T. C. İStanbul



Yüklə 0,54 Mb.
səhifə3/6
tarix23.01.2018
ölçüsü0,54 Mb.
1   2   3   4   5   6

Sanık İbrahim Özcan:” Devamını okuyun.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Alay komutanıyla trafik kurma işi nedir?”

Sanık İbrahim Özcan:” Devamını da okuyun kim olduğunu anlarsınız devamını okuyun tapenin. Devamını okuyun tapenin.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Siz okuyup açıklayabilirsiniz yani. Uzatmak için şey yapmıyorum.”

Sanık İbrahim Özcan:” Kim olduğunu kitleriz yani, kitlersiniz anasını da kendi kontrolü altında olmayacaktı problemi yaşandı. Orada o arada farkında varmadı en sonunda uyandırdım sende Şile jandarmada. Ulan biliyorum bölgede. Ağabey Emrullah Turanlı yeğeni bu biliyorsun fark etmez Emrullah Turanlı başbakanın çantacısı. Burayı niye atlıyorsunuz. Bu Emrullah Turanlı’nın yeğeni. İşte diyorum ya Kayışdağ’a döküm yapacak. Biz de diyoruz yaptırtmayız oraya adam o bölgeye döküm yapacak. Çünkü o bölge de inşaatlar başladı. Emrullah Turanlı diyor adam söylüyor bakın diyor Emrullah Turanlı yani büyük paraları büyük paralı adamlar. Bu da onun yeğeni. Başbakanın diyor çantacısı. Bizde diyoruz ki Kayışdağ’ın oraya kimse döküm yapamaz. O zaman büyük bir alışveriş Kozyatağı’nda büyük bir alışveriş inşaatı vardı onların hafriyatlarını bunlar yapıyorlardı. Yani yüzbinlerce kamyonluk iş. Biz de diyoruz ki gideriz. Jandarma bölgesine jandarmaya, belediyeye, iskiye, ormana, çevreye hepsine müracaat ederiz burayı kitleriz yaptırtmayız.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Evet devamında şöyle diyorsunuz önümüzdeki ay, önümüzdeki ay birkaç gün içinde il jandarmadaydım. İl jandarmadayım zaten bir toplantı var ben biliyorum orada ne yapacağımı sen kafanı yorma. Nedir bu jandarmadaki toplantı?”

Sanık İbrahim Özcan:” İşte diyoruz dökümle ilgili çünkü.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Sizi mi çağırdılar jandarmadaki toplantıya?”

Sanık İbrahim Özcan:” Hayır biz gittik şikayet ederim çünkü jandarma döküm ruhsatlarına ben size geçen gün de açıkladım tekrar açıklayım isterseniz. On altı kurumdan izin gerekiyor. Jandarma, emniyet, trafik, iski, çevre, orman, birçok birinin imzası eksik olmadığı zaman onu açamazsınız. Sit alanları birçok şey var. Ve Kayışdağ’ında ufacık yer kalmış orayı da döküm yapsınlar bitsin İstanbul da zaten bir yer kalmadı.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Size birkaç tane de şahıslarla ilgili soru sormak istiyorum. Mavi kapaklı üzerinde fihrist yazan telefon rehberinizde Musa Çakmak parantez içinde Türkistanlı 535 815 68 86 şeklinde telefon numarası yazılmış. Bu şahıs kimdir?”

Sanık İbrahim Özcan:” Bu şahısı belki o tahmin ediyorum Kızılderili konferansında tanıdığım insanlardan biridir. Milletvekili midir Türkistan milletvekili diye tanıttığını kendini hatırlıyorum. Sürgündeki milletvekili diye. Görüşmem falan yok.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Evet irtibatınız nedir bu şahısla?”

Sanık İbrahim Özcan:” Not almışım öyle.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Bu şahıs Danıştay saldırısından sonra Muzaffer Tekin’in intihar girişimi üzerine gözaltına alınıp hakkında suçluyu gizlemekten Beykoz savcılığı tarafından dava açılan bir şahıs.”

Sanık İbrahim Özcan:”Bilmiyorum onu. Ben görüşmem de yok onunla.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Bunu Muzaffer Tekin’in yanında görmüş müydünüz?”

Sanık İbrahim Özcan:” Hayır. Diyorum ya ben hatırladığım onu Kızılderili konferansında hatırlıyorum. Ama görüşmüşlüğüm de yok ben Türkistan da milletvekili diye biliyorum. Sürgündeki gidemeyen milletvekili diye tanıtmıştı kendini.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Yine aynı rehberinizde Ali Kuzu 535 713 15 56 olarak telefon numarası kaydedilmiş. Bu şahıs kimdir?”

Sanık İbrahim Özcan:” Bu yazar, kitap yazıyor. Maden araştırmaları üzerine yazar.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Sizin bu şahısla bir irtibatınız var mı?”

Sanık İbrahim Özcan:” Yok. Bir iki sefer belki görüşmüşümdür görmüşümdür bir toplantıda falan kartını aldığım zaman.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Hangi toplantıda?”

Sanık İbrahim Özcan:” Toplantıların biridir yani şimdi şu an hatırlamıyorum ama görüşmüşlüğüm yok irtibat.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Kuvayi milliye de gördünüz mü Kuvayi Milliye 1919 derneğinde?”

Sanık İbrahim Özcan:” Olabilir, olabilir ama özel bir şeyim yok yani ilişkim olan bir insan değil.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Levent Temiz’i tanıyor musunuz?”

Sanık İbrahim Özcan:” Levent?”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Levent Temiz.”

Sanık İbrahim Özcan:” Hayır. Tanımıyorum.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Tanımıyorsunuz. Ali Kuzu’nun Levent Temiz’i tanıyıp tanımadığını biliyor musunuz?”

Sanık İbrahim Özcan:” Yok bilmiyorum tanımadığım adamı nereden bileyim ben.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Telefon numarası kayıtlı bu şahsın görüşme yaptınız mı hiç?”

Sanık İbrahim Özcan:” Olabilir bende sayın savcım bende diyorum ben size birçok insanın telefonu var orda üç bin tane telefon var. Ben hepsiyle görüşmüşüm diye bir şey yok ki.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Şunun için soruyorum. Semih Tufan Gülaltay da ele geçirilen bir rapor var. Kuvayi milliye derneğiyle ilgili. Üzerinde çok gizli yazan bir rapor. Sizden önce savunmasını yapan sanık Durmuş Ali Özoğlu bunu emniyetin hazırladığından söz etti. Fakat bu raporla ilgili olarak biz sorduğumuzda Levent Temiz bu raporu kendisinin hazırladığını. Ali Kuzu’dan almış olduğu bilgiler üzerine raporu hazırladığını söyledi. Onun için soruyorum. Bu raporu hazırladıktan sonra da bir nüshasını MHP genel merkezine, bir nüshasını Hasan Oğuz isimli şahısa, başbakanlık müşaviri Sayit Yusuf Beyefendiye gönderdim diyor. Bu raporun içerisinde de sizin kuvayi milliye de üye olduğunuz yazılı.”

Sanık İbrahim Özcan:” Benim haberim yok ki ne biliyim ben. Yani benlen başkasının yaptığı.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Raporun hazırlanmasından haberiniz var mı?”

Sanık İbrahim Özcan:” Yok diyorum haberim ben adamları tanımıyorum ki haberim benim olsun.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Yine telefon fihristinizde Hasan Zade İran isimli bir kayıt var ve yabancı bir telefon numarası var.”

Sanık İbrahim Özcan:” Evet.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Bu şahıs kimdir?”

Sanık İbrahim Özcan:” İran’dan gelip bizim yayınevi İran konsolosluğunun aşağısındadır. O bir etkinlikte benden kitap verdik biz bu insanlara. İran’a nutuk götürdü. Hasan Zade İran’a nutuk. Sovyetler şimdiki Rusya büyükelçiliğinden de geldiler bizden nutuk istediler. İzmir iktisat kongresini istediler biz basmamıştık. Bizde yoktu biz bulduk İzmir iktisat kongresiyle ilgili detaylı kitapları Rusya büyükelçiliğine de verdik İranlılara da verdik. İranlılar nutuk istedi. Hasan Zade’ye ben nutuk verdim. Hasan Zade Türkmen asıllı biri. Cağaloğlu’nda geziyorlardı çünkü İran konsolosluğuyla aşağı hani biz sınır duvar var aramızda. Hasan Zade de Türkmen’dir yani. İyi de Türkçe konuşur Türkmen’dir.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Siz savunmanızda vatansever kuvvetler güç birliği hareketi derneğinin perde gerisinde sonradan milli istihbarat teşkilatında önemli bir görevde bulunduğunu öğrendiğiniz Halit Bozkurt’un bulunduğu. Belki de bu derneğin milli istihbarat teşkilatı tarafından kurdurularak milliyetçi insanların fişlendiğinden bahsediyorsunuz. bu sözlerinize açıklık getirmek için bu kişinin MİT görevlisi olduğunu nereden öğrendiniz açıklar mısınız?”

Sanık İbrahim Özcan:” Şimdi, şöyle söyleyim biz onu birilerinden duyduk. O kanaate de vardık. Bunun nedenini de söyleyim ben size. Eğer dün değil evvelsi akşam Mahir Kaynak’ın Kanaltürk’deki programını seyretseydiniz Mahir Kaynak 1970’li 80’li yıllarda nasıl sanal örgütler kurduklarını anlattı. Bakın nasıl sanal örgütler kurduklarını anlattı Mahir Kaynak. Bal Çiçek Pamir’in programında nasıl sanal örgütler kurduklarını anlattı. 70’lı yıllarda. Kendilerinin o toplantılarda nasıl konuşmalar ateşli konuşmalar yaptığını anlattı. Birçok insanları nasıl bir araya getirdiklerini anlattı. Sordu bunlar darbeci miydi peki bunlar muhtıracı mıydı hayır değildi. Ama biz öyle yapmamız gerekiyordu dedi o zaman. Dün değil buradan gittik işte Çarşamba günü akşam. Kanal Habertürk de programda. E işte şimdi aklına geliyor insanların eğer bu tür örgütleri kullanıp Atatürkçü vs. insanlar fişleniyor ve sonradan işin içinden farklı farklı insanlar çıkmaya başlıyor. E tabi ki bu şüphe uyandırıyor Türkiye de. Ve 80 olayını da iyi yaşadım. 80 de birçok olaylar insanlar birbirlerine böyle kırdırıldı. Sağcı solcu ha bugün de işte aynı şey yaşanıyor. Alevi Sünni kırdırılıyor birbirlerine karşı karşıya getirilmeye çalışılıyor. Bunun en güzel örneğini Mahir Kaynak verdi.”

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel:” Teşekkür ederim sayın başkanım.”

Mahkeme Başkanı:" Bitirdiniz mi soruları.”

Sanık İbrahim Özcan’ın çapraz sorgusunun tespitine diğer sanıklar ve müdafilerinin alınacak beyan ve talepleri dikkate alınarak bu oturuma mahsus olmak üzere son verildi.

Mahkeme Başkanı:" Oturabilirsiniz siz.”

Diğer sanıklar ve müdafilerinin beyanlarının tespitine başlandı.

Mahkeme Başkanı:" Efendim beyanınızı alıyım varsa bir beyanınız.”



Sanık Durmuş Ali Özoğlu söz istedi, verildi:” Sayın başkanım birkaç konuya açıklık getirmem gerekiyor. İbrahim Özcan’ın sorgusunda bir önceki daha doğrusu birinci iddianamede Hüseyin Görüm kuvayi milliyeye kitap aldığını söylemiş parasını vererek. Bu da Ergün Poyraz’ın kitaplarıymış. Böyle bir şey yok o kitapları ben oraya bağış olarak verdim. Ordan da dağıttılar gelenlere. Ordan herhangi bir bedel almadım. O kitapların bedelini ödeyecek paraları da yoktu zaten. Eğer vardıysa bana vermedilerse bunu da öğrenmek isterim ben. Bu Bolu Berceste olayında neden gittiniz hangi sıfatla gittiniz diye sordu Mehmet Ali Pekgüzel İbrahim Özcan’a, İbrahim Özcan benim arkadaşım. Mir Dengir Fırat Bolu Berceste de bebek katili Apo’nun kız kardeşiyle orda buluştuklarını Erzurum valisinin, Bolu valisinin de orda olduğunu duydum ben ve onun için gittim. O gün Hüseyin Görüm Ankara’dan dönüyordu telefonla haberleştik onlar da oraya geldiler ve öyle karşılaştık biz orda. Bunu ben sorgumda anlatmıştım ama tekrar söylemekte fayda olduğunu düşünüyorum. Yanımda götüreceğim insanları izne tabi değil. Onu kendim belirlerim. Arkadaşlarımdır isterlerse gelirler, ayrıca Bolu’ya insanlar her zaman gitmez. Giderken onları da yanıma aldım ve üçümüz birlikte gittik. Hatice Bahtiyar, İbrahim Özcan ve ben. Bunun niye sorgulandığını da anlamış değilim. Birinci iddianamede yine kuvayi milliyeden bizi Fikri Karadağ kendisi kovduğunu söylemiş size. Sözlü olarak böyle beyan ediyor ama yazılı olarak belgelere konulan bir belgede benim kendi rızamla istifa ettiğimi söylüyor. Ayrıca onu söylemesini de geçtik, benim istifa mektubum zaten var noterden yollamışım resmi yollamışım o istifa mektubunu. Eğer ki, iddia makamı için bu resmi belgeler bir anlam ifade etmiyorsa Fikri Karadağ Türkiye’nin noteri ilan edelim burada hiçbir belgeye de gerek yok hükmü kessinler o zaman. Afişler konusunda bu Cumhuriyet mitinglerinin afişlerini tamamını biz dağıttık gibi bir kelime geçti o öyle değil Cumhuriyet mitingleriyle bizim alakamız yok Cumhuriyet mitinglerine benim katılmam mümkün değildi. Hayatım boyunca Mustafa Kemal’in yolunda gittim, Mustafa Kemal Masonları ve cemaatleri lanetlemiştir benim içinde aynen öyledir Cumhuriyet mitinglerine de ben katılmam. Göseve Yaşe bu ülkede bastığı kitapta Türkiye’de ki siyasi partilere PKK’yı koymuştur. Bunlar burada konuşulacak şeyler değil ama artık konuşmak gerektiğini düşündüm, sadece Anıtkabir’e gittik biz o yayınevinin bastığı afişleri mevzu bahis vatansa ve diğerleri bayrak olan afişleri anıtkabir’de dağıttık biz sadece. Cumhuriyet mitingleri ile bizim bir alakamız yok onun tekrar belirtmek istiyorum. Kitap dağıtım protokollerini ben belirlerim iddia makamı az önce sordu ben sorgumda onları açıklamıştım tekrar söyleyeyim, kitap dağıtım protokollerini ben belirlerim isim listelerini, yayınevi benim yayınevimdir, inisiyatif bendedir, onların bedelini ben öderim bütün yayınevlerinin bir protokol listesi vardır ve o protokol listesine çıkan her yeni kitap yollanır. Çünkü yayınevlerinin ancak böyle kendi sesini duyurma ve tanıtma imkanı vardır. Ayrıca bu bir kültür hizmetidir çıkan bizim yayınevimizden çıkanlar araştırma kitapları, kaynak kitabı olduğu içinde biz bütün resmi kurumlara da yollarız bunu. Bunun herhangi bir amacı yoktur, tek bir amacı vardır o kitabı insanlar hem faydalansın hem de yayınevinin tanıtımı olsun diye yollanır kitap satışları da Türkiye’de de böyle sağlanır eğer bu yasaksa bu tür şey sakıncalıysa Alfa kitapları Alfa yayınları AKP Faruk Bayrak’ındır. Bunlarda adliyelere yollarlar, askeriyeye yollarlar, emniyete yollarlar kitaplarını ayrıca Şemdin Sakık’ın PKK’da kadın olmak kitabını alıp bedava güneydoğuda ilkokul öğrencilerine dağıtırlar ama bunlar sorgulanmaz, aramızda tek fark şey midir yani? Ben iktidarda bir milletvekili değilim, sadece bir yayıncıyım, namusum ile yayıncılık yapıyorum, yayınevimi batırma pahasına Masonlara ya da cemaatlere teklif ettikleri paralara rağmen vermediğim için mi? Burda bunlar sorgulanıyor. Eğer Masonlara ya da Fethullahçılara yayın evimi verseydim bana para teklif ettiler satın almak için vermedim battı, batsın o insanlar bana cenneti vaat etseler cehennemi tercih ederim. Az önce polis raporlarından bahsedildi. Belgelerimde çıkmıştı o ben mahkemenize de sunmuştum polis istihbarat raporu tutmuş diye hakkımızda, meğer o öyle değilmiş, bu Ergenekon operasyonunda MHP’nin de rol aldığını öğrendik iddia makamından onun içinde teşekkür ediyorum hiç değilse bu operasyonda kimlerin yer aldığını daha bir net görmüş olduk. Söyleyeceklerim bu kadar efendim teşekkür ederim.”

Mahkeme Başkanı :”Bunun dışında başka bir söz hakkınız yok yani başka bir talebiniz istediğiniz varsa onları da belirtebilirsiniz.”

Sanık Durmuş Ali Özoğlu: “Hayır efendim teşekkür ederim, efendim başka hiçbir talebim yok çok teşekkür ederim.”

Mahkeme Başkanı :”Buyurun, buyurun.”

Sanık Hüdayi Ünlüer söz istedi verildi: “Sayın Başkanım bir hadisi şerifte hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin buyrulmuştur, ben 15 aydır tutukluyum ve 15 aydır kendimi her gün hesaba çekiyorum ben ne yaptım da buradayım. Ne zaman terör örgütü üyesi oldum, ben bir iş adamıyım ve restoranıma iftar yemeğine gelen İbrahim Şahin’in istediği bir adresi PKK’lı olduğu söylenilen basına yansıyan bir kişinin adresini askeriyeye vereceğini söylediği için mesaj çekmemdir. Bunu vatandaşlık görevi olarak düşündüğüm için o adresi mesaj çektim ve 15 aydır burada sadece bundan dolayı 15 aydır yatıyorum hala bu salonda bir kelime bile konuşmadığımız insanlar var. Tanıdığımız kimse yok, İbrahim Şahin ile bile tutuklanmadan 2 ay önce tanışmışım ve 2 sefer görüşmüşüm, 15 aydır buradayım, iş adamıyım, ticari sıkıntılarım var, mağduriyetlerim var ve 3. iddianamenin 47 numaralı sanığıyım. Yani bu hızla giderse bana 1 seneden önce sıra gelmez bu süre zarfında da maddi, manevi telafisi mümkün olmayacak zararlara uğramaktayım, her gün bunun sıkıntısını çekmekteyim. Ailem dışarıda ben burada kaçma şüphem yoktur, sabit ikametgah adresim yani karartılacak zaten bir delilim yok iddianamede de bir delilim yok, evimden alınan bilgisayarlarda, CD’lerde her hangi bir suç unsuruna rastlanmamıştır. Zaten adli emanetten de hepsini geriye aldık iade edildi sizin talimatınızla. Tahliyemi talep ediyorum.”

Mahkeme Başkanı :”Buyurun oturun.”



Sanık Mustafa Ali Balbay söz istedi verildi: “Sayın Başkan Sayın üyeler ben hem son söz aldığım günden bu yana 19 Şubat’tan bu yana gerek davayla ilgili gerek şahsımla ilgili şahsımı ilgilendiren birkaç konuyu 10 dakikalık zaman dilimi içinde aktarmak istiyorum. Öncelikle tutukluluk süremin 1 yılı geçtiğini ve makul süre değerlendirmesini anımsatıyorum ve 1 yılın ardından 2. yıldan gün almaya başladığımızı anımsatmak istiyorum. İkincisi tabi ki bizler daha öncede vurguladık gerçekten yargılanmak istiyorum gelinen noktada kamuoyunda da bu konu ile ilgili gerek şahsım ile ilgili bir dizi değerlendirme yapılıyor. Bu nedenle de bu yargılamanın adil, hızlı ve tutuksuz yapılmasını tekrar talep ediyorum şu nedenle ki bu dava bir yanıyla da medyada da devam etmekte hakkımızda ki değerlendirmeler her gün 8, 10 köşe yazısını ben okuyorum bazılarını göremediklerimiz oluyor bunlara bir cevap verme ortamımız olamıyor. Bu dava dışarıda ayrıca devam etmekte, tutuksuz yargılanmamızın bu nedenle de ayrıca önemli olduğunun en azından vicdanen anımsatmak istiyorum şimdi bu süre içinde Sayın Başkan Sayın Üyeler öncelikle 3 mart günü Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın Hürriyet gazetesinde yer alan uzun demecinin sadece 3 cümlesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Diyor ki yüksek mahkemenin başkanı sayın Kılıç, soruşturmalarda hiçbir şey söylenmeden aylardır içeride yatanlar var. Bu eleştirilerde ciddi haklılık payı olanlar var hepimizin için gerekli olan, hukukta önemli olan tutuklanmanın cezalandırma aracı olarak kullanılmamasıdır. Eğer delil karartma ve kaçma gibi bir durum söz konusu değilse aylarca kimseyi sadece tutuklu olarak tutamazsınız. Sonrada pardon diyemezsiniz diyor. Bu Anayasa mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç’ın değerlendirmesi diyor ki delilleri karartma ve kaçma ihtimali yoksa bunları tutuklayamazsınız diyor 26 Şubat günü de yine bunun devamında sizlerle paylaşmak istediğim bir başka değerlendirme, hem mahkemenin de hem savcılarımızda doğrudan ilgili olduğu Sayın Turan Çolakkadı’nın açıklaması, Turan Çolakkadı bütün gazetelerde var. Zaman’da, Hürriyet’te ve Milliyet’tekiler yanında kuvvet komutanlarının serbest bırakılmasını Sayın Başkan Sayın üyeler şu gerekçe ile açıklıyor Sayın Turan Çolakkadı kaçmadılar, yeni bir soruşturma ve suçlama ile ilgili aradığımızda adreslerinde bulduk, delilleri karartma teşebbüsüne de rastlamadık. Tutuklamanın en önemli nedeni kaçma ve delilleri karartma ihtimalidir. Dolayısıyla serbest bıraktığımız halde 2 ayda adreslerini tek etmedikleri için kaçmayacakları gerekçesi ile serbest bıraktık diyor Sayın Turan Çolakkadı’nın değerlendirmesi. Bu tabi bu değerlendirmeye benim birebir uyduğumu anımsatmak isterim çünkü ben 1 Temmuz 2008 günü gözaltına alındım, 5 Temmuz 2008 günü Sayın Haşıloğlu’nun başkanı olduğu mahkemede yurtdışına kaçma, yurtdışına çıkma sınırlaması ile serbest bırakıldım. Aradan 6 ay geçti Sayın Başkan, Sayın üyeler Ocak ayı 2009 Ocak ayı Sayın Nihat Taşkın bizim avukatlarımıza demiş ki biz Sayın Balbay’ın ek ifadesini alabiliriz ve avukatımda bana söyledi. Ben bunu bildiğim halde Ankara’da Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilciliği görevimi ve köşe yazarlığı görevliği görevimi ve köşe yazarlığı görevimi sürdürdüm, 5 Mart günü sabah saat 7 sıralarında iki polis evime geldi dediler ki ek ifadene başvuracağız ve seni götüreceğiz dediler. Peki dedim hazırlandım 15 dakika süre istedim ve huzurunuza geldim yani benim kaçmayacağım her şeyiyle göz önünde olduğum denenerek ortaya çıkmış durumda. Aradan 8 ay geçti tekrar ek ifademe başvuruldu ardında da tutuklandım. Dana sonra ifademi sorgum tamamlandı ve sorgumun üzerinden de şu anda 3 ayı aşkın süre geçti ve yeni bir delil hakkımda yeni bir değerlendirme en ufak yeni bir sayfalar dolusu iddia atılıyor. Bunların doğruluğu, yanlışlığı ayrı bir tartışma konusu ama onların bir dizi planlar var ama onların plan iddiaları var. Hiç birinde de benim adım yok, eğer iddia makamının ortaya koyduğu gibi ben bir darbe planının içinde olsaydım ya da o dönem gazetecilik dışında başka planlarım, başka hedeflerdim olsaydı herhalde daha sonra çıkan bir dizi tartışmanın da parçası olurdum ama hiç birinde yer almadım sadece bütün gazetecilerin değerlendirildiği ki ben geçen duruşmada da onu paylaştım sizlerle. İşte yok kullanılacak gazeteciler, yok kullanılmayacak gazeteciler gibi bir liste yapılmış sadece onun içinde yer almış bu da benim sadece gazetecilik mesleği içinde yer aldığım bence 300 gazeteci birlikte o listede yer almanın tek fotoğrafı tek göstergesi gazeteci olarak görevimi sürdürdüm ama kimilerinin kimileri ile ilgili bazı planlar yaptığının göstergesinden başka bir şey olamaz diye düşünüyorum. Şimdi burada Sayın Başkan Sayın üyeler iddia makamının bana yönelttiği sorularda da aynen şu değerlendirme vardı Sayın Balbay sizin yaptığınız görüşmelerde size söylenenler şu, şu, şu suç iddialarını ortaya koyuyor demişlerdi yani hiç biri siz şunu yaptınız, siz şunu söylediniz, siz şöyle bir illegal toplantı içinde yer aldınız gibi bir değerlendirme olmamıştır ve o dönemin keşke bugün bunları size aktarmak çok zor olsaydı ama son 15 gün içinde yaşanan gelişmelerden bu davayla ve şahsımla da ilgili iki durumu sizinle paylaşmak istiyorum, iddia makamı benim kaos ortamı yarattığımı, gazetecilik yapar iken aynı zamanda hükümeti devirmeye ve halkı hükümete karşı silahlı isyana teşvik ettiğimi söylüyor ama bunun bir tek delilini ortaya koymadı ben değil silahlı isyan silahsız isyana bile teşvik etmem çünkü o yöntemlerle bunun olmayacağını biliyorum. Ben halktan başka büyük halkan büyük güç yoktur düşüncesini konferanslarımda da söylemiş bir insanım. Onların tanıkları burda Eskişehir’den gelen sivil toplum kuruluşları olmuşlar ben zaman zaman yaptığım toplantılarda da hep bunu savunmuşumdur ama ben halkı hükümete karşı silahlı isyana teşvik ediyorum. Çok ağır bir suçlama bir gazeteci için çok ağır bir suçlama bu. Ve bu suçlama karşısında yargılanabiliriz ama onun tutuksuz sürmesi kamuoyunda belli imajı da beraberinde getirmekte. Şimdi benim kaos ortamı yarattığım iddiası ne ile yaratmışım? Demişim ki genç subaylar rahatsız demişim bu kaos ortamına neden olmuş. Sayın Başkan Sayın üyeler 12 Şubat günü Fatih Altaylı Hürriyet’te, Habertürk’te sür manşette bu soruyu aynen Genelkurmay Başkanına sorduğunu söyledi. Ve Genelkurmay Başkanı da onlar sorun olmaz yanıtını verdi rahatsız değil demedi dedi. Bu gün sürmekte olan şeyler bunlar. Yani benim size ta o dönem şöyleydi diye anlatmama gerek kalmayacak bir tabloyla karşı karşıyayız şu anda. Yine madem ki haberlerle, gazetecilerin yorumları ile kaos ortamı yaratılıyor Şamil Tayyar aynı düşünceleri paylaşmamız gerekmez ama Star gazetesinin Ankara temsilcisidir hakkında ki davaları da onaylamadığımı daha doğrusu en azından bir gazeteci olarak doğru bulmadığımı paylaşmak istiyorum aynı düşünceleri paylaşmamız da gerekmez ama Şamil Tayyar diyor ki Aralık ayında yeni bir dava açılırsa AKP kesinlikle kapatılacak bu sefer ki dava telefon dinlemelerinden hareketle sivil dikta iddiasıyla olacak yine devam ediyor o zaman bu bölümünü kısaca ayrıca paylaşmak istiyorum o zaman Ergenekon süreci daha da hızladır daha büyük dalgalar olur. Askerle hükümetin ilişkileri daha da sertleşir şimdi bunlar Allah aşkına eğer kaos ortamı iddiasıysa bunlar az iddialar mı? Yine Şamil Tayyar’ın ağzından aktarıyorum Aralık ayı değerlendirmesi bir çok kuvvet komutanı ve emekli generalin içeri alınmasını yol açabilecek çok sürpriz gelişmeler olabilir, eş zamanlı olarak operasyonlar olabilir, maalesef bunlar Türkiye’nin gerçeği. Yine 22 Şubat Pazartesi günü başlayan operasyonların ardından yeni bir tartışma zemini doğdu Erzincan’da olaylar meydana Erzincan’da tartışmalı bir operasyon yaşandı ve o süreç içinde 23 Şubat günü Genelkurmay’da ki bütün orgenerallerin toplantısı ile ilgili olarak 3, 4 gazete Sayın Başkan Sayın üyeler şu iddiayı ortaya attılar. Dediler ki komutanlar toplu istifa edebilir, bir başka gazetede bu operasyonun nedeni AKP’ye yönelik bir kapatma davasının önünü almak. Ben bu iddiaları hem mahkeme heyetiyle hem iddia makamıyla paylaşmak istiyorum eğer kaos ortamı iddiasıysa bunlar az kaos mudur? Ne bunun tanımı devlet krizi olarak kondu, bu az kaos mudur? Yani gazetecinin bir durumu ortaya koyması bu durumda o zaman gazeteci mi suçlu? Bu gün en çok üzen haberlerden biri İstanbul’da bir tren kazası hem zemin geçitte 2 çocuğumuz hayatını kaybetmiş. Şimdi orda suçlu bu haberi veren diyebilir miyiz? Ama maalesef bu iddianamenin mantığında bu var. Yine son 15 gün içende meydana gelen gelişmeler bunlar. Yine medyayla ilgili olarak çok kısa paylaşmak istediğim Sayın Başbakan dedi ki gazeteciler kötü yazdığı için ekonomi kötüye gidiyor dedi. Bu çok tartışma yarattı ve kamuoyunda hükümetin icraatını demokratik bulan ve bunun çok ciddi demokratik açılımlar yaptığını ortaya koyan gazeteciler başbakanı eleştiren bir imza kampanyası başlattılar. Medya gerçekten böylesine ciddi bir tartışma konusudur. Ben savunmamı yaparken sizlere medya gerçeğini anlatmaya çalıştım çünkü sizlerde medyayla ilgili gazetecilikle ilgili sorular yönelttiniz bana. İddia makamının ortaya koyduğu iddialarda medya üzerinden medyayı ele geçirip ondan sonra kamuoyu oluşturma iddiası ortaya atıldı. Ben bir iki dakika içinde bu medya konusunu ayrıca değinmek istiyorum çünkü başbakanında ortaya koyduğu gazeteler kötü yazmazsa ekonomi iyi gider anlayışı ne yazık ki tarihimizde ki bu okullar olmasa Milli Eğitim çok iyi olacak anlayışının bir başka yansıması olarak başka yansıması gibide geldi bana çünkü gazeteci eğer bir olayı bir olumsuzluğu ortaya koyarsa o hükümetin lehinedir. Çünkü onu düzeltme sorumluluğu hisseder ama şu anda çok tartıştığımız, iddia makamının yok televizyon kuracaklardı, televizyon yolu ile şu planı yapacaklardı gibi bir dizi değerlendirmeleri var. Sayın Başkan Sayın üyeler şu anda Türkiye’de hiçbir televizyon kuruluşunun hiçbir televizyon kuruluşunun ruhsatı yok. Bunun bir başka anlatımı anlatım kolaylığı açısından söylüyorum hiç birinin tapusu yok. Eğer bir bina olarak düşünürsek hepsini. Frekans ihalesi yapılmıyor, Buna hiçbir hükümet yanaşmadı. Ecevit hükümeti, Mesut Yılmaz hükümeti, Tansu Çiller hükümeti, Erbakan hükümeti bugünkü hükümet. Neden? Çünkü hiçbir hükümet muhtemelen önümüzde ki hükümette yapmayacak bence başka bir hükümet gelse de çünkü o ihaleyi yaparsa o medya kuruluşu tapuyu eline alacak artık özgür hissedecek kendini, istediği yayını yapabilir hissedecek. Hükümetler de bunu istemez, geçmişte de kamuoyunu oluşturma araçları hep böyle kontrol altında tutulmak istenmiştir ve bugünde hiçbir hükümet yıllardır bir kez denendi gezmişte sonra vazgeçildi bu frekans ihalesini yapmadılar. O yüzden yani medyanın birini ele geçirip ikisi ele geçirip darbe ortamı yaratmak çok geride kalmış bir değerlendirme iddia makamı kusura bakmasın. Bu gün artık medya medya hükümetin bile tek başına kontrol altına alamayacağı en büyük güç olsa bile tek başına kontrol altına alamayacağı bir güce ulaştı. Bu tartışma devam ediyor. Avrupa bile bu tartışmayı henüz aşmış değil. Şöyle ki Sayın Başkan Sayın üyeler düşündüler bu özel televizyonlar çok aktif olunca Fransa, İngiltere ne yapalım dediler? 2 yol vardı önlerinde dediler ki sınır yasal sınırlar çizelim. Sürekli kontrol edelim ona göre yayın yapsın dediler birinci seçenek. buydu, ikinci seçenek de şuydu önlerini tamamen açalım ama ipleri bizde olsun dediler ve ikinci seçenek kazandı. Çok özgür olsunlar istedikleri kadar güçlensinler ama kontrol bizde olsun dediler bu Amerika’da da böyle bugün bu çok güncel bir tartışma. Ama ben çokta Cumhuriyetçilik yaptığımı düşünmeyin Cumhuriyet gazetesi kendisini bütün bu tartışmalardan ayırıp bütün bu tartışmaların dışına tutmaya çalışıp bağımsızlığını korumaya çalışan bir gazete oldu. Ve o yüzden de pek çok kişi bu gazeteyi ele geçirmeye çalıştı ve pek çok kişinin hedefinde oldu bu gazete eğer biz holdinglerden birine evet deseydik hiç bu tartışmaların içinde yer almazdık. Ama ne yazık ki şu anda ben ve benim şahsım ve benimle birlikte Cumhuriyet gazetesi bir terör merkezinin üstü gibi gösterilmeye çalışılıyor. Bu da çok ağır ve kabul edemeyeceğiz bir durum. Ve nedeni de aynen aktardığım gibi bugün medya organları tamamen daha bugün vardı birkaç gazete birkaç yayın kuruluşu nükleer ihaleye nükleer santral ihalesine girmek istediler çünkü medya gücü aynı zamanda bunlara da müsait. Ama biz bütün bunların dışında kaldığımız için bizim parasızlığımız Cumhuriyetin borç içinde olması gücü aynı zamanda biz öyle olmasak eğer kim daha çok para veriyor diye o değerlendirmeyi yapsaydık başka türlü hareket ederdik. O yüzden medya dünyasındaki bu tartışmaları da ayrıca gündemimize getirmek istedim yine son olarak çok kısa değinmek istediğim Sayın Başkan Sayın üyeler bugün Ankara’da bir dava açıldı ben benimle ilgili bir Ankara’da gözaltına alındım ilk bütün bilgisayarlara Ankara’da el kondu ve Ankara’da ki yapılan bütün işlemlerle ilgili yeni bir dava açıldı ve bu dava kabul edildi. Daha önceki şeyleri tekrar etmek istemiyorum zaten gündeminizde, bende ki bütün dijital verilerin nasıl ele geçirildiği, bunların delil değeri taşıyıp taşımadığını bütün ayrıntıları ile aktardık. Delil değeri taşımıyor ancak bunların ele elde ediliş biçimi artı bu operasyonun bu delillerin toplanış biçiminin de şu anda sorunlu olduğu konusunda Ankara Cumhuriyet savcısı dava açılabilir buldu, davayı açtı ve dava başlamış durumda bunu da ayrıca anımsatıyorum ve biraz önce aktardığım nedenlerle tutukluluk süremde makul süremin dolmuş olduğunu anımsatarak tutuksuz yargılanmamı talep ediyorum.”

Sanık Ahmet Tuncay Özkan söz istedi verildi: ”Sayın Başkan Değerli Heyet, kıymetli hazirun ve Türkiye’nin dört bir yayından sevdalarını, sevdama katmak üzere gelen değerli dostlarım hepinizi saygı ile selamlıyorum ayrıca Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Sayın Ahmet Abakay’a da mesleki dayanışması nedeniyle teşekkür ediyorum. Önce bir haberle başlamak istiyorum. Önce iddia makamı için bir haberle başlamak istiyorum, ben bu kadar çabuk tükenen, yok olan bir iddianameyi daha önce hiç görmemiştim. Çok büyük bir keyif ile vergide kaçırmışsınız, yolsuzlukta yapmışsınız, gelirler kontrolörlerinin raporları diyerek yürümekte olan 16 davaya müdahale etme amacıyla iddianameye koydukları bütün safsatalar İstanbul 5 ve 2 numaralı vergi mahkemelerinin verdiği 6 kararla yok olmuştur. Kanaltürk’ü işletirken vergi kaçırdınız, yolsuzluk yaptınız, usulsüzlük yaptınız, kontrolörün raporu var diye sundukları her şey önce ki gün itibariyle yok olmuştur. Mahkeme kararlarını size ibraz edeceğim biraz sonra iddianamede bunların yer almasını suç olduğunu savunmuştum, bunlar olamaz demiştim. Anayasa mahkemesinin akladığı siyasi partiler kanununa göre reklam ilişkilerinin iddianamede yer almasının yanlış olduğunu savunuştum. Anayasa mahkemesi aklama kararını getirip koydum. Bugünde vergi mahkemelerinin Türk milleti adına verdiği kararları size sunacağım bir iddianame bu kadar kısa sürede bu kadar çabuk tükenemez. Bakın ne diyor 5 numaralı vergi mahkemesi; önce çok ilginç bir şey bir bilirkişiye gönderilmiş mahkemenin tayin ettiği bir bilirkişiye, bilirkişi dosyayı incelemiş Kanaltürk’ün bütün mali yapısını incelemiş ve burda suç yok demiş, hemen itiraz edilmiş, iddianameleri örnek göstererek itiraz edilmiş. Orda bile bakın böyle söyleniyor bu bir bilirkişi raporu geçersizdir diye. Bilirkişi raporunun incelemesi yapılmış tekrar bilirkişi raporunun doğruluğuna ve şimdi okuyorum buradan öte yandan ceza kesilmesine dayanak alınan raporda atıf yapılan 861/11 sayılı vergi inceleme raporuna istinaden yapılan tahriyatlara karşı açılan davada İstanbul 2. vergi mahkemesinin 26.01.2010 tarih E2008-1577, K yirmi bin, 20 2010/ 87 sayılı kararı ile dava konusu edilen gelir vergisi stopaj tahriyatlarının iptaline karar verilmiştir. Bu itibarla bilirkişi raporunda yer verilen tespitler dikkate alındığında usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarının kesilmesine dayanak oluşturan fiillerin sübut bulmadığı anlaşıldığından kesilen cezalarda hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Türkiye’de medyayı kontrol etmek için vergi ve gelir idaresinin kullanıldığının belgesidir aynı zamanda bu. Size daha öncede söylemiştim karşıda bakkal bize çay satan bakkal koluma yapışıp abi Allah aşkına bizden alma maliyeciler geldi demişti, inanamamıştım sonra film satın almamız engellenmişti, film satın alamaz hale gelmiştik bütün film satan prodüksiyon firmalarına maliyeciler gitmişti sonuç budur ve iddianame bunları görülmekte olan davaları yasalara aykırı olmasına karşın hatta size sormuştum demiştim ki bir savcı yada birkaç savcı yasaya aykırı işlemi niye yapar? Bile bile niye yapar? İddianameye koydukları şey çürümüştür, dökülmüştür, yok olmuştur. Şimdi soruyorum hani usulsüzlük? Hani yolsuzluk? Nerede? Ne oldu şimdi? Beni Cumhuriyet Halk Partisini ele geçirmekle suçlayan savcılık iddianamenin yarısı ondan oluşuyordu. Ne oldu? Bir tek soru sormadan geçti bir tek soru. Çünkü ben üyesi bile olmadığım yeri ele geçiremezdim. Diğerlerine değinmeyeceğim ama bugün geldiğimiz noktada bir iddianamenin hem de böyle yüz yılın, bin yılın davası diye anılan bir iddianamenin daha bu aşamada böyle lime lime olmuş olması, dökülüyor olması ben Türk hukuku adına büyük bir üzüntü duyuyorum. Bunları yapmamanız gerekiyordu, bunları koymamanız gerekiyordu. Ben size bunları daha sorgu sıralısında uyardım bunlar görülmekle olan davalardır bunlarla ilgili buraya bunları yazarsanız davaya etkilemeye çalışıyorsunuz dedim. Bu görevi kötüye kullanmaktır efendim. Öncelikle bunu söylüyorum Türkiye’yi de buradan uyarıyorum, medyayı ele geçirmek isteyenler gelirler kontrolleri vergi kontrolleri kullanmak istemektedirler ve kullanmaktadırlar ama sonuç budur. 18. aydan 19. aya giden tutukluluk halim devam ediyor adil yargılanmak istiyorum ama iddianame adil değil, hızlı yargılanmak istiyorum ama davanın yapısı buna müsait değil. Tutuksuz yargılanmak istiyorum ama niçin tutuklu tutulduğumu bilmiyorum. Beni yeniden sorgulamanızı istiyorum, nerde sizi ikna edemediysem ordan devam edelim istiyorum ama oda mümkün olmuyor. Ve ben kaçsam bile niye değiştirebilirim diye size sordum dedim ki çok kötü bir adamım burda hiç bir bağım yok, beni sevenler yok, bu ülkeyi de sevmiyorum her şeyi kötü algılayın benimle ilgili. Ben buradan çıktım gittim kötü bir adam olarak gittim, Neyi değiştirebilirim? Ki sevdam, aşkım, yüreğim bu topraklara aittir ve inanın bu kadar çok sevince insanın yüreğinde akıla yer kalmıyor. Bu aşkla ben nereye gidebilirim? Bu insanları bırakıp nereye gidebilirim ben? Ne yapabilirim? Yargılanmayayım demiyorum, ama bu insanlarla kucaklaşmamı aramızda ki şu mesafeyi kaldırmamızı neden engelliyorsunuz? Ne olur söyleyin? Yanıt verin? Türkiye’de kocaman bir cehalet akılları ve yürekleri esir almak izin mahkemenin içinde ve dışında çalışmaya devam ediyor. Kahroluyorum bazen burada otururken, duyduklarıma kahroluyorum, içinde bulunduğum duruma kahroluyorum. Bu acıyı hafifletmenin yolu kelimeler, sözler, kitaplar, mektuplar ama bu acı bir cezaya dönüşebilir mi? Bu peşin cezanın amacı ne? Bu peşin cezanın amacı nedir? Yani ben daha ne kadar kalacağım? Şimdi Mustafa soruyor kaçacak mıydım? Ben kaçacak mıydım? Size söylüyorum, beni çağırdı ben gittim oturdum ifade verdim Hikmet beye savcı Hikmet beye seni vuracaklarmış dedi işte vurmuşlar dedi falan hepsini anlattım, dosyayı da verdim size İhsan Aslan’la ilgili telefon tapeleri de içinde. Öldüremedikleri için buradayım dedim Zekeriya Bey beni sorgularken dedi o zaman seni merak etmiştim geldim o yüzden oturdum. E geldim gene çağırsan gene gelirdim. Gene çağırın gene gelirim. Peki, bu cezalandırmanın amacı ne? Yani vergiyi anladım, televizyon kanalını alacaklardı elimden, anladım tamam onunla ilgili işlem bitti canımı alacaklardı buradayım peki cezası ne? Yani Türkiye’de demokratik düzen içerisinde Anayasayı, Anayasaya uyarak yasamak istemenin ve bu mücadelenin içinde olmanın cezası müebbet hapisle yargılanıyorum diye müebbet hapsi burada yaşamam mı? Size soruyorum 311, 312 bana ne olur delillerini söyleyin. Ben TBMM’ni, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebir ve şiddet yolu ile ne zaman değiştirmek istemişim? 3 milyon kişiyi topladık ve dağıttık cüzdan çalınmadı bir cam kırılmadı, kimse kimseye hakaret etmedi, ben mi yapacakmışım? Niye yapacakmışım? Yapacak adam siyasi parti kurar mı? Siyasi partisinin eğitim çalışmasını yaptıktan 2 gün sonra gözaltına alınır mı? Siyasi partisinin projeleri, iddianamelerde yayınlandıktan sonra mesela hastane otomasyon projesi iktidar partisi tarafından aynen alınıp uygulanır mı? Peki, bütün bunlarla beraber dönüp baktığımda makul süre denilen şey nedir makul süre? Yani benim tutuklulukta ki makul sürem nedir? Daha ne kadar bu o insanlarla hasretim, aşkla, akılla, mutlulukla hasretim devam edecek? Ne yapmam gerek bunu aşmak için? Bakın size yeminle söylüyorum bütün bunlar tıpkı bu vergi mahkemesinde olduğu gibi tek tek ortaya çıkacak ve günün birinde insani bir şeydir asla başka bir şey anlaşılmasın söylüyorum geçmişte bana dava açanlar çok özür dilediler benden özür dilenecek. Bakın göreceksiniz. Bunu Allah ömür verir yaşarsak bunu hep beraber göreceğiz. Bunu hep beraber izleyeceğiz ve göreceğiz. Yaşana olaylara bakın Mustafa Balbay bir kısmını özetledi ne yapacağız? Niye gazetecilik yaptın? Niye öyle yaptın? Yaptım gazetecilik yaptım, artık ödülleri koyacak yerim yoktu size anlattım altın kalemlerimi bile yağmaladılar, kendimi nasıl avuttum biliyor musunuz? Dedim ki Tuncay kitapların, altın kalemlerin, ödüllerin yağmalandı ya hani dedim Nazi Almanya’sında Yahudileri toplama kamplarına götürmüşlerdi kalanlar kaldı geride kalanların hepsi yok oldu her şeyleri ile beraber sonra yeniden hayata başladılar kendimi öyle hissediyorum, inanın öyle hissediyorum. Bana niye böyle hissediyorsun? Ne oldu diye sorarsanız, kitaplarım yok oldu, ödüllerim yok oldu, 26 yıllık kocaman gazetecilik arşivim, birikimim yok oldu. Neden? Bu kinin sebebi ne? Bu yaşanan olayların amacı ne? Bence siz bana deseniz ki ya bu ülkeyi bırak git Tuncay Özkan. Bırakır gider miyim? Nereye giderim? Sayın Haşıloğlu beni gönderseniz tanıdığınız şurada tanıdığınız Tuncay Özcan dışarıda seversiniz sevmezsiniz çok önemli değil artık bu salında duyguların önemi yok ama bir gözlem sonucu size soruyorum, bir daha bu ülkeye gelmeyeceksiniz deseniz sizce ben gider miyim? Bırakıp bir yere gide bilir miyim? Böyle bir şey olabilir mi? Olamaz, ben bu ülkenin meşesi gibiyim, beni bu topraklardan hiç kimse söküp atamaz, ben bu toprakların malıyım. Bu bağın üzümüyüm, beğenirsiniz, beğenmezsiniz, tadım acıdır tatlıdır ama ben bu bağın üzümüyüm, ben bu topraklarda yeşereceğim. Beni hiç kimse bu ülkeden söküp atamaz. Bir yere de gönderemez. Kaçmak falan bunlar laf değil yani. Burda örnek olarak söylüyorum. Bu davanın başı neresi, sonu neresi? Şimdi insanlar dinliyorsunuz yani onlarla mı başlıyor? Benimle mi başlıyor? Kiminle bitiyor bu dava? Nasıl bir dava bu dava? Bazen dinlerken yüreğim sıkılıyor yani herhalde biraz sonra öleceğim diyorum 1 dakika falan kaldı. Nasıl bir süreç bu? Yani başıyla sonu benzeyenler ile benzemeyenleri nasıl ayıracağız bu davada? İnsanlar birbirinden kopuk, tanımıyor, etmiyor, bilmiyor. Ama hepimiz buraya geliyoruz bir büyük ad Ergenekon altında hepimiz sıralanıyoruz ve hepimiz aynıyız dışarıdan baktığınız zaman. Böyle bir şey yok. Ne yapacağız burada? Şimdi Apakay dinliyor orda. Onun tanıdığı bir Tuncay Özkan var. Benimle sevdası ortak insanlar dinliyor. E gelip başkalarını da dinliyorlar yani Mustafa diyor Eskişehir’de anlatırken ben böyle böyle söyledim. Şimdi Mustafa’nın kiminle benziyor? Ben kiminle benziyorum? Ya da insanlar bize ne kadar benziyor? Bu davanın bir başı bir sonu var mı? Savcılar herkesi birbirine benzetiyor. Boyunun ellerinde bir don lastiği var, istediklerine göre uzatıyorlar, istediklerine göre kısaltıyorlar. Ama ölçü ne? Bir ölçü lazım, bir ölçü lazım bu davaya, masumiyet ne demek? Masumiyet karinesi ne demek? İnsan ne zaman masum olur? Yani burda yargılanıyorum diye masum değil miyim? Dün bir anket geldi elime halkın yüzde 59’u davaya inanmıyor, önce yüzde 52’ye 49’muş sonra giderek düşmüş bu Şubat ayı itibariyle yüzde 59’u inanmıyor ama geri kalan kısmı inanıyor. Ben o insanları ne yapacağım şimdi? Nasıl değiştireceğim onların fikirlerini, görüşlerini. Zaten orda vicdandan mahkum olmuşum. İnsanlar zaten o kadar insan geri kalan kısmı tamam bu adam suçludur demiş, bu tarafta insanlar değil diğer tarafta ki insanlara masumiyetimi nasıl anlatacağım? Bunun için bana bir olanak sunacak mısınız? Ne yapabilirim ben bunun için? Masumiyet ne demek? Nasıl ortaya çıkıyor yani bu mahkeme salonunda masumiyet ne zaman ortaya çıkıyor? Burda ben 20 yıl yatarsam mı masum olduğum anlaşılacak? Bu ceza ne demek yani nasıl bir şey masumiyetle burda tutuklu bulunma cezası arasındaki doğrusallık nasıl oluşuyor? Ne kadar yatarsam masumum, ne kadar yatmazsam masum değilim, öyle mi mahkemenin işleyişi açısından sonuç nasıl ortaya çıkıyor? Savcı beylere göre zaten Dünya’nın en büyük canisi biziz. Onlar için bir sorun yok ama yargıçlar heyetine sormak istiyorum. Beni yargılamayım demiyorum ki. Böyle bir talebim yok artık siz yargılamayacağımız deseniz bile ben yargılanmak ve bu yaftayı kaldırıp atmak istiyorum boynumdan. Ama burada tutuklu olarak devam etmek zorunda mıyım? Bu o zaman bir ceza olmuyor mu? Ya da hani suçumu söylerseniz ihsası rey olur. Peki, böyle olunca ne oluyor? Verdiğim dilekçelerin hiç birisine savcılık makamı yanıt vermiyor. Savcılık makamının yanıt vermediği her şeyle ilgili olarak ya da dava açılıyor ya Anayasa mahkemesi başkanı konuşuyor ya yüksek yargıdan birisi konuşuyor siz onlara meyil veriyorsunuz. Onlar hiç böyle şeylerle ilgilenmiyorlar. Ben diyorum ki Adalet Bakanlığı müsteşarı şimdi bakın 2, 3 tane olay peş peşe geliyor. Ben tutuklandığımda Adalet Bakanlığı müsteşarının ne işi vardı İstanbul’da? Niye görüştü diyorum savcılarla? Adalet Bakanlığı müsteşarı açıklama yapıyor e işimiz vardı gittik idari konular. Şimdi gene geçen gün görüşme olmuş işimiz vardı gittik idari konuda. Bu idari konular nasıl görüşülüyor? Yani niye Başsavcı değil de Başsavcı vekili idari konuları görüşüyor? Yargılamayı yürüten bir Başsavcı vekili ile savcılık makamı ile siyasetin ilişkisi nedir? Niye bu kadar iç içedirler? O zaman politik savunma yapmaya başlarız, hukuku değil politikayı ararız, Bence hukuk adamı kimliği her şeyin önüne geçmeli. Seversiniz sevmezsiniz sevmek zorunda değilsiniz ki Tuncay Özkan’ı ama savcıysanız veya yargıçsanız hukukçu kimlik ön planda olmalı ama soruyorum bu iddianamenin neresinde benimle ilgili hukuk var? 16 Aralık 2003 ya ben yok diyorum ilk günden beri yok diyorum var e ispatla, hayır bana diyor ki sen ispatlayacaksın. Taze fasulye sever misin? 20 yıldır aynı elbiseyi giyer misin? E onları da getirdim koydum hangi gazeteden almışlar, nasıl oluşturmuşlar, yok böyle bir görüşme, var, yok görüşme böyle bir görüşme yok, yok böyle bir görüşme. Ses kaydı var dediler yok. Ben sen kaydı var niye dinletmiyorsunuz diye rica ettim kendilerinden mahkemede burda öğrendim ki aylar sonra böyle bir ses kaydı ve görüntü kaydı yok. Oysa ben var diye biliyordum, var diye bildiğim halde reddettim. Böyle bir şey yok dedim ve yok. Ama ondan dolayı mı buradayım? Ya da beyefendinin incelediği 300 küsur tane akıl defterinden dolayı mı? Günlük önümde duran defterlerden dolayı mı buradayım? Sorun o zaman söyleyeyim. Neden dolayı ben burada cezalı olarak tutuluyorum? Neden, neden sorusuna yanıt arıyorum lütfen. Sen oturacaksın, yatacaksın, bekleyeceksin. Neyi bekleyeyim? CHP kurultayını mı bekleyeceğiz? Yeniden ele geçirme faaliyetim mi olacak? Nisan ayında o mu geçecek? Döneceğiz. Siyaset geliyor. Seçime hazırlanma konusu mu olacak? Neyi bekleyeceğim ben neyi bekleyebilirim. 18. ay bitti gidiyoruz. Sizi evinizde akşam yemeği için beklerlerken yarım saat geç kaldığınızda evde bulunanlar hangi merakla bekliyorlarsa beni ailem büyük ailem sevdam, kızım herkes öyle bekliyor. Vicdanınıza sorun, vicdan telefon çipi falan değildir, vicdan insanın kendisidir, bir sorun lütfen. Ben o vicdanın neresini karartabilirim? Değil delilleri falan filan ben sizin vicdanınızın neresini karartabilirim? O vicdanınıza sorun ve bana öyle bir kararla lütfen yanıt verin. Benim aradığım şey hukuktur, bana sorabiliriz her şeyi. Benim hayatım kamuya açıldı zaten. 10000 küsur telefon konuşması, 1870 tane telefon artık benim bir sırrım falan filan yok. Zaten yoktu da yok yani, hiçbir şeyim yok, her şey internete giren herkes benimle ilgili her şeyi öğrenebiliyor. Yalan, yanlış her şeyi öğrenebiliyor. Sizde bana sorun aklınızda soru işareti kalmış olabilir, sorun yanıtlayayım, sorgulanmaktan, yanıt vermekten kaçan bir insan değilim. Sorum şu Yasemin Çongar’a bin mektup yazdım. Yasemin mesleğe girerken ben kendisine öğrenciydi Abakay’da hatırlar Yarın dergisinde galiba ben siyasal bilgiler fakültesinde Yasemin çok aktif bir öğrenci temsilcisiydi, ben de Cumhuriyette çalışıyorum Yasemin’e Yasemin’in Cumhuriyete gelmesi için ben Yalçın Doğan’a gittim Ankara temsilcisiydi refere oldum. Dedim ki bakın çok yetenekli, çok müthiş bir gazeteci. Olabilir Yasemin mesleğe başladı şimdi geçen gün tutamadım kendimi mektup yazdım o kadar eminsin ki dedim her şeyden o kadar eminsin ki yüzde yüz ya olmazsa. O kadar eminler ki yüzde yüz ya öyle olmazsa. Sonuç o zaman benim açımdan sonuç ne? Beni sevenler açısından sonuç ne? Buradaki insanlar açısından sonuç ne? Ceza ne suç ne? Masumiyet nerede? Lütfen vicdanı bir telefon çipi ya da bilgisayar kartuşu gibi değerlendirmeyin. Eğer sizin vicdanlarınıza bu işin anahtarı oraya sorun ben sizin vicdanınızın ne kadarını karartabilirim. Ne yaparda karartabilirim? Fikri olarak demiyorum, vicdani olarak diyordum. Bana oy vermeyebilirsiniz seçimlerde. Benim siyasi görüşlerime katılmayabilirsiniz ama peki burada bulunmamla bunun ne alakası var? Siz sadece sevdiklerinizi ya da sevmediklerinizi yargılamıyorsunuz ki sizin karşınıza her türden insan geliyor. Bugün Tuncay Özcan var ve benim sizden ricam benimle ilgili bugünkü değerlendirmenizde lütfen beni bir daha vicdanlarınıza sorun akşam yemeğine evde sizi bekleyen insanlara yarım saat geç kaldığınızda o vicdanlarınızda ne hissettiğinizi hatırlayın. Teşekkür ederim.”

Sanık Mustafa Levent Göktaş söz istedi verildi: “Sayın Başkanım Sayın mahkeme üyeleri, Sayın Cumhuriyet savcıları Başkanım 5 dakika süreli ile 2 konu hakkında bilgi vereceğim Sayın mahkemenizin ve Sayın Cumhuriyet savcılarının değerlendirmesini talep ediyorum. 7 Ocak 2009 tarihinde ben avukatlık büromda gözetim altına alındım daha sonra Ankara TEM polisi tarafından İstanbul’a getirildim. İstanbul’da TEM, TEM’de kaldım Salı sekizinde, sekizinde saat 23:45’te, 23:45’te mühür açma tutanağının açılması sebebi ile yani delil torbasının açılması sebebiyle beni yukarıya çağırdılar yukarıya gittim ve dosya, dosya kapsamında da bulunan mühür açma tutanağını açtım, açarken altına da şerh koydum. Buradaki mevcut dijital verilerin CMK 130’a aykırı olarak alındığı ile ilgili bir şerh koydum ve altına da tarihle saat yazdım 08.01.2009, 23:55 diye. Tam 23:55’te mührü açtım yani ve 15 dakika polislerle beraber orada oturdum, saydık şeyleri mevcut dijital verileri medyaları daha sonra tekrar aşağıya indim ben, CD, DVD inceleme tutanağı 08.01.2009’da incelenmiş yani 5 dakika içerisinde incelenmiş ve DVD çözüm tutanağı ortaya çıkartılmış bunu dikkatinize sunmak istiyorum. Başka bir şey bu konuda başka bir şey daha dikkatinize sunmak istiyorum bütün CD’ler ve DVD’ler bütün herkesin CD ve DVD’si bu şekilde bir format halinde inceleniyor yani üzerine dizi pusulası yapılıyor daha sonra inceleme, değerlendirme raporu yazılıyor malumunuz. İçerisinde hangi CD’ler falan hangi DVD’ler var bunlar yazılıyor sonra sonra bu medyalar, bu medyalar şurada görüldüğü gibi zaten dosya kapsamında da var bu Fatih Hilmioğlu’nun DVD’lerinin inceleme tutanakları. Bu şekilde incelemeye tabi tutuluyor. Bu görmüş olduğunuz 4 nolu dijital medyaya ait özelliklerle ilgili yazanda Fatih Hilmioğlu’nun DVD-R’sinin yani bende çıktığı iddia edilen DVD-R’nin inceleme tutanağı, hal böyle iken, hal böyle iken inceleyen makam inceleyen bilirkişiler bütün incelemelerini bitirdikten sonra Sayın Başkanım bu incelemenin sonunda imza atıyorlar yani hem biliyorsunuz bilirkişi raporunun altına böyle bir imza atılıyor kimler tarafından incelendiğine dair hem de bütün sayfalara tek tek bütün inceleyenler imza atıyorlar. Bizim olduğu iddia edilen 51 nolu DVD’nin sayfalarının hiç birisinde ki bu gazetecilere servis edilen aslı da aynı şekilde ne bir imza var, ne bir mühür var, ne bir tarih var sadece yukarda 08.01.2009 tarihinde incelenmiştir, inceleme tarihi budur diyor o da saat 23:55’te ben mührü açtığıma göre 5 dakika içerisinde incelenmiş yani ve en altında da en arka sayfasında da iş bu inceleme tutanağı tarafımızdan tanzimle birlikte imza altına alınmıştır hiç kimsenin imzası yok hiç kimse yok yani herkes herkes aynı DVD’de parmak izi çıkmadığı gibi aynı DVD’nin orijinalinde kırık olduğu gibi aynı DVD’nin, aynı DVD’nin hashının alınmadığı gibi. Aynı DVD’nin imajının alınmadığı gibi, yedeğinin çıkartılmadığı gibi DVD çözüm tutanağında da hiçbir şey yok ne imza var, ne kimin incelediği belli ne bilirkişi raporu olduğu belli. Birinci konu bu Sayın Başkanım, ikinci konu adli yargı ilk derece mahkemeleri kanunun 12. maddesinde malumunuz yargı çevreleri ile ilgili bilgi vardır Sayın Başkanım bu mahkemenin bilgisindedir. Sizin mahkemenizle ilgili yani 250 ile görevli olan mahkemelerle ilgili de 250. maddenin 1. fırkasının C bendinde bu mahkemelerin Adalet Bakanlığının teklifi ile Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu tarafından kurulacağı ve bu kurulmadan sonra kendilerine bir yargı çevresi çizileceği belirtilmektedir. Bu hükme göre İstanbul’da 9, 10, 11, 12, 13 ve 14. Ağır Ceza mahkemeleri kurulmuş Ankara’da 11 ve 12. Ağır Ceza mahkemeleri kurulmuştur. Bundan amaç her mahkeme kendi yargı çevresinde işlemlerini yapsın, yetkilerini kullansın, hiç kimse kimsenin işine karışmasın, yetki karmaşası ortaya çıkmasın bir karışıklık olmasın, bir karmaşa olmasın ama ama eğer orda yapılacak bir işlem varsa ben sana istinabe makamını getirdim istinabe diye bir olay getirdim. Bundan faydalan ve bu işlemleri böyle yürüt diye bir çözüm yolu da önerilmiş. Şimdi adli yargı ilk derece mahkemeleri kanununun 21. maddesi de Cumhuriyet savcılarına demiş ki; Cumhuriyet savcısı sen bağlı olduğun ağır ceza mahkemesinin yargı çevresi içerisinde işlem yapabilirsin. Bunun dışına müdahale edemezsin eğer müdahale edeceksen soruşturmayı genişleteceksen 250 ile de yetkili olsan çünkü 250’nin 250’sinde, 251’inde, 252’sinde bununla ilgili hiçbir şey yoktur. Orda da aynı şekilde 250’nin, 251/2’sinde bu işlemleri nasıl yapacağı açıklanmıştır. Dolayısıyla CMK’nun 161. maddesine geldiğimizde şöyle bir hüküm mevcuttur Sayın Başkanım Cumhuriyet savcısı adli görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı hissettiğinde ortaya çıktığında o hususta, o yer Cumhuriyet savcısına, o yer Cumhuriyet savcısına söz konusu işlemi yapmasını ister şeklinde bir emredici hüküm vardır, isteyebilir değil ister şeklinde bir emredici hüküm vardır. Yine bunun altında sayın Başkanım soruşturmada Cumhuriyet savcısının hakim kararına ihtiyaç duyması halinde CMK madde 162’ye göre Cumhuriyet savcısı ancak hakim tarafından yapılacak olan bir soruşturma işlemine gerek görürse, isteklerini bu işlemi yapılacağı yerin sulh ceza hakimine bildirir hükmüne hükmü mevcuttur. Bazı (bir kelime anlaşılmıyor) ilişkin mahkeme muhakemeyi düzenleyen 250, 251, 252’de bu konuda hiçbir açıklık yoktur, hiçbir emredici hususta yoktur. Hal böyle olunca Sayın Başkan benim bürom avukatlık bürom birçok kişide olduğu gibi Ankara’da yani ben Ankara’da ikamet eden Ankara’da çalışan bir avukatım. Şimdi somut olayda İstanbul Cumhuriyet savcısının, İstanbul Cumhuriyet savcısının normal şartlarda eğer benimle ilgili bir soruşturma yapıyorsa Ankara 250 ile yetkili Cumhuriyet savcısına bilgi vermesi Ankara yetkili Cumhuriyet savcısının Ankara 11. ağır ceza mahkemesinden bir arama, el koyma, yakalama kararı alması ve Ankara 11. ağır ceza mahkemesinin 250 ile yetkili Cumhuriyet savcısının benim avukatlık büromda arama, el koyma ve yakalama yapması lazım. Yani yargı çevresi dışında yapılan bir işlem var burada şu anda. Bu durumda da İstanbul 9. ağır ceza mahkemesinin hakimi Sayın İdris Hasan, tarafından benim hakkımda 06.01.2009 tarihinde verilmiş olan verilmiş olan arama, el koyma hakim kararı geçersizdir Sayın Başkanım. Bunun geçersiz olduğunu ben bu şekilde kanun maddelerini de söyleyerek açıklamak istedim. Bunu Sayın mahkemenizce değerlendirilmesini Sayın savcılarla değerlendirmesini talep ediyorum. Zaten malumunuz arama, el koyma hakim kararları avukatlar için geçerli değildir yani bunun başka bir yönde hakim kararları da avukatlar için geçerli değildir. Bu konuda da, bu konuda da malumunuz CMK’nun 130. maddesi CMK’nun 130. maddesi adli ve önleme aramalarına yönetmeliğinin 13. maddesi avukat bürolarının mahkeme kararları ile aranabileceğini, el konulabileceğini yazar. Bunun yanında avukatlık mesleği dışında faaliyette bulunan insanlar içinde diğer kişiler içinde bu biliyorsunuz 119. maddede CMK’nun 119/1 ve adli önleme aramaları yönetmeliğinin 7/1, 7/4. maddelerinde mevcuttur. Orda da hakim kararı der e koskoca CMK böyle bir ayrıma gitmişken böyle bir ayrıma gitmişken yani insanları yargının kurucu unsurlarından olması sebebiyle avukatlara bir ayrıcalık tanıdığına göre 130’u ve 13’ü uygulamak zorundasınız, uygulamak zorundalar. Diğer kişiler içinde diğer insanlar içinde avukat mesleği yapmayanlar diğer meslek mensupları içinde 7/1, 7/4 ve 119. maddenin uygulanması gerekir. Arz ederim Sayın Başkanım.”

Sanık Hasan Ataman Yıldırım söz istedi verildi: “Sayın Başkanım Sayın mahkeme heyeti çok kısaca 4 madde halinde ileteceğim. Özellikle 1. madde naip hakimle de ilgili olduğu için bu telefon iletişim başkan, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından gelen liste var onu mahkeme kanalıyla istemiştim, geldi inceledim orda şöyle dönemler itibari ile kabaca 6’şar aylık dönemler itibariyle 2 liste geliyor o dönemle ilgili bir tanesi benim aradığım telefon numaraları benim telefondan şu şu şu numaralar aranmıştır diye ikinci listede de diğer numaralarda beni aramış diye geçiyor. Dolayısıyla aynı bir konuşma veya tek bir mesaj iki yerde geçtiği için ikiye katlanmış oluyor. Birde benim telefonum Turkcell, Turkcell’den Turkcell’e konuştuğum zaman, zaman olarak mesela 63 saniye konuşmuşum iki taraftan da bakıldığında birinci listede veya ikinci listede 63 saniye olarak gözüküyor. Ama beni arayan dışarıdan başka biri, başka bir Avea’dan aradığı zaman diyelim. Benim tarafta diyelim yine 63 saniye geçiyor öbür tarafta ise 120 bazen 200 saniye olarak geçiyor. Bazen de o kişi Roming diyor istasyondan istasyona atlama durumları var veya yoldaysa o kişi aynı görüşme iki veya üç parçaya bölünmüş oluyor, üç ayrı aramaymış gibi gözüküyor. Bunların tarih, saat, dakika ve saniyeleri uyuyor bazen aralarında bir iki saniye fark ediyor. Bilgisayarlar arasındaki saat farkından dolayı dolayısıyla ben bunları çıkardığımda kabaca şöyle çıktı, bazen bire üç bazen bire iki olduğu için kabaca bire iki olarak iddianamede benim görüşmelerim iki misli olarak yazılmış durumda mesela biri bir mesaj atmış, o iki mesaj olarak gözüküyor. Bunu özellikle ben bir çalışmasını yaptım ama tam yazılı olarak verecek durumda değil ama özellikle uygun bulursanız talebim olarak naip hakime bunu bir beş dakika içinde göstermek istiyorum. Sonra daha detaylı yazılı olarak da verebilirim ama gösterirsem kendi de bakıp görebilirse kayıtlardan çok iyi olur. Bu aşağı yukarı anladığım kadarıyla herkes için geçerli, şey ikinci madde biliyorsunuz ben daha evvelki konuşmamda 19 Şubat 2010 tarihli konuşmamda demiştim bu Ergenekon davası özellikle 28 Şubat 1997’nin intikamı olarak bir operasyon yapılıyor. Benim de burada bulunmam eski bir deniz subayı olmam dolayısıyla halen görevdeki özellikle deniz kurmay albaylarla ilgili onlardan çalınmış veya sahte veya üretilmiş F tipi yani Fethullahçı polisler tarafından ele geçirilmiş ve aramada bana konmuş olan sahte dijital belgelerden dolayı ben 14 aydır burada tutukluyum. Benim iddianamede bunun dışında zaten önemli bir şey yok. Bu konuşmamda özellikle 28 Şubat’ı anlatırken dördüncü Poyrazköy iddianamesi ve beşinci teğmenlerle ilgili, deniz teğmenlerle ilgili iddianamelerde 28 Şubat’ın özellikle belirtildiğini batı çalışma grubunun olduğunu iddia ediliyor ve o iddiadan şimdi de Cumhuriyet çalışma grubu dolayısıyla TSK’nın önemli bir parçası olan ve deniz kuvvetlerinin de gözbebeği olan kişilere karşı ve dolayısıyla deniz kuvvetlerine karşı bir saldırı harekatı var. Ve konuşmamın sonunda şöyle demiştim geçen konuşmamda bu bir kan davası haline geliyor, bunu bu kan davasını ancak bu mahkeme alacağı kararlarla bu kan davasını bitirebilir. Yoksa bu kan davası uzar hiçte ülke için iyi olmaz şeklinde söylemiştim. Benim bu söylediklerimden sonra aşağı yukarı 2 hafta sonra, şöyle göstermek istiyorum bir tanesi Yeni Çağ gazetesinde bir tanesi de Milliyet gazetesinde bakın hükümet kan davasını reddetmeli, yine öbüründe de AKP kan davasını bırakmalı haber nereden Amerikan Los Angles Times gazetesi ordunun darbe döneminin geride kaldığını kabul etmesi, hükümetin de kan davasını tekrar ediyorum kan davasını reddedip hukukun üstünlüğünü benimsemesi gerektiğini yazdı. Artık bu benim söylediğim, benim burada tespit ettiğim iddianamelerden okuduğum Amerika’da ki herkesin bile bütün dünyanın gördüğü, bildiği olaylar bunlar çok açık olarak herkesin tespit ettiği. Diğer bir madde üç, af olayına gelmek istiyorum ben daha evvel ki konuşmalarımda özellikle belirtmiştim, bunu yazılı olarak verdiğim özet bir savunma gibi konuşmamda da vardı. Ben af istemiyorum, ben yargılanmak istiyorum ve gerçeğin ortaya çıkmasını istiyorum. Yine Yeni Çağ gazetesinde 07 Mart Pazar günü olan bir haberde Washington planı Ergenekonculara ve Öcalan’a ortak af yani açılım olayı tutmadı, açılımı yapmak için bizi burada esir olarak tutuyorlar. Herkese af çıkaracaklar bizi o şekilde salacaklar, ben kesinlikle af istemiyorum affa karşıyım herkes cezasını çekmeli ama yargısız infaz da kesinlikle olmamalı. Bizim burada bulunmamız bir esir gibi ben Atatürkçü bir subay olarak burada esir olarak Malta sürgünlerinde olduğu gibi İngilizler nasıl o zaman bütün ordunu subaylarını, generallerini hepsini toplayıp toplayıp Malta’ya götürdüler şimdi de burada Silivri’de esir tutulduğumuz diye düşünüyorum. Madde dört, yine burada 34 ayını çaldılar diye bir haber bir cinayet davası ile ilgili bir kişi yargılanıyor, bu da 9 Mart tarihli Posta gazetesine ve diğer bütün gazetelerde de çıktı. 34 ay hapiste kalmış sonunda beraat etmiş, cinayet onunla ilgili değil yani polisimiz de her şeyi düzgün yapmıyor demek ki savcılar da atlamış ve dolayısıyla bir kişinin 34 ayı geçmiş. Benim de 14 ayım intikam olarak ordudan intikam almak için, Atatürkçülerden intikam almak için bende 14 aydır buradayım. Yine gazeteden Hürriyet gazetesinden de kesip getirmiştim, ben yaptım olmaz diyor yine sür manşette 3 Mart tarihli anayasa mahkemesi başkanı Haşim Kılıç anayasa ile ilgili konuştuktan sonra diğer bir maddeye de demin sayın Mustafa Balbay’da detaylı anlattığı için hepsini okumuyorum. Uzun tutukluluk ceza olur diyor, ben söylediğim gibi 14 aydır tutukluyum, kaçmam söz konusu değil evimi, yurdum, işim hepsi belli, ailem belli, delilleri karartma diye söz konusu değil zaten polisin bana teslim ettikleri daha doğrusu şirketime teslim ettikleri belgelerin içinde boş CD’ler var. Zaten tahmin ediyorum ellerinde de daha başka CD’ler var, istedikleri gibi istedikleri kadar sahte belge zaten üretiyorlar ve ürettiler. O bende ki çıkan belgelerin hiçbirinin benle ilgili olmadığı belli çünkü konan iki tane ilave bellek aramada polisin bulduğu hiç ilgisiz yerlerde benim odamda, benim yerimde, üstümde, başımda, dolabımda, masamda değil elemanların oturduğu yerlerde, başka yerlerde buldukları bir de altı tane CD var. İstedikleri kadar delil üretebilirler, dolayısıyla benim dışarıda veya içeride olmam hiç önemli bir şey değil, kaçmam da belli değil biliyorsunuz benle beraber tutuklanan denizaltıcı subaylar, emekli subaylar, albaylar buraya gelip gidiyor. Bende çıksam bende onlarla beraber muhtemelen aynı arabayla gelip gideceğiz. Onun için tahliyemi talep ediyorum, saygılarımı sunarım teşekkür ederim.”

Sanık Mustafa Koç söz istedi verildi:”Sayın başkanım, sayın üye hakimler, sayın Cumhuriyet savcıları hepinize saygılarımı arz ederek başlıyorum. Duruşmaların başladığı 7 Eylül 2009 tarihinden beri her talep gününde maruz kaldığım adaletsizliği engelleyecek hakim iradesinin tecelli etmesi için üzerime atılan soyut suçlamaların dayandırıldığı, delillerin ne denli yetersiz ve mesnetsiz olduğunu somut tespitlerle yüce heyetinizin takdirlerine sunmaya çalışıyorum. Her gün talep alsanız, her gün kalkıp talep edeceğim. Sen ne söylersen söyle onlar bildiğini yapıyorlar duygusuna asla kapılmayacağım, çünkü itiraz etmeyi beceremediğim bir zaman olmayacak benim ve itiraz argümanı olarak da sadece elimizde talep gününde söyleyebileceğimiz birkaç cümle var. 15 aydır mevcudiyetinden bihaber olduğum ve üyesi olmak suçlamasını hakaret telakki edeceğim bir örgüte üye olmak iddiasıyla ve hiçbir şekilde muttali olmadığı bir darbe teşebbüsü içinde yer almak suçlamasıyla bu zulme maruz kalıyorum. Peki bunların delilleri ne, iddianameye ve onun eklerine göre geçen talep gününde de arz ettiğim emir komuta ilişkisi veya görev ilişkisi içinde olduğum üstelerimle ve komutanlarımla beş yıllık sürede yapılmış biriyle iki, öbürüyle iki telefon görüşmesi yine iddianameye göre telefonumda Kaan binbaşı adıyla bir telefon kayıtlıymış o numara aynı zamanda birinci Ergenekon davasının sanıklarından iki emekli askerde de kayıtlıymış, delil oluyor. Kim bu Kaan binbaşı araştırıyorum jandarma hastanesinde tabip binbaşı idi o zaman herhalde şimdi ya yarbaydır ya albaydır. Şimdi emekli askerin telefonunda askeri hastane tabibinin numarasının olmasından daha ne olabilir. Emekliler malum yaş doldururlar bir ayakları hastanededir ve doktorun da telefonunu almışlardır. Aynı numara benim telefonumda da kayıt olunca örgütsel irtibat oluyor, sanki düşman ordusunun tabip binbaşısının numarası bende kayıtlı. Darbe teşebbüsünün delilleri neler 36, 37, 38 numaralı ek klasörlere konulmuş hiçbirine üzerinde adım sanım yok, şimdi arz edeceğim tekrar. Halbuki ben bu suçlamalar karşısında yüce heyetinizin huzurunda aylardır, bu örgüt üyeliği suçlamasına yönelik olarak Yargıtay içtihatları ve terörle mücadele kanununun yedinci maddesinde affınıza hoşgörünüze sığınarak tereciye tere satmak durumuna düşmeksizin bu kadar basit ve soyut iddialarla yapılamayacağını arz ediyorum. Ve dedim ki Türk hukukunda iştirakin varlığı için bir suçun icrasına başlanması suçun bütün şerikler için aynı olması, iştirak iradesi ve hareketlerin illi değer taşıması aranırken aynı unsurların örgüte üye olmak ya da terör eylemlerine iştirakte de aranması gerekmektedir. Terör örgütü basit bir birleşme ile meydana gelmemektedir bunu ben bir kurmay albay olarak kendim söylemiyorum bu sizin mesleğinizin doktrininde yazıyor, yazılı mevzuat bu ve yine Yargıtay’ımızın ilke değerinde ki önemli bir kararında da tekrar ediyorum çünkü mecburum. Örgütün ana unsurları şu şekilde tespit edilmiş iki ya da daha çok kişi olacak, e tamam ona itiraz yok. Bu kişiler birden fazla suçu işlemek için anlaşacak veya birleşecek, birden fazla suç olacak hem anlaşacak hem birleşecek o da yetmiyor bu anlaşma birleşme ilişkisi sürekli olacak. O da yetmiyor bu ikiden fazla kişi arasında hiyerarşik bir ilişki olacak, o da yetmiyor. Bu üyeler arasında örgütlenme ve işbölümü bulanacak diyor. Şimdi nasıl benim bir dönem emrinde çalıştığım komutanlarımla iki defa telefon ile görüşmem şu kriterler içinde değerlendirilebilir. Lütfen birazcık hukuk birazcık vicdan istiyorum, sanki bunlar başka bir ülkenin hukukunun bir parçasıymış gibi bunları görmezden gelmekte ve bir subayın haklarında hiçbir suçlamanın olmadığı bir dönemde ve beş yıllık bir dönemde öyle üç beş ay da değil, yaptığı birkaç görüşmeyi içeriği bilinmeksizin tapesi yok. Örgüt üyeliği suçlamasını delili olarak değerlendirebiliyorsunuz. Böyle bir örgüt var mıdır yok mudur o benim meselem değil ben de bütün Türkiye gibi bu hususta yüce mahkemenizin vereceği adil kararı bekliyorum. Ama benim asla ve asla yasadışı bir örgüt ve oluşum içinde yer almadığım ve hiçbir zaman da yer almayacağım şeklindeki kendi gerçeğim sizin kararınızdan münezzehtir, ayrıktır. Sizin kararınız ne olursa olsun, bu benim kendi gerçeğimi değiştirmez. Kendimi askerlik mesleğine adamış, kurmay albay rütbesine kadar gelmişim bu bir hakarettir ve ne yazık ki otuz yıl ivazsız, garazsız hizmet ettiğim ülkenin yargısı bana bu hakareti yapıyor. Ve yine aylardır darbeye teşebbüs eylemine iştirak etmekle suçlanıyorum, sunulan belgelerin, delillerin o üç klasördeki arz ettim size defalarca hiçbiri benden ele geçirilmemiştir altını çiziyorum. Benden ele geçirilmemiştir, hiçbirinde imzam adım, sanım, görevim yoktur. Bu böyle iken biri suçlanabiliyorsa yoldan geçen birini çağırın onu da suçlayın o zaman, bunların bana ait olduğuna tamamının veya bir kısmının benim tarafımdan yapıldığına ilişkin ne bir ihbar var, ne bir gizli veya açık tanık beyanı var, ne başka bir sanığın beyanı var. E o zaman nedir bu sayın başkanım kırk yılınızı hukuka vermişsiniz hürmetle kişiliğinize saygıyla ve hukuk derinliğinize bunu ben sunuyorum. Bu sorulara bir cevap lazım, ben o zaman tatmin olayım ve 22 yıl aktif jandarma komutanlığı yaptım üzerine gittim adamın da niye üzerime gittiğini bilsin diye ona gerekçelerini izah ederek yaptım. Ben hak ettim desin diye yaptım ve çok bunun faydasını gördüm. Jandarma subayları için şikayet edilmemek zordur burada jandarma komutanlarım var daha iyi bilirler, bir tane sözlü şikayet bile bir vatandaştan benim hakkımda gelmemiştir. Çünkü insanlara ikna ederek, anlatarak yapmaya çalıştım. Sizde beni lütfen ikna edin, şimdi yüce heyetinizin huzuruna çok önemli bir şey daha sunuyorum. Şimdi bu klasörlerde yer alan dijital verilere baktım 35 kalem dijital veri var sayın başkanım. İkinci iddianamenin ek klasörlerinde bunların demin arz edilen dijital veri inceleme tutanaklarından hangi bilgisayardan yapıldığını tespit edebilir miyim diye bir çalışmaya girdim. Malum cezaevinde de bilgisayar kullanma olanakları sınırlı, bu 35 kalem dijital veriden 28 adedinin yapıldığı bilgisayarları oradaki tutanağa göre tespit ettim 22 ayrı bilgisayar. Yani bu 35 kalemin hepsi bir bilgisayarda yapılmış olsa onun benim bilgisayarım olduğunu zannetseniz hak vereceğim size, o bilgisayarın benim olmadığını kanıtlamaya çalışırım hiç olmazsa madem iddia makamın kanıtlamıyor bari ben kanıtlayayım. 20 en az 22 ayrı bilgisayarda yapılmış 35 kalem dijital veri ile beni suçluyorsunuz. En az 22 bilgisayar demek en az 22 kişi demektir ve üzülerek söylüyorum ben Tunceli jandarma bölge komutanlığında 2005, 2007 yıllarında görev yaptım bu ülke için canımı dişime taktım. Bu tarih aralığında 2006’da 2007’de bilmem neredeki Atatürkçü düşünce derneğinde yazıyor tutanakta açık açık sekreter Pınar bilmem kimin kullandığı bilgisayarda yapılmıştır diyor. Bunun hesabını bana niye soruyor Türk yargısı, kendi tutanağında diyor ki bu şu tarihte Atatürkçü düşünce derneğinde sekreter bilmem kimin bilgisayarında yapılmıştır diyor. Onu getiriyor benim ek klasörüme koyuyor albayım sen bunun hesabını ver diyor. Yapmayın bunu lütfen size bunu böyle yapın diyenlere bir hakim iradesi gösterin. En az 22 ayrı bilgisayarda belki de 22 farklı kişi tarafından yapılan dijital belgelerin hesabının biri 15 aydan beri tutuklu yargılanan 2 subaya yüklenmesi hukuki midir, vicdani midir, ahlaki midir? Anayasa ile teminat altına alınan suç ve cezanın şahsiliği o 22 ayrı kişiye ait muhtemelen 22 bilgisayar olduğuna göre nerede kaldı suç ve cezanın şahsiliği, kimse bu 22 bilgisayarın sahibi buyurun getirin yargılayalım. Şurada 22 kişi olsun paylaşalım ama onları bulamadık gel albayım, yapmayın lütfen vicdanları yaralıyorsunuz. İçinde bulunduğumuz çağda hangi hukuk sistemi bunu mazur görebilir, yüce heyetinizin hakim sağ duyusu buna daha ne kadar seyirci kalacak. Şüpheden sanığın yararlanmadığı, müddeinin iddiasını ispatla mükellef olmadığı, suç ve cezanın şahsi olmadığı, suçun unsurlarından kanunilik unsurunu, suçun maddi unsurunun manevi unsurunun aranmadığı bir yargılama genelde Türk hukukunun özelde de yüce heyetinizin şanına yakışmamaktadır. Uykularım kaçıyor, kaldı ki bu CD’lerin elde ediliş biçimleri benden ele geçmediğine göre bir yerlerden ele geçirilmiş. Elde ediliş biçimleri tutanakları incelediğinizde dava dosyasında var lütfen bakın 75 adet CD diyor, sadece onu diyor. Adı nedir, numarası nedir, imzası nedir, kopyası yok hiçbiri bakın. Delillerin değerlendirilmesi aşamasına geldiğinde bunu yapacaksınız, yapacağız hep beraber. E o zaman özür dileriz mi denecek, çünkü diyor ki karar da siz reddettiğiniz delilleri belirtmek zorundasınız CMK’ya göre karara dayandırdığınız delilleri de belirtmek zorundasınız. Şimdi bir şey daha söylüyorum siz yüce heyetiniz üçüncü şahıslardan elde edildiği iddia edilen bu dijital verilerle beni 15 ay tutuklu yargılarken, Ankara’da bir Cumhuriyet savcısı sayın Abbas Özden kamuoyuna Ergenekon adıyla lanse edilen soruşturma kapsamında Ankara’da yapılan bir aramada bilgisayarlara ve CD’lere el konulması ve diğer birçok konuda CMK hükümlerine aykırı davranıldığının tespiti ile açtığı davada Yargıtay kararlarına da atıflar yaparak şunu söylüyor. Hukuka aykırı deliller ile bu delillerden yola çıkılarak sair delillerin de hukuka aykırı olacağı temeli hukuka aykırı bir fiil ve işleme dayanan deliller arasında ise öncelik, sonralık ayrımı yapılmadan yargılamada değerlendirme dışı bırakılacağı ve hükmü esas alınmayacağı açıktır diyor e biz ne yapıyoruz o zaman burada. Yine yıllarını hukuka adamış yüksek yargı mensupları sizlere seslenirken biz de medyadan duyuyoruz, bize söylemiyorlar size söylüyorlar. Sayın Balbay sayın anayasa mahkemesi başkanının beyanlarını az önce söyledi. Sayın Sami Selçuk icra etmekte olduğunuz mesleğin en üst seviyesinden emekli olmuş bir insan, yani bizim genelkurmay başkanlığının emeklisi ne ise sizin için de o ve şimdi ki Yargıtay başkanı da altına imza atarım diyor şu sözlerin tutuklama bir önlemdir, kural gereği istisnadır, zorunlu olduğunda başvurulması gereken son çaredir, sıra dışıdır. Öyle ise özenle kullanmak gerekir asla bir cezaya, yaptırıma, kurala dönüşmemelidir. Tutukluluk süresi gereksiz yere uzatılmamalıdır, dedikodu kanıt değildir. İddianamenin dayanakları arasında yer alamaz diyor, bunları bize değil size söylüyor efendim. Bütün bu görüp yaşadıklarımdan sonra gözaltına alındığım günden bu güne kadar maruz kaldığım muameleyi ben 15 aydır tutuklu yargılanırken kimlerin hangi delil durumuyla ve hangi suçlamalarla tutuksuz yargılandığını görüyorum ve tutukluluğumun devamı yönündeki ısrarlarınızı düşünüyorum ve bu ülkede olup biteni anlamakta güçlük çekiyorum. Sanki başka bir ülkede yargılanıyorum, bana bunu söyletmeyin lütfen bu çizgiye beni getirmeyin. Diğer sanıkların durumlarını bilmiyorum, siz yargılayacaksınız biz de öğreneceğiz. Ama cezaevinde birlikte kaldığım muvazzaf subay arkadaşların durumlarına muttaliyim. Cihan Arık dava dosyasında var isim vermiş o işte müsteşarlığa katılacağım diye, ismi alan şahıs diyor ki ya bu diyor öğrenciymiş daha diyor, çocuk diyor kabul etmiyor. Üç aydır sayın savcı iddiasından vazgeçmiş, o talep etti de tutuklandı çünkü şimdi aynı savcı diyor ki tutuksuz yargılayalım diyor (1-2 kelime anlaşılamadı) bırakmıyoruz. Emre Baltacı, Melih Yüksel ile aynı durumda yani biz de az çok mürekkep yaladık, hukuk okuduk en azından vicdan terazisinde tartıyoruz, hukuki efendim alt yapımız, pratiğimiz sizin kadar olmasa da bir mantık süzgeciyle değerlendiriyoruz. Emre Baltacı ile Melih Yüksel’in ne farkı vardı da o çocuk üç aydır yatıyor. Yani bir kriter, bir kıstas arıyor insan bize bu eziyeti yapmayın biz muvazzaf subayız gideceğiz bu ülkeye hizmet edeceğiz, üniformamızı giyeceğiz çalışacağız. Biz nereye kaçacağız, hangi delili karartacağız. 2003 Ağustos’unda birlikte yargılandığım sanıklarla irtibatım kesilmiş, kabul etseniz de etmeseniz de bu gerçek aksini ispatlasınlar her şeyi kabul etmeyen namussuzdur. Bütün irtibatım kesilmiş, aradan altı yıl geçmiş sayın mahkeme heyeti hangi delili karartacakmışım. Benim daire başkanım ben bunları yaptıysam o emir verdiği için yapmışımdır, benim daire başkanım 15 aydır tutuksuz yargılanıyor kaçmış mı, niye kaçsın, nereye kaçacak? Lütfen idrak ediniz ki bendenize reva gördüğünüz muamele haksız ve hukuksuz bir muameledir. Bu evrak kalabalığı ve bilgi kirliliği içinde yüce heyetinizi yanıltmak suretiyle ve haksız ve hukuksuz olarak babalarını 5 aydır tutuklu yargılamak suretiyle örnek birer Müslüman Türk genci olarak yetiştirmeye çalıştığım çocuklarımın devlete, hukuka, adalete olan güvenlerini sarsmaya, onlara aşılamaya çalıştığımız değer yargılarını sorgulatmaya kimsenin hakkı yoktur. Ben tutuksuz yargılanırsam benim çoluk çocuğum böyle bir davada yargılandığımın farkında bile olmaz. Bu zulmü yapmayınız. Benim hiçbir suçum günahım olmadığı halde arz ediyorum size varsa ispatlasınlar 2000 bilmem kaç yılında, bilmem ne derneğindeki sekreterin yaptığı bilgisayarla beni suçlayarak bana darbe yaptıramaz kimse ispat bu değil. Jandarma komutanlığı yaptım delil nedir, nasıl aranır, nasıl kanıtların, savcı nasıl ikna edilir, hakim nasıl ikna edilir bizde ömrümüzü bu işe verdik. Eğer ben bu durumdu bu muameleye maruz kalabiliyorsam yarın başkalarının da hatta sizlerinde benzer bir zulme maruz kalmayacağınızın garantisi yoktur. Bu yarın size de yapılır üzerinde yazmaz sizin de isimleriniz, bilmem neleriniz sizden de ele geçmemiştir muhtemelen gel hakim bey bunu siz yapmışsınız derler size. Bu durum sizler ömrünüzü adıyorsunuz, biz bu devlete millete ömrümüzü adamışız. Bu devlete, bu devletin hukukuna yakışmıyor. Tutukluluğumun devamına karar vermeden önce bu arz ettiğim hususları lütfen vicdanınızda bir kere daha tartın siz yine reddedin ben yine bunları arz etmeye devam edeceğim. Arz ettiğim tüm bu hususlar ve tutukluluk müessesinin hukuktaki yeri çerçevesinde muvazzaf subay olarak kaçmayacağıma, kaçma ihtimalimin olmadığına delil karartmayacağıma, karartma imkanımın olmadığını, tanık olmadığı için tanık etkileme durumumun olmadığını, tutukluluğun bir anlamının kalmadığını kabul etmenizi istirham ediyorum tutuksuz yargılanmak üzere bihakkın tahliyeme karar vermenizi saygılarımla arz ediyorum.”

Sanık Mustafa Dönmez söz istedi verildi:”Sayın başkanım, sayın mahkeme üyeleri 19 Şubat’ta ilk dilekçemde sis kutuları ile ilgili bir istemim vardı bu istemim ile ilgili sayın Cumhuriyet savcımız da olumlu mütalaada bulunmuştu ancak çıkan kararda bu sis kutusunun emanet makbuzu ile ilgili bana verilmesini söylemiş ama ben bununla ilgili şahsıma yapılan polis komplosunun 73 adet nesnel delillerinden bir tanesi olan bu sis kutusunun hayati olduğunu düşünüyorum çünkü burada polisler 11 ayrı konuda sahte belge hazırlayarak deşifre oldular. Dolayısıyla ben bu sis kutusunu geçen duruşmada arz edemediğimi düşünerek kısaca birkaç dakika içinde arz ederek diğer istemlerimde bulunacağım. Efendim sis kutusu ile ilgili Gölbaşında çıkan daha sonra Zir vadisinde çıkan daha sonra da Poyrazköy’de çıkan sis kutuları var. Ama bu sis kutularının içinde bir tanesi çok önemli, neden çok önemli çünkü sayın Cumhuriyet savcılarının da, sayın mahkeme üyelerinin de polis yedi ayrı belgede şimdi arz edeceğim belgelerde sahte tutanak tutmuşlar beni ilgilendiren konu şu efendim. 4 tane şeyin bir araya gelmesi mümkün değil oda şu kafile numarası, stok numarası, imal tarihi ve açık renkli yeşil sis kutusu olması hasebiyle bu dört özelliği olan bir tane sis kutusu sadece Zir vadisinde çıktı. Ve bu Zir vadisinde çıkan sis kutusu 3 gün evvel Gölbaşı kazılarında, ki kazı diyorlar ama kazı olmadığı da kamera kayıtlarından anlaşılmıştır efendim. Bulunma, çöp torbasının içinden çıkarma ve içlerinin boş olduğu da ortaya çıkacak ben bunları arz edeceğim, göstereceğim hem belgeler hem kamera karşısında olan görüntülerle. Burada açık renkli yeşil sis kutusu efendim 11. Ağır ceza mahkemesinde kaybedilen bir şey ama görüntüde çıkıyor geçen mahkemede arz etmiştim. O kaybedilen yani Ankara TEM şubede kaybedilen açık renkli sis kutusu hem kafile numarası, hem imal tarihi, hem stok numarası, hem renk itibariyle bir tanesini kaybediyorlar o bir tanesi o 3 gün sonra Zir vadisinde çıkıyor. O Zir vadisi de bana mal edilen mühimmatlarda dolayısıyla bu istemimi şu şekilde arz etmiştim, galiba arz edemedim onu tekrar arz etmek istiyorum eğer bu benim ise ki emanet makbuzunu bana vermesini emretmişsiniz teşekkür ediyorum aldım bu emanet makbuzunu ancak Poyrazköy ve Gölbaşı’ndakinin de emanet makbuzu gerekir bu açıdan, çünkü olmayan bir mühimmat var yani 3 tane bir araya bir mühimmatın geldiği, gelmesi gerekir aynı kafile numaralı, aynı imal tarihli, aynı seri numaralı dolayısıyla bu çok yani aleni ben bunu biliyorum polisin yaptığını ancak bu mahkeme tarafından da tescillenecektir. Ben bu istemimi tekrar arz ederek bir dilekçe halinde sundum, burada da belgeleri de polislerin kendi arasındaki yazışmalarında da tarihlerini de yazarak arz ediyorum yani istem olarak efendim bir bilirkişi var marifetiyle bu 3 tane polisin iddiası olan ancak bir tane olan 87 model açık renkli yeşil sis kutusunun bir bilirkişi marifetiyle bir araya getirilerek, aynı malzemeden toplam 3 adet olup olmadığının tespitinin yapılmasını talep ediyorum efendim. Bununla ilgili tekrar 19 Şubat’taki istemimi tekrar ediyorum. Efendim ben biraz evvel arz ettiğim gibi şu ana kadar benim bulduğum neden bu polisin içinde yuvalanmış bir örgüt var diyorum, 73 adet nesnel delilim var bunu polisin yaptığına dair sadece şu dilekçede 27 tane belge var ama bu 73 tane bahsettiğim somut deliller içinde bu 27 tane sadece bir tanesidir. Yani 27 olarak da toplum olarak söylemiyorum efendim. O kadar çok hata var ki, o kadar çok bariz şey var ki ben iki sene evvel muvazzaf subaylara hakaret ediyor diye sayın başbakanı hem sözlü hem de yazılı olarak şikayet etmiştim. Bana bu oyun oynanıyor mühimmatlarla ilgili benimle beraber başka insanlar da yargılanıyor, ben istiyorum ki benimle beraber bu atılan iftiradan diğer insanlar da bu belgelerden yararlansınlar benim şahsımın yararlandığı gibi, efendim bunu sahte belge hazırlamayı bu çeteleşmiş polisler özür dileyerek söylüyorum. Kahraman polis teşkilatımızın içinde bir grup var ve o insanların yaptıklarını ben isimle isim net net de biliyorum sicil numaralarını da biliyorum. Bunları savunmamda tek tek arz edeceğim. Ama şu bana verdiğiniz müsaade ettiğiniz saati taleplerimle doldurmak için bunları söylemeyeceğim. Ama sadece kısaca bir aydınlatma mühimmatıyla ilgili nasıl sahte evrak hazırladıklarını, nasıl rapor tuttuklarını, nasıl Cumhuriyet savcılarını, nasıl sayın mahkeme üyelerini yanılttıklarını arz etmek istiyorum. Sanal mühimmat yapıyorlar, nasıl mesela olmayan bir mühimmat icat ediyorlar örneğin efendim yine bende bulunduğu iddia edilen mühimmatlardan bir tanesi aydınlatma mühimmatı efendim. Bu aydınlatma mühimmatı işte jandarma birliklerimiz, özel harekat polis teşkilatı kullanılan bir şey gece hareketlerinde araziyi bir dakika aydınlatan bir aydınlatma mühimmatı. Bu aydınlatma mühimmatını 6 ay boyunca sayın başbakana şahsımın suikast yapacağını da sürekli medyada gündemde tutarak bana mal ettiler oysa bu aydınlatma mühimmatı, bu mühimmata bana bubi tuzaklı bomba diyorlar. Ben araştırdım bu bir senelik süre içinde içeride kaldığımda böyle bir mühimmat yok, daha da ilginci efendim bu beş ayrı farklı bir mühimmat gibi istedikleri zaman farklı mühimmat gibi sunan polis arkadaşlarımız böyle bir mühimmatın olmadığını da yine kendi yazışmalarında söylüyorlar. Örneğin şöyle mesela sayın Cumhuriyet savcısı sorduğu zaman buna aydınlatma mühimmatı diyor ama kendi ifadelerinde makine kimyaya yazarken bubi tuzaklı bomba emniyet müdürlüğünde var mı diyor. Makine kimya da cevap veriyor, hayır sizde böyle bir mühimmat yok diyor. Oysa aydınlatma mühimmatı diye sorsa makine kimya kendilerinde olduğunu söyleyecek, bunu el bombasında da yapmışlar, bunu fişeklerde de yapmışlar, diğer mühimmatlarda da yapmışlar yani sanki bu mühimmatlar kendilerinde yok sadece silahlı kuvvetlerde varmış gibi işlem yapılmış oysa bu mühimmatların hepsi özel harekat şubelerinde bulunan daha da ilginci yine el bombaları konularında arz edeceğim, seri numaraları bile aynı efendim yani 72 milyar da bir araya gelmesi muhtemel olan hem tapanın, hem de gövdenin aynı olan örneğin hemen söyleyebilirim yine Zir vadisinde çıkan oda Poyrazköy’de çıktı aynısı maşa 53 yılının stok numarası ile başlayan, gövde de 54 yılının aynısı Poyrazköy’de de çıktı. Yani ben cezaevindeyken Poyrazköy’e de koymamız herhalde mümkün olmayacaktır. Bu mühimmatların tamamı yani bana mal edilen malzemelerin tamamı efendim hem Gölbaşı’nda hem Poyrazköy’de kazılarda bulundu diye iddia ediliyor. Bunlarla benim ilişkimi de kroki ile yapıyorlar, kroki ile de biraz sonra yine dilekçemde arz edeceğim ama bu aydınlatma tuzağıyla ilgili talebim efendim şunlar. Şimdi burada 11 sayfalık ama ben bunu çok uzun anlatmak da istemiyorum bunu yazılı olarak size arz edeceğim. Talebim şu efendim, bu mühimmatların yani savcılarımızın sayın mahkeme üyelerini yanıltan bu polis, çeteleşmiş polisleri ortaya çıkarmak açısından bunların kendi belki de bu Behçet Okyay’ın olayını da belki ortaya çıkaracak, şu soruların sorulmasını istiyorum ve bunu savunmamda arz edeceğim. Nesnel delil olarak da kullanılmak istiyorum, efendim madem eğer böyle yazışmalarında bu polislerin iddia ettiği gibi beş tane ayrı mühimmat yok ama var ise o zaman şu soruları sorduğumuzda emniyet genel müdürlüğünde bunların olmadığını, yanlış beyanda bulundukları da ortaya çıkacak o da şu efendim. Sadece maddeleri arz ediyorum, 3 ayrı yerde bulunduğu iddia edilen bu aydınlatma mühimmatlarının stok numarası, kafile numarası ve imal tarihleri nelerdir. Emniyet müdürlüğünün adli emanet depoları dahil olmak üzere envanterlerinde yani ellerinde bulunan aydınlatma mühimmatlarından Gölbaşı, Zir vadisi ve Poyrazköy’de bulunan mühimmatlar ile benzerlikleri nedir. Geçmişte envanterlerinde bulunup ancak sonradan sarf edilen bu cins mühimmat var mıdır? Var ise sarf tarihleri ve sarf tutanaklarından bir suretinin istenilmesi, emniyet genel müdürlüğünün ellerinde mevcut olan M4A1 askeri aydınlatma tuzağı veya tuzaklı aydınlatma mayını olarak adlandırılan mühimmatları TSK dahil temin ettikleri kaynaklar nelerdir, söz konusu mühimmata ait yıllara sair stok numarası, kafile numarası ve imal tarihlerini kapsayacak şekilde envanter dökümünün alınmasını arz ediyorum efendim. Bunlar geldiğinde de bu mahkeme tutanaklarına girmiş, sahte evrakları da ortaya çıkacak ve bu mühimmatları kendi koydukları da nesnel bir delil olarak ortaya çıkacak efendim askeri mahkemede benim davam devam ediyor ve bu kroki, çıkan kroki ile ilgili bana mal edildiği için ve ben ilk 5 Şubat’ta verilen şeyde suçlu bulundum bu krokinin bana ait olduğuna dair kriminal rapor öne sürüldü. Bununla ilgilide şunu arz etmek istiyorum bu krokinin benim olmadığı çok açık, benim defterime bunu size şekil olarak arz edeceğim, yazılı olarak da vereceğim ancak Uygur Türkleri ile ilgili yazdığım, dergilere ben makale yazıyorum yazdığım bir makalenin altına kroki çiziyorlar ve bu kroki o gün aramada, ev aramasında çıkmıyor efendim. Altı gün sonra ortaya çıkıyor, suikast planı ile beraber ortaya çıktığı iddia ediliyor. Ve buna polisler kriminal rapor hazırlıyorlar ve bu raporu veren insanlar da 19 ayrı yerde nasıl yalan rapor hazırladıklarını da arz edeceğim ama hem polis, hem de jandarma kriminal bunun bana ait olduğunu söylüyor çünkü yüzde 45’de olsa şahsa ihtiyati olana benzerlikler bulunduğu söyleniyor. Efendim şimdi retina tabakası gibi, parmak izi gibi değiştirilmeyen izler varmış kriminal kitaplarından öğreniyorum. Bunlardan bir tanesi de her insan bir yazı yazdığı zaman altına altmış dört milyarda bir olan yani benzemesi mümkün olabilen bastırma şeyleri farklıymış, ben bunu ısrarla istedim efendim. Bu flaj izinin, flaj izi diyorlar o baskı izine ve bu kişinin yapıp yapmadığı ortaya çıkıyor. Askeri mahkemeden de talep ettim, ancak askeri mahkeme bu talebimi kabul etmekle beraber 9 ay boyunca şeyden gelmedi, askeri savcılıktan gelmedi efendim. Bu aynı zamanda yine 8 ay öncesinde benim bu bulunan mühimmatlar içinde bulunan 12 tane parmak izinde benim izim olmamasına rağmen, parmak izi Mustafa Dönmez’in var mı diye soruyorlar ama Cumhuriyet savcılığı, başsavcılığı bununla ilgili cevap vermediği gibi efendim. Çünkü oradan benim hüküm almam isteniyor ve burada bu şekilde bu yalanda ortaya çıkacak, bu kroki benim değil tekrar arz ediyorum bu Uygur Türkleri ile ilgili hatta çok da ilginç 7 ay sonra da, maalesef ben içeri girdikten 7 ay sonra da Uygur Türklerin entelektüel birikimlerinin öldürüleceğini, bir operasyon yapılacağını yazmışım ve onun altına bu kroki eklenmiş, bu krokinin de sahte olduğu ortaya çıkacak. Benim sizlerden arzım bununla ilgili, baskı derecesi olan, işleklik derecesi olan yani 14 tane bir kişinin olup olmadığını ortaya çıkarak 14 tane ayrı değerlendirme olan testin yapılmasını talep ediyorum efendim. Bu bir de küllü sahte belge yeni bir ekleme değil de tamamının sahte olup olmadığı ki tamamı benim olmadığı için esta diye bir cihaz çıkmış efendim, bu iki senedir çıkmış eğer bu esta cihazına girerse böyle bir makine varmış bunun da yine benim olmadığı ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla bu mühimmatların askeri mahkemenin de aynı şekilde beni sadece bu yüzden buna dayanak göstererek bu gerçekte ortaya çıkacak bunu da polisin yaptığı, çünkü neden polis diyorum efendim. Aramaların hiçbirinde biz yokuz, evde kimse yok ancak evde kroki ve suikast planı bulunduğuna dair bir kayıt da yok. Daha sonra 6 gün sonra defter incelemesinde ortaya çıktı diye bunlar çıktı. Eğer bu defterler alınmışsa neden alınmış, eğer suikast planı veya kroki görülmemişse niye alınmış oda ayrı bir ilginç konu bununla ilgili de yine arz edeceğim. 90 sandık yaz olmasına rağmen bunlarla ilgili tutanaklar da düzgün tutulmamış ancak beni bu kroki ile ilgili hayatidir bu, bu talebin kabul edilmesini sayın mahkemeden mahkemeye arz ediyorum. Efendim bu boş mühimmatların dolu rapor nasıl verildiğini, nasıl sahtecilik yapıldığını da önümüzdeki mahkeme Cuma gününde bana yarım saatin dışında bir fazladan biraz zaman verilirse göstermek istiyorum bununla ilgili 17 kalem talebimde var bunu aynı zamanda görsel olarak da sizlere arz etmek istiyorum. Bir de bende bu bulunduğu iddia edilen 61 nolu ajandanın aslında İstanbul savcılığına hiç gelmediğini de ben düşünüyorum çünkü tekrar arz ediyorum, bu ajandaların hem Sapanca’daki evimden alındığı, hem Ankara’daki evimden alındığı onunla da ilgili istemlerim var bunları da önümüzdeki hafta bana fazladan 15 dakika 20 dakika verirseniz teferruatlı arz etmek istiyorum taleplerimin sizlere sunabilmem için bu safhada benim söyleyeceklerim bu kadar teşekkür ederim efendim.”

Sanık Mustafa Özbek söz istedi verildi:”Sayın başkan değerli üyeler, 14 aydır buradayız. Mahkeme devam ediyor, işte her haftanın Cuma günleri talepler alınıyor, konuşmalar yapılıyor netice değişmiyor ve 14 aydır biz burada tutukluluğumuz devam ediyor, yatmaya devam ediyoruz. Türkiye gerçekten çok sayın başkan enteresan bir süreçten geçmekte, Türkiye’de terör örgütü çıktığı zaman PKK ve onunla mücadele edenler kahramandı halk nezdinde bugün PKK ile mücadele eden polisler ve subaylarımız maalesef burada tutuklanmış terör örgütü üyeliğinden yargılanıyor. Düşünebiliyor musunuz bir ordunun üçüncü ordunun komutanı, terör örgütünden Ergenekon terör örgütünden yargılanmak isteniyor. Bu ne haldir, yani bir insanı üçüncü ordu komutanı yapacaksınız, ondan sonra terör örgütü yaftasını yapıştıracaksınız. Bu insanları karalamakla, bu insanlara böyle kara yafta çalmakla hayatını, yani halk tabiriyle kellesi koltukta vatan için çarpışan PKK ile çarpışan askerler polisler veyahut bunlarla ilgili yazı yazan gazeteciler, bunları dile getiren sendikacı bir tek benim sendikacı olarak. İnsanlar böyle seçilmiş, toplanmış efendim tıkılmış hapishaneye siz yatın, delil var hüküm yok. İddia var, hüküm yok. İddia var, iddia varsa 14 aydır sayın savcılar bizim hakkımızda Allah aşkına bir delil koyun ortaya ya, bir delil koyun senin suçun şu deyin. Hiç suç ortaya konmadan, arkadaşlarımız saydılar anayasa mahkemesi başkanından tutun bütün yargı başkanları, uluslar arası kuruluşlar bu Ergenekon davasının hukuksuz olduğunu ortaya koyuyor ve savunuyor. Hani bunu daha bu şekilde yürütmenin, devam ettirmenin bu insanlara burada, bu ezayı cefayı çektirmenin ne alemi var anlayamıyorum ben. Türkiye karma karışık açlık, yokluk almış gidiyor. İnsanlar korku içerisinde, komutanlar tutuklanıyor, yaşlı yaşlı komutanlar geldi ama benim yaşımı geçemediler henüz çünkü 71 yaşında hiçbir komutan gelmedi daha, yani burada birinciliği elde tutuyoruz tutuklular arasında en yaşlı kişi olarak ben varım. Yani bu memlekete hizmet etmiş ne kadar insan varsa sayın başkan hepsi tutuklanıp getiriliyor. Sebep, Köroğlu’nun hesabı Köroğlu dağdan iniyormuş bir âma nine Köroğlu ocağın batsın diyormuş. Atın gemini çekmiş durdurmuş Köroğlu, nene Köroğlu sana ne yaptı demiş, valla herkes diyor bende diyorum yavrum demiş. Şimdi yani birtakım basın, birtakım insanlar bizleri kötülüyorsa işte bu arkadaşlarla beraberiz burada hepsi ile burada tanıştım ben bir Balbay hariç sayın başkan. Hiçbiri ile tanışıklığım yok, hiçbiri ile telefonlaşmam yok şunum yok, bunum yok. Hiçbir dernekte, şurada burada benim kaydım üyeliğim yok, hiçbir partide üyeliğim yok ben sendikacıyım. Benim tek görevim sendikama hizmet etmek, sendikaya siyaset sokmamak ve işçime hizmet vermek. 38 yıl bunu yaptım ben, bu da çok görüldü 40 yıl 45 yıl siyaset yapanlar eleştirilmedi bu memlekette efendim şu kadar yıl sendika başkanlığı yapan diye aylarca aleyhimde propaganda yapılarak bizi buraya kadar getirdiler, gelebiliriz suçumuz varsa Allah aşkına ortaya koyun ey savcılar koyun suçumuzu ortaya suçunuz şu deyin, sizi şundan yargılayacağız deyin başımız üstünde yeri var. Ama dibi karanlık bir kuyu ne atarsan oluyor, çünkü görünen bir şey yok ortaya herkes çıkıyor konuşuyor, herkes çıkıyor meramını anlatıyor, derdini anlatıyor, suçsuz olduğunu anlatıyor, biz anlatıyoruz. Her hafta bu devam ediyor, devam ediyor daha ne kadar devam edecek, daha ne kadar gidecek bilemiyorum. Bizlerin ülkesine, vatanına, devletine, bayrağına saygı duyması Atatürk’ü sevmesi, efendim bu kadar ağır suç muydu yani ve böyle, böyle insanlar içeri tıkılarak Atatürk’ten, Laik Demokratik Cumhuriyetten vazgeçeceğimizi mi zannediyorlar bunlar, böyle şey mi olur. Bunlardan vazgeçmek demek, kendimizi inkar etmek demek. Hiçbir delil olmadığı halde bizi bu kadar süre tutuyor içeride mahkememiz, hiçbir delil yok, hiçbir şu yok bu yok. Peki, pardon ne kadar daha biz burada tutuklu kalacağız, ne kadar sizin kanaatinize ben başvuruyorum. Yani mahkeme heyetinin kanaati ne? Bizi görüyor ben nereye kaçacağım, yani Mustafa Özbek olarak ben 71 yaşında efendim benim sadece aile ferdim 9 kardeşiz biz hesapladığın zaman 150 kişi, kendi aşiretimi hesaplarsanız 2000 hane aşiretim var. 2000 2500 tane aşiretim var, ya ben bunlara ihanet edip kaçacak kansız, şerefsiz bir insan mıyım? Bizim ben Anadolu’yum, ben Ankara’lıyım. Bizde öyle vatanı bırakıp kaçmak falan benim babam 13 yıl harp etmiş, ben 71 yaşındayım vatan zordaysa gene ölünceye kadar da bu vatan için çarpışmaya hazırım. Biz böyle yetiştik, böyle gördük, böyle geldik, böyle gideceğiz ve böyle yetiştireceğiz torunlarımızı, çocuklarımızı. Biz vatan sevdalısı, Türkiye sevdalısı bir insanız nereye kaçarız biz, beni kovsanız gitmem. Nereye gideceğim sonra ben, gitseydim rahatlıkla ben çıkar giderdim. Beni tutuklanacağımı da biliyordum, çünkü belli malum basının ve medyanın her gün sendikayı ben iki daire ile aldım, bugün dünyanın en zengin sendikası haline geldi. Sendikanın ne kadar mal varlığı varsa, oteli varsa hepsini Mustafa Özbek’in üstünde gösterdiler. Dini, imanı olan hiçbir kuruluş bunu yapamazdı zaten, ama ellerinde bir kara, beş parmağında yüz kara çalıp çalıp gidiyorlar bakalım Allah sonunu hayır etsin. Ama her yokuşun bir inişi vardır, keser döner sapı döner bir gün gelir hesap döner yani bu siyasi hırs, bu kadar siyasi taraftarlık insanları ezmek istemek, insanları ezmeye doğru yöneltmek veyahut toplumu ayırmak, etnik gruplara doğru gitmek. Biz ömrümüz boyunca Allah’ı bir, kitabı bir, peygamberi bir bir toplumuz bizi kimse bölemez diye binlerce size kaset seyrettirebilirim burada binlerce, 38 yıldır bunları savunduk biz. Birlik beraberliğimizi, bütünlüğümüzü bozmayız aynı Allah’a, aynı kitaba, aynı peygambere inanan toplumuz ama yetkililer çıkıyor şunu da, şunu da, şunu da Cumhuriyet bayramında da aynı şey, dini bayramlarda etnik gruplar, şu grup ya bunları soran mı var size, yok. Açılım neyin açılımını yapıyoruz, sayın başkan neyin açılımı yapılıyor bu memlekette bu memlekette Kürt cumhurbaşkanı olamıyor mu? Kürt başbakan olamıyor mu? Veyahut diğeri, Çerkez’i, Laz’ı bilmem şunu bunu ne ise olamıyor mu? Herkes her şeyi oluyor, herkes her şeyi oluyor bir şey olamıyorsa Türk bir şey olamıyor bu memlekette, hiçbir şeyin başına gelemez Türk ezilmeye, sürülmeye, efendim harp oğlusu harbe ta padişahlık döneminde haydi aslanlarım ileri ne demiş adam valla on altıncı onu verirken padişah bana güvenmesin yaşlandım gari demiş çocuk yapamıyorum ben, harp etmesin bana güvenip. Yani o noktaya doğru gidiyoruz neredeyse, vatan için savunsun ölsün bugün en çok şehit veren illerden biri Kırıkkale Ankara’dır. PKK şehri, nedir bu Anadolu çocuklarının kabahati veyahut diğer iller, kim bunları besliyor? Amerika. Kim besliyor? Fransa, İngiltere, Ameri şey Almanya. Nedir bu ülkeler? İspanya gidip bizim yetkililer ödül alıyor, Amerika bir taraftan kaynatıyor suyu ateşi yakıyor öbür taraftan bilmem ne yapıyor. Bizim Amerika’dan bu bölgelerde Irak’ın kuzeyinde bilgi alacak ne şeyimiz var. Kerkük var orada, Tenaver var, Musul var mesela buradaki insanlarla biz daha rahat temas kurup en güzel bilgileri alamaz mıyız, alırız. Ama yok bir Amerikan şeyi tutmuş gidiyor efendime söyleyeyim, dur bakalım daha bu Amerika başımıza daha ne işler açacak. Bu ülkenin başına neler getirecek, dün Mahir Kaynak’ın bir yorumu vardı Türkiye’ye aynı Irak gibi bir operasyon düzenlenebilir. Hani stratejik ortağımızdı, Amerika’nın kurucusu ne diyor bizim ortaklığımız menfaatimiz sürdüğü müddetçedir. Yani menfaatimiz olduğu müddetçe bizim ortaklığımız veyahut dostluğumuz vardır, dostluğumuz budur. Peki bu politikaları biz niye izleyemiyoruz, Türkiye niye izleyemiyor. Menfaatlerimiz olduğu, Türk milletinin menfaatleri olduğu müddetçe dostluk yapabilme noktasına Türk siyaseti gelebilse Türkiye bu durumdan sıyrılır çıkar zaten, onun için sayın başkan burada ne konuşsak işte her şeyde alıyoruz elimize mikrofonu alınca mutlaka içimizden geldiği gibi bir şeyleri söylemek istiyoruz. Ama ben mahkeme heyetinin kanaatine başvuruyorum, lütfen benimle ilgili kanaatinizi koyun ortaya, bakın bana ben bu ülkeden kaçacak bir insan mıyım, bu ülkeye ihanet edecek bir insan mıyım? Böyle bir kanaatiniz varsa Allah aşkına bırakmayın beni, ama yoksa bırakın. 14 ay oldu ben niye yatıyorum burada, zaten bu soruyu sorduğun an arkadaşlarımız da söylüyor insanın kafası karışıyor ben niye buradayım? Yok niye burada olduğumuz belli değil, onun için hiçbir olmayan delilin neyini karartacağım ben, sonra neye delil, hangi delili karartacağım, nereye kaçacağım. Evim belli, çocuklarım belli, torunlarım belli bugün torunlarımın çocukları oluyor. 3 tane daha torunumun çocukları oldu, buraya girdim gireli hapishaneye, böyle bir ailenin reisiyim ben burada ne kadar tutarsanız tutun şu konuştuğumun ötesinde bu memleket benden bir şey beklemesin. Çok özür dilerim tabirimi bağışlayın ben kart almış ağacım, fikrim neyse odur. Rota değiştirmem, elhamdülillah Müslüman’ım, Türk’üm bunun ötesinde hiçbir şey tanımam ben. Teşekkür ederim, tahliyemi istiyorum sağ olun.”



Yüklə 0,54 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə