Osmanli imparatorluğunun çÖKÜŞ nedenleri



Yüklə 418,03 Kb.
səhifə8/9
tarix19.01.2018
ölçüsü418,03 Kb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9

Hatta Türkiye ile İtalya ilişkilerinin gerginleşmesi bizim eski düşmanlarımızla yakınlaşmamıza neden olacaktır. Bunun sonucunda Sadabat ve Balkan antlaşmaları yapılacaktır.

Türk-Rus İlişkileri

Milli Mücadele döneminde oldukça iyi olan ilişkiler biraz daha ihtiyatlı fakat dost bir çizgide 1930lara kadar devam etmiştir. 1930 sonrasında ise Türkiye’nin İngiltere ve Fransa’ya doğru yaklaşması nedeniyle soğumaya başlayacaktır. Esas kopuş ise II. Dünya savaşı sonrasında yaşanacaktır.

Türkiye’nin İslam Ülkeleriyle ilişkileri

Türkiye’nin laik bir yönetim sistemine geçmesine karşın İslam ülkeleriyle ilişkisi bu süreçte oldukça sıcaktır. Afganistan, İran, Mısır, 1930’dan itibaren Irak’la ilişkilerimiz çok sıcak bir hale gelmiştir. Diğer alanlarda ise bağımsızlık düşünceleri vardı ve bunu başarmış bir Türkiye’ye saygı ve gıptayla bakıyorlar ve izliyorlardı.

Milletler Cemiyeti ve Türkiye

Türkiye barış ilkesinin bir gereği olarak bölgesel ve uluslar arası ilişkilere olumlu bakan bir ülkedir. Nitekim 1928’den itibaren barışın devamı yönündeki çalışmaları desteklemiştir. Bunlardan olmak üzere Briand-Kellog saldırmazlık anlaşmasını kabul etmiştir.

Türkiye’nin uluslar arası işbirliğine katılmasında en önemli gelişme 1932 yılında Milletler Cemiyetine üye olmasıdır.

Balkan Antantı

Bölgesel ilişkilerin geliştirilmesi anlamında önemli bir çalışmadır. Avrupa’daki savaş tehlikesine karşı Balkanlı Komşular ortak bir korunma stratejisi geliştirmek üzere özellikle Türkiye’nin öncülüğünde birleşmişlerdir. Özellikle de İtalya’nın yayılmacı politikasına karşı bu birlik oluşturulmuştur. 9 Şubat 1934 tarihinde Türkiye ,Yunanistan,Yugoslavya ve Romanya’nın katılımıyla gerçekleşmiştir. Balkan Antantı değişik gelişmelerden dolayı tam anlamıyla başarıya ulaşmasa da önemli bir bölgesel örgüt olarak tarihe geçmiştir.

Sadabat Paktı.

İtalya’nın Habeşistan’ı işgal etmesi Doğu Akdeniz’de İtalyan tehlikesini ön plana çıkardı. Bu bölgedeki devletler balkan antantında olduğu gibi bir araya gelerek bir birlik oluşturdular. 8 Temmuz 1937 tarihinde Tahran’ın Sadabat sarayında imzalandığı için bu adla anılan anlaşmayı Türkiye, İran, Irak ve Afganistan imzalamıştır. Irak’ın imza koyması İngiltere’nin de anlaşmayı desteklediğini gösterdiğinden önemlidir.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi

Boğazlar konusu Lozan’da Türkiye’nin tam istediği bir şekilde sonuçlanmamıştı. Bu durum devlet yöneticilerini özellikle soğuk savaş rüzgarlarının esmeye başladığı 30’lu yıllarda düşündürmeye başlamıştır. Çünkü belli bir savunma hattı kurmak yasaktı bu ise boğazların güvenliğini ve dolayısıyla Türkiye’nin güvenliğini tehdit ediyordu. Türkiye bu süreçte dünya kamuoyunu da arkasına alarak şartlar değişmiştir ilkesinden yola çıkarak Boğazların statüsünün değiştirilmesini istedi. Montrö’de yapılan görüşmeler sonunda Almanya, İtalya ve Sovyetler Birliği’nin tepkilerine rağmen diğer dünya devletlerinin desteğiyle boğazların statüsü değiştirildi. 20 Temmuz 1936.

Hatay’ın Anavatana Katılması

Türkiye ile Fransa arasında imzalan Ankara Antlaşması gereğince Hatay Fransa yönetimine bırakılmıştı. 1936 yılında Fransa Suriye’ye bağımsızlık vermeye kalkınca İskenderun Sancağının durumunun ne olacağı gündeme gelmiştir. Fransa önceleri Sancak bölgesini Türkiye’ye vermek istemedi konu Milletler Cemiyetine havale edildi bu sefer ilginçtir Musul meselesinin tersine İngiltere’nin etkisiyle Sancak Suriye’yle ilişkili ancak içerden bağımsız bir statüye kavuşturuldu. Türkiye ve Fransa Sancağın toprak bütünlüğünü güvenceleri altına aldı. Anayasa çalışmaları zorlu geçti. Fakat 1938 yılında Almanya Avusturya’yı ilhak edince Fransa ve batı bloğunun Türkiye’ye ihtiyacı arttı. Bu da Hatay adını alan Sancak bölgesinin Türkiye’ye ilhakını kolaylaştırdı. Temmuz 1939’da Hatay Türkiye sınırları içine katılmıştır.

ATATÜRK İLKELERİ

1 MİLLİYETÇİLİK

Atatürk’ün Milliyetçilik anlayışı; akılcı, çağdaş, medeni, ileriye dönük, demokratik, toplayıcı, birleştirici, yüceltici, insani ve barışçıdır. Böyle bir milliyetçilik anlayışı; komünizme karşı olduğu gibi, ırkçılıkla, totaliter faşizmle, şovenizmle, teokratik düzen savunuculuğuyla da bağdaşmaz

Atatürk milleti şöyle tanımlamaktadır: “Millet, dil, kültür ve ideal birliği ile birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu bir siyasi içtimai heyettir.” Atatürk’ün en kısa millet tanımı ise şöyledir: “ Aynı harstan (Kültür) olan insanlardan oluşan topluma millet denir. Görüldüğü üzere Atatürk’ün millet tanımları objektif (nesnel) kıstaslara göre değil sübjektif (öznel) kıstaslara dayanmaktadır.

Atatürk milliyetçiliği ise şöyle tanımlamaktadır: “ Türk milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda ve milletlerarası ilişkilerde, bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla bir uyum içinde yürümekle beraber, Türk toplumunun, özel karakterini ve başlı başına bağımsız kimliğinin korumaktır” Bu tanıma göre, Türk Milleti ilerleme ve gelişme yolunda ve milletlerarası ilişkilerde, bütün milletlere paralele yürür. Onlarla uyum sağlar. Bütün milletleri ve insanlığı sever. Bu bakımdan Türk Milliyetçiliği medeni insanlık içinde, onun bir unsuru olarak insanlığın yükselmesine ve bütün milletlerin mesut ve zengin olmasına yönelik örnek bir milliyetçiliktir. Türk Milliyetçiliği; Türk Milletinin şeref, onur ve çıkarlarına ilişilmesine asla izin vermez.

ATATÜRKÇÜ MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞININ AYRAÇLARI

1 Atatürkçü Milliyetçilik Anlayışı Ülke ve Millet Bütünlüğüne Önem Verir.

Milli birlik ve beraberlik duygusu, aralarındaki bütün ayrılıklara rağmen, millet bireylerini birbirine sımsıkı bağlar. Doğum yerleri, büyüdükleri yurt köşeleri, eğitim düzeyleri, meslekleri, mezhepleri, siyasi düşünceleri ayrı olsa da millet birdir. Bu farkları gündeme getirip Türk Milletini bölmeye kalkışan tüm düşünce ve akımlara karşıdır.

Cumhuriyet Anayasasında bu durum üçüncü maddede “ Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür” şeklinde yerini almıştır. Atatürk, Onuncu Yıl Nutkunda “Türk Milleti, milli birlik ve beraberlikle bütün güçlükleri yenmesini bilmiştir” diyerek sağlanan bütün başarılarda milli beraberliğin payını vurgulamıştır.

2 Atatürkçü Türk Milliyetçiliği Irkçılığı Reddeder.

Dünyanın pek çok bölgesinde ırkların az veya çok birbirine karıştığı gerçeği bir yana, aynı vatanda, aynı devletin yurttaşları olarak, o vatana ve o devlete sadakatle bağlanarak, yüzyıllar boyunca aynı bayrak altında omuz omuza o vatanı savunarak, zaferleri, sevinçleri, acıları ve geleceğe ait ümitleri paylaşarak kökleşen milli duygu ortak milli kültür, ırk unsurundan elbette daha önemlidir. Irk ayrımcılığını millet bütünlüğünü yıkmak için bilerek körüklemek ise, mensup olduğu topluma karşı işlenmiş bir suçtur.

Atatürk, bir bütün olan Türk Milleti içinde ırkçı propaganda yoluyla bölücülük yapılmasına karşı çıkarak, bu gibi propagandaların “ Birkaç düşman aleti gerici beyinsizden başka hiçbir millet ferdi üzerinde kederlenmekten başka bir etki doğurmayacağını “ belirtmiştir.

Yalnız uygulandığı ülkeyi değil. Bütün dünyayı kanlı maceralara sürüklemiş insanlık ve ahlak dışı cinayetlere yol açmış “ Üstün ırk, aşağı ırk “ teorileriyle Türk Milliyetçiliğinin ilgisi yoktur. Irkçılığın ilkelliği, insanlığa aykırı sonuçları, zararlı etkileri tartışılamayacak kadar açıktır. Uygar dünyada ırkçılığın yeri yoktur.

3 Atatürkçü Türk Milliyetçiliği Çağdaşlaşmayı Amaçlar Uygarlıkçıdır.

Hiçbir zaman bağımsızlığını kaybetmemiş, Türk Milleti için, milliyetçilik sadece başka bir millete karşı düşmanlık tarzında beliren bir “ Olumsuz tepki milliyetçiliği”nden ibaret değildir. Atatürkçü milliyetçilik “olumlu ve ileriye dönük” bir milliyetçiliktir. Türk Milliyetçileri, kendi ulusal kültürünün hazinelerini hor görmeyecektir. Onları anlayıp değerlendirecektir. Fakat akılcı ve çağdaş düşünceli olacaktır. Uygarlıkçı ve çağdaş olmak , milliyetçi olmayı en küçük ölçüde engellemez. Atatürkçü Milliyetçilik uygarlıkçıdır. “ Ne maske adı altında olursa olsun milleti geri bir hayat anlayışına çekecek akımlar Atatürkçü olamaz.”

Türk Milletini, kökleri tarihin derinliklerinde, dalları göklerde ulu bir çınar ağacına benzetebiliriz.. Bu çınar ağacı, kökleri ile şanlı tarihimizden beslenirken, dalları ile daima yükseklere uzanacaktır. Çağdaşlaşmak, ışığa, aydınlığa, uygarlığa doğru ilerlemek, milli benliğimizden uzaklaşmak demek değildir. Türk Milleti Atatürk’ün önderliğinde, hem çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne yükselme amacına erişmek için atılımlara girişmiş, hem de milli benliğine kavuşarak Türk olmanın sevinç ve öğüncünü duymuştur.

4 Atatürkçü Milliyetçilik Anlayışı Laiklik İlkesiyle Bağlantılıdır. Her Türlü Mezhep Ayrımcılığını Reddeder.

Atatürkçü Milliyetçilik anlayışı, milletin oluşumunda ortak tarihin ortak inançların, ortak kültürün rolünü kabul eder. Fakat milleti ümmetle karıştırmaz. Teokratik devlet anlayışına kapalıdır. Tarih ve sosyoloji biliminin ışığında dini inanç birliğinin bazen milletlerin yoğruluşunda ve doğuşunda önemli bir rol oynadığı ileri sürülebilir. Ancak dini inanç beraberliği tek başına millet bağının yerine geçemez.

Atatürkçü Milliyetçilik anlayışı Laiklik ilkesiyle bağlantılıdır. Hiç şüphe yoktur ki laik düzenin ülkemizde sağladığı en hayırlı sonuçlardan birisi, aynı büyük milletin öz evlatları arasındaki mezhep çatışmalarına kökünden son vermiş olmasıdır. Anadolu’da eski yüzyıllarda olan 19. yüzyılda şiddetini büyük ölçüde kaybeden Cumhuriyet döneminde ise laik düzenin sağladığı hoşgörü sayesinde büyük ölçüde unutulan mezhep çatışmalarını hortlatma çabaları, Atatürkçü milliyetçiliğe aykırıdır.

Atatürkçü Milliyetçilik anlayışı, mezhebi ne olursa olsun, bütün Türk yurttaşlarını, aynı büyük milletin eşit haklara sahip evlatları olarak görür. Tarih içinde meydana gelen, aziz vatanımızın bazı köşelerinde elem verici olaylara yol açan mezhep çatışmalarını önlemenin ve bundan çıkar sağlamaya çalışan siyasi örgütlerin sömürücü kışkırtmalarını etkisiz hale getirmenin en iyi çaresi Atatürk’ün laik ve birleştirici milliyetçilik anlayışına sımsıkı sarılmaktır.

5 Atatürkçü Milliyetçilik Anlayışı Sınıf Kavgasını Reddeder. Milli Dayanışma ve Sosyal Adaletten Yanadır.

Atatürkçü Milliyetçilik, milletin sosyal adalet içinde kalkınmasını sınıf çatışmasında görmez. Türk toplumunu oluşturan köylü, işçi, esnaf, sanatkar, sanayici, tüccar, memur gibi her çeşit meslek gruplarını aynı milli toplumun birer unsuru olarak sosyal adalete uygun esaslar içinde uyumlu bir şekilde işbirliği yapmalarını bunlar arasında çıkabilecek uyuşmazlıkların millet yararını her şeyin üstünde tutarak uzlaştırılmasını ve bağdaştırılmasını öngören bir temel görüşe sahiptir.

Atatürkçü Milliyetçilik; yurttaşlar arasında siyasi ve hukuki bakımdan ayrıcalıklar gözetilmesini “ ayrıcalıklı zümre” yaratılmasını kabul etmez. Ekonomik hayatın ve işbölümünün kaçınılmaz sonucu olan farkların ise, kimseye yarar sağlamayacak olan sınıf mücadelesinde değil sosyal adalet ve sosyal güvenlik tedbirleriyle çözümlenmesi düşüncesindedir. Bu görüş çağdaş sosyal devlet anlayışıyla uyuşmaktadır. Sınıf çatışmasını önlemenin en iyi yolu , sosyal adaleti ve sosyal güvenliği mümkün olan ölçüde gerçekleştirmeyi, gelir dağılımında adalet sağlamayı, çeşitli meslek gruplarının yararlarını dengelemeyi amaçlayan tedbirleri almaktır.

Özetle Atatürkçü Milliyetçilik, Komünizmle ve sınıf kavgası kışkırtmacılığı ile bağdaşmaz; ama sosyal adalete ve sosyal güvenliğe önem verilmesini gerektirir. Türkiye’de Cumhuriyet döneminin başından beri adım adım gerçekleştirilen sosyal adalet ve sosyal güvenlik tedbirleri sınıf kavgası ve kanlı çatışmalar yoluyla elde edilmiş sonuçlar değildir. Bu tedbirler devletin Atatürkçü bir Milliyetçilik anlayışı ile, Türk Milletini kaynaşmış ve bağdaşmış hale getirme yolundaki bilinçli çabalarından doğmuştur.

6 Atatürkçü Milliyetçilik Anlayışı Vatan Kavramı İle Bağlantılıdır ve Gerçekçidir.

Atatürkçü Milliyetçilik anlayışının önem verdiği konulardan birisi “ortak bölünmez” vatandır. Buna karşılık Atatürkçü Milliyetçilik anlayışı gerçekçidir. Yakın tarihimizin acı derslerini gözden kaçırmaz; anavatanı ve Cumhuriyeti tehlikeye atacak maceracı hayalci yollara sapmaz. Atatürk, Türk Milletinin varlığının ve hayati çıkarlarının Panislamizm, Panturanizm veya “federal İmparatorluk” gibi uzak hayallere feda edilmemesi gerektiğini, daha ulusal savaş yıllarında vurgulamıştır. İzlenebilecek akılcı ve gerçekçi yolun sınırları belli bir vatan üzerinde ulusal bir Türk Devleti kurmak olduğunu anlamıştır ve anlatmıştır. Dünyanın milletler çağına girdiği bir dönemde imparatorluk sınırları içinde birçok topluluğu tutmaya çalışmanın, Türk çocuklarını bu uğurda feda etmenin yersiz olduğunu Atatürk ulusal savaş öncesinde görmüştü.

Türk devletinin gerçekte Panislamizm veya Panturanizm yapacak güce sahip olmadığı bir dönmede, ciddiyetten uzak heveslere kapılmak Türk Milletine fayda sağlamamış sadece düşmanlarımızın el ele vermelerine neden olmuştur. Bundan dolayı Türk Milliyetçiliği sınırları belli bir anavatan üzerinde hiç kimseyi kendi işlerine karıştırmadan rahat ve mutlu yaşama ülküsü içindedir.

Peki Türkiye Cumhuriyet sınırları dışında kalan Türkler ne olacaktır. Atatürkçü Türk Milliyetçiliği bu konuyu da dışlamamaktadır. Vatan sınırları dışında kalan Türklerin de mutlu ve sağlıklı yaşamasını ister. Dünyadaki bütün Türkleri sever ve onlara yardımcı olmaya çalışır. Onların kültürlerini milli benliklerini korumalarını ister. Haklı davalarıyla şartların ve imkanların elverdiği ölçüde ilgilenir. Ama, kendisine siyasi alan olarak, Türk vatanını benimser; gerçekçi ve akılcı davranarak, anavatanı tehlikeye atacak, Türklüğe hiçbir fayda sağlamayıp sadece zarar getirecek, maceracı ütopyalardan uzak durur.

Türk vatanı kumara, hayale ve maceraya feda edilmemelidir. Her dönemde ve her şart altında nelerin yapılabileceği ve nelerin yapılamayacağı iyice değerlendirilmelidir. Atatürkçü Milliyetçilik anlayışı bütün bunlardan dolayı vatan kavramı ile sınırlıdır ve gerçekçidir. Hayal ve olmayacaklarla uğraşmaz. Olabilirlikle ilgilenir.

7 Atatürkçü Milliyetçilik Anlayışı Demokrasiye Yöneliktir. Millet Egemenliği İlkesiyle Bağlantılıdır.

Ulusal savaşımın temelinde ulusal egemenlik bir numaralı yeri almıştır. Daha ilk kongrelerde “ Kuvayı milliye yi amil ve iradeyi milliye yi hakim kılmak esastır” düsturu ile yola çıkılmıştır. Atatürkçü milliyetçilik anlayışına göre ulusal irade özgür olmalıdır. Bu ise demokrasi olmadan sağlanamaz. Bu yüzden saltanat gibi nedeni kendinden menkul sistemler Atatürkçü Milliyetçilik içinde yer alamaz. Atatürkçü Milliyetçilikte esas “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” düsturudur.

Dönem içindeki yabancı milliyetçilik anlayışlarından bu yüzden farklıdır. Hitler, Mussolini gibi diktatör milliyetçiliklerden Türk Milliyetçiliği ayrıdır. Özü ulusal iradeye dayanmayan hiçbir sistemi Türk Milliyetçiliği kabul etmez. Atatürk “ Millet egemenliği öyle bir nurdur ki onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar mahvolur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş, müesseseler her tarafta yıkılmağa mahkumdurlar” diyen önderdir. Onun milliyetçiliği milletini köleliğe sürükleyen değil, özgürlüğe ve demokrasiye kavuşturan bir milliyetçiliktir.

8 Atatürkçü Milliyetçilik Anlayışı Saldırgan Değil Barışçı ve İnsancıldır.

Atatürk, milliyetçiliği reddeden, teori ve görüşlere karşıydı. Fakat, bütün başka milletleri hor gören, aşağılayan, saldırgan, savaşçı bir milliyetçiliği de benimsememişti. Her ülkenin kendi yöneticilerinin sorumluluğu kendi milletine karşı olacaktır. Ancak hiçbir millet dünyada tek başına yaşamadığından dünyadaki huzur, milletlerarası iyi ilişkilerin kurulması ve devam ettirilmesiyle sağlanacaktır. Bu ise barışçılık ile gerçekleşebilir. Burada söz edilen barışçıllık pasifist köle barışçıllığı değildir. Eşitlikçi ortak uzlaşmaya dayanan bir barışçıllıktır.

Atatürkçü Milliyetçilik anlayışı görüldüğü üzere barışçıdır. Hiçbir şekilde saldırgan ve savaşçı değildir. Tarihinde birçok savaşlar geçirmiş bir ulus olar Türkler Cumhuriyetle birlikte barışçı bir döneme girdiklerini kabul etmişlerdir. Yeni dönemin anlayışına göre savaş yıkım ve ölümdür. İnsanlık dışı bir harekettir. Atatürk bu konuda “ Ben harpçi olamam. Çünkü harbin acıklı hallerini herkesten iyi bilirim..” “ Harp zaruri ver hayati olmalı.. Öldüreceğiz diyenlere karşı ölmeyeceğiz diye harbe girebiliriz. Lakin millet hayatı tehlikeye uğramadıkça harp bir cinayettir” demektedir.

Atatürkçü Milliyetçilik anlayışı barışçıllığı yanında insancıldır da. “İnsanları mutlu etmenin tek yolu, onları birbirine yaklaştırarak, onları birbirine sevdirmektir.” Bir yandan kendi milletinde milli duyguyu, kendine güveni, Türk olmanın övüncünü, milliyetçi düşünceyi güçlendirip kökleştirirken diğer yandan insanlığın da sevgi ve barış içinde kucaklaşmasını öngörür.

2 LAİKLİK

Atatürk ilkelerinden bir diğer önemli ilke de Laiklik ilkesidir. Laiklik ilkesi deyim olarak Türk Devriminin ilk yıllarında hemen ortaya atılmış bir ilke değildir. Önce laik devlet ve toplum anlayışının doğal sonucu olan köklü değişiklikler adım adım gerçekleştirilmiş daha sonra laiklik deyimi Türk devriminin temel ilkelerinden biri olarak ilan edilmiştir.

Laik sözü Türkçe’ye Fransızca’dan geçmiştir. Rahipler sınıfına (Clerici) üye olmayanlar anlamında bir kelimedir. Bu sınıf dışındakilere (Laici) deniyordu. Bu zamanla din ve devlet arasındaki ilişkileri anlatmak için kullanılmaya başlamıştır.

Laik kelimesinin anlamı konusunda herhangi bir görüş farklılığı bulunmamasına karşın Laiklik teriminin içeriği konusunda çeşitli görüş ayrılıkları vardır. Laikliği felsefi açıdan, siyasi açıdan hukuki açıdan değişik şekillerde tarif etmek mümkündür. Ancak Türkiye Cumhuriyetinde bir Anayasa ilkesi, bir hukuk deyimi haline gelmiş olan laikliğin bazı tartışılmaz unsurları vardır.

1 Laik Devlette, kişiler, din ve vicdan hürriyetine, ibadet hürriyetine sahiptirler. Laik devlet fertlerin bu özgürlüklerini sağlar ve korur. Bir din veya mezhebin başka bir din veya mezhebe karşı baskısını önlemek , laik devletin görevidir.

Hiç şüphesiz dini inanç ve kanaat özgürlüğüne devletin karışması düşünülemez. İnanç insanın iç alemindedir. Buna karşılık ibadetler, dini ayin ve törenler, kamu düzeni ve genel ahlak bakımından devletçe sınırlanabilir. Laik devlette kimse ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Kimse dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz.

2 Laik Devlette, devletin siyasi yapısını, hükümet ve idarenin işleyişini, toplumun yaşayışını düzenleyen kanun ve kuralları dini prensipler değil, akıl, mantık, ihtiyaç ve hayatın gerçekleri tayin eder. Laiklik, bu yönüyle Din ve devlet işlerinin ayrılması anlamına gelmektedir.

3 Laik Devlette eğitim kurumları ve eğitimin içeriği din kurallarına göre düzenlenemez. Hiç kimse dini eğitime zorlanamaz. Bu durum bizde 1982 Anayasasıyla bozulmuştur. Şu anda Din Bilgisi adı altında zorunlu din eğitimi devam etmektedir.

4 Laik devlette din görevlileri ve ibadethaneler için devlet bütçesinden para ayrılamaz. Yine bu konuda bizde tam bir uygulama Türkiye şartları gereğince uygulanamamakta Diyanet İşleri Başkanlığı devlet sistemi içinde yerini almakta ve bütçeden pay almaktadır.

TÜRKİYE’DE DEVLETİN LAİKLEŞMESİ

Anadolu’da kurulan yeni Türk Devleti adım adım “Laik” bir devlet olmaya yöneldi. Önce Egemenliğin temeli laikleştirildi. Amasya, Erzurum ve Sivas süreci sonrası ortaya çıkarılan “İradeyi Milliye” bu konudaki ilk büyük adımdır. 23 Nisan 1920 tarihinde oluşturulan TBMM ile “TBMM’nin üstünde güç yoktur” denilerek başka iradeler yok edilmiştir. 1921 tarihli Anayasa ise “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesini kabul ederek egemenliğin kaynağını laikleştirmiştir.

1 Kasım 1922 tarihi ise Türkiye’den saltanat belasının gönderildiği tarihtir. Böylece egemenliğin laikleşmesi önümdeki bir büyük engel daha kaldırılmıştır. Cumhuriyetin ilanı ise devletin laikleşmesine doğru gidiş hızlanmıştır.

3 Mart 1924 tarihinde ise ucube bir kurum olan “Halifelik” kaldırılmıştır. Aynı kanunun devamında Şeriye Bakanlığı da kaldırılarak fetva dönemi sona erdirilmiştir.

9 Nisan 1928 tarihinde ise yapılan anayasa değişikliği ile devletin dini ibaresi anayasadan çıkarılmış ve laik devlet tamamlanmıştır.

5 Şubat 1937 Tarihinde ise Laiklik ilke olarak anayasanın için dahil edilmiştir.

Böylece daha ilk andan itibaren sağlanmaya çalışılan laik devlet sistemi sonuçlandırıldı. Tarihinde hiçbir devrinde insan egemenliği bulunmayan bir ulus böylece insan egemenliği sistemine kavuşmuş oldu.

3 HALKÇILIK

Atatürkçü düşüncede Halkçılık, yurdu ayrıcalık iddialarından ve sınıf kavgalarından koruyan bir ilkedir. Halkçılığın birinci unsuru demokrasidir. İkinci unsur milletin genel hakları dışında hiçbir kişiye veya topluluğa ayrıcalık tanımamaktır. Üçüncü unsur, sınıf mücadelesini kabul etmemektir.

1 Halkçılık eşittir DEMOKRASİ: Atatürk “ Demokrasi ( Halkçılık) esasına dayalı hükümetlerde, egemenlik halka halkın çoğunluğuna aittir. Demokrasi prensibi, egemenliğin millette olduğunu başka yerde olmayacağını gerektirir. Bu şekilde demokrasi prensibi, siyasi kuvvetin egemenliğin kaynağına ve yasallığına temas etmektedir.” Diyerek demokrasinin halkçılığın bir sonucu olduğunu vurgulamıştır. Atatürkçü düşünceye göre halkçılık eşittir Demokrasi demektir.

Halkçılık Demokrasi dışı yönetim biçimlerine ise karşıdır. Bolşevik (Komünizm) Teorisi ve yönetim biçimi, İhtilalci Siyasi Sendikalizm (Oligarşi) Teorisi, Çıkarların Temsili Teorisi, Faşizm gibi totaliter yönetim sistemleri Atatürkçü düşünce sisteminin dışındadır. Atatürkçü düşünce içinde ulusun özgür iradesi olmayan hiçbir sistemi kabul etmemektedir.

2 Halkçılık anlayışı eşitliği öngörür: Atatürkçü Halkçılık anlayışının ikinci unsuru eşitliktir. Hiçbir zümreye ve kişiye ayrıcalık tanımayan kanunlar önünde herkesin eşitliğini savunan bir yaklaşımdır

a Kanunlar önünde eşitlik: Halkçılığın eşitlik unsurunun ilk maddesi kanunlar önünde eşitliktir. Hiçbir kişinin hiçbir ailenin hiçbir zümrenin ayrıcalıklı olmadığı kaynaşmış bütünleşmiş eşit hukuka sahip gelişmiş bir toplum.

b. Halk yönetimi ve Çalışması: Atatürkçülükte Türk halkının kanun önünde eşitliği benimsenmekle birlikte, onun sorumluluğu da belirlenmiştir. Bu sorumluluk çalışmaktır. Kişilerin çalışmaması halinde toplumun yaşamasını ve varlığını sürdürmesin tehlikede görür. Halkçılık ilkesine göre Türkiye’de sosyal düzen kişinin çalışmasına dayanılarak korunabilir ve sürdürülebilir. Halkın ilerlemesini öngören Halkçılık, çalışmayı ilerlemenin temel esası olarak ele alır.

c. Halkçılık kişilerin düşünür olmasına çalışır. Halkçılık ilkesi bilince bağlı bir ilkedir. Aydınlanmayan bir ulusun doğru irade ortaya çıkarma zorluğu vardır. Bundan dolayı en kısa zamanda halkın bilinçlendirilmesi gerekir. Köyden başlayarak haneden başlayarak halk haklarına kavuşturulmalıdır. Bunun için ise haklar öğretilmelidir. Sadece öğretilmemeli aynı zamanda kullanması sağlanmalıdır. Böylece çağdaş düşünen aklını kullanan çağdaş bir toplum oluşacaktır. Sonucunda Halkçılık ilkesi böyle bir toplumda amacına ulaşacaktır.

d. Halkçılıkta halkın siyasi güce sahip olması gerekir: Halkçılık kişilerin her konuda düşünür olması ve kendi hakkına sahip olması esasını her zaman değinir., bu nedenle halkçılık anlayışında halkın siyasi yeteneklerinin gelişmesi ve bu yönden halkın siyasi eğitiminin kendilerini halkın üstünde görenlere ve böyle davranışta bulunacaklara karşı en güçlü önlem olarak ulusal kurumlar oluşturulmasını bunun için halka siyasi eğitim verilmesini öngörür.

3 Halkçılık İç Barışı Öngörür Sınıf Çatışmasını Reddeder.

Halkçılığın üçüncü unsuru ülke içinde dayanışmalı bir üretim ve paylaşım sisteminin gerçekleştirilmesidir. Bunun için iç barışın sağlanması ve sosyal adalet ve sosyal güvenliğin geliştirilmesi gerekir. Bunun için



  1. Sınıf çatışmasının reddi: Atatürk Türk toplumunda sınıflar arsındaki mücadeleyi başka bir deyişle sınıfların çıkar kavgasını kabul etmez. Türk halkının sosyal yapısı , sınıf kavgası için uygun olmayan bir yapıdır. Çünkü halkın içinde çalışanlar arasında bir çıkar çatışması yoktur.

  2. İşbölümüne dayalı çalışma: Toplumda değişik gruplar vardır ve olacaktır. Yalnız bu gruplar bir diğerinin kurdu yok edicisi değildir. Halkçılık anlayışına göre bu gruplar varlıkları ve üretimleri ile bir diğerinin tamamlayıcısı çalışma gruplarıdır. Bundan dolayı birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılıklı anlaşma ve işbölümü çerçevesinde dahi iyi planlamalılar ve bu plan çerçevesinde çalışmalıdırlar. İşbölümüne dayalı bir üretim sistemi oluşturulmalıdır.


    Yüklə 418,03 Kb.

    Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə