Seminer Sezon-mi̇krotonali̇te : ara sesleri̇n esteti̇Ğİ Tolga Yayalar



Yüklə 192,52 Kb.
tarix26.07.2018
ölçüsü192,52 Kb.

Seminer 2. Sezon-MİKROTONALİTE : ARA SESLERİN ESTETİĞİ

Tolga Yayalar
*Aaıdaki metin Tolga Yayalar’ın 28.4.2006 tarihinde Yeni Müzik Konser Serisinin kinci Sezonu çerçevesinde gerçekletirilen; “Mikrotonalite: Ara Seslerin Estetii” balıklı seminerin deifresidir. MİKROTONALİTE : ARA SESLERİN ESTETİĞİ

Tolga Yayalar

Öncelikle ho geldiniz. stanbul Bilgi Üniversitesi ve Fransız Kültür Merkezi’ne teekkür ederim. Bir de tabii Selen Gülün'ü unutmamak lazım. Selen bana ilk telefon ettiinde bir konu seçmem gerektiini söyledi. Ben aslında hiç düünmedim. Hatta telefonda hemen mikrotonalite ile ilgili bir konuma yapmak istiyorum dedim. Çünkü bu konu benim kiisel ilgi alanlarımın en tepelerinde yer alıyor. Aynı zamanda zannedersem Türk müzik literatüründe de bu konu ile ilgili fazla da çalıma yok. Aslında batıda da mikrotonalite ile ilgili çalımalar ya bazı belirli akort sistemlerini inceliyor veya belli tarz okullara aırlık veriyor. Genel olarak tarihsel bir tetkik çok zor bulunuyor. Bu çok aırtıcı bir ey aslında; bu konuda bayaı zorlandım. Ben de bugün bu tarzda bir ey yapıp, kısa ve öz olarak tarihte mikrotonalitenin - özellikle yirminci yüzyılda - nasıl gelitii, nasıl bir süreç izledii ile ilgili konumak istiyorum. Fakat bunu yapmadan



önce cevaplamamız gereken iki tane önemli soru var: birincisi mikrotonalite nedir? Basitçe tanımlamak gerekiyor. kincisi de neden bunu tartııyoruz; mikrotonalite neden bir mesele? Tanım aslında balı baına büyük bir sorun kaynaı. Sözlük anlamıyla belki batı müziinde alıılagelmi yarım seslerden daha ufak sesleri kullanan müziklere mikrotonal diyebiliriz. Örnek olarak: (1 ve 2 parçalar)



ki örnekte de ilk çalınan ses aynı. lkinde ikinci ses tam yarım ses uzaklıkta. kincisinde ise ilk sesten sonra gelen iki ses, ilk örnekte duyduumuz iki sesin tam arasında yer alan sesler, yani mikrotonal aralıklar. Fakat bu tanım bile aslında baya sorunlu. Çünkü bazı mikrotonal diye tanımladıımız müzikler bu küçük aralıkları hiç kullanmıyor bile olabilir. Bu durumda bu tanımı biraz da geniletmek gerekiyor. Belki öyle diyebiliriz: “mikrotonalite batı’da kullanılan 12 eit aralıklı sistemin dıında kalan sesleri kullanan müziklere denir.” - ki bence bu da bayaı sorunlu bir tanım çünkü bu sefer ciddi bir ekilde batı endeksli bir görü belirtmi oluyoruz. Bu noktadan hareketle örnein Türk müzii de mikrotonal müzik oluyor; çok absürt bir durum olsa da böyle düünen batı yaklaımlı bir sürü insan var elbette. Hatta daha da komii batı müziindeki tarihsel tamparemanlar da mikrotonal çerçeve içinde girmi oluyor. Aslında ben bu noktada biraz daha farklı bir tanım önermek istiyorum. Bence mikrotonal müzik, kendi bulunduu sistemin içindeki hakim sisteme karı bir anlayı gelitirir ve bunu tabi bilinçli ve maksatlı olarak yapar. Bence mikrotonalite tamamen bulunduu zaman içerisinde anlam kazanan bir kavram. O dönemin hakim stili ile olan ilikisi üzerinden tanımlamak gerekiyor. Bu durumda mesela bildiimiz 12 tonluk tampare sistem de mikrotonalitenin içine girmi oluyor. Mesela saba makamlı bir Türk müzii eserini piyano da çalarsak bence bu mikrotonal bir performans olur. Böylece mikrotonal müzik o eserin içinde bulunduu stilin hakim akort anlayıına kout öngören bir müzik olarak tanımlanır. kinci soruya gelirsek, “neden mikrotonalite ve bunu neden tartııyoruz daha dorusu bu mesele nedir?” Herhangi bir batı ülkesinde yaayan iyi bir müzik dinleyicisi, hayatı boyunca

böyle bir soru ile karılamayabilir çünkü tampare sistem batıda üretilen müziin yaklaık herhalde %99.99’dan fazlasını kapsıyordur. Tabii Türkiye’de durum biraz daha farklı. Türkiye’de yaayan birisi için bu soru çok da yabancı deil. Çünkü Türk müzii ve Batı müzii arasındaki uyumsuzluk her iyi dinleyici tarafından fark edilebilir. Bu iki müzik deiik ses sistemleri kullanıyor. Örneklere geçmeden bu ne demek biraz bunu açıklamak istiyorum. Neden deiik ses sistemleri mevcut sorusunu açıklamak için aslında iin teorisine de getirmek gerekiyor. Batı müziinin u anki akortlama normu 12 eit aralıklı sistemdir. Bu yaklaık

250 senedir böyle ve çok belli aamalar sonucu alınmı bir nokta. Fakat batı müzii öyle bir durumda ki, u an sanki akortlama konusunda zamanın sonuna gelmi gibiyiz. Peki öyleyse neden hala mikrotonaliteden bahsediyoruz? Neden bir sürü besteci alternatif tuning sistemleri peinde? Aslında bunun cevabı gayet basit: 12 eit aralık, yani tampare sistem aslında bozuk ve doal seriden bir sürü ödün verilerek ulaılmı bir sistem. Mesela örneklerimizi dinleyelim (3 ve 4. Parçalar). Bu ikisi doal 7’li. Bir sonraki örnekteki ses de bildiimiz tampare 7’li. imdi ikisini birlikte dinleyelim. Bu iki ses arasında çok ciddi fark var. Biz batı müziinde bir çok aralıı olduu gibi özellikle 7’li aralıı tampareye yapıyoruz yani doal haliyle kullanmıyoruz. Örneklere geçmeden önce bunun nedenini birazcık

anlatmak gerekiyor.

Bir ses kesintisiz ve süreklidir. Akort sistemi de müzikleri devamlılık içine hangi sesleri koyacaımızı belirler ve buna göre de bir ses dizisi oluturur. Mesela bir insanın algılayabilecei ses frekansı 20 Hz ile 20 kHz arasındadır ve kesintisizdir. Dünyada hemen hemen bütün kültürlerde bu diziler oktavla sınırlıdır. Akort sistemi aslında bir oktavı böler. Böyle gösterirsek oktav, akort da

bir oktavın içindeki bölünmeler oluyor. Böylece bir sesi devam eden ekilde deil belli adımlar olarak bölüp kullanıyoruz.

Aslında oktav enteresan bir konu. Çünkü kültürler arasında ki belki de tek özellik udur, eer doal aralıkları birer kesir veya frekanslar arasındaki oran olarak düünürsek oktavın bize bir aralık veren en basit kesrin mesafesine verilen ad olduu görülür. 1/1 bir aralık vermiyor çünkü aynı ses. 2/1 ondan sonraki en basit aralık, o da oktav. Burada doal aralıkları kesirler halinde

görebilirsiniz. Böylece batı müziindeki aralıklar böyle gösterilebilir fakat burada dikkat ederseniz bunlar seçilmi aralıklar ve burada bütün kesirler 2, 3, 5 asal sayılarını veya bunun katlarını kullanıyorlar. Mesela 7, 9, 11, 13 gibi asal sayılar ve katları burada yok. Bu demek oluyor ki asıl batı müzii doal sayıların çok kısıtlı bir bölümünü kullanıyor.

Aslında bu çok önemli bir problem olmayabilir, sonuçta sadece bir kısıtlama ama asıl sorun bu basit kesirlerle ifade edilen bu doal aralıkların yani tampare sistemin aralıklarının bir çou 12 eit aralıklı sistemde bayaı bozulmu bir ekilde

karımıza çıkıyor. Bu noktada da herkes neden doal seri deil de tuhaf aralıklı seri kullanılıyor diye sorabilir. Bunu aslında bir özetle açıklayabilirim. Diyelim ki batı müziinin doal halleriyle bir seri oluturuldu ve bu seride de 12 tane perdemiz var ama eit deil. Bu sistemde bir müzik parçası yazıyoruz ve parça seri oluturduumuz kök sesinde çok güzel tınlıyor. Fakat baka bir tona geçtiimizde modülasyon yaptıımızda yeni kök sesle öteki sesler arasındaki ilikiler tamamen bozulmu oluyor çünkü aralıklar eit deil. Kısacası doal seri ile yapılan müziklerde hemen hemen bir ton müzik yapabiliyoruz. Mesela eer tulu bir çalgıyı do’ya akortlarsak do dıında bir ton kullanmak mümkün olmuyor. Böylece 12 eit perdeli sistem doal aralıklardan ödün vererek sadece bir sesin kök olarak kullanılmasına imkan veriyor. Doal dizide bir ton tamamen konsonant yani ahenkliyken dier tonlar disonant yani ahenksiz oluyor. 12 eit aralıklı sistemde ise her 12 ses kök olarak kullanılabiliyor çünkü dier sistemle ilikisi aynı. Ama dediim gibi aralıklardan ciddi ödünler veriliyor. Teorinin çok fazla detayına girmiyorum çünkü balı baına ayrı bir konu ama zannedersem bu kadarı dinleyeceimiz örnekler için yeterli olabilir.

imdi mikrotonaliteyle ilgili kronolojik olarak inceleme yapmaktansa belli balı tarzlara ayırmak bence daha mantıklı. Çünkü gerçekten çok farklı okullar var ve belli bir sayıya inmek de gayet zor. Elimden geleni yaptım ve bu 4 kaba temelde karar kıldım. Kendi

içinde bir mantıı var ve okullar arasında çok ciddi etkileimler olduunu da unutmamak gerekiyor. lk olarak “Ultra- Kromatik Müzik” diye adlandırdıım kategori var, aslında Rus besteci Vyshnegradsky’ den alınmı bir terim. O biraz farklı kullanıyor ben kendi yorumumu yaptım. Bu ilk kategori aslında geniletilmi eit aralıklı serileri kaplıyor, yani yarım seslerden oluan 12 eit aralık sistem bizim normumuzsa 12 eit aralıklı tamparemanın geniletilmi hali olarak da 24 eit aralıklı sistemi örnek verebiliriz. Burada 12 tonun içerdii aralıklar da mevcut, aralarda baka notalar da var. Mesela do, do diyez arasında bir nota daha var. Aynı ekilde mesela 36, 48 gibi 12’nin katları olarak da bölünmeler mümkün. Bu sayede 12 notalık sistemdeki sesler de korunmu oluyor. Tabi bu benim ultra kromatik dememin sebebi daha çok

müziin dili. Her ne kadar aslında çada müzikle mikrotonalite bir 20. yy fenomeniyse de ilk örneklerini 19. yy’ın sonlarında görmeye balıyoruz. Zannedersem özellikle Meksikalı besteci Juliàn Carillo eit aralıklı çeyrek seslerle daha 1890’larda müzik yapmaya balamıtı. Çeyrek seslerde çalıan dier önemli besteciler arasında Charles Ives; 1918’de çeyrek seslerle yaptıı müzikler bulunan ünlü Amerikalı besteci, 1920’lerden itibaren Rus

besteci Ivan Vyshnegradsky ve çek besteci Alois Hàba’yı görüyoruz. Çeyrek ses sistem aslında demin bahsettiim gibi doal aralıklı sistemin teorik tartımalarının sonucunda varılmı bir sistem deil. Tümüyle bildiimiz 12 tonu geniletmek amacıyla kullanılıyor. Burada 24 tonlaması derken belki hemen bir örnek çalabiliriz. 10 numaralı örnek Vyshnegradsky’ nin 4. Prelüdünden. Burada birincisi normal akortlanmı, ikincisi eit 24 sesli sistem ile çeyrek ses farklı akortlanmı iki piyano var. Ondan sonra belki aynı mantıkla yapılmı Hàba’nın operasının uvertürünü dinleyebiliriz. Gördüünüz gibi Hàba ve

Vyshnegradsky enteresan piyanolarla çalııyorlar. O dönemlerde bu 24 sesli piyanolar epey mehurdu, zaten baka türlü nasıl beste yapılabilirdi ki? Bence mikrotonalitenin gelimesi biraz da bunların gelimesi ile alakalı. Bundan sonra tabii Carillo, Hàba ve Vyshnegradsky aynı zamanda bu eit sistemi, bu mantıı daha da ileri götürüp araya daha fazla sesler ekleyerek 12 tonu iyice geniletmiler. Mesela Çek besteci Hàba, 1/5, 1/6 seslerle örnein do ile re’sin arasına 1 yerine 5 veya 6 tane ses koyuyor. Keza Vyshnegradsky ve Carillo buna 1/8 ve 1/12 sesleri de eklemi. Bunların içinde en önemlisi 72 tonluk, yani bir tam sesin arasına 11 tane ses ekleyerek bir oktavı 72 eit parçaya bölen sistem. 72 tonlu dizi 1960’lı yıllardan sonra özellikle ABD’de çok taraftar bulmutur. Bunların arasında en ünlüleri Ezra Sims ve Joseph Maneriyi sayabiliriz. Buradan bir örnek çalalım, Ezra Sims’in eseri; 2. Yaylı Kuartet’i. Fakat parça yaylı kuartet için yazılmamı; küçük bir aka herhalde. Burada dediim gibi 72’ye bölüyor ve en küçük aralık türk müziindeki komadan da küçük hatta ayırt edilebilirliin limitinde neredeyse. Bütün bu bestecilerin aslında ortak bir özellii de var bence. Sadece eit aralık kullanıyor olmaları deil, kullandıkları müzikal dil de birbirlerine çok benziyor. Daha kromatik ve bayaı yatay, lineer olan bir dil. Aslında bu besteciler o dönem var olan Scriabin-Schoenberg çizgisinin devamı niteliinde algılanabilir. Fakat var olan bu müzikal dili geniletilmi eit aralıklı sistemlere uyguluyorlar. Bir çok açıdan Schoenberg’in yarı sesli kromatizmini bunlar mikrotonal kromatizm olarak uyarlıyor.

Bir sonraki kategori bundan oldukça farklı. Akustik etkiyi on plana alan müzikler olarak adlandırılıyor. Aslında adlandırılması da zor bayaı ama detaya inince daha iyi açık olacak. Burada önemli olan fark, bu tip müzikler mikrotonaliteyi yapısal bir biçimde, fonksiyonel bir biçimde deil; aslında her sesin bu büyük ses sürekliliinin parçası olduu anlayıını merkeze yerletirir. Xenakis, Ligeti, Scelsi, Alvin Lucier gibi bestecileri sayabiliriz. Buradaki bestecileri ilk kategoridekilere göre çok daha özgün bir müzikal dil gelitirmilerdir. Aslında kiisel dilleri onları mikrotonal sesleri kullanmaya itmilerdir diyebiliriz. Öteki anlayıın bir anlamda tam

tersi. Ve söylediim gibi bazı kompozisyon tekniklerine sıkça rastlanıyor. Ses kümeleri ve kütleleri, uzun glissandolar –özellikle Xenakis’ten hatırlayalım-, beating -birbirine çok yakın frekansların yarattıı düük frekanslı titreimler-, müzii mikrotonal sesler yardımı ile bulanıklatırma... Bu kategoride mikrotonalite bence amaç deil; daha çok araç haline geliyor. Gelitirilen bu özgün dil mikrotonaliteyi adeta mümkün kılıyor. Bahsettiim ilk kategoride ise amaç mikrotonalite ve zaten var olan müzikal dil dediim gibi buna uyarlanıyor. Tabii önemli bir nokta da bu kategorideki besteciler üzerinde elektronik müziin ne kadar büyük etkisi olduu; bunu da eklememiz gerekiyor. 1950’lerde elektronik müziin gelimesi ile birlikte besteciler bir anda 12 notaya sınırlı olmadıklarını fark ettiler, hatta bu ses sürekliliinin tamamına ulaabiliyorlardı. Xenakis ve Ligeti’nin zaten elektronik müzik çalımaları ünlü. Gerçi Ligeti’nin elektronik müzik çalımaları kariyerinin çok balarında ve çok kısa fakat daha sonra gelitirdii müzikal anlayı bu elektronik müzik deneyimlerinin ne kadar önemli olduunu gösteriyor. Hatta yaptıı bir sürü enstrümantal parça neredeyse elektronik olarak düünülmü gibi. Aslında güzel bir örnek çalabiliriz hemen, Ligeti'in “Ramifications” isimli parçası. Bu da Vyshnegradsky’nin örnei gibi neredeyse, iki grup yaylı çalgı var; birincisi normal akortlanmı, ikincisi ise çeyrek ses farkla akortlanmı, fakat müzikal dil tamamen farklı. Aynı anlayıta yazılmı baka bir eser de Cerha’nın 6 numaralı Spiegel’i Bu örneklerde çok bariz bir ekilde görüyoruz ki elektronik müzik olmasaydı bu tarz müzikler olmazdı. Nerdeyse bu parça önce elektronik olarak yapılmı daha sonra da orkestra için transkripsiyonu yapılmı gibi.

Bu kategoriye dahil ettiim talyan besteci Giacinto Scelsi için belki burada bir parantez açmak gerekiyor. Burada bahsettiim dier bestecilerden farklı olarak Scelsi’nin müziinin odaında tını yer alıyor. Bu öyle bir anlayı ki batı müziinde gerçekten bir devrim niteliinde sayılabilir. Scelsi’nin en önemli eserleri genelde tek bir nota üzerinde kurulu ve scelsi’nin müziindeki doku bu tek notanın çeitli yollardan bükülmesiyle elde edilen gölgelemelerden ve tınının geçirdii transformasyonlardan ibaret. Bu gölgeleme için mesela demin bahsettiim beating çok önemli bir yer tutar. Scelsi’den de bir örnek çalalım: Keman konçertosu.

Bir sonraki kategorimiz doal armonikler üzerine kurulmu müzikler. Aslında ingilizcesi ile “just intonation”. Bu belki de en çok karılaılan, en popüler mikrotonal akım. Google'da mikrotonalite yazarsanız eer %75 ansla just intonation ile ilgili sayfalar gelir. Aslında dier bütün mikrotonal akımlar ister istemez bir ekilde just intonation’dan etkilenmi diyebiliriz.

Aslında bunun sebebi de basit çünkü just intonation bu meselenin özüne inip bir teori gelitiren bir akım. Just intonation motivasyonu, güdüsü, öteki kategorilerden biraz daha farklı. Onlarda hep var olan seslere yenisini ekleyerek mikrotonalite gelimiti; oysa ki bu sistemde var olan sistem tamamen ortadan kalkıyor, yerine yeni bir sistem oluuyor. Gelitirdii teori de tamamen doal seslerin kullanılması üstüne. Demin de teorik olarak arka planı anlatmaya çalıtım zaten. Just intonation’ın gelimesinde az çok 4 ayrı sistemden bahsedebiliriz. lk olarak 16. Yy’da Nicola Vicentino’nun, daha sonra 17. Yy’da da Christian Huygens’in (Hollanda) tasarladıı 31 notalı sistem. Bu aynı 12 eit aralık sistem gibi 31’e

bölüyor fakat 12’nin katı olmadıı için farklı sesler geliyor tabii ki. Daha sonra Mercator ve Holder’in Türk müziine de çok yakın olan 53 notalık sistemi var. Ve besteci Costeley ve daha sonra da teorisyen Salinas’ın gelitirdii 19 notalık dizi. Bu sistemlerde dikkatinizi çekmitir; hiçbiri 12’nin katı deil. O yüzden bambaka aralıklar karımıza çıkıyor. Burada fikir sahibi olmanız için ufak bir örnek çalmak istiyorum. Zannedersem 20. Yy’ın balarında 31 perdelik org yapılıyor. Vyshnegradsky’in bu org için yazdıı kısa bir parça, 40 saniye kadar. Tabii bu üç sistemden bahsettik fakat 4.sü de önemli. O da modern müzikte just intonation’un babası sayılan Harry Partch’ın sistemi. Eit olmayan 43 aralıklı sistem. Partch bu konuda aslında biraz bahsetmeye deer bir ahsiyet. Batı müziinin felsefi temelleri üzerine ciddi eletiriler getirmi ve 12 eit aralık tamperemanın toptan üretildii kendi gelitirdii sistem için enstrümanlar tasarlamıtır ve bu enstrümanlar için müzikler yazmıtır. Ürettii düüncelerin çou da “Genesis Of A Music” adlı kitapta bulunabilir... Dediim gibi gelitirdii sistem oktavı 43 aralıa; fakat eit olmayan 43 aralıa bölen bir sistem. Nasıl batı müziinde aralıkları hesaplarken 5 sayısının limit olduundan bahsetmitim burada da asal sayı limiti 11. Onun için çok zengin aralıklar mümkün. Daha

sonra Partch’ın 43 ton serisi deil de görüleri çok taraftar buluyor. Bunların arasında özellikle Lou Harrison, Ben Johnston, James Tenney, La Monte Young, Wendy Carlos – elektronik müzik yapan bir besteci- gibi isimleri sayabiliriz. Burada hemen yine bir örnek çalabiliriz. Dinleyeceimiz parça Ben Johnston’un 2. yaylı kuarteti, 53 perdeli bir parça. Aslında bu parça enteresan çünkü 12 ton dizisi kullanıyor fakat transpozisyonları bu 53 ton sisteme göre uyarlanmı. Onun için dili biraz eski. Bir sonraki parça; James Tenney’in parçası, çok farklı. Bu parça orkestra için. Fakat ortada bir sorun var: çalgıcılar bu aralıklara pek alıık deiller. Dolayısıyla duymaları zor oluyor çünkü bütün eitimlerini normal tampare sisteme göre alıyorlar. Tenney’in bulduu çözüm aslında çok enteresan. Yaylı çalgıları doal aralıklara göre, deiik akortluyor ve böylece doal armonikleri çaldıklarında bir entonasyon sorunu yaanmıyor. Üflemeliler de deitirilmi oturma planı sayesinde yanlarında oturdukları yaylı çalgıcının tonunu tekrarlıyorlar ve zaten plan gerei her yaylı çalgıcısının yanında bir tane üflemeli çalgıcı oturuyor. Sonra yaylı çalgıcı baka bir tona geçiyor ve orada kalıyor; deiik bir parça.

Just Intonation tamamen bir Amerikan okulu fakat Avrupa'da da baya bir etkisi oluyor. Özellikle en son dinlediimiz besteci James Tenney, Romen besteci Radulescu ve Avusturyalı besteci Haas’ı ciddi ekilde etkilemitir. imdi Haas’dan bir parça çalmak istiyorum. Aslında Haas’ın müzii Tanney’e oldukça yakın olsa

da burada çalacaım örnek o kadar bariz olmayacak. Haas’dan biraz bahsedeceim ileride fakat imdi parçayı dinleyelim. Bu son iki parçada herhangi bir sistem mevcut deil. Yani oktavı herhangi bir sayıya bölmek gibi dertleri yok. Tanney örneinde bildiim kadarıyla sadece bir kök ve onun armonikleri var Haas’da da devamlı deiiyor kök ses ve üstündeki armoniler ona göre uyarlanıyor. Son kategorimiz de aslında biraz sorunlu. Armonik olmayan ses ve müziin odaına yerleen, Inharmonic Spectrum kuran müzikler. Bu aslında Varèse’le balayan bir anlayı Varèse’in aslında gürültü merkezli perküsyonları isin

içine katması belki bir anlamda müziin sadece armonik seslerle yapılan bir sanat olmadıını gösteriyor. O anlayıa karı çıkan, deitiren bir yaklaım. Tabii ki bu balamda John Cage’in de örneini vurgulamak gerekir. Her ne kadar John Cage mikrotonal müzik yapmı bir besteci olsa da besteciyi sistematik mikrotonal evrenin içine yerletirmek biraz zor. Bence burada daha çok onların bıraktıı miras önemli; bir çok

deiik besteciye esin kaynaı oluyorlar. Ben burada ikiye ayırmak istiyorum: felsefede birbirine yakın ama pratikte birbirine bir o kadar uzak iki grup gördüünüz gibi ilkinde talyan besteci Salvatore Sciarrino ve Alman besteci Lachanmann var. Burada ses müziin odaında ama sesin tam da kendisi: çeitli perküsyon aletleri veya çalgıların alternatif çalı teknikleri, üflemelilerde mutlifonikler, çeitli gürültüler. Gürültü aslında hep müziin ayrılmaz bir parçası durumunda, bahsetmi olduum gibi armonik olmayan spektrumlar multifonik örneinde veya spektrumlarda olduu gibi. Mikrotonalite de bu anlayıla zaman zaman armonik olmayan seslerin üst sesleri olarak karımıza çıkıyor veya Ligeti’de olduu gibi ses continium'unun herhangi bir parçası olarak karımıza çıkıyor veya imdi dinleyeceim örnekteki gibi irrasyonel bir ekilde çok yüksek harmoniklerde bir dil gelitiriyor. Ve ne oldukları da önemli deil, sadece onun etkisi önemli belki de. imdi Sciarrino 'un yaylı kuartetini dinleyelim.

kinci gruba ise 60’larda Fransa’da boy gösteren Spektral Müzik akımını koyabiliriz. Buradaki fark ise ses yine müziin odaında fakat bir ide olarak; sesin kendisinden çok onun temsil ettikleri müzii oluturuyor. Ses bir model olarak alınıyor ve aynı elektronik müzikte olduu gibi enstrümanlar aracılııyla tekrar yaratılıyor; yani analiz edilip, daha sonra da sentezleniyor. Bu anlayıtaki besteciler arasında kurucusu olan Gerard Grisey ile Tristan murrail, daha sonra Kanadalı Claude Vivier ngiliz Jonathan Harvey ve Finlandiyalı Kaija Saariaho sayılabilir. Buradan iki örnek çalmak istiyorum. Birincisi Murail’in parçası. Burada bir çan sesi model olarak alınıyor, inceleniyor ve ondan sonra onun elementleri orkestrada birletiriliyor, böylece çan sesi orkestrada sentezlenmi oluyor. Arkasından hemen Vivier’nin Lonely Child’ını da çalabiliriz. Vivier çok genç yata ölmü bir besteci. Kendisinin çok kısıtlı sayıda eseri var ama spektral okula gerçekten hepsi çok deiik bir anlayı getiriyor. Bu parça biraz daha lirik, soprano ve orkestra için.

Burada her ne kadar 4 ana hatta yer vererek incelemi olsam da aslında mikrotonalite bu kadar homojen bir yapı içermiyor zira besteciler bir çok kaynaktan etkilenmi olabilirler. Ben ise genel olarak bir bestecinin hangi ana kategoriye düüne önem vermeye çalıtım.

Burada örnek olarak demin bahsettiim Georg Friedrich Haas’ı ele alırsak ne kadar Just Intonation kavramı ile ilikilendirdiysem de kendisi bir o kadar Vyshnegradsky ve Scelsi’den etkilenmitir. Ama ana hatlarıyla armonik sesleri kullanması dolayısıyla Just Intonation’a daha yakın duruyor. Aynı ekilde Ezra Sims, 72 ton dizi kullanır fakat Just Intonation’dan da etkilendii çok açıktır. Onun için bu slide'da biraz bu ilikileri görebilirsiniz. Solda daha yapısal anlayı sada daha ses bazlı anlayılar var.

Son olarak izninizle kendi bestemden ufak bir alıntı çalmak istiyorum. Bu parçanın deiimli olarak Just Intonation bazı akorlar ve 68 tonlu Bizans sistemi kullandım. Aynı zamanda Scelsi’nin de kullandıı bir tonun bulanıklatırılması tekniine de yer verdim. Yani söylemek istediim artık bunların fazlasıyla içice girdii. imdi eer soru varsa kısa olarak onları cevaplayalım. Onur Türkmen: Ben senin parçanla ilgili bir ey sormak istiyorum. 68 notalı sistem derken limit sistemden deil de oktavın bölünmesinden mi bahsediyorsun? Tolga Yayalar: Evet, oktavın dorudan 68’e bölünmesi. Yeni parçalarımda da limit sistemlerde çalımıyorum. Onur Türkmen: Peki o balamda hazır konu estetikle ilgili olduuna göre bir ey daha sormak isterim. Mathieu’nun “Harmonic Experience” kitabında yaptıı gibi 5 limit sisteminin insanın eilimlerine hitap ettii, daha büyüklerin bu eilimin dıına çıktıı ile ilgili ne düünüyorsun? Tolga Yayalar: Bu artlanmayla alakalı, tamamen kültürel olarak öretilmi bir ey. Ona bakarsan Pythagorian’da 3 basamaklı bir sistem ve belki onu kullansaydık 5 bize garip gelecekti. 7 limitli sitem kullanıyor olsaydık o zaman da 5 az gelecekti belki ve 11 için de aynı eyi söyleyecektik. Dinlediiniz için teekkürler.

* Tolga Yayalar 1973 yılında stanbul'da dodu. Galatasaray Lisesi'nden mezun olduktan sonra müzik eitimi için 1994 yılında Boston'a gitti. Berklee College of Music'de Caz Bestecilii dalında lisansını 1999 yılında tamamladıktan sonra 2000 yılında stanbul Teknik Üniversitesi Erol Üçer Müzik leri Aratırmalar Merkezi'nde Kompozisyon alanında yüksek lisans programına baladı. Burada Dr. Pieter Snapper, Prof. Kamran nce ve Prof. lhan Usmanba ile çalıtıktan sonra 2003 yılında mezun oldu. Doktora örenimi için tekrar Boston'a giden Tolga Yayalar, halen çalımalarına Julian Anderson'la Harvard Üniversitesi'nde sürdürüyor. Yapıtlarını seslendiren grup ve müzisyenler arasında Alarm Will Sound, Yesaroun Duo, Cullithumpian Consort, stanbul New Music Ensemble, Cihat Akın, Benjamin Schwartz ve Samuel Solomon sayılabilir. Çalımalarında, tempere sistemin armonik ve sonik sınırlarını amak için mikrotonaliteye aırlık verir. Aynı zamanda müziinde tınıyı merkeze yerletirerek, sese içkin bütün özellikleri yapıtlarına yansıtmaya çalıır.

Yüklə 192,52 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə