Siyer-i Nebi


Seni Benden Kim Koruyacak?



Yüklə 1,2 Mb.
səhifə49/62
tarix23.01.2018
ölçüsü1,2 Mb.
1   ...   45   46   47   48   49   50   51   52   ...   62

Seni Benden Kim Koruyacak?


Bu gazvede çok ilginç bir olay olmuştur. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- bir gün gölgelik bir ağacın altına giderek kılıcını asıp, ağacın altında uyudu. Sahabe de diğer gölgeliklere dağılarak istirahata çekilmişlerdi. O esnada müşriklerden biri gizlice Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’in yanına sokularak kılıcını aldı ve o anda Allah Rasulu -sallallahu aleyhi vesellem- uyandı. Adam elindeki kılıcı göstererek

“Benden korkuyor musun?” diye sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-

“Hayır” buyurdu. Adam:

“Seni benden kim koruyacak” diye sorunca, Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-

“Allah” buyurdu ve bunun üzerine kılıç adamın elinden düştü. Bu sefer onu Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- eline alarak adama

“Peki seni benden kim koruyacak” diye sordu. Müşrik af diledi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- O’nu İslam’a davet etti. Müşrik adam İslam’a girmedi ancak bir daha da müslümanlarla savaşmama sözü verdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- O’nu serbest bıraktı. Adam kavminin arasına gidince

“İnsanların en hayırlısının yanından geldim” dedi.

Siyer alimlerinin çoğunun bu gazvenin Hicri 4. yılda yapıldığını söylemelerine rağmen, doğrusu bu gazvenin hicri 7. yılda yapılmış olduğudur. Zira bu savaşa iştirak eden Ebu Hureyre ve Ebu Musa el-Eşari, daha önce de işaret ettiğimiz gibi ancak Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- Hayber seferinde bulunurken gelmişlerdir.

Bu gazveden önce ve sonra da Medine’nin asayişini temin ve etraftaki çeteleri dağıtmak için bazı askeri hareketleri daha olmuştur. Ancak sözü uzatmamak için bu hareketler üzerinde durmaya gerek görmedik.

Kaza Umresi:


Hicri 7. yıl Zilkade ayında Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- Hudeybiye’de üzerinde anlaşma sağlanan Umreyi eda etmek üzere Ebu Rehm el-Gıffari’yi Medine’ye yerine naib tayin edip Mekke’ye hareket etti. Beraberlerinde altmış adet kurbanlık deve ve Kureyş’in ihanet etmesine önlem olarak silahlı yüz kişilik bir süvari birliği eşliğinde yollarına devam ettiler.

Zülhuleyfe mevkiinde ihrama girip hep beraber telbiye getirdiler. Mekke yakınındaki Ye’cüc Vadisine geldiklerinde savaş silhalarını çıkarıp, Evs bin Havli komutasındaki ikiyüz kişilik bir birliği burada bırakıp, yanlarında sadece kılıçları olduğu halde Keda tepesinden Mekke’ye girdiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- Kasva ismindeki devesi üzerinde idi. Müslümanlar da O’nun etrafında hep bir ağızdan telbiye getirerek Mescid-i Haram’a girdiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- uzaktan Hacerül-Esved’i selamlayıp, devesinin üzerinde, müslümanlarla beraber tavaf etti. Sağ omuzları açık, koşar adımlarla Allah’ın evini tavaf ettiler. Abdullah bin Revaha Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’in devesinin önünde yürüyerek coşkun neşidler söylüyordu.

Müşrikler müslümanların Mekke’ye girmesi üzerine şehir merkezini boşaltarak Kaykaan dağına çekildiler. Aralarında müslümanlar hakkında

“Yesrib sıtmasının erittiği kimseler” olarak bahsederken, müslümanların disiplinli hareketlerini ve koşar adımlarla tavaf ettiklerini görünce, yanıldıkları anladılar ve

“Bunlar şunlar şunlardan daha güçlü” diye söylenmeye başladılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- müşrikler İslam’ın gücünü göstermek için ilk üç tavafta koşar adımlarla yürümelerini emretmişti. Sağ köşe ve Hacerü’l-Esved arası Güney cihetinde kaldığı için bu iki kısım arasında normal yürüyorlardı. Çünkü burası müşriklerin görüşüne kapalı idi.

Müslümanlar tavaflarını tamamladıktan sonra bu sefer de yedi kez Safa ve Merve tepeleri arasında sa’y ettiler. Merve’de kurbanlarını kesip, saçlarını traş ettiler. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- bir kısım sahabeleri Yecüc Vadisinde bekleyen müslümanlardan nöbeti devir almaları için gönderdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- gönderdiği grup gidince, orada bekleyen diğer grup da gelip umrelerini eda ettiler.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- antlaşma gereği Mekke’de üç gün kaldı. Bu süre zarfında Umre’yi edanın yanısıra Haris el-Hilaliye’nin kızı ve şehidlerin efendisi Hamza’nın karısı Meymune ile nikahlandı. Meymune Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’in talebini duyunca Abbas’ı kendisine vekil tayin etti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- ihramda iken Abbas aracılığıyla Meymune’yi nikahına aldı.

Dördüncü günün sabahı Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- ve müslümanlar Medine’ye dönmek üzere Mekke’den çıktılar. Mekke’nin 9 mil uzağındaki Serf mevkiine ulaştıklarında Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- burada konakladı ve düğün yaparak Meymune ile zifafa girdi. Sonra Medine’ye Allah’ın rüyasını gerçekleştirmiş olmanın sevinciyle mesrur olarak döndü.

Allah’ın ilginç takdirine bakın ki Meymune vefat ettiğinde yine bu serf bölgesinde bulunuyordu ve oraya defnedildi.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- Kaza Umresinden döndükten sonra başta Mute ve Zatü’s Selasil olmak üzere bazı askeri hareketlere girişti.


Mûte Savaşı:


(Hicri 8, Cemadul evvel)

Peygamber -sallallahu aleyhi vesellem- ‘in kral ve prenslere mektupları bülümünde Şürah bin Amr el-Gassani’nin, Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’in Basra reisine yazdığı mektubu götüren elçisi Haris bin Umeyr’i öldürdüğünü daha önce yazmıştık. O’nun bu çirkin davranışı savaş ilanı demekti. Bu haber Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’e ulaşınca çok kızdı ve derhal üçbin kişilik bir ordu hazırlayarak, başına Zeyd bin Haris’i geçirdi. Ve şöyle buyurdu.

“Zeyd öldürülürse, Cafer, Cafer de öldürülürse Abdullah bin Ravaha komutandır.”

Sonra beyaz bir sancak hazırlayarak Zeyd bin Harise’ye verdi.

İslam ordusuna, onları önce İslam’a davet etmelerini, kabul etmezseler savaşmaları talimatını verdi ve şu nasihatta bulundu. “Allah’ın adı ile ve Allah’ın yolunda çıkın. Kâfirlerle savaşın. Hıyanet etmeyin ve aşırı gitmeyin. Çocuklara, kadınlara, yaşlılara ve ibadete çekilmiş rahiplere dokunmayın. Gereksiz yere ağaç kesmeyin ve bina yıkmayın.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- İslam ordusunu Veda Tepelerine kadar giderek yolcu etti. Onlarla vedalaştı. İslam ordusu burdan hareket ederek Maan’a -Ürdün’ün güneyi- kadar gelip, burada indiler. Burada Doğu Roma imparatorunun yüzbin kişilik bir kuvvet ile harekete geçtiğini, ayrıca müttefikleri Arapların da yüzbin kişilik başka bir ordu ile onlara katıldıkları haberini aldılar. Müslümanlar bu haberleri duyunca iki gün boyunca Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’e adam göndererek, yardım talebinde bulunmak veya harekete geçerek Rum ordusuyla savaşmak hususunda müşavereler yaptılar. İbni Ravaha söz alarak müslümanları cesaretlendirip şöyle dedi:

“Ey kavmim, şehid olmaktan mı korkuyorsunuz. Biz düşmanlara karşı sayı, kuvvet ve çoklukla savaşmadık, biz onlara karşı Allah -Celle Celelühü-’ın bize ikram ettiği bu din ile savaştık. Hadi yürüyün, ancak şu ikisinden biri olur; Ya zafer, ya da şehitlik.”

Bunun üzerine müslümanlar;

“Vallahi Revaha’nın oğlu doğru söyledi.”dediler. Bundan sonra müslümanlar yürüyüşe geçerek Mute mevkiine gelip, savaş konumuna girdiler.

Burada insanlık tarihinin en ilginç savaşlarından biri yaşandı. Savaş çok şiddetli ve korkunçtu. Üç bin kişilik bir ordu, ikiyüzbin kişilik bir ordu ile savaşıyordu. En mükemmel tarzda donatılmış bu büyük düşman ordusu gün boyunca İslam ordusuna saldırıp durdu. Ancak her saldırı büyük kayıplarla neticeleniyordu.

Müslümanların sancağını Zeyd bin Harise aldı ve düşman saflarına daldı. Sonra savaştı... savaştı ve şehid düştü.Sonra sancağı O’ndan Cafer bin Ebi Talib aldı. O da düşman saflarına dalıp kahramanca savaştı. Yorulunca inip atını boğazladı ve piyade olarak savaşmaya devam etti. Sağ eli kesilince sancağı sol eline aldı. Sol eli de kesilince sancağı bağrına bastı ve aldığı doksandan fazla yara nedeniyle şehid düşünceye kadar İslam sancağını semalarda dalgalandırdı. Sıra Abdullah bin Revaha’ya gelmişti. O da geldi ve sancağı alıp atıyla düşman saflarına atıldı. Şehid düşünceye kadar kahramanca savaştı.

O’nun şehid düşmesiyle İslam sancağı da yere düşmedi. Sabit bin Erkam yetişerek İslam sancağını eline aldı ve müslümanlara “Kendinize bir komutan seçin” diye haykırdı. Onlar da Halid bin Velid’i komutan seçtiler. Böylece sancak Allah’ın kılıçlarından bir kılıcın eline geçmiş oldu.

Halid sancağı kaptı ve ileri atılarak beşer tarihinde bir benzeri daha görülmemiş bir şekilde kahramanca savaştı. Öyle ki dokuz kılıç elinde parçalandı. Tüm bunlar olurken Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- Medine’de, sahabesine aynı anda olup bitenleri birer birer anlatıyordu. Üç komutanın sırayla şehid düştüklerini ve komutanın Allah’ın kılıcı olarak isimlendirdiği Halid bin Velid’e geçtiğini onlara haber verdi.

Akşam’ın girip ortalığın kararmasıyla her iki taraf ta ordugahına çekildi. Sabah olunca Halid ordunun düzenini değiştirdi ve önde bulunan birlikleri arkaya, arkada bulunanları öne, sağdakileri sola ve soldakileri sağa yerleştirdi. Düşman askerleri karşılarında değişik çehreler görünce, müslümanlara destek geldiğini zannedip, korkuya kapıldılar. Hafif çarpışmalardan sonra Halid ordusunu planlı bir şekilde geriye çekti. Düşman bunun bir savaş oyunu olduğunu düşünerek, geri çekilen İslam ordusunu takip etmeye cesaret edemedi. Müslümanlar düzenli şekilde Mute gerilerine kadar çekilip yedi gece burada düşmanı beklediler. Ancak düşman saldırmaya bir türlü cesaret edemiyordu.

Sonra her iki taraf da birbirinden ayrılarak savaşı sona erdirdiler. Rum ordusu müslümanlara sürekli yardım birliklerinin geldiğini ve İslam ordusunun çöle çekilerek kendilerini içinden çıkamayacakları bir girdaba sürüklemek istediklerini düşünerek müslümanları takip etmekten veya saldırmaktan çekiniyorlardı. Böylece bu savaştan da müslümanlar kazançlı çıkmış oldular. Mute savaşında 12 müslüman şehit düşmesine rağmen, düşman ölülerinin sayısı bilinmemektedir. Ancak çok olduğu kesindir.


Kataloq: data

Yüklə 1,2 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   45   46   47   48   49   50   51   52   ...   62




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə