T. C. İStanbul



Yüklə 0,54 Mb.
səhifə6/6
tarix23.01.2018
ölçüsü0,54 Mb.
1   2   3   4   5   6

Tuncay Özkan müdafii Av. Gizem Duygu Öcalan söz istedi verildi: ”Sayın Başkan Sayın üyeler Sayın iddia makamı celse arasında 03.03.2010 tarihinde Sayın mahkemeye sunduğum bir dilekçe vardı muhtemelen dosya yoğunluğu nedeniyle Sayın üyelerimiz havale ederken duruşmada da hatırlatmamızı istediler. Talebimizin konusu aramalarda el konulan ve müvekkilime ait olduğu iddia olunan ajandalar, not defterleri, el defterlerinin bu güne kadar tarafımıza sunulmadığı ve incelemememize olanak tanınmadığı için bu ajanda ve not defterlerinin tarafımıza incelememiz için verilmesini talep ediyoruz. Bu talebimizin nedeni de müvekkilim mahkeme huzurunda ifadesini verdi samimi bir biçimde iddianamede olsun ya da olmasın kendisine yöneltilen tüm sorulara tüm içtenliği ile yanıt verdi. Bizler savunmanlar olarak iddianamede bulunan delillere karşı tek tek beyanlarda bulunduk. Ve müvekkilimin tutuklu kalmasını gerektirecek artık dosya kapsamında hiçbir delil olmadığını görüyoruz. Ancak bu ajandalara inceleme olanağı tarafımıza tanınmadığı için ister istemiz müvekkilimle yaptığımız görüşmelerde acaba bizim bilmediğimiz Sayın üyelerimizin de müvekkilim tahliyesi konusunda zihnini bulanıklaştıran bir delil mi var gibi bir intiba uyanıyor. Gerek bu intibahı bertaraf etmek gerekte üyelerimizin zihninde bir bulanıklık var ise müvekkilim tahliyesini engellemeye yönelik bizim bilmediğimiz dediğim gibi incelememize olanak tanınmayan bir delil var ise bunları inceleyebilmemiz için bir an evvel bu ajandaların tarafımıza verilmesini talep ediyoruz. İkinci olarak da müvekkilim tahliyesini talep ederken burda her hafta süregelen avukatlar olarak aynı şeyleri dinlemekten de söylemekten de belki yorulduk belki heyetimizde öyle ama maalesef dediğim gibi suçlamalara karşı tüm açıklamalarda bulunduğumuz için aynı şeyleri söylemek durumunda kalıyoruz. Bu nedenle tekrardan da kaçınmak için tüm bu beyanlarımız heyetiniz üyelerimizin malumunda olduğu için sadece ben Sayın üyelerimizden müvekkilimin tahliye talebini değerlendirirken tutuklulukta ki kamu yararı kamu yararını gözetmesini istiyorum. Sayın Başkanımızın karşı oyunda müvekkilim tahliyesine yönelik işaret ettiği hususları da tekrarla tutuklulukta ki gayenin sağlanmış olması ve delil karartma, kaçma ihtimalinin bulunmaması gibi hususları tekrarla ama özellikle toplumsal konumuna dikkat çekerek, müvekkilimin tahliyesini talep ediyorum. Yalnız bu kamu, tutukluluktaki kamu yararından bahsederken sayın üyelerimizde belki takip ediyordur. Artık görüyoruz ki gün geçmiyor ki bir köşe yazıları o ya da bu görüşten, vicdanım sızlıyor tutuklulukta müvekkilim açısından söylüyorum. Tutukluluktaki geçen sürenin uzadığına ilişkin vicdanım sızlıyor şeklinde bir yazı yazmasın. Buradan da anlıyoruz ki başlangıçta belki bu davayı onaylayan, destekleyen insanlar bile artık tutukluluktaki, haksız tutukluluktaki durumdan ötürü rahatsızlar, yani kamu vicdanı rahatsız sayın üyelerimizin tahliye talebimizi değerlendirirken bu hassasiyetle değerlendirilmesini talep ediyorum, müvekkilimin tahliyesini arz ediyorum.”

Sanık Tuncay Özkan müdafii Av. Ahmet Çörtoğlu söz istedi verildi:”Sayın başkan, sayın heyet Ahmet Tuncay Özkan adına bu celsede beyanda bulunan üstadım, meslektaşım sayın Mustafa Nihat Karslı bütün dileklerimi, bütün duygularımı dile getirdiği için ben tekrardan kaçınmak bakımından çok kısa ufak bir şeyler ifade etmek istiyorum. Aynı zamanda sayın mahkemenize 12 Mart 2010 tarihli bir yazılı beyanlarımızı sunduk, bu konuyu eğer dilekçemizi ve taleplerimizi değerlendir, okuyup değerlendirme fırsatı bulursanız seviniriz. Türkiye Cumhuriyeti devleti son günlerde hepimiz için olağandışı koşullarla yaşamakta, bizi ilgilendiren kısmı hukuk devleti ve onun olmazsa olmaz unsuru olan tarafsız ve bağımsız yargı. Öyle günler yaşıyoruz ki bir adalet bakanı iktidar sahibi yargı bağımlı yargıdan daha kötü olabilir diyebiliyor. En ufak bir ses, en ufak bir tepki yok. Bir adalet bakanlığı müsteşarı çok kritik bir dönemde adliyenin yanındaki onun bir yıllık maaşının yetmeyeceği bir otelde konaklamak suretiyle bunu da kamuoyu önünde çok rahat kabul ederek İstanbul adliyesinin sorunlarını, tefrişini, idari durumunu görüştük diyebiliyor. Sayın yargıçlar hepiniz yıllardır bu işi yapıyorsunuz, adliyenin İstanbul’daki adalet bakanlığının ya da kamunun tesisleri mi bitti, ne zaman yaşamınızda gördünüz ki bir adalet bakanı müsteşarı Türkiye’nin en lüks, en pahalı otellerinde başsavcı vekilleriyle konuşuyor. Birde adliyelerin tefrişi idari sorunları başsavcı vekilleri ile görüşülmez. Başsavcılarla görüşülür, burada ki CMK 250 kapsamında yetkili başsavcılık DGM’lerin kapatılmasından sonra getirilmiş sui generis bir yapı, bunları niye mi söylüyoruz. Aynı müsteşar, aynı müsteşar 27 Eylül tarihinde de İstanbul’daydı, 27 Eylül 2008 tarihinde de İstanbul’daydı. Sanık Tuncay Özkan’ın tutuklanmasından önce, bu konu dosyaya örnekleriyle sunduk tek tek 8 soru önergesi ile mecliste dile getirildi. Sadece Tuncay Özkan için değildi, o dönemde İstanbul’da olup olmadığı hakim evinde konaklayıp konaklamadığı, konuya ilişkin görüşme yapıp yapılmadığı 8 tane soru önergesi de cevapsız bırakıldı. Siz hangi yargı reformunu yaparsanız yapın, siz hangi yazılı yasa kuralını değiştirirseniz değiştirirsiniz, yargılamayı yapan sizler eğer beyninizde ve vicdanınızda bağımsız ve hür olmazsanız, bağımsız ve tarafsız yargıdan bahsedemeyiz biz. Biz adil yargılandığımıza inanmayız, siz bizi adil yargılanmanın yanı sıra adil yargılandığımızın görüntüsünü de vermek zorundasınız. Bu bizim değil anayasamızın 90. maddesinde kabul ettiği uluslar arası sözleşmeleri dahilinde bizi bağlayıcı nitelikte olan Avrupa insan hakları mahkemesi kararları gereğidir. Ufacık bir konuyu da ayrıca dile getirmek istiyorum, sanık Emcet Olcaytu çok detaylı bir şekilde anlattı ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 21 Mart 2008 tarihinde Türkiye İşçi Partisi genel merkezinde yapılan arama nedeniyle İşçi partisi yetkililerinin ve vekillerinin yaptığı şikayet üzerine başlatılan soruşturma kapsamında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza usul, Ceza muhakemeleri usulü kürsüsü ana bilim dalını hocalarının verdiği bir raporla, oradaki aramalardaki aramalar, elde edilen deliller, yakalama ve gözaltına almalar ve bunun yanı sıra o aramaları talep eden savcıların ve hakimlerin CMK 161 ve 162 kapsamında yaptıkları işlemlerin usulsüz olduğu bilirkişi raporuyla değil, bilirkişi raporundan sonra düzenlenen ve davası açılan mahkeme tarafından kabul edilen iddianame ile sabit hale geldi. Burada ki bütün tutuklu, tutuksuz sanıklarda aynı durum yetkili olmayan savcıların istediği yetkili olmayan mahkemelerin verdiği arama kararlarının sonucunda elde edilmiş deliller, kaldı ki o delillerin elde edilmesi sırasında da ceza muhakemeleri yasasının her maddesi ihlal edildiği sabit olarak iddianame kapsamında dile getiriliyor. Artık açık bu yargılamadaki elde edilen, siz de huzurda yaşadınız aynı kanaattesiniz, sayın heyet de aynı kanaat de ben buna da eminim. Ama burada sayın heyetin başkan haricindeki üyelerin tutukluluğun devam etmesindeki görüşlerine esas olabilecek, bizim yasada gördüğümüz gerekçelerden delilleri karartma ve kaçma ihtimalinin olamayacağı tüm açıklığıyla ortada, ortada hukuki olarak yapılmış bir tespit var. Bu tespit diyor ki bu tip elde edilen delillerin yasal hukuki olduğu tartış, hukuki olmadığı tartışmadan uzak. Hukuki olmayan, mahkemenizin de yasal delil olarak gösterilemeyecek yasal delil niteliğindekilerin hangi delilleri karartacaklar bu sanıklar. Karartacağı yasal, hukuki bir delil yok ki kalmamış ki. Niye kaçsın İstanbul CMK 250 ile yetkili Cumhuriyet Başsavcı vekili bir açıklama yapıyor diyor ki bir takım tutuklama istemedikleri sanıklar için, biz bunları zamanında çağırdık şimdi yine çağırdık geldiler, bir baktık ki delil melil karartmıyorlar, kaçmıyorlar da ikametgahları da aynı bunlar için kaçmama, delilleri karartmama yönünde oluşan olgu ve düşünce buradaki tutuklu olan benim, bizim müvekkilimiz Ahmet Tuncay Özkan için niye geçerli değil. Ahmet Tuncay Özkan toplumdaki yeri, bugüne kadar uyandırdığı intiba, insanların ona bakışı, huzurda yaptığı samimi beyanları ve dosya durumuyla bu delilleri karartacak bir delil yok ya sizde niye böyle bir intiba uyandırdı. Tüm bu beyanlarım ve bugüne yaptığımız, bugüne kadarki yaptığımız yazılı taleplerimiz doğrultusunda Tuncay Özkan’ın tahliyesini talep etmekle birlikte konuşmamı iki tümceyle bitirmek istiyorum. Bir şüpheli ya da sanık ne ile suçlandığını asla kesin olarak bilmemeli, sanığa iddianame gösterilmemeli, sayın heyet hiç üstünüze alınmayın bu 1376 yılında Nicholas Eymerik tarafından Latince kaleme alınmış arkasından 1578 yılında Fransisco Pena tarafından geliştirilmiş ve ortaçağın karanlık engizisyon mahkemelerinin yargıçlarının başvuru kitaplarından iki tümceydi saygılarımla.”

Beyanlar sırasında bir kısım sanıklar müdafileri Av. Ceylan Türkoğlu, Av. Serkan Saçan ve Av. Murat Bülent Hattatoğlu’nun da geldikleri görülmekle huzurdaki yerlerine alındı.



Sanıklar Adil Serdar Saçan ve Oğuzhan Sağıroğlu müdafii Av. Serkan Saçan söz istedi verildi:”Efendim sayın heyetiniz, sayın başkanınıza ve sayın savcılara ve bütün meslektaşlarıma kolay gelsin diyorum. Efendim ben Oğuzhan Sağıroğlu ile ilgili tahliye taleplerimi bildireceğim. Geçen celselerde de aynı şeyleri dile getirdim ama tekrar söylemek durumundayım. Çünkü müvekkilim tutuklanalı 14 ay oldu 12.01.2009 tarihinde tutuklanmıştı, bugün tam 14. ayı kendisi üçüncü iddianamenin son sıralarında yani eğer savunmasını beklemek, ifadesini beklemek durumunda kalırsak 12 ay daha beklemek durumundayız en az hesaba göre, tutuklanma sebebi telefon dökümleri, telefon dökümlerinden başka hiçbir delil yok aleyhine, kendisi zaten öğretmen. Evinde yapılan aramalarda da başka bir aleyhine bir delil yok, sadece İbrahim Şahin beyin kiracısı olup onun grubuna sokulduğu düşüncesiyle tutukluluk diye düşünüyoruz. Fakat telefon dökümleri dosyada, aleyhine başka delil de yok demiştim ama olsa bile hepsi toplanmış durumda dolayısıyla devlet memuru, öğretmen 14 ay tutuklu olduğuna göre tutuklulukla ilgili gerekli devletin ve kamunun yararı sağlanmış diye düşünüyorum. Kaçma şüphesi yok, delilleri karartma şüphesi yok, delillerin başka bir delil bulma ihtimali yok zaten. Dolayısıyla kendisi çok mağdur, ailesi çok mağdur. Sayın mahkemeye hak veriyoruz tabii ki sanık sayısı çok fazla, okunacak dosya çok fazla ama takdir edersiniz ki 14 ay tutuklu olan bir insanın ifadesine sıra gelmesi üçüncü iddianamenin son sırasında diye düşünürsek bir 12 ay daha tutuklu kalması gerekiyor bu itibarla ancak suçun değişme ihtimali de var kendisi terör örgütü üyesi olması sebebiyle tutuklu, zaten bu suçla tutuklu kalan çok az kimse kaldı. Çok büyük montanlı bir ceza da değil suçunun karşılığı bu sebeple tedbir karşılığı veya bihakkın tahliyesini talep ediyoruz. Müvekkilin mağduriyetinin göze alınmasını istirham ediyoruz.”

Sanık Mehmet Haberal müdafi Av. Dilek Helvacı söz istedi verildi:”Sayın başkanım değerli üyeler, sayın iddia makamı ben sayın mahkemenizin geçen celse ve duruşma arasında vermiş olduğu ara kararları ile ilgili bazı açıklamalar yapmak ve buna bağlı bazı taleplerde bulunmak istiyorum. Öncelikle merhum sayın Bülent Ecevit’in tedavisi ile ilgili evrakların Başkent Üniversitesinden istenmesi ile ilgili ara kararınız üzerine celse arasında sayın mahkemenize bu ara kararından rücu talebinde bulunmuştuk. Ancak bu talebimizle ilgili duruşmada bir karar verilmeksizin celse arasında bu evrakların Başkent Üniversitesi Ankara hastanesinden polis marifetiyle istetilmesi üzerine biz müvekkilimiz Mehmet Haberal’ın vermiş olduğu yetkiyle salt adalete yardımcı olmak amacıyla bu belgelerin tasdikli suretlerini takdim ettik sayın mahkemenize celse arasında kapalı zarfla, daha sonra sayın mahkemeniz ayrıca Başkent Üniversitesine yeni bir müzekkere yazdı. Bu müzekkerede de profesör doktor Mehmet Haberal’ın merhum sayın Bülent Ecevit’in tedavi sürecinde herhangi bir görev icra edip etmediği, tedavisinin hangi hekimler tarafından yürütüldüğü ve tedavi evraklarının kimlere teslim edildiği konusunda bir müzekkere yazmıştı. Bu konuda da tarafımıza verilen elden takip yetkisine istinaden Başkent Üniversitesinden temin ettiğimiz bu yazılı cevapları da bugün itibarıyla sayın mahkemenize takdim ettik. Bu yazılarda açıkça sayın eski başbakanlardan merhum Bülent Ecevit ile ilgili tedavi sürecinde profesör doktor Mehmet Haberal’ın herhangi bir görev icra etmediği, Mehmet Haberal’ın sadece üniversitenin rektörü sıfatıyla bir temsil görevi icra ettiği belirtilerek sağlık ekibinde yer alan hekimlerin kimlerden oluştuğu açıkça ifade edilmiştir. Ayrıca Bülent Ecevit ile ilgili tedavi evraklarının sağlığında eşi sayın Rahşan Ecevit’e, başbakanlık müsteşarı Ahmet Şağar’a ve o tarihteki koruma müdürü Recai Birgün’e tutanakla teslim edildiği de Başkent Üniversitesince gönderilen bugünkü yazı cevabında açıkça belirtilmiştir. Efendim şunu özellikle belirtmek istiyorum sayın mahkemeniz celse arasında bir karar daha verdi bu konuda, tüm tedavi evraklarına ilaveten Rahşan Ecevit’te ve Recai Birgün’de de başka raporlar varsa bu raporların da celp edilerek dosyanın adli tıp kurumuna gönderilmesi ve adli tıp kurumuna gönderilecek olan dosya ekine Recai Birgün’ün tanık sıfatıyla vermiş olduğu ifadenin ve iddianamenin ilgili bölümlerinin de eklenmesine karar verilmişti. Öncelikle şunu belirtmek istiyoruz ki, Recai Birgün ceza muhakemeleri kanunu 58/1’e göre tanıklığa engel hali olan bir kişidir. Çünkü bu tanık savcılık aşamasında verdiği ifadesinde açıkça profesör doktor Mehmet Haberal ve ekibinde görev alan diğer doktorlarla 2003 yılından beri karşılıklı hukuk ve ceza davalarının bulunduğunu ve buna ilişkin davalarında hala derdest olduğunu belirtmiştir. CMK 58/1’de tanığa, tanıklığına itibar edilip edilemeyeceğinin tespiti için öncelikle sanıkla şüpheliyle arasında akrabalık, dostluk, düşmanlık ilişkisinin olup olunmayacağının sorulması CMK’daki emredici bir düzenlemedir. Bu kişi ifadesinde açıkça husumet bulunduğunu belirtmesine rağmen maalesef savcılık makamı tarafından tanık gibi dinlenmiş ve iddianameye bu ifadesi eklenmiştir. Bu beyan hiçbir zaman tanık ifadesi niteliğinde değildir ve hukuka aykırı bir delildir. Şimdi sayın mahkemeniz adli tıp kurumu gibi bir tıp kurumuna gönderilecek olan müzekkereye raporları, buna ilişkin tedavi evraklarının ilaveten arasında ciddi husumet bulunan hiçbir tıp konusunda eğitimi olmayan Recai Birgün’ün ifadesini eklemesi açıkça söylemek gerekirse adli tıp kurumunu yönlendirme niteliğindedir ve bir hukuka aykırı delilin de yargılamaya dahil edilmesi niteliğindedir. Kaldı ki adli tıp kurumu da adalet bakanlığına bağlı bir kuruluş olduğundan dolayı, bağımsız bir tıp otoritesi olarak da kabul etmiyoruz. Ancak mahkemeniz bu ara kararı doğrultusunda eğer adli tıp kurumuna bir müzekkere yazacaksa Recai Birgün’ün ifadesini ve iddianamenin ilgili bölümlerinin çıkartılmasını ve bir tıp kurumunun dosyadaki rapor ve belgelerle sınırlı olarak gerektiği şekilde inceleme yapmasını, gerekirse bu konuda sayın mahkemenizce soruların yöneltilmesini talep ediyoruz. Son olarak efendim müvekkilimiz ile ilgili iddianamede atıfta bulunan günlüklerde herhangi bir suç unsuru olmamakla birlikte birçok yerinde soru işareti şeklinde bir takım belirlemelere rastladık. Bu nedenle müvekkilimizin savunmasının tam olarak yapılabilmesi için bu günlüklerle ilgili eğer inceleme tamamlanmışsa günlüklerin iadesini yoksa fotokopilerinin verilmesini talep ediyoruz. Son olarak sayın mahkemeniz Aralık ayında müvekkilimiz Mehmet Haberal’ın video konferans yöntemiyle ifadesinin alınmasına karar vermişti. Bu süre zarfında İstanbul Cumhuriyet savcılığına yazılan müzekkereye savcılık UYAP sistemi içerisinde ifadesinin alınmasının mümkün olmadığını, Silivri adliyesinde bu sistemin kurulmadığını ancak UYAP dışında bu sistemin kurulması talep ediliyorsa bu konuda adalet bakanlığından sayın mahkemenizin bir talepte bulunması halinde bunun gereğini de yerine getireceğini belirtmişti. Aradan geçen üç buçuk ay içerisinde bu konuda hiçbir gelişme olmadı, bu konudaki müteaddit talepleriniz üzerine sayın mahkemeniz en sonunda bu video konferans talebimizi kabul etti ve bu teknik teçhizatın da tarafımızca temin edilmesini konusunda bir ara kararı verdi biz bu konuda üzerimize düşen tüm sorumluluklarını yerine getirdik, gerek görüntü gerekse ses tertibatını sağlayacak olan firmalarla antlaşmaları yaptık ve bunu sayın mahkemenize takdim ettik. ADSL hatlarının çekilmesi ile ilgili olarak da sayın mahkemenizden bu konuda yetkilendirme talep ediyoruz. Müvekkilimiz Mehmet Haberal’ın şu andaki sağlık durumu 4 Mart 2010 tarihli sağlık heyetince düzenlenen raporda da açıkça belirtildiği üzere hastanede yapılan tüm tedavi ve müdahalelere rağmen maalesef gün geçtikçe bozulmaktadır. Daha önce gönderilen raporda müvekkilimizin ifadesinin azami bir saat ifade verdikten sonra ara verilmek koşuluyla ifadesinin alınması mümkün kılındığı belirtilmekle birlikte bu raporda kardiyolojik sorunları nedeniyle kullanılan ilaçların yan etki olarak hipertroite sebebiyet verdiği, hipertroiti dengede sağlamak için kullanılan ilaçlarında bu kez kan değerlerinde ciddi düşüşlere sebebiyet vermesi nedeniyle kalp tedavisinin de bu nedenle sekteye uğratıldığı ve bu çerçevede de müvekkilimizin halen hayati risk altında olduğu açıkça belirtilmiştir. Müvekkilimiz maalesef ciddi kalp sorunları ve tutukluluk halinin getirdiği depresyonun kalp rahatsızlıklarını tetiklemesi neticesinde ani ölüm riski ile karşı karşıyadır. Şu anda müvekkilimizin ifadesi mola vermek koşuluyla alınmasına müsait olmasına rağmen aradan geçen süre içerisinde belki müvekkilimiz bu sağlık durumundan da daha kötü noktalara varabilir. Bu nedenle müvekkilimizin ifadesinin ivedilikle alınması konusunda sayın mahkemenizce karar verilmesini talep ediyoruz teşekkür ederim efendim.”

Sanık Mehmet Haberal müdafii Av. Köksal Bayraktar söz istedi verildi:”Sayın başkanım ve değerli üyeler benden önce konuşan sayın meslektaşımın beyanlarına, sözlerine, taleplerine aynen katılıyorum ve bu konuşmamda da söylediği hususların bir kısmına girmeksizin daha ayrıntılı bazı noktaları huzurunuza ve sayın heyetin önüne getirmek istiyorum. Şöyle ki biz bundan önceki aylarda ve haftalarda da müvekkilimiz ile ilgili tahliye taleplerinde de bulunduk ve pek çok sebepler ileri sürdük. Bu sebepleri de yeniden huzurunuza getirmeye gerek görmemekteyiz ancak sayın meslektaşımın belirttiği Ankara’dan mahkemenizin talimatı ile istediği ve bizim resmi kurallar içerisinde, işlemler içerisinde bizzat getirilmesini temin ettiğimiz sayın mahkemenizin önünde açılan ve sayımı yapılan hastane raporlarında açıkça görülen bir husus var. Oda şudur, bugün mahkemenin önüne getirilmiş bulunan sayın Ecevit’in rahatsızlığıyla ilgili tüm raporlar 2002 ve 2003 tarihlerinde beş defa beş ayrı tarihte başbakanlığa, sayın Ecevit’e ve sayın Rahşan Ecevit’e verilmiştir, sunulmuştur. Bunlar ayrı ayrı raporlardır, bunun yanı sıra gene bu hastalıkla ilgili raporlar, belgeler 4 ayrı tarihte başbakanlığa sunulmuş ve başbakanlığın tetkikine arz edilmiştir. Dolayısıyla iki bin 26 Mayıs 2002 tarihinden 1 Temmuz 2002 tarihine kadar uzayan dönem içerisinde Başkent Üniversitesi Ankara hastanesi 9 ayrı tarihte 2 ayrı yere ve makama bu belgeleri vermiştir. Bu belgeler içerisinde bir özellik var sayın başkanım ve değerli üyeler. Biz sayın meslektaşımın belirttiği ve bugün sayın mahkemenize verdiğimiz 9 Mart 2010 tarihli Başkent Üniversitesi hastanesi yazısında 3 sayfadan ibaret yazıda sayın Ecevit’in hastalığı ile ilgilenen heyet üyelerinin isimlerinin yer aldığını görüyoruz. 9 ayrı öğretim üyesi o tarihlerde sayın Ecevit’in hastalığı ile ilgilenmişlerdir. Bunlardan sekizi profesör kendi alanlarında, bir tanesi doçenttir ve bu sıralama içerisinde müvekkilimiz Mehmet Haberal’ın adı bulunmamaktadır. Bu heyete o tarihlerde Nörolog profesör olan, profesör Turgut Zileli başkanlık etmiş ve diğer sekiz öğretim üyesi Turgut Zileli’ye yardım etmiştir ama Mehmet Haberal bunların içinde bulunmamaktadır. Mehmet Haberal o tarihlerde Başkent Üniversitesi rektörüdür ve fakat Ecevit’in rahatsızlığı kendi uzmanlık alanına girmediği için bununla ilgilenmemiştir. Gene sayın başkanım meslektaşım belirtti önemli bir nokta, burada maalesef Recai Birgün isimli bir kişinin tanıklığı söz konusu, Recai Birgün ile gerek müvekkilim arasında gerekse Başkent Üniversitesinin 14 öğretim üyesi arasında hukuki ve cezai ihtilaflar vardır. Dolayısıyla aralarında husumet vardır, sayın meslektaşımın bundan bahsetti ama şu hususu söz etmedi huzurunuza getirmek istiyorum. Yargıtay üçüncü ceza dairesinin 21 Mart 2002 tarihli önemli bir kararı var, buna göre şayet tanık ile şüpheli arasında herhangi bir şekilde husumet varsa tanığın ifadesine itibar edilmemesi gerekliliği vurgulanır ve ortaya konulur. Dolayısıyla bizzat getirttiğimiz sayın mahkemenize arz ve takdim ettiğimiz, sayımında hazır bulunduğumuz tutanakların hazırlanmasında ve tutulmasında bizzat hazır bulunduğumuz hastane raporlarında ve belgelerinde bu özelliklerin dikkate alınması büyük önem taşımaktadır. Bir hususu vurgulamak istiyorum sayın başkanım bunu bugüne kadar söylemedik oda müvekkilimle dinlenen telefon, müvekkilim ile ilgili telefon dinlemeleridir. Şimdi bu telefon dinlemelerinde iki husus var bir tanesi, bu telefon dinlemeleri diğer maalesef sanıkların telefon dinlemelerinde olduğu gibi suç unsuru yok bunların içinde yani bizim huzurunuza gelmemizi gerektiren suçun unsurları yok ama bunun yanı sıra hiç bugüne kadar görülmemiş bir durumu bizzat bu dinlemeleri incelerken görmüş bulunuyoruz. Şöyle ki şimdi müvekkilim ile ilgili gerek hastane, gerek evindeki sabit telefonlarla ilgili telefon dinlemesi hakim kararı yoktur ancak bir adet sahip olduğu cep telefonu ile ilgili telefon dinleme kararı vardır. Şimdi bizim önce dikkate almadığımız ama daha sonra ortaya çıkan gerçek şu, sabit telefona yapılan telefonlar konferans usulü cep telefonuna aktarılmış ve esasında kaynak sabit telefonlardır, cep telefonun dinlemeleri tıpkı hakim telefon dinleme kararı varmış gibi delil olarak ortaya konulmuştur. Bu doğru değil, bu tam anlamıyla hukukun dolanılmasının bir örneğini teşkil ediyor, dolayısıyla bunun da dikkate alınmasını saygı ile arz etmekteyim. Sayın başkanım ve değerli üyeler gene değerli meslektaşım ifade etti, gerçekten bugün müvekkilim hayati bir risk altındadır 4.3.2010 tarihli hastane hekimler raporunda bu açıkça ortaya konulmaktadır ve burada bir kısır döngü ortaya konulmaktadır. Kalp rahatsızlığının tedavisi başka bir hastalığı tetiklemekte onun tedavisi ve verilen ilaçlar üçüncü bir hastalığı tetiklemekte, ilaçlar kesilmekte bunun üzerine tekrar kalp rahatsızlığı ve önemli rahatsızlık ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla bu hayati risk devamlı olarak, artarak bugüne kadar gelmiştir. Şimdi biz bu vakıalar, bu olgular karşısında sizden devamlı olarak tahliye talebinde bulunuyoruz. Siz de sayın heyetiniz maalesef devamlı olarak sorgusu yapılmadığı için müvekkilimiz ile ilgili tahliye talebimizi reddetmektesiniz ama şu olguları da biz hukuken göz önünde tutuyoruz maalesef aklımıza getiriyoruz ve bunu huzurunuza getirmenin bir ihtiyaç olduğunu duyuyoruz. Şöyle ki efendim, sayın mahkemenizdeki kovuşturmadan önceki aşamada soruşturmada da pek çok tahliyeler olmuştur ama bunun yanı sıra sayın mahkemeniz hiç sanık dinlemeden tensip ile de tahliye kararı vermiştir. Sorgulama yapmadan da pekala tahliye kararı verebilmektedir, dolayısıyla sorgulamanın yapılıp yapılmaması tutukluluğun ortadan kalkması için kanunda yazılı olan tek sebep değildir. Şimdi şunu açıklıkla ortaya koymak istiyorum oda şudur, bugüne kadar müvekkilim 11 aydan bu yana tutukludur. Tutuklu olan 11 aydan bu yana hastane köşesinde yatan bir kişi ünlü bir cerrahtır, hep söylüyorum ama bunları lütfen soyut bir kelime olarak almayın. 11 ayda bu kişi eğer tutuklu olmayıp serbest olsaydı yüzlerce kişiyi ameliyat edebilecekti ve yüzlerce kişiyi hayata kavuşturabilecekti. 11 ayda bu kişi tutuklu olmasaydı Başkent Üniversitesi ki Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden biridir, Başkent Hastanesi Türkiye’nin en iyi hastanesi seçilmiştir. Bambaşka noktalara gelebilecekti, buna karşı diyebilirsiniz ki teknik hukukçu olarak efendim bütün insanlar bizim önümüzde eşittir dolayısıyla eğer hak etmişse pekala tutuklu olmalıdır ve tutuklu kalmalıdır. Bu görüşünüze katılıyorum ama önemli bir sebep var o da şu, eğer müvekkilim gerçekten isnat edilen suçları işlemiş olsaydı sayın başkanım ve değerli üyeler bildiğiniz gibi son beş yılda Türk Hukukuna, ceza muhakemesi hukukuna önemli bir ilke gelmiştir oda orantılılık ilkesidir. Şayet bir kimse suç işlememişse, şayet bir kimsenin üzerine isnat edilen fiiller katiyen isnat edilen kanun maddesini ihlal edici nitelikte değilse bu kişi hakkında tutuklama kararını vermek ve bunu sürdürmek hukuk nazarında katiyen doğru değildir. Bakın efendim son üç günde veya son 1 haftada Türkiye devamlı olarak itibar kaybediyor ve Türkiye devamlı olarak bir takım ülkelerden isimlerini söylemeye gerek yok büyükelçilerini çekiyor. Neden? Çünkü Türkiye’nin uluslar arası alandaki saygınlığı gittikçe zayıflamaktadır da onun için, şimdi önemlidir ya da değildir ama bir mesleği icra edenlerin kişilerinin dünyasında son derece önemlidir. Türkiye Dünya Transplantasyon kongresine on bin kişi gelecekti, buna ev sahipliği yapmaya hazırlanan bir ülkeydi ve bu Transplantasyon kongresini bugün tekrar ediyorum dünyanın en büyük ve en önemli cerrahlarından biri olan Mehmet Haberal düzenlemişti. Bu kongre bugün iptal edilmiştir, bu kongreyi biz iptal etmedik. Bu kongreyi Dünya Transplantasyon tıp derneği iptal etmiştir sebebi bizim açıklayamadığımız tutukluluk halinin devamıdır. Bizim açıklayamadığımız altmış beş yaşındaki bir cevherin hastane köşelerinde karartılmasıdır. Hayır bu doğru değil, şunu söylemek istiyorum sayın başkanım, biz hepimiz burada tarihe iz düşüyoruz bunu inkar etmek mümkün değil hepimiz savunma tarafı olarak, sizler yargıçlar olarak, iddia makamında bulunan savcılar olarak, sanıklar olarak, şüpheliler olarak biz tarih önünde hesap vermek durumunda bulunan insanlarız. Ve hiçbir zaman 2030 ya da 2040 yılında insanlar boş yere tutuklu kaldılar denilmemelidir Türkiye’de, dolayısıyla bu hususları lütfen dikkate alarak müvekkilim hakkındaki tutuklama kararının kaldırılmasını ve hakkında tahliye kararı verilmesini saygı ile bilvekale arz ve talep ediyorum efendim.”

Sanık Muzaffer Öztürk müdafii Av. Kıyasettin Azaklı söz istedi verildi:”Sayın başkanım, sayın üyeler, sayın iddia makamı kısa bir konuşma yapacağım. 13.02.2010 tarihli duruşma ara kararında sanık Muzaffer Öztürk ile ilgili ihbar ses kaydının ve arama esnasında görüntü alındıysa görüntü kaydının mahkemeye celbi istendi bu konuda yazılı bir cevap geldi, dosyada var. Ben bugün tahliye talep dilekçemin ekinde de sundum. Gerek ihbar esnasındaki ihbar ses kaydının, gerekse arama esnasındaki görüntü kaydının bulunmadığı yönünde cevabi yazı gelmiştir. Sanık Muzaffer Öztürk savunmasını ve sorgusunu tamamlamıştır, yapmıştır. 18 aydır tutukludur, iddianamedeki tutuklama sebebi her söz aldığımızda dile getirdik yazılı kira sözleşmesi yoktur şeklindeki bir isnat sebebi ile tutukludur, hakkında dava açılmıştır. Kira sözleşmesinin var olduğuna dair banka yoluyla yapılmış havaleli dekontlarını dosyaya ibraz ettik, keza suçlanmaya esas olan konuda bir başka sanık Arif Doğan’ın suç eşyası olan bir kısım eşyanın Muzaffer Öztürk’e ait depoda bulunması söz konusu idi. Eşyaların Arif Doğan’a ait olduğu sabit ve kesin bu konuda hiçbir tereddüt yok. Arif Doğan tutuksuz yargılanmaktadır sağlık sebebiyle de olsa, bütün bu şartlar karşısında Muzaffer Öztürk’ün delil karartma durumu söz konusu olamaz. Kira ilişkisinin var olduğunu da ispat ettik, kesin olarak ispat ettik. Arif Doğan’ın göndermiş olduğu kiralar sadece Muzaffer Öztürk’e değil babasına göndermiş, abisine göndermiş, amcasının oğluna göndermiş gönderilen kira miktarları olayla mütenasip yani kira miktarı oranında gelen paralar, önceki duruşmalarda iddia makamı Muzaffer Öztürk hakkında tahliye talebimize olumlu cevap vermiştir. Sayın mahkeme başkanımızın da Muzaffer Öztürk’ün tahliyesi yönünde görüşü malumdur, bilinmektedir. Sayın üyelerimizin tahliye talebimize katılmalarını ve bu celse Muzaffer Öztürk’ün tahliye edilmesini talep ediyorum, saygılarımı sunuyorum.”



Sanık Mustafa Özbek müdafii Av. Mustafa Hisar söz istedi verildi:”Sayın başkanım, değerli üyeler müvekkil Mustafa Özbek ile ilgili iddianame ekinde suçlamanın delili olarak sunulan bankacılık düzenleme ve denetleme kurulu raporu ile ilgili bir talebimiz vardı. Bu talebimiz şu gerekçe ile reddedilmişti, maliye bakanlığınca araştırma yapıldığından araştırma sonucunun beklenmesi şeklinde idi. Biz maliye bakanlığınca henüz bir araştırma yapılmadı, nedir bu araştırmanın konusu yargılamamıza konu soruşturmanın 2008/1756 hazırlık numaralı İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı maliye bakanlığına yazı yazıyor, ki bu yazının örneğini biz mahkemeye sunduk. Nedir yargılama yapıldığı sırada maliye bakanlığına Türk metal sendikasının hesaplarını denetle, araştır on yıllık hesaplarını bu araştırmanın yargılamamızla hiçbir ilgisi yok. Kaldı ki iddianame düzenlenmiş, mahkemeye intikal etmiş ve yargılama sürmektedir. Demek ki soruşturma sırasında alınan bankacılık denetleme kurulu raporunun hiçbir araştırmaya dayanmadığı, hiçbir gerçeği yansıtmadığı savcılıkça da görülmüş ki tekrar araştırma talep edildi. Biz Türk metal sendikası olarak maliye bakanlığının böyle bir araştırmayı gerek sendikalar yasası uyarınca yapamayacağını bizim kendi denetleme organlarımızın bulunduğunu söyledik ve böyle bir denetleme şu anda yapılmıyor. Yani mahkemenin ara kararında bu sonucu beklenmesinin bir yararı yok, diğer taraftan bu konunun mahkememizce yargılama konusu olmadığı düşüncesindeyiz. Şöyle ki, biz düzenleme kurulunun raporunun 42 ile 47. sayfaları arasında sendikal faaliyet dışı harcamalar diye belirtilen 32 kalem açıklama var. İddia şu müvekkilim ile ilgili anılan, iddia edilen terör örgütüne mali destek sağladığı yönünde, biz diyoruz ki mahkemeden bağımsız bir kurula nereye, Sayıştay’dan emekli uzman denetçilere bu raporda belirtilen 32 kalem sendikal dışı harcamaların yapılıp yapılmadığı, bu anılan iddia edilen terör örgütüne mali bir destek dolaylı veya direkt yapılıp yapılmadığının araştırılmasını arz ediyoruz biz. Gerçi buradaki açıklamalardan bu terör örgütü ile ilgili herhangi bir mali destek sağlanmadığı açıkça belli ama mahkeme ihtiyaç duyuyorsa kendisi resen seçeceği bilirkişilerle, çok değil bu efendim 32 kalem yani çok kısa sürer ama İstanbul savcılığının maliye bakanlığına yazdığı yazıda 10 yıllık hesapların incelenmesi deniyor. Tırlar dolusu belgeler var sendikada yani bu yılları alacak bir araştırmadır ki bu mahkemenin yani soruşturma konusu olayla da ilgisi yok. Bu nedenle biz 02.03.2010 günlü celsenin 9 numaralı ara kararıyla reddedilen bu talebimizi biz tekrar ederek bağımsız bir kurul tarafından denetleme kurulunun 42 ve 47. sayfaları arasında yer alan bu kalemleri inceleyip böyle bir usulsüz harcamanın, mali bir desteğin yapılıp yapılmadığının araştırılmasını tekraren arz ediyoruz efendim. Tahliye talebime gelince, müvekkilim talepli duruşmalarda konumunu açıkça dile getirdi. Yargılama konusu bir iki üçüncü iddianamelerde tek yargılanan sendikacı müvekkilimdir. Hiçbir kişi ile Mustafa Balbay dışında hiçbir sanıkla irtibatı söz konusu değil, bir telefon konuşması yok. Elde edilmiş bir bilgisayar çıktısı, dijital veri yok. Niye yok, zaten kendisi bilgisayar kullanmasını da bilmez. Uzun yıllar sendikacılığı sırasında Türk metal sendikasının tüzel kişiliği bünyesinde sendikaya gelen yazışmalar var. Matbuu yazılar var, tümü bunların delil olarak ki hiçbir suç unsuru olmayan bu belgeler iddianame ekinde mahkemeye delil olarak sunulmuştur ki incelendiğinde açıkça görülecektir bunlar aleyhe değil, lehine delildir. Telefon konuşmalarında incelediğimizde, siyasi bir oluşum içerisinde bir takım konuşmalar yapılmış ve bu siyasi oluşumun içinde dahi bir siyasi parti kurulması aşamasında bu oluşumun içinde dahi yer almamıştır. Bu hali ile müvekkilim 15 aydır tutukludur, tutuklamadan beklenen amaç gerçekleşmiştir. Yargılamanın bu safhasında sorgusunun yapılmaması da tahliye istemimizin reddine bir gerekçe olamaz. Çünkü her celse, her tahliyenin olduğu celse gerek kendileri, gerek biz savunmanlar olarak olayın hukuksal boyutunu da irdeledik. Deliller de toplanmıştır, delilleri karartma şüphesi söz konusu değildir. Son talebimizin reddinden bu yana 15 gün geçmiştir, benim müvekkilim 71 yaşındadır sayın başkanım. 15 gün bunun için çok önemlidir, ailesi, torunları, torunlarının çocukları var. Bir gün dahi onun özgür kalması onun için çok önemlidir bu yaştan sonra, biz delilleri karartma şüphesi yok, deliller toplanmıştır, kaçma şüphesi de yok. Bu nedenle adli kontrol önlemleri de düşünülerek tahliyesine karar verilmesine arz ediyorum efendim.”

Sanık Mustafa Balbay müdafii Av. Mehmet İpek söz istedi verildi:”Sayın başkanım, sayın üyeler yargılamanın geldiği bu aşamada müvekkilimiz Mustafa Ali Balbay bir yıla aşkın süredir tutuklu bulunmaktadır. Müvekkilimizin sorgusu 14.12.2009 tarihinde tamamlanmış olmakla sorgusunun üzerinden de 3 ay geçmiştir. Ben bu aşamada müvekkilimizin daha önceki verdiğimiz dilekçelerdeki belirttiğimiz müvekkilimizin, müvekkilimizden elde edildiği iddia edilen delillerin hukuka aykırılığını yani bunların ceza muhakemesi kanuna aykırı olarak 134. maddeye aykırı olarak elde edildiğini, yine 206. maddeye göre reddinin gerektiğini tekrar etmeyeceğim yani bunları dilekçelerimizde daha önceden defaatle sayın mahkemenize sunduk. Yine bu konuyu teyit eder şekilde çok önemli olan iki tane ceza muhakemesi kanunun 67. maddesi kapsamında uzman görüşü de sayın mahkemenizin dosyasına ibraz edildi. Biz yargılamanın bu aşamasında en önemli sorun olarak tutukluluğu gördüğümüz için bu aşamada bu hususa ilişkin teknik hukuk açısından bazı hususları sayın mahkemenizin bilgisine arz etmek istiyoruz. Şimdi bizim bundan önceki sayın mahkemenize tutukluluğa ilişkin yaptığımız tutukluluğun kaldırılmasına ilişkin yaptığımız bütün taleplerimizin ret gerekçesi hemen hemen aynı şekilde dosya kapsamı, delil durumu, sanıklara atılı suçların vasıf ve mahiyetleri, atılı suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığının devam etmekte olduğu, bir kısım sanıkların halen savunmalarının alınmamış olması şeklinde genel geçer tamamen aynı ifadelerle ret edilmektedir. Biz daha önce bu gerekçelerin ceza muhakemesi kanunu açısından değerlendirmesini sayın heyetinize biraz önce de bahsettiğim gibi sunduk. Zaten bütün savunman arkadaşlarımıza bu konuya ilişkin ceza muhakemesi kanuna aykırılıkları belirttiler ben kısaca sayın mahkemenize Avrupa insan hakları sözleşmesi ve Avrupa insan hakları mahkemesi kararları açısından bir iki hususu arz ederek değerlendirmenin bu açıdan da yapılmasını talep edeceğim. Bilindiği Türkiye Cumhuriyeti Avrupa İnsan hakları sözleşmesine taraf bir ülke anayasanın 90. maddesi gereğince insan hakları sözleşmesi artık Türk iç hukukunun bir parçası, normlar hiyerarşisine göre de temel hak ve özgürlüklere ilişkin olduğundan kanunların da önünde gelmekte. Türkiye’nin bu sözleşmeye taraf olması ve anayasanın bu hükmü gereğince Türkiye’nin bu sözleşme kurallarına da uyma yükümlülüğü var, dolayısıyla sayın mahkemeniz de bu sözleşmenin ve bu sözleşme kapsamında yargılama yapan Avrupa insan hakları mahkemesi kararları çerçevesinde de değerlendirme yapma zorunluluğunda. Şimdi Avrupa insan hakları mahkemesinin beşinci maddesi çok önemli bir hak olan kişisel özgürlüğü korumaktadır, bu madde ile güdülen amaç bireyin sözü edilen haktan keyfi olarak yoksun bırakılmamasını önlemek biraz önce sayın meslektaşım hocam da bizim burada tarihe not düştüğümüzü ve bundan hem mahkeme olarak hem savunmanlar olarak hem de sanıklar ve şüpheliler olarak gelecekte bu şekilde not düşeceğimizi belirttikten sonra biz hep şu hususu akılda tutmalıyız. Bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasında nelere dikkat edilmesi gerektiğini de, Avrupa insan hakları sözleşmesini bunu hep söylüyoruz belki bu sayın heyetinizi rahatsız ediyor da olabilir ama bu iç hukukun bir parçası olduğuna göre bunu laf olsun diye değil de gerçekten içimizde içselleştirerek uygulamamız gerektiğini düşündüğüm için sayın mahkemenize arz ediyorum. Bunlar tabii ki sayın heyetin bilgisinde de olabilir ben bu konuşmamı bitirdikten sonra tutukluluğa ilişkin Avrupa insan hakları mahkemesi bu sayın mahkemenizin ret gerekçelerine baktıktan sonra Avrupa insan hakları mahkemesinin tutukluluğa ilişkin kararlarını taradım, onları da dilekçem ekinde konuşmamın sonun da sayın mahkemenize takdim edeceğim kararları. Beşinci maddenin üçüncü fıkrasının en önemli hükmü bir önlem olan tutuklamayı ceza yargılamasında istisna durumuna getirmek, nitekim bu hükümde tutuklanan kişinin makul bir süre içerisinde yargılanmaya yahut yargılama sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Diğer bir ifade ile tutukluluk hali makul süre ile sınırlandırılmalıdır. Şimdi Avrupa insan hakları mahkemesi benim incelediğimde yargılamayı yaparken tutukluluk konusundaki ihlallere ilişkin yargılamayı yaparken kıstas olarak şu ilkeleri kendisine esas alıyor. Sözleşme tutuklanan kişinin makul bir süre içerisinde yargılanmasını ya da serbest bırakılmasını öngörüyor, esas olan yargılamanın tutuksuz yapılması. Tutuklu olarak yargılanacaksa tutukluluk makul bir süreyi geçmemeli, gözaltı ya da tutukluluk için her şeyden önce bireyin suçlu olduğuna ilişkin makul bir kuşkunun bulunması gerekiyor. Bu bir önkoşul ancak belirli bir süreden sonra bu yeterli değil tutukluluğun devamı için buna ek olarak şu nedenler aranıyor. Sanığın kaçma tehlikesinin bulunması, kanıtların karartılması olasılığı, tanıklar üzerinde baskı yapılması riski, aynı suçun yenilenmesi tehlikesi bu nedenlerin somut unsurlara dayandırılması önemli. Biz sayın mahkemenizin kararlarında maalesef bu önkoşuldan sonra bizim iç hukukumuza da giren bu koşulların somut olarak belirlendiğini tutukluluğun devamına ilişkin kararların hiçbirisinde göremedik maalesef. Burada beşinci maddesinde Avrupa insan hakları sözleşmesinin beşinci maddesinde makul sürenin amacını şu şekilde tanımlıyor sanık kesin bir hükümle mahkum olana dek suçsuz sayılacağı için tutuklu olarak geçen sürenin makul niteliğini kaybeder kaybetmez, sanığın serbest bırakılmasını sağlamaktır diyor. Mahkemenin yerleşmiş içtihatları da ulusal bir, ulusal adli merciler somut bir olayda tutukluluk halinin makul süreyi aşıp aşmadığına karar verirken suçsuzluk karinesini de göz önünde tutarak kişi özgürlüğüne saygı ilkesine istisna getirmeyi meşru kılan bir kamu yararının varlığını kabul veya redde gerekçe teşkil edecek tüm koşulları araştırıp inceleyecekler ve ilgilinin salıverilmesi istemine ilişkin olarak verdikleri ret kararında reddin gerekçesini açıkça belirteceklerdir diyor. Yine meslektaşım Gizem hanım bahsetti, kamu yararından bahsetti bunun kamuoyunda olumsuz bir takım insanların vicdanını sızlattığından bahsetti bu aynı zamanda bir yasa hükmü ve zorunlu olarak dikkate alınması gereken bir husus. Türkiye’nin bu konuya ilişkin sayın mahkemeniz özel yetkili ağır ceza mahkemesi ama bu sözleşmeye ve bu usul kurallarına uyma yükümlülüğü tabii ki var. Bütün ihlal kararlarında ben iki tane ihlal kararından çok kısa birer cümle söyleyeceğim, Türkiye’nin ihlal kararlarında tutukluluğun makul sürenin dikkate alınmasını ve tutukluluğun gereksiz yere uzatılmasına ilişkin ihlal kararlarında sürekli yenilenen gerekçelerin yeterli olmadığını belirtiyor. Başvuranlar tarafından sürekli yinelenen serbest bırakılma taleplerinin ulusal mahkemelerce isnat edilen suçun vasfı ve delillerin durumu gibi neredeyse birbirinin aynı hatta basma kalıp gerekçelerle ret edilerek başvuruların tutukluluğun devamına hükmedildiği dosya unsurlarından anlaşılmıştır diyor ve Türkiye’yi mahkum ediyor. Bu 08.06.1995 tarihli Mansur Türkiye davası, yine Algür ve diğerleri iki 20.11. yeni 2007 tarihli bir kararında aynı gerekçeleri belirtiyor. Bütün bu husustan teknik hukuk açısından bahsetmemizin nedeni sayın başkanım, sayın heyet siz bütün ret gerekçelerinizde aynı şekilde soyut olarak sanıkların konumunu birbirinden ayırt etmeksizin tüm sanıklar için ret gerekçelerinizde her sanığa ayrı ayrı isnat olunan suçlamalar ve bunlarla ilgili sevk maddeleri, delillerin tamamen toplanmamış olması, saydığım bu gerekçeleri tutukluluğun devamına gerekçe yapmaktasınız. Bu gerekçelerinizin Avrupa insan hakları sözleşmesine ve Avrupa insan hakları mahkemesi kararlarına aykırı olduğu çok açık. Bu sayın mahkemenizin anayasanın 90. maddesi gereğince uyma zorunluluğunda bulunduğu Avrupa insan hakları sözleşmesi kapsamında da bir değerlendirme yapılarak ve Avrupa insan hakları mahkemesi kararlarını dikkate de alarak müvekkilimiz hakkında tutukluluğunun makul süreyi aşması nedeniyle inceleme yapılması amacıyla ben bu dosyayı sayın mahkemenize takdim ediyorum ve müvekkilimizin bu hususlar da dikkate alınarak tahliyesine karar verilmesini saygıyla arz ve talep ediyorum.”

Sanık Ahmet Hurşit Tolon müdafii Av. İlkay Sezer söz istedi verildi:” Sayın başkan, Sayın heyet, iki konuda kısa açıklama yapmak için söz almış bulunuyorum. Birincisi daha önceki talepler sonucunda mahkemeniz ses kayıtlarının sanıkların kendilerine verilmesi yönünde bir karar oluşturdu. Müvekkilimiz kendisi, kendisine ait olan ses kayıtlarını imza karşılığı aldı. Bunlar üzerinde yaptığımız incelemede bazılarının ciddi hatalı olarak çözümlendiğini gördük, bu hatalı çözümlemelere binaen de iddianameye bunların hukuki değerlendirme yapılarak eklendiğini gördük. Yine bu ses kayıtlarından müvekkilimiz dışında olan Ferda Paksüt ile Turhan Çömez arasında dilekçemizde belirtilen 7112 numaralı tapede geçen bazı kelimelerinde aynı şekilde hatalı olarak çözümlendiği kanaatindeyiz. Bu ses kaydının ara karar doğrultusunda tarafımıza verilmeyeceğini değerlendiriyoruz. O nedenle uygun gördüğünüz şekilde öncelikle dinlenmesine ve bizim değerlendirdiğimiz gibi bir hatalı çözümleme var ise bunun tespit edilmesini istiyoruz. Çünkü bu belirttiğimiz tapede geçen hatalı çözümleme ile müvekkilimiz aleyhine iddianamenin 1216. sayfasında sonuç bağlanmış Hurşit Tolon’un kimliğinin deşifre edilmesini engelleme veya örgütsel konumunu bildiği Tolon ile irtibatının tespit edilmesini önlemeye yönelik olduğunu ortaya koymaktadır şeklinde bu konuyu savunmamızda değerlendireceğiz. Bunun ile ilgili dilekçemiz gereği karar verilmesini talep ediyoruz. Diğer konu dün sorgusu yapılan sanığa yöneltilen soru arasında geçen bir 40 ton veya 400 ton altın ile ilgili bir iddia var. Bu konu zaman zaman bir iki kez gazetede de, basında da yer aldı. Sayın başkanım, sayın heyet bu konu müvekkilimizin birinci ordu komutanlığı yaptığı dönemde birkaç kişinin ordu komutanlığına müracaatı ile ilk kez 25 Mayıs 2005 tarihinde gündeme gelmiş, daha sonra yapılan incelemeyle bunun gerçeği yansıtmadığı bildirilmiş olmasına rağmen bu iddia sahipleri konuyu daha sonra 16 Ocak 2006 tarihinde Şemdinli iddianamesini yazan savcıya intikal ettirmişler. Konu tefrik edilerek Genelkurmay başkanlığına gönderilmiş, askeri savcılık yaptığı incelemede iddianın doğru olmadığını tespit etmiş ancak iddia sahipleri bununla da yetinmemişler konuyu maliye bakanlığına iletmişler. Maliye Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Birinci Ordu Komutanlığı temsilcilerinin ve iddia sahibinin de katıldığı iddia yerinde yapılan inceleme ile bu iddianın, iddia sahibinin zamanla dinlediği hikayelerden oluştuğuna dair bir tespit yapılarak konu sonlandırılmış. Ancak maalesef zaman zaman burada da müvekkilimiz ile ilgili iddianamenin bir bölümünde de bu konu bir kişinin gelip savcılığa soruşturma savcılığına konuyu bildirmesi ile gündeme getirilmiş. Biz bu konu ile ilgili Genelkurmay başkanlığının talebimiz üzerine tarafımıza verdiği yazıyı da savunmamız esnasında mahkemenize tevdi edeceğiz. Açıklamalarım bundan ibarettir saygılarımı sunarım.”



Sanıklar Durmuş Ali Özoğlu, Hatice Bahtiyar, Erol Mütercimler, İbrahim Şahin, Yaşar Oğuz Şahin müdafii Av. Cavit Subaşı söz istedi verildi:”Sayın başkan, sayın üyeler öncelikle bir hususun tespiti ile sözlerime başlamak istiyorum. Biraz önce müvekkillerimden aldım İstanbul 14. ağır ceza mahkemesinin bizim tutukluluğa itirazımızı reddine ilişkin verdiği kararda enteresan bazı şeyler gözüme çarptı. Şimdi biz tüm dilekçelerimizde antetli kağıtlarımızı kullanıyoruz ve ismimizi de doğru yazıyoruz. Benim ismim Cavit Subaşı, yani Van’la diyelim Hatay’la değil. Şimdi burada ismim Cahit Subaşı yapılmış bunun ne önemi var diyeceksiniz, yanlışlıkla yazmışlardır diyeceksiniz. Çünkü Cahit Subaşı olarak ben burada duruşma zabıtlarında sürekli Cahit Subaşı olarak geçiyorum benim ismim Cavit Subaşı, ısrarla ben Cavit olarak yazıyorum ama Cahit Subaşı. Yine müvekkillerimden Yaşar Oğuz Şahin Yaşar Oğuz diye geçmiş, şimdi tüm bunlara baktığımız zaman ismimizi doğru yazamayan, kimliğimizi doğru tespit edemeyen bir mahkemenin iki adet DVD’yi ve dilekçeleri inceleyerek yine şablonlarla çünkü bu şablon aynı şekilde tüm itirazlar da bu şekilde geliyor. Hadi bir seferinde yanlış yazdı, diğerinde niye doğruyu yazmıyorsun. Çünkü alıyor, yapıştırıyor gönderiyor, yapıştırıyor gönderiyor. Bizde bunu niçin yapıyoruz, suç oluşsun diye yapıyoruz. Şimdi devamla, devamla müvekkilim Durmuş Ali Özoğlu hakkında şimdi Durmuş Ali Özoğlu’na sayın mahkemenizin telekomünikasyon iletişim başkanlığından gelen CD’si verildi. Biliyorsunuz bunların avukatlara verilmesi yasaklandı. Durmuş Ali Özoğlu yarım saatlik bilgisayar incelemeleriyle kendisi birkaç bin tane olduğunu söylüyor bilmiyorum ben çünkü CD’yi görmediğim için birkaç bin tane konuşmanın içinden şu meşhur yirmi bin euro siftahı daha bulamadı, bende bulamıyorum çünkü bende böyle bir şey yok. Böyle bir savunma hakkımız yok, yine aynı şekilde dağdan inecek bayanı, dağdan inecek noyanı da bulamadık. Çünkü bende bu bilgiler de yok. En azından biz şunu beklerdik, burada iddia edilen tapelerle ilgili bilgilerin bize verilmesine, yani bu ham kayıtların bize verilmesinde bir mahsur olduğunu ben düşünmüyorum. Şimdi oraya kocaman kocaman yirmi bin silah diye yazan tapeyi çözümleyen mi, iddia makamı mı kimse bunları dinlediler biz bunu dinleyemiyoruz. Şimdi benim öncelikle taleplerimden bir tanesi bu iki tapenin, bu iki tapenin karşılığı olan ham bilgilerin ham ses kayıtlarının bize verilmesi veya bize verilmiyorsa sayın mahkemenizin elinde var lütfen o zaman o binlerce dosyanın içinden arayın çünkü bunlar numaralandırılmamış veya tape kaydına göre konulmamış. Lütfen siz arayın o zaman, siz bulun ve bunu burada biz dinleyelim ondan sonra da yirmi bin euro siftahı yirmi bin tane silah yapan çünkü ciddi bir suçlama o, yirmi bin tane silah diyorsun basarsınız geriye ya bir dakika ne yapıyor bu adam Türkiye’yi mi havaya uçuracak dersiniz, bakarsınız ama kocaman kocaman eğer yirmi bin euro siftahı yirmi bin tane silah yazdıysanız bunun arkasında başka şey, çapanoğlu vardır. Bunu biz inceleyemiyoruz, bunu ben kayıtlara geçmesi açısından dile getiriyorum takdiri sayın mahkemenizindir efendim. Yine aynı şekilde müvekkilim İbrahim Şahin hakkında 24 Şubat 2010 tarihine muayene tarihi verildi, muayene müvekkilimin beyanına göre on dakika on beş dakika falan sürmüş yani iki buçuk ay sonrasına verilen o çok yoğun muayene tarihi on dakika on beş dakika bir şey sürmüş ve ondan sonra şu anda da hala klasik durum başladı, dosya heyette, dosya heyette biz bunun tekidi ile ilgili bir talepte bulunduk hafta içerisinde sayın başkanlığınızdan dilekçe ile herhalde burada bir elden takip yetkisi de aldık ben bir netice çıkacağını düşünüyor muyum, hayır düşünmüyorum. Adli tıp ne zaman bu raporu vermek isterse o tarihte verecek, ha siz bir on on beş celse oldu galiba ondan önce bunları, işte şunları geciktiren bunu yapmayan, onu yapmayan hakkında gerekli her türlü müracaatları yapalım diye bir karar aldınız bu kararın takibi sizin yetkinizdedir, bizim bunda hiçbir ilgili yetkimiz yoktur. Biz sadece tekit yazılarını yazdırırız, tekit yazılarının sonucunda onlar yine bildiğini okurlar ama neticede bir noktadan sonra bu insanlarda yargılanmaya başladıkları zaman bu yazıları biz tek tek çıkartırız, deriz ki bak biz seni şu tarihte tekit ettirmişiz, şu tarihte tekit ettirmişiz bunun altında da gerekli meşruhatta var. Sen bunun karşısında ne yapmışsın, hiçbir şey yapmamışsın. Benim devletim 22.01.2009 tarihinde gözaltına alınan İbrahim Şahin’in sağlıklı mı sağlıksız mı? olduğuna bir buçuk senedir karar veremedi. Ya Allah aşkına ya, bu adam sağlıklı mı sağlıksız mı? Ceza ehliyeti var mı yok mu? Bu bu kadar zor değil ya var deyin, ısrarla söylüyorum var deyin. Ama yok ortada bir şey ne cevap veriliyor, ne bir şey veriliyor. Hiçbir şey yok ortada neyi bekliyoruz, o zaman desin ki adli tıp kurumu bize biz size şu tarihten önce cevap vermeyeceğiz zaten şunu çünkü cevap vereceğimiz tarih bu tarihtir. Bizim elimizde devletin gücü yok, bizim elimizde sayın başkanlığınızın elinde olan yapması gereken görevler veya yapmaması gerekenler neyse sizin takdiriniz olacak şeyler, güçler, kudretler yok. Bu insanlar hakkında hiçbir şey yapamayız biz, kanun önünde hiçbir şey yapamayız. Ama bütün bu dilekçeleri ne için veriyoruz demin de söylediğim gibi, suç işlemeye devam etsinler, ısrar etsinler. Devam ve ısrar etsinler, çünkü artık biz burada daha önce de avukatları olarak dilekçeler verdik, benzeri şeyler yaptık artık şey yapacağımız bir şey yok. İbrahim Şahin hakkında da bunu şey yapıyorum. Yaşar Oğuz Şahin o daha enteresan TİM komutansız kaldı efendim, tedhiş planındaki liderini tahliye ettiniz. Kenan Temur gitti şimdi bunlar şeysiz kaldılar, başsız kaldılar o bölümdeki TİM başsız kaldı. Hiçbir şey yok sadece bütün suçu günahı İbrahim Şahin’in yeğeni olması, başka da bir suçu günahı olduğunu düşünmüyorum. Bütün bunlara rağmen biraz önce müvekkilim Durmuş Ali Özoğlu ile de görüştüm, dedi tahliyemi isteyecek misin? Ne yapayım dedim, ya ne biliyim dedi isteme istersen dedi. Sonra da dedi ki ya usulen bir iste işte, onun için ben müvekkilimin aynen beyanına katılarak usulen tahliyesini istiyorum. Aynı şekilde diğer iki tutuklu müvekkilimin de tahliyelerini istiyorum, saygılarımı sunuyorum efendim teşekkür ederim.”

Sanık Hüdayi Ünlüer müdafii Av. Osman Topçu söz istedi verildi:”Kimsenin vaktini fazla almamak için iki üç cümle söyleyip oturacağım. Müvekkilim terör örgütüne üye olmak suçlamasıyla 07.01.2009 tarihinden bu yana yaklaşık 15 aydır tutuklu durumdadır. Hakkında üçüncü iddianame ile dava açılmıştır, bu iddianamede de 47. sırada savunma verecektir. Yargılamanın bu hızda devam etmesi durumunda yaklaşık dokuz on ay sonra ancak kendisine sıra gelecektir. Bu da iki iki buçuk sene sonra ancak bir hakim karşısında kendini savunabilme imkanı bulacağı anlamına gelmektedir. Bu duruşmaların başladığı 07.09.2009 tarihinden bu yana geçen her Cuma günü talep günlerinde, benzer gerekçelerle müvekkilin üzerine atılı suçu işlemediğini, bu suçlama ile ilgili dosyada yeterli hiçbir delilin bulunmadığını yargılama sonunda kuvvetle ihtimalde beraat edeceğini defalarca tafsilatıyla söyledik. Bizim bu söylediklerimizin hiçbir geçerliliği olmadı her Cuma günü alınan klişe ara kararıyla tutuk halinin devamına karar verildi. Herhalde savunmasını vermemiş olması en büyük gerekçe olarak tutuldu. Müvekkilim nitelikleri itibariyle dosyadaki delilleri değiştirebilme ve etkileyebilme imkanına sahip değildir. Sabit ikamet sahibidir, bu kadar süre tutuklu kaldıktan sonra kaçma şüphesi de yoktur. Dayanılmaz hale gelen mağduriyetinin biran önce sona erdirilmesi için bihakkın tahliyesini o uygun görülmediği takdirde adli kontrol sonucu salıverilmesini talep ediyorum.”



Sanıklar Taylan Özgür Kırmızı, Muhammed Sarıkaya, Yalçın Küçük müdafi Av. Kazım Yiğit Akalın söz istedi verildi:”Sayın başkan, sayın üyeler bu talebimde tabii ki tutuklu müvekkilim Taylan Özgür Kırmızı ile ilgili tahliye talebinde bulunacağım. Müvekkilim ile ilgili talebim sadece iddianame ve eklerine dayanmaktadır. Zaten müvekkilime de isnat edilen, üzerine atılı suç ile ilgili olarak da sadece telefon görüşmeleri gösterilmektedir. Buna bağlı olarak efendim bu aşamada daha önce size bu soruşturmanın tamamen ayrıntılarıyla polis soruşturması olduğunu belirtmiştik. Bu aşamada da ben bu soruşturmanın polis soruşturması olduğuna ilişkin çarpıcı bir örnek vermeye çalışacağım. Efendim müvekkilimin iddia edildiği şekilde bağlı olduğunu gösterilen, İbrahim Şahin’e bağlı olduğu gösterilmektedir. İbrahim Şahin ile ilgili olarak soruşturma aşamasında Hasan Akkoca isimli bir kişinin ihbar maili gönderdiği anlaşılmaktadır dosya içeriğinden, bu mail İbrahim Şahin’in İzmir ili ile ilgili konuya ilişkin olduğuna ya o konuya ilişkin bir maildir. Bu ihbar mailinde İzmir ili ile ilgili olduğundan dosya tüm belgeleri ile birlikte İzmir organize şubeye yollanmış öyle olduğu anlaşılıyor dosya eklerden, o İzmir organize şubeye de bu mailin içeriği ile ilgili olarak da bir rapor hazırlanması istenmiş. İzmir Organize şube bu ihbarla ilgili olarak bir rapor düzenlemiş ve bunun dışında genel olarak da bütün bu ekleri değerlendirerek raporu bütün soruşturma ile ilgili genişletmiş. Ona bağlı olarak efendim, ben gene bir devlet kurumu olan yani İzmir Organize şubenin hazırladığı rapordan birkaç cümle okuyacağım. Bu tamamen İzmir organize şube polislerinin hazırladığı ve onların kullandığı cümleleri okuyacağım ve bunu okumamdaki gayemde İzmir’deki polisler ile İstanbul’daki polislerin nasıl farklı gördüğünü, yani aslında İstanbul’daki polislerin biraz daha yanlı baktığını açıkça siz de göreceksiniz. Bu raporun beşinci sayfasında biliyorsunuz ki müvekkilim bu kamu güvenliği teşkilatı dedikleri, müsteşarlık dedikleri bir birime dahil olma amacıyla hareket ettiğinden burada tutuklu bulunmaktadır. İddia yani bu bizim iddiamız bu müsteşarlığın başına İbrahim Şahin’in getirileceğine ilişkin görüşmeler olduğuna ilişkindir. Bu raporda şu şekilde başlamış efendim, İbrahim Şahin’in göreve dönmesi konusu diyor ve burada yapılan teknik çalışmalarda suç örgütü lideri İbrahim Şahin’in yeniden göreve dönmesi konusunda çalışmalar yapıldığı, örgüt mensupları arasında göreve dönme olarak bahsedilen konunun legal olarak bir görevlendirme mi yoksa illegal bir oluşumun yeniden meydana getirilmesi mi olduğunun net olarak bilinmediği, bunu polislerce yazıyor. Ancak bu konu ile ilgili görüşmelerin sürdüğü dönemde toplanan terörle mücadele yüksek kurulundan terörle mücadele amacıyla polis, polis özel harekat timleriyle, jandarma özel harekat timlerinden oluşturulacak yeni bir birimin kurulması ve birimin doğrudan içişleri bakanına bağlanması yönünde karar çıktığı ancak bu birimin başına getirilecek kişinin henüz belirlenmediği şeklinde başlamış. Biz daha önce de basından getirdiğimiz haberleri, internet çıktılarını size sunmuştuk o dönem müvekkilimin İbrahim Şahin’e ben varım dediği yani terörle mücadelede varım, kamu güvenliği müsteşarlığına dahil olmak istiyorum dediği dönemde böyle bir kurul toplanmış ve böyle bir karar aldığını İzmir organize şube kendi cümleleriyle de yazmaktadır. Bunun dışında gene polis soruşturması olduğuna ilişkin çarpıcı örnek ise burada efendim, raporun içeriğinde biliyorsunuz daha önce de bahsetmiştik Talat komutan olarak işte Fahri Kepek sözde Talat komutan olarak İbrahim Şahin’i arıyor kendisini tekrar göreve getireceğinden bahsediyor ve onu bunu onu evinden alıp çevik bir ile gene sözde çevik bir ile Talat komutan İbrahim Şahin’i evinden alıp göreve takdim edeceğinden bahsetmişti. Bu telefon görüşmesi ertesinde İbrahim Şahin’in evinde Talat komutanı bekliyor, sözde Talat komutanı yani Fahri Kepek’i bekliyor. Çevik bir ile birlikte geleceğini bekliyor ve saatlerce beklemesi sonrasında gelmemesi üzerine tekrar Fatma Cengiz’i arayarak şöyle bir konuşma geçiyor, bu konuşmayı da İzmir organize şube şu cümle ile başlatıyor. 15.12.2008 Pazartesi günü yine konuşulan hiçbir şeyin gerçek olmaması üzerine İbrahim Şahin’in Asena’ya ben onurlu adamım Asena aile üyelerini bugüne hazırlamıştım olmadı, kimlik dedim olmadı, yedi sekiz teğmen ayarlamıştım yalancı durumuna düştüm. İnandırıcılığımı kaybettim, daha kötüsü kendime güvenimi kaybediyorum. Burada İbrahim Şahin sizin de anlayacağınız kadarıyla göreve getirileceğine inancı sonsuz olduğundan ve gene her şeyin yalan çıkması üzerine üzülerek ve samimi bir şekilde Fatma Cengiz’e dert yanıyor. Efendim Fatma Cengiz ve İbrahim Şahin’e ait telefon tutanakları toplam iki buçuk klasör ve bu telefon tutanağı, eklerde yer alan telefon tutanağı bu telefon, tutanaklar içerisinde bu telefon tutanakları yer almamaktadır. İzmir Organize şubeye tüm belgeleri yollamışlar, tüm telefonları yollamışlar artık ses kayıtlarını mı yollamışlar İzmir Organize şube onun üzerinden mi çalışmış bilmiyorum, hepsini yollamışlar onlar tüm belgeleri inceleyerek bir rapor tanzim etmiş. Ama iddianame hazırlanırken telefon tutanakları da bunların eklerine koyarken bu telefon tutanağı ve birkaç telefon tutanağı daha var (1-2 kelime anlaşılamadı) eklerde yer almamaktadır. Siz de bunu yani ben okuyunca anladığınız kadarıyla, hepimizin anladığı kadarıyla bu neden yer almadığının basit cevabı şöyle düşünüyorum elbette bu telefon içeriği sanık lehine olduğu belli, sanığın samimi beyanları, sanığın gerçekten İbrahim Şahin’in terör, kamu güvenliği müsteşarlığına getirileceği inancı ile hareket ettiğinden ve bu o gerçekleşmediği için üzüldüğünü belirten samimi bir beyanı olduğundan ve sanık lehine olduğundan bu telefon tutanağı iddianame eklerinde yer almamıştır. Ama şans eseri görüyoruz İzmir raporunda İzmir organize şube bunu raporun içeriğini koymuş. Efendim en başından beri sayın savcılara biz soruşturmayı CMK’ya göre de kendilerinin yürütmesini izah etmiştik, kendilerinin yürütmesi gerektiğini bunu polislere bırakmaması gerektiğini, polisler sanık lehine delil toplamayabilirler. Savcılığın ama CMK uyarınca gene delil topla, sanık lehine delil toplama zorunluluğu bilinmektedir. Şayet bu soruşturmayı polisler yapmamış olsaydı elbette ki tahmin ediyoruz da sayın savcılar bu telefon tutanağını eklere koyacaktı. Diğer yandan efendim daha öncede bahsetmiştim müvekkilim Taylan Özgür Kırmızı bahsi geçen yaptığı telefon konuşmalarının hepsi bu bahsi geçen kamu güvenliği müsteşarlığına katılma amacı ileydi, başka hiçbir hiçbir gayesi yoktu. Onun altında başka bir şey aramanın da gereği de yoktur. Deniyor ki iddianamede hayatın olağan akışına aykırıdır bu görüşmeler, bu şekilde göreve dönme veya göreve katılma hayatın olağan akışına aykırıdır. Biliyorsunuz sanıklardan Emre Baltacı da bahsetmişti, yeri geldiği zaman iddia makamı hayatın olağan akışı tabirini kullanırken şunu bize açıklayamıyor. Suikast planlarında askerleri ve polisleri görevlendirecek şahısların neden Fahri Kepek veya Fatma Cengiz olduğu, bu kişilerin askeriye ile veya silahlı bir tecrübeleri olmadığı bilinmekte. Bu konuyu hayatın olağan akışına, gereğine göstererek açıklayamıyorlar. Bu hususun da müvekkilimin tahliyesi konusunda dikkate almanızı arz ediyorum. Efendim sizden özellikle bu aşamada istirham ediyorum, bugüne tahliyelerinizde tutarlı olmanızı bekliyoruz. Niye böyle söylüyorum, bugüne kadar tahliye ettiğiniz askerlerin ve polislerin müvekkilimden hiçbir farkı bulunmamaktadır, bunu siz de biliyorsunuz diğer kalan tutuklu polis ve askerlerinde bugüne kadar tahliye olanlardan hiçbir farkı yoktur. Eşitlik prensibi içerisinde artık tahliye tutukluluk süresi 14 ayı aştı ve suç örgütü üyeliğinden yargılanıyorlar. Eşitlik prensibi ile ve tutarlı olmanızı bekleyerek müvekkilim Taylan Özgür Kırmızı’nın bihakkın tahliyesini saygılarımla arz ve talep ederim teşekkür ederim efendim.”

Sanık Emcet Olcaytu müdafii Av. Murat Bülent Hattatoğlu söz istedi verildi:”Şimdi efendim burada benden evvel müvekkilim de temas etmiş diğer arkadaşlar da önemle arz etti. Müvekkilim olan diğer davada müvekkilim olan İşçi partisinin genel merkezinde arama yapan polisler hakkında görevi suiistimal suçundan kamu davası açan ve o kararları alan hakimleri, o emirleri veren savcıları da suç duyurusuna tabi tutan iddianameyi biliyorsunuz. 2008/97349 soruşturma, 2010/8935 Esas, 2010/2969 iddianame sayılı iddianame malum elinizde de var. Biz bu davada da, birinci davada da baştan beri beyan edip duruyoruz ki bu sözde deliller uydurmadır, muhdesdir, ilgisizdir, delil vasfı yoktur. Hemen hemen istisnasız hepsi de yasadışıdır. Şimdi bu bahsettiğimiz iddianame ile bu beyanlarımız yalnızca bizim, biz savunmanların iddiaları olmaktan çıkıp savcıların da iddiaları haline geldi. Mahkeme de kabul etti iddianameyi, bu kabil delillerin CMK madde 206/2 A ve B gereğince reddedilmesi yolundaki talepleri heyetiniz hükümle birlikte değerlendirilmesine diyerek reddetmekte, bu akıl almaz derecede ve skandal boyutunda vahamet arz eden bu ara kararınızdan, bu acayip ara kararınızdan rücu ediniz diye dilekçe de verdik bu konu hakkında da bir karar vermediniz ve reddetmeye devam ediyorsunuz bu konudaki talepleri. Ama sanıkların aleyhine sonuç verecekse CMK madde 206’yı uyguluyorsunuz, bunu da daha evvelden belirttik hep zaten burada tekrara geçtik her şeyi tekrar ediyoruz. Sanıkların toplanmasını istediği bir delil varsa o delile uygun görmediği zaman heyetiniz bunun yargılama ile ilgisi yoktur diyor veya bu talep yargılamaya yenilik katmayacağından reddine diyor. Bu da ne demekse yenilik, bunu da burada öğrendim gerçekten yani 24 senelik avukatım, burada öğrendim. Geçen sene başladığımıza göre öğrenmeye 23 senelik yani öğrenmeye başlamışım, demek ki öğreneli bir sene olmuş. Sanıkların toplanmasını istediği delilleri celp etmekten kaçınabilmeye elverişli olacağı zaman CMK madde 206/2B’yi uygulamış oluyor o zaman mahkemeniz, yani ilgisizdir diyor. Açıkça kanun hükmü var dimi 2B, eğer ispat edilmek, celbi istenen delil ile ispat edilmek istenen husus kararı etkili olmayacaksa celp olunmaz, ret olunur. Ret sebeplerinden bir tanesi evet ilgisizdir dediğiniz zaman bu yargılama ile ilgisizdir dediğiniz zaman bu bir gerekçedir ve kanunda işte bunun yeri var 2B işte 206/2B, 206/2B’yi uyguluyorsunuz. Bunu derhal uygulamak doğru 206/2B’yi derhal uygulamanız doğru ve gerekli, ama e bu uygulamayı sanıkların lehinde sonuç vereceği zamanda gerçekleştirin hep aleyhe mi çalışır yani yorumlarınız, sanıkların lehinde olacağı zaman gerçekleştirmiyorsunuz, aleyhe olacağı zaman aleyhe olacağı zaman bu şekilde kullanıyorsunuz. Şimdi tabii ki bu delillerin reddi meselesi artık yeni bir aşamaya geçti bu iddianameden sonra, Ankara’da bir dönüm noktası oluşturdu bu iddianame Ankara’daki bu iddianame dönüm noktası oluşturdu. Bu özel amaçlı yasadışı soruşturmada tertip müvekkil İşçi partisine sirayet ettirildikten sonra fiilen sirayet ettirildikten sonra iki yıl geçti. İki yıl geçtikten sonra nihayet bu yasadışı işlemleri yapan polisler hakkında görevi suiistimalden dava açıldı. Kararları veren hakim ve emirleri veren savcılar hakkında da suç duyurusunda bulundu gereğinin takdir ve ifası denildi. Yarın da bu kabil düzmece ve yasadışı sözde delilleri bahane kılarak gerekçe demiyoruz, bahane diyoruz çünkü gerekçe zaten yok onu unuttuk öyle bir şey yok. Tutuklulukları yıllarca sürdüren mahkemeler ve hakimler hakkında da aynı işlemler yapılacak, bu memlekete hukukun H’si eğer bir gün gelirse bu kadar yasa dışılığın yaptırımından kurtulunması da söz konusu olamayacak. Burada bir tersliği daha vurgulamak istiyorum, muhalefet şerhlerinizde zatıalinizin açığa çıkıyor siz şu veya bu sanığın tahliye edilmesi gerektiğinde oy sahibi olduğunuzda neredeyse yarım sayfa belki daha fazla gerekçe koyuyorsunuz. Bu görüşte olmayıp tahliye talebinin reddine, tutukluluğun devamına dair oy kullanan sayın üyeler hiçbir gerekçe gösterme lüzumunu hissetmiyor, tenezzül etmiyor buna. Oysa tahliye için gerekçeye hacet yoktur, çünkü esas olan serbest olmaktır. Tutuklama için özel sebep vardır kanun bunu düzenlemiş, efendim anayasa bunu düzenlemiş, her şeye bunu düzenlemiş dimi. Burada iş tersine niye çünkü bu soruşturma ve kovuşturma ki zaten bunlar birbirinin içindedir, efendim bu sarmal tutuklamaya ve tutukluluğun sürdürülmesine dayandırıldığı için heyetinizde de maalesef işler tersine dönmüş. Sizin gerekçe göstermeye ihtiyacınız olmadığı halde reis olarak bu tahliyeler konusunda söylüyorum, tutukluluğun devamı yönünde oy kullanan üyelerin gerekçe göstermek mecburiyeti olduğu halde siz gösteriyorsunuz gerekçe, onlar göstermiyor. Çünkü esas olan burada tutukluluk, tutukluluğun sürmesi tutukluluğun sürmemesini isteyen birisi varsa uğraşıyor ki niçin tutukluluk sürmemelidir diye gerekçe koyuyor. İşler tamamen burada bu noktada, şimdi bu tabii ha gerekçe derken bu işte klasik gene sanıkların sorgularının tamamlanmaması, dosya kapsamı, mevcut delil durumu atılı suçun vasıf ve mahiyeti bunlar bunları geçelim. Bu basmakalıp laflar, bu basmakalıp sözünü de biliyorsunuz daha önceki dilekçelerimde insan hakları mahkemesinin kararlarını ibraz etmiştim, o kararlarda geçiyor. Özellikle bu sebeple ihlal kararı veriyor ve tazminata hükmediyor, oradan aldım bu lafı ve kullanıyorum. Bunların gerekçe filan olmadığını, hiçbir şekilde bahane bile olamayacak durumda olduğunu artık tartışmıyoruz herkes aynı kanaatte efendim istemlerimize geçelim. 12 Şubat 2010 tarihli dilekçemiz varidi bu dilekçemizdeki taleplerimizden müvekkil hakkında başka soruşturma dosyalarında evrak veya delil olup olmadığının sorulması hususundaki talebimizi teşekkür ettik karşılamıştınız. Ancak burada az önce kalemden yazılan müzekkerelere gelen yanıtların klasörünü aldım, bu klasörde buna dair bir yanıt görmedik. Bunu çabuklaştırılmasını ve muğlaklıktan uzak, sarih ve berrak yanıtlar verilmesinin sağlanmasını varsa da tabi evrak vesairenin gönderilmesinin sağlanmasını talep ediyoruz, bu bir. İkincisi yine o taleplerimiz arasında yer alan CD’ler içerik listesi ve inceleme raporunun varsa gönderilmesinin, yok ise açıkça yoktur denilmesinin sağlanmasını talep ediyoruz. Üçüncüsü savcılığın 07 Şubat 2008 tarihli 2008/2023 sayılı talimatının ve ayrıca 01.09.2008 tarihli talep yazısının geçen defa bu konu hakkında gönderilen evrak arasında mevcut olmadığı dikkate alınarak bunları o dilekçemizde yazmıştık, bunların celbinin sağlanmasını talep ediyoruz. Dördüncüsü, müvekkilin HTS raporlarını göremedik onların celbinin sağlanmasını talep ediyoruz o zaman yine dilekçemizde yazmıştık 08 Şubat 2008 tarihinden itibaren dinlemenin sonlandırıldığı tarihe dek müvekkilin gözaltına alındığı tarihe dek değil, dinlemenin sonlandırıldığı tarihe dek. Daha sonra çünkü bir dinleme var. Sayın savcı Zekeriya Öz hakkında Aydın Çine olayı veya olayları ile ilgili olarak yapılan işlemleri içeren dosyanın celbinin sağlanmasını veyahut bunu yine reddedecekseniz davayla, yargılamayla ilgisi yok diyerek reddetmiştiniz bunu. Yine reddedecekseniz o zaman mademki yargılama ile ilgisi yoktur o halde savcılar bu hususa ilişkin iddialarından vaz mı geçiyorlar bunu açıkça bildirsinler bunun sağlanmasını talep ediyoruz. Gelen evrakın duruşmada okunmasının seyrek yapılmasına ve duruşmada okunmadan önce kalemde bizlere verilmemesi uygulamasına son verilmesini talep ediyoruz. Bir tane şekli talebimiz var bunu bugün gördük, bizleri kalem odasında bankodan içeri geçirtmiyorsunuz böyle bir karar aldınız ve uygulanıyor. Avukatları kalem odasında bankodan içeriye geçirtmeyen mahkemenizin, kalemde bilgisayar başında katibin yanında terörle mücadele belki de organize şube polisini nasıl tuttuğunu, o polisin orada ne aradığını nasıl olup da rahat rahat girebildiğini ve beni görüp de dışarı çıkarken de dış kapıyı değil iç kapıyı nasıl olup böyle kullanabildiğini açıklamasını talep ediyoruz. Bu da ilgimi çekti, bugün oldu bu buda güzel bir gelişme her ne kadar kale almayıp yine bildiğimiz usuldeki basmakalıp ibareleri kopyala yapıştır yöntemiyle sıralayacağınızı tahmin ediyorsak ta, bilsekte ya müvekkilin tutukluluğunun devamı için CMK madde 101’in ayrıntılıca ve sarahaten emrettiği somut hukuki ve fiili gerekçeleri kuvvetli şüphenin sebeplerini maddi olgu ve delillerle de bağlantılıyarak açıklamanızı bunu yapamıyorsanız ki daha önce yapamadınız, yapamıyorsunuz, yapamayacaksınız yok böyle bir şey çünkü o takdirde de müvekkilin bihakkın tahliyesine karar vermenizi talep ediyoruz, saygılarımla bilvekale arz olunur.”

İddia makamından soruldu.



Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Ali Pekgüzel:”Sayın başkan bir kısım sanık ve sanık müdafilerinin taleplerine ilişkin iddia makamı görüşünü bildiriyorum. 1-Sanıklar Servet Kaynak ve Fahri Süslü’nün, 11.3.2010 havale tarihli dilekçelerindeki taleplerinin kısmen kabul edilerek, haklarında başlatılan disiplin soruşturması kapsamında savunma yapmak için Emniyet Genel Müdürlüğü Merkez Disiplin Kurulunda bulundurulmalarının temin edilmesi taleplerinin yasal imkânsızlık nedeni ile reddine, bu nedenle bir hak kaybına uğramamaları için dava kapsamında tutuklu sanık olarak yargılandıklarının Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bildirilmesine. 2-Sanık Osman Gürbüz’ün, 9.3.2010 havale tarihli dilekçesindeki, Mehmet Eymür isimli Milli İstihbarat Teşkilatı eski görevlisinin 11.3.2010 tarihli Sabah ve Zaman gazetelerinde yayınlanan kendisi hakkındaki beyanlarından bahisle, tanık olarak dinlenilmesi talebinin kabul edilerek, 2937 sayılı yasanın 9. maddesi de göz önüne alınarak adı geçen kişinin Mahkemenin uygun göreceği bir tarihte dinlenilmek üzere duruşmaya çağrılmasına. 3-Sanık İbrahim Şahin müdafileri Sayın Avukatlar Cavit Subaşı ve Şule Gökyay Ağazade’nin, 9.3.2010 havale tarihli dilekçelerindeki taleplerinin kabul edilerek, Adli Tıp Kurumuna yazı yazılıp, cezai ehliyetinin olup olmadığına dair ön rapor aldırılmak için gönderilen sanık için düzenlenecek raporun Mahkemeye gönderilmesinin çabuklaştırılmasının istenilmesine. 4-Sanık Ahmet Tuncay Özkan müdafi Sayın Avukat Gizem Duygu Öcalan’ın, A–3.3.2010 havale tarihli dilekçesindeki talebinin kısmen kabul edilerek, dijital veriler üzerinde Mahkeme incelemesi tamamlandıktan sonra sanık hakkındaki tüm delillerin kendisine verilmesine, B–9.3.2010 havale tarihli dilekçesindeki taleplerinin kabul edilerek, İstanbul Emniyet Müdürlüğüne yazı yazılıp dilekçede sıralanan hususlara cevap verilmesinin istenilmesine. 5-Sanık Levent Ersöz müdafi Sayın Avukat Ali Rıza Dizdar’ın; 11.3.2010 havale tarihli dilekçesinin, 1.sırasındaki Jandarma İstihbarat Teşkilatının Çalışma Yöntemleri hakkındaki belgenin verilmesi talebini yerine getirmenin Mahkemenin takdir yetkisinde bulunduğuna, 2.sırasındaki talebinin kabul edilerek, sanığın son sağlık durumunun İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesinden sorulmasına, 3.sırasındaki talebinin kabul edilerek, İstanbul Adli Tıp Kurumundan, muayenesi yapılan sanık hakkında düzenlenecek raporun çabuklaştırılarak Mahkemeye gönderilmesinin istenilmesine, 4.sırasındaki, başka bir soruşturmadan dolayı sanığın hastane odasındaki aramaya dair evrakın getirtilmesi talebinin, görülmekte olan dava ile ilgisi, yargılamaya yenilik katıp katmayacağı bilinmediğinden bu aşamada reddine, 5.sırasındaki, sanığın başka bir sağlık kurumuna sevki talebinin yargılamaya ilişkin olmaması nedeni ile reddine. 6-Sanık İlyas Çınar ve müdafileri Sayın Avukatlar Celal Ülgen ve Hüseyin Ersöz’ün; 12.3.2010 havale tarihli dilekçelerindeki silah iadesi talebi konusunda önceki duruşmada bildirdiğimiz görüşümüzün esas alınmasına. 7-Sanık Mustafa Özbek müdafi Sayın Avukat Mustafa Hisar’ın, 12.3.2010 havale tarihli dilekçesindeki, Türk Metal Sendikasına ilişkin mali inceleme talebi konusunda önceki duruşmalarda bildirdiğimiz görüşümüzün esas alınmasına. 8-Sanık Ahmet Hurşit Tolon müdafileri Sayın Avukatlar Köksal Bayraktar, İlkay Sezer ve Dilek Helvacı’nın, 12.3.2010 havale tarihli dilekçelerindeki taleplerinin kabul edilerek, Dava sanıklarından Turhan Çömez ve Ferda Paksüt arasındaki telefon görüşmesine ilişkin 7112 numaralı tape ses kaydının Naip Hâkim aracılığı ile yeniden çözümünün yaptırılarak bir örneğinin sanık müdafilerine verilmesine, Seri numaralarını öğrenmek istedikleri anlaşılan CD lerin seri numaralarının kendilerine bildirilmesine. 9-Sanık Mehmet Haberal müdafileri Sayın Avukatlar Köksal Bayraktar, Dilek Helvacı ve Yasemin Antakyalıoğlu’nun; A–5.3.2010 havale tarihli dilekçelerindeki, sanığa ait ev ve işyeri aramalarında çıkan eşyaların iadesi veya birer örneğinin verilmesi talebinin, bu eşyalar üzerinde Mahkeme incelemesi tamamlanmasından sonra karara bağlanılmasına, B–10.3.2010 ve 12.3.2010 havale tarihli dilekçelerindeki, sanık savunmasının diğer sanıklardan önce ve video konferans sistemi aracılığı ile alınması konusundaki taleplerini karara bağlamanın Mahkemenin takdir yetkisinde bulunduğuna. 10-Sanık Mustafa Dönmez’in; A–12.3.2010 havale tarihli dilekçesindeki talebinin kısmen kabul edilerek, evinde yapılan aramada bulunduğu iddia edilen ve Emniyet Kriminal Raporuna göre eli ürünü olduğu bildirilen Ankara Zir Vadisinde bulunan mühimmata ilişkin krokinin bu sefer Adli Tıp Kurumuna gönderilerek, dilekçenin ikinci sayfasında yazılı konu başlıklarının da dikkate alınıp sanığın eli ürünü olup olmadığının bildirilmesinin istenilmesine, diğer taleplerinin yargılamaya bir katkı sağlamayacağı anlaşıldığından reddine, B–12.3.2010 havale tarihli diğer dilekçesindeki talebinin kısmen kabul edilerek, Ankara Zir Vadisindeki aramada çıkan silah ve mühimmatlar ile dava kapsamındaki aramalarda ele geçtiği ileri sürülen diğer silah ve mühimmatların tayin edilecek bir bilirkişi kuruluna tevdi edilip ayrıntılı rapor düzenlenmesinin istenilmesine, diğer taleplerinin yargılamaya bir katkı sağlamayacağı anlaşıldığından reddine. 11-Sanık Emcet Olcaytu’nun Sözlü beyanındaki, Ankara ilindeki bir arama ile ilgili olduğu belirtilen Ankara Cumhuriyet başsavcılığının 2008/97349 soruşturma sayılı evrakının getirtilmesi talebinin, davaya bir katkı sağlamayacağı anlaşıldığından reddine. 12-Sanık Cengiz Köylü’nün; 12.3.2010 havale tarihli dilekçesindeki talebinin kabul edilerek dilekçesinde yazılı belge ve CD nin kendisine verilmesine. 13-Sanık Turhan Çömez, Hakkındaki yakalama emri kararının devamı ile infazının beklenilmesine. 14-Sanıklar Cihan Arık ve Muzaffer Öztürk’ün, Önceki duruşmalarda bildirdiğimiz görüşümüzdeki gerekçeler uyarınca adli kontrol tedbir kararı verilerek tahliyelerine. 15-Bizzat veya müdafileri aracılığı ile tahliye talebinde bulunan tutuklu sanıklar ile diğer tutuklu sanıkların, Kendilerine yüklenen terör örgütü yöneticisi veya üyesi olmak ile buna bağlı suçları işlediklerine dair iddianamede de gösterilen kuvvetli suç şüphesi doğuran delillerin bulunması, Yüklenen bu suçun CMK 100/3. maddesinde sayılı tutuklama nedenlerinden olması, Tutuklama nedenlerinde herhangi bir değişiklik olmaması hususları gözetilerek, Tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur.

Duruşmaya kısa bir ara verildi.

Duruşmaya kaldığı yerden devam olundu.

Dosya incelendi.



GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

1-Yazılı ve sözlü olarak sanıklar ve müdafileri tarafından yapılan vaki taleplerin celse arası karara bağlanmasına,

2-Hakkında yakalama emri çıkarılan sanık Turan Çömez’in yakalanmasının beklenilmesine,

3-Sanıklar Servet Kaynak, Fahri Süslü ve müdafiinin talepleri doğrultusunda Emniyet Müdürlüğü Merkez Disiplin Kuruluna yazı yazılmasına, sanıkların halen Mahkememiz dosyasında tutuklu olarak yargılandıklarının bildirilmesine,

4-Dosya kapsamı, her sanığa iddianamede ayrı ayrı isnat olunan suçlamalar ve bunlarla ilgili sevk maddeleri, delillerin tamamen toplanmamış olması, atılı suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığının devam etmekte ve bu suçların CMK’nun 100/3. maddesinde sayılan suçlardan olması ve bir kısım sanıkların halen savunmalarının alınmamış olması dikkate alınarak diğer tutuklu sanıkların mevcut hallerinin sürdürülmesine, bir kısım sanığın kendisi veya müdafii aracılığı ile vaki tahliye taleplerinin Reddine, ancak Sanıklardan Mustafa Ali Balbay ve Ahmet Tuncay Özkan’ın üzerlerine atılı suçların vasıf ve mahiyetlerine, mevcut delil durumlarına, tespit olunan savunmalarında ki anlatımlara, toplum içerisindeki konumlarına, isnat olunan suç vasıflarının değişme ihtimallerine, tutuklamadan beklenen gayenin sağlanmış olmasına, bu aşamadan sonra kaçma, saklanma ve delilleri karartma şüphelerinin bulunmadığını ve de gerekirse haklarında Adli Kontrol Uygulamasının düşünülebileceğine, Sanık Mustafa Koç’a isnat olunan suçların vasıf ve mahiyetlerine dosyada mevcut delil durumuna, suç vasıflarının değişme ihtimaline, resmi görevli olup bu aşamadan sonra kaçma, saklanma ve de delilleri karartma şüphesinin bulunmamasına tutuklamada beklenilen gayenin sağlanmış olmasına ve de gerekirse hakkında Adli Kontrol Uygulamasının da düşünülebileceğine, Sanıklar Emcet Olcaytu ve Mustafa Özbek’e isnat olunan suçların vasıf ve mahiyetlerine dosyada mevcut delil durumuna, suç vasıflarının değişme ihtimaline, toplum içerisindeki konumlarına, bu aşamadan sonra kaçma, saklanma ve de delilleri karartma şüphelerinin bulunmamasına tutuklamada beklenilen gayenin sağlanmış olmasına, sanıkların yaşlarına ve de gerekirse haklarında Adli Kontrol Uygulamasının da düşünülebileceğine, Sanıklar Muzaffer Öztürk, Hüseyin Keskin’e isnat olunan suçların vasıf ve mahiyetlerine, delil durumlarına tespit olunan savunmalardaki anlatımlara isnat olunan suç vasıflarının değişme ihtimallerine, tutuklamadan beklenen gayenin sağlanmış olmasına, bu aşamadan sonra kaçma, saklanma ve delilleri karartma şüphelerinin bulunmadığını ve de gerekirse haklarında Adli Kontrol Uygulamasının düşünülebileceğine, Sanıklar Emre Baltacı, Mehmet Dalagan, Ali Oktay Şahbaz, Cihan Arık ve Ayhan Atabek’e isnat olunan suçların vasıf ve mahiyetlerine dosyada mevcut delil durumuna, suç vasıflarının değişme ihtimaline, resmi görevli olup bu aşamadan sonra kaçma, saklanma ve de delilleri karartma şüphesinin bulunmamasına tutuklamada beklenilen gayenin sağlanmış olmasına ve de gerekirse hakkında Adli Kontrol Uygulamasının da düşünülebileceği dikkate alınarak, isimleri yazılı bu sanıklarında tahliye edilmeleri gerektiği yönünde oy kullanan Mahkeme Başkanı Köksal Şengün’ün karşı oyuyla ve oy çokluğuyla,

Tahliye taleplerinin reddine dair verilen ara karara İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine itiraz hakları bulunduğu konusunda sanıklar ve müdafilerine ihtarat yapılmasına, ( Hazır sanıklar ve müdafilere ihtarat yapıldı )



Bu nedenle duruşmanın 16.03.2010 günü saat 09.00’a bırakılmasına oybirliği ile karar verildi. 12.03.2010 20:30

Başkan -20909 Üye -28298 Üye -37266 Katip -127253



Yüklə 0,54 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə