Siyer-i Nebi


Ömer'in Müslüman Olmasıyla İslâm ve Müslümanların Güç Kazanması



Yüklə 1,2 Mb.
səhifə16/62
tarix23.01.2018
ölçüsü1,2 Mb.
1   ...   12   13   14   15   16   17   18   19   ...   62

Ömer'in Müslüman Olmasıyla İslâm ve Müslümanların Güç Kazanması:


Müslümanlar, Ömer’in İslam’a girmesiyle büyük bir izzet ve güç kazandılar. Daha önce ibadetlerini gizli yapıyorlardı. Ömer, Müslüman olduktan sonra şöyle dedi:

“Ey Allah’ın elçisi! Ölsek de kalksak da Hak üzerine değil miyiz?” Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-,

“Evet.” dedi. Ömer,

“Öyleyse niçin gizleniyoruz?” dedi. Müslümanlar iki saf halinde Kabe’ye doğru yola çıktılar. Safların birinin başında Ömer, diğerinin başında da Hamza bulunuyordu. Bu şekilde tekbirlerle Mescid-i Haram’a girdiler. Müşrikler onları bu halde izzet içinde görünce, daha önce hiç üzülmedikleri kadar büyük bir üzüntüye kapıldılar. Bundan dolayı Ömer’e-radıyallahu anh- Faruk lakabı verilmiştir.

İbni Mesud, “Ömer’in müslüman olduğu andan itibaren izzetliyiz.” ve “Ömer, müslüman oluncaya kadar Kabe’de namaz kılamıyorduk.” demiştir.

Suheyb ise şöyle dedi: “Ne zaman Ömer müslüman oldu, İslam zuhur etti. Aleni olarak İslam daveti yapıldı. Kabe etrafından halka yaptık. Tavaf ettik. Bize çirkinliklerde bulunanlara aynısıyla karşılık vermeye başladık.


Peygamber -sallallahu aleyhi vesellem-’e Güzel ve Çekici Şeylerin Arzedilmesi:


Hamza ve Ömer’in müslüman olmasıyla İslam’ın güçlendiğini gören müşrikler bundan sonra takınacakları tutumu değerlendirmek üzere toplandılar. İçlerinden saygı ve itibar sahiplerinden biri olan Utbe bin Rebia, söz alarak şöyle dedi:

“Ey Kureyş topluluğu! Muhammed’e gidip konuşayım ve ona bazı şeyler teklif edeyim. Belki o bunların bazısını kabul eder de, istediği şeyleri veririz. Böylece bizimle uğraşmaktan vazgeçer.” Kureyşliler,

“Evet ey Eba Velid git ve onunla konuş.” dediler. Bunun üzerine Utbe, Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- ile konuşmak üzere yanına gitti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-, Beytul Haram’da tek başına oturmaktaydı. Utbe onun yanına oturup:

“Ey kardeşimin oğlu! Senin, aşiret içinde bizden şerefli ve nesebde bizden soylu olduğun malumdur. Şüphesiz sen kavmine büyük br iş getirip bununla onların cemaatini parçaladın. Onları ahmak saydın, getirdiğin bu din ile onların babalarını da geçip gidenleri kötüledin. Beni dinle sana bazı tekliflerde bulunacağım. Belki bunlardan bazılarını kabul edersin.” dedi.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- da:

“Söyle bakalım, ey Eba Velid, dinliyorum.” buyurdu. Utbe:

“Ey kardeşimin oğlu! Eğer getirdiğin bu şey ile istediğin mal ise, mallarımızdan toplayıp seni en zenginimiz yapalım. Eğer bu iş ile istediğin şeref ise, seni kendimize başkan yapalım. Hatta sensiz hiçbir işe karar vermeyelim. Eğer bununla istediğin hükümdarlık ise, seni kendimize hükümdar yapılım. Eğer sana gelen birşey cin ise ve sen de onu kendinden def edemiyorsan, senin için tabib getirelim ve seni, ondan kurtarıncaya kadar mallarımızı bu yolda harcayalım. Çünkü bazen insana cin galip gelir de ondan tedavi ile kurtulur.” dedi. Utbe sözünü bitirinceye kadar Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- onu dinledi. Sonra:

“Sözünü bitirdin mi ey Eba Velid?” diye sordu.

Utbe de:

“evet” dedi. Rasûlullah:

“Öyle ise şimdi sen beni dinle.” buyurdu. Utbe de:

“söyle!” dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-, ona şu ayetleri okudu:

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Ha mim. Bu Kitap, merhamet eden, merhametli olan Allah katından indirilmedir. Bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere arabça okunacak ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de. Ey Muhammed! Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır, istediğini yap, biz de yapacağız.” derler.” (Fussilet, 41/1-5)

Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- ayetleri ona okumaya devam etti. Utbe ellerini arkasına atıp, o halde sukunetle Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’i dinliyordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-, “Eğer onlar yüz çevirirlerse de ki: İşte size Ad ve Semud’un başına gelen kasırgaya benzer bir kasırgayla uyardım.” ayeti kerimesine gelince, Utbe elini Rasûlullah-sallallahu aleyhi vesellem-’in dudağına götürüp Allah ve yakınlık adına bu gazabın gelmemesini rica etti ve “yeter” dedi.

Rasûlullah-sallallahu aleyhi vesellem-, bu suredeki secde ayetine gelince secde etti. Sonra:

“Ey Velid’in babası, dinlediklerini duydun, işte sen ve Kur’an” dedi.

Utbe kalkıp arkadaşlarına gitti. onlardan bazısı diğerlerine:

“Allah’a yemin ederiz ki Velid’in babası gittiği yüzden başka bir yüz ile size geldi.” dediler. Utbe, onların yanına oturunca: “Ne yaptın ey Eba Velid?” diye sordular. O da: “Öyle bir söz işittim ki vallahi, onun benzerini daha önce hiç duymadım. Vallahi o ne şiir, ne sihir ve ne de kehanettir. Ey Kureyşliler! Bana itaat edin! Bu adamı kendi haline bırakın. Vallahi, ondan işittiğim söz büyük bir olay meydana getirecek. Eğer Araplar, onu bastırırsa, şüphesiz size, onu sizden başkası ile yetersiniz. Eğer o, araplara galip gelirse, onun mülkü sizin mülkünüz ve onun üstünlüğü sizin üstünlüğünüz olur. Bu takdirde siz, onunla insanların en mutlusu olursunuz!” diye cevap verdi. Bunun üzerine Kureyşliler:

“Ey Velid’in babası! Vallahi Muhammed, seni dili ile sihirlemiş.” dediler. Utbe ise:

“Onun hakkında benim görüşüm budur. Siz dilediğinizi yapın!” diye cevap verdi.


Müşriklerin Tavizleri ve Rasullullah'a Eşitlik Teklif Etmeleri:


Müşrikler tüm bu çekici tekliflerinin sonuç vermediğini görünce, din konusunda eşitlik sağlamayı düşündükten ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’e

“senin hayrına olacak bir teklifimiz var” dediler. Allah Rasulu -sallallahu aleyhi vesellem- : “nedir o” buyurdu.Onlar: “Bir sene sen bizim tanrılarımıza, bir sene de biz senin Tanrı’na ibadet edelim. Eğer biz hak üzereysek, sen de nasibini almış olursun, sen hak üzereysen biz de nasibimizi almış oluruz.” dediler. Bunun üzerine Allah: “De ki Ey kâfirler ! Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmam ...” ayetleriyle başlayan Kafirun Suresini ve “De ki Ey cahiller! Bana, Allah’tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?” (Zümer, 39/64) ve “De ki: Allah’tan başka sizin taptığınız şeylere tapmak bana yasak edildi.” (En’am, 6/56) ayeti kerimeleri nazil oldu.

Müşrikler, kendileri ile Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- arasındaki hilafı halletmekte kararlıydılar.Onun için Utbe bin Rebia’nın önerilerine başka öneriler ve tavizler daha katıp Rasûlullah-sallallahu aleyhi vesellem-’e sundular.Ancak O’ndan da kendilerine taviz vermesini istiyorlardı.

“Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir” (Yunus, 10/15) diyorlardı. Allah -Celle Celalühü- Rasulune onlara şu şekilde cevap vermesini emretti:

“De ki, onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben bana vahyolunandan başkasına uymam. Çünkü Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.” (Yunus, 10/15)

Allah Rasulunü kesinlikle onların bu aldatıcı tekliflerine aldanmaktan korumuştur:

“Müşrikler,sana vahyettiğimizden başka bir şeyi yalan yere bize isnad etmen için seni, nerdeyse sana vahyettiğimizden saptıracaklar ve ancak o takdirdedir ki seni candan dost kabul edeceklerdi. Eğer seni sebatkar kılmasaydık, gerçekten nerdeyse onlara birazcık meyledecektin.Ama o zaman,hiç şüphesiz sana hayatın ve ölü-mün sıkıntılarını kat kat tattırırdık.Sonra bize karşı kendin için bir yardımcı da bulamazdın” (İsra,17/73-75)


Kataloq: data

Yüklə 1,2 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   12   13   14   15   16   17   18   19   ...   62




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə