Sayın Cumhurbaşkanım



Yüklə 36 Kb.
tarix06.09.2018
ölçüsü36 Kb.
#78459

Değerli Meslektaşlarım,

Sevgili Konuklar,

Kıymetli Basın Mensupları,

Danıştay’ın kuruluşunun 145 inci Yıldönümü ve “Danıştay ve İdari Yargı Günü” nedeniyle düzenlemiş olduğumuz bu anlamlı törene, katılımınızdan dolayı, Şahsım, Danıştay ve idari yargı mensupları adına şükranlarımı sunuyor, hoş geldiniz diyorum.

Ülkemizin gelişmiş toplumlar içinde saygın yerini alması için üstün çaba gösteren ve bu uğurda hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Cumhuriyetin kurulmasına katkısı olan arkadaşlarını saygı ile anıyorum.

Son bir yıl içinde görev sürelerini başarı ile tamamlayan değerli mensuplarımıza hizmetlerinden dolayı teşekkür ediyor, kendilerine sağlık ve mutluluklar diliyorum. Ebediyete intikal eden mensuplarımızı bir kez daha rahmetle anıyorum.


İNSAN HAKLARI ve DANIŞTAY

Bireyler, temel hak ve özgürlüklere doğuştan, vazgeçilmez ve devredilmez bir şekilde sahiptir. Birey ile hak ve özgürlükleri arasında güçlü bir bağ vardır. Bu nedenle hukuk uygulamasında insan haklarının varlığının karine olarak kabul edilmesi gerekir. Bunların varlığı ve kullanılması için ayrıca bir kanuni düzenlemeye ya da idari izne gerek yoktur.

Bireylerin temel hak ve özgürlüklerden yararlanabilmeleri için belli şartların ileri sürülmesi ya da belli koşulların oluşmasının beklenmesi kabul edilemez. Aynı biyolojik yapıya ve isteklere sahip olan bireyler, bazı devletlerde özgürlüklerden ve onların nimetlerinden serbestçe yararlanabilirken, bazılarında ise bu anlamda bir yoksunluk hali yaşanmaktadır. Söz konusu yoksunluğun bu topraklarda insanlara yaşatılmasına artık olanak verilmemelidir. Özgür ve açık toplumlarda yaşayan birey, hangi ölçüde insan haklarından yararlanabiliyorsa, bu Ülke insanının da en az bu seviyede bunlara sahip olması gerekir. Hiçbir gerekçe ve mazeret bu yoksunluk halinin devamını meşrulaştıramaz.

İnsan hakları seviyesinin yükseltilmesi için yeni binyılın başında yasama ve yürütmede büyük değişimler yaşandı. Buna karşın, bu adımların bir bütün olarak Devletin tüm organlarına yansıtılamaması nedeniyle insan haklarında arzulanan seviyeye ulaşılamadığı bir sır değildir.

İnsan haklarının bir ülkede yerleşmesi, korunması ve geliştirilmesi konusunda yargı etkin rol oynar. Yargıya düşen, kamu kudreti tarafından tesis edilen işlem ve eylemleri, bir kez de hak ve özgürlükler açısından değerlendirmektir. Bu anlamda denilebilir ki, yargı hak ve özgürlükleri hassasiyetle öncelemesi gereken bir erktir. Tüm demokratik devletlerde yargıya verilen ve ondan beklenen işlev de budur.

Ne yazık ki Ülkemizde yargı, bu temel görevini uzun zaman yerine getirmemiştir. Yargı, özgür toplumlarda yer alan örneklerinin aksine hak ve özgürlük taleplerinin bastırılmasına duyarsız kalmıştır. Bir öz eleştiri olması adına söylemek istiyorum ki yargı, meşru ve barışçıl hak ve özgürlük taleplerinin yanında yer almamıştır.

Bu yaklaşımın, yargı organlarına kısa sürede silinemeyecek bir itibar kaybı verdiği açıktır. Ancak insan haklarının bu şekilde kısıtlanmasının olumsuz sonuçları sadece hukuk alanıyla sınırlı kalmamıştır. Yargının verdiği bu kararlar nedeniyle toplumun gelişmesi yavaşlamış, demokratik değerler zayıflamış, bireylerin geleceğe yönelik beklentileri azalmış ve adeta toplum bir bütün olarak ümitsizliğe itilmiştir.

Bununla birlikte, özellikle 2010 yılında Anayasada yapılan değişikliklerle yargının bu yaklaşımı değişmiş; toplumun hak ve özgürlük arzusu yargıda da karşılık bulmuştur. Artık yargı organları özgürlüklerin korunması konusunda çok daha kararlıdır. Danıştay ve idari yargı olarak, başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi koruma sistemi olmak üzere, evrensel insan hakları hukukunun gereklerini yapmaktayız. Son zamanlarda, Danıştay’ın özgürlükler lehine verdiği kararları, bu işlevinin bir gereği olarak değerlendirmek doğru olur.



İNSAN HAKLARI ve GÜVENLİK

Devletin birincil varlık nedeni hiç kuşku yok ki, toprakları üzerinde yaşayan bireylere bir güven ortamı sunmaktır. Devletin bu görevini bir an bile olsun ihmal etmesi ve ötelemesi düşünülemez. Güvenliğin sağlanması amacıyla yürütülen faaliyetlerin, bazen bireylerin özgürlüklerinde kısıtlama sonucunu doğurması mümkündür.

Bununla birlikte, özgürlüklerin kısıtlanmasına meşru bir dayanak olan güvenliğe yönelen tehlikelerin, gerçek ve aktüel olup olmadığının iyi değerlendirilmesi gerekir. Farazi tehlikelere dayanılarak hak ve özgürlüklerin kısıtlanması yoluna gidilmemelidir. Yeterli bir analiz yapılmadan, kurgusal olarak üretilen tehlike algısı üzerinden özgürlüklerin kısıtlanmasına, Türkiye uzun yıllar tanıklık etmiştir. Tehlikelerin ölçüsüz büyütülmesinin varacağı sonuç, özgürlüklerin lüks olarak algılanmasıdır.

Uygarlık tarihi, bir toplumda özgürlüklerin kısıtlanması ile güvenliğin sağlanamayacağını bize öğretmektedir. Zira bireylerin, özgürlüklerin keyfi kısıtlanmasına uzun süre katlanmaları mümkün değildir. Böyle bir toplumda gelişme durur, yenilik üretilemez, kargaşa ve kaos baş gösterir. Özgürlükçü toplumlarda istikrarın, baskıcı toplumlarda ise şiddetin devamlılık göstermesi bunun sonucudur. Çevremizdeki ülkelere baktığımızda, bunların somut örnekleri ile karşılaşmak mümkündür.

Danıştay ve idari yargı olarak, temel hak ve özgürlükleri bir seferberlik içinde tekrar gündeme almamız, bu kapsamda pek çok projeyi hayata geçirmemiz, mensuplarımız arasında farkındalığı arttırmamız, kararlarda uluslararası standartları yakalamaya çalışmamız, özetle insan hakları konusunda evrensel bir yaklaşım ortaya koymaya çalışmamız bu nedene bağlıdır.

Aklileştirilmemiş güç, güvenlikle ilgili sorunlara tek başına çözüm sunamaz. Huzur ve güven ortamında, kalpler yumuşar, farklılıklar çatışma aracı olmaktan çıkar, sağduyu hakim olur ve milletin kaynaşması sağlanır. Bu durum, devlet otoritesine de katkı sunar. Bundan dolayı, Devletin yürüttüğü çözüm sürecinin bizlere daha fazla zenginlik, adalet ve insan hakları şeklinde olumlu yansıyacağı kanaatindeyiz.



İNSAN HAKLARI ve BİREYSEL BAŞVURU

Bilindiği üzere, 2010 yılında Anayasada yapılan değişiklik ile bireylere, temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmesine olanak sunulmuştur. Eşit düzey yüksek yargı organlarından olan Anayasa Mahkemesine idari yargı, hukuk ve ceza yargısı alanında karar verme yetkisi verilmesinin, Danıştay ve Yargıtay bakımından kabul edilemez olduğu geçmişte pek çok kez ifade edildi. Ancak, bu tartışmaların artık geride bırakılması ve Anayasa Mahkemesinin bu görevinin, insan haklarına katkısı üzerinde durulması gerekir.

Hukuk sistemimizde insan haklarının korunması yasama, yürütme ve yargı organlarına, başka bir ifadeyle bir bütün olarak Devlete verilmiş bir görevdir. İnsan hakları konusundaki iyileşme ancak tüm bu organların ortak bir iradeye sahip olmaları halinde söz konusu olabilir.

Bireysel başvuru nedeniyle Anayasa Mahkemesine, insan hakları seviyesini daha da ileri götürme konusunda ciddi bir sorumluluk düşmektedir. Mahkemenin, kendisine verilen bu sorumluluğu özgürlükçü bir şekilde yürütmesi gerekir. Mahkeme, bu yolla önüne gelen başvurular üzerine verdiği kararlar ile toplumda ve yargıda olan özgürlük anlayışının ilerisinde yer almalı, insan haklarını derinleştirmeli ve bunların kullanımı konusundaki engelleri kaldırma yönünde adım atmalıdır.

Bu noktada, Mahkemenin başarılı olması kendi tutumuna bağlıdır. Mahkemenin bu görevi etkin bir şekilde yerine getirme konusunda hiçbir endişeye kapılmamasını beklemekteyiz. Bu yolun başarılı olması halinde, başvuru sayısında olağanüstü artma olabileceği kaygısı ile hareket edilmemesi gerekir.

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ve DANIŞTAY

Anayasalar, bireylerin kendi adlarına güç kullanacak olan devleti kuran, devlete verilecek yetkiler ile devletin sınırlarını belirleyen ve devletin gücü karşısında insan haklarını koruyan temel metinlerdir. İnsanımızın daha özgürlükçü, adil ve iyi işleyen bir anayasaya sahip olmalarının zamanı geldiğini düşünüyoruz. Bunun Ülkemizin uygar dünya ile bütünleşmesi adına büyük bir adım olduğunu biliyoruz.

Anayasa koyucu olan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve milletin bizzat kendisinin, mevcut Anayasa ile bağlı olmaksızın, yeni bir anayasa yapmaya yetkili olduğu kuşkusuzdur. Devlet hizmetlerinin hangi kurumlarla etkin bir şekilde sunulacağına nihai olarak anayasa koyucu karar verir. Bu kapsamda, yargı hizmetlerinin yeniden kurulması ve teşkilat yapısının belirlenmesinde de anayasa koyucunun takdiri söz konusudur.

Yargıda reform yapılması gerektiği bir sır değildir. Bizim de bu konuda önerdiğimiz değişiklikler vardır. Artık Danıştay’ın ve Yargıtay’ın birer içtihat mahkemesi haline getirilmesi, dosya baskısından kurtarılması, yeknesak, tutarlı ve ilkesel karar vermesine olanak sağlanması gerekir. Bu yönde atılacak adımlara öncelikle Danıştay destek verecektir.

Bununla birlikte, yargının bir bütün olarak yapısal reforma tabi tutulmadan, sadece yüksek yargı organlarının birleştirilmesi, olumlu sonuç vermeyecektir. Bunun olması halinde, tek yüksek yargı organı bünyesinde farklı usul hükümleri, hukuk gelenekleri ve içtihatlar doğacaktır. Bu suretle yargının mevcut sorunları daha da derinleşecek, karmaşık ve idamesi zor hantal bir yapı ortaya çıkacaktır.

İfade etmek istiyorum ki, bir ülkede idari yargı rejiminin bulunması insan haklarının korunmasına, hukukun üstünlüğünün gelişmesine ve daha adil karar verilebilmesine katkı sunmaktadır. Danıştay, istisnalar hariç tüm medeni toplumlarda vardır ve doğru bir şekilde işlemektedir. İnsan haklarına ve hukukun üstünlüğüne önem verildiği bir devlet işleyişinde, Danıştay’ın zorunlu olduğu kanaatindeyiz. Ülkemiz bakımından sorun, Fransa ve Almanya’nın yaptığı reformların halen bizde hayata geçirilememesinden kaynaklanmaktadır.

Benzer şekilde, yeniden tartışmaya açılan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna Danıştay ve Yargıtay’dan üye gönderilmesine son verilmesi kanaatimizce doğru olmayacaktır. Yüksek yargı organlarından Kurula üye seçilmesi, her şeyden önce Kurulun bağımsızlığına, etkinliğine ve genelliğine katkı sunmaktadır. Bu uygulamaya son verilmesi halinde yüksek yargı organları ile ilk derece mahkemeleri arasındaki eşgüdüm ve ortak çalışma kültürü zayıflayacaktır.

DANIŞTAY ve İŞ YÜKÜ

Adalet hizmetinin süratle verilmesi gerekir. Danıştay olarak dosyaların süratle karara bağlanması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. Meslek mensuplarımız, savcılarımız ve tetkik hâkimlerimiz, adaletin hızlı bir şekilde sonuçlanabilmesi için büyük gayret göstermektedirler. Bu çabaların olumlu sonuçları alınmıştır. Danıştay’ın 2010 yılında karara bağladığı dosya sayısı 90 bin ve 2011 yılında 110 bin civarında iken, bu sayı 2012 yılında 140 bin olmuş ve tüm yıllar içindeki en yüksek seviyesine ulaşmıştır.

Bu sayı ile Danıştay, örneğin 2004 yılına göre karar sayısını %60 oranında arttırmıştır. Danıştay 2013 yılında gelen dosyadan daha fazla karar verir duruma gelmiştir. Bu da idari yargı alanında, bugüne kadar yapılan reformların yerinde olduğunu göstermektedir.

Yargılamanın daha da hızlanması için Danıştay’ın çabalarının yeni reformlarla desteklenmesi gerekir. Bu bağlamda, idari yargıda istinaf mahkemeleri derhal kurulmalıdır. İstinafın kurulması adli yargıya göre daha kolay olacaktır. 1982 yılında kurulan bölge idare mahkemeleri, istinaf mahkemeleri olarak yeniden yapılandırılabilir. Bunun için sayılarının azaltılması, yetkilerinin ise arttırılması gerekir.

Öte yandan, geçmişte çokça örneği görüldüğü gibi, aynı maddi ve hukuki sebepten doğan ve birbirine emsal olan çok sayıda dosya Danıştay’ın önüne gelmekte, Danıştay bu uyuşmazlıklarda aynı kararı vermekte, bu da zaman ve emek kaybına neden olmaktadır. Bu nedenle, seri dava ve filtreleme usulüne ilişkin yasal değişikliklerin bir an önce yapılması gerekir. Böylece, birbirinin emsali olan dosyaların tümünün Danıştay’a gelmesi önlenmiş olacaktır.

Bununla birlikte, Danıştay, önüne gelen dosyaların sadece hızlı bir şekilde sonuçlanmasına önem vermemektedir. Ancak hızlı yargılama yapabilmek için gerek karar verme süreçlerinde gerek ise karar yazım tarzında bir takım yeniliklere gidilmiştir. Bunların bir kısım eleştirilere neden olduğu da bilgimiz dahilindedir. Buna karşın, yapılan bu yeniliklerin ve iyileştirmelerin Danıştay’ın adil ve nitelikli karar verme ilkesinden ödün olmadığını da rahatlıkla ifade edebilirim. Zira adalet, hızlı yapılacak yargılamaya kurban edilemeyecek kadar değerlidir.



DANIŞTAY ve YÜRÜTME

İdari yargı yetkisinin bir sınırı vardır. Buna göre, yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez. Bu nedenle, Danıştay ve idari mahkemelerin, idarenin yerine geçmesi gibi bir durum söz konusu olamaz. Şayet bu yönde örnek varsa, yanlış ve istisnai uygulama olduğunun bilinmesi gerekir.

Danıştay ve idari yargı olarak bizlerin, idarenin kanunlarla verilen yetkilerine müdahale etmesi mümkün değildir. Hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye aykırı olacak böyle bir yaklaşımın içinde olunamaz. Aksine, yargılamadaki sorunları çözmeye ilişkin süreçlere, idarenin katılmasına imkan sunuyoruz. Zira idari yargıda davalı her zaman idaredir ve idarenin desteği olmaksızın sorunların bütünüyle giderilmesi zordur. Bu kapsamda, idarelerle pek çok ortak proje yürütme imkanımız oldu. Bununla kamunun yersiz yere emek, zaman ve kaynak kaybının önlenmesi amaçlanmıştır.

Ancak yargı olarak bizim de idareden beklentilerimiz bulunmaktadır. İdarenin Danıştay kararlarını takip etme ve ona göre faaliyette bulunmasını beklemekteyiz. Kuşkusuz, her hüküm ancak o somut olayda bağlayıcı olur. Bununla birlikte istikrar kazanmış kararlarımız, idarece tüm emsal olaylara uygulanmalı ve bunların tekraren davaya dönüşmesine engel olunmalıdır. İdarelerin yargı içtihatları doğrultusunda işlem ve eylemde bulunması için yöneticilere inisiyatif verecek hukuki altyapının oluşturulması yerinde olacaktır.

Danıştay Başkanlığı görevimden kısa bir süre sonra, yaş haddi nedeniyle ayrılacağım. Ayrı bir heyecan duyduğum bu son konuşmamda, Başkanlığım sırasında yapılan çalışmalarla ilgili bir kaç hususa, ayrıca değinmek istiyorum.

Başkanlığım döneminde, Danıştay yeni hizmet binasına kavuşmuştur. 2009 yılında temeli atılan hizmet binamıza taşınma işlemleri 2012 yılının başında tamamlanmış ve Nisan 2012’de binanın resmi açılışı gerçekleştirilmiştir. Bugün Danıştay mensupları daha sağlıklı ve ferah çalışma ortamına kavuşmuştur.

Danıştay’ın kullandığı cübbeler bu dönemde yeniden belirlenmiştir. Tarihten bugüne Anadolu’da kullanılan bir simge olan hayat ağacı motifinin cübbelerde kullanılması uygun bulunmuştur. Bu motif sürekli gelişimi, değişimi ve kök salmayı ifade eder ve iyilik, güzellik ve gücün sembolüdür. Bunun yanında, cübbelerde kullanılan siyah renk gücü, sarı renk nakışlar zekayı ve pratikliği, bordo renk ise canlılık ve dinamizmi ifade eder. Böylece kullanılan motif ve renklerle bir yandan Danıştay’ın köklü bir tarihe sahip olduğu ve diğer yandan ise üstlendiği görevlerin ne kadar önemli olduğu dikkatlere sunulmak istenmiştir.

Bu süreçte, bakanlıklar ve diğer kamu idareleri ile ortak çalıştay, konferans ve sempozyumlar düzenlenmiş, hukuki sorunlara birlikte çözüm bulunmaya çalışılmıştır. Böylece idare ile yargının tarafsızlığı zedelenmeden medeni bir ilişki kurulmuş ve geliştirilmiştir.

Uluslararası alanda da, Devletin yetkili kurumları ile eşgüdüm halinde, yargı diplomasisine büyük önem verilmiştir. Bunun sonucunda, Danıştay Uluslararası Yüksek İdari Yargı Mercileri Derneği Başkanlığına seçilmiştir. Geçen ay Kolombiya’nın Cartagena kentinde Derneğin Genel Kurul toplantısı gerçekleştirildi. Dünyanın dört bir yanından katılımcıların bulunduğu bu toplantıya biz de başkan adayı olarak katıldık. Uzun süre titizlikle ve özveri ile yürütülen çalışmalar sonucunda tek evrensel idari yargı örgütünün dönem başkanı olma başarısını yakaladık. Bu suretle Danıştay’ın uluslararası itibarı pekişmiştir. Bu başarıda, başta Fransız Danıştay’ı olmak üzere, diğer dost ülke danıştaylarının katkıları da büyüktür.

Başkanlığım sırasında Danıştay’da bekleyen dosyaların hızla karara bağlanması konusunda hem teknolojiden yararlanma hem de insan kaynakları alanında reform niteliğinde değişiklikler yapıldı. Bu kapsamda, Danıştay’ın Ulusal Yargı Ağı Sistemi ile entegrasyonu ve bu sistem üzerinden işlemlerin yürütülmesi sağlanmıştır. Böylece, Danıştay’ın yargılama faaliyetine ilişkin bilgilere kolay erişimi sağlanarak yargılama süresi kısaltılmıştır.

Yine bu dönemde, insan hakları, öncelikli bir konu olarak ele alınmıştır. Bu bağlamda, evrensel ölçütler esas kabul edilmiş, uygulamaya sokulmuş ve bunun olumlu sonuçları alınmıştır. Danıştay artık, temel hak ve özgürlükler konusundaki özeni ile kamuoyunun takdirini toplar hale gelmiştir.

Son olarak, modern yönetim anlayışının gerekleri Danıştay’a taşınmıştır. Danıştay meslek mensuplarından destek personeline kadar her seviyede çalışanın ihtiyacı belirlenmiş, verimliliğin ve hizmet kalitesinin arttırılması adına, yurtdışı çalışma ziyaretleri ve motivasyon etkinlikleri dahil, meslek içi eğitim programları Danıştay’da ilk kez uygulama alanı bulmuştur. Benzer bir yaklaşımla, Danıştay’ın stratejik planının oluşturulması adına tüm paydaşlarla iletişim halinde gerekli çalışmalar başlatılmıştır.



Bugün Danıştay, insan haklarının korunmasında, adaletin tesisinde ve hukukun üstünlüğünün gerçekleşmesinde daha kararlı olduğunu ifade eder, kuruluşumuzun 145 inci yıldönümü törenine katılarak bizleri onurlandırdığınız için sizlere teşekkürlerimi ve saygılarımı arz ederim.




Yüklə 36 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin