Siyer-i Nebi



Yüklə 1,2 Mb.
səhifə20/62
tarix23.01.2018
ölçüsü1,2 Mb.
1   ...   16   17   18   19   20   21   22   23   ...   62

Ayın Yarılması:


Kureyşliler, Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’ın ondan istedikleri bir takım özel mucizeleri göstermediğini görünce, mucize getirmesini istemenin Peygamber -sallallahu aleyhi vesellem-’i aciz bırakmanın en iyi yolu olduğuna karar verdiler. Böylece insanları O’nun bir Peygamber değil bilakis bir uydurukçu olduğuna inandırabileceklerdi!

Bir adım daha atarak, O’ndan kendi istekleri doğrultusunda herhangi bir mucize göstermesini istediler. Böylece Rasûlullah-sallallahu aleyhi vesellem-’in aczini ispat edip, insanları ondan uzaklaştırmayı düşünüyorlardı.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- Allah’a dua ederek bir mucize göndermesini istedi. O anda ay ikiye yarıldı. Bir parçası Ebu Kays dağı üzerine diğer parçası da karşı tarafa ayrıldı. Müşrikler bu mucizeyi apaçık gözleriyle bizzat gördüler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- “Şahid olun” buyurdu.Müşrikler bu mucizeyi uzunca bir süre ve net bir şekilde izlediler. Fakat iman etmediler. Bilakis: “Bu Ebu Kebşe’nin oğlunun sihridir. Muhammed bizi sihirledi” dediler. İçlerinden biri: “Eğer Muhammed sizi sihirlediyse tüm insanları da sihirlemedi ya? Yoldan gelenlere sorun” dedi. Daha sonra yolculuktan dönen kimselere sordular. Onlar da: “Evet, ayın ikiye ayrıldığını biz de gördük.” dediler. Ancak Kureyşliler inkarlarını sürdürmeye devam ettiler.

Ayın ikiye yarılması olayı, bu olaydan daha büyük başka bir olayın, İsra ve Mirac olayının hazırlığı mahiyetinde gibiydi. Ayın bu şekilde ikiye ayrılışını bizzat izlemek İsra ve Miracın mümkün olduğunun anlaşılmasına zihinleri hazırlamıştır. Doğrusunu Allah bilir.


İsra ve Miraç


İsra, Rasûlullah-sallallahu aleyhi vesellem-’in geceleyin Mekke’den Beytül-Makdis’e (Kudüs) götürülmesi demektir.Mirac ise, Ruhu ve bedeni ile gökyüzüne çıkartılması demektir.

İsra hadisesi Kur’an-ı Kerim’de geçmektedir:

“Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye, kulunu Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir. O gerçekten işitendir, görendir.” (İsra, 17/1)

Mirac ise, Necm Suresinin yedinci ayetinden on sekizinci ayetine kadar olan kısımda zikredildiğini söyleyenler olmuştur. Bazı görüşlere göre ise burada zikredilen Mirac değil, başka bir olaydır.

Mirac’ın vakti konusunda da ihtilaf vardır. Kimileri Peygamberimizin Peygamber olarak görevlendirildiği yıldır, dediler. Kimileri de Nübüvvettin 5. yılındadır, dediler. Bazıları ise, nübüvvetin 10. yılı Recep ayının 27’sindedir, dediler. Nübüvvetin 12. yılı Ramazan’ın 17’sinde, Muharrem ayında, Nübüvvetin 13. yılı Rebiulevvel ayının 17’sindedir de diyenler olmuştur.

Bu hadisenin sahih hadislerden derlenen özeti şudur:

Gece vakti Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-, Mescid-i Haram’da bulunuyorken, Cibril -aleyhisselâm-, Burak denilen bir binek ile gelip Rasûlullah-sallallahu aleyhi vesellem-’i alıp Beytil Makdis’e getirdi.Rasûlullah-sallallahu aleyhi vesellem-, orada diğer Peygamberler ile karşılaşıp onlara imam olarak iki rekat namaz kıldırdı. Sonra Cibril ona iki tas sundu.Taslardan birinde süt diğerinde içki vardı.Rasûlullah-sallallahu aleyhi vesellem- sütü tercih etti.Cibril,ona “fıtrata isabet ettin.Hidayete ulaştın ve ümmetini de hidayete ulaştırdın.Eğer içkiyi alsaydın ümmetin sapıtırdı” dedi. Sonra Cibril, onu alıp birinci dünya semasına çıkardı.Cibril kendilerine açılmasını taleb etti ve açıldı.Orada tüm insanların babası Adem, onu sevinçle karşılayıp nübüvvetini kutladı. Adem’in sağında mü’minlerin ruhları vardı. Onlara baktığı zaman gülüyordu. Solunda da şakilerin ruhları vardı. Onlara baktığı zamanda ağlıyordu.Sonra aynı şekilde ikinci dünya semasına çıktılar.Cibril semanın kendilerine açılmasını istedi ve sema açıldı.Orada iki hala oğlu Meryem oğlu İsa ile Zekeriyya oğlu Yahya’yı gördüler.Karşılıklı selamlaştıktan sonra,Rasûlullah-sallallahu aleyhi vesellem-’i karşılayıp, nübüvvetini kutladılar. Sonra Cibril onu üçüncü dünya semasına çıkardı. Orada Yusuf -aleyhisselâm-’ı gördü. Güzelliğin yarısı ona verilmiş gibiydi. Karşılıklı selamlaştıktan sonra Yusuf -aleyhisselâm-, Onu karşıladı ve nübüvvetinden dolayı kutladı.

Sonra dördüncü dünya semasına çıktılar. Orada da İdris -aleyhisselâm-’ı görüp karşılıklı selamlaştıktan sonra İdris -aleyhisselâm-, Onu karşılayıp nübüvvetinden dolayı kutladı.

Sonra beşinci dünya semasına çıkıp orada İmran’ın oğlu Harun -aleyhisselâm-’ı gördüler. Karşılıklı selamlaştıktan sonra Harun -aleyhisselâm- Onu karşılayıp, nübüvvetinden dolayı kutladı.

Sonra altıncı dünya semasına çıktılar ve orada İmran’ın oğlu Musa -aleyhisselâm-, vardı. Karşılıklı selamlaştılar. Musa -aleyhisselâm-, Onu hoş karşılayıp nübüvvetinden dolayı kutladı. Oradan ayrılacakları sırada Musa -aleyhisselâm- ağladı. “Niye ağlıyorsun?” dendiğinde ise “benden sonra bir delikanlı Peygamber olarak gönderiliyor ve onun ümmetinden cennete girenler benim ümmetimden daha çok oluyor” diye cevap verdi.

Sonra yedinci semaya yükselip orada İbrahim -aleyhisselâm- ile karşılaştılar. Karşılıklı selamlaştıktan sonra İbrahim -aleyhisselâm-, Onu karşılayıp, nübüvvetinden dolayı kutladı. Sırtını “Beytül-Ma'mur”a dayamıştı. Bu, günde 70 bin meleğin girip bir daha hiç çıkmadığı bir yerdi.

Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-, Sidretu’l-Müntehâ’ya yükseltildi. Yaprakları fil burnu meyveleri de büyük çekirgeler gibiydi. Sonra altından bir döşek onu kuşattı. Sonra Allah’ın hiçbir kulunun güzelliğini anlatamayacağı kadar güzelliklere büründü.

Allah Rasulu -sallallahu aleyhi vesellem-, sonra Allah’a yaklaştı. Çok yaklaştı ve Rabbi ona dilediği şeyleri vahyetti. Ona ve ümmetine birgün ve gecede kılmak üzere elli vakit namaz farz kıldı. Sonrasını Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- şöyle anlatıyor:

“Nihayet ben geri dönüp geldim. İmran’ın oğlu Musa’ya uğradığımda bana;

“Hergün elli vakit namaz” dedim. Musa -aleyhisselâm-,

“ şüphesiz ki namaz ağırdır, ümmetin ise zayıftır. Rabbine dön de senden ve ümmetinden onu hafifletmesini iste.” dedi. Rabbime dönüp benden ve ümmetimden onu hafifletmesini istedim. Benden on vakit eksiltti. Sonra ayrılıp Musa -aleyhisselâm-’a uğradım, bana yine aynı sözü söyledi. Dönüp Rabbimden hafifletmesini istedim. Benden on vakit daha eksiltti. Sonra ayrılıp Musa’ya uğradım. Bana yine aynı sözü söyledi. Dönüp Rabbimden hafifletmesini istedim. Benden on vakit daha eksiltti. Sonra Musa -aleyhisselâm-, bunun benzerini bana söylemeye devam etti. Ona her döndüğümde:

“Rabbine git de ondan hafifletmesini iste” dedi.

Nihayet hergün ve gecede beş vakit namaza indirilmeye kadar Rabbime gittim. Sonra Musa -aleyhisselâm-’a döndüm, yine bana aynı sözü söyleyince:

“Rabbime dönüp istedim, hatta O’ndan utandım, artık istiyemem” diye cevap verdim.

Sizden her kim o beş vakit namazı, inanarak ve sevabını Allah’dan bekleyerek kılarsa, elli vakit farz namazın sevabını kazanır.”

Sonra aynı gece sabaha karşı Mekke-i Mükerreme’ye döndü. Sabah olunca kavmine gece olup bitenleri anlattı. Onlar duyduklarından dehşete kapıldılar. Hayretinden kimisi ıslık çalıyor, kimisi de elini başına koyuyordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’i şiddetle yalanladılar. İçlerinden bazıları koşup onun dediklerini Ebu Bekir’e ulaştırdılar. Ebu Bekir

“Eğer o söylediyse, doğru söylemiştir.” dedi. Müşrikler

“Peki sen bu sözlere inanıyor musun?” diye sorunca da, O;

“Elbette, bundan çok daha müthiş olanına bile inanırım.” diyerek imanının gücünü gösterdi. Bu sebepledir ki gerçek manada inanan ve tasdik eden anlamına gelmek üzere kendisine o günden sonra “sıddık” ünvanı verildi.

Müşrikler daha sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’i imtihan etmeye söylediklerinin doğru olup olmadığını araştırmaya çalıştılar. Ona Beytül Makdis’i tasvir etmesini söylediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-, daha önce orayı görmüş değildi. Allah, orayı Rasulunün gözleri önüne getirdi. Allah Rasulu -sallallahu aleyhi vesellem-, Beytül Makdis’i noktası noktasına tasvir etti. Müşrkiler,

“Vallahi doğru söylüyor.” demekten başka bir çare bulamadılar.

Ayrıca Şam’dan dönmekte olan kervanlarını da sordular. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-, onlara kervanda bulunan develerin sayılarından, hallerinden ve geliş vakitlerinden bir bir bahsetti. Bu kervandan önce gelecek ayrı bir kervanı da bildirdi. Onun tüm bu söyledikleri gerçekleşti. Ancak zalimler, inkârlarında ısrarlıydılar.

İsra gününün sabahı Cibril -aleyhisselâm-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’e gelerek beş vakit farz namazın vakitlerini ve kılınış şeklini öğretti. Müslümanlar daha önce 2 sabah, 2 akşam olmak üzere 4 rekat farz namaz kılıyorlardı.



Kataloq: data

Yüklə 1,2 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   16   17   18   19   20   21   22   23   ...   62




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə