Puvatya savaşI Öz


Semh'in Kuzeye Yaptığı Askeri Seferleri ve Şehid Olması



Yüklə 337,19 Kb.
səhifə2/5
tarix25.10.2017
ölçüsü337,19 Kb.
#12922
1   2   3   4   5

3.1. Semh'in Kuzeye Yaptığı Askeri Seferleri ve Şehid Olması

Arap kaynakları, Endülüs'teki ilk Müslüman valiler zamanında Fransa’ya yapılan seferler hakkında çok kısa bilgilere yer verirler. Dolayısıyla Semh'in gazalarını çok kısa olarak zikredip h.102 (721) yılında Fransa'da şehit olduğunu bildirmekle yetinirler.25

İbn İzârî ise, “Semh’in, h.102 (721) yılı Arafe günü Rum ilinde (Fransa) gaza ederken Tarasûne’de (Tarrasone)26 şehid olduğunu söylemektedir.27

İbn Haldun ise bu konuda; “Şüphesiz Semh, h.102 (721) senesinde Fransa'ya yaptığı gaza esnasında şehit düştü ve yerine vali olarak tayin edilen Anbese b.Suheym el-Kelbî gelinceye kadar Endülüs’ü Abdurrahman b. Abdullah el-Gafikî kısa bir süre idare etti”28 demektedir.

Bununla birlikte bu konuyla ilgili yabancı kaynaklar bize daha geniş bilgiler vermektedirler. Bu kaynakların bize bildirdiklerine göre, Hur b. Abdurrahman’ın yerine geçen Semh b. Mâlik Fransa topraklarında ileri harekâta devam etti.

Semh, büyük bir ordunun başında Kurtuba'dan kuzeye doğru ilerledi. 717 ve 719 yıllarında, Pirene dağlarını aşarak Araplar'ın Arzu'l-Kebir dedikleri Fransa'ya girdi. Önce Septimania (Sebtimâniye) ve daha sonra müslümanlar için önemli bir askerî üs olan Arbûne (Narbonne) şehrini zaptetti ve burasını sonraki fetihleri için bir üs haline getirdi (720).29

Narbonne’da ordusunu yeniden düzenleyip lojistik ihtiyaçları karşıladıktan sonra, Galya (Frank) topraklarında ilerleyerek Akitanya (Aguitania) düklüğünün başşehri Toulouse'u kuşattı (721).30

Akitanya Dükü Eudes, Frank ve Almanlar'dan meydana gelen büyük bir orduyla başkentini müdafaa ediyordu. Toulouse (Tuluz) şehri çevresinde meydana gelen şiddetli savaş, Müslümanların lehine bir gelişme gösteriyorken, Semh b. Malik ve ileri gelen komutanlarından birçoğu şehit edildi.31 Böylece bir Cermen prensi, Müslümanlar karşısında ilk defa büyük bir zafer elde edebildi. Bu sırada ordunun sevk ve idaresini daha sonra Puvatya savaşının komutanı olacak Abdurrahman el-Gafıki ele aldı ve orduyu salimen Narbonne’a (Arbûne) geri getirdi (Haziran 721).32

Her ne kadar Akitanya Dükü Eudes 721 yılında İslam ordularını püskürtmeyi başarmışsa da, Narbonne hâlâ Müslümanların elindeydi. Nitekim 725 senesinde düzenlenen o muhteşem sefer de bu kentten başlatılmıştı. Bu sayede Carcassonne'u (Karkason) ele geçiren Hilal'in süvarileri, Autun'a kadar ilerleyerek Ağustos 725 tarihinde bu şehrin kontrolünü sağlamışlardı.33 Nimes'e (Nim) kadar olan bölgeyi anlaşma yoluyla idareleri altına alınışlardı. 721-726 yılları arasında gerçekleştirilen seferler sonunda Müslümanlar hâkimiyetlerini Rhône vadisi ve Lyon’a kadar genişletmişlerdi. Bu sırada Müslümanların eline çok büyük miktarda ganimet geçmişti. Ayrıca Akitanya'da tehdit altında bulunduğunun şuurunda olan Dük Eudes, kendi güvenliğini sağlama alabilmek için kızını sınır boylarının Arap reisi Osman b.Ebî Nis’a ile evlendirmişti. Fakat bu tarihlerde Araplar da en az Hıristiyanlar kadar dâhilî ayaklanmalarıyla uğraşmak zorundaydılar.34

4. Anbese b. Süheym el-Kelbî'nin Valiliği Dönemi

721’de Semh b. Malik'in ölümünden sonra Emevi Halifesi Yezid b..Abdülmelik döneminde, Endülüs valiliğine İfrikiye valisi Yezîd b.Ebî Müslim tarafından Anbese b. Süheym (Suhaym) atandı. Anbese, Endülüs'e giderek, orada kısa ve geçici bir süre, vali olarak görev yapan Abdurrahman b. Abdullah el-Gafıki'den valilik görevini devraldı.35

Fransa topraklarına yeniden akınlar başlatan vali (âmil) Anbese, büyük bir orduyla Semh'in daha önce takip ettiği güzergâhı izleyerek Carcasonne (Karkason) üzerine yürüdü. Şehri muhasara ettikten sonra gelirlerinin yarısı, orada bulunan Müslüman esirlerin çocuklarıyla birlikte iadesi, cizye ödemeleri ve Müslümanların savaş ilan ettikleriyle savaş, barış yaptıklarıyla barış gibi zimmet hükümlerine bağlı olmaları şartıyla onlarla sulh yaptı.36

Zor geçen uzun bir muhasaran sonra Carcasonne şehrini ele geçiren Anbese, buraya bir birlik bırakıp kuzeye doğru yöneldi ve Nimes (Nîm) şehrine girdi.

Anbese, Nimes'dan sonra Rhône vadisine ulaştı ve nehir boyunca herhangi bir direnişle karşılaşmadan yoluna devam edip Vienne ve Lyon şehirlerini işgal etti. Franklarla anlaşma yaptı. Fakat dönüş sırasında pusuya düşürülerek şehit edildi (Aralık 726).37

Anbese, askerî kuvvetinden ziyade aklı, basireti ve iyi idaresi sayesinde başarılı olmuştu. Ele geçirdiği esirlere gayet iyi davranmış ve onları kazanmaya çalışmıştır.38

Şevki Ebu Halil'e göre bu seferler sonucunda Müslümanlar Avrupa'nın genel durumunu tanıma fırsatını yakalamışlardır.39

5. Anbese b. Süheym el-Kelbî’den Sonraki Valiler

Anbese b. Suheym 'in ölümü akabinde Endülüs’te sırasıyla; Uzra b. Abdullah el-Fihri, Yahya b. Seleme el-Kelbi (726-728), Huzeyfe b. el-Ahvas el-Kaysi (728), Osman b. Ebi Nis'a el-Has’amî (728-729), Heysem b. Ubeyd el-Kinânî (el-Kilabi) (729-730), Muhammed b. Abdullah el-Eşcaî (730) vali olarak görev yaptılar.

Bu valiler döneminde fetih hareketleri duraklamış ve bazı iç problemler ortaya çıkmıştır. Özellikle Berberilerin hoşnutsuzlukları, Araplar arasındaki Yemeni-Kaysi hizipçiliği, Suriyeli ve diğer Araplar arasındaki rekabet gibi faktörler söz konusu olmuştu.

731 yılında İfrikiyye valisi Ubeydullah b. Habbab, Endülüs valiliğine Abdurrahman b.Abdullah el-Gafiki’yi (ikinci defa) atamıştır.40

Ancak Endülüs'te iç karışıklıkların çıkması sebebiyle, Anbese’den sonra Abdurrahman el-Gafiki'nin buraya ikinci defa vali tayin edilmesine kadar 4 yıl müddetle fetih akınları durmuştur.41

Endülüs'te çok geçmeden halk arasında çıkan kabilecilik hareketi anlaşmazlıklara neden olmuştur. Suriyelilerle Hicaz Arapları, Araplarla Berberiler; hatta Yemeni ve Mudarî Arapları arasında rekabet ve düşmanlık baş göstermiştir. Bu kabilecilik yüzünden ortaya çıkan çatışmalarda müslümanlardan bir kısmı, din kardeşlerine karşı çarpışmak için Fransızlardan yardım istemeğe bile başlamıştır. Halbuki Müslümanların Endülüs'ü ele geçirdiğini gören Fransızlar, korkuya kapılmışlardı. Dolayısıyla müslümanları birbirine düşman etmek ve onları fethettikleri bu ülkelerden çıkarmak Hıristiyanların yegâne isteğiydi.

Nitekim ülkelerinin Müslümanların akınlarına maruz kalmasından endişelenen Franklar, Charles Martel'in etrafında toplanmış ve ona şöyle demişlerdi: “Nedir bu nesiller boyu devam edecek rezalet! Biz Arapların Doğu’da olduğunu işitip güneşin doğduğu taraftan gelmelerinden korkuyorken, Batı’dan geldiler, Endülüs'ü istila ederek Endülüs'ü ve oradaki her şeyi ele geçirdiler. Zırhları olmadığı, sayıları ve malzemeleri az olduğu halde buraları aldılar.” Şarl Martel, onlara şu manada bir cevap verdi:

“Benim görüşüm, bu taarruzlarında şimdilik karşılarına çıkılmaması üzerinedir. Zira onlar, karşısına çıkanı alıp götüren sele benzerler. Onlar işlerinin henüz başlangıcındadır; çok kalabalık olmaktan müstağni niyetleri, zırhların korumasına muhtaç olmayan kalpleri vardır. Lakin onlara mühlet veriniz ki, elleri ganimetlerle dolsun, köşkleri, evleri alsınlar ve yönetimde rekabete girip bazısı bazısından yardım dilesin. İşte bu hale geldiklerinde kolay şekilde onlara güç yetirirsiniz.”42

6. Abdurrahman b. Abdullah el-Gafikî

Abdurrahman b. Abdullah el-Gafıkî, İslam tarihinde mümtaz şahsiyetlerden birisidir Yemen’de meskûn Ak kabilesin Gafik koluna mensuptur.43

İlim tahsili için Medine’ye giden Abdurrahman el-Gafıkî orada Abdullah b.Ömer’den Hadis ilmi okudu ve hadis rivayet etti. Abdülaziz b. Ömer b. Abdülaziz ve Abdullah b. ‘İyâd’da ondan hadis rivayet ettiler.44 O, ilme tutkun, zühd ve vera sahibiydi. Tarihle ilgili eserleri okumayı severdi. İhlâs, azim, tevazu, secaat, cesaret, cüret, kahramanlık, askeri faaliyetleri ve planları, Hz.Peygamberin ve sahabenin savaşlarını iyi bilmek, ilk saflarda cihada katılmak, şehid olmayı arzu etmek onun belirgin özelliklerindendi.

Dımaşk’a giden Abdurrahman el-Gafikî, Süleyman b.Abdülmelik döneminde orada seçkin şahsiyetler arasında yer edindi.

Cihada tutkun birisi olduğundan fetihlere katılmak için Kuzey Afrika’ya gitti ve bölgedeki birçok savaşa katıldı. Daha sonra Mûsâ b. Nusayr ile birlikte Endülüs’e geçti. Orada dikkatleri üzerine celbetti ve Mûsâ ile oğlu Abdülazîz’in maiyetinde askerî görevler üstlendi. Endülüs’ün doğu sahillerini fethetmek üzere görevlendirildi.

721 yılında Semh b. Mâlik el-Havlânî’nin Toulouse kuşatmasında45 şehid düşmesi üzerine komutan seçildi ve orduyu yok olmaktan kurtardı ve salimen üssüne (Narbonne) geri getirmeyi başardı. Burada gösterdiği başarı onun askerî alandaki dehasının bir işaretidir. Daha sonra iki ay kadar Endülüs valiliği yaptı. O sırada valilik, sivil ve askeri yönetimin bir arada yürütüldüğü bir makamdı. Abdurrahman el-Gafıki de İslam ordusunu Toulouse yenilgisinden sonra salimen Endülüs’e geri getirdiğinden halk onun valiliğini kabul etmişti. Zaten Şam’daki halifenin, aradaki mesafenin uzaklığı sebebiyle Kurtuba’ya hemen yeni bir vali tayin etmesi kolay değildi.

Hikmet sahibi, faziletli, iyi huylu ve sağlam karakterli bir zat olan Abdurrahman el-Gafıki Endülüs’teki tefrika ve siyasi olaylara karışmaktan uzak durmayı başarmıştı. Nitekim bu tutumunu doğru değerlendiren Endülüslüler, siyasi kabiliyete sahip birine gerek duydukları bir zamanda onu vali seçmişlerdi. Ancak Abdurrahman el-Gafıkî’nin bu valiliği iki ay sürebilmiş ve bu süre zarfında kayda değer hiç bir hadise olmamıştır. Onun yerine vali tayin edilen Anbese b. Sühaym döneminde kalabalık bir ordunun kumandanı olarak Arbûne (Narbonne) taraflarında fetihlere devam etmiştir. Onun asıl icraatı ‘ikinci valiliği döneminde görülecektir. 46

6.1. Abdurrahman el-Gafıki’nin İkinci Valiliği

Abdurrahman el-Gafikî Emevî Halifesi Hişâm b. Abdülmelik tarafından 730 yılında ikinci defa, iki yıl yedi ay sürecek Endülüs valiliği görevine tayin edildi.47

İslam’ı yüceltmekten başka gaye gütmeyen bir kimse olan Abdurrahman el-Gafıkî üzerinde Semh b.Malik el-Havlânî’nin şehit edildiği Toulouse (Tuluz) Savaşı ve bu savaşta Müslümanların hezimeti derin izler bırakmıştı. Fransa topraklarında şehit olan Müslümanların ve komutanların intikamını almayı hedefliyordu. Ayrıca onun yegâne emeli, Musa b. Nusayr’ın da düşüncesi olan Batı Avrupa’nın tamamını fethetmekti.48

Abdurrahman el-Gafıkî, kuzeye doğru fetih hareketlerine girişmeden önce ülkede istikrarı sağlamak için iç problemlerle uğraşmak zorunda kaldı. Çünkü Anbese b. Sühaym’ın ölümünden sonra iş başına gelen valiler döneminde askeri seferler duraklamış, kabile asabiyetçiliği, Berberi-Arap çekişmesi ortaya çıkmıştı.

Abdurrahman, makamı Kurtuba’da olmasına rağmen öncelikle, muhtelif bölgeleri ziyaret ederek halkın şikayetlerini yerinde dinledi ve halkla iyi ilişkiler kurdu. Yönetimi sırasında haksızlık yapan görevlileri azledip, âdil ve liyakatli kimselerden istifade etti. Müslüman ve Hıristiyanlara eşit muamelede bulundu. Hıristiyanlara kiliselerini ve ellerinden alınan emlâklerini geri verdi. Herkese eşit miktarda vergi koydu, orduyu yeniledi, sınırları tahkim etti. Muhtemel bir isyan için de her zaman hazır olarak bekledi. Kaysî ve Yemenî guruplar arasındaki çekişmeyi durdurdu. Bir grubu ötekisine üstün tutmadı, birisini diğerine tercih etmedi. Bu sebeple onun valiliği Endülüs halkının gönüllerine ferahlık verdi. İyi tedbir sahibi, adaleti gözeten; Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerin hukukunu koruyan birisi olarak ülkesinde fitne ve tefrikayı giderdiğinden Arap, Berberî ve yerli halkın sevgisini kazandı.49

Döneminde inşa ve imar faaliyetlerine de önem veren Abdurrahman el-Gafıkî, Kurtuba şehrinde yeniden inşa edilen yıkık köprünün yapımında katkı sağladı. Ayrıca camiler, yollar inşa etti ve su kanalları açtırarak halkın ihtiyacını gidermeye çalıştı.

Başarılı bir asker, imanı yüce bir mücahit olan Abdurrahman el-Gafıkî, her bölgede İslamiyet’i yaymak istiyordu. Bu arada halkın sıkıntılarını gidermek ve birliği sağlamak için önem arzeden vergi problemini düzene soktu. İyi bir idarecilik örneği sergiledi ve ele geçen ganimetlerin taksimi konusunda adil davrandı. Hattâ bir sefer esnasında elde edilen pek çok ganimetin içinde inci, yakut ve zümrütle süslü olan altından yapılmış bir ayak vardı. Abdurrahman, bu ayağı parçalattı ve askerlerine dağıttı. Bunu öğrenen Kuzey Afrika Genel Valisi Ubeyde b. Abdurrahman bu olaya çok kızdı ve Abdurrahman el-Gafıki’ye bir tenkit mektubu gönderdi. Bu olay Abdurrahman el-Gafıkî’nin ganimet dağıtımı konusunda ne kadar adil ve hassas davrandığının açık bir göstergesidir.50

Ülkede iç problemleri halledip istikrarı sağlayan Abdurrahman el-Gafıkî, çeşitli sebeplerden dolayı yıllardır duraklamış olan seferleri yeniden canlandırmak ve asıl hedef olarak gördüğü kuzeye yani Fransa üzerine yürümek için gerekli hazırlıkları yapmaya koyuldu. Bu arada Kurtuba’ya gelmek üzere İslâm topraklarının her yerinden asker çağrısında bulundu.51



6.2. Abdurrahman el-Gafıki’nin Fransa’ya Girişi

Endülüs’te istikrarı sağlayan Abdurrahman el-Gafıki Fransa’ya girmek ve İslam’ı yaymak amacıyla önceden hazırlamış olduğu fetih planları doğrultusunda harekete geçti.

Öncelikle Franklara karşı cihad ilan etti. Kendi doğduğu yer Yemen başta olmak üzere Şam, Mısır ve İfrikiyye’den yardım çağrısında bulundu. İslam topraklarının her yanından çağrısına olumlu cevaplar geldi. Gelenler Kurtuba’da toplandılar.

Fransa’ya geçmeden yaklaşık iki yıl gerekli hazırlıklar yapıldı.

Fransa’ya sefer düzenleyecek gönüllü Araplar ve Berberilerden oluşan en büyük orduyu kurdu. Ordusunda Yemenli askerler önemli bir yer tutmaktaydı. Abdurrahman el-Gafikî’nin kendisi de Yemenliydi. Ayrıca Sarakusta (Saragossa) bölgesinde Yemenli Araplar iskan edilmişti. Arbûne (Narbonne, Bertat) bölgesinde savaşan Araplar da bunlardı.

Asker sayısının 70.000 ile 100.000 arasında olduğu bildirilmektedir. Bazı Hıristiyan kaynaklarında İslam ordusunda 400.000 savaşçının bulunduğu ifade edilmektedir.52

Bir taraftan askerî hazırlıklarını sürdüren Abdurrahman el-Gafıki, 731yılında Osman b. Ebî Nis’a komutasındaki bir orduyu Fransa sınırlarını korumak üzere gönderdi. Osman b. Ebi Nis’a Berberi liderlerinin önde gelenlerinden birisiydi ve Abdurrahman el-Gafıkî onu kuzey bölgesine vali olarak görevlendirmişti.53

Osman b. Ebi Nis’a’nın Abdurrahman el-Gafıki’nin Endülüs valiliğine muhalif birisi olduğu ve onun idaresi altında çalışmasının nefsine ağır geldiği şeklinde özellikle batılı tarihçiler bilgi vermektedirler. Ayrıca bu kişiyi; “Za" veya “sa" olarak isimlendirmektedirler.54

Osman b. Ebi Nis’a, Akitanya dükü Eudes’in güzel kızı (Lamdezya) ile evlenmiş ve böylece Dük Eudes ile akrabalık kurmuştu. Daha sonra bağımsızlığını ilan etmiş ve Dük Eudes ile ittifak yapmıştı.55

Halbuki Abdurrahman, Dük Eudes’e karşı düzenleyeceği askerî harekâtta kendisini desteklemesini ve Eudes’ün ordularının ilerleyişine engel olmasını istemişti. Osman b. Ebi Nis’a ise ihmalkâr davranmıştı.

Bu talebine menfi cevap alan Abdurrahman, onun üzerine bir ordu gönderdi ve yapılan çarpışmada Osman b. Ebi Nis’a öldürüldü.56

Muhtemelen Osman b. Ebi Nis’a, batılı tarihçilerin Munuza adını verdikleri kişidir. Cerdagne valiliği görevini üstlenmişti. Ancak Abdurrahman el-Gafikî’nin başarılarına katlanamadı ve ona karşı Franklarla ittifak yaptı. Bu durumu öğrenen Abdurrahman isyancı Munuza üzerine yürüdü. Munuza kaçtı ve civardaki kayalıklara sığındı. Fakat takip edildiğini görünce düşmanının eline düşmek yerine uçurumdan aşağı atlayarak öldü. Dük Eudes’ün kızı olan Munuza’nın eşi, Abdurrahman el-Gafikî’nin eline geçti ve Emevî Halifesinin sarayına gönderildi.57

Çağdaş İslam tarihçilerinden bazıları, Munuza isminin Fransız kaynaklarınca verildiğini ve bunun yanlış olduğunu öne sürerler. Munuza ile Osman b. Ebi Nis’a’nın birbirine karıştırıldığı, Munuza veya Munusa’nın aslında bir yer ismi olduğunu öne sürerler.58

Hüseyn Mu’nis’e göre; Munusa ile Abdurrahman arasındaki savaş aslında Berberiler ile Araplar arasında bir harpti. Çünkü iki grup arasında birbirlerine karşı kızgınlık ve haset söz konusuydu. Fransa seferi esnasında bu iki grubun gönlü bir değildi. Munusa kuzeyde görevli iken Kurtuba’daki merkezî idareye isyan etmişti. Zaten bu sırada Araplar ile Berberiler arasında durum gergindi. Üstelik Kurtuba ile istişare etmeden Fransızlar ile ittifak kurma teşebbüsünde bulunmuştu.59

Her ne kadar Abdurrahman’ın adil ve ılımlı yaklaşımları sonucu iç problemlerde azalma görüldüyse de Berberi-Arap çekişmesi yıllar önce başlamıştı ve Abdurrahman’ın bu konuda sorumluluğu yoktu.60

Osman b. Ebi Nis’a ayaklanması bastırıldıktan sonra artık kuzeye Fransa’ya yapılacak sefer için bir engel kalmamıştı. Yemen, Şam, Mısır, Ifrikiyye, Mağrib ve Endülüs bölgelerinden toplanan kuvvetlerle Abdurrahman el-Gafıkî, Kuzey İspanya’da Navarre (Neberre) bölgesinde bulunan Pamplone (Pampelune, Benblûne) şehrine, oradan da daha önceki güzergâhtan farklı olarak Pireneler’in batısındaki Roncevaux Boğazı’ndan (Roncesvalles geçidi) geçerek İslâm kaynaklarında “el-Arzu’l-kebîre”de denen Frank toprakları Galya (Galia, Gaule) bölgesine girdi ve Berdeaux üzerine yürüdü (732). 61

Akitanya Dükü Eudes’in ordusuyla Dordogne ve Garonne nehirlerinin birleştiği bir yerde karşılaştı. Bu savaşta Eudes’in ordusu korkunç bir yenilgiye uğratıldı. Eudes’in ordusunu Bordeaux’ya kadar kovalayan Abdurrahman el-Gafıki, kısa bir kuşatmadan sonra şehri ele geçirdi. Bordeaux şehrinin ele geçirilip yağmalanmasını engelleyemeyen Dük Eudes bir miktar askeriyle birlikte kuzeye doğru kaçarak canını zor kurtardı. Fransa topraklarında harekatına devam eden İslam ordusu, önüne gelen kale, şato ve şehirleri teslim aldı, büyük bir servet ve ganimet ele geçirdi.62 Ayrıca ele geçirdikleri şehirlerdeki kilise ve manastırları tahrip ettiler.63

Bu savaşı kazanan Abdurrahman, böylece Dük Eudes’ten Toulouse (Tuluz) savaşının ve savaşta şehit düşmüş Semh.b. Malik el-Havlanî’nin intikamını almış oldu.64

Bu savaşta Hıristiyanlar çok sayıda kayıp verdiler.

Emir Şekib Arslan’ın naklettiğine göre bir tarihçi şöyle demiştir: "Ölenleri sadece Allah saymaya muktedirdir. "Yine aynı yazar, tarihçi Reinaud’un şu sözünü nakletmiştir: "Bu savaşta Arapların hamaseti, cesareti öyle bir noktaya ulaştı ki, bazı Arap tarihçileri onları önüne çıkan her şeyi yerinden koparıp atan şiddetli bir rüzgâra veya kendisine çarpan her şeyi kesen bir kılıca benzettiler". 65

Abdurrahman ve ordusu daha sonra o dönemde Aqutaine eyaletine bağlı bulunan Rhône vadisine yöneldi. Arles şehrini ele geçirdi. Daupiné bölgesi, Lyon, Mâcon, Beaune, Dijon, Bèze, Autun, Besançon, ve Paris’e 30 km mesafedeki Sens şehrini ele geçirdi. Kiliseler, manastırlar talan edildi.66 İspanyol Tarihçi Rodrigue de Tolède (ö.1247) Arles’da halâ o günden kalan Müslümanlara ait mezarların bulunduğunu bildirmektedir.67

Birkaç ay gibi kısa bir süre içinde Fransa’nın güneyini ele geçiren Abdurrahman daha sonra kuzeye doğru devam ederek Puvatya (Poitiers) şehrini ele geçirdi, burada bulunan Saint-Hilaire kilisesini ateşe verdi.68 ve Galya bölgesinin dini merkezi durumunda bulunan Tours (Tur) şehrine yöneldi.69

Théophile Lavallée, Arapların Saône ve Loire nehirlerine kadar Akitanya’yı ele geçirdiklerini, kiliseleri yaktıklarını, hatta ülke sakinlerini katlettiklerini ve kendilerine cazip gelen zenginliklerini yağmalamak üzere Tours şehrindeki Saint-Martin bazilikasına yöneldiklerini bildirir.70

Tours şehri Hıristiyanlarca kutsal kabul edilen Saint Martin katedralinin bulunması sebebiyle büyük önem arzediyordu.71 Ayrıca Franklar üzerinde oldukça etkili ve nüfuz sahibi din adamı Saint Martin’in mezarı buradaydı. Bundan dolayı burası Franklar için bir çeşit yöneldikleri dinî merkez konumundaydı.

Tarihçi Hitti’ye göre bu Hıristiyan azizinin mezarını ziyaret eden halkın getirip sunmuş bulunduğu adaklar yığını, hiç şüphesiz Müslüman Fatihleri buraya çekip getiren etmenler arasında idi.72

Müslümanların Fransa topraklarında ilerleyişi Neustrasie bölgesine hâkim olan Şarl Martel’i (Charles Martel) endişelendirmekteydi; fakat, O, beklemeyi tercih etti. Çünkü Dük Eudes, Şarl Martel’in rakibi idi ve her ikisi de ayrı eyaletlerin hükümdarıydı. Ayrıca liderlik için birbirleriyle yarış içindeydiler. Bu bakımdan Şarl Martel rakibi Eudes’ü yardımsız bırakarak onun gücünü yitirmesini bekledi. Neticede müslümanlar Eudes’in topraklarını ele geçirdiler ve böylece Şarl, Eudes’in rekabetinden kurtuldu.

Bu sırada Abdurrahman, Aqutaine ve güney Fransa’nın tamamını ele geçirmişti.

Dük Eudes, Müslüman Araplara karşı tek başına duramayacağını anlayınca eski rakibi Şarl Martel’den yardım istemek zorunda kaldı. Üstelik Şarl Martel’e kendisine yardım etmediği ve Müslümanları durdurmadığı takdirde, bütün memleketin uğrayacağı felaketi anlatmaya çalıştı.

Şarl Martel, Arapların Aqutaine'i ele geçirmeleri sonucu bu tehlikenin kendi ülkesi Neustrasie bölgesini de tehdit ettiğini anlamakta güçlük çekmedi. Bu sebeple Dük Eudes'in davetine katılmak için ordu hazırlamaya başladı.73

Daha sonra Şarl ordusuyla Orléans’da Loire nehrini geçti, Amboise’a ulaştı ve ülkesini işgale gelmiş Müslümanların önünü kesmek için Vienne ile Clain arasına karargâhını kurdu.74

Müslümanlar bu hızla ilerlemeye devam ederlerse tüm Fransa’yı fethedeceklerdi. İslam orduları durmadan ilerliyor, önlerine çıkan kale ve şehirler birer birer düşüyordu. Güneyden kuzeye doğru dağları, nehirleri geçiyorlar ve yol güzergâhındaki köprüleri ele geçiriyorlardı.75

7. Puvatya (Poitiers) - Belâtüşşühedâ (Şehitler Yolu) Savaşı (732)

Poitiers (Puvatye), Fransa’nın Loire (Luar) nehri civarında olan bu noktayı bugün bile ziyaret edenlerin kalpleri bir an için bir zamanlar Avrupa’yı tehdit eden büyük İslâm kuvvetinin düşüncesi ile titremektedir.76

Poitiers (Puvatye) İslam ile Hıristiyanlık, Doğu ile Batı arasındaki çetin karşılaşmanın mekânıdır. Müslümanlar, Hz. Peygamber’in vefatından sonra, kısa sürede Pers imparatorluğuna son vermiş, Bizans İmparatorluğunun topraklarının büyük bir kısmana hâkim olmuşlardı.77 Şam’dan Fas’a, oradan İspanya’ya geçen İslam orduları Fransa’nın kalbine ulaşmışlardı. İşte bu aşamada dünya tarihinin en önemli hadiselerinden bir olarak kabul gören büyük karşılaşma Poitiers’de gerçekleşti.

Puvatya Savaşı,78 Fransa tarihinin şüphesiz en meşhur olaylarından biri olarak kabul edilmektedir. Öyle ki, ders kitaplarında mutlaka bir bölüm ve bir tasvir (illustration) bu savaşı anlatmak için ayrılmıştır. 1837’de Fransa kralı Louis-Philippe, Versailles sarayında oluşturulacak büyük savaşları anlatan galeride yer almak üzere Poitiers Savaşını da tasvir eden bir tablonun çizilmesini Charles Steuben’e sipariş vermiştir. Günümüzde hâlâ bu savaşın anıları canlılığını korumaktadır. 2000 yılından beri savaşın meydana geldiği Vienne’de Moussais-la-Bataille kasabasında sit alanında savaşı anlatan sürekli bir sergi açılmıştır. Bu kadar meşhur olmasına rağmen savaş hakkındaki tarihi bilgilerin yeterli olduğunu söylemek güçtür. Ortaçağ tarihinde bu savaşın gerçek yeri neresidir? Zafer olarak kabul edilen bu savaş, nasıl ve niçin bu denli, Fransız milli tarihinin temel unsurlarından biri olarak kolektif hafızalarda kendini empoze ettirebilmiştir.79 Bütün bu ve benzer soruların açıkığa kavuşturulması elzemdir.

İslam tarihçilerinin üzerinde pek durmadıkları Puvatya Savaşı, Müslümanların kuzeye doğru yaptıkları seferleri yavaşlatmış ve Batı’dan İstanbul’a ulaşma idealinden vazgeçirmiştir.80

Bu savaş hakkında İbn Abdülhakem (ö. 871) Abdurrahman el-Gafikî’nin hicri 115 yılında (Şubat 734) Franklar ülkesine bir sefer düzenlediğini ve adamlarıyla birlikte bu seferde öldüğünü bildirmektedir. İbnü’l-Esîr veya İbn İzârî öncekilerin naklettiği bilgileri aktarmaktadır.

Bununla birlikte Müslüman tarihçiler için kâfirlerin ülkesinde girişilen büyük bir seferde komutanlarının ölümü bir başarısızlık değil aksine bu kişiler şehit mertebesine ulaşmışlar arasında addedilir.

Üç Endülüs valisi ya da kumandanı savaş meydanında şehid olmuştur. 721 yılında Toulouse’da Akitanya dükü Eudes karşısında Semh b.Malik el-Havlânî, 732’de Poitiers’de Abdurrahman el-Gafikî ve 737’de Sigean yakınlarında, Franklar tarafından kuşatılmış Narbonne’a yardım koşan Ukbe, her üçü de şehit olmuştur.81

732 (114) yılında Fransa’da Tours (Tur) ve Poitiers (Puvatya) şehirleri arasında Abdurrahman el-Gafıkî komutasındaki İslam ordusu ile Şarl Martel (Charles Martel) komutasındaki Frank ordusu arasında meydana gelen Puvatya savaşı, gerek İslam tarihi gerekse Avrupa tarihi açısından önemli savaşlardan biridir.82

XI. yüzyıl Endülüs tarihçileri çok sayıda Müslümanın şehit düştüğü bu yere ve bu savaşa Belâtüşşühedâ (Şehitler yolu veya düzlüğü) adını vermişlerdir. Daha sonraki İslam tarihçileri ise bu savaşı Gazvetü’l-Belât veya Vak’atü’l-Belât ismiyle anmışlardır. Philip Hitti belât (balât) kelimesinin Latince veya Grekçe bir kelime olan platea veya palatiumun Süryanice’den Arapça’ya geçmiş bir şekli olduğunu, savaşın meydana geldiği yerde Romalılar'dan kalma taştan bir yol bulunduğu için de bu savaşa Belât adının verildiğini söylemektedir. 83

Philippe Sénac ise, “balât” kelimesinin Grekçe plateaia sözünden ziyade Latince palatium sözünden gelebileceğini; çünkü bu sözün saray ya da görkemli bir yapı anlamına geldiğini; zaten zenginliğiyle bilinen Saint-Martin manastırının Tours’da bulunması ve Müslümanları oraya çekmesi bunu göstermektedir diye bildirmektedir.84

Müslümanların mağlup oldukları böylesine önemli bir savaşın oluşumunun sebepleri, savaşın şekli, tarafların yapıları, savaşın sonucu ve doğurduğu etkinin her iki taraf açısından yansımalarının titizlikle incelenip değerlendirilmesi kaçınılmazdır.

Müslüman ordusunun başkumandan Abdurrahman el-Gafıkî’nin şehit edilmesi akabinde geri çekilmesi ile sonuçlanan bu savaş hakkında ilk dönem İslam kaynaklarında detaylı bilgi bulmak oldukça zordur. Hatta mevcut bilgilerden hiç birisi, savaşın cereyanı hakkında bir fikir vermemektedir. Diğer taraftan sadece savaşın 114 veya 115 yılında olduğu ve Abdurrahman el-Gafıkî’nin bu savaşta bir kısım askeriyle birlikte şehit düştüğünden bahsedilmektedir.

Bu savaşla ilgili çok kısa ve yetersiz bilgi veren İslam kaynaklarına karşılık, VIII.ve IX.yy. batılı yazarlar tarafından çok sayıda bilgi verilmektedir. Bu bilgilerden değerli olanlar olduğu gibi bazı tarihçiler farklı ve oldukça abartılı ifadeler kullanmışlardır. Kroniklerin çoğu birbirleriyle benzer bir şekilde savaşın tarihini 732 yılı Ekim ayının bir Cumartesi olarak gösterirken, “Annales de Lorsh” bu karşılaşma için 726 tarihini vermektedir. Bazı kaynaklar Karolenjiyen hanedanının davasını haklı gösterirken, “Annales de Metz ya da Annales de Fulda” gibi bazı kaynaklar da Akitanya Dükü Eudes’ü Müslümanlardan bir grupla (Osman Ebi Nis’a ile) ittifak yaptığı için suçlamaktadır. Bununla birlikte her iki şahsiyet; Şarl Martel ve Dük Eudes, Sarrazenlere (Müslümanlara) karşı aynı kararlılıkla birlikte savaştıkları için övgüyle anılmaktadırlar.85

Bu savaşı Avrupa’nın İslam tehlikesinden kurtulduğu gün olarak nitelendirenler olduğu gibi, Doğu-Batı, başka bir ifadeyle İslamiyet ve Hıristiyanlık mücadelesi, Müslümanların kuzeye doğru yayılmalarının sonu ve bütünüyle Avrupa kıtasından çekilmelerinin başlangıcı olarak kabul edenler, hatta İslam ordusunun büyük, bir bölümünün çekildiği gerekçesiyle, bu savaşın sıradan bir savaş olduğunu, diğer savaşlardan farklı olmadığını; ancak kazanan tarafın bu defa Franklar olduğunu söyleyenler vardır. Bazı tarihçiler de, savaş sonunda Müslümanların Güney Fransa’yı terk etmek zorunda kaldıklarını belirtmektedir. Dahası Frank komutan Şarl Martel’i (Charles Martel) kahramanlaştırarak onu Avrupa’yı ya da Hıristiyanlığı İslam istilasından kurtaran kahraman olarak göstermektedirler.86



Yüklə 337,19 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə