Sayın sitki severoğLU



Yüklə 326,7 Kb.
səhifə1/6
tarix30.10.2017
ölçüsü326,7 Kb.
növüYazı
  1   2   3   4   5   6






ADANA VE ÇEVRESİNDE ERMENİ VE FRANSIZ CİNAYETLERİ



Dr. Kemal ÇELİK
Bu yazıda, öncelikle, Ermeniler ve Ermenistan hakkında kısa ve tanıtıcı bilgi vereceğiz1. Bunu takiben, Ermeni Sorunu’nun nasıl ortaya çıktığı ve geliştiği üzerinde duracak, Adana ve çevresinde, Fransızlar’dan destek alan Ermeniler’in Türkler’i nasıl katlettiklerini, yok etmeye çalıştıklarını, o döneme ait kaynak bilgilerle ortaya koymaya çalışacağız. Sonuçta, Ermeni Soykırımı iddiası konusunda birkaç cümlemiz daha olacaktır.
Adana ve çevresi 1516’da Osmanlı idaresine alındığı sırada, Doğu Anadolu’da 470 yıl, Kilikya’da ise 150 yıldır hüküm süren bir Ermeni Krallığı veya prensliği bulunmuyordu. Millet olarak Ermeni Milleti’nden de söz edilmiyordu. XVI. yüzyılın ilk yarısına ait hiçbir yazılı kaynakta da bir Ermeni devleti veya milletinin adı geçmemektedir2.
Daha sonra, Osmanlı Devleti’nin Ermeniler’e tanıdığı ayrıcalıklar Batılı devletlerin dikkatini çekti. Fransa başta olmak üzere, İngiltere, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri, Osmanlı sınırları içindeki Ermeniler arasında misyonerlik faaliyetlerine giriştiler. Katolik, Ortodoks ve Protestan mezheplerini yaymaya başladılar3.
Fransa, sömürge ve çıkar elde etmek peşinde idi. Bu amacını gerçekleştirebilmek gayesiyle Ermeniler’i piyon olarak seçmişti. Ermeni toplumuna bağımsızlık vadetmiş, bu vaadiyle, onları kendi amaçları doğrultusunda kullanmak konusunda da başarılı olmuştur. Fransa, 1630’dan itibaren Ermeniler arasında Katolikliği yaymaya başladı. 1740’ta Osmanlı topraklarının tamamında Katolikleri himaye hakkını resmen kabul ettirdi. Siyasî ve ticarî amaçlarla yapılan bu propaganda, Osmanlı topraklarında yeni fesat yuvaları oluşturdu4. Daha yakın tarihlere geldiğimizde, Fransa’nın, 1915-1916 yıllarında Osmanlı topraklarını paylaşma projesi kapsamında gerçekleştirilen gizli antlaşmalara dayanarak, bu gizli antlaşmalar gereği Mondros Mütarekesi sırasında, Suriye ve kuzey dağlık kesimde (Kilikya olarak adlandırdığı sınırı belirsiz bir bölgeye dahil ederek) Adana, Antakya Gaziantep, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş taraflarını, askerî açıdan Suriye’yi savunmak için doğal bir bölge olarak gördüğü ve bu bölgeyi elinde tutmak istediği anlaşılmaktadır. Bir diğer neden de, Fransa’nın, Haçlı Seferleri döneminden beri ilgilendiği bölge üzerinde tarihî hakları olduğunu iddia etmesidir5.
Ermeni Sorunu’nu öne çıkaran devletlerin başında gelen Rusya’nın amacı, özetle, bölgedeki Hrıstiyan halkı ve Ermenileri koruyormuş gibi davranarak, doğu ve güneydoğu Anadolu’daki Osmanlı topraklarını ele geçirmek, Akdeniz’e inme plânını gerçekleştirmekti. 1774 Küçükkaynarca Antlaşması, Rusya’ya, Osmanlı Devleti’nin tebası olan Ortodoksları himaye hakkını verdi. Ermeni Sorunu’nun çıkmasında etkili olan önemli bir neden de 1815’te Viyana Konferansı’nda Rus Çarı Alexandr’ın ortaya attığı Şark Meselesi’dir. 13 Şubat 1878’de bir dilekçe ile Rus Çarı ve Başbakan Gorçakof’a başvuran İstanbul Ermeni Patriği Nerses, Eçmiyazin Katogikosu’na gönderdiği bir mektupta: “Ermeniler’in, Türkiye’nin Asya kısmına sahip olabilmesi konusunda Rusya’nın himayesine muhtaç olduklarını”, yazmıştı. Buna karşılık; Ayastefanos Antlaşması’nda kendilerine muhtariyet verilmesi konusundaki Ermeni istekleri, bu isteğin kendi sınırları içindeki Ermenilere örnek olmasından çekinen Rusya tarafından reddedilmişti6. Ama, bu başvuruyu iyi değerlendiren Rusya, Ermeniler’e bağımsızlık vadederek, Birinci Dünya Savaşı’nda, Osmanlı vatandaşı olan Ermeniler’in desteğini almayı başarmıştı.
İngiltere, 1791’denberi Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma politikasını terkeden ve Osmanlı topraklarında kendisine bağlı millî devletler kurmayı düşünmekte idi. Yine de 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’na kadar Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü korumak politikasını sürdürdü. Osmanlı Devleti bu savaşta Rusya’ya yenilince, İngiltere’de “artık bu devlet ayakta kalamaz”, düşüncesi hakim oldu. Böylece İngiltere, yeni politikasında Ermeni Sorunu’na yer vermeye başladı. Bunun başta gelen bir nedeni, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sırasında, kuzeydoğu Anadolu’da bazı Türk şehirlerini işgal eden Rusya’nın, bölgede yaşayan Ermenileri bağımsızlık vaadiyle Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtmasıdır. 13 Temmuz 1878 Berlin Kongresi’ni takiben; Rusya’nın, Akdeniz’e inmek konusundaki hedefini bilen İngiltere, uluslar arası kamuoyunun dikkatini başka bir yöne çekmek ve bölgede tehlikeli olabilecek bir Rus nüfuzu ve hakimiyetine karşı, doğuda sözde bağımsız bir Ermenistan’ı kendisi kurmayı yeğlemiş ve yine kendi amacı doğrultusunda kullanmak üzere Ermeni Sorunu’nu ön plana çıkarmıştır7.
İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri de, Osmanlı topraklarında kurdukları dini cemiyetlerle Protestanlığı yaydılar. Bu faaliyetler zamanla olumsuz sonuçlarını göstermeye başladı. XIX. yüzyıla kadar sakin bir hayat geçiren, ticaret ve sanayi ile uğraşan ve devlet hizmetlerinde kullanılan Gregorian mezhebine bağlı Osmanlı Ermenileri’nden Katolik olanlar kendilerini Fransız, Ortodokslar Rus, Protestan olanlar da İngiliz ve Amerikalı gibi görmeye başladılar. Fransız İhtilâli’nin Ermeni gençleri üzerindeki etkisiyle, 1839 Tanzimat Fermanı’nı takiben, Ermenilik ve Ermenistan’ı diriltme çalışmaları başlatıldı. Böylece Ermeniler, XIX. yüzyılın ikinci yarısında, Hrıstiyan bir topluluk olarak Avrupa gündeminde yer alma çabasına giriştiler. XIX. yüzyıl sonları ile XX. Yüzyıl başlarında bazı Avrupa merkezlerinde bağımsızlığı amaçlayan cemiyetler kurdular. Bu cemiyetler, yayınladıkları dergilerle, Avrupa ülkeleri kamuoyunda taraftar kazanmaya, bir Ermeni Problemi bulunduğu görüşünü yaymaya çalıştılar8. İngiltere’nin bu yeni politikası, Osmanlı Devleti’ni Rusya karşısında yalnız bıraktı. Osmanlı-Almanya yakınlaşmasına ve İngiltere’nin karşısındaki blokta yer alan Osmanlı Devleti’nin çökmesine yolaçtı.
Ermeni toplumu içinden özellikle din adamları, lider yöneticiler ve Ermeni komiteleri, Ermeni Problemi olduğu propagandası yaptılar. Osmanlı Devleti toprakları üzerinde bağımsızlık kazanmak umuduyla Rusya, İngiltere ve Fransa’nın yanında yer alarak Ermeni toplumunu Osmanlı Devleti yönetimine karşı yönlendirip örgütlediler.
2- II. Meşrutiyet’in İlânı ve 1909 Adana Ermeni Olayları:


  1. II. Meşrutiyet’in İlânı ve Ermeniler:

II. Meşrutiyet ilkeleri, ihtilâlci yapıda ve politik amaçlı Ermeni komitelerinin, ülkenin kalkınması, ekonomik iyileşme sağlanması yönünde çalışmalarını gerektirmekte idi. Ermeni komiteciler de başlangıçta bu düşüncede idi. II. Meşrutiyet ilân edilince, affedilen siyasî suçlu, serseri ruhlu ve kaçak Ermeniler, Türkiye’ye döndüler. Önde gelen Ermeni düşünürleri, Osmanlı Hükümeti tarafından önemli devlet görevlerine atandılar. İttihat ve Terakki Cemiyeti ileri gelenlerinden bazıları, Ermeniler’in özel gün ve törenlerine katıldılar. Meşrutiyet’in yaydığı hürriyet, adalet ve eşitlik sonucu siyasî haklarına tamamen kavuşan Ermeni siyasî komitelerinin, bundan böyle adlarındaki ihtilâlci sıfatlarını taşıma ve varlıklarını devam ettirme gereği kalmamıştı. Gerçekte de, aralarındaki birlik dağılacak hale gelmişti. Fakat, kısa süre sonra, Ermeniler arasındaki etkilerini devam ettirmek ve kesin nüfuz kurmak isteyen Ermeni Taşnaksütyun, Hınçak, Veragaz Miyal Hınçak başta olmak üzere, Sahma Natragan ve Ramgavar komiteleri, her tarafta şubeler açarak yeniden örgütlendiler. Kendi içlerinde de mücadele ederek, patrikhane ve murahhashaneleri yönetimleri altında tutmaya çalıştılar. Başarıya ulaşmak, seçimleri kazanmak için mahalleler ve okullar düzeyine kadar indiler. Ermeni Genel Millî Meclisi de siyasî entrikaların merkezi haline geldi. Rusya’dan sürülmüş olan ve bazı Avrupa devletlerinden Türkiye’ye gelen çok sayıda vatansız ve maceracı, bu mecliste önemli görevler ele geçirerek, Osmanlı Devleti Hükümeti’ni tanımadıklarını açıkladılar. Ermeni Millî Meclisi, Ermeni isteklerini Rusya’daki Ermeni Katogikosu’na sunma usulünü uygulamaya koydu. Bir taraftan da, Osmanlı toplumu ile uyumlu yaşıyormuş görünerek, millî amaçlarını ve bağımsızlık kazanma gayretlerini devam ettirdiler9.


  1. 1909 Adana Ermeni Olayları (İğtişaşı):

Osmanlı Devleti’ne karşı düzenlenen en önemli Ermeni isyanlarından biri de, 1909 Adana Ermeni Olayları’dır. Osmaniye (Cebel-i Bereket Mutasarrıflığı) ve Dörtyol Ermeni Delegesi (murahhası) Episkopos Mrg. Muşeg (Moucheg), yanına aldığı 15-20 kadar Ermeni komiteci ile Osmaniye ve Dörtyol’dan başlayıp, Adana Vilâyeti sancaklarını dolaştı. Çok sayıda Ermeni nüfusun bulunduğu, tehlikeli isyancı Ermeniler’in yaşadığı Dörtyol’da, çektiği nutuklarla, Hükümet’e bağlı Ermeniler’i de kışkırtarak isyana teşvik etti. Avrupa devletleriyle işbirliği sonucu, Dörtyol İskelesi’ne binlerce silâh ve cephane getirtti. Bu silâhları zorla sattığı Ermeniler’den ticarî kazanç sağlamayı da ihmal etmedi. Maiyyeti ile Ermenistan bayrağı taşıyarak dolaşan Muşeg, Kafkas Ermenileri gibi üç köşeli belirgin işaret taşıyan kalpaklı, ayakları dizlikli, tek tip elbise giyinmiş ‘Postallı’ adı verilen 300’den fazla askerine, Amerika ve Rusya’da eğitilen Ermeni fedâi subayları ile eğitim verdirmişti. Dörtyol’daki ‘beylik’ araziyi Ermeniler’e paylaştıran, ‘piyade istihkâmları’ kazdıran Muşeg, bazı yerlere kiliseden tünel açtırmış, Dörtyol İskelesi’ne kışlalar inşa ettirerek, çevreyi istihkâmlarla çevirtmişti10.
Adana Vilâyeti’ne bağlı bir çok yerde Ermenistan’ın bağımsızlığını temsil eden oyunlar oynatıldı. Böylece, isyan hazırlıklarını tamamlayan Muşeg, Adana’ya geçti. Ermenilerle Türkler arasında olaylar yaratacak kışkırtmalarına başladı. Fakat, Osmaniye Mutasarrıfı Mehmed Asaf Bey, Muşeg’in verdiği bilgiler sonucu İstanbul gazetelerinde yayınlanan haberlerin gerçeklere uymadığını ortaya koyunca, Muşeg Kıbrıs’a, oradan da Mısır’a kaçtı. O günlerde, bu kez Taşnak liderlerinden Gökdereliyan Karabet ile Çallıyan Karabet, Adana’nın ilçe ve köylerini dolaşarak Ermeniler’i kışkırttılar. Bu kışkırtmalara Dörtyol Papazı Dersak, Hınçak üyesi Karabet İskender ve Bedros Paşa da katıldılar. Ermeni evleri yeraltından tünellerle birbirine bağlandı. Çeşitli silâhlar yapıldı, toplar döküldü. Bu silâhlar açılan mahzen ve kuyularda gizlendi. Ermeni evleri ve kiliseler birer silâh ve cephane deposu haline getirildi11.
Adana merkezinde ve çevresinde düzenlenen Ermeni mitinglerinde, İslâm ulemasının sarıkları başlarından zorla çıkarılarak kirletildi. İskenderun’da, Ermeni bozması İngiliz Konsolosu Mösyö Katoni de, Ermenileri kışkırtmakta idi. O sıralarda, Adana’da, 2 Türk, karısını kaçırdıkları iddiası ile, bir Ermeni tarafından katledildiler. Türk halkı arasında saygınlığı olan bir hocaya işkence edilerek, tenasül uzvu kesilmiş, üzerine kendi kanıyla haç çizilip ağzına verilerek katledilmişti. Bu dehşet verici davranış beklenen olayları başlattı. Olayların başta gelen sorumlusu Gökdereliyan Karabet ve çetesi, Hükümet kuvvetlerinin elinden kaçmayı başardılar. Vilâyet tarafından gönderilen kuvvetler, Ermeni isyancıların daha önce sokaklarda kurduğu barikatlardan topluca açtıkları ateşle karşılandı. Çok sayıda Türk jandarması ve polisi öldürüldü. Bunu duyan Türkler de silâhlarını alarak bu Ermeniler’e karşı yürüdüler. Bu arada, Süleymanlı (Zeytûn) ve Saimbeyli (Haçin) ile diğer yerlerden gelen Ermeniler, Dörtyol’da toplanarak, karşılaştıkları Türkler’i katletmeye başladılar. Olaylar Bahçe, Maraş, Tarsus, Payas, Saimbeyli (Haçin), Yeşilkent (Erzin), Dörtyol ve bölgedeki yerleşim merkezlerine süratle yayıldı. 14-29 Nisan 1909 (1-13 Nisan 1325) tarihleri arasındaki olaylar, Osmanlı Devleti’nin, gemilerle Mersin ve İskenderun’a gönderdiği askerler tarafından bastırıldı. Olayların devamı süresince, İngiliz ve Amerikan zırhlıları, İskenderun ve Mersin Limanları önünde bekleyerek Ermeniler’e yardımda bulunmuşlardı12.
Olayın kışkırtıcıları Adana Ermeni kilisesi piskoposları idi. Ermeni çeteciler, Türkler’i yok edeceklerine and içmişlerdi. Saldırılar karşısında Türkler de kendilerini korumaya çalıştılar. Fakat Avrupa basını her zaman olduğu gibi, bu olayı da, “Türkler, Ermeniler’i imha ediyor”, şeklinde duyurunca, telaşa kapılan İttihatçılar tarafından, Adana Valisi olarak atanan Cemal Paşa, isyanı çıkaran Ermeni çetecilere dokunamadı. Kurduğu Divan-ı Harb’de 47 Türk ve sadece bir Ermeni idama mahkûm edildi13.
3 Nisan 1910’da, Neccarlı Köyü Ermenileri, Burnaz ve çevresindeki Türk köylerine saldırarak, 50’den fazla Türk’ü öldürmüş, bununla yetinmeyerek öldürdükleri bu kimselerin erkeklik uzuvlarını kesip ağızlarına koymuş, daha sonra Dörtyol’daki Ermeniler’e katılmışlardı14.
C- Birinci Dünya Savaşı’nda Ermeniler ve Göçettirme (Tehcir) Olayı:
1- Birinci Dünya Savaşı’nda Ermeniler:
Birinci Dünya Savaşı başlayınca, Enver Paşa, Erzurum’da Ermeni liderleriyle bir toplantı yaparak destek istedi. Enver Paşa’ya tarafsız kalacakları cevabını veren Ermeni liderler, gerçekte kendilerine Kafkasya ile Doğu Anadolu’daki Osmanlı toprakları üzerinde bağımsız bir devlet vaadeden Rusya’dan yana idiler. Nitekim, eski bir meclis üyesi ve ileri gelen bazı Ermeniler, Osmanlı askeri harekâtını başarısızlığa uğratmak gayesiyle, Kafkasya’ya kaçtılar. Çar Nikola II.’de Kafkasya’ya gelerek Ermenilerle işbirliği konusunda anlaştı. Bunu takiben, Tiflis’teki Ermeni Millî Bürosu, Türkiye’de yaşayan ve çeşitli ülkelerden bölgeye akın eden Ermeniler’in, kanlarını Rus zaferi için akıtacağını, Osmanlı yönetimi altındaki Ermeni halkın, Rus koruması altında özgürlüğe kavuşacağı inancını ifade eden bir bildiri yayınladı. 1 Kasım 1914’te sınırı geçen Rus ordusu, kendilerine katılan ve Osmanlı kuvvetlerini arkadan vuran Ermeniler rehberliğinde ilerledi. Osmanlı ordusunun ikmal kollarını basan, eşkiyalık ve çapulculuğa girişen Ermeniler, öncülük ederek Ruslar’ın Doğu Anadolu’da ilerlemesini kolaylaştırdılar15.
2- Göçettirme (Tehcir) Olayı:
Ruslar, Kafkasya’da ilerlerken, kendi sınırları içindeki 1.000.000’dan fazla Türk ve Müslümanı başka yerlere naklederek savaş bölgesinden uzaklaştırmış, Osmanlı Devleti de bu uygulamaya ses çıkaramamıştı. Enver Paşa da, cephede veya cepheye yakın yerlerde Osmanlı topraklarında zararlı faaliyetleri görülen Ermeniler’i Doğu Anadolu vilâyetleri, Süleymanlı (Zeytûn) ve yoğun yaşadıkları diğer yerlerden, savaş bölgesi dışındaki Fırat Nehri vadisi, Diyarbakır’ın güneyi, Urfa, Süleymaniye taraflarına göç (tehcir) ettirmeyi plânladı. Adana ve çevresinin kırsal kesiminde oturan Ermeniler de aynı nedenle Suriye’nin orta kesimine gönderildiler. Böylece, bu Ermeniler, Osmanlı’nın Rusya ile Mısır’daki İngilizler’e karşı harekâtını önleyemeyecek hale getirildi. Ermeniler, savaş bitince eski yerlerine döneceklerdi. Özel bir komisyon kurulmuş, göçettirilen Ermeniler’in mallarının açık arttırmayla satılması, satıştan sağlanan paranın mal sahipleri geri dönünce iadesi için özel bir yasa çıkarılmıştı. Türkler, boşaltılan Ermeni evlerine ancak kiracı olarak yerleşebilecek, kiraları kurulan özel bir fona ödeyecek ve sahipleri geldiğinde evleri boşaltacaklardı16.
D- Birinci Dünya Savaşı Sonrasında Adana Çevresinde Ermeniler:
1- Birinci Dünya Savaşı Sonrasında Adana Çevresinde Ermeniler’in Türkler’e Karşı Uygulamaları:

Bütün bu gelişmeler sonucunda; Adana çevresinde yaşayan Ermeni toplumu, Birinci Dünya Savaşı sonrasında, Ermeni komitecilerinin çağrısına uymuş; Fransa’nın kışkırtmalarına kapılmış, çıkarlarına âlet olmuş onlarla birlikte büyük zulümlere ve cinayetlere girişmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru, Ermeni komiteleri ve gönüllüleri ile bir sözleşme imzalayan Fransa, göçettirildikleri yerleri vatanları kabul etmiş görünerek, Ermeniler’e Adana yöresine giriş hakkını vermişti. Ermeniler’in, Fransa desteğinde geri dönerek yöreyi işgal edecekleri söylentileri yayılınca, daha önceki Ermeni katliâmlarının dehşetini hatırlayan ve Ermeniler döndüğünde aynı dehşeti bir kez daha yaşayacağının bilincinde olan Adana Türkleri endişeye kapıldılar. Ne yazık ki, Fransa da Ermeni zulüm ve cinayetlerine ortak olmuş ve arzu edilmeyen olaylar nedeniyle Türkler endişelerinde haklı çıkmışlardır17. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasını takiben, göçettirildikleri yerlerle Rusya, Amerika Birleşik Devletleri ve dünyanın diğer yerlerinden özellikle Fransız işgal bölgesi olan Adana ve çevresine gelen 120.000 kadar Ermeni ile bunlara katılan veya tehdit edilerek katılmak zorunda kalan yerli Ermeniler, Süryanîler ve Rumlarla, kendi içimizden bazı soysuzlar, yani bütün Türk ve Türklük karşıtları, işgalleri takiben, işgal kuvvetleri komutanına başvurarak Türkler’i yoketmek amacıyla kurulan müfreze ve karakollara gönüllü kaydolmak istemiş, çeteler oluşturmuş, ellerinde silâh, içlerinde büyük bir kin ve nefretle, baskınlar vererek silâhsız savunmasız Türk evlerini ve köylerini soymuş, yakmışlardı. Bu gözü dönmüş komiteci çeteciler; ele geçirdikleri Türkler’e, yaşlı-çocuk, kadın-kız ayırmaksızın hakaret edip, para ve değerli eşyalarını gaspetmiş, karakollarda süründürmüş, değişik işkence usülleri uygulamış, para ve hapis cezaları vermiş, daha da ileri giderek ırza tecavüze girişmiş, çok sayıda Türk’ü hunharca öldürmüşlerdi. O dönemde, genel olarak işgalci düşmana ve özellikle Ermeniler’e göre; en büyük suç Türk olmaktı. Gerek kendi aralarındaki konuşmalarda, gerekse karşılaştıkları Türkler’in yüzüne karşı, hemen her ortamda sık sık: Artık Türklük bitmiştir, Türklük ölmüştür. Artık Türklük yok olacaktır, Türklük yokedilecektir”, diyerek, hemen hemen rastladıkları her Türk’ün kanını dökmüşler, gerçekte Ermeniler, Türkler’e karşı soykırıma girişmişlerdi. Bu arada, kendileri de kayba uğramış, hayal ettikleri gibi, Adana çevresinde bir Büyük Ermenistan veya Kilikya Ermeni Cumhuriyeti devleti kurarak bağımsızlık kazanmayı ummuşlardı. Fakat, bir milletin ancak kendi gücüyle bağımsızlık kazanabileceği gerçeğini dikkate almamış ve yeterli güce sahip olmadıkları için başarılı kazanamamışlardır18.


İşgalci Fransızlar, etnik ayrımları kışkırtarak zorla veya bir takım çıkarlar sağlamak yoluyla, Ermeniler başta olmak üzere, çeşitli etnik gruplara cemiyetler kurdurtmuşlardı. Ermeniler’e Fransız askeri üniforması giydirerek Türkler’e karşı kullanmak ise, Fransız yetkililerin affedilmez bir hatası olmuştur19.
2- Paris Barış Konferansı’nda Adana ve Çevresi Konusunda Ermeni İstekleri:

Osmanlı Devleti’nin ‘Paşalık’ rütbesi vermiş olduğu Boghos Nubar’ın iddiasına göre: Fransa, Kilikya Bölgesi’ni Ermeniler’e vaadetmişti. Bu nedenle, Ermeni gönüllüleri Birinci Dünya Savaşı’nda Suriye’deki çarpışmalarda Fransız komutası altında savaşmışlardı. Ermeni delegasyonu, isteklerini bildirmek üzere, ilk kez 26 Şubat 1919’da Paris Barış Konferansı’na çağrıldı. Çeşitli vaadlere kapılıp İtilâf devletleri saflarında Osmanlı ordusuna karşı savaşarak kayıplar verdiklerini ileri süren Ermeniler, barış sonrasında bir Büyük Ermenistan kurmak düşüncesiyle Paris Barış Konferansı’na birbirinden ayrı üç propaganda heyeti gönderdiler. Bunlar: Boghos Nubar Başkanlığı’ndaki Avrupa Millî Delegasyonu, Erivan Hükûmeti Cumhurbaşkanı Aharonian Başkanlığı’ndaki heyet ve Ermeni Patriği Terzian Başkanlığı’nda din adamlarından oluşan heyetlerdi. Batı basını tarafından da desteklenen Ermeniler; gazeteler, dergiler ve broşürler yoluyla geniş bir propaganda kampanyası açarak, seslerini dünya kamuoyuna duyurdular20.


Türkiye Ermenileri’nin lideri olduğunu iddia ederek söz alan Boghos Nubar Paşa; Adana, Maraş, Osmaniye (Cebel-i Bereket), Kozan ve İskenderun Limanı’nı istedi. Aynı günlerde, Londra’da yayınlanan Asiatic Rewiev dergisine verdiği demeçte Boghos Nubar21: “Ermeni emellerinin savaştan önce nüfusun çoğunu Ermeniler’in teşkil ettiği Türk illerini Erivan Cumhuriyeti’ne ilhâk etmek (katmak) olduğunu, ...Kilikya Bölgesi’nin Türk etkisinden kurtarılarak sükûna kavuşturulduktan sonra Fransız himayesine verilmesiyle gerçekleşebileceği”, umudunu dile getirdi.
Ermeniler, Paris Barış Konferansı’nda, yukarıda adı geçen yerleri sınırları içine alan bağımsız bir Ermenistan’ın resmen tanınmasını isteyince, Başkan Wilson onları destekledi. Buna karşılık, İtilâf devletleri, Paris Barış Konferansı’nda bu heyetlerden hiçbirinin Ermeniler’i sürekli şekilde temsil etmesini kabul etmediler. Böylece bütün vaadlerinin samimiyetten yoksun olduğu anlaşıldı. Çünkü, 1916’da, İngiltere, Fransa ve Rusya, imzaladıkları gizli antlaşmalarla Türkiye’yi aralarında paylaşmış, Ermeni haklarını akıllarına bile getirmemişlerdi. Ayrıca; Fransa ve İngiltere, Ermeniler’in geleceğini hiç düşünmeden Doğu Anadolu’yu Rusya’ya bırakmışlardı. Bu gelişme bir Ermeni tarihçisi tarafından: “Müttefikler için dereler gibi kan akıtan Ermenistan’ın, konferansta sürekli temsilci bulundurması reddedilmişti”, biçiminde yorumlanmıştır. Öte yandan, Paris Barış Konferansı’nda veya konferans dışında ileri sürülen Ermeni isteklerinin aşırılığı nedeniyle, Fransız kamuoyu, bu isteklere karşı çıkmaya başladı. Bu karşı çıkışın en önemli nedeni Kilikya’yı isteyen Ermeniler’in, zamanında Fransa Hükûmeti ile Kilikya ve İskenderun’u kendilerine bırakması konusunda bir anlaşma yapmamış olmasıydı. Fransız kamuoyu, özellikle Kilikya’da Fransa’nın oynayacağı ‘tarihî bir rolü’ olduğuna inanıyor, bu bölgenin Fransa’da kalmasını arzu ediyordu. Bu isteklere karşı çıkışın ikinci nedeni Ermeni isteklerinin samimiyetten yoksun, aşırı ve hayalci olmasıydı. Üçüncü neden, Ermeniler’in Avrupa delegasyonunda, kurnaz, işbilir, sevilen bir diplomata sahip olmaması ve yürütülen propagandanın başarısız kalmasıdır. Venizelos bütün arzusuna rağmen Yunan istekleri arasına Pontus Rumları ile ilgili öneriler katmamış iken, Ermeniler Anadolu’da tarihte hiç yönetimleri altına girmeyen, tek bir Ermeni’nin yaşamadığı bazı yerlere sahip çıkmak istemişlerdi. Ermeni toprak isteklerinin nüfuslarına göre aşırı olması, bu isteğin reddedilmesinde önemli rol oynamıştır. Adana ve çevresinde, Ermeni nüfusun genel nüfusa oranı % 15-17, diğer unsurlar % 10 civarında, Türk Müslüman nüfusun oranı % 70’in üstünde idi. Kayıtlara göre; 1885’te Türk Müslüman nüfus Adana Vilâyeti’nde 341. 376, 1914’te 341.903 iken; 1885’te Ermeni sayısı 44.749, 1914’te ise 50.139 idi22.

3- Suriye İtilâfnâmesi, Fransa ve Ermeniler:

Adana ve çevresi, 30 Ekim 1918’den itibaren İngiltere’nin askerî, Fransa’nın idarî denetim ve yönetimi altına girdi. 13 Eylül 1919’da Paris’te, Clemenceau’ya, 15 Eylül 1919’da ise; Dörtler Konseyi’ne resmen sunulmuş olan memorandum üzerinde yapılan görüşmeler sonunda imzalanan, Suriye İtilâfnâmesi (15 Eylül 1919) gereğince, İngilizler, İskenderun karşılığında Musul’u alarak çekilince, 1 Kasım 1919’dan sonra yöre topraklarını ve bütün yetkileri Fransızlar’a devretmişlerdi23.


E- Adana ve Çevresinde Ermeni-Fransız Zulüm ve Cinayetleri:
1- Dörtyol’un İşgali, Ermeni-Fransız Zulüm ve Cinayetleri:
Mondros Mütarekesi’ni takiben, o zamanlar, Adana Vilâyeti sınırları içinde yer alan Dörtyol İlçesi, 11 Aralık 1918’de Fransızlar tarafından işgal edildi. Fransızlar, Dörtyol’u işgal ederken 400 Ermeni’den oluşan bir Fransız taburundan faydalandılar. Bu işgal kuvveti erleri, 12 evi basarak eşya ve paralarını gaspetmiş, bir kadını boğazından yaralamış ve Osmanlı jandarmasını kasabadan çıkarmışlardı. Fransızlar, Birinci Dünya Savaşı sırasında Suriye’ye göçettirilen Ermenileri naklederek yeniden Dörtyol’a yerleştirdiler. Kısa süre içinde Dörtyol’daki Ermeni sayısı 12.000’i geçti. Fransız İşgal Kuvvetleri içindeki Legioner Ermeniler, Dörtyol’a gelenler ve bunların kışkırtmaları ile cesaret ve destek bulan bazı yerli Ermeniler, Dörtyol çevresindeki köylere baskınlar düzenlediler24.
İşgalle birlikte, bekledikleri fırsata kavuştukları düşüncesi ve işgal güçlerinin desteği ile Türkler’e karşı zulüm, işkence, hakaret ve ırza tecavüz hareketlerine giriştiler. Savunmasız Türkler’i yaralama ve öldürme eylemlerini gün geçtikçe arttırdılar. Çok geçmeden, Özerli Köyü’ne saldıran Fransız ve Ermeniler, halka hakaret ederek, evleri yağmaladılar. Bu kötü tutum ve hakaretlere tahammül edemeyip karşı koyan Özerli Köyü İhtiyar Heyeti’nden Muhtar Şeyhmuszâde (Şeyh Musazâde) Mehmet Ağa ile üye Abdülkadir Ağazâde Yusuf Ağa, Fransız İşgal Komutanlığı’nın kapısı önünde, elleri bağlı olarak süngü ile katledildiler. Dörtyol güneyindeki Karakese Köyü’ne de saldıran Fransız ve Ermeniler, kendilerini savunan Karakese ve çevre köyler halkı tarafından açılan ateş nedeniyle, Dörtyol’daki karargâhlarına çekilmek zorunda kaldılar25.

Bu çarpışmadan sonra Dörtyol’a dönen Fransız ve Ermeni askerleri, Jandarma Bölük Komutanı Osman Ağazâde Hasan’ı ağır şekilde yaraladılar. Adana’dan Antakya’ya gitmekte olan Tüysüz Osman adındaki Türk genci öldürüldü. Daha önce Özerli Köyü olayları ve karşılıklı bir takım çatışmaları takiben, 1 Ocak 1919’da, Özerli’de baskına uğrayan Ermeni çeteleri, intikam için ele geçirdikleri Türkler’i öldürmeye başladılar. Kuzuculu’ya baskın düzenleyen Fransız ve Ermeniler, Yahşi Hüseyin, Türkmenoğlu’nun Molla Mehmet ve Kır Ali’yi katlettiler. 20 yaşlarında bir Türk kızı da bacağından yaralandı ve taşınamayarak Ermeniler’in insafına terkedildi. Dörtyol yakınındaki Çaylı Köyü’nden Osman oğlu Mustafa da, Kurtkulağı Mevkii’nde öldürüldü. Yine Kurtkulağı Mevkii’nde 3-4 Türk’ü yakalayan Ermeniler: “Siz çetesiniz”, deyip falakaya yatırdılar ve günlerce dövdüler. Daha sonra da kazdıkları kuyunun içinde ateş açıp vurarak katlettiler. Antakyalı Arap Hasan da aynı mevkide canice öldürüldü. Ocaklı Köyü Ermeniler’i: “Bize beylik, krallık verin. Biz de ayrı bir Ermeni Devleti kuralım”, diyorlardı. Ocaklı’da, ekin hasat eden 3 erkek, 1 kadın toplam 4 Türk, Ermeniler tarafından acımasızca öldürüldü. Cesetleri daha sonra bir kuyuda bulundu26.


Kaç-Kaç sırasında Çaylı’ya baskın veren Fransız ve Ermeniler, Seydi Çavuş’un 15 yaşlarındaki 2 kızkardeşi Emine ve Zeynep’i, Emmi’nin oğlu Nuri ile Abdullah Emmi’nin oğlu olan 10 yaşlarındaki 2 erkek çocuğunu ve Mahmut Kurt’un 70 yaşındaki annesini kaçırdılar. Yaşlı kadın ve 2 Türk çocuğu işkencelerle hunharca öldürüldü. Kızlardan ise haber alınamadı. Kör Ömer oğlu ve Bağluklu Ali adlarında 2 Türk, İkizler’in Çiftliği’nde Fransızlar tarafından katledildiler. Gözü dönmüş Ermeniler, bir gece Cemlihasan Çiftliği’ni basarak 35 Türk’ü hunharca öldürdüler. Yeşilkent (Erzin)’ten yolları kesilerek toplanan 14 Türk’ü Çaylı Köyü’nün bahçeleri arasında süngüleyerek katlettiler. Hacca giden 2 Halepli, 2 Yeşilkentli 4 Türk, Dörtyol’dan İskenderun’a giderken Ermeniler tarafından katledildiler, su kuyusuna atılan cesetleri daha sonra bulunup defnedilmiştir. Yine Yeşilkent’te, Çaparoğlu Ahmet ve Emiroğlu Mustafa adlarındaki 2 Türk, Çaylı Köyü’nde portakal ağaçlarına asılarak işkenceyle öldürüldü. Cemile Hanım (Cerrahoğlu) Çiftliği’ni basan Ermeni süvarileri, Hacı İzzet, eşi ve çocukları ile 31 Türk’ü daha deniz kıyısına götürüp, üzerlerine bomba atarak acımasızca öldürdüler. Öldürülmeyen 2 güzel Türk kızı, Ermenilerle evlendirilerek Halep’e götürüldü. Kuzuculu’dan Molla Mustafa’nın 17 yaşlarındaki oğlu, Ermenilerle yapılan bir çatışmada öldürüldü. Çeltikarlı’da, yol kesen Ermeniler, 2 Türk’ü katledip, 1 Türk’ü yaraladılar. Lülük’e baskın yapan Fransızlar, Türk nöbetçiyi öldürüp, köylülerden bazılarını esir alarak hapsettiler. Bunlardan Molla Ali oğlu Musa esir olarak Paris’e götürülmüş, daha sonra serbest bırakılmıştır27.
Dörtyol’da da, katledilen Türkler’in tam sayısı kaydedilebilmiş değildir. Ancak, kayda giren bazılarının sayısı köylere göre şöyledir:

Ocaklı Köyü’nden : 14

Çağlalık " : 10



Yüklə 326,7 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə