kazaskerler divanda adalet, eğitim ve din hizmetlerini yürütürlerdi. Kadıların, Öğretmenlerin, Müftülerin atanması, özlük hakları ile ilgili çalışmaların yapılması gibi hizmetler kazaskerlerce yürütülürdü. Vakıfların yönetimi kazaskerlerin sorumluluğundaydı. Kazaskerler imparatorluğun en yüksek yargıçlarıydı. Kazaskerlerin adaletle ilgili verdiği kararlar kesindi. Kadıların idamla ilgili kararları mutlaka kazaskerlerin onayından geçerdi.
Kazaskerler günümüzdeki adalet, Milli Eğitim,Kültür bakanlıkları ile Diyanet işleri başkanlığı ve Vakıflar genel Müdürlüğünün yaptığı görevleri yaparlardı. İlmiye sınıfından olanlar genellikle Türk soyundan gelirlerdi. Devşirme kökenliler ilmiye sınıfında görev yapamazlardı.
- Seyfiye (Ehl-i Örf-Ehl-i Kılıç)

Seyfiye, Arapça seyf (Kılıç)kelimesinden gelir. Seyfiye’nin iki ana görevi vardır. Devlet idaresi ve Askerlik işleridir. Tüm ordu mensupları seyfiye sınıfını oluşturur. Seyfiye sınıfı padişahın koyduğu Örfi kuralların uygulanmasından sorumludur. Yetkilerini örfi kanunlardan alırlar. Bu grup padişahın kulları olarak kabul edilir. Seyfiye’yi temsil eden divan üyeleri şunlardır:

Sadrazam: Padişahın mutlak vekilidir. Divanın başkanıdır. Padişahın mührünü taşıma ve kullanma hakkına sahiptir. Tüm devlet yöneticilerinin amiridir. İmparatorluğun padişahtan sonra en yetkili yöneticisidir. Sadrazam sefere çıkarsa “Serdar-ı Ekrem” unvanını kullanır. Devlet yöneticilerinin ulaşabilecekleri en yüksek makamdır.

Vezirler: Vezirler sadrazamın yardımcısıdırlar. Belirli bir görevleri yoktur.Sadrazam hangi görevi verir ise onu yaparlar. Günümüzdeki devlet bakanları ile benzer özelliklere sahiptirler. Sayıları ihtiyaçlara göre azalmış yada çoğaltılmıştır. Vezirlerin de kendi aralarında rütbe sıraları vardı. 1.Vezir genellikle sadrazam olurdu.

Yeniçeri Ağası: Kapıkulu ordusunun yönetiminden sorumludur.

Kaptan-ı Derya: Kaptan-ı Derya donanmanın komutanıdır. Denizlerin güvenliğinden ve donanmanın yönetiminden sorumludur. Ayrıca adaların genel valisidir. İstanbul da bulunduğu dönemlerde divan toplantılarına katılırdı.


Kalemiye (Ehl-i Kalem)

Divan-ı Hümayunda ve Eyaletlerde devletin her türlü resmi kayıtlarını tutan, iç ve dış yazışmaları yapan memurların bulunduğu kola Kalemiye denilmiştir. Kalemiye sınıfı üç önemli defter tutardı. Bunlar; Tahrir defterleri, Mühimme defterleri ve Şeriye Sicilleri(Kadı sicilleri) dir.

Tahrir defterlerinde Tapu sicil, Vergi ve Nüfus kayıtları bulunurdu. Mühimme defterlerinde divan kayıtları bulunurdu. Şeriye sicilleri defterlerinde ise Mahkeme kayıtları bulunurdu.

Kalemiye devlet bürokrasisini oluştururdu. Kalemiyenin üyeleri genellikle Müslüman ailelerden gelmekteydi. Kalemiyede çalışan memurlar devlet dairelerinde usta çırak ilişkisine göre yetişirlerdi. Kalemiye’den yetişen memurların ulaşabilecekleri en yüksek makamlar Defter eminliği, Reis ül Küttaplık, Defterdarlık ve Nişancılık makamlarıdır.



Kalemiye sınıfının Divandaki üyeleri Defterdar ve Nişancıdır.

Defterdar: Defterdar maliye işlerine bakardı. Vergilerin toplanması, Yıllık bütçe yapılması, para bastırılması ve hazinede toplanan kaynakların kanunlara uygun olarak ilgili devlet birimlerine aktarılması görevleri defterdara aitti. Osmanlılarda genellikle Anadolu ve Rumeli defterdarları olarak iki defterdar görev yapmıştır. Baş defterdar olan Rumeli defterdarı sadrazama karşı sorumluydu. Defterdara bağlı olarak Ruznamçe kalemi, Maliye emirleri kalemi, Gelir ve Gider kalemleri, Tarihçi kalemi gibi çeşitli kalemler vardı. Eyaletlerde de defterdarlar bulunmaktaydı.

Nişancı(Tevkii): Nişancı padişah adına iç ve dış yazışmaları yapardı. Padişah fermanlarını hazırlar ve padişahın Tuğra denilen imzasını çekerdi. Ayrıca Tapu sicil kayıtlarını tutardı. Dirlik sisteminin tüm kayıtları Nişancının sorumluluğunda bulunurdu. Nişancı örfi ve Şer’i hukuku çok iyi bilirdi. Nişancılar 17.yy’a kadar devletin dış ilişkilerini de yürütmüşlerdir.

Divan kâtiplerinin başı olan Reisü’l-Küttap Nişancının yardımcısıydı. Nişancıya bağlı olan Beylikçi kalemi divan konuşmalarını yazardı. Dış ilişkilerle ilgili yazışmaları düzenlerdi. Tahvil kalemi yüksek rütbeli memurların, Rüus kalemi küçük rütbeli memurları atama, nakil,görevden alınma ile ilgili yazışmaları hazırlarlardı. Amedi kalemi, Veziri Azam ile padişah arasında ve yabancı devletlerle yapılan yazışmaları düzenlerdi.


TAŞRA TEŞKİLATI ŞEMASI
EYALET

(Beylerbeyilik)

Beylerbeyi yönetir
SANCAK

Sancakbeyi Yönetir



KAZA

Kadı Yönetir, Güvenlik işlerinden Subaşı yönetir


NAHİYE

Naib yönetir, Güvenlikten Alay Beyi sorumludur
KÖY

Kethüda, İmam veya Sipahi askeri

3- Taşra Teşkilatı

Osmanlı devletinde, İstanbul dışında kalan tüm eyaletler taşra olarak tanımlanırdı. Osmanlı devletinde kuruluş döneminde topraklar genişlemeye başlayınca ülke idari birimlere ayrıldı. Taşradaki temel idari birimler büyükten küçüğe doğru; Eyalet (Beylerbeylik), Sancak, Kaza, Nahiye ve köy şeklinde düzenlenmişti. Eyaletleri Beylerbeyi, Sancakları Sancakbeyi, Kazaları Kadı, Nahiyeleri Naib, Köyleri ise İmam, Kethüda veya Tımarlı sipahiler yönetirdi.

Osmanlı devletinde, I.Murat Rumeli beylerbeyliğini kurmuştur. Yıldırım Bayezid ise Anadolu beylerbeyliğini oluşturmuştur. 15.yy’ın ilk yarısında bu iki beylerbeylik vardı. 17. yy başında beylerbeyliğinin sayısı 32 dolaylarındaydı. Beylerbeyliklerin sayısının artması yapılan fetihler dolayısı ile sınırların genişlemesinden kaynaklanmıştır.

Osmanlı devletinin taşra teşkilatının anlaşılabilmesi için Tımar ve İltizam sisteminin temel özelliklerinin bilinmesi gerekir.
Tımar ve İltizam sistemi

Osmanlı devletinde mülkiyeti devlete ait olan topraklara “Miri arazi” adı verilir. Miri arazinin en geniş bölümünü “Dirlik toprakları” oluştururdu. Dirlik toprakları da kendi arasında; Has, Zeamet ve Tımar olmak üzere üç bölüme ayrılırdı.

Dirlik; Mülkiyeti devlete ait olan toprakların vergi gelirlerine verilen addır. Dirlik denilen vergi gelirleri bazı devlet adamları ve askerlere hizmet karşılığı tahsis edilirdi. Vergi gelirleri tahsis edilirken devlet adamlarının ve askerlerin rütbeleri esas alınırdı. Dirlik denilen toprakların en geniş bölümünü “Tımar”lar oluştururdu. Tımar topraklarının vergi geliri Tımarlı sipahilere verilirdi. Has topraklarının vergi geliri; 1.derecede yüksek rütbeli devlet görevlilerine (sadrazam, Vezir, beylerbeyi, sancakbeyi gibi) tahsis edilirdi. Zeamet topraklarının vergi gelirleri; eyalet defterdarı, divan çavuşları, divan katipleri ve subaşı gibi 2.derecede yüksek rütbeli devlet adamlarına verilirdi.

Dirlik sahipleri kendilerine tahsis edilen vergi gelirlerinin bir kısmı ile kendileri geçinir, bir kısmı ile de atlı asker beslerlerdi. Dirlik sahipleri vergilerini topladıkları bölgenin yönetiminden sorumluydular. Tımar sahibi sipahiler barış döneminde Tımarların bulunduğu köylerin güvenliğini sağlarlardı. Savaş döneminde ise çoğunluğu savaş giderdi.

İltizam sistemi: İltizam; devlete ait vergi gelirlerinin ihale usulü ile toplanmasına verilen addır. Osmanlı devleti bazı eyaletlerin vergilerini belirli bir kar karşılığında ihaleye çıkartırdı. İhaleye katılan kişilerden devlete en az karla vergileri toplamayı teklif eden ihaleyi kazanırdı. Bu kişilere “Mültezim” denirdi. Mültezimler vergi gelirini toplama hakkını elde ettikleri eyaletten kanunlarda belirtilen miktarda vergiyi toplarlardı.

Mültezim dirlik sahipleri gibi vergisini toplama hakkına sahip oldukları bölgenin yönetiminde söz sahibi olurdu. Osmanlı devletinin merkezi otoritesinin zayıfladığı dönemlerde, Mültezimler halktan haksız vergiler almışlardır. Bu durum halkın devlete olan güvenini sarsmıştır.
Osmanlı Eyalet Çeşitleri

Osmanlı devletinde eyaletler idari açıdan önce ikiye ayrılır. Bunlar; Merkeze bağlı eyaletler ve Özerk eyaletlerdir.

Merkeze Bağlı Eyaletler: Bu eyaletlerin yöneticileri (Beylerbeyi), İstanbul’dan atanırdı. Merkeze bağlı eyaletler, kendi arasında ikiye ayrılır. Bunlar; Saliyaneli eyaletler (Yıllıklı) ve Saliyanesiz (Yıllıksız) eyaletlerdir.

Saliyaneli eyaletlerde Dirlik sistemi uygulanmazdı. Yani devlet görevlilerine ve askerlere hizmet karşılığı toprak geliri tahsis edilmezdi. Bu eyaletlerde “İltizam sistemi” uygulanırdı. Bu eyaletlerde yaşayan halktan yılda bir defa vergi toplanırdı. Toplanan vergilerin bir kısmı eyalette bulunan devlet görevlilerine ayrılır, geriye kalanı ise İstanbul’a gönderilirdi. Bağdat, Basra, Mısır, Cezayir, Trablusgarb, Yemen ve Tunus gibi eyaletler bu gruba girer.

Saliyanesiz eyaletlerde Dirlik sistemi uygulanırdı. Bu eyaletlerin vergi gelirleri hizmet karşılığı askerlere ve devlet görevlilerine bırakılırdı. Dirlik sahipleri vergi gelirlerinin bulunduğu bölgenin idaresinden sorumluydu. Devlet bu sistemin uygulandığı eyaletlerde vergi toplama zahmetinden kurtulmuştur. Rumeli, Anadolu, Sivas, Karaman, Diyarbakır ve Şam gibi eyaletler saliyanesiz eyaletlerdir.

Özerk Eyaletler: Osmanlı devletinin; Hicaz, Kırım, Eflak, Boğdan ve Erdel gibi eyaletleri Özerk statüdeydi. Bu eyaletlerin yöneticileri yerel hanedanlar içerisinden, padişah tarafından atanırdı. Bu eyaletler iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde merkeze bağlı idi. Özerk eyaletler yılda bir defa devlete vergi verirlerdi. Osmanlı eyaletleri içerisinde en ayrıcalıklısı kutsal topraklar olmasından dolayı Hicaz idi. Hicaz vergi ve askerlikten muaftı. Kırım eyaletinden ise vergi alınmazdı.
Askeri ve İdari teşkilat (Eyalet ve Sancakların yönetimi)

Osmanlı eyaletlerini padişah tarafından atanan ve iki tuğ taşıyan beylerbeyi unvanlı askeri valiler yönetirdi. Eyaletin merkezi olan Sancağa “Paşa sancağı” denirdi. Beylerbeyi eyaletin hem genel valisiydi, hem de en yüksek askeri komutanı idi. Beylerbeyi merkezden gelen emir ve buyrukları eyalette uygulamakla görevliydi. Eyalette merkezdeki Divan-ı Hümayun’a benzer eyalet divanı bulunurdu. Eyalet divanı; Defterdar, Kadı, Subaşı gibi görevlilerden oluşurdu. Beylerbeyi eyalette asayiş ve güvenlikten, vergilerin toplanmasından ve suçluların yakalanmasından sorumluydu. Yalnız kadıların verdiği karalara karışamazlardı.


Eyaletler, sancaklara ayrılmıştı. Sancakları merkezden atanan bir tuğ taşıyan sancak beyleri yönetirdi. Sancak beyi bölgenin idaresinden sorumluydu. Beylerbeyine bağlı olarak idari ve askeri görevleri yapardı. Sancak günümüzdeki İl karşılığıdır. Sancak beyi de kadıların verdiği kararlara karışamazdı.
Kaza-i İdari Teşkilat (Kaza ve Nahiyelerin Yönetimi)

Osmanlı devletinde sancaklar, kazalara ayrılmıştı. Kazaları İlmiye sınıfından gelen Kadılar yönetirdi. Kadı kazada yargıçlık, kaymakamlık, belediye başkanlığı gibi görevleri yerine getirirdi. Kazaların güvenliğinden “Subaşılar” sorumluydu.

Kadı taşrada her türlü idari faaliyeti, örfi ve şer’i kanunlara göre denetlerdi. Merkezden gelen emir ve buyrukları tebaaya ulaştırırdı. Vergilerin toplanmasını sağlardı. Kazanın imar ve inşası ve temizlik hizmetlerini yürütürdü. Nikâh akitlerini yapardı. Günümüzdeki noterlerin yaptığı hizmetleri yapardı. Vakfiyelerin düzenlenmesi ve vakıfların yönetilmesinden sorumluydu. Yargı işlerine bakardı. Ancak askeri yetkisi yoktu.

Nahiyeleri kadılar tarafından atanan Naipler yönetirdi. Naip, düşük rütbeli bir kadı idi.
Taşra Yönetimindeki diğer Görevliler

Taşrada; Beylerbeyi, Sancakbeyi ve Kadıya bağlı olarak görev yapan çok sayıda yönetici bulunmaktaydı. Bu görevliler, ekonomik ve sosyal hayatın kanunlara göre düzenlenmesinden ve bu konu ile ilgili kanunların uygulanmasından sorumluydular. Bu görevlilerin önemlileri şunlardır:

Muhtesip: Çarşı ve Pazar yerlerinde düzenin sağlanmasından sorumluydu. Esnaf gruplarını denetler, fiyatları kontrol eder, üretimin standartlara uygun olup olmadığını denetlerdi.

Kapan Eminleri: Osmanlı devletinde üretilen tarım ürünleri piyasaya sürülmeden önce Kapan denilen merkezlere getirilirdi. Kapan emini buraya gelen ürünün kalitesini, fiyatını belirlerdi. Vergilendirme işlemini yaparlardı. Kapan emini, ürünlerin adaletli dağıtımını sağlardı.

Beytülmal Emini: Taşrada kamunun çıkarlarını korumakla görevli yöneticidir.

Gümrük ve Bac Eminleri: Şehir ve kasabalarda sanat ve ticaret faaliyetleri ile ilgili vergileri toplar ve İş kolundaki düzeni sağlardı.


Mahalli teşkilat

a) Mahalle ve Köy Teşkilatı



Osmanlı devletinde aynı soydan gelen din ve kültür birliği olan topluluklar bir mahalle veya köyü oluştururdu. Şehirlerin temel yapısını oluşturan mahalleler ibadet yerleri çevresinde yada, pazarların çevresinde kurulmuştu. Mahalle ve köyleri İmam, Yiğitbaşı, kethüda gibi yöneticiler idare ederdi. Bu yöneticileri mahalle yada köyün halkı seçerdi. Bu seçilen kişiler kadı tarafından onayladıktan sonra, devletin resmi görevlisi olurlardı. Padişah emirlerini mahalle yada köy halkına iletirlerdi. Vergilerin toplanmasından sorumlu olurlardı. Mahalle yada köyün ortak giderleri için “Avarız sandıkları” oluştururlardı. Avarız sandıklarında toplanan paralar mahalle veya köyün tüm ortak ihtiyaçları için harcanırdı.
b) Esnaf Teşkilatı

Osmanlı toplumunda aynı dalda üretim yapan esnaflar “Lonca” adı verilen teşkilat oluştururlardı. Her esnaf bir loncaya üye olur ve loncanın kural ve kaidelerine uyardı. Lonca üyeleri seçim usulü ile yöneticilerini seçerdi. Lonca liderlerine “Şeyh” denirdi. Şeyhin Kethüda, Yiğitbaşı gibi yardımcıları bulunurdu. Loncanın seçtiği bu yöneticileri yerleşim biriminin idarecisi onayladıktan sonra resmi devlet görevlisi sıfatını kazanırlardı. Bu yöneticiler lonca ile devlet arasındaki ilişkileri düzenlerlerdi. Kalite kontrolü yaparlar ve haksız kazancı engellerlerdi. Lonca üyeleri arasında dayanışmayı sağlarlardı. Bu yöneticiler yerleşim merkezindeki diğer devlet görevlileri ile iş birliği halinde çalışırlardı.
c) Cemaat İdareleri

Osmanlı devletinde; Din , Mezhep, Kültür ve ırki açılardan birbirine yakın olan topluluklar bir cemaati oluştururdu. Osmanlı devletinde Müslümanlar dışındaki Hıristiyan ve Musevi topluluklara Zımmiler denilirdi. Onların dini liderleri aynı zamanda cemaat başkanı konumundaydı. Osmanlı devleti zımmiler’in, medeni hukuk alanında kendi din kurallarına tabi olmalarını kabul etmişti. Bu kuralların uygulanmasından cemaat liderleri sorumluydu. Osmanlı devletinde Yahudi cemaatinin sorumlusu Haham başı idi. Ortodoksların lideri Patrik idi. Bu yöneticiler cemaatlerinin evlenme, boşanma v.b.gibi hizmetlerini yapardı.

4-Devlet Yönetimindeki Değişmeler

a) Merkez Teşkilatındaki Değişmeler

Osmanlı merkez teşkilatı klasik şeklini 16.yy’da almıştı. Merkez teşkilatı bu yüzyılın sonlarından itibaren bozulmaya başladı. Padişahlar devlet işleri ile yeterince ilgilenmez oldular. Şehzadeler sancaklara gönderilmeyip sarayda yetiştikleri için padişahların bilgi ve görgüleri azaldı. Bu nedenle devlet yönetimine bilgili, yetenekli ve tecrübeli kişiler atanamadı. Devlet idaresine saray kadınları ve harem ağları karışmaya başladı. Devlet memurlukları para karşılığı alınıp satılmaya başladı.

Devlet idaresinde 17.yy’dan itibaren Divanı Hümayunun önemi azalmaya başladı. Divan toplantılarının sayısı gittikçe azaldı. Devlet işleri “paşa kapısı” denilen sadrazamın konağında yapılan toplantılarla yürütülmeye başlandı. Devlet yönetiminde sadrazamın etkinliği arttı.

18.yy’da sadrazam konağına “Bab-ı Ali” denildi. Divan toplantıları Bab-ı Ali’de yapılmaya başlandı. Bab-ı Ali, Osmanlı hükümeti manasında kullanıldı. Bu yüzyılın sonunda ise divan toplantıları tamamen terk edildi.

Devlet yönetiminde; Bab-ı Hümayun (Padişah),

Bab-ı Ali (Sadrazam),

Bab-ı Defteri (Defterdar)

Bab-ı Meşihat (Şeyhülislam) kapıları etkili hale geldi.18.yy’da devlet yönetiminde Kalemiye sınıfının önemi arttı. Reis-ül Küttap dışişlerinden sorumlu bakan haline geldi. Bu gelişmenin sebebi; Osmanlı devletinin Avrupa’yı örnek alan ıslahatlar başlatması ve Avrupa’da devletlerarası ilişkilerde diplomasinin önem kazanmasıdır. Osmanlı devleti Avrupa’yı yakından tanıyabilmek için Avrupa başkentlerinde temsilcilikler açmıştır. Bu yüzyılda divan üyelerinden defterdar güçlenmiştir. Kazaskerler eski önemlerini kaybettiler.

19.yüzyılda Osmanlı merkez teşkilatında Avrupa’daki gelişmelerin etkisi ile önemli değişiklikler yaşandı.



II. Mahmut; Divan teşkilatını kaldırdı ve yerine bakanlık teşkilatını (Nazırlık) getirdi.

Hükümete “Heyeti Vükela” denildi.



Sadrazam başvekil oldu.

Defterdar Maliye Nazırı,

Reis-ül Küttap Hariciye Nazırı,

Şeyhülislam Efkaf ve Şeriye Nazırı oldular.

Bu düzenlemeler yapılırken Fransa örnek alındı.

II. Mahmut yönetmelik, kanun ve tüzükleri hazırlamak, hükümete danışmanlık yapmak ve yeniliklerin planlanması amaçları ile meclisler oluşturdu.

Askeri işleri düzenlemek için “Dar-ı Şura-yı Askeri”,

Yürütme işlerinin planlanması için “Dar-ı Şura-yı Bab-ı Ali” ve

Adalet işlerini düzenlemek için “Meclisi Vala-i Ahkâm-ı Adliye” gibi meclisler oluşturuldu. Bu meclislerin aldığı karalar tavsiye özelliğindeydi.

II. Mahmut, tüm devlet memurlarını maaşa bağladı. Devlet memurlarının toprak vergileri ile geçinmeleri geleneğine son verdi. Memurlar hariciye ve dahiliye çalışanları olarak iki grupta örgütlendi. II. Mahmut’un bu düzenlemeleri, merkezi otoriteyi güçlendirme ve memurların halktan haksız gelir elde etmelerini önlemeye yönelikti.



Padişah Abdülmecit 1839 tarihinde, “Tanzimat Fermanı”nı ilan etti. Bu fermanla padişah kanunların kedisinden üstün olduğunu kabul etti. Ülkede hukuki eşitsizlikleri kaldıracak yeniliklerin yapılacağı açıklandı. Bu fermanla, Osmanlı tarihinde ilk defa halkın eşitliği kabul edildi. Osmanlı tarihinde, 1839-1876 tarihleri arasına Tanzimat dönemi denir. Bu dönemde batılı devletlerin kuruluşları örnek alınarak yeni düzenlemeler yapılmaya devam edildi. Bu dönemde merkez teşkilatında görülen en önemli yenilik “Seraskerlik” makamının kurulmasıdır. Serasker, kara kuvvetleri komutanlığı ve milli savunma bakanlığı görevlerini üslenmişti. Bu makam, Sadrazam ve Şeyhülislamla eşit tutulmuştu. Tanzimat döneminde, II. Mahmut tarafından açılan “Meclis-i Vala-i Ahkâmı Adliye” yönetimde etkin hale getirildi. Tanzimat dönemi yenilikleri bu meclis tarafından planlanmıştır. Ayrıca bu meclis yüksek mahkeme görevi yapmıştır.

1854 tarihinde “Meclis-i Ali-i Tanzimat” (Tanzimat yüksek meclisi ) kurulmuştur. Bu meclis yönetmelik, kanun ve tüzük hazırlama görevini üslenmiştir. 1868 tarihinde “Şura-i Devlet” adlı meclis oluşturuldu. Bu meclis günümüzdeki Sayıştay’ın görevini yapmıştır. Osmanlı merkez teşkilatında görülen bir diğer değişiklik de,1856 tarihli Islahat Fermanından sonra gayri Müslimlerin de devlet memuru olmaya başlamalarıdır.

Osmanlı devleti, 1876 tarihinde Meşrutiyet rejimine geçti. Kanuni Esasi adlı Anayasa yürürlüğe konuldu. Meşrutiyet idaresi ile halk ilk defa yönetimde söz sahibi oldu. Meclisi Mebussan adlı parlamento, Padişahın yanında yönetime katıldı. Osmanlı tarihinde ilk defa Anayasal devlet sistemine geçildi.Anayasa ile değişik din ve mezhepten vatandaşların eşitliği kabul edildi. Kanuni Esasinin demokratik açıdan tek eksiği, Padişaha sınırsız yetki tanımasıydı. II. Abdülhamit,1878 tarihinde Meclisi Mebussan’ı kapattı ve Meşrutiyet idaresine son verdi. Ancak jön Türklerin mücadelesi sonucu 1908 tarihinde, Meşrutiyeti tekrar ilan etmek zorunda kaldı.Kanuni esasi yeniden yürürlüğe kondu.II.Meşrutiyet döneminde (1908-1918) Anayasada yapılan değişiklikle padişahın yetkileri azaltıldı. Meclisin yetkileri artırıldı. II. Meşrutiyet döneminde çok partili hayata geçildi.1912 tarihinden itibaren parti hükümetleri kurulmaya başlanmıştır.

Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde yapılan yenilikler Osmanlı devletini demokratikleştirmiştir. Bu demokratikleşme hareketleri, Osmanlı toplumu ve aydınlarının Avrupa’daki gelişmelerden etkilenmelerinin bir sonucudur. Demokratikleşme hareketlerinin amacı ülkenin dağılmasını önlemekti.


b)Taşra Teşkilatındaki Değişmeler

Osmanlı devletinin taşra teşkilatında ilk değişiklikler hukuki olmasa da fiili olarak 17.yy da başlamıştır. Devlet yönetiminin bozulması, yaşanan iç karışıklıklar ve merkezi otoritenin zayıflaması taşra teşkilatında değişmelere sebep olmuştur. Osmanlı taşra teşkilatı, Dirlik ve İltizam sistemine göre şekillenmişti. Bu yüzyılda Tımarlı sipahi ordusu önemini kaybetti. Tımar toprakları, nüfuzlu kişilerin eline geçmeye başladı. Tımar sisteminin uygulandığı eyaletler azalırken, İltizam sisteminin uygulandığı eyaletlerin sayısı arttı. Tımarlı sipahi ordusu dağıldı. Hazineden maaş alan merkez ordusunun sayısı arttı. Bu gelişmeler taşranın idari düzenine de yansıdı.



17. yy’dan itibaren eyalet ve sancaklar “Arpalık” usulü denen bir uygulama ile yüksek rütbeli görevlilere maaş olarak verildi. Arpalık sahipleri atandıkları sancak veya eyaletlere kendileri gitmeyip vekil gönderdiler. Bu vekillere önce “Müsellim” daha sonra ise “Mütesellim” adı verilmiştir. Arpalık sahibi ile vekiller tahsis edilen geliri paylaştılar. Bu kişiler önceleri merkezden gönderilirken daha sonra taşranın ileri gelenleri arasından seçilmiştir. Taşradaki ileri gelen kişiler devlet yöneticisi konumuna geçmişlerdir. Bu uygulama 18.yy da taşrada “Ayan” ve “Eşraf” denilen güçlü kişilerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Ayan ve Eşraf zamanla merkezi otoriteyi tanımayacak güce erişmişlerdir.

18.yy da Dirlik toprakları hızla “Mukataa” ya çevrildi. Bu toprakların vergileri İltizam sistemi ile toplanmaya başlandı. İltizam ile ilgili ihaleleri genellikle Ayan ve Eşraf kazanmaya başladı. Ayan ve Eşraf, Mültezimlik hakkını kazanınca iltizam hakkını kazandığı bölgeyi yönetme yetkisini de kazandı.

17.yy da tımarlı sipahilerin dağılması üzerine beylerbeyleri, halkın güvenliğini sağlamak için “Sarıca sekban” ve “Levent” denilen birlikler oluşturdular. Bu birlikler için halktan yeni vergiler alındı.

UYARI: Taşrada Ayan ve Eşraf denilen kişilerin yönetici konumuna yükselmesi merkezi otoriteyi zayıflatmıştır. II. Mahmut Ayanları kontrol altına almak ve merkezi otoriteyi tekrar güçlendirmek için Ayanlarla 1808 tarihinde “Sened-i İttifak”adı verilen sözleşmeyi imzalamıştır.


19.yy da merkez teşkilatındaki değişime paralel olarak taşra teşkilatında da önemli değişiklikler görüldü. Bunlar:

*II. Mahmut eyalet ve sancaklara atanan Mütesellimler’i merkezden atamış ve bu kişilerin taşradan olmamasına özen göstermiştir. Amacı merkezi otoriteyi tekrar kurmaktır.

*1836 tarihinde Anadolu da ve Rumeli de “Müşirlik”ler oluşturulmuştur. Eyalet valileri müşir unvanını almışlardır. Müşirler hem idari hem de askeri yetkiler üstlenmişlerdir. II. Mahmut taşranın güvenliğini sağlamak için “Redif” denilen askeri birlikleri oluşturmuştur.

*II. Mahmut mahalle ve köylerde Muhtarlık teşkilatını kurmuştur. Bu uygulama ile ayanların görevi Muhtarlara geçmiştir. Muhtarlar halk tarafından seçiliyordu.

*19.yy da kadıların kazaları yönetme ve idari kararları denetleme yetkisi sona ermiş *Tanzimat fermanından sonra İltizam usulü kaldırıldı. Vergilerin toplanması için “Muhassıllık”lar kuruldu. Sancak merkezlerinde Muhassıllık meclisleri oluşturuldu.

*Tanzimat döneminde Eyaletlerde güvenlik işleri için “Zaptiye” teşkilatı kuruldu. Eyalet yönetimi için Büyük meclis, Sancak yönetimi için ise küçük meclis kuruldu. Bu meclislerin üyeleri eyalet ve sancağın ileri gelen görevlilerinde oluşuyordu. Islahat fermanından sonra eyalet meclislerine gayri Müslimlerde katılmaya başladılar.

*1864 tarihinde “Vilayet Nizamnamesi” ile Taşrada yeni bir düzenleme yapıldı. Buna göre Eyalete Vilayet dendi. Vilayeti Vali yönetecekti. Sancağa Liva dendi. Livayı Mutasarrıf yönetecekti. Kazayı kaymakam yönetecekti. Nahiyeyi halkın seçtiği Nahiye Müdürü yönetecekti. Köyü Muhtar yönetecekti.
UYARI:19.yy da Osmanlı Taşra ve Merkez teşkilatında yapılan düzenlemeler modern Türkiye’nin temellerini hazırlamıştır. Osmanlı toplumunu Demokratik sistemle tanıştırmıştır.






Yüklə 96,7 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə