SuriYE’deki İÇ savaşin toplumsal ve küresel etkileri



Yüklə 61,99 Kb.
tarix19.01.2018
ölçüsü61,99 Kb.
#39413

SURİYE’DEKİ İÇ SAVAŞIN TOPLUMSAL VE KÜRESEL ETKİLERİ

Hasan KALA1

Akın ÜÇOK2

Özet

2010 yılında, Tunus’ta bir gencin polis şiddetinden dolayı kendini yakması başta Tunus olmak üzere tüm Arap toplumlarında kısa sürede yayılan bir toplumsal ayaklanmaya dönüştü. Genel olarak toplumları yöneten idarecilere karşı bu kalkışma “Arap Baharı” olarak isimlendirildi. Başlangıçta, toplumsal kalkışmalar başarılı gözükseler de, mücadelelerin uzaması ve çok farklı mecralara kayması gibi nedenlerle muhalif hareketlerin aleyhine gelişen durumları ortaya çıkmıştır. 2016 yılına gelindiğinde, Orta Doğu’da ümit edilen toplumsal değişimlerin ve özgürlüklerin tam aksine “Arap Baharı” öncesini aratan trajedilerin yaşandığı görülmektedir. Bu trajedilerin en büyüğü de kuşkusuz Suriye’de yaşanmaya devam etmektedir. İç savaş boyunca milyonlarca insan yaşamını yitirirken, milyonlarcası yaşadıkları ülkeyi terk ederek çok zor koşullarda başka ülkelerde yaşam mücadelesi vermektedir. Suriye’deki iç savaşın başta Suriye halkı ve toplumu olmak üzere Türkiye başta olmak üzere çevre ülkeler, AB ve küresel anlamda olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Ortaya çıkan bu olumsuz sonuçlar tüm Dünya’da; etnik, din, kültür ve tarih temelli büyük ayrışmalara neden olmuştur. Bu çalışmayla birlikte Suriye özelinde; Orta Doğu’nun son yüzyılı, yaşanan sorunlar Arap Baharına gelen süreç ve Arap Baharı ile yaşanan olayların yerel ve küresel etkileri analiz edilecektir.



Anahtar Kelimeler: Orta Doğu, Arap Baharı, Suriye, Toplumsal ve Küresel Etki,

Social and Global Impact of the Civil War in Syria

Abstract

In 2010, in Tunisia, self immolation of a youth man because of violance of a policeman led to rebellion in a short time. In general, this rebels against governments named as “Arab Spring”. Even though these rebellions was seemed to be successful the process developed against opponents’ out of countenance. Since, fight was prolonged and focus of rebels moved to different points. When year of 2016 is scrutunized, in the middle east, contrary to the expected change and freedom the citizens in the region wishing to return before the “arab Spring” period because of experienced tragedies. Undoutably, the worst events are still happening in Syria. Millions of people died and left the country. In difficult conditions they are trying to survive. Civil war; particularly Syria, including the community, Turkey, neighboring countries, the EU and globally have revealed negative results These negative results end up with serious segregations based on ethnicity, culture and history. The aim of

this study is to analyze last century of Middle East in respect to Syria, experienced issues before, during and after the “Arab Spring” and their local and global impacts.

Key Words: Middle East, Arab Spring, Syria, Social and Global Impacts

Tarihi Süreç İçerisinde Orta Doğu

Orta Doğu coğrafyasında beşeri yaşam ilk insanın varlığına kadar uzanmaktadır. Tarihteki kadim medeniyetler bu coğrafyada doğdu ve gelişti. Tarihe damgasını vuran sosyo-ekonomik ve bilimsel tüm gelişmelerin macerası Orta Doğu’da başladı. Yer altı ve yer üstü zenginlikleri Orta Doğu’yu sürekli cazibe merkezi haline getirdi. Orta Doğu, jeopolitik ve jeostratejik özellikleri yönüyle Dünya’nın tam merkezinde bulunmaktadır. Kara ve deniz ticaret yollarının Orta Doğu’dan geçmesi bölgeyi jeopolitik olarak önemli kılmaktadır. Orta Doğu 3 semavi dinin doğduğu yer olarak bilinirken, 3 dine ait tüm kutsal mekanlar da burada yer almaktadır. Orta Doğu’da kurulan medeniyetler tarih boyunca gücün, medeniyetin ve zenginliğin sembolü olmuşlardır. Yazıyı Dünya medeniyetine kazandıran Sümerler, Asma bahçeleriyle ünlü Babiller, dünya ticaretine önemli katkılar sağlayan Asurlular Orta Doğu ve Dünya tarihinde önemli izler bırakmışlardır. Sümerlerin Ziggurat adını verdikleri tapınaklarında gökyüzünü incelemeleri bilimsel çalışmaların temelleri adına da oldukça önemlidir.

Tüm bu olumlu özelliklerinin yanında tarihin en kanlı mücadelelerinin de Orta Doğu coğrafyasında yaşandığı bilinen bir gerçektir. Günümüzde de devam eden bu sorunlar daha uzun yıllar yaşanmaya devam edecek görünüyor. Orta Doğu’da; farklı etnik unsurların, dinlerin ve dillerin var olması bölge içinde sürekli hakimiyet mücadelesi ortaya çıkarırken, bölgede bulunan özellikle petrol rezervleri uluslar arası güçlerin hakimiyet isteğini de arttırmaktadır. Gerek bölge ülkelerinin; karışık etnik, mezhepsel ve dini yapılarından kaynaklanan mücadele durumu gerekse dış güçlerin hakimiyet amacıyla ülkeler üzerinde planladıkları savaş ve sorun stratejileri Orta Doğu coğrafyasında büyük sorunların ve savaşların ortaya çıkmasına neden olmaktadır (Hurewitz, 1969: 72). Orta Doğu ülkelerinde çok kültürlü ve dinli yapıların barış içerisinde yaşayamamalarının başlıca nedenleri; bölge halkının sosyo-ekonomik anlamda fakirlik içerisinde olması, eğitim imkanlarının oldukça yetersiz olması, yaşanan acıların sosyal miras yoluyla büyüyerek gelecek nesillere kin mirası olarak aktarılması şeklinde sıralanabilir. Bunlara ek olarak uluslar arası sermaye ve politik güçlerin bölgeye sosyo-ekonomik anlamda hakim olabilmek amacıyla bölgeyi sürekli olarak karıştırmaları da önemli nedenler arasında sayılabilir.

18. yüzyılda Avrupa’da başlayan sanayi devrimi ile birlikte üretimin artması beraberinde daha fazla enerji ihtiyacını ortaya çıkarmış. 1869’da Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla birlikte Orta Doğu’nun zengin enerji kaynakları Batı tarafından daha tanınır ve önemli hale gelmiştir. Tüm bu gelişmeler Orta Doğu’nun daha da karışmasına neden olmuştur. Bölgedeki farklı unsurlar dış güçlerinin etki alanıyla birlikte daha güçlü bir mücadelenin içerisine girmişlerdir.

Orta Doğu’nun karışıklık yaşadığı dönemler ve özelliklerine dikkat edildiğinde bazı dönemlerin ön plana çıktığı anlaşılmaktadır. Orta Doğu coğrafyasında 16. Yüzyıldan itibaren Osmanlı hakimiyeti başlamış ve bu hakimiyet 1919 yılında gerçekleştirilen Paris Barış Konferansına kadar devam etmiştir. 1919 yılından itibaren İngiliz ve Fransız’ların hakimiyetine giren Orta Doğu 1950’lere doğru bağımsız olmaya başlamıştır. Fakat, elde edilen bu bağımsızlık; gerek farklı antik ve dini yapıların olması gerekse uzun yıllar bir devlet geleneği oluşturmamış olması bölgeyi dış güçlerin politik, ekonomik, güvenlik açıdan kontrol alanı haline getirmiştir. 1980-1989 Irak-İran Savaşı, 1991 yılında Irak’a yönelik operasyonun başlaması ve 2003 yılında Irak’ın işgal edilmesi, 2004 yılında daha kapsamlı bir plan dahilinde G-8 ülkelerinin “Büyük Orta Doğu Projesi”ni başlatmaları ve son olarak da 2010 yılından itibaren “Arap Baharı” ile birlikte stratejik olarak oluşturulan alt yapının fiziki mücadeleye dönüşmesi dönemi başlatılmış oldu (Mutlu, Taş, Akpınar, 2012: 6).

Arap Baharı

Orta Doğu’nun tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insanın bu topraklarda yaşaması, ilk toplulukların, ilk devletlerin buralarda kurulmuş olması Orta Doğu’yu daha önemli bir noktaya taşımaktadır. Orta Doğu; yeraltı ve yer üstü kaynakları açısından zengin olmasının yanında üç semavi dinin kutsal saydığı mekanları da içerisinde barındırmaktadır. Bazen enerji kaynaklarına hakim olma arzusu, bazen dinler üzerinden kurgulanan mücadeleler, adı ne olursa olsun Orta Doğu farklı zamanlarda ve farklı nedenlerle sürekli karışmaktadır. Bu karışıklıklar sonucunda yine bedeli bu coğrafya ve burada yaşayan insanlar ödemektedir. Orta Doğu coğrafyasında, Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyeti esnasında uzunca bir süre sorun yaşanmamıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasıyla birlikte bölge çok büyük savaşlar ve acılar yaşanmıştır. Orta Doğu; çeşitli kültürel, maddi, manevi ekonomik zenginliklere sahiptir. Bu zenginlikler sürekli Orta Doğu’nun dışardan ve içeriden karıştırılmasına neden olmuştur (Şenol ve Kala, 2014: 108).

Orta Doğu ülkeleri, 1946’dan sonra Fransız ve İngilizlerin bölgeden çekilmesiyle birlikte uzunca bir süre iç karışıklıklar yaşadı. Çok sayıda askeri darbeler gerçekleşti ve ülkelerde; sosyo-ekonomik ve siyasal alanda bir istikrar sağlanamadı. Suriye’de de durumun diğer Orta Doğu ülkelerinden farklı olmadığı görülmektedir. 1970 yılında orduda general olan Hafız Esad’ın yapmış olduğu darbeyle yönetimi ele geçirmesi uzun yıllar Suriye’nin yönetiminde sadece Hafız Esad’ın rolünü ve etkisini ön plana çıkarmıştır. Diğer ülkelerde de olduğu gibi Hafız Esad Suriye’sinde de demokrasi, özgürlük ve sosyo-ekonomik kalkınmadan bahsetmek oldukça güçtür. İnsanlar, genel olarak baskıcı yönetimlere karşı oldular fakat bir çözüm yolu üretmeme çaresizliğini de yıllarca yaşadılar. Bir yandan idarecilerin baskıları bir yandan dış güçlerin planları bölge halkı için artık çekilmez bir noktaya ulaşmıştı.

Tarih 2010 yılını gösterdiğinde, Tunus’ta üniversite öğrencisi olup aynı zamanda seyyar satıcılık yapan Bouzizi’nin tezgahının polis tarafından parçalanmıştır. Tezgahının parçalanması ile birlikte kendisinin de kadın bir polis tarafından tokatlanması bardağı taşıran son damla oldu. Bouzizi bunun üzerine kendini yaktı ve hayatını kaybetti. Bu olay tüm Dünya’da “Arap Baharı” olarak anılan ve kısa sürede bütün Orta Doğu ülkelerine yayılan büyük bir ayaklanmaya dönüştü. Bu ayaklanma adeta yıllarca süregelen baskıcı yönetimlerin gitmesi adına bir umut olmuştu Orta Doğu haklarında. Nitekim, başlarda Libya ve Mısır’da sonuç alınan bu mücadeleler Libya’da Kaddafi’nin, Mısır’da Mübarek’in, Tunus’ta Zeynel Abidin Ben Ali’nin devrilmesine yol açmıştır (Akbıyık ve Öztürk, 2012: 1005). Fakat aynı durum Suriye için söz konusu değildir. Suriye’de Beşar Esad’a karşı girişilen mücadelenin beklenenden daha uzun sürmesi, muhaliflerin gücünü kaybetmesine neden olurken, Rusya ve İran’ın Esad’ı desteklemesi durumu çok sorunlu bir noktaya sürüklemiştir. 15 Mart 2011 yılında başlayan iç savaş aradan 5 yıl geçmesine rağmen bitmek yerine Suriye’yi ve bölgeyi içinden çıkılmaz sorunların içerisine atmıştır. Suriye’deki savaş sadece Suriye’de kalmamış etkileri başta bölge ülkeleri olmak üzere, Türkiye, Rusya, İran, AB ülkeleri ve tüm dünyayı olumsuz etkilemiştir. 5 yıllık iç savaş süresince milyonlarca insan öldürülmüş ve yerlerinden çıkarak başta Türkiye olmak üzere başka ülkelere göç etmişlerdir. Yaşanan bu büyük göç hareketliliği gidilen ülkelerdeki sosyo-ekonomik ve güvenlik durumlarını da olumsuz etkilemiştir (Hallıso, 2011: 2-3).



Suriye’de Yaşanan İç Savaşın Toplumsal ve Küresel Etkileri

Suriye 1918 yılında Osmanlı hakimiyetinden çıkıp Fransız’ların işgali altına girmiştir. Bu işgal 1946 yılına kadar devam etmiştir. Uzun yıllar Fransız işgalinde kalan Suriye’de 1946 yılından 1970 yılına kadar birçok darbe yaşanmıştır. Suriye’de bu süreçte üzerinde uzlaşılan bir yönetim sistemi kurulamamıştır. Bunun en önemli nedeni Suriye’nin içinde barındırdığı çeşitli ırk, din, mezhep türleri olarak gösterilebilir. Ülke ekonomisi, büyük bölümünü Hristiyan’ların oluşturduğu orta sınıfın kontrolü altındaydı. Bu da toplam nüfusun yaklaşık % 15’ine denk gelmekteydi. Yaklaşık 30 yıllık Fransız işgali esnasında günden güne Suriye’de milliyetçilik fikri Batı düşmanlığı artış gösterdiği anlaşılmaktadır (Ülger, 2011: 25-28). 1952 yılında Mısır’da Cemal Abdülnasır’ın darbeyle yönetimi ele geçirip sosyalist ve milliyetçi çizgide bir yönetim anlayışı benimsemesi başta Suriye olmak üzere diğer Arap devletlerini de etkilemiştir. 1958 yılında Cemal Abdülnasır liderliğinde Birleşik Arap Cumhuriyetini oluşturan Mısır ve Suriye arasındaki bu yapı Mısır’ın Suriye’yi kendilerine bağlı bir şehir gibi görmeye başlamasıyla birlikte sorunlu bir hale dönüştü (Harri, 1962: 120-125). Fransızların işgalinden kurtulan Suriye’de 1950’den itibaren gerek orduda gerekse siyasi partilerin içerisinde Baas partisine mensup kişiler gizliden gizliye yerleşmeye ve faaliyetler yürütmeye başladılar. Suriye’de 1963’de yaşanan darbe ile yönetimi Baas Partisi ele geçirmiş ve günümüze kadar ülkeyi yönetmiştir. 1970 yılına kadar Baas partisi içerisinde partiye hakimiyet mücadeleleri yaşanmıştır.

1970 yılında Hafız Esad mücadeleyi kazanarak Suriye’yi ölene kadar kendi verdiği kararlar doğrultusunda yönetmiştir. Hafız Esad’ın, yönetiminin ilk yıllarından itibaren kendisine muhalefet edenlere karşı sert bir tutum içerisine girdi ve onları sindirme ve yok etme yolunu tercih ettiği anlaşılmaktadır (Ülger, 2011: 28-30). Hafız Esad ve sonrası dönemdeki Baas Partisi’nin ideolojik yapısı milliyetçilik ve sosyalizm karışımı bir özellik gösterirken, sosyalizmin milliyetçiliğin çok daha önünde olduğu görülmüştür. Hafız Esad ve oğlu Beşar Esad dönemlerinde diğer Arap ülkelerinin aksine Rusya ve İran’la yakınlaşma politikası izlenmiştir. Gerek Hafız Esad gerekse Beşar Esad döneminde ülke yönetiminde hakim olan taraf Nusayriler olmuştur. Nusayriler, başta Müslüman kardeşler olmak üzere Sünni’lere karşı ağır baskı uygulamıştır. Bu baskının en somut ve trajik örneği 1982 yılında Hama katliamı ile yaşanmıştır. 1982 yılında Müslüman kardeşler Hama şehrinde Hafız Esad’a karşı ayaklanma başlatmışlar ve bu ayaklanma çok sert bir şekilde bastırıldı. Önce havadan bombalanan şehir ardından tank ve top atışlarıyla yerle bir edilerek, muhaliflerin yaşama ihtimaline karşılık kimyasal silah dahi kullanılmıştır. Suriye insan hakları komisyonunun değerlendirmesine göre Hama şehrinde yaklaşık 40.000 kişi öldürülmüştür. Bu katliamdan sonra Müslüman kardeşler üyeleri Suriye dışına çıkmış bir kısmı da faaliyetlerini gizli devam ettirmişlerdir (Tüysüzoğlu, 2012: 383-386).

Arap Baharı Suriye’de çok farklı bir noktaya gelmekle kalmayıp tüm bölgeyi hatta Dünya’yı içinden çıkılmaz bir sorunlar bütünün içerisine attı. Suriye toprakları içerisinde muhalif gruplardan birçoğu çok uluslu savaşçıları barındırırken birçok terör örgütünün de Suriye’deki boşluktan ve iç savaştan yararlanarak güçlendiklerinden ve eylemlerini arttırdıklarından söz edilebilir. Suriye’de yaşanan iç savaşın en başta Suriye’ye sonrasında başta Türkiye olmak üzere tüm dünyaya oldukça olumsuz sonuçları olmuştur. Bu olumsuz durumlar her geçen gün artarak devam etmektedir. Suriye savaşı ile ortaya çıkan sorunlar; güvenlik, eğitim, sağlık ve sosyal olarak başlıklara ayrılabilir. Bu sorunlar, Suriye’de olduğu kadar çevre ülkelerde hatta dünyanın birçok ülkesinde yaşanmakta ya da hissedilmektedir.



İç Savaşın Sosyal Etkileri

Suriye’de yaşanan iç savaşın demografik ve sosyal olarak büyük sorunlar ortaya çıkardığı bilinmektedir. Savaşın başladığı 2011 yılından bu yana Suriye’de çok büyük insan kayıpları yaşandı. Milyonlarca insan hayatını kaybederken milyonlarca insanında yerlerinden olduğu, yerleşim yerlerinin, hastanelerin, okulların, ibadet yerlerinin yerle bir edildiği görülmektedir. Suriye içerisinde birçok etnik ve dine mensup insanların bulunması ve savaş süresince insanların birbirlerine zarar vermeleri de sosyal anlamda uzun yıllar düzeltilemeyecek düşmanlık ve nefretlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Aşağıdaki veriler Suriye’deki savaşın yol açtığı sosyal ve demografik sorunları göstermesi açısından oldukça önemlidir.



Tablo: Suriye’deki İç Savaşın Etkileri




Toplam

Çocuk

Savaştan Önceki Nüfus

21.500.000




Suriye’den Göç Eden Sayı

4,366,863

2,296,955

Savaştan Etkilenen Sayı

13.500.000

6.000.000

Yerinden Olmuş Sayı

6.500.000

2.800.000

Suriye’de Zor Şartlarda Yaşayan Sayı

4.490.000

2.000.000

Kaynak: www.unicef.org.tr

Savaşta ölenlerin sayısı 500 bin civarına yaklaşmıştır. Ölenlerin yaklaşık 20 bininin çocuk olduğu bilinmektedir. Unicef, Suriye’de bulunan iki milyondan fazla çocuğun savaş bölgesinde bulunduğu ve hiçbir şekilde bu çocuklara ulaşılıp yardım yapılamadığını vurgulamaktadır. Suriye’li göçmenlerin en çok göç ettikleri ülkeler Türkiye ve Lübnan olarak sıralanabilir. Lübnan’a nüfusunun beşte bir oranında Suriye’linin göç ettiği anlaşılmaktadır. Suriye’de toplam yerinden ayrılan nüfus 11 milyon civarındadır. Aralık 2015 verilerine göre en fazla Suriye’linin bulunduğu ülke Türkiye’dir. Türkiye’de 2,5 milyondan fazla Suriyeli yaşamaktadır. Bu Suriyelilerin sadece 263 bini kamplarda yaşamaktadır. Geri kalanlar ise Türkiye geneline dağılmış durumdalar ve tam anlamıyla kontrol altına alınabilmiş durumda da değiller. Suriye dışında herhangi bir ülkede kamp dışında yaşayan Suriyeli çocuk sayısı 2 milyon 250 bin civarındadır. Türkiye’de yaşayan toplam Suriyeli çocuk sayısı yaklaşık 1 milyon 400 bindir.



İç Savaşın Ekonomik Etkileri

Dünya üzerinde yaşanan savaşlar öncelikle ekonomiyi etkilemektedir. Savaş bölgelerinde ekonomik faaliyetler kısa bir sürede durma noktasına gelir. Güvenliğin olmadığı yerlerde ekonomik faaliyetlerde gerçekleştirilemez. Savaşın yaşandığı ülkeler ekonomik olarak doğrudan etkilendiği gibi komşu ülkelerde süreç içerisinde ekonomik olarak olumsuz etkilenir. Suriye iç savaş öncesinde komşu ülkeleriyle önemli bir ticari potansiyele sahipti. Özellikle, Türkiye ile Suriye arasında gerçekleştirilen ticaret 2012 yılı verilerine göre 5 milyar dolar civarındaydı. Yılda yaklaşık 500 bin araç Türkiye’den Suriye’ye ticaret amaçlı geçiş yapmaktaydı. Başta Türkiye’nin güney illeri olmak üzere Suriye’deki iç savaş Türkiye genelinde önemli ekonomik kayıplara neden olmuştur. 2010 yılında Türkiye ile Suriye arasındaki ticaret hacmi 2,3 milyar dolarlar düzeyine çıkarken bu oranının savaşın başlamasıyla birlikte 2012 yılında 0,5 milyar dolara gerilediği günümüzde ise 2015 yılı verilerine göre ithalat ve ihracat dahil sadece 500 bin dolar civarındadır (Tüik, 2016). Suriye’den savaş nedeniyle Türkiye’ye gelen Suriye’liler düşük ücretle çalışmaları Türkiye’de işsizlik oranlarında artış yaşanmasına neden olmuştur (Kaypak, Bimay: 2016, 95-96). Suriye’de savaşın başlamasından günümüze kadar birçok ekonomik faaliyet durdu ve sona erdi. Savaş esnasında gerçekleştirilen tahribatların düzeltilmesi, yıkılan şehirlerin, hastanelerin, okulların yeniden inşası da uzun yıllar alacak ve oldukça maliyetli olacaktır.



İç Savaşın Eğitim Üzerindeki Etkileri

Eğitim insanın; sosyal ve psikolojik açıdan gelişmesi, bireysel ve sosyal uyumunu güçlenmesi açısından son derece gereklidir. Eğitim, insanların doğumu ile başlayıp ölümüne kadar devam eden bir gelişme ve öğrenme sürecidir. Eğitim hakkı en temel insan haklarından birisi olarak değerlendirilmektedir. Gelişmiş ülkeler ile geri kalmış yada gelişmekte olan ülkeler kıyaslandığında en belirgin fark eğitim konusunda görülmektedir. İnsanlarına iyi eğitim imkanı sunan toplumlar başta bilim olmak üzere sosyo-ekonomik, bireysel ve toplumsal açıdan da gelişme gösterirler. Dünya üzerinde geçmişten günümüze eğitimi aksatan temel durumlar savaşlardır. Savaşlar ya da iç karışıklıkların yaşandığı coğrafyalarda insanların eğitim olanakları aksar ya da biter. İyi eğitim alamayan çocuklar ve bireyler her türlü sosyal tehditle karşı karşıya kalırlar ve zamanla sorunların parçaları olmaya başlarlar.

Emeviler döneminden itibaren Suriye önemli bir eğitim merkezi haline getirilmiştir. Özellikle, Arapça ve İslami ilimler eğitiminin iyi olması Türkiye’den de olmak üzere birçok ülkeden öğrencinin 2011 yılında başlayan iç savaş öncesinde eğitim almak amacıyla Suriye’ye geldikleri bilinmektedir. Savaş öncesinde, Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2005 yılında, Suriye’de yetişkinlerin % 80,8’inin gençlerinde % 92,5’inin okuma yazma bildikleri anlaşılmaktadır (Seydi, 2013: 218-225). Bu oranlar diğer Orta Doğu ülkelerinden çok daha yüksektir. Suriye’de, 2011 yılından beri devam eden iç savaş milyonlarca insanın yerlerinden olmasına neden olmuştur. Başka ülkelere göç eden Suriyelilerin bir kısmı kamplarda kalırken önemli bir kısmı kampların dışında çok kötü şartlarda yaşamaktadırlar. Kamplarda kalan çocuklar için eğitim imkanı sunulurken kamp dışında kalan çocukların eğitim durumları kontrol altına alınamamaktadır. 2011 yılında savaşın başlamasıyla birlikte günümüze kadar Suriye’de toplam 6 bin okul saldırıya uğramış bunların yaklaşık 3 bini yıkılmış diğerleri de ya rejim güçleri tarafından toplanma yeri ve hapishane olarak kullanılırken, mültecilerinde sığınma yerleri olarak kullanılmaktadır. Savaşın başladığı 2011 yılından bu yana 3 milyon civarındaki Suriyeli çocuğun eğitim alamadıkları bilinmektedir (Unicef, 2015). Suriye içinde 5-17 yaş arasında olup okul çağında olan çocuk sayıları ve okula gitmeyen çocuk sayısı; 2011/2012 döneminde 900 bin (toplam çocuk sayısının % 15’i) iken bu rakamın 2012/2013 döneminde 2,8 milyon (% 45) olduğu, 2013/2014 döneminde 2 milyon (% 35) iken 2014/2015 döneminde 2,1 milyona (% 40) çıktığı görülmektedir (Unicef, 2015). Bu kadar çocuğun eğitim alamaması başta kendileri için sonra da içinde bulundukları toplumlar açısından oldukça tehlikeli bir durumdur. Gerekli eğitimleri alamayan çocuklar; kötü alışkanlıkların, organize suç örgütlerinin ağlarına düşebilmektedirler. Türkiye’de yaşayan 500 bin civarındaki Suriyeli çocuğun eğitim alamadıkları görülmektedir. Bu rakamın; Lübnan’daki Suriyeli çocuklar için 180 bin, Ürdün’dekiler için 31 bin, Irak için 25 bin, Mısır için 4 bin olduğunu görmekteyiz (Unicef, 2016). 2015 yılı verilerine göre Suriye içinde yaklaşık 5,5 milyon dışında da 1,5 milyon çocuğun ve gencin eğitim ihtiyacı olduğu Unicef raporlarında yer almıştır.

İç Savaşın Sağlık Üzerindeki Etkileri

2011 yılından itibaren Suriye’de yaşanan iç savaşın en acı tablolarından biri de hastanelerin hedef alınması ve hastanelerin % 50’sinden fazlasının saldırıya uğraması olmuştur. Sistematik olarak hastanelere ve hastalara yönelik gerçekleştirilen saldırılar Suriye’de sağlık hizmetlerini yok denilecek kadar az bir seviyeye düşürmüştür (WHO, 2015). Bunca sorunun yanı sıra; ilaçların olmaması, salgın hastalıklar, temiz suyun olmaması ve düzgün beslenememe vb. durumlar sağlık sorunlarını daha kronik hale getirmektedir. Zaman zaman salgın hastalıklar ortaya çıkarken bunları tedavi edecek hastane, doktor ve ilaç imkanları da yok denilecek kadar azdır. Uluslararası yardım kuruluşlarının sürekli olarak Suriye’deki sağlık sorunlarına yönelik kampanyalar düzenledikleri ve sorunun çözümüne katkı sağlamayı amaçladıkları anlaşılmaktadır. Suriye’de; Dünya sağlık örgütü verilerine göre 500 civarında sağlık çalışanının tutuklu yaklaşık 15 bin doktorun başka bir ülkeye kaçtığı, 2011 yılından bu yana 1000’e yakın sağlık çalışanının öldürüldüğü anlaşılmaktadır. Dünya sağlık örgütünün 2015 yılında Suriye’ye 17 milyon tıbbi yardım malzemesi gönderdiği bilinmektedir (WHO, 2015).

Türkiye’de bulunan Suriye’li göçmenlere 5 yılda 15 milyon poliklinik hizmeti sunulmuştur. Ayrıca, 2013 yılında Suriye’de ortaya çıkan çocuk felci salgınından dolayı 1 milyondan fazla Suriyeli ve Türkiyeli çocuğa aşı yapılmıştır. Türkiye bu hizmetleri yerine getirirken Unicef ile de koordineli çalışmaktadır (Unicef, 2015).

Çevre Ülkeler, AB ve Küresel Etkileri

Suriye’de yaşanan iç savaş kuşkusuz en büyük sorunları Suriye halkına yaşattı. Bununla birlikte başta Türkiye olmak üzere komşu ülkelere gerek ticaret yapamamaktan kaynaklı ekonomik sorunlar gerekse milyonlarca insanın göç etmesiyle birlikte sosyal sorunlar ortaya çıkardı. Göçmen krizi AB’ni de acil kararlar almaya sevk etti. Çünkü Avrupa Birliği 2015 yılı içerisinde birden bire yüz binlerce mülteciyi kendi sınırlarında hatta topraklarında buldu. Bunun üzerine formüller geliştirilmeye çalışıldı çok fazla tartışılmakla birlikte Türkiye ile AB arasında mültecileri Türkiye’den göndermeme gidenleri de geri alma anlaşmaları imzalandı. Bunun karşılığında Türkiye’ye ilk etapta 3 milyar euro gibi bir paranın ödenmesi kararlaştırıldı. Kuşkusuz Suriye’deki iç savaşın en önemli yükünü Türkiye çekmektedir. Türkiye içerisinde neredeyse tüm illere dağılmış durumda olan Suriye’li göçmenler zaman zaman bulundukları yerlerde sosyal sorunların çıkmasına da neden olmaktadır. Çok kısa bir süre içerisinde bu kadar yoğun göç hareketliliği Türkiye’deki şehirlerin sosyolojisi üzerinde de olumsuz etkiler oluşturmuştur. Suriye’den gelen göçmenlerin düşük ücretler karşılığında çalışmaları Türkiye’de yapısal işsizlik sorununun artmasına neden olmaktadır.

Türkiye 2011 yılı öncesine kadar Suriye ile önemli ticaret anlaşmaları imzalamıştı. Hali hazırda da en uzun kara sınırının bulunduğu ülke olması yönüyle Suriye ile önemli bir ticaret hacmine sahipti. 2011 yılında savaşın başlamasıyla birlikte Türkiye’nin Suriye’de muhalifleri desteklemesi ve sınır bölgesinin kontrolünün PYD, İŞİD vb. terör örgütlerinin eline geçmesi ticareti bitirmiştir. Başta Güneydoğu Anadolu Bölgesi olmak üzere çok önemli ekonomik kayıplar yaşanmıştır.

Türkiye’ye kısa sürede çok fazla ve tam olarak güvenlik kontrolünden geçirilmeden giren insanların arasında başta İşid olmak üzere terör örgütü mensuplarının da bulunduğu ortaya çıkmıştır. 2015 yılı içerisinde başlayan ve 2016’da devam eden terör olaylarını bu ve benzeri sorunlarla birlikte değerlendirmek gerekebilir. Türkiye’de Suriye’lilerle evlenme vakalarında da önemli artışlar yaşanmıştır. Bu evlilik vakaları 2. yada 3. Eş olarak da gerçekleşmektedir. Tüm bu açılardan konu değerlendirildiğinde Suriye’li göçmenlere Türkiye’nin kapılarını açması oldukça önemli bir olay fakat bunlar yapılırken son derece dikkatli olunmalı güvenlik politikaları ve sosyolojik değerlendirmeler iyi yapılmalıdır.

Suriye’deki iç savaş aynı zamanda Dünya’da tehlikeli bloklaşmaların oluşmasına ve bu blokların hareketlenmelerine yol açtı. Suriye’nin yanında yer alan Rusya ve İran başta Türkiye olmak üzere AB ve ABD’ye önemli tehditlerde bulundular. Türkiye ve Rusya arasında Rus uçağının düşürülmesiyle başlayan kriz başta tarım ve turizm olmak üzere ekonomik sorunlara neden olmuştur. Her iki ülke arasında ilişkiler durma noktasına gelmiştir. Son günlerde Kilis’e sürekli İşid Suriye tarafından roketler atarken Türkiye hava gücüyle İşid’i bombalayamıyor. Bunun en önemli nedeninin Rusların hava Suriye hava sahasına girecek Türk uçaklarını vurma tehdididir (Yavuz, 2015).

Suriye’deki iç savaşın küresel etkileri değerlendirilirse ilk olarak karşımıza Suriye’deki siyasi ve güvenlik boşluğundan doğan yeni radikal terör örgütleri çıkmaktadır. Bunların başında tüm dünyaya korku salan İşid terör örgütüdür. İşid terör örgütüne Avrupa ülkelerinden de olmak üzere dünyanın bir çok ülkesinden katılımlar söz konusu olmuştur. Ayrıca Türkiye yıllarca PKK ile mücadele etti ve bu mücadelenin sonunda 2008-2011 yılları arasında terör örgütü bitirilme noktasına geldi. Suriye’deki iç karışıklıklarla birlikte PKK ve PYD kendilerine Suriye’de hareket alanı elde ettiler ve toparlanma sürecine girdiler.

Suriye’de, geçmişte Irak’ta yaşanan ve hala yaşanmaya devam eden Şii-Sünni çatışmaları başladı. Bu çatışmalar bölgedeki etnik mücadelenin kin ve nefrete dönüşmesi adına oldukça tehlikelidir.

Sonuç

Orta Doğu tarihin tüm dönemlerinde siyasi ve güvenlik olarak karışıklıklar yaşamıştır. Fakat günümüzde yaşanan sorunlar çok daha büyük sorunları da beraberinde getirmiştir. Özellikle “Arap Baharı” ile birlikte Orta Doğu’da neredeyse tüm ülkelerde çok büyük ayaklanmalar yaşandı. İlk zamanlarda bu ayaklanmalar bağımsızlık adına insanlara ümit verse de zamanla yerini çok büyük hayal kırıklıklarına ve katliamlara bıraktı. Milyonlarca insan yaşamını yitirirken milyonlarcası da yerlerini terk etmek zorunda kaldılar. Arap Baharı ile başlayan özgürlük mücadeleleri birçok ülkede kendi sınırları içerisinde kalırken Suriye’de bu sorun önce komşu ülkeler ardından AB ve dünyanın sorunu olma noktasına ilerlemiştir. Suriye’de yaşanan iç savaşla birlikte bölgede yeni terör örgütleri ortaya çıkarken bu örgütler zamanla uluslararası daha büyük ve acımasız eylemler yapabilme özellikleri kazandılar. Bu terör örgütlerinin öncelikli hedefinde Türkiye ve çevre ülkelerin bulunması bölgeye uzun yıllar huzurun gelemeyeceğinin işaretçisi durumunda. Sadece Orta Doğu değil tüm dünya buradaki terör örgütlerinin eylem yapılarından endişe eder hale geldiler.

Suriye’den milyonlarca insanın göç etmesi gittikleri ülkeleri toplumsal olarak zor durumlara soktular. Göçmenlerin gittikleri ülkelere uyum sağlayamamaları, eğitim olanaklarından yoksun olmaları, işlerinin olmaması, kültürel yabancılık gibi çok önemli yapısal sorunlar daha büyük ve derin sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Gerek Türkiye’nin gerekse tüm ülkelerin Suriye konusunda oldukça dikkatli davranmaları oldukça önemlidir. Aksi taktirde düzeltilmesi güç daha büyük sosyal sorunların ortaya çıkmasına neden olacaktır. Son dönemlerde Suriye’deki iç savaş üzerinden 3. Dünya savaşı senaryolarının yapılması da bunun en önemli göstergelerinden biridir. Suriye savaşı örneğinde de görüleceği üzere günümüzde savaşların çok geniş bir etki alanı olduğu söylenebilir. Sosyal, ekonomik, güvenlik, eğitim, sağlık vb. farklı alanlarda büyük sorunlar çıkabilir. Bu sorunların tekrardan çözülmesi de kolay olmamaktadır. Savaşlar günümüzde yeni sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu nedenle ülkelerin stratejilerini hazırlarken mümkün olduğunca savaş ve çatışma ihtimali olmayan seçenekler üzerinden hazırlamaları son derece önemlidir.

Kaynakça

AKBIYIK, N. Ve Öztürk, M. Sivil Toplum ve Sosyal Medya Perspektifinde “Arap Baharı” ve “Wall Strett’i İşgal Et” Eylemleri,Turgut Özal Uluslararası Ekonomi ve Siyaset Kongresi II, 2012.

Hallıso, F. Social Networks and The Arap Spring, Thinking Faith The Online Journal Of The British Jesuits, 2011.

Kaypak, Ş. Bimay, M. Suriye Savaşı Nedeniyle Yaşanan Göçün Ekonomik ve SosyoKültürel Etkileri: Batman Örneği, Batman Üniversitesi Yaşam Bilimleri Dergisi, Cilt 6, Sayı 1, 2016.

Maurici Harri, People and Politics in the Middle East, Princeton Hall, New Jersey, 1962.

Mutlu, K. Taş, R. Akpınar, M. Orta Doğu Raporu, ESSAM, Turgut Özal Üniversitesi Yayınları, Ankara, 2012.

J.C. Hurewitz, Middle East Politics: The Military Dimension, Frederic A. Praeger Publishers, New York, 1969.

UNICEF. 2015. Curriculum, Accreditation and Certification for Syrian Children in Syria, Turkey, Lebanon, Jordan, Iraq and Egypt. Amman.

Unicef, Türkiye’deki Suriyeli Çocuklar Raporu, 2016.

Ülger, İ. K. Suriye Baas Partisi İdeolojisi, Uluslararası Orta Doğu Kongresi Bildiri Kitabı Cilt 2, Ed. Çomak, H., Görentaş I. A. ve Özveri, D., Ekim 2012, Kocaeli.

Seydi, A. R. Türkiye’deki Suriyeli Akademisyen ve Eğitimcilerin Görüşlerine Göre Suriye’deki Çatışmaların Suriyelilerin Eğitim Sürecine Yansımaları, SDÜ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 30, 2013.

Şenol, D. Kala, H. Orta Doğu’nun Demokratikleşme Sürecinde Sosyal Medya ve Gençlerin Rolü Üzerine Sosyolojik Bir Değerlendirme, Uluslararası 1. Orta Doğu Sempozyumu Bildiri Kitabı 1. Cilt, Kasım 2014, Kırıkkale.

http://www.tuik.gov.tr/PreTablo.do?alt_id=1046, Türkiye’nin Ülkelere Göre Ticaret Hacmi, Erişim Tarihi: 01.06.2016.

Tüysüzoğlu, G. Arap Baharı ve Suriye, Uluslararası Orta Doğu Kongresi Bildiri Kitabı Cilt 2, Ed. Çomak, H., Görentaş I. A. ve Özveri, D., Ekim 2012, Kocaeli.


WHO, Five facts on the Syrian crisis and its impact on health, http://www.who.int/hac/crises/syr/releases/28january2016/en/ Erişim Tarihi: 01.05.2016.


Yavuz, C. Suriye’deki İç Savaşın Türkiye Ekonomisine Etkileri,http://devlet.com.tr/makaleler/y68-SURIYEDEKI_IC_SAVASIN_TURKIYE_EKONOMISINE_ETKILERI_.html Erişim Tarihi: 02.05.2016.

1 Yrd. Doç. Dr. Çankırı Karatekin Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü

2 Öğretim Görevlisi Kara Harp Okulu


Yüklə 61,99 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə