Siyer-i Nebi



Yüklə 1,2 Mb.
səhifə37/62
tarix23.01.2018
ölçüsü1,2 Mb.
1   ...   33   34   35   36   37   38   39   40   ...   62

İkinci Bedir Gazvesi:


Uhud savaşında Ebu Süfyan ertesi yıl Bedir’de buluşmak üzere müslümanlarla sözleşmişti. Hicri 4. yılın şaban ayı girince Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- Medine’ye Abdullah bin Revaha’yı naib tayin ederek binbeşyüz kişilik bir ordu ile sözleşme yeri olan Bedir’e geldi. Müslümanların sancaktarlığını Ali bin Ebi Talib yapıyordu. Ayrıca İslam ordusunda on kişilik bir de süvari birliği mevcuttu. Burada kamp kurup sekiz gün boyunca Kureyş ordusunu beklediler.

Ebu Süfyan komutasındaki Kureyş ordusu ise ikibin savaşçı ve beşyüz süvari ile harekete geçtiler. Zahran bölgesindeki meşhur Mecne suyunun başına konakladılar. Ebu Süfyan aslında başından beri isteksizdi ve korkuyordu. Burada Kureyş ordusuna hitaben

“Ey Kureyş topluluğu, bolluk olan bir yılda gelelim. Hayvanlarımızı otlatıp sütlerinden içmiş olursunuz. Oysa bu yıl kurak var, ben dönüyorum, hadi siz de dönün” dedi. Kureyşliler hiç bir itiraz göstermeden geri döndüler.

Müsümanlar Bedir’de bulundukları süre içinde yanlarında getirdikleri ticaret mallarını satarak bir dirheme iki dirhem kazandılar. Sonra emniyet içinde geri döndüler. Onların bu güç gösterisi tüm düşmanlarını sindirdi. Bir yıl boyunca Medine ve civarı emniyet ve sükun içinde yaşadı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- bu emniyet sayesinde Medine sınırlarının güvenliğini sağlamak üzere harekete geçti ve Hicri beşinci yılın Rebiul evvel ayında Devmetu’l-Cendel bölgesine bir sefer düzenleyerek bazı yol kesici çeteleri hizaya getirdi. Böylece Medine ve civarının güven ve sukuneti tam olarak sağlanmış oldu.


Ahzab (Hendek) Gazvesi:


Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’ın aldığı akıllıca tedbirler sonucu müslümanlar huzur ve sukunete kavuştular.Artık Rasûlullah ve müslümanlar dinlerini yaymaya ve kendi içlerini düzenlemeye daha çok vakit ayırabiliyorlardı. Nadiroğulları gazvesinden sonra bir buçuk yıl boyunca hemen hemen hiçbir çatışma yaşanmadı. Fakat İsa aleyhisselam’ın yılan olarak vasıfladığı yahudiler Hayber’e yerleşip kendilerini güvenceye aldıktan sonra, Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’a karşı çeşitli komplolar peşinde koşmaya başladılar. Türlü türlü hilelerle sonunda büyük arap kabilelerini Medine halkına karşı kışkırtmayı başardılar.

Siyer alimlerinin bildirdiklerine göre: Hayber’e yerleşen yahudilerin ileri gelenlerinden müteşekkil yirmi kişilik bir yahudi heyeti Mekke’ye gelerek Kureyş’i Medine’yi işgal etme hususunda kışkırttılar ve yardım sözü verdiler. Kureyş onların bu tekliflerini kabul edince bu sefer büyük Gatafan kabilesine gidip aynı hususta onları da ikna ettiler. Daha sonra da diğer arap kabilelerini dolaşarak yine bazılarını bu hususta harekete geçirdiler. Sonra tüm bu hizipler (Ahzap) bir plan üzerine ittifak ederek aynı anda Medine’yi kuşatmaya karar verdiler.



Müşavere ve Hendek Kazımı:

Müttefik kuvvetlerin Medine’ye doğru hareket ettikleri haberi Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’a ulaşır ulaşmaz arkadaşlarını danışmalarda bulunmak üzere tapladı. Taplantıda Selmanu’l-Farisi -radıyallahu anh- Medine’nin düşman saldırısına açık olan kısmına hendek kazılmasını önerdi. Selman’ın bu görüşü olumlu karşılanarak ittifakla kabul edildi. Medine’nin kuzeyi dışındaki yönleri vahalar ve evlerle çevrili olduğundan buralar şehrin savunulması için bir duvar vazifesi görüyordu. Fakat Medine’nin kuzey cephesi, düşman saldırısına elverişli olduğundan tehlikeye maruz idi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- bu cephenin en dar yerini seçerek yaklaşık bir mil uzunluğunda bir çukur kazılmasını emretti. Hendek Sela tepesinin kuzeyinde başlayıp doğu bölgesine uzanan kayalıklarda sona eriyordu.

Her on kişiye kırk zira yer paylaşılmıştı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- de bizzat çalışarak hendek kazıyor ve toprak taşıyordu. Allah rızası için çalışmanın verdiği şevk ve neşe ile çalışıyor, şiirler okuyorlardı. Allah Rasulu -sallallahu aleyhi vesellem- de şiirlerinde onlara eşlik ediyordu. Hendeğin kazımı devam ederken birçok zorluklarla da mücadele etmek zorunda kalıyorlardı. Özellikle şiddetli soğuk ve şiddetli açlık ile karşı karşıyaydılar. Kıtlık yüzünden yeterli gıda alamıyorlardı. Gündelik yiyecekler bir avuç arpadan ibaretti. Birgün açlıktan şikayet ederek karınlarına bağladıkları taşları gösterdiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- de onlara karnına bağladığı iki taşı gösterdi.

Hendek kazımı çalışmaları sırasında bazı mucizeler de meydana gelmiştir. Sahabelerden Cabir, Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’in çektiği şiddetli acıyı görerek dayanamadı. Gitti bir hayvanını keserek hanımına Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- için bir ziyafet hazırlamasını emretti. Sonra gizlice Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- ve etrafındaki bir grup sahabeyi yemeğe davet etti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- yemeğe tüm Hendek çalışanları ile beraber gitti ve bin kişiden fazlaydılar. Hazır olan yemekten doyuncaya kadar yemelerine rağmen tencere hala yemekle doluydu. Birazcık arpadan yapılan ekmek hiç yenmemiş gibiydi.

Birgün de Numan bin Beşir’in kızkardeşi bir avuç hurma getirdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- o bir avuç hurmayı elbise üzerinden yere doğru saçtı ve Hendek çalışanlarını hurma yemeğe çağırdı. Tüm Hendek çalışanları yiyip döndükleri halde hala elbiseden hurma dökülüyordu.

Cabir ve arkadaşları kendi paylarına düşen kısmı kazarlarken sert bir kayaya rastladılar. Bir türlü kıramıyorlardı. Durumu Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’a bildirdiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- gelip ‘Bismillah’ dedi ve taşa şiddetle vurdu. Taş ışık saçtı ve bir parçası koptu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- ‘Allahu ekber. Şam’ın anahtarları bana verildi. Şu anda oranın kırmızı köşklerini görüyorum’ dedi. Sonra ikinci kez vurdu ve Fars diyarının Fethi ile müjdeledi. Üçüncü kez vurdu ve Yemen’in fethi ile müjdeledi. Taş tamamen parçalanmıştı.


Hendeğin Her İki Tarafı:


Kureyş ve ona tabi olanlar, üçyüz süvari ve bin develi dörtbin kişilik bir ordu ile Ebu Süfyan komutasında gelerek sel yataklarının birleştiği noktaya varıp indiler. Sancaktarlığını Osman bin Talha bin Ebi Talha taşıyordu. Gatafan ve kendisine tabi olan diğer Necd kabileleri ise altıbin kişilik bir ordu ile gelip Uhud eteklerinde Bathan vadisiyle Kanat vadisinin birleştiği mevkiin sağına ordugahlarını kurdular. Bu büyük ordunun gelip Medine kapılarına dayanması korkunç bir belaydı. Allah bunu şöyle tasvir ediyor:

“Onlar hem yukarınızdan hem aşağı tarafınızdan (Vadinin üstünden ve alt yanından) üzerinize yürüdükleri zaman, gözler yılmış, yürekler ağızlara gelmişti ve siz Allah hakkında türlü türlü zanlara kapılmıştınız. İşte orada iman sahipleri imtihandan geçirilmiş ve şiddetli bir sarsıntıya uğratılmışlardı.” (Ahzap, 33/10-11)

İşte böylesine korkunç bir durumda Allah mü’minlere sebat verip, sabit kıldı.

“Mü’minler ise, düşman birliklerini gördüklerinde ‘İşte Allah ve Rasulu’nün bize va’dettiği! Allah ve Rasulu doğru söylemiştir.’ dediler. Bu (ordunun gelişi), ancak onların imanlarını ve Allah’a bağlılıklarını arttırmıştır.” (Ahzab, 33/22)

Münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar ise şöyle dediler. “Allah ve Rasulu, meğer size sadece kuru vaadlerde bulunmuşlar” Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- düşman mevziilerine yakın evleri tahliye ederek kadın ve çocukları daha güvenli olan yerlere naklettikten sonra Medine’ye İbni Ümmü Mektum’u yerine naib tayin ederek üçbin kişilik İslam ordusuyla harekete geçti ve ordugahını Sela dağının eteklerine kurarak sırtını dağa verdi. Hendeğin bir yanında müslümanlar diğer yanında müşrikler olmak üzere karşı karşıyaydılar. Müşrikler savaş için gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra Medine’ye doğru harekete geçtiler. Müslümanlara yaklaştıklarında, kendileri ile müslümanlar arasına kazılmış uzun ve geniş bir çukur ile karşılaşınca çok şaşırıp, dehşete düştüler. Ebu Süfyan: “Bu arapların bildiği bir şey değildir” diyerek şaşkınlığını ifade etti. Öfkeyle hendeğin etrafında dolaşmaya başladılar. Geçecekleri bir nokta arıyorlardı. Müslümanlar okları atarak onların hendeğe yaklaşmalarına engel oldular.

Müşrikler hendeği kolayca geçemeyeceklerini anladıktan sonra bunun için hazır olmamalarına rağmen Medine’yi kuşatma altında tutmaya karar verdiler. Oysa yola çıkarken böyle bir ihtimali düşünmemişlerdi. Gün boyunca Hendeği geçmek için uğraşıp durdular. Müslümanlar hendek boyunca taş ve ok atarak savunmaya geçtiler. Müşrikler gün boyunca hiç ara vermeden saldırılarını sürdürdüler. Müslümanlar da sürekli savunma yapıyorlardı. Dolayısıyla o günün namazlarını ancak akşam vaktinde kılabildiler. O dönemde henüz korku namazı teşri kılınmamıştı.

Kuşatmanın sürdüğü bir gün, içlerinde Amr bin Abdived, İkrime bin Ebi Cehl ve Darrar bin Hattab’ın da olduğu bir grup müşrik süvarisi hendeğin en dar mevkiine gelerek karşı tarafa geçmeyi başardılar. Karşılarına Ali bin Ebi Talib komutasında bir birlik çıktı. Amr bin Abdived, Hz. Ali’yi mübareze’ye davet etti. Cesaret ve kahramanlığı ile şöhret bulmuştu. Ali O’nu kızdırınca atından indi ve o şekilde karşılıklı mübarezeye giriştiler. Ali O’nu öldürünce diğerleri korkuya kapılıp geri kaçtılar. Hatta İkrime telaştan yayını bırakıp kaçtı. Nevfel bin Abdillah ise çukura düştü ve orada müslümanlar tarafından öldürüldü. Karşılıklı atışmalar esnasında her iki taraftan bazı kimseler öldürüldü. Müşriklerden toplam on kişi öldürülürken müslümanlardan da altı kişi şehid edildi.

Müşriklerden atılan bir ok Sa’d bin Muaz’ın kol atardamarına isabet etti. Acı içinde kıvranan Sa’d Allah’a Kureyşlilerle tekrar bir harp olacaksa kendisini o güne kadar sağ bırakması, yoksa bu yara ile şehadetini hızlandırması için niyazda bulundu ve duasına şunu da ekledi: “Yahudi Kureyza oğulları kabilesi’nin perişan olmasını bana göstermeden canımı alma Allahım!”



Kataloq: data

Yüklə 1,2 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   33   34   35   36   37   38   39   40   ...   62




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə