Sınıf olgusu, sosyal gerçeklik ile gerçekliği analiz etmeye yönelen sosyal bilimler arasında süreklilik arz eden gerilim alan



Yüklə 275,03 Kb.
səhifə3/5
tarix31.10.2017
ölçüsü275,03 Kb.
1   2   3   4   5
> etrafında toplanmak zorundadırlar” (Avcıoğlu, 1962c:3).

Yön hareketi içinde bulunanlar sermaye birikiminin kendine içkin gelişmesinin sınıf merkezli analizini yapamadıkları ölçüde, Türkiye’deki gelişmeleri ve gelişmenin olumsuz sonuçlarını Kemalist kadroların başarısızlığına bağlayacaklardır.19

“Böylece, Atatürk devrimlerinin yarattığı, fakat halktan zamanla uzaklaşan, bürokratlaşan devrimci kadro tesirsiz hale gelmiş, onun yerini toprak ve sermayeye dayanan sosyal gruplar almıştır”(Avcıoğlu,1962b:3).

Devrimci kadroların hatalarına ilişkin vurgular, dönüştürme mantığının açmazlarını içeriyor. Çözümleme dilinde sınıf kavramları kullanılmakla birlikte, toplumsal ilişkilerin sınıf temelli tanımlanmasından uzak duruluyor.

“O tarihlerde [1920’ler] Türkiye’de Batı anlamında sınıflar yoktu. Fakat yine de üretim araçlarını ellerinde tutan, bu sayede emekçileri sömüren sınıflar vardı. Halkçı bir politikanın hareket noktası, sınıf gerçeğini kabul etmek ve sınıf tezatlarını kaldırmaya çalışmak olmalıydı” (Avcıoğlu,1962d:3, vurgular bana ait).

D.Avcıoğlu aynı yazısında, devletçiliğin hiç bir zaman halkçılığı gerçekleştirme vasıtası olarak kullanılmadığını belirtiyor. Çok daha önemli bir nokta bu analizlerde, devlet sınıflar üstü ya da sınıfların dışında bir aktör olarak tanımlanmasıdır. Çelişkili olan şu ki, aynı yazarlar çalışmalarında devletin sınıflar aracılığıyla nasıl biçimlendiğini anlatıyor.

“Kurtuluş savaşı sırasında, işgal kuvvetleri ve Saray ile işbirliği halinde yaşıyan büyük iş çevreleri, 1924’te Ankara Palası istila etti” (Avcıoğlu,1962d:3).

Yön hareketi Türkiye’de kapitalizmin kendine özgü bir dinamiği olmadığına inandığı için, gelişmekte olan burjuvaziyi uluslararası sermayenin basit bir aktörü olarak tanımlar.

“II. Dünya Savaşından sonra.... Türkiyenin gelişmesi zengin kapitalist memleketlerin lütuf ve iştahlarına terkedilmiştir. ..... Gerçekten de dış yardım büyük yabancı monopollere avantajlı pazar sağlamaya ve Türkiye’de de bu monopollere tabi bir burjuva sınıfı geliştirmeye yönelmiştir” (Avcıoğlu, 1962e:20).

Bir yandan sınıf gerçeği kabul edilirken, diğer yandan bu gerçekliği ortadan kaldırmak için devletçilik ve halkçılık gibi uygulamalar öne çıkarılıyor. Yön hareketi aynı dönemi analiz ederken sınıfsal bir çerçeve kullanan ve gerçekliği dönüştürmek için sınıfsal bir alternatif öneren Türkiye İşçi Partisi’ni eleştirmektedir.

“Sınıf önderliği davasının ön plana alınması, memleketin bugünkü objektif şartları göz önünde tutulursa, kuvvetleri dağıtmaktan başka bir işe yaramaz”(Avcıoğlu,1962e:16).

Avcıoğlu’na göre “TİP idarecilerinin, Türkiye’nin gelişme safhasını, sosyal kuvvetlerin durumunu ve mevcut ortamı göz önünde tutmadan sınıf önderliği meselesini en önemli mesele olarak” (Avcıoğlu, 1962e,20) ileri sürmeleri anti-emperyalist mücadele için gerekli “milliyetçi cephenin” kurulmasını olumsuz yönde etkileyecektir (Avcıoğlu, 1967f:16).

Yön hareketinin genel söylemi, sınıf gerçeğinden kaçınarak, “milliyetçi”, “devletçi” “halkçı” söylemler ile kalkınmanın gerçekleşeceğini ifade etmiştir. Kalkınmacılık söylemi belirli bir nesnel güçe atfen formüle edilmediği ölçüde, nesnel güçlere rağmen ‘kalkınma’ vurgusu öne çıkacaktır. Bu gelişmeyi sağlayacak güçler sınıf olarak tanımlanmıyorsa, “belirli kadrolar” ve bu kadroların “voluntarist” müdahaleleri belirleyici olacaktır (Gülalp, 1987:97).

Yön hareketi sosyalizmi ve kapitalizmi kalkınma için bir stratejiye indirgemiştir. Sosyalizm kavramı da Ş.S.Aydemir’in Yön’de B.Boran’ı eleştirmek üzere ele aldığı yazıda, “azgelişmişlik sosyalizmi”, “Türkiye sosyalizmi”, “memleket sosyalizmi, ya da “sosyal milliyetçilik” kavramları ile tanımlanmıştır (Aydemir, 1962:20).

B.Boran bu egemen muhalif söyleme karşılık Vatan gazetesinde (22 Ağustos 1962) sosyalizmin “her şeyden önce bir işçi sınıfı ideolojisi” olduğunu vurgulayacak ve Türkiye’de sosyalist aydınların “sosyalist harekette işçi sınıfına gereken önemi vermediklerini” belirtecektir. Boran’ın bu eleştirisini Ş.S.Aydemir şu cümlelerle karşılayacaktır:

“Azgelişmiş, memleketçi ve milliyetçi sosyalizmlerde sınıf önderliği davası sağlam bir dava değildir. Çünkü bu memleketler henüz az gelişmiş bir kapitalizm ve bazı yerlerde kapitalizm öncesi safhasındadır. Gaye sınıf kavgası, sınıf önderliği, sınıf diktatörlüğü davası olmaktan ziyade aydın bir fikir hareketi etrafında milletin sosyal adalet ilkelerini sosyal mücadeleyi benimsemiş bütün aktif tabakalarını bu hareket etrafında birleşmektir” (Aydemir, 1962b:20).

Aydemir savunmasını 1930’lardaki sınıftan kaçışa olanak verecek argümanlarla süslemiş, Atatürk’ün “imtiyazsız ve sınıfsız bir millet olma” çabasını ısrarla tekrarlamıştır. B.Boran’ın Aydemir’e verdiği cevap, sınıftan kaçış yönelimli analiz ve eğilimlere karşı verilmiş anlamlı bir eleştiri olmuştu. Türkiye’de Burjuvazi yok mu? başlıklı yazıda:

“Batı’daki gibi bir burjuva yoktur ama batı anlamında bir burjuvazi vardır ve gelişmektedir... Sosyal sınıfları önce kendi toplumlarına nisbetle değerlendirmek gerekir ve bizim burjuvazimiz de bizim toplumun çapına göre bir burjuvazi. Bugünkü politik düzenin ise bu burjuva sınıfına dayandığı ve onun yararına olduğu apaçık...... [P]lanlama, devletçilik,vergi reformu hep özel teşşebüs için”(Boran,1962:9).

B.Boran 1964 yılında Sosyal Adalet dergisine yazdığı makalede “kalkınma ve aydınlar sorununu sınıfsal bir açıdan analiz ederken, Türkiye’de burjuvazinin gelişimine ilişkin ilişkisel ve sermaye birikimi temelli bir ele alışın olanaklarını sergilemiştir:

“..[T]icarette, ve az ölçüde sanayide, kapitalist ilişkiler ve sermayeci sınıf geçen yüzyılın ilk yarısından bu yana önceleri yavaş, Cumhuriyet devrinde daha hızlı bir tempo ile gelişmeye başladı. Bu işçi sınıfının da aynı zamanda belirip gelişmesi demekti tabii”(Boran,1964:9).

B.Boran Yön dergisinde yer alan Türkiye’de burjuvazinin yokluğu yönündeki düşüncelerin sadece yanlış değil, aynı zamanda zararlı olduğunu belirtiyor. Boran’a göre sorun sadece akademik bir sorun değildir. Böyle bir yaklaşımın pratik aksiyon açısından önemli neticeleri vardır.

“Türkiye’de batı anlamında hususi mülkiyet ve burjuvazi yoksa, tabii o zaman burjuvazinin karşı kutbu işçi sınıfı da yok demektir. İşçi sınıfı olmayınca da, bir işçi sınıfı ideolojisi ve hareketi olarak sosyalizm söz konusu olmayacaktır. O zaman sosyalizm, toplumda gerçek bir dayanak ve kuvvetten yoksun havada kalmış bir takım<



Yüklə 275,03 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə