T. C. A.Ü. EĞİTİm biLİmleri fakültesi



Yüklə 77,32 Kb.
tarix27.10.2017
ölçüsü77,32 Kb.

T.C.

A.Ü. EĞİTİM BİLİMLERİ FAKÜLTESİ

EĞİTİM YÖNETİMİ TEFTİŞİ EKONOMİSİ VE PLANLAMASI ANABİLİM DALI

EĞİTİM YÖNETİMİ TEFTİŞİ EKONOMİSİ VE PLANLAMASI LİSANSÜSTÜ PRGRAMI

BİLGİNİN KAYNAKLARI

EĞİTİMDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ DERSİ ÖDEVİ

HAZIRLAYAN

DOĞAN DENİZ


ÖĞRETİM GÖREVLİSİ

Yrd. Doç. Dr. HASAN HÜSEYİN AKSOY


ANKARA

OCAK, 2005

İÇENDEKİLER

BİLGİ NEDİR? 1

TARİHSEL SÜREÇ İÇİNDE FELSEFECİLERİN BİLGİ KAYNAKLARINA İLİŞKİN DÜŞÜNCELERİ 1

A. Kuşkucular 3

- Bilgi kuramında kuşkucuları, kuşkuya götüren nedenler 4

- Kuşkuculuk Çeşitleri 4

B. Dogmatikler 5

GÜNLÜK YAŞAMDA BİLGİNİN KAYNAKLARI 7

SONUÇ 10

KAYNAKÇA 11



BİLGİNİN KAYNAKLARI

BİLGİ NEDİR?


Bilgiler kuşaktan kuşağa, denenerek , süzülerek gelen, dünyaya, insanların yaşamlarına, uğraşılarına, işlerine ,törelerine inançlarına ilişkin gerçeklerdir.

İnsan içinde bulunduğu ve yaşadığı dünyada çeşitli nesnelerle(varlıklarla) karşılaşır, onları algılamaya ve bilmeye çalışır.Bilinçli ve akıllı varlık olarak insan sahip olduğu farklı bilgi türleriyle karşılaştığı nesneleri bilmek ister insan bilme etkinliğinde bilen; yani özne; karşılaştığı nesneler ise bilinen; yani nesnedir, (objedir) bilme etkinliği, özne(bilen) ve nesne arasında oluşan süreçtir. Böyle bir etkinliğin sonucunda çıkan ürüne de bilgi adı verilir.(Çücen, 2000)

Bilgi, nesnenin kendisinden başlar. Duyularla algılanır. İnsan bilincinde çeşitli soyutlamalara ve bireşimlere uğrar. Kavramlaşır, ulamlaşır, yasalaşır, sonra yeniden doğaya, nesneye döner ve kendini pratikle denetler, doğrular. İnsan bilincinde kavramlaşan, ulamlaşan, yasalaşan yansı yeniden doğaya dönerek pratikle doğrulanamadıkça bilgi olmaz(Hançerlioğlu, l989,s.31)

Bilginin öznesi bilmenin sürecini yürüten insandır, insan içinde bulunduğu evrende karşılaştığı nesneleri tanır, duyularıyla algılar, kavrar-kavramlaştırır,soyutlar, birleştirir, yeniden nesneye dönerek kendini denetler ve bilgi denen ürünü oluşturur.

Bilgi insan bilgisidir. Böyle bir bilgi de genellikle anlıksal ve zihinsel bir etkinlik olarak anlaşılmıştır. Bilmek sözcüğünün yalın anlamı tanımaktır.

TARİHSEL SÜREÇ İÇİNDE FELSEFECİLERİN BİLGİ KAYNAKLARINA İLİŞKİN DÜŞÜNCELERİ


Platon için büyük soru BİLGİ NEDİR sorusuydu. Bilgi duyu algısı mıdır? Hayır-yalnızca duyulara(yani görünümlere) dayanmak yanlıştı. Bilgi bütünüyle zihinsel midir? Hayır- çünkü öyle olsaydı hata yapmak mümkün olmazdı. Öyleyse bilgi bütünsel bir duyunun(yani ruh ya da zihnin) rehberliğinde, algılayanla algılanan arasındaki bir etkileşimdi. Kimlik, farklılık, varoluş ve saygı gibi şeyleri kavrayan ruhtu.

Platon’dan sonraki felsefeci ve düşünürlerde bilgi, bilme, bilginin kaynakları üzerine düşünmeye devam ederek bilimsel bilginin deneyle bilgiye ulaşmanın birikimini hazırlamışlardır.



Kopernik(l473-l543) Yeni bir düşünce tarzı geliştirmişti. Kuramını gözlemle doğrulamaya çalışıyordu.

Montaigne(l533-92) Şeyleri nasıl bildiğimiz konusunda sürekli eleştirel inceleme fikrini yeniden insanlara tanıttı ona göre bilim adamlarının yaptığı şey “Bilgiyi keşfetmenin yeni yollarını bulmaktı.”Bilgiyi keşfetmenin yolu geçmişin birikimlerinden yararlanılarak keşfedildi. Bu yol deney yöntemiydi.

Bilgi güçtür diyen Francis Bacon’a göre de Dünya ve doğa üzerine bilgi arayışında deney ve gözlem çok önemliydi. Bilginin edinilmesinin yeni bir yöntemini ortaya koymakla birlikte, bilimsel bilginin ancak sonu gelmez deneylerden türeyebileceğini düşünüyordu” (Herkes İçin Felsefe)



John Locke (l632- l704) Plato’nun tümeller kuramına katılmıyor ve doğuştun gelen hiçbir fikri kabul etmiyordu. “Zihne fikirler yalnızca deneyimden gelir” diyordu. Locke’a göre yeni doğmuş bir çocuğun zihni beyaz Bir kağıt gibiydi. Çocuk bütün fikirlerini deneyimle kazanıyordu ve bunlar iki türlüydü.(1.Duyum fikirleri 2.Düşünce fikirleri) Duyum fikirleri basit fikirleri oluşturuyor, zihin bu dönemde edilgendi Zihin daha sonra etkin bir şekilde, basit fikirleri birleştirerek, yan yana getirerek ya da bunlardan soyutlamalar yaparak karmaşık fikirler oluşturuyordu.

Immanuel Kant (1724 – 1804) Kant’a göre bilgi, deneyimle kavramların bir sentezinin sonucuydu: Duyularımız olmasaydı nesneleri fark edemezdik, ama öte yandan anlayış gücümüz olmasaydı, bu sefer de onları kavrayamazdık. Bilgi edinme süreci algılamayı, hayal gücünü ve anlayış gücünü gerektiren birleşik bir süreçti: Duyarlılık ve anlayış, karşılıklı ilişki içindeydi

G.W.F. Hegel (l770-l831) de “Diyalektik düşünce sisteminde bilginin kaynağı olarak, tez, antitez ve sentez zincirini ortaya koymuştur.

19 YY’ın sonlarına doğru batı felsefesinde, akılcılığa ve bilimsel çözümlemeye karşıt yeni bir dalga yükseldi. Henri Bergson bilimin asıl bilgi kaynağı olduğunu reddetti ve sezginin daha önemli olduğunu savundu. Ona göre bilincin yaptığı yalnızca çözümlemekti. Bilim yaşamın özüne ulaşamazdı.



Sigmund Freud’da bütünüyle akılcı insan fikrini bilinçli özne anlayışını bir tarafa bırakmamız gerekir, diyordu. Ama gene de dürtüleri ve değişimlerini keşfetmenin yolları var demekteydi. Bu düşünceler felsefenin yeni bir bakış açısıyla daha uğraşması gereğini ortaya koyuyordu. Çünkü felsefe insanların nasıl düşündüğünü ve nesneleri nasıl bildiğini araştırırken ussallığı bir veri olarak kabul ediyordu. Birçok düşünür, psikoanaliz deneysel olarak test edilemediği için Freud’u gözardı etmeyi yeğledi.

Gottlob Frege (l848-l925): Akıl yürütme süreçlerini mekanikleştirme ve düşünme eylemini fazlalıklardan temizleme girişimini başlattı onunla başlayan mantıksal çözümleme “analatik felsefe” adı verilen ve günümüzde de hala popüler olan bir düşünce akımının oluşmasını sağladı.

Wittegenstein dünyanın Basit olgulardan oluştuğunu ya da mantık tümceleri kurmak için kullanılabilirdi. Dilin bunlar dışındaki hiçbir kullanımı olamazdı. Dolayısıyla bütün etik ve metafizik ifadeler saçmaydı.

Varoluşçluk (Edumund Hussel): Birinci tekil kişiye tutunmak gerekir. Kendi bilincinin bilgisi,emin olabileceğiniz tek şeydir Gerçek nesneleri aşıp deneyimin kendisi üzerinde odaklanmak gerekir. Her şeyi açık seçik olana indirgeme süreci yoluyla deneyimin özüne ulaşılır. Sonra zihnin nesnel işlevlerine yani mantıksal yapılara bakılır.

Günümüzde bilginin kaynakları konusunda; “doğru bilgi olanaklı mıdır? Sorusuna verilen yanıtlara göre, “Kuşkuculuk” ve “Dogmatiklik” olarak iki anlayıştan sözedilebilir.


A. Kuşkucular


Bu görüşü savunanlar, insanın kendinden bağımsız olarak var olan gerçekliğin bilgisini elde edemeyeceğini, kısaca insanın dış dünyanın bilgisini bilemeyeceğini öne sürerler;çünkü gerçekliğin bilgisini elde etmek için insanın bilgi yeteneği ve kapasitesi yeterli değildir(Çücen,2000 s.93).

Herşeyden kuşku duymayı savunan haliyle septisizm eleştiricileri, “herşeyden kuşku duyulmalıdır” önermesinin kendisinden de kuşku duyulabileceğini belirtirler(Özlem,l997 s.164).


Bilgi kuramında kuşkucuları, kuşkuya götüren nedenler


1. Günlük Deneyimler ve Duyumlar: Günlük yaşantılarımızda elde ettiğimiz deneyimlerimiz duyu verilerimiz üzerinde temellenir. Duyu verilerimiz ise çoğu zaman bizi yanıltmaktadır, öyleyse ilk bilgi kaynağımız olan duyular sıklıkla yanılgıya düşmemize yol açıyorsa, doğru bilgiden söz edilemez…

2. Bilimsel Bilginin Tarih İçindeki Gelişimi: Uzun yıllar doğru olarak kabul edilen bilimsel bilgilerin, yeni bilgilerle geçerliğini yitirmeleri, insanların doğru olarak kabul ettikleri bilgilerin yanlış duruma düşmesi.

3. Toplumsal veya Bireysel Görelik: Kuşkuculara göre evrensel bilgi olamaz. Çünkü bilgilerin doğruluğu zamana ya da toplumlara göre değişmektedir. Herhangi bir şey hakkındaki bilgi iki farklı toplumda farklı olabilir. Yine kişilere göre de bilgi göreli olabilir.

4. Varlığın Değişim İçinde Olması: Değişmeyen tek şey değişimdir, sözünde olduğu gibi var olan her şey bir oluş ve hareket içindeyse değişen varlıkların değişmeyen bilgisi de olabilir mi?

5. Aklın Farklı Yöntemler Kullanması: Gerçeğin bilgisine, bilginin öznesi olan insan aklının farklı yol ve yöntemlerle ulaşması; bizi hangi bilginin doğru olduğu konusunda kuşkuya düşürebilir.

Kuşkuculuk Çeşitleri


  1. Bir Tavır olarak Kuşkuculuk: Şüphe duymak, dogmatik olmamak, açık görüşlü ve hoşgörülü olmak anlayışının bir sonucudur. Eleştiriye ve hoşgörüye yer veren bir felsefi tavırdır. Kuşkuculuğu en iyi temsil eden Sokrates’tir. Sokrates var olan dinsel, ahlaki, siyasi ve bilimsel görüşleri eleştirerek, Atinalı gençleri sorgulayıcı düşünmeye davet etmiştir(Çücen, 2000 s.96).

  1. Bir Yöntem olarak Kuşkuculuk: Güvenilir bilgiye ulaşmak için kuşkuyu bir araç olarak kullanan anlayıştır. Kesin ve doğru bilgi elde etmenin yolu her şeyden kuşku duymakla başlar, kuşku duyulmayacak bilgi elde edilince de kuşku son bulur. Geçmişte bu yöntemi benimseyen iki ünlü felsefeci, Gazali ve Descartes’tir.



  1. Deney Dışı Bilgiye Dair Kuşkuculuk: Bu bilgi kuramına göre deneyin dışındaki her tür bilgiden kuşku duyulabilir; çünkü onların nereden geldiğini ve ne tür bir basit düşüncesi olduğunu bilemiyoruz.

  1. Aşırı Kuşkuculuk: Bilginin olanağı konusunda göreceliği savunmuşlardır. Bilginin toplumdan topluma, bireyden bireye, çağdan çağa değiştiğini ve aynı zaman sürekli bir oluş içinde olan varlıkların kesin ve değişmez bilgisinin olamayacağını kabul etmişlerdir.

B. Dogmatikler


  1. Bilgi Kaynağı Deneydir(Emprizm-Deneycilik):Bu görüşe göre insan zihninin doğuştan boş bir levha olduğudur. Levha boştur, ancak deneyimlerle dolma yetisine sahip bir donanımla doğar. İlk yalın izlenimlerin oluşturduğu düşüncelerle yavaş yavaş dolmaya başlar. Deneyler duyumlarla gerçekleşir. Yalın izlenimlerimiz duyularımızın verileri sonucu elde edilir. İlk izlenimler, bellek ve imgelemin işlevleri sonucu birleşerek, anlama yetimizle soyutlanarak bilgi olurlar.

Bilimsel yöntem, kendi fikirlerimizden bağımsız olan dış gerçeği belirlemede kullanılan süreçler bütünüdür. Bilimde izlenecek yol, ampirik bilime göre, deney sürecinden geçerek elde edilen bilgidir (Erdoğan, 2003 S.50).

Bilginin kaynağı deneydir, diyen görüşü göre matematik gibi bilgilerde deneyin ürünleridir(Çücen, 2000 s.104).



  1. Bilginin Kaynağı Akıldır: Duyular kesin, doğru ve evrensel bilginin kaynağı olamaz; çünkü duyular değişen şeylerin bilgisidir. Tüm nesneler hareket içindedir. Hareket ve oluş bize kalıcı ve değişmez bilgiyi veremez. O halde, değişmez bilgi ancak değişmez, hareketsiz ve sabit olan varlığın bilgisidir. Fakat böyle bir varlık duyu ve deneyin kapsamında bilinemez(Çüçen, 2000 s.105).

Bu anlayışta doğruların ve gerçeklerin kaynağı akıldır. Çünkü akıl bilgileri deneyden önce doğuştan getirdiğimiz değişmez doğrulardır. Akıl sayesinde bütün insanlar evrensel değerlere ulaşabilirler.

Akılcı felsefe insanın aklıyla muhakemesini insanın gerçekleri aramada ve bulamada temel amaç ve en yüksek güvenilir otorite olarak tanımlar iki tür düşünme süreci vardır. Tümdengelim ve tümevarım(Erdoğan, 2003 s.51)



  1. Bilginin Kaynağı Hem Deney, Hem de Akıldır: Bu görüşe göre hem deney hem de akıl bilginin kaynağıdır. Bunlardan yalnızca biri bilginin oluşması için yeterli olamaz. Duyumlarla başlayan deneyle elde edilen veriler, sonuçlar akıl tarafından kavranmalı, soyutlanmalıdır. Deneyle gelen algı, aklın kavram ve kategorisiyle işlenerek bilgi olur.

Kant’a göre bilgi deneyimle kavramların bir sentezinin sonucuydu. Duyularımız olmasaydı, nesneleri fark edemezdik, ama öte yandan, anlayış gücümüz olmasaydı, bu sefer de onları kavrayamazdık. Bilgi edinme süreci algılamayı, hayal gücünü ve anlayış gücünü gerektiren birleşik bir süreçtir. Duyarlılık ve anlayış, karşılıklı ilişki içindeydi.

  1. Bilginin Kaynağı Sezgidir: Bu görüşe göre akıl, zaman ve uzamla sınırlıdır. Dolayısıyla akılla, doğru, kesin ve sağlam, gerçek bilgiye ulaşılamaz. Doğru, kesin ve sağlam bilgiye sezgi gücüyle ulaşılabilir.

Bilginin kaynağını akılla, deneyle ve uzlaşımcı (hem akıl hem deney) bir tavırla açıklamanın yanı sıra, akıl dışı bir kaynakla da açıklamak mümkündür(Çüçen, 2000 s. 106)

Sözü edilen kaynak herkese özgü özellik olan sezgidir. Sezgi bir bütünü bir bakışla doğrudan kavrama ve sezip keşfetmedir. Sezgi bireyin öznel yaşantısında hissettiğidir.

Sezginin kaynak oluşu özellikle sorun seçiminde önem kazanır. Elbette, sezginin

Dayanağı ve geçerliliği, ideolojiyle yüklüdür, özneldir ve çıkarlarla ilgilidir. Fakat sezgi araştırma için bir başlangıç oluşturmada yardımcı olabilir(Erdoğan, 2003 s.53)



Doğru Bilginin Ölçütleri: Bilgi felsefesinin önemli problemlerinden biri olan doğru bilginin ölçütleri(Çüçen, 2000 s.108);

  1. Doğru bilginin ölçütü uygunluktur.

  1. Doğru bilginin ölçütü tutarlılıktır.

  1. Doğru bilginin ölçütü temel uzlaşımdır.

  1. Doğru bilginin ölçütü apaçıklıktır.

  1. Doğru bilginin ölçütü verdiği yarardır.



GÜNLÜK YAŞAMDA BİLGİNİN KAYNAKLARI

Bilginin tek bir kaynağı yoktur. İnsan doğumundan ölümüne kadar kendi çevresiyle ilişkisinde, çeşitli fiziksel ve toplumsal uyaranlar hakkında kendince yorumlamalarla veya önceden hazır yapılmış yorumlamalara başvurarak bilgi edinir: Eve gelen gazete, seyredilen televizyon, yenen yemek, içilen su, giyilen giysi, gidilen eğlence yeri ve bu sırada gerçekleşen bütün insan ilişkileri ve davranışları, onun için bilgi kaynağıdır(Erdoğan, 2003 s.48).

Ülkemizde yaşadığımız toplumsal olaylara bakarak ve bu olayları neden-sonuç ilişkisi içinde değerlendirerek gündelik yaşamda öne çıkan bilgi kaynakları üzerine konuşabiliriz. Örneğin: UNESCO’nun elde ettiği verilere göre ülkemiz televizyon izlemede ABD’den sonra ikinci sırada çıkmıştır. Yine RTÜK’ün yaptığı bir araştırmada da buna koşut sonuca ulaşılmıştır. Yapılan araştırmalar ve yaptığımız gözlemler gösteriyor ki ülkemizde gündelik yaşamda ve özellikle çocuklar arasında televizyon izlemeye çok zaman ayrılmaktadır ve televizyon etkili bir bilgi kaynağıdır. Zaman zaman, işlenen toplumsal suçlarda suçlular televizyondan etkilendiklerini söyleyebilmektedir. Yine televizyon programlarında gösterilen falcılık, büyücülük, batıl inançlar gibi akıl ve bilim dışı bilgiler gündelik yaşamda bilgi kaynakları olarak savunulmakta, uygulanmaktadır. Yine okullarımızda işlenen suçlarda ve akademik başarısızlıklarda televizyonunun etkileri gözlemlenmektedir.

Yeni kültürün Amerika patentli kare ası şöyle:”Eğlencesi ve sporu da içinde olan alışveriş merkezleri – Reklamlar – Kredi kartı – Tüketerek değerli olma. Bu dört faktörün birleşmesiyle oluşan yeni tüketim kültürü. Amerika’dan başlayıp bütün dünyayı saran bu yeni din kendi katedrallerini yeni tapınma biçimlerini, yeni müminlerini yaratıyor(Atabek, 2000, CK, 567/17)

Burada kitle iletişim araçları ve özellikle televizyon belki doğrudan bilgi kaynağı değil bilgi aktarıcısı olarak değerlendirilebilir. Ancak bu araçların seçtiği bilgi kaynakları ve bunları sunma biçimleri çok önem taşımaktadır. Fakat, bu aktarıcılar çoğunlukla birçok toplumsal değeri sömürmekte, çarpıtmakta ya da metalaştırmaktadırlar. Belirli güçlerin elinde bulunan bu bilgi aktarıcıları uygulanan serbest piyasa koşulları gereği, para kazanmayı her zaman ön planda tutmaktadırlar. Yayınlarını da buna göre yapılandırıp, halk böyle istiyor, bundan hoşlanıyor savunmasını yapmaktadırlar. Bu yayınlarda, yayıncılar amaçlarına göre bazen din olgusunu, bazen yoksulluğu, bazen cinselliği, bazen kadınlığı sömürü konusu yapabiliyorlar. Bu yayıncılık anlayışı kimilerince demokrasinin gereği olarak değerlendirilmektedir. Bireyler istemezse izlemesinler savunması yapılabilmektedir.

Toplumlar da bireyler gibi hatalardan ders alabilirler. Bunun için belli bir toplumsal bellek oluşturacak kadar kültür düzeyi yüksek bir toplum olması gerekir. Böyle toplumlarda toplum “bilimsel düşünebilir”, politikacısını ona göre dinler, gazetesini ona göre okur, oyunu ona göre kullanır(Şengör, l998, CBT, 598/5)

Yine ülkemizde otoritenin sıkılıkla bilgi kaynağı olarak kullanılmakta olduğunu söyleyebiliriz. Evde özellikle baba, okulda öğretmenler, topluluk içinde yaşlılar, arkadaş gruplarında grubun lideri, tarikat türü oluşumlarda, tarikat lideri vb bilgi kaynağıdır. Burada bir bütün olarak eğitim sistemimizin büyük payı olduğu bir gerçektir. Ailede, okulda, çevrede uyguladığımız eğitim anlayışımızın ve içeriğinin bu sonucu doğurduğunu söyleyebiliriz. Cumhuriyetin kuruluşunda, “Eğitimin ve Öğretimin Birleştirilmesi”, içeriğin laikleştirilmesi, “Dil Devrimi” “Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması” ve eğitim atılımı ve seferberliği gibi değişikliklerle gerçekleştirmeye çalıştığımız, yaşamda akıl ve bilimsel bilginin öncülüğünü tam olarak gerçekleştiremediğimizi de bir neden olarak görebiliriz.

Tanrı, cennet ve cehennem kavramlarının, kendi masumiyeti içinde onlara inananların, inancından bağımsız olarak, tarih boyunca o anki statükoyu koruma amaçlı toplumsal kontrol aracı olarak kullanıldığını saptıyoruz. Bu ise kuşkusuz bir kullanma ilişkisi olduğu kadar aynı zamanda dinlerin içinde bulunulan statükoyu korumaya elverişli araçlar olmalarından kaynaklanmaktadır. Ekonomik, cinsel, hukuksal ve inançsal eşitsizliği kutsayan, değişmezliği esas alan, mevcut yaşamı esas olarak ölüm sonrasında var olduğu düşünülen ”ebedi” bir dünyaya hazırlık için bir sınav olarak kurgulayan mutlakçı bir felsefe ile karşı karşıyayız(Aydın, E

İnsanların kendilerine sunulan her bilgiyi doğru kabul etmeyip, sorgulayarak, eleştirel bir tavır takınmaları, aklı ve bilimi temel almaları da içinde yetiştiği eğitim sistemiyle olabilmektedir. Bu açıdan ulusal eğitim sistemimize baktığımızda epey eleştiri almaktadır.

Eğitim sisteminin sorunları ekonomik, toplumsal, kültürel, yönetsel ve politik gelişmelerle doğrudan ilgilidir. Sisteminin aşırı merkeziyetçi yapısı da, eğitimin yazılı hedefleri ile gerçekleştirdikleri arasındaki tutarlılığı sağlamakta zorlanmaktadır. Ayrıca yazılı beklentiler ile gerçekleştirilenler arasındaki açığın gittikçe büyüdüğü de görülmektedir. Sorgulama süreci herkesi harekete geçirecek bir etki yapabilir(Yükseler, 2001, CBT, 764/17).

İçerik tasarımcıları, eğitim politikacıları şu noktaya dikkat etmelidirler: Çocuk ve gençlere bir şeyler öğretmekten vazgeçip, onların öğrenme ihtiyaçlarını kendilerinin giderebilecekleri öğrenme ortamlarını oluştursunlar. Birlikte yaşama pratiği açısından boyuna sınıfta kalan toplumumuzda artık ihtiyacımız olan yeni doğru-iyi-güzeller değildir onlar insanların çevresinde ve doğasında vardır. Yapılmak gereken kimsenin kimseye kendi doğru-iyi-güzellerini öğretmeye ve de uygulatmaya çalışmamasıdır. Ama okulda, ama camide, ama sokakta (Titiz, 2002, CBT, 821/12)…

Eğitim sistemi, düşünce yeteneğinin gelişmesini körleştirici bir stratejiyi icra ediyor olduğundan, veri toplama, bilgi üretme süreçleri değil, doğrudan uygun görülmüş veri ve bilgileri ezberletmeyi belleten bir sistem ( Türkoğlu, 2001, s.20)

Türk öğrenciler, matematik ve fen bilimlerinde dünya ortalamasının altında…MEB bunun nedenlerini açıklamalı…Halk da çocuklarının saçma televizyon programları karşısında vakit geçirmesini önlemek için gayret göstermelidir(Baysal, 2002, CBT, 784/12)

Bulunduğumuz çağda; eğitim sistemimizi ezbercilikten kurtararak yetişen nesillerimizi, düşünen, sorgulayan, eleştiren, bilgi kaynağı olarak bilimsel bilgiyi benimseyenler olarak yaşama hazırlamamız gerekiyor.

Bireylerin, çevresindeki çok çeşitli bilgi kaynağı veya aktarıcısından gelen bilgilerin hangisinin doğru, hangisinin yanlış, hangisinin yararlı, hangisinin yararsız olduğunu bilmesi ve ona göre tavır alması gerekiyor. Çünkü bilgilerimiz davranış ve tutumlarımızı şekillendiriyor, yönlendiriyor.

Ruh sağlığımızın bilgi sağlığına bağlı olduğunu, en azından ruh sağlığı yerinde olanlar bilmeli. Sağlam kafa, sağlam bilgide bulunur. Peki nasıl olur sağlıklı bilgi? Yaşamı, düşünmeyi, araştırmayı, soruşturmayı, eleştiriyi, çözümlemeyi, anlamayı, alternatif görüşler geliştirmeyi canlandıran bilgidir, sağlıklı bilgi(CBT Dergisi, 789/6).

Yukarıdaki alıntıda sıralanan sağlıklı bilgi ölçütlerinin kaynağı elbette bilimsel bilgidir. Çünkü bilimsel bilgi tarihsel süreç içinde kendini kanıtlamış, bilinmeyenleri bilinir yapmıştır. İnsanlığı dogmatiklikten kurtarmıştır. Bura da Atatürk’ü anmak yerinde olacaktır. Yaşamında ve yaptığı bütün devrimlerde aklı ve bilimi temel almış, yaşamda en gerçek yol gösterici olarak ta bilimi göstererek, manevi miras olarak bırakmıştır. Ancak cumhuriyetle yenilmeye çalışılan akıl ve bilim dışı dogmatik bilgiler ve bu bilgilere kaynaklık edenler tümüyle engellenememiştir.

SONUÇ


Bilginin ne olduğu,sınırları, doğru bilginin mümkün olup olmayacağı, bilginin kaynakları üzerine ilk çağlardan bu yana felsefeci ve düşünürler, önceden oluşan birikimlerden de yararlanarak bilgi kuramlarını oluşturduklarını söyleyebiliriz. Bu kuramlar içinde bilginin kaynağını hem deney hem akıl olarak gösteren kuram çağımızda bilimsel bilginin temellerini oluşturmaktadır. Ancak bilimsel bilgileri değişmez, mutlak doğrular olarak kabul etmek günümüzde geçerli olamaz. Bilimsel bilgiler karşıtı kanıtlanana, ya da daha da geliştirilene kadar geçerli bilgiler olarak kabul edilebilir.

Gündelik yaşamda insanların hangi bilgi kaynaklarını araştırıp kullanacağı, sunulan bilgileri akıl süzgecinden nasıl geçirerek değerlendirebileceği toplumun gelişmişlik düzeyi ve eğitim düzeniyle ilgilidir diyebiliriz. Aynı zamanda eğitim düzeni ve içeriğinin de çağdaş toplum olmanın ön koşulu olduğunu söyleyebiliriz. Gelişmekte olan ülkeler sınıfında kabul edilen ülkemizde aydınlanmanın tamamıyla sağlanmamış olmasının bir sonucu olarak; gündelik yaşamda hurafelerin, falcılığın, büyücülüğün, otorite kaynaklı bilgilerin, kitle iletişim araçlarının aktardığı bilgilerin bilimsel bilgiler yerine kullanıldığını gözlemlemekteyiz.



KAYNAKÇA

Aydın, E. (2000), İnanma inanmama Üzerine Tartışma. Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki, 567/16

Baysal, B. (2002), Fen Yarışmalarında Başarısız Durum. Cumhuriyet Gazetesi Bilim Teknik Dergisi, 784/12

Çüçen A.K. (2000), Felsefeye Giriş, (3.Basım), Bursa: Asa Kitabevi

Erdoğan, İ. (2003) ,Pozitivist Metodoloji ,Ankara:Pozitif Matbacılık

Hançerlioğlu, O. (1989) ,Felsefe Sözlüğü. İstanbul:Remzi Kitabevi

İnam,A. Bilgi Sağlığı Üzerine. Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi Dergisi, 789/6

Özlem,D. (1997), Günümüzde Felsefe Disiplinleri,Ankara: İnkılap Kitabevi A.Ş.

Titiz, T. (2002), Eğitim Sistemimiz Başarılıdır, Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi,821/12

Şengör,.(1998), Bilimsel Düşünme Ve Hatalardan Ders Almak Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi, 598/5

Türkoğlu,T.(2001),Bilgi ve Verim Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi, 736/20

Titiz, M.(2002), Eğitim Sistemimiz Başarılıdır. Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi, 821/12



Yükseler,A. (2001) Sorgulasak mı, Veya Nasıl Sorgulasak? Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi, 764/17





Yüklə 77,32 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə