Siyer-i Nebi


Mustalıkoğulları Gazvesi (Müreysi)



Yüklə 1,2 Mb.
səhifə41/62
tarix23.01.2018
ölçüsü1,2 Mb.
1   ...   37   38   39   40   41   42   43   44   ...   62

Mustalıkoğulları Gazvesi (Müreysi):


Mustalıkoğulları, büyük Huza’a kabilesinin bir koluydu. Huza’a kabilesi genel olarak Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’e yakınlık ve sempati duyarken, bunlar Kureyş’e yakınlık gösteriyorlardı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’e onların müslümanlar’a savaş hazırlığında oldukları haberi geldi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- Bureyde bin Hasib’i, haberin doğru olup olmadığını araştırmak üzere gönderdi. Yapılan tahkikat haberin doğru olduğunu ortaya koydu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- Medine’ye Zeyd bin Harise’yi naib bırakarak hızla hazırlanıp yediyüz kişilik bir ordu ile harekete geçti. Ani bir baskın yapmak istiyordu. Mustalık oğulları sahil boyundaki Fedid bölgesinde Müreysi denilen bir suyun etrafında toplanmışlardı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- Hicri 6. yılın Şaban ayının ikinci gecesi ani bir baskınla onların birçoğunu öldürdü ve bir çoğunu da esir olarak ele geçirdi. Esirler arasında Mustalıkoğullarının reisi Haris bin Ebi Dırar’ın kızı Cüveyriye de vardı. Medine’ye döndükten sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- O’nu azad etti ve müslüman olduktan sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- O’nu nikahına aldı. Müslümanlar da ellerinde bulunan ve İslam’a giren tüm Mustalıkoğullarını “Rasûlullah’ın hısımları” diyerek azad ettiler. Böylece Cüveyriye kavmi için büyük bir bereket sebebi oldu. Mustalıkoğulları gazvesi özetle bu şekilde neticelendi. Ancak bu arada münafıkların etkisiyle, İslam toplumu ve hatta Peygamber evi üzerinde çok kötü etki uyandıran iki olay meydana geldi.

Birinci Olay: Münafıkların Başının Şu Sözü: Medine'ye Döner Dönmez Şerefliler Alçakları Oradan Çıkaracaklardır:


Bu olay şu sebeple gelişti. Muhacirlerin müttefiki ile Ensar’ın müttefiğine mensup olan iki kişi arasında Müreysi suyu konusunda bir kavga çıktı. Muhacirlerin müttefiği olan adam Ensar’ın müttefiği olanını dövünce dövülen adam “Ey Ensar” diğeri de “Ey Muhacirler” diyerek müttefiklerini yardımcı çağırdılar. Bunun üzerine iki taraf karşı karşıya geldi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- bu hadiseyi duyar duymaz hemen aceleyle olay mahalline gelip her iki tarafı da azarladı. Onlara:

“Ben aranızdayken hala mı cahiliyet davası güdüyorsunuz? Bırakın o kokmuş davaları” diyerek nasihat etti. İnsanlar hemen akıllarını başlarına alıp dağıldılar.

Münafıklardan bir cemaat da daha önceki gazvelere çıkmamalarına rağmen bu gazveye çıkmışlardı. Aralarında elebaşları Abdullah bin Übey de bulunuyordu. Münafıkların başı, bu olayı duyunca çok öfkelendi. Medinelilerin taraftarı olan şahsın dayak yemesine kızmıştı.

Münafıkların başı, etrafındakilere içindeki şu kini kustu:

‘Gerçekten böyle mi yaptılar?” Diye sorduktan sonra

“Bize üstünlük taslıyorlar, bize baskın çıkmaya çalışıyorlar, hem de bizim memleketimizde! Öyle mi, Allah’a yemin olsun ki Kureyş’in bu eski kılıklı adamlarına karşı olan tavrımız için şunu söylemek istiyorum:

“Semirt köpeğini yesin seni! Allah’a yemin ederim ki Medine’ye döner dönmez şerefliler alçakları oradan çıkaracaklardır! Şerefli olarak kendisini, alçak olarak (Allah’a sığınırız) Peygamber -sallallahu aleyhi vesellem- ‘i kastediyordu.

Münafıkların başı fitne tohumları saçmaya devam etti:

“Bunu siz kendi kendinize yaptınız. Onları getirip yurdunuzda barındırdınız, mallarınızı onlarla paylaştırdınız. Allah’a yemin olsun, bundan sonra onlara yardımda bulunmayacak olursanız memleketinizden başka yerlere defolup gideceklerdir.”

O’nun bu sözleri sarfettiği sırada orada Zeyd bir Erkam adında İslam’a çok bağlı bir genç bulunuyordu. Zeyd O’nu dinlemeye daha fazla dayanamayarak koşup durumu Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’a haber verdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- çok üzüldü. İbni Übey’i çağırarak, bunları söyleyip söylemediğini sordu. İbni Übeyy yeminler ederek asla böyle bir şey söylemediğini bildirdi. Fakat çok geçmedi Allah “Münafıkın” suresini indirerek O’nu kıyamete kadar rezil etti.

Bu münafığın oğlu - O’nun adı da Abdullah idi - samimi müslümandı. Medine’ye vardıklarında bu samimi müslüman kılıcını çekerek şehrin giriş kapısında bekledi. Herkes geçip sıra babasına gelince O’nu durdurup kendisine :

“Allah’a yemin ederim, Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- sana izin vermedikçe ve karşısında dize gelip:

“Alçak benim, şerefli ve aziz ise sensin! Demedikçe şu kapıdan içeriye giremezsin” dedi. Durum Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’e bildirilince Abdullah’a haber göndererek babasının girmesine izin vermesini bildirdi. O da izin verdi. Bu hikmet ile münafıkların çıkardığı fitnenin önü alınmış oldu.

İkinci Olay: Münafıklar Tarafından Ortaya Atılan İfk (İftira) Olayı:


Rasûlullah-sallallahu aleyhi vesellem- bir sefere çıkarken hanımları arasında kur’a çeker ve kur’a kime isabet ederse Hz.Peygamber ile birlikte o çıkardı. Bu sefer de kur’a Aişe radıyallahu anha’ya çıktı. Bu sefere Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- ile beraber O da katıldı.

Peygamber -sallallahu aleyhi vesellem- harekatı bitirdikten sonra ordusuyla beraber Medine’ye dönmek üzere yola çıktı. Medine’ye yakın bir mesafede inerek birkaç gün konakladıktan sonra askere, yola çıkmak için yeniden emir verdi. Asker harekete geçti. O sırada Aişe ihtiyacını karşılamak üzere ordugahtan ayrılarak tenha bir yere çıkmıştı. İşini bitirip döndüğünde kolyesinin koynundan düşmüş olduğunu farketti. Nerede düşürdüğünü bilmiyordu. Bunun üzerine ihtiyacı için gitmiş olduğu yere tekrar dönerek kolyesini orada aradı ve buldu. Bu arada ordu harekete geçmişti. Görevliler O’nu mahfenin içinde zannederek boş mahfeyi deveye yükleyip götürdüler.

Birçok kişi olduklarından ve Aişe’nin hafif olmasından dolayı mahfenin hafifliğini garipsemediler. Aişe kamp yerine döndüğünde ordunun gitmiş olduğunu gördü. Ortada kimse yoktu. Bunun üzerine elbisesine bürünerek geri gelip kendisini almalarını beklemek üzere orada oturup beklemeye başladı. Böyle beklerken uyku bastırdı ve oracıkta uyuklamaya başladı.

Bu arada sahabelerden, Safvan bin Muattıl es-Selmi -radıyallahu anh- uykucu bir zattı. Uyandığında ordunun gitmiş olduğunu görerek O da peşlerince yürümeye başladı. Bu arada bir insan karartısı farkedip yanına gitti. Yaklaşınca bu insanın Aişe olduğunu gördü. Çünkü örtü ayetinden önce Aişe’yi görmüştü ve tanıyordu. Safvan Aişe’yi görür görmez: “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun! Eyvah! Bu Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’in hanımı” diyerek şaşırdı. Aişe, O’nun sesini duyar duymaz uyandı ve örtüsüyle yüzünü kapattı. Safvan -radıyallahu anh- başka bir şey söylemeden devesini O’na doğru yaklaştırarak binmesini sağladı. Kendisi de devenin başını süratle çekerek Peygamber -sallallahu aleyhi vesellem-’in hanımını kafileye yetiştirmeye çalıştı. Nahru’z Zahira mevkinde bulunan İslam ordusuna yetişerek onlara katıldılar.

Münafıkların başı Abdullah bin Übey onların sonradan gelip orduya katıldıklarını görünce, kin ve nifak duygularını tatmin etmek için, yalan ve iftira ile onları fücur işlemekle itham etti. Ordu içindeki kendisi gibi münafık olan arkadaşlarını da kullanarak bununla ilgili birçok adi hikayeler uydurup, yaymaya başladılar. Medine’ye vardıklarında şehir onların bu dedikoduları ve iftiralarıyla çalkalanmaya başladı. Öyle ki bazı mü’minler bile bu iftiraya aldanmaktan kendisini kurtaramadı.

Medine’ye varınca Aişe radıyallahu anha hastalandı. Hastalığı yaklaşık bir ay kadar sürdü. Medine, iftiracıların söylentileriyle çalkalanırken, o tüm bunlardan habersizdi. Fakat Peygamber -sallallahu aleyhi vesellem-’in kendisine evvelce gösterdiği yakın ilgi ve inceliği göstermediğini görüyordu.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-, onu görünce sadece selam verip “sizinki nasıl oluyor” diye sormakla yetinirdi. Artık yanında kalmıyordu.

Allah Resulu -sallallahu aleyhi vesellem-, tüm bu olaylar olurken susmakla yetiniyordu. Uzun süre bu olayla ilgili bir vahiy gelmeyince arkadaşları ile istişare etti. Hz. Ali, Peygamber -sallallahu aleyhi vesellem-’e üstü kapalı bir şekilde onu boşamasını Üsame ise tam tersine ondan iyilikten başka birşey olmadığını söyleyerek tutmasını tavsiye etti. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-, minbere çıkarak bu söylentilerden duyduğu eziyeti ifade eden bir konuşma yaptı. Konuşmasında bu söylentileri yayan kişi olan Abdullah bin Übey’e de işaret vardı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’in bu konuşmasından sonra Evslilerin reisi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’e eziyet veren münafıkların başını öldürmek istediğini bildirdi. Onun bu isteği Hazreclilerin tepkisine neden oldu. Çünkü öldürmek istenen kişi kendi kavimlerindendi. İki kavim arasında tartışma oldu. Neredeyse birbirlerine gireceklerken, Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-, her iki tarafı da susturdu.

Bu olayların cerayan ettiği bir gece Hz. Aişe yanında Mistah’ın annesi olduğu halde hacetini gidermek üzere dışarı çıktı. Hastalıktan bitkin düşmüştü. Yürürken Mistah’ın annesinin eteğine bastı. O da oğlu Mıstah aleyhine dua etti. Aişe radıyallahu anha, onun bu yaptığını kınadı. O da olup biten tüm olayları Aişe’ye anlattı. Oğlu Mıstah’ın da bu iftirada bulunanlar arasında olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Aişe, Resulullah -sallallahu aleyhi vesellem-’den izin isteyip anne-babasının evine gitti. Durumu anne babasından da duyunca hiç durmaksızın ve uyumaksızın iki gün boyunca sürekli ağladı. Sürekli ağlamaktan yüreği parçalanacak hale gelmişti.

İkinici günün sabahı Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-, onun yanına geldi. Oturup şehadet kelimesi söyledikten sonra Aişe’ye hitaben şöyle buyurdu:

“Ey Aişe! Senin hakkında şöyle şöyle ulaştı. Eğer suçsuzsan Allah seni suçsuz çıkaracaktır. Yok gerçekten bir kabahat işlemişsen, Allah’a tevbe et. Kul günahını itiraf edip Allah’a tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder.”

Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’in bu sözleri üzerine Hz. Aişe’nin gözyaşları durdu. Anne ve babasından Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’e cevap vermelerini istedi. Ancak onlar ne diyeceklerini bilemediler. Bunun üzerine kendisi cevap verdi:

“Bu haberi işittiğinizi ve bu haberin sizi etkilediğini hatta bu haberi doğruladığınızı görüyorum. Halkın şu dillerine doladıkları suçu ben işledim desem bile, Allah biliyor ki ben onu işlemedim. Bu bakımdan itiraf etsem bile hiç vuku bulmamış bir olayı var saymış olurum. Onların söylediklerini inkar edecek olursam bu sefer de bana inanmazsınız. Benim ile sizin aranızdaki olaya Yusuf’un babasının dediğinden başka bir mesel bulamıyorum.

“Artık bana güzel bir sabır gerekir. Anlattıklarınıza dayanabilmek için ancak Allah’dan yardım istenir.”

Aişe bunları söyledikten sonra dönüp, yatağına uzandı. Hemen o anda vahiy indi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’in sevinçten yüzü gülüyordu. Aişe’ye:

“Aişe! Sevin Allahu Teala senin suçsuzluğunu bildirdi.” buyurdu. Annesi Aişe’ye

“Rasûlullah’a kalk” dedi. Ancak Aişe:

“Allah’a yemin olsun ki O’na bakmam ve Allah’dan başka kimseye hamd etmem.” dedi.

Allah, O’nun suçsuzluğu hakkında Nur suresinin şu ayetinden itibaren on ayeti kerime inzal ederek tüm insanlara ilan etti:

“O iftirayı uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü bir olay sanmayın. Bilakis o sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden her birine kazandığı günah karşılığı bir ceza vardır. İçlerinden ele başılık yapana ise büyük bir azap vardır.”

Bu ayeti kerimelerin nüzulundan sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-, insanlara çıkarak onlara Hz. Aişe’nin suçsuzluğunu bildiren bu ayeti kerimeleri okudu. Bu ifitaraya dedikodularıyla katılan mü’minlerden Mistah bin Esase, Hassan bin Sabit ve Cahş’ın kızı Hamne’ye seksen değnek vuruldu. Bu olaya ele başılık yapan Münafıkların başı ve yoldaşlarına ise bu dünya hayatında her hangi bir ceza verilmedi. Onların cezası mal ve evladın bir fayda sağlamayacağı, ancak Allah’a selim bir kalp ile gidenlerin kurtulacakları kıyamet gününe ertelendi.


Kataloq: data

Yüklə 1,2 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   37   38   39   40   41   42   43   44   ...   62




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə