T. C. İStanbul


Duruşmaya 13:30’a kadar ara verildi



Yüklə 0,54 Mb.
səhifə4/6
tarix23.01.2018
ölçüsü0,54 Mb.
#40137
1   2   3   4   5   6
Duruşmaya 13:30’a kadar ara verildi.

Duruşmaya kaldığı yerden devam olundu.

Bu arada tutuksuz sanık Yalçın Küçük ile baro gözlemcileri Av. Günizi Dizdar ve Av. Gönül Uzman ve bir kısım sanıkların müdafileri Av. Ahmet Çörtoğlu, Av. Seçil Özdikmenli, Av. Mustafa Hisar, Av. Hasan Gürbüz, Av. Kıyasettin Azaklı, Av. Kazım Yiğit Akalın, Av. Gizem Duygu Öcalan, Av. Mustafa Karslı, Av. Erdem Olgun, Av. Mehmet İpek, Av. Ruşen Özmen, Av. Filiz Esen, Av. Zeki Aksoy ve Av. İlkay Sezer’in de geldikleri görülmekle, huzurdaki yerlerine alındı.



Sanık Ayhan Atabek söz istedi, verildi:” Sayın başkanım, sayın üyelerimiz, her defasında hep aynı şeyleri söylüyorum gerçeği ama herhalde sayın başkanımızı bi nebze olsun içinde bulunduğum durum hakkında bilgilendirmeyi başarabildiğim kanaatindeyim. Diğer üyelerimizi bilgilendiremediğimi herhalde hatipliği becerememiş olmamdan kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Veyahut da çok fazla vurgu yapamadığım kanaatindeyim fakat sayın başkanım, bir takım tespitleri diğer üyelerimizdeki da bulunduğu gibi engin tecrübesiyle tespit ettiğini fark ettim. Efendim ben şu an 314/2 ile yargılanıyorum ancak ben bunu yedi ay önce de talepler bölümünde arz etmiştim size. Ben 314/2’yi kabul etmiyorum. Çünkü ben terörle mücadele eden bir insan olarak terörist sıfatlamasını kendime yakıştıramadım. Hiçbir zamanda yakıştıramıyorum. Ayrıca 314/2 de iddia olunan örgüt üyeliği atılı olarak üzerimde bulunmakta ben emniyet örgütünden başka bir örgüt tanımıyorum efendim. Ben 14 yaşında emniyet örgütü veya emniyet teşkilatı yada emniyet genel müdürlüğü 14 yaşında beni polis kolejine aldı. Polis kolejinde okuttu, polis akademisinde okuttu iş meslek verdi. Üniforma giydirdi, beni eğittikten sonra da vatandaşın halkın hizmetine beni görevlendirdi. Ben onun haricinde herhangi bir örgüt tanımıyorum efendim ben hiç bilmiyorum yani. Ayrıca ben 29 Ağustos 2008 tarihine kadar ki 9139 ve 9140 nolu tapeleri sayın başkanım ve yüce heyetimiz vakıf olduğu kanaatini her defasında bu durumu arz ettiğimde tamam biliyoruz şeklinde kestirme cevaplarla bildiklerini tarafıma söylediler. Ben 29 Ağustos 2008 tarihine kadar hiçbir şekilde irtibatlı bulunmadığım bir şahsın evinde kimin yazdığı belli olmayan bir kağıt parçasında ismim yazıyor gerekçesiyle 14 aydan beri tutuklu bulunmaktayım. Bunu kimin yazdığını bende merak ediyorum ama 15 aydan beri bir sonuç elde edilmedi bundan. 149. klasör şahsımı ilgilendiren klasördür. Bu klasörde sayın savcılarımız aleyhime değil de lehime olan delillerin hepsini toplayıp siz heyetimize mahkeme başkanlığımıza sunmuşlardır. 149. klasörde lehime olan deliller mevcuttur efendim. Aleyhime olan delil yoktur, lehime olan delillerle ben 14 aydan beri tutuklu bulunuyorum. Efendim bir de bu davada polis olmak gerçekten çok zor. Emniyet teşkilatı mensubu olmak. Şimdi ben biraz şahsımı biraz aşacak ama şimdi bu davada şuradan itibaren yanlış anlaşılmasın efendim bakıldığı zaman polis arkadaşlarımızı görüyoruz. İbrahim Şahin’in evinde işte çıkan listelemeler sonucunda polis arkadaşları görüyoruz fakat hiçbir polisin burada bir avukatı yok efendim. Ayrıca herkes polislere bir şekilde veryansın ediliyor. Bizim hakkımızı kimse savunmuyor. Ne avukatımız geliyor savunuyor, biz her gün duruşma bittikten sonra gidiyoruz her sabah geliyoruz buraya oturuyoruz. Akşamleyin tekrar gidiyoruz, tekrar geliyoruz tekrar oturuyoruz. Ne avukatımız ne de kendi kendimizi de savunamıyoruz yani neyi savunacağımızı da bilemiyoruz efendim. Yani gerçekten bu davada emniyet teşkilatı mensubu olmak çok zor bir şey. Bunu ben bir kere daha dile getirmek istiyorum. Ayrıca sürekli olarak söylediğim gibi zaten bana atılı olan suçlamada, suçlamayı yıkan en üzerime atılı bulunan suçlamanın yanlış olduğunu hatalı olduğunu 9139 ve 9140 nolu tape ben sürekli bunu söylüyorum efendim başka söyleyeceğim de bir şey yok lütfen bunu değerlendirmenizi arz ettim her zaman. Sayın üyelerimizin dikkatine bilhassa bu değerlendirmeyi yapmalarını talep ediyorum. Dosya kapsamındaki lehime olan delillerin değerlendirilerek tutuksuz yargılanmak üzere saygılarımla yüce heyetinizden veyahut da bu zamana kadar birinci davada olsun yada bu davada olsun adli kontrol müessesesi hukukumuzda mevcut bildiğiniz gibi. Bu adli kontrol uygulaması istenmekte fakat yürürlüğe girmemekte. Bihakkın yahut da adli kontrol müessesesi uygulanmak suretiyle tutuksuz yargılanmak üzere tahliyemi talep ediyorum arz ederim.”

Sanık Fahri Süslü söz istedi, verildi:” Sayın başkan, değerli üyeler, ceza muhakemeleri kanununun 170. maddesinin birinci bendinde kamu davasını açma görevi Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir denilmektedir. İkinci bendinde soruşturma evresi sonunda toplanan deliller suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşuyorsa Cumhuriyet savcısı bir iddianame düzenler demiştir. Üçüncü maddesinde ise görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede sanığın kimliği müdafi hakkı maktul mağdur veya suçtan zarar görenin kimliği burada en önemli konu benimle ilgili olan kısmı J bendidir. J bendinde suçun delilleri de belirtilmek zorundadır. İddia makamı tarafından tarafıma düzenlenen iddianamede delillerin ve hukuki durumun değerlendirilmesi bölümünde şu şekilde söylenmektedir. Şüpheli savunmalarında her ne kadar kendisine yapılan teklifin resmi bir yurtdışı görevi olduğu yönünde savunmada bulunmuş ise de savunmasının gerçeği yansıtmadığı, çalıştığı birimdeki amirlerinin bilgisi dışında, resmi yollardan duyurusu ve başvurusu yapılmayan bir görevin yasal olmadığını bilebilecek durumda olduğundan şüphe bulunmamaktadır denmektedir. Şimdi ben iddianamenin tamamını okudum. Ek delillere de baktım yalnız bu iddianamede benim çalıştığım emniyet teşkilatına yazılmış veya emniyet genel müdürlüğüne, özel harekat daire başkanlığına, şu an görev yaptığım özel harekat şube müdürlüğüne resmi bir yazı ile sorulup da böyle bir görevin var olup olmadığı hakkında herhangi bir belge göremedim ben. Bildiğim kadarıyla hukukumuzda yazılı bir hukuk. Merak ediyorum iddia makamı bunu kime sormuştur nasıl bu kanaate varmıştır. Halbuki bizim kendi taleplerimizde 13. Ağır ceza mahkemesi başkanlığına gönderilen resmi bir yazıda bu görevin resmi bir görev olduğu şeklinde aynen okuyorum. İstanbul 13. Ağır ceza mahkemesi başkanlığına, emniyet genel müdürlüğü tarafından gönderilen bir yazı içişleri bakanlığı kanalıyla. Emniyet genel müdürlüğü tarafından dış temsilciliklerimizin güvenliğinin sağlanması amacıyla dışişleri bakanlığı kadrosunda geçici süreli görevlendirilecek içişleri bakanlığı emniyet genel müdürlüğü mensuplarının görev, yetki, sorumlulukları ve özlük durumları ile seçilme, eğitim ve atama esas ve usulleri hakkında yönetmelik hükümleri çerçevesinde tüm emniyet teşkilatı personeli arasından üç yıl süreyle misyon koruma görevlisi olarak personel görevlendirilmektedir. Ayrıca Irak ve Afganistan da mevcut savaş durumunu ve yüksek güvenlik riski olması nedeniyle bu ülkelerde bulunan dış temsilciliklerimizin personelinin güvenliklerinin sağlanması amacıyla dışişleri bakanlığının talebi üzerine emniyet genel müdürlüğü dış ilişkiler dairesi başkanlığı tarafından alınan bakan onayına istinaden sadece bakın sadece özel harekat personeli geçici olarak görevlendirilmektedir denilmektedir. Yani iddia makamı bunu sormuş olsaydı bizim iddianamenin hazırlanmasına bile gerek yoktu. Çünkü burada her şey açık aleni net ortadadır. Devam ediyorum, burası bizi ilgilendiren kısmı. Emniyet genel müdürlüğü özel harekat daire başkanlığı tarafından geçici görevle yurtdışındaki temsilciliklerimizin güvenliğinin sağlanması amacıyla görevlendirilecek söz konusu personelin ülkemizi temsil etme yeteneğine sahip bu tür görev almaya istekli olanlar arasından kendileriyle ön görüşme yapılmak suretiyle durumu uygun olanların isimleri gerekli onayların alınması için emniyet genel müdürlüğü dış ilişkiler daire başkanlığına bildirilmektedir. Benim bu davadaki konumum kendi adımı, soyadımı, sicilimi, kan grubumu aynı şubede görev yaptığım amirim Servet Kaynak’a vermemden kaynaklanmaktadır. Kaldı ki, biz bunu eczanelerden ilaç alırken, özel hastanelere gittiğimizde zaten biz bu belgeleri veriyoruz yani. Fotokopisini çekip alıyorlar bizden. Ben bunu aynı şubede çalıştığım amirime veriyorum. Ve terör örgütü üyesi olmakla da suçlanıyorum. İddiaların asılsız yani bi dayanağı yok. Bizim hukukumuz yazılı hukuk. Sözlü olarak da eğer birine sormuşlarsa da ben bunu da kabul ediyorum sayın başkanım. Yani böyle bir görevin olmadığını bizim böyle bir görevle görevlendirme aşamasına gelmediğimizi biliyorlarsa buna da kabul. Benim iki tane telefon görüşmem iki de tapem vardır bu iddianamede. Bu telefon görüşmelerinden birini amirimle yapmışım ki iyi ki telefonla görüşmüşüm. Yani yüz yüze yapsaydım ispat etme şansım da yoktu. İki defa da mesaj çekmişim bu mesajları da yine amirime çekmişim kendisiyle aynı şubede görev yapıyorum. Benim amirimdir, yani amirime de güvenmeyeceğim kime güveneceğim. Kendisini tanırım on yıldır tanırım. Görevini düzgün yapar, kendisi de gazidir. Bugüne kadar hiçbir usulsüz yaptığı ne görev ne emir yönünde bir şey görmedim. Ne uyarma ne kınama cezası var ha keza benim de. Tek bir uyarma tek bir kınama cezam yoktur bu meslekte. Sonra şöyle bir şey daha var şurda diyor ki, amirlerinin bilgisi dışında. İkimizi birlikte gözaltına alıyorlar. Benim amirimin olduğunu biliyorlar. Ve bana diyorlar ki, amirinin haberi yok ama telefon konuşmasını siz kendiniz yazmışsınız iddia makamı nasıl haberi yok. Yani kendi söylediğini kendisi çürütüyor. Benim savunma yapmama gerek delil toplamama gerek bile kalmıyor. Diğer görüşmem de İbrahim Şahin ile bir telefon görüşmem var ben bu görüşmemi amirimin ifadesi de var telefon konuşmalarında da zaten geçiyor. Benim bu görüşmem rahmetli daire başkanım Behçet Oktay ile görüştüm. Ben İbrahim Şahin olduğunu bilmiyordum. Bunu da ispat edebilirim. Bakın efendim elimde bir iletişim tespit tutanağı var. Bu iletişim tespit tutanağında İbrahim Şahin alo, Fahri Süslü, polis memuru Fahri Süslü emirlerinizi bekliyorum sayın başkanım. Şimdi böyle bakında herhangi bir anormallik yok normal bir telefon görüşmesi gibi görünüyor. Şimdi polis memurları nöbet esnasında karakollarda veya nokta nöbetlerinde nöbetçi müdürlere tekmil verirler. Ayrıca her ne durumda olursa olsun il emniyet müdürleri ve daire başkanlarına tıpkı askerde olduğu gibi tekmil veririz. Bu tekmilin sözle ifadesi şu şekildedir. 149632 polis memuru Fahri Süslü emirlerinizi bekliyorum sayın başkanım. Eğer il emniyet müdürüyse 149632 polis memuru Fahri Süslü emirlerinizi bekliyorum sayın müdürüm bu şekilde hitap ederiz. Şimdi ben bunun daire başkanı olduğunu bildiğim için İbrahim Şahin’in bu konuşmada 149632 polis memuru Fahri Süslü diye hitap ettim. Yani buradaki diğer konuşmaları anımsayamam. Ha diğer konuşmalarda ne var. Kan grubumu vermişim. TC kimlik numaramı vermişim. Burada ben bunun onuncu ayda ses kaydını istedim, gelmedi. Tekrar istedim hala gelmedi. Bir daha isteyeceğim yine gelmeyecek. Ben burada yüz daire başkanıyla yani bu konuşmayı anımsayamam ama tekmil verdiğimi unutmama mümkün yok, imkan yok yani burada benim burada tutuluyorum bırakılmıyorum. Sebep, delil karartacak. Zaten delil karartılıyor. Bu tespit tutanağı vasıtasıyla delil karartılıyor sayın başkanım. Neyi karatabilirim. Yani buradaki iddialar asılsız. Hepsi asılsız. Tarafıma yöneltilen. Nasıl asılsız? S1 listesinde adım var doğrudur ne şekilde gittiği telefon ve tape kayıtlarından belli. Net şekilde konuşmuşuz yani. Gizli saklı bir şey yok. Kaldı ki, yani Antalya da bilişim suçlarıyla ilgili istihbarat şubeyle, terörle mücadeleyle, organizeyle yani telefonun nasıl dinlendiğini internet üzerinden yaptığım operasyonlar var. Bizzat tutanak tutmuşum. Yani bir terör örgütüne üye olacağım kendi adımı soyadımı söyleyeceğim. Yani bu akla mantığa aykırı. Benim S1 listesinde adım var. S1 listesinin dayanağı olarak da İbrahim Şahin’in İstanbul da ele geçirilen evinde bir suikast listesi var bu suikast listesinde aaa, bbb veya ccc olabilme olasılığım var bir varsayım. Ama bu listede adı olan ki, ben kesinlikle burada olmalarına zaten karşıyım ismi olan polis arkadaşım Kenan Temur bırakıldı bir tane üsteğmen arkadaşım bırakıldı. İsmi var yani, benim bu ismi, benim adımın bu listede var olma olasılığı var yani olabilirsin sen bu a olabilirsin sen bu b olabilirsin. Sen bu c olabilirsin. Yani bunun nasıl olur sayın başkanım o bırakılıyor ben buradayım. Bırakılmıyoruz bekleyin bekleyin beş yıl on yıl ona da sorun yok başkanım burada gönül rahatlığıyla kalırım ama şurda şöyle bir şey var. Dün mahkemenize de ilettim. Sözlü savunma tebliğ ve tebellüğ belgesi, bu tebliğ tebellüğ belgesi 10.03.2009 da bana tebliğ edildi. Dün heyetinize sundum ve onuncu ayda konuştum diğer taleplerimi yazılı olarak verdim. Şu ana kadar da bekliyordum yani hakkımda düzenlenen soruşturma dosyası emniyet genel müdürlüğü meslek disiplin kurulu toplantı salonunda 17.03.2010 Çarşamba günü saat 14:00’de yapılacak. Toplantısında görüşüleceğinden dolayı 657 sayılı devlet memurları kanununun 129. maddesi gereğince soruşturma evrakını inceleyebilme ben cezaevindeyim disiplin kurulunda tanık dinletebilme, tanığım da burada. Disiplin kurulunda yazılı ve sözlü savunma yapabilme ve vekil bulundurma haklarımın bulunduğunun müracaatımın halinde bu haklarımı kullanabileceğimin disiplin kurulunun toplantı tarih ve saatinin elde olmayan sebeplerle erteleneceği göz önüne alınarak belirtilen tarih ve yerde kendim veya avukatımın hazır bulunmadığı taktirde sözlü savunma hakkımdan vazgeçmiş sayılacağım yani zaten benim buradan oraya gidemeyeceğim belli burada bir karar verilecek ki bu büyük olasılıkla bizim yani onuncu ayda da söyledim bir yılı doldurduktan sonra artık bizim ihraç belgemiz gelmiş oluyor. Ha nasıl döneceğiz dönmek de artık yani burada kalmanın da şeyi kalmıyor yani sayın başkanım. Mahkemenizden talebim iddia makamının birinci talebim iddia makamının böyle bir görevin olmadığına dair bu belgeyi istiyorum iddia makamından yani neye dayanarak bu benim böyle bir görevin olmadığını nereden biliyor. Kime sormuştur efendim, emniyet genel müdürlüğü, içişleri bakanlığı daire başkanlığı, çalıştığım şubem ve resmi yollardan duyurusu yapılmamış diyor benim şubede bununla ilgili yüzlerce tebliğ tebellüğ belgem vardır bu görevle çünkü rutin bir görev her üç ayda bir şubemden bir veya iki kişi sürekli gidiyor. Antalya’ya has bir şey değil Türkiye’ye has bir şey. Bizim zaten kış aylarında iki üç ayımız dış görevle geçer. Dış görev yurtdışı görevi artı değişik illerde mesela ben buradayken Erzincan ondan sonracığıma söyleyim Kars Zigor değişik illere görevlere gideriz yani sabit olarak Antalya da değiliz. Yazın da Antalya da değişik masalarda hırsızlık masası, yani değişik asayişe müessir böyle yerlerde görev yaparız. Dikkatimi çekti ilk dava ilk başladığında savunma avukatlarından bir tanesi bir insan hayatı kurtaran bütün insanlığı kurtarmış sayılır diye bir şey söyledi. Yanılmıyorsam sayın Ülgen beydi sayın avukat 17 Ağustos depreminde bulundum birçok insanın hayatını kurtardım. Yani bu iftiraları, yani şu iddianameye göre gerçek bir dayanağı yok. Nasıl hak ettim bilmiyorum yani. Yani yargılanacaksak, yani daha makul daha şey olabilir yani ne olabilir. 1994 yılında Tunceli de görev yaptım. 11. ayda K5 ve K6 noktalarımıza Atatürk mahallesinde saldırı düzenlendi bu saldırı neticesinde saat 11:30 sıralarıydı pijamayla şubeye geldiğimde hiç kimse kalmamış şube müdürü var siz de burada hazır kuvvet olarak bekleyin bir yere ayrılmayın dendi. Ben kendi deneyimlerime dayanarak arkadaşların geri hizmette emniyetini almak babında bir araç aldım emre itaatsizlik ettim. Adliye lojmanlarına doğru çünkü orada kalaşnikof sesleri normal bizim kullandığımız silahlardan farklı bir sesi vardır. Ördek sesine benzer vaklar yani. Oraya gittim. Adliye lojmanlarına 25 metre kala bir beyaz toros direğe çarpmış vaziyette içerisinde iki tane bir komiser bir polis memuru arkadaşımız şehit olmuş nabızlarını kontrol ettim. Adliye lojmanlarına koştum orada da acaba bir katliam herhangi bir saldırı bir şey var mı diye. Oraya vardığımda iki tane polis memuru arkadaşım her şeylerini kullanmışlar ayak sesleri duymuşlar silahlarında tek bir mermi yok silah sesi ayak seslerini duyuyorlar atacak bir şey bulamayınca silahın şarjörünü fırlatıyorlar. Yani burada insan var gelmeyin biz varız. Gittim arkadaşlar var mı bir şey yok. Adliye lojmanlarının içerisinde terörist aradım benim suçum buysa buyurun yargılayın sayın başkanım. Dinar deresinde 96 yılında silahlı bir çatışmaya girdik. İki tane teröristi ölü olarak ele geçirdik. Savcılarımız gelmiş asfaltta bekliyorlar diye katırın çekmediği Dinar deresinden o terörist cesetlerini sırtımızda çektik. Savcıların ayakları çamur olmasın diye. Bunu mu hak ettim sayın başkanım ben. Bunu da geçiyoruz yani biz bir terör örgütüne üye olmamızdan bahsediliyor gene 97 yılında K6 pusu noktamıza teröristler saldırdı olay yerine intikal ettik. Teröristin bir tanesini orada ölü olarak ele geçirdik. Diğerini saldırı grubu olarak takibe aldık bir gün sonra olay yerinden beş veya altı kilometre ötede ağır yaralı olarak bir terörist bulduk. Bunlar hep tutanaklarda mevcuttur. Bunu bu teröristi kucağımıza aldık ambulansa kadar kucağımızda taşıdık sen bu yaptıklarının hesabını hukuk önünde vereceksin diye getirdik ve adalete teslim ettik. Şimdi merak ediyorum çok merak ediyorum yani acaba benim yani bırak terörle mücadele konusunda asayişe müessir olaylarda bile istirahatlıyken bile birçok insanı yakaladım. Şimdi merak ediyorum o insanlar adaleti burada benim gibi mi aradılar sayın başkan. Acaba benim gibi mi aradılar. Yoksa Habur’daki gibi mi aradılar. Söyleyeceklerim bu kadar.”

Sanık Servet Kaynak söz istedi, verildi:” Sayın başkanım 14 aydır tutukluyuz. Arkadaşımın söylemiş olduğu belgeden bana da geldi. Çarşamba günü emniyet teşkilatı merkez disiplin kurulunda ifade vermeye çağrıldım. Niye çağrıldım çünkü tutukluyum gidemeyeceğim ifade veremeyeceğim bende bunu size dilekçeyle ibraz ettim. Muhtemelen sizde izin vermeyeceksiniz. Böylece bu davadaki benim fonksiyonum bitmiş olacak. Çarşamba günü ben meslekten ihraç olmuş olacağım. Önümüzdeki Cuma benim çıkmamda bir sakınca olmayacak. Halbuki ben bunu daha önceden de dürüstçe söyledim. Yani konu benim meslekten atılmam idi. Ben istifa edebilirdim. Arkadaşlarımın burada durmasına gerek yoktu bunlar polis memuru. Bir adım öne gitmez bir adım öne gelmez. Niye burada durdular şimdiye kadar. Benim bir suçum olmadığını siz de biliyorsunuz. İstedik evrakı geldi. Yok efendim iddia makamı yazmış ki iddia makamı yazmadı onu, onu çok net biliyorum ben. Efendim görevleri üç yıl olur imtihanla girilir falan ben böyle bir görevden beş ay önce yeni gelmiştim. Afganistan da görev yaptım efendim kaçak gitmedim. Gittim orada silahlı bir şekilde görev yaptım. Kuzey Irak da görev yaptım. Yani terörle mücadele ettim demeye de utanıyorum. Burada değerli komutanlar benim bir de eski başkanım var onların yanında terörle mücadele ettim demeye de utanıyorum. Ama biz mücadele ettik. Ha niye kardeşim seninle uğraşıyorlar. Söyleyim açık ve net söyleyim şu operasyonu yapan polislerin hepsini toplayın benim zekamın yarısı etmez. Adli tıpta da bunu ispatlayabilirim. Ben hayatım boyunca suç işlemedim. Siyaseti hiç konuşmadım bile bırakın bulaşmayı hiç konuşmadım. Hiçbir kötü alışkanlığım olmadı alkol sigara da dahil. Hayatım boyunca oy bile vermedim siyaseti tasvip etmediğimden. Bir kere burada verdim onu da kaçamadım yani. Zorla gidip oy kullanmış oldum. E kardeşim o zaman seni niye teşkilattan atmak istiyorlar. İşte burada çeşitli sanık arkadaşlar F tipi örgüt şu bu falan filan dediler saygı duyarım. Onlarla öyle uğraşılmış da olabilir. Ama ben kendime bakıyorum iddianameyi götürdüm burada değerli hukukçu avukatlar var. Dışarıda savcılar var tanıdığım hakimler var onlarda gösterdim. Hiçbir tanesi de kardeşim sen bundan ceza alırsın falan filan demedi. Az buçuk bizde hukuk okuduk. Soruşturma nasıl yapılır iddianame hazırlanır bunu da biliyorum. E iddianamenin başlıyor bakıyorum şu davanın başlangıcında neyle başlıyor Tuncay Güney ile başlıyor bir eşcinsel haham. Neyle devam ediyor işte köşe yazarları ensest ilişki aile içi işte seksi tasvip eden insanlarla devam ediyor. Kim şahidi bu davanın yeğenini satan bir adam şahit. Emniyet ayağını da ben söyleyim benim ifademi aldıkları için söyleyim eşcinsel birkaç tane polis. E o zaman benim buradan suçum ne. Söyleyim üç çocuk babası yüzde yüz erkek olan bir adamım yani başka bir şey değilim. Niye uğraşıyorlar bunun için uğraşıyorlar. Uğraşmalarına gerek yok efendim daha fazla tutmanıza da gerek yok ben istifa dilekçemi veririm. Ben ne olduğumu biliyorum. Teşkilatta kalsaydım bir sekiz on sene sonra özel harekat daire başkanı benden başkası olamaz. Ha bunu söylerken de utanıyorum. Benim yaptığım görevleri yapmamak için istifa eden 52 tane amir müdür var. Ben istifa edeceğim arkadaşlarımı bırakın. Oraya gönderseniz de bir anlamı yok. Avukatım telefon açıyor görüşüyor burada çocuklar tutuklu zaten bu usulsüz bir şey yani. Disiplin kurulunun bu davayla ilgili karar çıkmadan toplanması benim durumumu görüşmesi usulsüzdür zaten. Bunu onlar bilmiyor mu tabi ki biliyor. Onlara dönüşümü olacak mı hukuki olarak tabi ki olacak onu da biliyorlar. Ama sorun işte beni meslekten ihraç etmek. Efendim hiç gerek yok vallahi ben şimdi istifa dilekçemi verebilirim. Ben hayatım boyunca suç işlemedim. Bundan sonra da işlemeyeceğim. Hakkımı yine hukuk içinde arayacağım. Ama inşallah aradığım hukuk şu mahkemedeki hukuk gibi olacaktır, saygılarımla.”

Sanık Emcet Olcaytu söz istedi, verildi:” Yedi aydır süren sorgulama safhasında çeşitli celselerde söz aldım bazı taleplerde bulundum bunları kabaca özetlemem gerekirse esas olarak soruşturma safhasındaki yasaya aykırılıklara dikkat çekmek ve onunla ilgili taleplerimi bildirmek için söz almıştım. Bugün üç saat oldu zannediyorum tutuklu arkadaşlarımız taleplerini bildiriyorlar. Dinlediğim bütün arkadaşlar taleplerinde soruşturma safhasındaki yasaya aykırılıklardan bahsediyorlar. Ve uğradıkları haksızlıklara bağlı olarak taleplerini dile getiriyorlar. Ben bugün soruşturma safhasındaki yasa dışılıklarla ilgili tespitlerime ve o tespitlere dayalı taleplerime bugün ara veriyorum. Bugünkü talebim kovuşturma aşamasında şu yargılama aşamasında itiraz ettiğimiz yasaya aykırılıklarla ilgili somut çok kavratıcı bir örnek vererek talebime geçmek üzere söz aldım. Nedir somut örnek. Burada iddianameye karşı sorgumun yapıldığı duruşmada bakın sözlerime iddianameye karşı sorgumun yapıldığı duruşma diyorum çünkü ben bunu heyetinize anlatamadım. Savcıların zaten anlamaya hiç niyetleri yok. Burada sorguya çıkan kişiye 300 klasörün içerisine dağıttıkları evraklarda suçlamayla ilgili olsun olmasın aralardan bir şey çekerek kendileri mi çekiyor o evrakları yoksa onların adına bazı polisler mi daha önce çekip veriyorlar o da işin başka bir yönü çünkü arada sorgu sırasında ona dair beyanları da oldu. İddianamedeki sırasını soruyorum savcı iddianamede bulamıyor sorduğu soruyu. Hangi sayfada diyorum e biz ona göre çalışma yapmıyoruz diyor. Bunların hepsi zabıtta var. Şimdi o zabıttan ben size bugün vereceğim somut örnekle ilgili kısmını okuyacağım. Sorgum sırasında savcı şöyle bir soru yöneltiyor. Burada Alparslan Arslan’ın fotoğrafları var ve hiçbir yerde olmayan annesiyle çekilen fotoğraflar var mesela. Bunları sormak istiyorum. Yani bunu illa iddianamenin şu sayfasında şu noktasında deyip bırakmış. Bunlara isterseniz cevap vermeyebilirsiniz. Yani bana da sözde hakkımı yasal hakkımı hatırlatmış oluyor. Şimdi bakın dikkatinizi çekiyorum. Alparslan Arslan’ın fotoğrafları var onu sormuş bana. Ben soruyorum haklı olarak diyorum ki, bu iddianamede var mı? Hiç onunla ilgili değil savcı. O soruya cevap vermek hiç onun meselesi değil. Hiç önemsemiyor. Ben burada bunu iki gün boyunca tartışma konusu yapmak zorunda kaldım. Devam ediyoruz şimdi orada ben şöyle cevap veriyorum. Ben size söyledim cevap vermemek değil benim söylediğim. Bu sorunun uygun olup olmadığı konusunda tespitimi söylüyorum. Size şöyle cevap vereyim Alparslan Arslan ile ilgili benim bilgisayarımda bulunan bazı veriler iddianameye niçin geçmedi. Siz bunu suçlamayla ilgili görmediğiniz için mi geçirmediniz iddianameye, niçin geçirmediniz? Savcı cevap veriyor. Biliyorsunuz bir takım incelemeler daha sonra ortaya çıkıyor. Ben itiraz ediyorum yine. O zaman iddianameyi yazmayacaktınız. İncelemeler tamamlanmadan iddianameyi niçin tanzim ettiniz öyle değil mi? Şimdi bu okuduğum karşılıklı konuşmalar 21 Ocak 2010 tarihli duruşma tutanağının 26. sayfasında. Şimdi benim bunu o zaman niçin iddianameye almadınız sözüme karşı savcının verdiği cevap müthiş unutulmayacak bir cevap. Siz hatırınızda kalmamıştır. Ben onu duyduğum zaman onu müthiş bir cevap olduğunu zaten fark etmiştim o nedenle bu sayfayı seçtim şimdi bakın savcının benim soruma verdiği cevap yani iddianameyi o zaman yazmasaydınız. Sonradan ele geçiyor diyorsunuz. Aynen tutanaktan okuyorum. Yani bütün incelemeleri beklediğimiz zaman iki yıl üç yıl gibi belki süre alabilecek. Hiç şifresi çözülemeyen incelemeler var. Şimdi bunlar burada söylendi soruşturma safhasını onun için bir tarafa bırakıyorum. Burada huzurda söylendi bunlar. Buna ne heyetinizden itiraz geldi, ne savcılar aradan geçen bu kadar celsede bu beyanları konusunda herhangi bir düzeltme talebinde bulunmak ihtiyacı hissetmediler. Bu ne demek biz burada hakkımızda bir yıl önce bir iddianame tanzim edilmiş. Mart ayında heyetinizce kabul edilmiş. Temmuz ayında duruşmalara başlanmış. 13. tutuklunun mu halen sorgusu yapılıyor bilmiyorum yedi aydır da sorgulara geçtik bir on celse iddianame okunduktan sonra. Şimdi bu kadar zaman geçtikten sonra savcının söylediği laf bütün incelemeleri beklediğimiz zaman iki üç yıl gibi süre alabilecek. Ha demek ki daha iki üç yıl bunu incelemeye devam edecekler. Bu anlamı taşımıyor mu bu beyan. Ben buna itiraz etmekte niçin haklıyım şimdi onun somut örneğini heyetinize vereceğim. Bu zaptı niçin okudum Alparslan Arslan’ın annesiyle çekilmiş hiçbir yerde yayınlanmayan fotoğrafları varmış eee yani bu da benim işte onu da söyleyemiyorlar ya terörist faaliyetin kanıtı mıdır bu. Terör örgütüne nasıl mensup olduğumun kanıtı mıdır, Danıştay cinayetinin mi failleri arasındayım. Yoksa iddianamede benimle ilgili kişisel verileri kaydetme suçlaması var. Bu mu özel hayatın gizliliğine müdahale suçlu bu mu? Bunları da sordum ben. Onlarla ilgili zabıtlarda var. Bunları soruyorum savcı cevap vermekte zorlandığı zaman şöyle söylemiş tutanakları yeniden incelediğimde gördüm. Benim sorum gayet net. E peki ben anlayamadım siz savcısınız bunu bana anlatın diyorum. Üç defa üst üste savcının verdiği cevap benim sorum gayet net. Şimdi bakın burada yapılan yargılama böyle gidiyor. Gelelim şimdi buna itirazımın neden haklı olduğuna bana savcı orada zan altında bırakmak için şimdi bu aslında heyete de tabi saygısızlık. Çünkü buradaki suçlama gerçeği arama gayretinin bir parçası değil. İddianameye koymuş olsa onu bakın ben o zaman o soruyu sorduğu zaman benim elimde savunma malzemem olacak. Şimdi heyetinize gösteriyorum. Bu soruyla ilgili aydınlık dergisi 18 Mayıs 2008 tarihli nüshasının kapağında bir haber vermiş. Fotoğraftaki Alparslan Arslan değil. Üzerinden iki yıl geçti. Heyetiniz ne derece ilgili o safhada çünkü zaten daha iddianame tanzim edilmemişti heyetiniz doğrudan belki bu soruşturmayla ilgilenmiyordu. Ama savcılar diyebilir mi ki, biz bununla ilgilenmiyorduk. Böyle bir haber yapmışız biz. İki ay sonra iki yıl dolacak. Şimdi savcı aydınlık dergisindeki bu haberden hiçbir şekilde ilgili değil. Bilmez görünüyor. İddianameye yazmadığı halde bana şimdi yönelttiği soru. Bilgisayarınızda Alparslan Arslan’ın annesiyle çekilmiş hiçbir yerde yayınlanmamış fotoğrafı varmış. Bunu iddianameye koysa ben bu dergiyi getireceğim sorguda yanımda. Bana sorduğu zaman çıkarıp göstereceğim bu fotoğraf mı diyeceğim. Ben itiraz etmekte haklı değil miyim? Siz heyet olarak böyle bir yargılama yapmaktan mutlu oluyor musunuz? Burada ben en baştan beri itiraz ettim dedim ki, bu safhada bana iddianamede yazılı vakalardan ancak hareket ederek soru sorabilirsiniz. Var mı iddianamede yok böyle bir şey. Buna itiraz ettiğim zaman savcının gerekçesi ne, e biz bunları da yazalım deseydik üç yıl bekleyecektik. Bizim sorunumuz mu o. Böyle bir gerekçe yasayı değiştirebilir mi, bu zihniyetteki bizi burada siz yasaları ihlal etmişsiniz diye yargılama hakkını nasıl kendilerinde görüyorlar. Onlar suçüstü halindeler. CMK’nun çiğnenmedik hükmünü bırakmamışlar. Burada yedi aydır söyleniyor bitmedi. Ama üzücü tarafı şu buradaki kovuşturma safhasında da bu tutumları devam ediyor. En ufak bir değişiklik yok. Şimdi benim haklı olduğumu savcılar burada kabul etmeyecekler değil mi, bunu iddianameye koysalardı ben o şu malzemeyi o gün sizin huzurunuzda çıkartsaydım benim savunma hakkıma saygı gösterilmiş olsaydı bu yargılama gerçeği aramak adına yapılıyorsa o zaman bir değer ifade edilecekti. Ben şimdi bunu bulamasam ki o gün savcılar bile bile bakın beni zan altında bırakmak için beni bilgisayarımda aydınlık dergisinin bütün nüshalarının arşivi var diye açıklama yapmama rağmen bunu zan altında bırakabilmek beni bilgisayarınızda şöyle bir fotoğraf bulunmuş. Ha burada savcıları mazur gösterecek tek bir ihtimal var. Bu fotoğrafı arayıp bulan savcılar değil polisler. Polis orada buluyor beni zan altında bırakıcı bir malzeme diye savcılara ulaştırıyor savcılarda mal bulmuş (1 kelime anlaşılamadı) hah tamam yakaladık. İddianamede vardı yoktu hiçbir önemi yok. Şimdi bu ihtimal savcıları mazur gösterebilir şu bakımdan mazur gösterebilir yani olay gerçekte nasıl oldu yoksa yasal açıdan mazur gösterebilir mi? İddianameye koymadığı malzemeyi benim burada sorguda kendimi savunmam sırasında bulmamı önleyecek biçimde aniden karşıma çıkartıyor. Ben müneccim miyim? Müneccimliğe de ayrıca inanmıyorum ben savcılar inanıyor olabilirler. Böyle savunma hakkı kullanılabilir mi? Kovuşturma safhasında hala bu sadece benim sorgumla da sınırlı değil. İki gün boyunca burada huzurunuzda itiraz ettim. Şu kadar bir parça savcılar bundan etkilenmediler. Demek ki bu iddianameyi yazan savcılar karar makamında otursalardı bu iyice göstermelik hale gelecekti bu yargılama. Çünkü bu tutumda ısrar eden savcılar yasal bir engel var mı? Bir iki yıl sonra karar makamına da oturabilirler. Savcılar yargıçlık yapamaz diye bir şey yok. Engel yok aksine geçiş mümkün. Savcılıktan yargıçlığa, yargıçlıktan yani bu savcılar yarın bürgün sizin oturduğunuz yere otururlarsa bu zihniyetle nasıl gerçeği arayıp bulabilirler şu somut örnek üzerinde heyetinizin haklılığımı iki ay sonra da olsa kanıtlayabilmek açısından durmasını istiyorum. Bu sayfaları heyetinize takdim edeceğim. Dosyaya konulsun haber altı sayfadan ibaret başka fotoğraflar da var o arada. Bunu dosyaya koyalım şimdi o itiraz ettiğim o iddianamede yok dediğim bütün belgelerle ilgili buna benzer ben savunma kanıtlarını bulabilirim. Ama böyle yargılama olur mu? Bir kısmını neden bulamıyorum? Bunu dergiyi hatırladığım için buldum. Tutanakları açıp bakın hiç birisinde şu klasörün şu dizisinde diye bir açıklama yok savcıların sorduğu sorularda. Bilmiyorlar ki, iddianameden mi bu klasörlerden mi polis seçmiş yollamış. Bazı sorgularda tanık oldum sizde tanık oldunuz. Savcılardan birisi sorularını bitiriyor diğer savcıya geçiyor, diğer savcı sorularını sorarken üç beş saat neyse bazen ertesi güne aaa bakıyoruz ertesi gün polis yeni malzeme getirmiş ilk soruyu soran savcılar yeniden soru soruyor. Sorsunlar ona bir itirazımız yok. Ama o sorunun bir çerçevesi olacak. Bana bir sürü iddianame dışından soru sordular. Hiçbirisinin klasörü belli değil. Ben nasıl savunacağım kendimi. Şunu hatırladığım için ben bunu bulup getirebiliyorum huzurunuza. Kaldı ki, onların da bir kısmı tahrif edilmiş. Ben burada heyetin sorduğu sorular sırasında fark ettim. İddianamede olmayan bazı e posta mesajları. Bunlar size niçin gönderildi diye bir soru ona orda cevabı vermeye çalıştım. Elektronik posta mesajı benim irademe tabi değildir bana gelip gelmemesi ama aldım nedir diye gönderenin adresi silinmiş. Savcılar bunları soracaklar klasörlerdeki yerlerini belirtmeyecekler bizde burada savunma yapmış olacağız. Yedi aydır bu sürüyor. Ben yine bu konuda itirazlarıma devam edeceğim elbette. Şimdi bir açıdan daha bu konuyla ilgili tutanağın 45. sayfasından yine savcıya ait bazı beyanları aktaracağım yine 21 Ocak 2010 tarihli duruşma tutanağının 45. sayfasında zapta geçmiş ama o beyanın aslı 2008/209 esasda kayıtla davanın 30. celsesinde 22 Aralık 2008 tarihli duruşma 30. celse oluyormuş. O celse tutanağının 48. sayfasında savcı diyor ki, bir münasebetle CMK 250. maddesiyle yetkili Cumhuriyet başsavcılığınca bütün yayınlar düzenli olarak takip edilmektedir. Bu da var mı bunun içinde var. Burada bana siz aydınlık dergisinde yazı yazıyorsunuz hukuk danışmanlığı yapıyorsunuz eee. İşte bu da dezenformasyon için yapıyorsunuz, evet. İşte sizde terörist faaliyet yapmış oldunuz. Peki buraya gelince niçin savcı bunu takip etmiyor. İşine gelenleri alıp buraya getirmesi savcılığın anlaşılabilir. Yapılabilir ama itirazlara rağmen bunda ısrar edilmesi ve hele bunun yargılama sırasında heyetin gözleri önünde yapılmasının herhalde bir müeyyidesi olacak. Bizim itirazlarımızla ilgili heyetiniz güzel bir çözüm buldu kendince. Hüküm sırasında dikkate alınmasına. Hüküm ne zaman verilecek bu davada belli değil. Yedi ayda daha on kişinin sorgusu yapıldığına ve geride kırk kişi olduğuna göre herkes kendince hesaplamaya çalışıyor acaba benim sorgum ne zaman yapılır diye. E iyimser tahminlerle davanın son tutuklusu bu iki ve üç numaralı iddianamedeki tutukluların sonuncusu bana Eylül de mi gelir Ekimde mi gelir diye tahminler yürütüyor. Biz şimdi kaçıncı aydayız üçüncü aydayız. Yani sekiz ay daha bu yargılama belli ki devam edecek. Kaldı ki, bu hesaplamalarda tabi bizi şaşırtan başka gelişmelerde oluyor. Biz biliyorsunuz sorgular başladığı zaman sanıklar olarak hatta bende o talebin bir kısmına katıldım dedim ki, heyetinizin yarattığı bu yavaşlama ve bizim zamanımızı kaybetme yöntemi nedeniyle savunma haklarımızın bir kısmından vazgeçmek zorunda kalıyoruz. Biliyorsunuz haftada iki gün talepler alınıyordu biz Salı günü talepte bulunmak hakkımızdan vazgeçiyoruz yeter ki, sorgular biraz hızlı ilerlesin. Salı günü o talep hakkımızdan vazgeçmeseydik gece 11’e, 12’ye bazen 1’e kadar burada yargılama sürüyordu değil mi taleplerde bulunuyorduk dinliyordunuz. Ara karar için müzakereye çekiliyordunuz. Şimdi biz o hakkımızdan da vazgeçtik ne görüyoruz. Pazartesi günü saatin 17:45’e geldiği görüldü deniyor duruşma erteleniyor. E Salı günü belki biraz daha şimdi Salı günü bakın dün duruşma ertelendi bugün geldi İbrahim Özcan dün sorgusu tamam bir saat içerisinde bu safhaya geçtik. O bir saati dün kullanamadık. Bu aleyhimizdeki gelişmeleri de görünce dediğim gibi bu yargılamanın ne zaman biteceği belli değil. Biz yasaya aykırı delilleri burada kanıtlıyoruz. Usullerin niçin gerçeği bulmak amacına yardımcı olmayacağını örnekleriyle kanıtlıyoruz ama heyetiniz ara kararında çok ısrar ettiğimiz zaman hükümle birlikte dikkate alınmasına diyor. Hükmü ne zaman vereceksiniz? Bu gelişmeyle nasıl hüküm verilecek bu davada. Bakın savcıların özensizliğine ilişkin daha doğrusu yani şimdi savcıların üzerine yüklemeyelim hepsini ne yazık üzücü bir durum ama bunun bir kısmına mahkemelerimiz de ortak, heyetlerimiz. Şu tebliğ ve tebellüğ belgesini 233 numaralı klasörde buldum. Bana iddianame dışından soru yöneltilirken dayanılan bazı belgeleri nerelerde bulabilirim diye ararken bize 10 Kasım 2008 de bir karar tebliğ edilmiş. Bunu ben dosyada buldum bize tebliğ edilmedi. Edilmediğini de kanıtlayacağım bakın bütün imzalar aynı. Burada Ufuk Aydın isimli birisi tebliğ eden diye görünüyor onun da imzası yok. Karşısına maşallah Hamza Demir, Gürbüz Çapan, Emcet Olcaytu, Serdar Saçan, Tuncay Özkan bunu heyetinize takdim ediyorum bakın aynı kişi imzaları atmış bunu savcılığa yollamış. Ha olmaz mı olur. Ama savcı bunu gördüğü zaman ne yapacak. Bunu 233 nolu klasörün 229. sırasına mı yerleştirecek. Bunu iade etmeyecek mi. Bu ne biçim tebellüğ belgesi diye. Savcı tebellüğ belgesi görmedi mi hiç. Bunu gördüğünde usule uygun olduğunu, olmadığını anlamayacak kadar eğer meslekte acemiyse nasıl özel yetki sahibi oldu. İşte belge bu size takdim ettim. Gözünüzle göreceksiniz. Başka üzücü bir durum dedim ya mahkemelerimiz de ne yazık ki bu konuda soruşturmadaki özensizliklere ortak oluyorlar. Yine aynı klasörde benim de ismimin geçtiği tutukluluğun devamı dair bir karar örneği gördüm. Bu karar örneğinin ilginçliği şudur, 25 Aralık 2008 günü 12. Ağır ceza mahkemesi bizim tutukluluğumuzun devamı konusunda yasa gereği 108 midir tam bilmiyorum usul işte aylık inceleme. Bu yasaya göre sözde bakın sözde diyorum bunu bilerek kullanıyorum çünkü bunun sözde bir karar olduğunu kanıtlayacağım şimdi size. Sözde bizim tutukluluk durumumuzu incelemiş, bizim derken de bütün bu kaç tane sanık var 20’ye yakın sanığın tutukluluk durumunun devamına karar vermiş. Karar metninden şunu anlıyoruz. Soruşturma evrakını incelemiş mahkeme 25 Aralık 2008 günü bu 18 kişinin tutukluluğu devam etsin demiş. Bu karar tek başına olduğu zaman bir şey değil. Ama başka bir karar daha gördüm aynı gün 25 Aralık 2008 bu defa 14. Ağır ceza mahkemesi bir heyet kararı var benim tahliye talebimle ilgili heyet kararı. 25 Aralık da o da soruşturma dosyasını aynı gün incelemiş. Benim tahliye talebimin reddine karar vermiş. Şimdi bunlardan ikisinden biri gerçeğe aykırı öyle değil mi? Aynı gün hem 12. Ağır ceza mahkemesi hem 14. Ağır ceza mahkemesi bu dosyayı aynı anda nasıl inceliyor bir araya mı gelip incelemişler acaba. Şu 14. Ağır ceza mahkemesi kararının örneği de yine şimdi size takdim ediyorum. Bakın yan yana getirin ikisini ikisi de 25 Aralık tarihinde tutukluluğun devamına karar vermiş. Peki tesadüfen birisi tahliye kararı verse hangisi geçerli olacaktı acaba. Ha öyle bir ihtimal çok az çünkü dosyalar incelenmeden tutukluluğun devamına karar verildiği için hakimler o bakımdan rahattır. Nasıl olsa reddediyoruz. Dosyaya lüzum yok ki. Ben tahminimi söyleyim ne yazık ki tahminim bu yönde olduğu için saklamıyorum. Her iki mahkemede dosyayı incelemedi. Yoksa böyle sözde bir karar verilebilir mi? Aynı tarihte iki mahkeme aynı dosyayı nasıl inceliyor. İşte bu da ha bizim savunmamız bakımından da böyle yani ilahi tesadüf demiyorum ama bu bir şans aynı güne rastlamış olması. Şunun birisi bir gün arayla olsa ben bunu size kanıtlayamam. Aynı güne rastlamış. E şimdi hani körün taşı diye bir laf var ya. Öyle bir tesadüf. Ama bu gerçek bakın. Gözünüzün önüne koydum ikisini de. Bundan mahkemeniz bir sonuç çıkarsın yani bizim burada yargılanırken savunmalarımızın dikkate alınacağına ceza muhakemeleri kanununun bizim lehimizde olan hükümlerinin uygulanacağına güvenmemiz önemli bir şey. Bu haklarımızı tanımayan mahkeme yarın bürgün bizi üst haddinden hiç delil yokken mahkum da edebilir. Kaldı ki, biz burada tutukluyuz savunma haklarımız yirmi aydır kısıtlanmış vaziyette. Ben şu size sunduğum kararları tesadüfen buldum. Burada ben sorguya çıkıyorum savcı istediği gibi 300 klasörün içerisinden evrak seçiyor onun numarasını söylemiyor. Ben de onlara itiraz edince zan altında kalmış oluyorum. Bu iddianamede yok deyince. Biraz hiç olmazsa görünüşü kurtaracak kararlar heyetinizin vermesi gerekiyor. Şimdi talebime geliyorum. Sayın Mustafa Koç talepte bulunurken Ankara’daki bir davayla ilgili haberden alıntı yaptı. Ben o davada dosyaya giren bir bilirkişi raporundan bahsedeceğim. Ve o dosyanın soruşturma dosyasının celbini talep edeceğim. İçeriğinden kısa bölümler aktaracağım bilirkişi raporu Ankara üniversitesi hukuk fakültesi ceza ve ceza usul hukuku ana bilim dalı öğretim elemanları tarafından hazırlanmış. Tabi bu iddianameyi hazırlayan özel yetkili savcılar kadar hiç olmazsa herhalde yasaya bildikleri kabul edilir. Her ne kadar bu savcıları da yetiştirmiş olan bir kurum olsa da kıymeti harbiyesi nedir savcıların nazarında bilmiyorum ama savcı Ankara’daki savcı buna itibar ettiği için numarasını söyleyim önce bu rapor bende tek örnek çünkü. Memur suçları soruşturma bürosu olması lazım ama hazırlık numarası herhalde sıralı veriliyor ayrılmıyor büroya göre 2008/97349 sayılı soruşturma dosyasına giren bir rapor bu. Yani 2008/97349 soruşturma numarası. O bilirkişi raporundan ben bilirkişi raporundan aktaracağım için bilirkişi ne diyor, Ankara üniversitesi hukuk fakültesi ceza ve ceza usul hukuku ana bilim dalı öğretim üyeleri, Ceza Muhakemesi Kanununda bilgisayarlarda bilgisayar programlarında kütüklerinde arama yapılması bunlara el konulması genel arama ve el koymadan ayrı düzenlenmiştir. Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada başka suretle delil elde etme imkanının bulunmaması halinde özel arama kararıyla bu yola başvurulabileceği belirtilmiştir. Bu durumda bilgisayarlarda bilgisayar programlarında kütüklerinde arama ve el koyma yapılabilmesi için hakim tarafından verilen kararda bunun açıkça yazılı olması gerekir. Dolayısıyla CMK 119 ve 127. maddeler uyarınca verilen arama ve el koyma kararının bilgisayarlarda bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama yapılmasına ve bunlara el konulmasına imkan tanımadığı açıktır. Ne demiş bilirkişi, 199 CMK 119 ve 127’ye göre ben arama kararı veriyorum demişseniz diyor. Bu bilgisayar kütüklerinde arama yapma yetkisi verdiğiniz anlamına gelmez diyor. Şimdi bu soruşturmada bütün ve bütün bilgisayarlar 119 ve 127. madde gerekçe gösterilerek inceleniyor. Şimdi bunun devamının gerekçesi de var yani çünkü polislere bilirkişi sıfatı verilmesine imkan sağlamak için arama kararlarının başka bir yerine 134. madde ekleniyor ama ona da cevabı var bilirkişinin. Devam ediyorum bu bölümde, somut olayda yapılan arama sırasında bilgisayar kasalarına ve taşınabilir bilgisayarlara el konulmuştur. Ceza muhakemesi kanununun 119 ve 127. maddelerine göre karar verildi yazılı ise aynı kanunun 134. maddesinden söz edilmemesi nedeniyle arama sırasında bilgisayarlarda arama yapılması ve incelemek üzere el konulmasının CMK 134/1. maddesine uygun olmadığı sonucuna varılmaktadır. E biz bunu anlatmaya çalışıyoruz zaten. Evet biz savcılar kadar yetkili değiliz. Yetkin olmakla yetkili olmak farklı ama işte bakın bilirkişiler Ankara üniversitesi hukuk fakültesi ceza ve ceza hukuku ceza usul hukuku ana bilim dalı öğretim üyeleri şu huzurda bizim yedi aydır heyetinize anlatmaya çalıştığımız şeyi imzalarıyla doğruluyorlar. Hani avukatlarımız söyleyince savunma bakımından diye değerlendiriliyor ama burada hukuk fakültesinin öğretim üyeleri var. Şimdi aramayla ilgili arama konusunda da bende itirazda bulundum ve sorgumun başında onunla ilgili bilgiler verdim. Bakın bilirkişi ne diyor. CMK 120/1 de aranacak yerlerin sahibi veya eşyanın zilliyetinin arama sırasında hazır bulunabileceği kendisi bulunmazsa temsilcisi veya ayırt etme gücüne sahip hısımlarından biri veya kendisiyle birlikte oturmakta olan, oturmakta olan bir kişi veya komşusunun hazır bulundurulacağı hükme bağlanmıştır. Aynı maddenin son fıkrası ise kişinin avukatının aramada hazır bulunmasına engel olunamaz. Şimdi ben bu hakkımı kullanamadım ısrarıma rağmen. Cep telefonunu aldılar telefonu televizyonu da açamazsınız cep telefonu da kullanamazsınız benim avukatım telepati yoluyla mı haberdar olup gelecek arama sırasında önlediler fiilen. İşte kanunsuz. Ben orda söyledim bunu profesörlerde aynı şeyi söylüyor yani bunun için de profesör olmaya lüzum var mı? Yok, şimdi bu devam ediyor. Aranacak yerlerin sahibinin veya eşyanın zilliyetinin arama sırasında hazır bulunabilmesi söz konusu kişilerin arama yapılan binanın sadece bir bölümünde bulunması veya bekletilmesi demek değildir. Arama yapılan her yerde her odada arama anında bu kişilerin ve avukatın hazır bulunma hakkı vardır. Burada söyledim, benim evimde altı ayrı yerde aynı anda arama yapıldı. Avukatımın gelmesi önlendi odalardan kucağında bir şeyler getiren salonda divanın üzerine attılar zabıt tuttular bende oraya sadece bir cümle yazabildim ben tek tek bu muhalefetimi zapta geçirmeme de kaba kuvvet ile mani oldular yani kaba kuvvet dediğim şu ben zaptı yazarken elimi tuttular değil. Söyledim ben bunlara bunlara bunlara itirazımı belirteceğim hayır yazdırmayız bende o zaman imzalamam dedim. (1-2 kelime anlaşılamadı) tuttular hadi imza dedim ki, hayır ben yazabileceksem pazarlık yaptık polisle bakın düşünebiliyor musunuz? Altta şu kadar bir yer kalmıştı oraya ancak arama ve zaptetme işlerinde CMK’ya aykırılıklar vardır kelimelerini yazabildim. Şimdi öbür türlü de olabilirdi hiç imzalamayabilirdim. Ama polisler o kadar kolay birbirlerine yalancı tanıklık yapıyorlar ki, o kadar rahat davranıyorlar ki, imzadan imtina etmiştir diye yazıp beni tutanağı tamamlayacaklardı hiç olmazsa orada üç beş kelime olsun diye ben buna razı olmak zorunda kaldım ama bakın bilirkişi ne diyor, burada ben haklıymışım. Onun için bu raporun celbini istiyorum. Birkaç cümle daha aktarayım. Aramaya katılan kolluk görevlilerinin sayısının arama yapıldığı binada bulunan diğer kişilerin sayısından fazla olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle aramanın yapıldığı her yerde her oda da aranacak yerlerin sahibinin veya şüphelilerin avukatı ile birlikte hazır bulunmalarına imkan tanındığı tespit edilmedikçe aramanın CMK’nun ilgili hükümlerine uygun yapıldığı ileri sürülemez. Bunu da bilirkişi söylüyor. 122’ye geliyoruz o başta söylediğim 134 olmazsa kanuna aykırıdır aykırı sayılır tespitine karşı belki savcılar meseleyi anlamazlıktan gelmek çünkü onların çok sık başvurdukları bir yöntem. CMK 122/1 de hakkında arama işlemi uygulanan kimsenin belge veya kağıtları inceleme yetkisinin Cumhuriyet savcısı ve hakime ait olduğu belirtildikten sonra yasa hükmünü naklediyor. İkinci fıkrada belge ve kağıtların zilliyeti veya temsilcisinin kendi mührünü de koyabileceği veya imzasını atabileceği hükme bağlanmıştır. Aynı fıkra ileride mührün kaldırılmasına kağıtların incelenmesine karar ve. O kısmı artık lüks onu okumuyorum. Devam ediyorum. Öncelikle belirtmek gerekir ki, arama sırasında ancak ispat aracı olarak yararlı görülen yada eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan mal varlığı değerlerine el konulabilir CMK 123. Bir başka deyişle soruşturma konusu suç ile ilgili ispat aracı olarak yararlı olacağı düşünülmeyen eşyalara el konulmaz. Bakın bu da o gün burada yaptığım itirazı heyetinizce haklı görülmüş olmasa da henüz bir sonuç vermediği için benim evimden ailemizin geçmişiyle ilgili şecere buldu aldı. İşte bunun da yasaya aykırı olduğunu burada bilirkişi ispatlıyor. Heyetiniz talebimiz üzerine incelenmesi ve mahsur görülmediği taktirde iadesine karar verdi o arada da yirmi gün geçti. Yani burada yirmi gün değil iki yüz gün geçse bir önemi yok ama burada bizim haklarımıza niçin riayet edilmiyor. Bizi rahatsız eden bu yoksa yirmi aydır zaten orda duruyor. Yirmi ay daha durabilir ama heyetiniz bir karar veriyor bir yere yazı yazıyor. Aradan bir ay geçiyor iki ay geçiyor üç ay geçiyor. Hiçbir hareket yok. Biz takip edeceğiz hatırlatacağız evet ama hani mahkemenin savcıların böyle bir sorumluluğu niçin yok? CMK bunu bize mi yüklemiş, hayır. Kaldı ki, bize yüklüyorsunuz madem o zaman bize de biraz inanın. Şu işlem aykırıdır dediğimiz zaman biraz hassasiyet gösterilsin. Savcılar göz göre göre burada yasaya aykırılıklarını sizin gözünüze baka baka bizim gözümüze zaten bakamıyorlar neyse ki. Ama yani heyetinizin yüzüne baka baka ben iki üç yıl sürerdi bu dava diyor. Şey davanın açılması. Neyse talebimi anlatabildim zannediyorum süreyi aştım mı talebim budur dosya numarasını okudum. Savcılık numarasıdır okuduğum numara. Bu bilirkişi raporunun içinde olduğu dosyanın celbini istiyorum dava açıldığına dair gazete haberini okudum. Hatta iddianamenin kabul edildiğine dair de gazetede haber vardı. Hangi mahkemeye dava açılmışsa belki heyetinizin tezkeresini havale edecekler dosyanın bir örneğinin bu dosyaya celp edilmesine karar verilmesini istiyorum söyleyeceklerim bu kadar.”

Sanık İlyas Çınar söz istedi, verildi:”Sayın başkan değerli üyeler, 7 Ocak 2009 tarihinde evimde yapılan aramada ruhsatlı olmasına rağmen tabancam ve altı adet mermisine el konulmuştur. Hizmette iken deniz kuvvetleri komutanlığından satın almış olduğum tabancamın ruhsatı da deniz kuvvetleri komutanlığından verilmiştir. Bu nedenle ruhsat kaydı ne İstanbul emniyet müdürlüğü ne de İstanbul il jandarma komutanlığı kayıtlarında mevcuttur. Ayrıca ruhsat kaydının aranması ayrıca her iki makama yazılan müzekkerelerde emekli asker olduğum belirtilmediği için ruhsat kaydının aranması boş yere gayret sarfına neden olmuştur. Şahsımın İstanbul emniyet müdürlüğü terörle mücadele şubesinde kaydımın olması gerekir ancak ruhsatla ilgili şube ayrı olduğundan ve de terörle mücadele şubeyle koordine edilmemesi nedeniyle olsa gerek ruhsat kaydı deniz kuvvetleri komutanlığından sorulmamıştır. Tabancamın iadesi 17 Eylül 2009 tarihli dilekçeyle yüce mahkemeden talep edilmiştir. Mahkemenizin 19 Eylül 2009 tarihli ara kararında emanet memurluğuna müzekkere yazılarak sanıkta zapt edilen eşyaların ve 51 nolu CD’nin tetkik ve iade edilmek üzere istenilmesine bu eşyalar üzerinde gerekli inceleme yapıldıktan sonra sanık müdafiinin talebinin değerlendirilmesine oy birliğiyle karar verildi ifadesine yer verilmiştir. Tabancanın iadesi işleminde gelişme olmayınca söz konusu talebimiz 12 Ekim 2009 tarihli dilekçeyle tekrarlanmıştır. Mahkemenizin 28 Ekim 2009 tarihli ara kararında sanığın evinde yapılan aramada el konulan ruhsatlı olduğunu bildirdiği tabanca ve mermilerin dosya kapsamı incelenerek ruhsatlı olması halinde sanığa iadesine oy birliğiyle karar verildi ifadesine yer verilmiştir. 15 Kasım 2009 günü mahkemeniz kaleminde yaptığımız araştırmada 9 Kasım 2009 tarihinde İstanbul emniyet müdürlüğüne müzekkere yazılarak tabancanın ruhsatlı olup olmadığının tespiti ile varsa buna ilişkin belgelerin Silivri ceza infaz kurumu yerleşkesindeki mahkemeniz kalemine gönderilmesinin talep edildiği öğrenilmiştir. Söz konusu müzekkereye İstanbul emniyet müdürlüğü tarafından 17 Aralık 2009 tarihli yazıyla 38 gün sonra yanıt verilebilmiştir. Yanıtta tabancanın ruhsat kaydına rastlanılmadığı bildirilmiştir. Aynı yazıyla söz konusu silahımın ruhsatlı olup olmadığının tespiti ruhsatı var ise buna ilişkin belgelerin mahkemeniz Silivri ceza infaz kurumu yerleşkesindeki mahkeme kalemine gönderilmesi İstanbul il jandarma komutanlığından talep edilmiştir. 17 Aralık 2009 tarihli bu yazıda mahkemeniz kaleminden 9 Kasım 2009 günü İstanbul emniyet müdürlüğüne yazılan müzekkereye ilgi yapılmış ve müzekkere tarihi sehven olsa gerek 11 Eylül 2009 olarak belirtilmiştir. Mahkemenizin 28 Ekim 2009 tarihli ara kararına rağmen tabancamın iadesi gerçekleşmeyince 17 Aralık 2009 tarihinde mahkemenizden tekrardan talepte bulunulmuştur. 21 Aralık 2009 tarihli oturumda sayın savcı Mehmet Ali Pekgüzel tarafından iadesine şeklinde görüş bildirilmiştir. Verilen aradan sonra açıklanan ara kararınızda silahın ruhsatının iadesiyle yazılan yazının ilgisi nedeniyle İstanbul il jandarma komutanlığına gönderildiği anlaşıldığından gelecek cevaba göre iade konusunda karar verilmesine oy birliğiyle karar verildiği yanıtı alınmıştır. Yaklaşık üç ay geçmesine rağmen İstanbul il jandarma komutanlığından hiçbir yanıt gelmemiştir. Tabancamın ruhsatlı olduğu evden alınmasından itibaren bellidir. Tabanca ve ruhsatını deniz kuvvetleri komutanlığından aldım, tabancaya ait ruhsatın aslı tarafımda bulunmaktadır. Ruhsat fotokopisi 91 nolu klasör sayfa 183’de de mevcuttur arz ederim saygılarımla.”

Bu arada tutuksuz sanıklardan Birol Başaran, Merdan Yanardağ, Adnan Bulut ve Adil Serdar Saçan ile bir kısım sanıklar müdafileri Av. Osman Topçu ve Av. Abdullah Kaya ile Av. Dilek Helvacı’nın da geldiği görülmekle, huzurdaki yerlerine alındı.

Sanık Adil Serdar Saçan söz istedi verildi:” Sayın başkanım iki konuda bilgi verip iki tane talepte bulunacağım bunlardan bir tanesi savcılığın da benim sorgum sırasında ısrarla sorduğu Abdurrahman Yakup Reisoğlu isimli bir şahsın dosyada benimle ilgili.”

Mahkeme Başkanı:" Talepleriniz yazılı mı?”

Sanık Adil Serdar Saçan:” Hayır yazılı değil bunlar bilgi vereceğim sadece.”

Mahkeme Başkanı:" Sadece bilgi mi vereceksiniz peki.”



Sanık Adil Serdar Saçan:” Bilgi daha sonra talep ama çok kısa yani. Bu Abdurrahman Yakup Reisoğlu’nun biz daha önce aldığımız bir şahıstı hatırlarsınız sorgumda da savcılık makamı üst üste bu konuyla ilgili soru sormuştu. Bu şahsın bana işkenceci dediği için bu şahısla ilgili ben davacı olmuştum. İstanbul 4 asliye ceza mahkemesinden hakaret bu sırf bu sebepten hakaret ve sövme suçundan mahkum oldu mahkumiyeti kesinleşti evrakı size sunacağım. İkincisi de yine mahkemeniz birinci iddianame kapsamında Tuncay Güney’in benimle ilgili konuşmalarıyla ilgili televizyonlarda yaptığı konuşmalar ve buna bağlı CD çözümüyle ilgili suç duyurusunda bulunmuştu. Bende Tuncay Güney hakkında kamu görevlisine iftira ve hakaretten suç duyurusunda bulunmuştum. Bakırköy 3. asliye hukuk asliye ceza mahkemesinde 2010/107 sayıyla Tuncay Güney iftira, hakaret ve sövme suçundan dava açıldı onu da mahkemenizin bilgisine sunuyorum. Bir konu, ben savunmamı yaptım iki ay geçti geçen sene Mart ayından itibaren İstanbul organize suçlar şube müdürlüğünden bir takım evrakların gelmesini ısrarla talep ediyorum. Mahkemeniz en az beş defa karar verdi. İstanbul organize suçlar şube müdürlüğü cevap göndermiyor. İstanbul Cumhuriyet başsavcılığı da cevap göndermiyor. Ve gelen her cevapta da benim haklı olduğum ortaya çıkıyor şimdi Oğuz Korukır isimli bir şahısla ilgili burada da soruldu bana daha önce organize suçlar müdürüyken gözaltına aldığımız bir şahsın telefon görüşmelerinin benim evimde bulunduğu ve gizlilik Türk ceza yasasındaki gizlilik kuralını ihlal ettiğim yönünde iddianamedeki suçlamalardan biriydi önemli suçlamalardan biri bakın yazı yazdınız cevap geldi dosyaya da konuldu Oğuz Korukır ile ilgili telefon dökümleri dört CD halinde mahkemeye gitmiş aleniyet kazanmış yani. Aleniyet kazanmış olan bir konuyla ilgili olarak ben burada gizlilik kuralını ihlal etmekle yargılandım hala da yargılanıyorum. Cevaplar geldikçe iddianamedeki benimle ilgili her şey çürüyor bir bir. Fakat özellikle cevap gönderilmiyor sayın başkanım bakın İstanbul Cumhuriyet başsavcılığına Fethullahçı polislerle ilgili yaptığım soruşturmanın sonucunun ne olduğuna dair mahkemeniz Temmuz ayında karar verdi. 2009 Temmuz ayında. E şu anda 2010’un Mart ayındayız hala İstanbul Cumhuriyet başsavcılığı cevap vermiyor müzekkereye. İstanbul emniyet müdürlüğü organize suçlar şubesi istihbarat şubesi müzekkerelere cevap vermiyorlar. Ve bu konuda CMK’daki zorlayıcı hükmü kullanmanızı talep ediyorum. Yani hapis cezasıyla ilgili suç duyurusun hükmünü kullanmanızı talep ediyorum. Her geldiğinde cevap benim haklı olduğum anlaşılıyor ama ben on altı ay cezaevinde kalmış oldum arz ediyorum efendim.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel söz istedi, verildi:” Sayın başkanım muhterem hakimler, benim müvekkilim İbrahim Özcan adına yapacağım savunmaya pazartesi devam edeceğim malumunuz bu hafta müvekkillerimden Ali Özoğlu da savunmasını verdi. İbrahim Özcan ise savunmasını tamamladı. Yine hem bu kişiler ve hem de Kemal Aydın, Neriman Aydın, Mehmet Ali Çelebi, Hamza Demir için bu savunmamda taleplerde bulunacağım. Benim sayın makamınızdan öncelikli olarak talebim şudur, acaba bu insanlar buradan çıkarlarsa hangi delilleri karartacaklar bunun ne olduğunu sizde bilmiyorsanız lütfen üzerinde yoğunlaşın ve bize bunlar neyse söyleyin ki, dışarıda biz bunları bulursak kendimiz bunları korkmadan tespit edelim mahkemenize teslim edelim. Toplanmasına yardımcı olalım ve artık buna dayanarak bu delilleri karartma iddiasına dayanarak bu tutuklamalara son verin. Bence bu sebeple bu insanların tutuklanmasının hakkaniyette karşılığı yoktur. Bu sebeple hepsinin tutuklanmasına son verilerek tahliyelerini rica ederim. Burada devam eden çapraz sorgu usulüne ve sayın savcıların sorgu usullerine dikkat çekmek isterim. Sayın savcılarımızın her bir sorusu aynı Bektaşi hikayesindeki latakrabussalah misaline benziyor. Hani Bektaşi’ye sormuşlar neden namaz kılmıyorsun, demiş ki, Allah namaza yaklaşmayın diyor. Demişler ama abdesli yaklaş, abdestsiz yaklaşmayın deyince biz Arapça okumayı bilmeyiz demişler. İşte savcılarımızın soruları hep bu sistematikte. Parça parça soru soruluyor ve her parça aynı Bektaşi fırkası gibi sayın savcımız okuduğundan abdestsiz namaza yaklaşmayın diyor devamlı niyetini saklıyor. O da biliyor ki, bu soruların sevk maddeleriyle alakası yok ne direk ne endirek kanunda tanımlanan suçlarla bu soruların alakası yok. Bu sorular belki bu suçların suyunun suyunun suyunun suyu mesafesinde suçlanmakla ve (1 kelime anlaşılamadı) ancak irtibatlıdır. Sayın savcılarımız tekrar tekrar bu tapeleri okuyup kendilerince tefsir ederek adeta define arar gibi suçlu aramaktadırlar. Sayın savcım ne oldu bu sorularla terör örgütünü yeniden mi ortaya çıkaracaksınız. Merak ediyorum yazamadığınız suçlamaları şimdi bu mahkemelerde tape okuyarak burada bulacağınızı mı sanıyorsunuz. Bu sorduğunuz sorulara evet dense veya hayır dense bu cevapların iddianamedeki ve suçlamalardaki konularla ne alakası var. Bu soruların sevk maddesi veya yazan kanundaki ceza hükümleriyle ne alakası var. Soruyorum bu sorularda cebir şiddet illiyet bağı elverişlilik vs. vs. hangi satırda rastlıyoruz bu iddianamede. Lütfen bunu açıklayın ve muğlak sorularla kafaları bulandırmayı bırakın. Bunlarla yani iddianamenizdeki iddialarınızla kanunda yazılanların hiçbir alakası yok yok yok. Ve sayın savcılarımız gördüğünü ifade etmekte zorlansa da bu sorular boş laf ve dedikoduların tekrarından ibarettir. Yoksa bu sorular dünyanın öküzün boynunda iddiası mesafesinde sonuç ortaya koyacak ve asla dünyanın yuvarlak olduğu gerçeği gibi müvekkillerimin suçsuz olduğu gerçeğini ortadan kaldıramayacak beyhude zorlamalardır. Hani demiş ya sen soru sor o sorudan ben senin hangi zeka ve birikim düzeyinde olduğunu anlayayım. Bu sorulardan aslında davanın ne kadar boş olduğu ve ciddiyetten uzak olduğunu ve sayın savcılarımızın ne dediğinden habersiz olduğunu göstermektedir. Bu sebeple bu soruları dinlerken ben değil buradaki herkes acı acı tebessüm etmekte ne alaka be mübarek adam demektedir. Sonra bu sorularda benim anlamadığım şudur. Bu insanlar vali ile konuştum, emniyet müdürüyle konuştum, Tayyip Erdoğan’ın dünürüyle koşutum diyor. O tapelerin kayıtları nerede? Onlarda mı darbeci? Müvekkilim telefon ve iddianamede yazan tüm tapeleri makul olarak cevaplandırmadı mı? Ama ısrarla savcılarımız diyor ki, bu kitaplar nereye gitti. Yayıncılar bilirler her kitap çıktığında yayınevi bunu belli üst düzeyde okuyucu grubuna yollarlar. Bunlar okuyucu listesidir. Yoksa boşa araştırmayın sayın savcım bunlar terörist listesi değildir. Eğer siz bu telefonlardan bu tapelerden darbeye geldiyseniz insan maymundan geldi diyenleri yada çam maydanozdan geldi diyenleri hiç kınamamak lazımdır. Siz sayın savcılarım şunu unutmayın ki, yay eğri oldu mu, ok eğri gider. Siz başından beri yanlış baktığınızdan yanlış görüyorsunuz. Bu ülkeyi ve ferdi bütün fertleri tam manasıyla dinlemeye alın göreceksiniz ki aşağı yukarı bu konuşmaların tamamı Türkiye’deki herkes tarafından yapılmaktadır. Merak ediyorum, bu savcılarımızın sorduğu ve iddianamedeki tapelerden ve telefon konuşmalarından bu davada iddia edilen terör örgütünü veya müvekkillerimin teröristliğini veya darbeyi uzaktan yakından çağrıştıracak delil nerede? Soruyorum bunlar mı delil, bunlar mı elverişlilik? Size daha da önce ifade ettim sizin bu iddianız kutupta hurma yetiştirmek Kabe de portakal üretmeye kalkmak kadar boş bir uğraştır. Bu sorularla terör örgütünü ve müvekkillerimin terör örgütü mensubu olduğunu iddia ve icat etmeniz boş uğraştır. Siz hatırlarsınız savcılıkta müvekkilime sordunuz AKP’nin kapatılması sonrasında bir kayıt varmış. Güya müvekkilim demiş ki, güvendiğimiz dağlara kar yağdı sordunuz hangi daha güvendiniz. Hangi anayasa mahkemesine güvendiniz vs. vs. işte siz bu ve benzeri tapeleri dikkate alarak alakasız neticelere ulaştınız ve hayallerinizle gerçeği karıştırdınız. Zira bu sorular tam bir hayal ürünüdür boşa zaman kaybıdır ve boşa uğraştır. Lütfen bize kanundaki suça ve hukuktaki gerekçeye matuf soru sorunuz. Ve bu sorulara evet veya hayır denmesinin bu davayla alakasını anlatınız ve bu sorularla müvekkillerimi meşgul ediniz. Sayın mahkeme, sayın heyet, eğer bu adamları bu iddialar sebebiyle tutuklamaya devam etmekteyseniz ve bu kararı verdiyseniz bu tam bir hukuki vebaldir. Siz şu soruları en azından heyet olarak birbirinize lütfen sorunuz. Bu iddianamedeki telefon konuşmalarının ve tapelerinin bir, var denilen terör örgütüyle, iki teröristlikle, üç darbeyle ne alakası var? Ve sormaya müzakereye birbirinizle devam ediniz. Müzakerelerinizi sıklaştırınız. Fikir ayrılığını ortadan kaldırınız. Birbirinizin hukuki görüşlerini dikkate alınız. Bu satırların hangisi cebir unsuruna işaret ediyor. Hangisi şiddet unsuruna işaret ediyor. Hangisi hangi suça ve hangisi hangi hukuki ihlale teşebbüse işaret ediyor lütfen bunu salih olarak kararlarınızda belirtiniz. Sayın başkanım sizde görmektesiniz ki, bu iddianamede kaydı yazılan konuşmalar bu tapeler bu davada muhakeme edilen suç ve iddia edilen suçlamalarla hiçbir şekilde alakalı değildir. Bu kayıtlardaki konuşmalar kanunlarımıza göre belki belki sadece dedikoduya teşebbüs suçunun oluşmasına delil sayılabilir. Hatta bunlar tam manasıyla dedikoduya teşebbüs suçunu bile oluşturmaz. Sayın başkanım, dedikodu yaptılar diye telefonlarda konuştular diye hııımmm öyle mi şu manada filan diye muğlak konuştular diye terörle teröristlikle hiçbir kanundan temelini almayan ve yasal unsuru olmayan suçlamalar için bu insanları tutuklamak hukuk değildir tam aksi hukuka açıkça tecavüze teşebbüstür. Adaleti yok etmeye teşebbüstür. Sayın mahkemeden bu haksızlığa teşebbüs noktasını geçmiş haksızlık olmuş. Adalete teşebbüs noktasını aşmış zulüm olmuş bu oldu bittiye karşı bu oldu bitti tutuklamalara karşı adil bir karar vermeyi sağlayınız. Sayın başkanım bu iddianameyle Ergenekon davasını koordine edenler ve bu iddianameyi yazanlar akıllarınca bir cin yaratmışlardır. Ve o yaratılan cinle hem müvekkillerimi hem de tüm Türkiye’yi çarpmaya kalkışmaktadırlar. Ve bu yarattıkları cinle 21 aydır müvekkillerimi bu dağ başında alı koymuşlar ve ellerini kollarını bağlamışlardır. Sayın mahkemenin bu cinleri ve bu cinlikleri tespit etmesini ve bu ateşten yaratılması gereken ama her nasılsa zanlardan ve hükmü yalanlardan yaratılan cini yeniden şişeye sokacak manada tahliye kararı vermenizi rica etmekteyiz. İyi bilinmelidir ki, bizim savunmalarımız hem bu cinlerin etkisini yok etmek hem de bu cinler sebebiyle hukuki mantığı bağlanmış sandığımız hukuk adamlarının kendine gelmesi için ve göz bağının çözülmesi adına Kuleuzübirabbinnas suresi okumakla aynı manadadır. Herkes şahit olacak ki, bu Ergenekon süreci sonunda iddia makamınca yaratılan bu cin müvekkillerimi ve Türkiye’yi değil Ergenekon tertibini yapanları çarpacaktır. Sayın başkanım, sayın heyet, siz bu davayla alakası olmadığı güneş gibi aşikar olan tape kayıtlarını ve sözde anlatılan davayla alakasız delilleri acaba hangi gölgede değerlendiriyorsunuz da farklı anlıyor ve farklı görüyorsunuz. Bu iddianameyi hangi sirk aynasında okunuzda bu kanunlarla alaka kurdunuz. Hayret ediyoruz, bu hukuki sürecin devamına olanak veren anlayış hangi değişime uğruyor da bu yazılanlar sizin tarafından bu manada okunuyor ve bu iddianameye bakıp tutuklama kararı veriyorsunuz. Yada hukukta yazmayanı kanunda okunmayanı hangi gözle görüyorsunuz da 21 ay sonra hala tutuklamanın devamına kararı veriyorsunuz. Sayın Başkanım Sayın mahkeme bu iddianame denilen kabusu bu karabulut gibi çöken suçlamaları lütfen gerçek hukuk bir rahmet fırtınası gibi estirerek dağıtınız ve müvekkillerimizi tahliye ediniz. Sayın Başkanım lütfen eğer gözünüzde ön yargı merceği varsa çıkarınız lütfen bu iddianameyi birde çıplak gözle okuyunuz, lütfen sizi yanıltan sirk aynalarını kırınız ve gönül aynanızda bakınız, bu iddiaları öyle değerlendiriniz ve bir saat olsun bu insanları tutuklu tutmayınız. Sayın Başkanım savcılarımızın sorduğu soruları ibretle izlemediniz mi? Bu sorular aslında bu iddianamenin ve bu davada ki suçlamaların iflası değil midir? Kendi kendinize düşünmediniz mi hani bu tapelerde bu telefon kayıtlarında bu delillerde hani, hangi terör örgütünün delili? Hangisi teröristliğin belgesi? Hangisi cebir tehdidi? Hangisi tehdit? Hangisi kanunda yazan suçun asal unsurları? Hani burda elverişlilik? Nerde teşebbüs? Darbeye telefonla mı teşebbüs etmişler? İnsaf ediniz bu iddia edilen darbe ve terör örgütü suçlamaları acaba bu Sayın Savcıların sorduğu kadar basit midir? Sayın Başkanım bu yazıların sevk maddeleri ile alakası nerdedir? Varsa veya bu satırlar arasında ise biz kör mü olduk göremiyor muyuz? Yoksa bu iddialar için bu savcıların boş iddiaları için mi bu insanları burda tutuyorsunuz? Sayın Başkanım Sayın heyetinize açıkça soruyorum, Burası mahkeme midir? Morg mudur? Ameliyathane midir? Hakim beyler siz burada bizi sanık diyip yargılıyor musunuz? Yoksa ölü sanıp kefenlemeye mi kalıyorsunuz? Yoksa bizim üstümüzden ameliyat yapıyor veya ameliyat yapılmasına olanak mı veriyorsunuz. Siz hukukçu musunuz? Yoksa ölü yıkayıcısı mısınız? Yoksa ameliyat cerrahı mısınız? Sayın Başkanım.”

Mahkeme Başkanı :” Avukat bey savunmanızı kesmek zorunda kalacağım, nezaket kurallarına riayet edin lütfen.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Saygısızlık yapmıyorum.”

Mahkeme Başkanı :”Burası, saygısızlığın daniskasını yapıyorsunuz.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Sayın Başkanım saygısızlık.”

Mahkeme Başkanı :”Bakınız, bakınız sözünüzü kesmek istemiyorum savunmaya aşırı hassasiyetim var ama konuşmalarını birde şöyle bir kulağınızı şöyle biraz çevirin o ağzınıza da dinleyin onları lütfen.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Sayın Başkanım Muhterem Başkanım.”

Mahkeme Başkanı :”Lütfen dinleyin onları.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Hay hay.”

Mahkeme Başkanı :”Onları lütfen dinleyin.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Tamam saygısızlık sayıyorsanız.”

Mahkeme Başkanı :”Saygısızlık resmen saygısızlık.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Ben bir kere özür dilerim.”

Mahkeme Başkanı :”Özrünüz de kabul edilmedi.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Ama hayır efendim bu saygısızlık değil.”

Mahkeme Başkanı :”Kabul edilmedi efendim, kabul edilmedi özrünüz.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “21 ay olmuş.”

Mahkeme Başkanı :”Kabul edilmedi efendim, kabul edilmedi.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “21 ay olmuş.”

Mahkeme Başkanı :”Doğru savunma yapın.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Doğru savunma yapıyorum.”

Mahkeme Başkanı :” 21 ay olabilir.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “O zaman lütfen.”

Mahkeme Başkanı :”Size o şekilde konuşma hakkı vermez, vermez, vermez.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Efendim burda bir saygısızlık yapmıyoruz.”

Mahkeme Başkanı :”Vermez avukat bey.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Gerçekler niye acı? Niye acı efendim gerçekler.”

Mahkeme Başkanı :”Vermez.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “21 ay olmuş bize söyler misiniz hangi kanunda bu insanları tutuyorsunuz?”

Mahkeme Başkanı :”Efendim vermez size o şekilde konuşma hakkı.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Ne söylüyorum da vermez efendim.”

Mahkeme Başkanı :”Kulağınız duymuyor ki ne söylediğinizi.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Duyuyor efendim.”

Mahkeme Başkanı :”Hayır efendim duymuyor.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Ben diyorum burda hukuk.”

Mahkeme Başkanı :”Duymuyor efendim duymuyor burası mahkeme.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “E bende soruyorum mahkeme.”

Mahkeme Başkanı :” Burası mahkeme, mahkeme bunun dışında başka bir yakıştırma yapamazsınız buraya.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Efendim mahkeme mi morg mu diye soruyorum 21 ay oldu?”

Mahkeme Başkanı :”Kendinize gelin, kendinize gelin.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Efendim soruyorum, soruyorum.”

Mahkeme Başkanı :”kendinize gelin, kendinize gelin. O şekilde soramazsınız mahkemeye.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Tamam o zaman sorumu değiştirerek soruyorum efendim lütfen hukukçu olduğunuzu artık gösterin ve adeta ellerinizde ölmek üzere.”

Mahkeme Başkanı :”Hukukçu olduğumuz sizin şeyinize bağlı değil, bağlı değil.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Bizde görelim efendim.”

Mahkeme Başkanı :”Bağlı değil, bağlı değil.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “bizde görelim efendim adaleti.”

Mahkeme Başkanı :”Sizin arzunuza göre hukuk olmaz.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Arzumuza göre değil efendim görmek istiyoruz hangi kanuna göre yargılanıyoruz şu iddianameyi okuyoruz efendim tek tek satır satır okuyoruz nerde bu maddelerde nerde deliller efendim 21 aydır tutukluğun devamına, tutukluğunun devamına hangi delille ispat ediliyor bunlar? Bir gerekçe konulmaz mı, denmez mi? Şu satırda şuna göre bu kanuna göre suç diye efendim karavana iddianame yav.”

Mahkeme Başkanı :”Tartışmak istemiyor sizinle mahkeme sizinle tartışmak istemiyor zaten lütfen.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Peki Sayın Başkanım ben Sayın Başkanım ben bunları hakaret diye değil gerçekleri çıplak olarak söylüyorum.”

Mahkeme Başkanı :”Lütfen, lütfen (bir iki kelime anlaşılmıyor) Nasıl diyebiliriz hakaret etsin?”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Haddimize mi düşmüş efendim ne demek biz öyle bir şey yapmayız.”

Mahkeme Başkanı :”Düşmedi.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “E tamam bizde söylüyoruz bunu, ama bizimde savunmamıza lütfen saygı gösterin.”

Mahkeme Başkanı :”Hayır efendim, hayır efendim o savunma değil.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Nedir bu efendim?”

Mahkeme Başkanı :”Savunmaya ben saygıyı sizden öğrenemem, kendinize gelin.”

Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “O zaman ellerinizde ölmekte olan ve adeta.”

Mahkeme Başkanı :”Kendinize gelin.”



Bir kısım sanıklar müdafii Av. Yusuf Erikel: “Masanızda çaresiz uzanmış mahkemeniz aracılığı ile diri diri gömülmekten kurtulmak isteyen bu insanları serbest bırakınız. Sayın makamınıza tekrar soruyorum bu yazılanlar bu tapeler, bu telefonlarda ki geyik muhabbetlerinin sevk maddeleri ile alakası yoksa hangi kanunun hangi maddesi ile alakası var? Peki, neyin gereği olarak bu insanlar 21 aydır tutuklu ve hangi maddenin karşılığı olarak tutukluyorsunuz? Bunu gerekçenizde yazınız, Sayın Başkanım Sayın heyet son olarak Sayın Başsavcı vekilimizin evlere şenlik açıklamasına atıfta bulunmak istiyorum. Güya Sayın komutanlar kaçmayacakmış da o sebeple serbest kalmışlar. Şahsınızda bizi tutuklayan zihniyete ve bu zihniyetin fail ve münfaillerine soruyorum emekli askerler kaçmayacaklarda muvazzaf teğmenler mi kaçacak? Bu komediye kim son verecek Başkanım? Bir başka komedyada şudur ki, Sayın komutanlar bu terör örgütüne üyeymiş, ama benim müvekkilim teğmen ve diğerleri yöneticiymiş aman Başkanım sakın bu hiyerarşi yanlışlıkla cemaat hiyerarşisi ile karıştırılmış olmasın. Ergenekon terör örgütü yokta eğer var edilmek isteniyorsa lütfen var etmek istedikleri ve yaratmaya zorlandıkları terör örgütünün hiyerarşisine dikkat etmelerini ve örgütteki sıra numaralandırılmasında rütbe sıralamasına dikkat etmenizi rica ederim. Sayın Başkanım Heyetin kıymetli üyeleri eğer tahliye kararını 21 ay tutukladıktan sonra ve tüm bu haksızlıklar ortadayken bile vermeyecekseniz bu kanunlara göre tahliye kararı vermeyeceksiniz biz hangi kanuna göre tahliye isteyelim? Ama siz bizi imkansız olmasına rağmen tutukladınız. Hem de 21 aydır hala bu insanların tutukluğunun devamına karar vermektesiniz. Size soruyorum bizi adeta bu keyfi yargılamalarla veya sanki karavana yargılanıyor hissiyatımıza göre müvekkillerimizi hiç bırakmayacak mısınız? Ya da lütfen söyleyin biz avukatlar burada boşa mı çene yoruyoruz? Bizi burada konu mankeni mi kabul ediyorsunuz yoksa? O zaman 21 aydır yatan müvekkillerimizi hangi muhtemel tarihte bırakacaksanız lütfen söyleyin bunu bilelim ve Sayın mahkemenizden rica ediyorum 21 ay sonra olsun Cuma günleri bu insanları umutlarıyla oynayarak başka bir vebale girmeyiniz. Burada yazılı ve TBMM’nin kabul ettiği yeni ceza yasasına göre ve CMK’ya göre ve sevk maddelerine göre veya da neyse ilgili kanun ona göre yargılama yapın ve ona göre müvekkillerimizi tutuklamasına devam kararı verin. Burada bu insanlar yazılmış bir polisiye romanında rol alan figüran hissine kapılmayacakları yargılama usulünden ve kararlardan lütfen vazgeçin. Sayın Başkanım biz sizden tahliye istiyoruz hangi yasaya göre bu imkan varsa siz o yasayı bulun ve bizi o yasaya göre tahliye edin evet siz mahkeme olarak bizce gerçek hukuka ve hakikate göre kabul edilmemesi gereken bu iddianameyi kabul etteniz ve bu insanları tutukladınız. O halde yine adaletinizle kestiğiniz bu parmağı tekrar siz dikiniz zira artık bu adalet yarası dayanılmayacak kadar acı vermektedir, lütfen bu insanları serbest bırakınız, Sayın mahkemeye rica ederiz eğer bu tutuklamalar bir keyfi tutuklamaysa ki değildir ama böyle ise artık 21 ay sonra keyfiniz yerine gelmeli ve bu insanları bırakmalısınız. Yok eğer bu tutuklamalar bizim de inancımız odur ki keyfiliğinizden değil de hukuk anlayışınızdan kaynaklanıyorsa lütfen hukuk fakültesi 1. sınıfta okutulan hukuka giriş kitabını yeniden okuyunuz. Sayın Başkanım belki haberiniz olmayabilir ve belki yapılan yargılamanın, yargılamaları seyretme imkanınız olmadığı için bu trajikomik olan süreçten ve bu acılar acısı manzaradan haberiniz yoktur inanın bu yargılamalar ve bu süreçte yaşananlar eski Roma’da ki yargılamaları geçmiştir. Sayın Başkanım bu insanlar aynen eski Roma’da ki arenalarda kaplanların önüne atılan mahkumlar gibi 21 aydır kendilerini, vicdanlarını, ailelerini parçalayan ve bu yasada ve bu meri hukukta olmayan hatta İslam hukukunda İtalyan hukukunda bulamadığımız belki eski Sümer ve Hamurabi veya Babil kanunlarında olabilecek bir anlayışı ile parça parça edilmektedirler. Müvekkillerimizin adeta kaplan olup hayatlarını parçalayan bu yanlış hukuk zihniyetine ve devam eden yanlış kararlara son vererek her hafta adet haline getirdiğiniz bu tutuklama kararlarından vazgeçip lütfen müvekkilimi tahliye ediniz. Sayın Başkanım Sayın Heyet toparlarsam geliniz bu yanlıştan dönünüz. 21 ay sonra olsa bile adaleti ortaya çıkarınız belki cübbenizin cebinde gizlenen veya arabanızda unutmuş olabileceğiniz veya bilmeden adalet koridorlarında yerlere düşmüş olan ve mahkemenizce var zannettiğimiz hukuku alınız, bulunuz, kaldırınız ve hepimizin hissedeceği şekilde başımızın üstüne koyunuz ve 21 ay sonra tahliye kararı veriniz. Sanki hukuk uyguluyor sanki mahkeme yapıyor gibi sanki haksızlık yapmayınız, lütfen bu insanları tahliye ediniz. Her Cuma sizden kurtuluş bekleyenlere kurtuluş muştusu veriniz. Sayın Başkanım hani her kıyametin Cuma günü kopacağından haber verilmektedir. Bu kıyamet haftalardır müvekkillerimiz aleyhine kopmaya devam etmektedir. Sizden istediğimiz şudur; artık mahkeme heyeti olarak adeta bir İsrafil gibi adalet suruna üfleyiniz yani aylardır öldürdüğünü zannettiğimiz adaleti diriltip felç ettiğiniz bu insanlara şifa veriniz. Burada biz maden arar gibi aylardır sizin insafınızı aramaktayız. Ama nedendir bilinmez var sandığımız insafınıza bir türlü ulaşamadık, sanırım devamlı biz size ne olur bize hukuk verin dediğimiz için sanki bu adaleti vermek zor olabileceğinden vermiyorsanız size şu üslupta teklif ederim. Sayın mahkeme ve Sayın hakimler lütfen şu adaleti alınız. Hukuku alınız ve aldığınız adaleti bize uygulayınız. Siz bize her hafta tahliye manasında müjde muştusu beklerken geç saatlerde sizden adaletin hala dirilmediği yönünde sala sesi işitmekten muzdarip oluğunuzu bilmenizi isterim. Sayın Başkanım eğer bizim konuşmanızdan rahatsız oluyor veya da hukuk adına etkilenmiyorsanız isterseniz hukuk adına sükut edelim. Sükutumuz sebebi ile bu tahliye kararını verin, hani şair diyor ya sükut kıvrım kıvrım uzaklık uzar, tek nokta seçemez bakıştan azar yerinde mi acep ölü ve mezar? Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz? Güneşe göç varda kalan biz miyiz? Evet Sayın Başkanım Ali Özoğlu savunmasını yaptığı sebebiyle İbrahim Özcan savunmasını tamamladığı sebebiyle ve diğerlerinin de ne zaman gerekirse buraya geleceği savunmasını yapacağı sebebiyle muvazzaf subay nasıl olsa kaçmayacak ve hiçbir kararı delili karartmayacağı sebebiyle bunların tahliyesini talep ederiz. Ve Sayın mahkemenizden saygılarımızla taleplerimizin kabulünü rica ederiz.”

Sanık Mustafa Koç Müdafii Av. Abdullah Kaya söz istedi verildi: “Efendim öncelikli olarak daha önceki celselerde belirttiğimiz gerek görevsizlik konusunda ki gerekse mahkemenizin yetkisizliği konusunda ki beyanlarımızı tekrarlıyoruz, 2. olarak müvekkil Mustafa Koç ile ilgili olarak şu anda halen kendisi muvazzaf subay Kastamonu jandarma bölge kurmay başkanı asker kişilerle ilgili olarak kamuoyunda da çok rahat görebiliyorsunuz asker kişilere şuraya git denildiğinde giderler. Asker kişiye buraya git dediğinde giderler komutanlık veya üst makamlar ne emir verilirse o yapılır. Bunu çok rahat gözlemleyebiliyoruz. Bende emekli bir askerim 14 yaşından beri askeri okula giren bir kişiye savcılık sizin ifadenizi alacak onun gelmemesi mümkün değil zaten emre itaatsizlik ısrar suçu olur askeri ceza kanunun 87. maddesi yada hayır ben gitmiyorum vaka ki kaçtı o zamanda firar suçunu işler firar suçunu işlediğini zamanda firar suçu öyle bir suç ki zaman aşımı 75 yaşından sonra ki 7 yıldan sonra dolan bir suç. Yani 82 yaşında dolan bir suç ve paraya çevrilemez, tecil edilemez, onlardan da öte kendisinin sistemden atılacağını bilir, bir komutanın emrine uymamak veya bir komutanın dediğini yapmamak yani en büyük ayıplardan birisidir asker kişi açısından onun içinde asker kişi olan müvekkile defalarca daha öncede söyledik şu anda Sayın Mahkemeniz tahliye etsin gelmeyin dese dahi gelir komutanlık ne emir verirse yine onu yapar. Mahkemeye gideceksin gider, mahkemeye geleceksin gelir. Zaten tahliye oldu, bugün diyelim tahliye olduğu anda ertesi sabah katılmazsa firar suçu işlemeye başlar. Bu hususu öncelikle dikkatinizi çekiyoruz efendim muvazzaf olan muvazzaf asker kişi olan müvekkille ilgili olarak. Onun dışında olan olay girmeyeceğiz savunmamızda gireceğiz ama 6 sene olan olaydan bahsediliyor Cumhuriyet çalışma grubu daha öncede defaten belirttik efendim çalışma gruplarını kuranlar karargahlarda kurmay başkanlarıdır. Bunun dışında hiç kimse bir çalışma gurubu kuramaz. Böyle bir şeyi işletemez. Dolayısıyla akademiden yeni mezun olmuş kırmızı rütbeleri takmış apoletleri gelmiş 10 ay çalışmış bir kişinin terör örgütü adı altında gizli başka bir faaliyet göstermesi mümkün değildir. Bunu da göz önüne almanızı talep ediyoruz efendim. Burada yaptığımız taleplerin bir iyiliği oldu Sayın mahkemeniz tabi yargılama sürecinde belki bunu görmüyor ama hiç olmazsa tek tip uygulaması cezaevinden kaldı. Normal kendileri artık bütün asker cezaevi Hasdal cezaevinde normal diğer mahkumlar gibi sivil kıyafet giyebiliyorlar, bu bizim açımızdan en azından bir kazanımdır. Kişiler açısından. Müvekkille ilgili olarak baktığımız zaman efendim tutukluluk hali devam ettiği sürece en iyi ihtimalle 2 ay veya 2.5 ay daha bir süre beklemek durumunda kalacak, sorguyu beklediğimiz taktirde onun haricinde zaten kendisi yapmış olduğu açıklamalarda suçlamalarla ilgili olarak gerekli beyanlarda bulundu daha detaylı savunmalara da hiçbir zaman giremedik çünkü bu kadar tutuklu kişi var herkesin haklı olarak tahliye talepleri var bizim uzatmamız onların taleplerin veya avukatlarının taleplerinin size aktarılmasına zararlı olacak. Bu kapsamda biz müvekkilin hala muvazzaf asker olması, kurmay albay rütbesinde olması, 14 yaşından beri askeriliğinden içinde bulunması, kaçma şüphesinin olmaması, istendiği zaman derhal gelebilecek durumda olması da göz önüne alınarak Sayın mahkemenizden tutukluluk haliyle ilgili olarak inceleme yapılarak tahliyesini talep ediyoruz efendim. Saygılar.”

Sanık Cengiz Köylü, Mustafa Koç, Mustafa Levent Göktaş, Hüseyin Buzoğlu ve Tuncer Kılınç müdafii Av. Hasan Gürbüz söz istedi verildi: ”Sayın Başkan değerli üyeler önce tutuklu müvekkil Cengiz Köylü ile başlamak istiyorum. Müvekkil Cengiz Köylü 16 ay önce iddia edilen Ergenekon terör örgütüne üye olmak suçlaması ile tutuklanmış, tutuklanma müzekkeresinde 314/2, üyelik suçlamasıyla. Bilahare iddianamede kendisine 314/1 yöneticilik suçlaması yöneltilmiş, iddiada şu; bir MİT tarafından MİT’e gönderilen bir ihbar mektubu ve MİT’in de bunu Genelkurmay Başkanlığına ham bilgi notu olarak vermesi sebebiyle bir karargah evleri yapılması olduğu iddiası var ve deniliyor ki iddianamede, işte Cengiz Köylü albay iddia edilen Ergenekon terör örgütünün hedef ve amaçları doğrultusunda TSK içerisinde bir yapılanma, örgütlenme yapıyor işte kurmay subaylara yüksek not veriyor, Hava Harp okuluna girmesi için bazı kişilerin ön ayak oluyor, yardımcı oluyor şeklinde suçlamalar yöneltiliyor. Sayın Başkanım soruşturma aşamasında savcılık tarafından MİT’e yazılar yazıyor cevap geliyor MİT’ten. Mahkeme aşamasında da Sayın Mahkemeniz MİT’e yazılar yazdı, cevaplar geldi. Ellerinde bu ham duylumun dışında hiç bir somut bilgi, belge, delil olmadığı kendilerinin bu konuyu soruşturmadıkları olduğu gibi Genelkurmay Başkanlığına elden ilettikleri ve bunu yazılarında da açıkça ifade ettiler bunları gördünüz, ayrıntılarına girmeyeceğim. Savcılığın iddianamede ileri sürdüğü bu suçlamalara ilişkin ne iddianamede ne ek klasörlerde tek bir delil yok, müvekkilimin bilgisayarına el konulmuş, arama yapılmış, bunlarda da hiçbir suç unsuru yok. Nitekim iadede ettiler onları. İddianamede de bunu ilişkin hiçbir suçlama yok yani kendisinden elde edilmiş tek bir suç delili yok. Şimdi dikkatinizi bir noktaya çekmek istiyorum Sayın Başkanım bildiğiniz gibi hava kuvvetleri askeri başsavcılığında da bu konuda bir soruşturma yürütülüyor, karargah evleri ile ilgili. Şimdi o soruşturmanın açılma emri kuvvet komutanından verilen açılma emri 1. iddianamenin ek klasörlerinde var. Orda bu belgenin sızdırılmasına ilişkin MİT’ten gelen bilgi notunun sızdırılmasına ilişkin bir soruşturma var idi ve bu kapsamda epeyce bir insanın şüpheli sıfatı ile ifadesine başvurulmuştu müvekkilim Cengiz Köylü’nün de o kapsamda şüpheli sıfatı ile ifadesi alınmıştı. Bilahare hava kuvvetleri başsavcılığı aynı konuda 2. bir soruşturma daha yürütüyormuş onu da yeni gelen yazıdan anladık mahkemenize gelmedi hem müvekkilim Cengiz Köylü hem de 1. iddianamede benzeri suçlamaya muhatap olan Doğu Perinçek ile ilgili gelen askeri savcılıktan gelen bir yazı. Burda gelen bilgi notunda ki bir yapılanma olup olmadığına ilişkin bir soruşturma yürütüldüğü ve bu soruşturma kapsamında müvekkilimin tanık olarak şüpheli olarak eğil tanık olarak dün talimatla Hasdal’da askeri savcı tarafından ifadesi alındı göndereceğim zatıalinize. Yine aynı kapsamda Doğu Perinçek’in de tanık sıfatı ile ifadesine başvuruldu Silivri Başsavcılığında. Hem bu hava kuvvetleri askeri savcılığının hem de müvekkilim tanık sıfatı ile o soruşturmada verdiği ifade örneğini sayın mahkemenize sunuyorum. Yani askeri savcılık bu konuyu soruşturan askeri savcılık dahi müvekkilimi şüpheli olarak görmüyor orda tanık olarak görüyor. Ama sayın savcılar iddianameye müvekkilimi örgüt yöneticisi olarak koymuşlar. Ama benim müvekkilim kimi yönetiyor? Altında kimler var? Kendisi kime bağlı? Bunlara ilişkin somut hiçbir bilgi, delil yok. Yine müvekkilimin iddianamede iddia edilen tarihte bir yıl süre ile ABD’nde görevi gereği gittiğine ilişkin Genelkurmaydan gelen yazıda iddianamede ki bu suçlamayı boşa çıkartmıştır. Sayın Başkanım Değerli üyeler iddianamede sadece örgüt yöneticiliği ile suçlamasına muhatap olan müvekkilim ile ilgili somut hiçbir delil, tanık kendinden elde edilmiş delil hiçbir şey yok. Yönetici olduğuna ilişkin suçlamada da kimlerin yöneticisi olduğu, ara yönetici diyor, o zaman kimleri yönetiyor? Kendisi kime bağlı? Ona ilişkinde hiçbir şey yok sadece suçlama var. 16 aydır da tutuklu, bu bakımdan müvekkilimin tahliyesini talep ediyorum. Diğer bir tutuklu müvekkilim Mustafa Koç, meslektaşımda uzun uzuna izah etti, kendisi de izah ediyor, ben yalnız bir konuya dikkat çekmek istiyorum, Mustafa Koç ile ilgili aynı sevk maddeleri ile suçlanan ve 2003 döneminde jandarma genel komutanlığı karargahında birlikte görev yaptıkları ve o dönem itibariyle müvekkilimin üstünde bir konumda olan daire başkanı konumunda olan Cihandar Hasan Hanoğlu albay tutuklanmamıştır ve tutuksuzdur, geldi buraya kimlik tespitinde de bulundundu, avukatta takip ediyor halende görevinin başında ama müvekkilim aynı konumda olmasına rağmen sevk maddeleri açısından diyorum ve rütbe ve mevki olarak da Cihandar albayın bir altında olmasına rağmen 16 aydır tutuklu bu bir adaletsizliktir Sayın heyetinizin müvekkilim tahliyesine karar vererek bu adaletsizliğe de bir son vermesini talep ediyorum. Diğer müvekkilim Mustafa Levent Göktaş’a gelince daha öncede arz ettik Sayın Başkan Sayın üyeler iddianamede 10 sayfalık bir bölüm ayrılmış Göktaş’a, bunun 7 sayfası 51 nolu DVD ile ilgili, bu DVD’nin delil niteliğinde olmadığı kanuna aykırı delil olduğu yetki gerektiği konusunda uzun uzun yazılı ve sözlü taleplerde bulunduk. Sayın heyetinizde dedi ki yargılamanın sonunda bu konuda karar vereceğiz. Aleyhinde ki tek delil bu kanuna aykırı olduğu arama sebebi ile imajının alınmaması, arama kararının hatalı olması hepsini uzun uzun izah ettik vakti almamak için diğer meslektaşlarımda konuşacak girmek istemiyorum ama aleyhindeki tek delil kanuna aykırı olduğu halde müvekkil Mustafa Levent Göktaş’ta 16 aydır tutuklu, şimdi iddianamede müvekkile yöneltilen suçlamalar Göktaş’a 314, 326, 327, 334, 135, 134. DVD delil niteliğini kayıp ettiği için 326, 327, 334, 135, 134. maddelerle ilgili suçlamaların tamamı düşmüştür. Müvekkilimde bugün konuşmasında belirtmiş mühür açma tutanağından ve o DVD’nin inceleme raporundan tekrar o konuya da girmek istemiyorum bunlar bu olayda ki çarpıklıkları, usulsüzlükleri göstermesi bakımından tekrar hatırlatmış oldum. Sayın Başkanım müvekkilim Mustafa Levent Göktaş’ın ben mağduriyetine sebebiyet verilmemesi için tahliyesini talep ediyorum. Bir malum aliniz bu tutuklamalar ve tutuklamaların uzun sürmesi konusunda Anayasa mahkemesi başkanı dahil tüm yüksek yargı organlarının başkanları tutuklamanın tedbir niteliğini aştığını uygulamada ve adeta infaza dönüştüğünü. Çok ağır bir tedbir olduğunu defalarca gündeme getirdiler. Ve artık tutukluluğun hangi hallerde yasada belli aslında kaçma şüphesi, delilleri karartma şüphesi e birde katalog suçlar meselesi var, e şimdi 2 müvekkilim muvazzaf subay Cengiz Köylü ve Mustafa koç. Diğer müvekkil Levent Göktaş emekli bir subay ve ayrı zamanda avukat. Her üçünüzde yeri yurdu belli kaçma şüpheleri yok, delilleri karatma ihtimalleri şüpheleri yok. Sayın Başkan sayın Üyeler ve Sayın savcılar bir insani talebim var sizden bir gün bir empati yapınız salonun boş olduğu bir anda şu sanık kürsülerine geçip oradan sizin bulunduğunuz kürsüye doğru bir bakınız bir 5, 10 dakika oturunuz. Ben bazen oturup bakıyorum ve sanıkların haleti ruhiyesini anlayabiliyorum. Özellikle tahliyeler konusunda katı tutum içerisinde olan Sayın mahkeme üyelerinin ve her celsede tutukluluğun devamını talep eden Sayın savcıların bu empatiyi yapmalarını istiyorum. Belki o zaman bakış açıları değişebilir. Tekrar tahliyelerini saygı ile talep ediyorum.”

Ahmet Tuncay Özkan müdafii Av. Mustafa Nihat Karslı söz istedi verildi: ”Sayın Başkanım değerli üyeler olağan dışı dönemler yaşandı geçmişte. Bu olağan dışı dönemlerin olağan dışı mahkemeleri ve o mahkemelerin olağan dışı muhakemelerine tanık olduk. Dolayısıyla o olağan dışılıklarda hiç birimizin hukukçu olarak ya da bir birey olarak o mahkemelere güvenimiz yoktu. Bunda haklıydık bu gün bu mahkemeye güvenmekte ve inanmakta haklılığımızı ifade etmek için sözlerime böyle girdim. Bu mahkemenin oluşumunu oluşumunda yer alan siz değerli yargıçlarımın Sayın Şengün yargıcımın Sayın Özese yargıcımın Sayın Haşıloğlu yargıcımın kişisel özellikleriniz varsa fobileriniz, hobileriniz, etnik kökenleriniz, dinsel inançlarınız, mezhepsel mensubiyetleriniz yada siyasal tercihleriniz bunların tamamı kişisel özelliklerinizin tamamı bizim ilgi alanımızın dışındadır. Ancak sanıkların yargılanmakta olan sanıkların kişisel özelliklerinin yüce mahkemenin her bir üyesinin ve genel itibariyle yüce mahkemenin ilgi alanında olması gerektiği açıktır. Sayın Başkan değerli üyeler sanıkların sorguları haklarındaki isnatlar, iddialar ve mevcut delillerin dışında vicdani kanaat, takriben bir hükme esas teşkil edeceğine göre bu sanıklarla ilgili olarak onların kişilikleri, karakterleri, yapıları hakkında da yüce mahkemenin bir fikir sahibi olması gerektiğine inanıyorum. Bu cümleden olmak üzere sanıklar arasında gazetecilerin, yazarların, kitapları ve yazdıkları yazılar, şairlerin şiirleri, edebiyatçıların romanları, ressamların resimleri, meslek mesleki faaliyetleri nedeniyle diğer bazı sanıkların almış oldukları hak etmiş oldukları takdirnameler, ödüller tüm bunların birer anlamının olması icap eder diye düşünüyorum. Örneğin müvekkilim Sayın Tuncay Özcan’ın yaraya tuz bastım adlı kitabının ilk 30 sayfasını okumuş olmanız halinde dahi kendisiyle ilgili olarak, karakter ile ilgili olarak, duygularıyla, beyniyle, düşüncesiyle birikimiyle, inançlarıyla ilgili olarak siyasal eğilimi ile ilgili olarak insana bakış açısıyla ilgili olarak yüce mahkemenin kanaat sahibi olacağına inanıyorum. Bu kanaat vereceği kararda ya da taleplerimiz karşısında ki hükümlerinde elbette ki taktir yönünde çok ciddi sonuçlar doğuracaktır. Örneğin Sayın Özkan zaman tanrısal bir çark gibidir Dünya’da her şey dursa bile o durmaz. Daima döner diyor Mamakon’un, Vartanuş’un hikayesini anlatırken. İnsana en yakın ama aynı zamanda en uzak olan şey geçen saniyelerdir. Geçen saniyesidir hatta o kadar yakındır ki hemen an oldu ama o kadar uzak ki o geçen saliseyi bir daha geri getirebilmek mümkün değil. Dolayısıyla yüce mahkemenin kararlarında adalet dağıtımı bakımından cömert ama zamanın kullanılması bakımından cimri olması gerekliliğini, affınıza sığınarak, anlayışınıza sığınarak hatırlatmak istiyorum. Sayın mahkeme heyeti zaman çok çabuk geçiyor yani şöyle geriye dönüp bakıldığında bir yıl, bir buçuk yıl, iki yıl, iki buçuk yıl gibi sürelerle tutuklu olan sanıklar var. Müvekkilim tam bir buçuk yıldır tutuklu. Bir buçuk yıl 18 ay. 540 gün yuvarlak hesap ve benim müvekkilim 540 gün içinde neyle suçlandığını bilmeden hakkında yapılan isnat ve iddialar hiçbir somut delille ortaya konmadan bir tek gece gökyüzüne bakıp bir tek yıldızı göremedi, göremiyor. Bu hasret onu çekenler için fevkalade önemlidir. Sizler zorunlu olarak hiç 3 gün süre ile 3 gece süre ile evinizden dışarı çıkmadan, gökyüzüne bakmadan zaman geçirdiniz mi bilmiyorum ama ama haksız yere orada bulunduğunun zorlanarak orada olduğunun bilinci içinde 18 ay gibi 540 gün gibi süreyi geçiren insanın haleti ruhiyesini bir yana bırakıyorum. Maddi kayıplarını bir yana bırakıyorum ama telafiyi mümkün olmayan manevi kayıplarının değerlendirilmesini özellikle istirham ediyorum. Yüce mahkemenin değerli üyeleri bir an için kendinizi şu salonun dışında ve yukarılarda bir yerde konumlanmış olarak hissetmenizi özellikle istirham ediyorum. Oradan bakıldığında Türkiye sathında manzarayı umumiye çok farklı. Adına ne denirse densin Türkiye’yi yönetenler buna ne derlerse desinler ona muhalefet edenler nasıl adlandırırsa adlandırsınlar affedersiniz görülecektir ki toplumun kafası karışık. Bir şuur bulanıklığı hakim toplumda ve bu kafa karışıklığı bu şuur bulanıklığı toplumda hem toplumsal olarak hem de bireylerin bireysel olarak geleceğine güvensizlik gibi bir hisse kapılmaları sonucunu doğuruyor. Onun da ötesinde çok daha önemli olarak hukuka güvensizlik duygusu yaratıyor. Gerçektende Türkiye’de hukukun uygulanmasında Habur’da başka Erzincan’da başka, Erzurum’da başka, Ankara’da başka, Silivri’de başka uygulamalara tanık olmaktayız, bu farklı uygulamalar ve bu yargı süreci içinde ki çok değerli insanların birbirleriyle yada dışardan onların onlarla dışardan bazı kişilerin bazı çevrelerin ilişkileri sebebiyle sözleri tasarrufları işlemleri sebebiyle toplumun kafası karışık. Türkiye’nin huzurunu sağlamakla yükümlü olan güvenlik güçleri arasında ki anlaşmazlık en azından anlaşmazlık insanların geleceğe dönük olarak bireysel anlamda güven duymasını engelleyen çok önemli bir etkendir. Yine Türkiye’de yürütmenin Türkiye’de yasamanın, Türkiye’de yargının böylesine tartışıldığı iç içe olduğu birbirlerini şekillendirdiği ya da yönlendirdiğini şeklinde ki iddialarla da yine bireylerin ve topulumun kafası karışık. 1909 İstanbul’u. 31 Mart vakası ve bu vakaya paralel onunla birlikte yaşanan olaylar. O günün en büyük suçu irtica, en önemli ve en büyük suçluda mürteci. Şair Eşref evladını kayıp etmiş o günlerde acısını hissediyor acısını duyuyor yüreğinde tadıyor nereye gitse onun gamı onun hüznü içinde üzüntüsü içinde atamıyor bir türlü. Yine böyle anlarından birinde bir beyit düşüyor diyor ki dolanıp durma derunumda ey gam, yoksa seni mürteci diye ihbar ederim. Birkaç gün önceydi yolda giderken birkaç delikanlının sohbetlerine tanık oldum. Birisi diğerine bak seni şikayet edeceğim diyordu darbe yapıyor diyeceğim diyordu şair Eşref’in bu beytini hatırladım ve dolanıp durma derunumda ey gam yoksa seni darbeci diye şikayet ederim şeklinde değiştirilerek günümüze uyarlamanın doğru olacağını düşündüm. Sayın Başkan Değerli üyeler tarih boyunca toplumlar içinde birtakım insanlar haksızlığa, hukuksuzluğa ve zulme kafa tutmuşlardır. İsyan etmişlerdir. Bu isyan eden insanlar kafa tutan insanlar toplum içinde zulme karşı dinginliğin, huzurun ve haksızlığa karşı hukukun, haklığının uygulanması için gayret sarf etmiş, çaba sarf etmişlerdir. Muhalif olmuşlardır bu insanlar o günkü düzenlere. O muhaliflerden peygamberler çıkmışlardır o muhaliflerden kahramanlar çıkmıştır, liderler çıkmıştır. Haktan yana hukuktan yana adaletten yana insandan yana zulme başkaldıran çatal yüreklerin burada ki samimi beyanlarının samimi duygularının ve ifadelerinin bir anlamı olmalıdır. O yukarıdan bakışı şimdi lütfen bu salona teksif ediniz. Görülecektir ki bu salında yargılanan sanıkların hemen tamamı tamamı şu ya da bu nedenle ortak bir özellik taşıyarak birleşmektedirler bir yerde. O da bu hükümete bu yönetime muhalefet etme ortak paydasıdır. Muhalefet etmekte ortaklıktır, ortak özellikleri budur. Eğer bu muhalefet etme anlayışı hukuk kuralları içinde ise bu muhalefet etme işlem ve eylemleri kamu düzenini sağlamak ve yaşatmak amacıyla haksızlıklara karşı ise zulme karşı ise o taktirde hukuku korumak isteyenlerin bu nedenle de zulme karşı çıkanların korunması gerekir. Onları koruyacak olanlarda bizatihi hukukun kendisi bizatihi hukukun uygulayıcısıdırlar. Yüce mahkemenizin bu konuda özenle değerlendirme yapmasını istirham ediyorum. Elmalarla armutların aynı kefede olmaması gerektiği bir vakadır. Bu nedenle bu konuya özenle eğilmezini istirham ediyorum, lütfen siyasetin hukuku şekillendirmesine izin vermeyiniz. Hukuk ve hukuku uygulayanlar hukukçular ancak sahip çıkabilirler hukuka. Yüce mahkemeden talebimiz biraz önce belirttiğim gibi bu nedenle samimidir, içtenliklidir, bu güne kadar gerek tabi hukuk ilkeleri açısından gerek hakkaniyet kuralları açısından ve gerekse pozitif hukukun ön görüleri açısından değerlendirmeler yapıldı, çok arkadaşım bu hususta hukuksal defilerde, dermeyanlarda bulundular. Buna karşılık hiç kuşkusuz yüce mahkemenin değerli üyeleri de aynı bilgi birikimi doğrultusunda hatta çok daha fazla deneyimleriyle o düşüncelerini, o bilgilerini değerlendirdiler ortaya koydular. Ancak bir husus şu ana kadar şahsen beni ve orada öyle inanıyorum ki benim gibi düşünen savunmayı savunmada ki müdafii arkadaşlarımı tatmin etmiyor. Oda şudur taleplerimizin reddine ilişkin kararlarda lütfen ret gerekçelerinin somut olarak yazılmasını istirham ediyorum yani klişe halini almış klasikleşmiş cümlelerden, deyimlerden uzaklaşarak, onu bir yana bırakarak savunmanın tatmin olması için,. Adalet duygusunun tatmin olması için, hukukun tesisi anlamında kamuoyunun tatmin olması için lütfen red kararlarının gerekçelerinin ayrı ayrı somut gerçekçi bir şekilde belirgin olarak yazılmasını istirham ediyorum, talep ediyorum. Beni sabırla dinlediğiniz için şükranlarımı sunuyorum.”



Yüklə 0,54 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə