T. C. İStanbul



Yüklə 327,15 Kb.
səhifə1/5
tarix23.01.2018
ölçüsü327,15 Kb.
#40646
  1   2   3   4   5



T.C.

İSTANBUL

13.AĞIR CEZA MAHKEMESİ

( CMK 250 MADDESİ İLE YETKİLİ ) DURUŞMA TUTANAĞI
ESAS NO :2009/191

CELSE NO :58

CELSE TARİHİ :03.05.2010
BAŞKAN :KÖKSAL ŞENGÜN 20909

ÜYE :HASAN HÜSEYİN ÖZESE 28298

ÜYE :SEDAT SAMİ HAŞILOĞLU 37266

C. SAVCISI :MEHMET ALİ PEKGÜZEL 33954

C. SAVCISI :NİHAT TAŞKIN 36924

KÂTİP :ALİ DOĞAN 128041
Mahkeme başkanı Köksal Şengün ile üye hakimler Hasan Hüseyin Özese ve Sedat Sami Haşıloğlu’ndan oluşan mahkeme heyeti tarafından 3 Mayıs 2010 tarihli oturum açıldı.

Tutuklu sanıklardan Fatih Hilmioğlu, Mehmet Haberal ve Levent Ersöz dışındaki tutuklu sanıklar cezaevinden getirildi.

Bağsız olarak huzurdaki yerlerine alındı.

Tutuksuz sanık Emin Şirin ile sanıkların müdafilerinden sanık Kemal Aydın müdafii Av. Ayhan Okutan, sanıklar Hasan Atilla Uğur, Ahmet Tuncay Özkan, Birol Başaran, Adil Serdar Saçan, Emin Şirin, Hüseyin Vural Vural, İlyas Çınar müdafi Av. Celal Ülgen, sanıklar Mehmet Haberal, Ahmet Hurşit Tolon müdafii Av. Dilek Helvacı, sanıklar Mehmet Haberal, Ahmet Hurşit Tolon müdafi Av. Yasemin Antakyalıoğlu, sanık Ahmet Hurşit Tolon müdafii Av. İlkay Sezer, sanık Mustafa Özbek müdafi Av. Mustafa Hisar, sanıklar Tanju Güvendiren, Fatih Hilmioğlu müdafii Av. Tarık Kale geldikleri görülmekle, huzurdaki yerlerine alındı.

Açık yargılamaya devam olundu.

Sanık Kemal Aydın huzura alındı.

Mahkeme Başkanı:" Efendim yeni avukatınız?”

Sanık Kemal Aydın:”Evet efendim.”

Mahkeme Başkanı:" Hazır?”

Sanık Kemal Aydın:”Hazır efendim.”

Mahkeme Başkanı:" Daha evvel yüzünüze okunan haklarınızı da biliyorsunuz?”

Sanık Kemal Aydın:”Biliyorum efendim.”

Mahkeme Başkanı:" Savunmaya hazır mısınız?”

Sanık Kemal Aydın:”Hazırım efendim.”



SANIK KEMAL AYDIN SORGU VE SAVUNMASINA KALDIĞI YERDEN DEVAMLA.

Sanık Kemal Aydın:”Cumhuriyetin Yüce Mahkemesine Saygı Değer Başkan Saygı Değer Heyetine iddia makamının Sayın Savcılarını saygı ile selamlıyorum. Türkiye’nin getirilmek istendiği bir nokta var, kravatsız esasında bir yakasız gömlekte aradım, ama hapishane şartlarında bulmam mümkün olmadığı için bugün huzura yakasız gömlekle gelmedim, gelemedim, kravatımı sırf bunun için çıkardım yüce mahkemeye saygısızlık diye değil ama Türkiye için arzulanan hedeflenen bir şey var. Humeyni rejiminin, Humeyni düşüncesinin rejimi olan anlayışın Türkiye Cumhuriyeti devletine de adapte edilmesi mücadelesi devam etmektedir 79 yılını müteakip bugün Türkiye de yaşananlar aynen Humeyni rejiminin İran’daki uygulamalarının benzerinin Türkiye de tatbik edilmesidir. O nedenle kravatımı çıkardım yakasız gömlekte bulamadığım için yakasız gömlek giyinemedim zaman yeterli olmadığı için sakalda bırakamadım yoksa tam onların istediği gibi de bir sakal bırakacaktım Türkiye’yi siyaseten yönetenler bugün Türkiye’nin siyasi yönetiminde bulunanlar Türkiye için reva gördükleri hadise İran rejimidir ama Mustafa Kemal anlayışı ve rejimi onun düşüncüleri ona hiçbir zaman müsaade etmeyecektir. Türkiye hiçbir zaman İran olmayacaktır. Bunu özellikle bu siyasi davanın kayıtlarında kalması için arz ediyorum niçin burada bulunduğuma dair daha önce başladığım savunmamda yarım kalmıştı kaldığı yerden başka ilavelerle niçin huzurda bulunduğuma dair ifadelerimi düşüncelerimi arz ederek savunmama devam edeceğim. Bazı ifadelerimde ağırlık olduğunu biliyorum o yüce mahkemeye saygısızlık Türk milletine saygısızlık anlamında değildir. Arz edeceğim hadiselerdeki ifadelerdeki ağırlık yaşadığımız olayın vahametini ve felaketini ortaya koyması açısındandır. Onun içinde peşinen yüce mahkemeden özür diliyorum af diliyorum, beni bağışlamanızı diliyorum burada adaletin olmadığını olmayacağını zaten biliyorum. Burada demokratik hukuk devletinin ve evrensel hukukun kurallarının ihlal edildiğini hem görüyor hem de yaşıyorum. Eğer evrensel hukukun ve demokratik hukuk devletinin kuralları işliyor olsaydı hakkımda sorgulama yapan Cumhuriyet savcısı iddia makamında hakkımda tutuklama kararı veren Sayın yargıç mahkeme makamında oturuyor olmazlardı. Gerçekten hukuk devletinde bunlar olabilir mi elbette ki olamaz bu nedenledir ki yüce mahkemeden adalet beklediğim için değil tarihe gerçekleri ve hakikatleri bırakmak için savunmama özen gösteriyorum. Bu günlerde Türk milleti ve Türk adaleti faşist yönetimlerde olabilecek faşizan baskılar yaşamaktadır. Bu baskılar son bulduğunda burada olanları ve yazılanları ve söylenenleri Türk milleti irdeleyecek ve inceleyecektir. Dahası mensup olduğum Türk milleti de bizi sorgulayacak ve de yargılayacaktır. Bu nedenle aziz milletimin vicdan mahkemesinde mahkûm olmamak için savunma yapıyorum. Böyle düşünmeseydim savunma yapmam çok kolay olurdu. Bu iftiranamedeki yalan ve iftiralara on sayfalık bir savunma ile cevap verebilirdim. Savunmama başladığımda iddianameye avukat yardımı almadan savunma hazırladım dediğimde sanıklar bile hayrete düşmüşler ve de bizim gibi zindana tıkılan saygı değer kardeşim aynı zamanda avukatım olan Yusuf Erikel’e Kemal Bey doğru mu söylüyor diye sorma lüzumunu hissetmişlerdir. Avukatımın başına gelenlerden sonra onlarda şimdi daha iyi anlamışlardır o bir şey değildi şimdi ise avukatımın yerine de savunmamı kendim yapma mecburiyetinde kaldım. Zaten özel mahkemeler bunun için kurulur o zaman diyorum ki alın size demokratik hukuk devleti alın size evrensel hukuk alın size savunmamın kutsiyeti alın size insan hakları övünün övüne bildiğiniz kadar. Beşiktaş adliyesindeki mahkemelerde bağımsız yargı adına görev yapan hakim ve savcılar istisnalarını tenzih ediyorum. R.T.’nin emir ve talimatları doğrultusunda görevlerini yaptıkları kanaatini taşıyorum. Beşiktaş’ta ki mahkemeler ve yargılama usulleri Humeyni rejiminin hüküm sürdüğü İran mahkemelerindeki yargılamaları çağrıştırmaktadır. Çok üzülerek söylüyorum bunları söylerken vicdanımda yaşadıklarımı tarif edemem Saygıdeğer başkanım. Bu ifadeleri kullanırken Türkiye Cumhuriyeti devleti adına yaşadığım üzüntümü ifade etmem mümkün değil onu sizin takdirlerinize sunuyorum. Evrensel hukuk kuralları ile bağdaşmayan yargılamaların yapıldığını tarihteki örneklerinden olan Lenin’in ve Stalin’in Sovyetler Sovyet sosyalist Cumhuriyetleri birliğinde Hitler’in Almanya’sında Mussolini’nin İtalya’sında Mao’nun Çin’inde yaşandığını biliyoruz. Bu rejimlerin hüküm sürdüğü ülkelerin mahkemelerinde avukatların yargılama devam ederken hakim ve savcıların da kürsüden alınıp götürülerek tutuklandıkları bilinmektedir bunlar tarihin kaydettiği gerçeklerdir. Ben de burada lüzumuna binaen yine arz ediyorum bizimde yaşadıklarımız şimdilerde de bu uygulamalar Türkiye’mizde sahne almış bulunmaktadır. Avukatım Yusuf Erikel beyefendiye yapılan muamele bu biçimdendir. Yüce mahkemenin iradesi ipotek altında değil ise bu hususun Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti devleti adına analizinin çok iyi yapılarak acil karar verilmelidir. Tarihteki örneklerinin aynıları şimdilerde de Türkiye’mizde sahneye koyulmuş bulunmaktadır. Allah sonumuzu hayırlara getirsin elbette ki bütün bunlar son bulacak. Demokratik hukuk devleti yeniden sahne alacaktır. Şimdilerde olduğu gibi sadece biraz çile ve ızdırap yaşanacak ona da katlanacağız. Sonunun çok aydınlık olacağını biliyorum. Saygıdeğer başkan saygı değer heyet özellikle de arz etmeliyim ki avukatım Yusuf Erikel Bey bir başka suçtan değil sözde Ergenekon silahlı terör örgütü adındaki uydurmaya bağlı olarak sorgulanıp ve tutuklanmıştır. Özellikle de bilgilerinize arz ediyorum. Mahkemenin savunma kutsallığını ihlal ederek aşırı müdahaleleri sonucunda avukatım tutuklanmış bulunmaktadır. Yeni bir Ergenekoncu daha yarattınız şimdi soruyorum beni savunacaklar arasında yenilerini yaratmayı düşünüyor musunuz eğer öyle bir düşünce taşıyorsanız savunma yapmama gerek yok. Hiç olmazsa başkalarının başını yakmamış olurum. Savunma dokunulmazlığı tehdit eden bir mahkemede yargılandığımı özellikle ifade etmek istiyorum. Tarih bunu böyle yazacaktır. İnsan iki şeye mutlak muhtaç olarak yaratılmıştır. Biri adalet diğeri sağlık hizmeti yani tıp. Bu sahalarda görevli insanlar Allah’ın eli gibidirler. İnanıyorum ki kıyamet bu iki kutsalın yok edilmesine bağlı olarak kopacaktır. Ne hazindir ki ülkemizde bu iki kutsal da saldırı altındadır. İnsanımıza şifa dağıtmış bu büyük sağlık hizmetlerinde de bulunmuş değerli tıp bilim adamı Saygıdeğer Mehmet Haberal beyefendiye Allah’tan acil şifalar diliyorum. Ayrıca bu vesile ile üzerinden otuz beş yıl geçmiş olsa da çok değerli mesai arkadaşım Ahmet Kuşaksız’ı sağlığına kavuşturmasından dolayı da sonsuz minnettarlığımı sunuyorum. Yüce mahkemenin de bilgisi dahilinde olarak sağlık durumunun aciliyeti nedeniyle yargılanmakta olduğumuz davada savunma önceliği için taleplerini bu düşüncelerle değerlendirdik ve de tutuklu olsak da yargılanmada önceliğimiz memnuniyetle kendisine verebildik. Bu insan olmanın gereklerindendi. Şahsım Neriman aydın hanımefendi Hamza Demir ve de Mehmet Ali Çelebi ile birlikte bu mecburiyetin gereğini yerine getirdik. Ne mutlu bizlere ki henüz insanlığımızı kaybetmedik. Bu manada bu imtihanda kendimizi test etmemize fırsat tanıyan yüce mahkemeye şükranlarımızı sunuyorum özellikle Mehmet Haberal beye sıramızı verirken bu talep geldiğinde yüce mahkemenin talebi olarak algıladım öyle düşündüm mahkemenin yüce mahkemenin böyle bir talebine hayır dememde mümkün değildi demedim eğer avukatlar geldiğinden siz müsaade ederseniz duruşma yapılacak dendiğinde onu yüce mahkemenin bir talebi olarak kabul ettim ve o emrin gereğini de yerine getirdim bu hususu da özellikle arz etmek istiyorum efendim. Saygıdeğer başkan Saygıdeğer heyet dava sürecinde yaşadıklarımızda anlatılabilir gibi değil savaş içinde savaş demek daha doğrudur diye düşünüyorum. Adamım diyebilmek için adamlığın kurallarına riayet etmek lazımdır. Allah’a iman ediyorum demekle iman vatanımı seviyorum demekle vatansever milletimi seviyorum demekle milliyetperver olunamaz. Bu değerlerin gerekleri mecburiyetleri vardır. Onları yerine getirdiğinizde o kutsalları kullanmaya hak kazanırsınız. İnsan olmanın olmazsa olmaz kurallarından biri de hakka hukuka saygı göstermektir. Bu değerlerden yoksun insanların toplumların önlerinde öncü yönetici önder lider olarak bulunmaya hakları yoktur. Büyük ve önemli olmanın yolu çileden müşkülden zindandan ölümü göze almaktan geçer. Başkalarının hakkına tecavüzde bir an evvel zindandan kurtulmanın peşinde koşanlardan kendilerine bile fayda gelmez. Böyle düşünenler bencil egoist insanlardır. Onlar otursun hayatlarını yaşasınlar bugünün hapishanesine tahammül gösteremeyenlerden dava adamı olmaz. Dahası fırsat düşkünlerinden adam olmaz ki öncü olsun. Meslektaşına saygısı olmayan hukuk adamından hukukçu hakka hukuka saygısı olmayan adamdan hukuk adamı olmaz. Adaleti temsil eden adam hukuk ihlalini hukuk adına fırsat kabul ederek hareket edemez. Saygıdeğer başkan Saygıdeğer heyet sanığı böyle savunanı böyle bir topluluktan silahlı terör örgütü yaratmak mümkün olabilir mi ki bizde örgüt olalım dahası bu anlayıştaki kişilerle bir arada yargılanmaktan zül duyuyorum. Hak etmeyenlere haksızlık etmemek için bu kadarıyla yetiniyorum. Ömrüm olursa daha fazlasını yazıcam. İnsan onur ve şerefine yakışmayan davranışlarda bulunanların Türk milletine layık vatandaş olmayanların alınlarındaki kara lekeler silinemez o kara lekeleri mahşer hesaplaşmasında da göreceğiz. onlar ateist olduklarını söyleseler bile. Türk milletini yalanla aldatıyorlar vatansız ve devletsiz hürriyet olmaz tekraren arz ediyorum Türk milletini yalanla aldatıyorlar vatansız ve devletsiz hürriyet olmaz. İnsan insanın önce vatan ve devlete ihtiyacı vardır. Hürriyet özgürlük demokrasi insan hakları din hatta Allah bunların içindedir. Bu değerleri vatan ve devlet kutsallarının önüne geçirirseniz o değerlerden ebediyen mahrum kalırsınız. Filistin deki Müslüman ve Filistinlileri görmüyor musunuz? Vatan ve devletleri olmadığı için ne hürriyet nede özgürlükleri yoktur. Camii de ibadetlerini de İsrail izin verirse yapabilmektedirler. Demokrasi özgürlük adına Türkiye Cumhuriyeti devletine saldıranlara duyurulur. Bundan tam altmış altı yıl önce 3 Mayıs 1944’de de bu ülkede insanlar Türklüklerinden dolayı Türkçülük suç isnadına bağlı olarak yargılanmışlardır. Sadece o gün yargılananların suç isnatları arasında ebedi önder Mustafa Kemal Atatürk yoktu çünkü zaman henüz müsait değildi. O nedenle koyamamışlardı. Şimdi bu davada Atatürk’ü de ilave ettiler. O gün yargılananlarda Turancılıkla suçlanmışlardı. Bugünde bana ve benim gibi düşünenlere aynı gerekçe ile saldırmaktadırlar. Onun içinde diyorum ki Türklüğe açılmış bu yok etme savaşı 10 Kasım 1938 de büyük Ata’nın bu dünyadan ayrılmasını müteakip başladı halen de tüm şiddeti ile devam ediyor. Türklüğü yok etme savaşı adını açıkça ifade etmeye yürekleri yetmediği için Turancılık Ergenekon gibi adlarla saldırmaya devam ediyorlar. Türk milletine 71 yıldır unutturdukları Türklük üzerinden vuruyorlar. Türk adını telaffuz ederek ola ki bu devi uyandırırız endişesi ile uyuşturulmuş halde tutularak yok etme savaşı sürdürülmektedir. 10 Kasım 1938 den sonra eğitim başta olmak üzere yoğun bir propaganda ile devlete güvensizlik yaratılmıştır. Ben bu savaşı kırk yılı aşkın bir zamandır gören ve bilenlerdenim. Bunun içindir ki bu süre içerisinde muhatap olduğum tüm millet evlatlarına devlet kavramının kutsallığını anlata geldim. Ülkemizde yaşananlar ne kadar haklı olduğumu da anlatmaktadır. Görüyorum ki görevleri Cumhuriyeti görevi olan savcılar da devlet dememizden çok büyük rahatsızlıklar duymaktadırlar. Zaten bu hal her şeyi anlatmaktadır. Sözde müttefikimiz emperyalist A.B.D’nin geçmişte Türkiye büyükelçisi olan şimdilerde de pentagonda milli savunma bakan yardımcılığı görevini yürüten Eric Edılmen ülkemizden kovulduktan sonra A.B.D’nin Türkiye üzerine planlarını veciz ifadelerle açıklamış bulunmaktadır. Söylediklerinde 10 Kasım 1938’den günümüze geçen yetmiş bir yıldaki tüm alçaklıkları görebilirsiniz. Benimle de hesaplaşacağını söyleyen ve söylediğini de yapan büyük CIA ajanı diyor ki:” A.B.D için Türkiye deki en büyük tehlike asla bir araya gelmeyecek sağ ile sol eksenli yakınlaşmadır. Ne yapıp yapıp bu yakınlaşmayı engellemeliyiz. Çok iyi biliyorlar ki geçmişte yarattıkları sağ ile sol arasındaki bu yakınlaşma gerçekleşirse tüm alçak planları son bulacaktır. Ben de bu büyük CIA ajanının Türkiye’den kovulması için çok büyük uğraşlar verdim. Allah’a şükürler olsun ki başardık. Bundan sonra ki ajanları onun kadar etkili ve de tehlikeli olamayacaklardır. Zaten zeminlerini de kaydırdık. Onun içindir ki bana da en yüksek perdeden saldırıyorlar. Ülkemizdeki işbirlikçilerini tebrik ediyorum. Ancak unutmasınlar ki yakında onları da ağababaları olan Edilmen’nin yanına göndereceğim. Onlar mutluluğu ancak orada bulabilirler. Hangi makamlarda olurlarsa olsunlar nerelerini yırtarlarsa yırtsınlar ne kadar isterlerse istesinler Türk mahkemeleri Humeyni rejiminin mahkemeleri yapılamayacaktır. Çünkü ebedi önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu devletin nizamını Allah belirledi. Allah’ın iradesine yaratılmışların gücü yetmez. Ayrıca İran’da ordu Şah’ın ordusuydu. Bizim ordumuz ise Türk milletinin ordusudur. Bizim ordumuz ise Türk milletinin ordusudur. Türk Silahlı Kuvvetlerine diz çöktürmeye hiçbir kuvvetin gücü yetmez. Adları A.B.D ve A.B de olsa. Adları A.B.D ve A.B de olsa. Türk Silahlı Kuvvetlerine kimsenin diz çöktürmeye hiçbir düşmanın gücü yetmez. Aile dostum kardeşim aynı zamanda avukatım da olan sayı değer Yusuf Erikel gerçek Allah’ı zikrederek gerçek Allah’ı zikrederek müvekkilleri için savunma yapınca sahte Allahçılar Nemrut’un Firavun’un hukukunu uygulayarak onu zindana koydular. Bizi de avukatsız koydular. Sahte Allahçıları Nemrut’un akıbeti beklemektedir. O da çok yakındır. Bize de Allah’ın emri üzere sabretmek düşmektedir. Biz de mücadelemize sabırla devam edeceğiz. Düşmanlarımızın zil çalıp eğlenmelerine fırsat vermeyeceğiz. Allah’a iman etmek başkadır, Allah’ın ticaretini yapmak başka. Gün Allah’ın ticaretini yapanların günü olsa da sonlarının geldiği muhakkaktır. Sözlü örgütü anlatması bakımından birlikte yargılandığım tüm sanıklarında bizatihi tanık oldukları bir durumu yüce mahkemeye arz etmek istiyorum. Bu husus örgütün daha iyi anlaşılmasına da katkıda bulunacaktır. Soysal hayattan tanışıyor olmasak bile bir kısım dava sanıkları ile yargılama sürecinde bir kısmı ile de cezaevinden tanışır olduk. Avukatım Yusuf Erikel beyi de yargılama sürecinde Ali Özoğlu ve İbrahim Özcan beylerin savunmasında tanımışlardı. Bu hususu Türk milletinin düşürüldüğü durumu anlatması bakımından da ibretlik bir durum olarak arz ediyorum. Saygıdeğer Başkan Saygıdeğer Heyet Avukatımızın tutuklanması ile ilgili olarak burada bulunan sanıklardan Tuncay Özkan Bey dışında hiç kimse bize geçmiş olsun demedi diyemedi. Allah aşkına böyle bir kalabalıktan örgüt olur mu? Sözde örgütü yüce mahkeme yaratmadı ancak bu uydurma örgütü dağıtmak sizin elinizde. Lütfen olmayan bu hayali örgütü artık bitiriniz. Saygıdeğer Başkan Saygıdeğer Heyet daha önce yüce mahkemeye dilekçe olarak arz etmiştim, ancak ilerleyen gelişen teknolojik şartlar nedeniyle milletimizin tarihinde sesli de kalsın diye bu arz ettiğim dilekçemi huzurda tekraren okuyorum. 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına. İstanbul. Başı sorgun devam ederken avukatıma yapılan operasyon demokratik hukuk devletinin kuvvetler ayrılığı ilkesi yargı bağımsızlığı ve savunma hakkının kutsallığına yargı tarafından yapılan darbedir. Darbeye bağlı olarak avukatsız bırakıldığımız için buna bağlı olarak avukatlık teklifinde bulunduğumuz bir kısım hukukçular avukatımız Saygıdeğer Yusuf Erikel’in uğradığı akıbeti gerekçe göstererek bu riski göze alamayacağını ifade etmişlerdir. Onlarca avukata teklifte bulundum Saygıdeğer Başkanım Saygıdeğer Heyet bu ifadeleri aynen söylediler. Darbecilikle darbeyi teşvikle yargılanan Kemal Aydın gördüğünüz üzere yargının darbesine maruz bırakılmıştır. Tutukluluk halim zaten geçen yirmi iki ayda hukuk ihlallerine bağlı olarak cezaya dönüşmüş bulunmaktadır. Şimdi de savunmamı yapacak avukat bulamama tehlikesiyle karşı karşıyayım. Allah’a şükürler olsun ki bir arkadaşımız avukatlığımızı üstlenebildi. Celal beye de minnettarlığımı sunuyorum. Çıktı geldi kendisine bir not yazmıştım. Bu durumda kutsal savunma haklarım ve yaşamakta olduğum yargı darbesine bağlı mağduriyetimin daha da fazlalaşacaktır. İnşallah olmaz. Savunma günümde elbette ki avukat bulunacaktır. Ancak bütün bunlara rağmen mahkemenin yetkisinde bulunan avukatsızda savunma yapabilmem hususunda kutsal savunma haklarımın daha fazla çiğnenmemesi için gerekli kararın mahkemenizce alınmasını arz ve talep ederim demiştim. Şimdi yüce mahkemeye sunulmak üzere taleplerim olacak. 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına İstanbul. Sözde Ergenekon silahlı terör örgütü davasına bağlı olarak hakkımda tanzim edilen iddianamede şahsıma atılı suç isnatları illegal yollardan Türk Silahlı Kuvvetlerine Milli istihbarat Teşkilatına Emniyete ve Üniversitelere sızmak Türk Silahlı Kuvvetlerini darbeye teşvik cebir ve şiddet yoluyla Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümetinin çalışmalarını engellemekten bahisle dava açılmış bulunmaktadır. Yargılandığım sözde davaya bağlı olarak Erzincan ilinin Cumhuriyet Başsavcısı hakkında da dava açılmış olduğu malumlarınızdır. Erzincan ilimizde Türk Ceza Kanunun 250. maddesine göre kurulu mahkeme bulunmaması nedeniyle Erzincan ilimizin bu manada bağlı bulunduğu Erzurum ilimizin ilgili kanunla kurulu mahkemesinde yargılanmaktadır. Hakkımdaki dava konusu iddiaları ilgilendiren tüm kurum ve kuruluşlar Türkiye Cumhuriyeti Devletinin başkenti Ankara da bulunmaktadır. Ayrıca Ankara’da da ikamet etmekteyim. Yargılanmakta olduğum İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümetinin İçişleri Bakanının Silivri’de özel mahkeme kurduk ifadelerinin icabı bir mahkeme değilse Türk Ceza Kanunun 250. maddesine göre Ankara’da kurulu mahkemelerde yargılanmam gerekmektedir. Haklı ve meşru talebimin dikkate alınarak yargılanmam hususunda yetkisizlik kararı vermenizi arz ve talep ediyorum. 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına İstanbul. Ağır ceza yargılamalarında mahkeme heyetinin üç yargıçtan oluşması mecburiyetse ve ve de kararları üç kişilik heyet tarafından alınıyorsa benim ve benim gibi tutuklu bulunan tüm sanıkların tutululuk hali gayri yasaldır. Tutuklanmama karar veren mahkeme Türk Ceza Kanunun 250. maddesine göre kurulu özel yetkili mahkemedir. Böyle bir mahkemede yargılanmış olmama rağmen tek yargıcın kararı ile tutuklandım. Ancak nihai yargılamada hakkımda karar verecek mahkemede aynı kanunla kurulu olduğu halde yargılama üç kişilik heyet tarafından yapılmaktadır. Bu nasıl evrensel hukuk kuralı, bu nasıl yargılama demokratik hukuk devleti bu mu? Bu ise ben bu devletin vatandaşı olmaktan sarfı nazar ediyorum. Beynelmilel ifadesi ile haymatlos Türkçe karşılığı ile vatansız olmak istiyorum. Çok iyi biliyorum ki ebedi önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu devlet bu değildi. Ben o devletimi geri istiyorum. Sözde Ergenekon silahlı terör örgütü davasına bağlı tutuklu sanıklar arasında ilgili kanunla kurulu özel yetkili mahkeme heyeti kararı ile tutuklu sanık var mı bilmiyorum. Yoksa hukuk adına yaratılmış bir hileye bağlı olarak mı tutuklandım ve de tutuklandık. Tek yargıç kararı ile 22 aydır tutuklu olarak zindanda tutulacağım sonrasında üç kişiden oluşan heyet hakkımda nihai kararı verecek. Tek yargıç kararına bağlı olarak tutuklu bulunan tüm sanıklar gayrı kanuni bir uygulama sonucunda zindanda tutulmaktadır diye düşünmekteyim. Bu şekilde tutuklanmış tüm sanıklardan tahliyesine karar vererek bir hukuk ihlalini geçte olsa düzeltiniz. Arz ve talep ederim. Saygıdeğer Başkan Saygıdeğer Heyet, bu davada Türkiye de meydana gelen olayları göz ardı ederek savunma yapmam beklenmemelidir. Zira ülkemizde hayati derecede olayların tamamı bu siyasi davaya bağlı olarak kurgulanmaktadır. Demokratik hukuk devletinin gereği olmasına rağmen yüce mahkemenin bizlere hukuk dışı saldırıları karşı korumadığını arz etmiştim. Şimdi ise başka ilave düşüncelerimle yineliyorum. Emperyalizmi Siyonist ideoloji yönetmektedir. Emperyalizmi Siyonist ideoloji yönetmektedir. Bu ideolojiye hizmet Tanrı buyruğu niteliğindedir. Türkiye’de de varsa istisnaları hariç basın tümüyle Siyonist ideolojinin emrindedir. Türkiye’de de varsa istisnaları hariç basın tümüyle Siyonist ideolojinin emrindedir. Bu ideolojinin amaçları arasında büyük İsrail ve büyük Ermenistan’ın yaratılması da bulunmaktadır. Siyonist ideolojiye hizmet amacıyla görsel ve yazılı basın vasıtası ile onur ve şerefimizde dahil tüm kutsallarımıza saldırılar devam etmektedir. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi bu saldırılara izin verdiği için şimdide kutsal savunma hakkım saldırı altındadır. Ağır ceza davalarının avukatsız görülemeyeceği yasa gereğidir. Bu davanın siyasi bir dava olduğuna defalarca vurgu yaptım malumlarınızdır. Şahsım, kız kardeşim Neriman Aydın hanımefendi ile birlikte Mehmet Ali Çelebi, Hamza Demir, Ali Özoğlu, İbrahim Özcan’ın da avukatı olan değerli hukuk adamı Yusuf Erikel beyin Eşbaşkan, Başbakan ve de davamızın Başsavcısı R.T. yönetiminde sadece kağıt üzerinde adı kalmış demokratik hukuk devletinde duçar olduğum muamelede heyetinizin katkıları inkar edilemez. Avukat Yusuf Erikel beyin müvekkillerini savunması esnasında mahkemenizin hukukla izah edilemeyecek aşırı derecede müdahaleleri emperyalist düşmanlarımızın hazırladığı bu davanın yerli işbirlikçilerinin iştahını kabarttığı muhakkaktır. İnsanlığın uygarlık adına güya bu noktada avukatımın maruz kaldığı muamele insanlık değerli ile de hukuk değerleri ile de asla izah edilemez. Demokratik hukuk devletine çok yakıştı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ile birlikte katkısı olan tüm kurum kuruluş ve kişileri kutluyorum. Eserlerinizle övünebilirsiniz, gerçekten Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti devletine açılan yok etme savaşında üzerinize düşen görevi bi hakkın yerine getirdiniz. Altın madalya almayı hak ettiniz. O madalyanızla kıyamet gününe kadar övünebilirsiniz. Demokratik hukuk devletine çok ama çok yakıştı. Emeği geçen herkesi kutluyor göz aydınlığı diliyorum. Muhatabı olduğumuz bu türden olayların aynısı çok yakın geçmişte ve de günümüzde Humeyni’nin icadı olan rejim İran’da iktidara hakim olduktan sonra birebir aynen yaşanmaktadır. Türk milletini ve ilgili herkesi bu kürsüden uyarıyorum bugün bizlerin şahsında yaşananlar Humeyni rejiminin Türkiye’mizde de yaklaştığının ayak sesleridir. Saygıdeğer başkanım çok basit bir resim geçen günlerde Ayetullah Ali Hamaney ve önünde diz çökenler ve onu dinleyenler bugün İran ordusunun halen yöneten komutanları. Bunlar onlar, bugün Türkiye’nin getirilmek istendiği hadise de budur. Onlar bağdaş kurdu oturuyorlar. Ali Hamaney Cumhurbaşkanı değil İran’ın, Ahmedinejad Cumhurbaşkanı ama komutanlar Ali Hamaney’in önünde diz kırdı. Türkiye’nin getirilmek istendiği nokta budur. Muhatabı olduğumuz bu durumdan mahkemenin zor olan işinin biraz daha zorlaştığını düşünüyorum. Zira sigorta emeklisi olan Kemal Aydın’ın avukat tutacak parası da bulunmamaktadır. Allah razı olsun parasızda geliyorlarmış. Parasız birisi yapıyordu tutuklandı, diğerleri de geldi. Borç harç avukat tutacak parayı bulsak da bu defa da avukatlar meşhur Eşbaşkan R.T.’nin gazabına uğrama endişe ve kokusuyla acaba Ergenekoncu ilan edilebilir miyim düşüncesine bağlı olarak savunmamı üstlenmeyebilirler. Öyle görünüyor ki Saygıdeğer heyetiniz beni yargılayan ve de savunan durumunda kalacaksınız. Bu takdirde de mutlak Ergenekoncu olacaksınız. Allah yardımcınız olsun. Saygıdeğer Başkan Saygıdeğer Heyet, heyetinizden istirham ediyorum güzel sözlerinizi duymaktan vazgeçtim lütfen gülümsemeyiniz. Hatta bakışlarınızda merhamet bile olmasın. Bu büyük savaşta ateşimize yananlardan olmayınız sevenlerinizle birlikte sizlerde zulme uğramayınız. Ancak, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi de olanlara rağmen Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yanında taraf olmak mecburiyetindedir. Böyle bir tercih sizinde hayatınıza zorluklar getirecektir. Ama bu değerlerin geleceği için böyle bir fedakarlık her şeye değer. Sizi de yanımızda bu savaşta taraf olmaya davet ediyorum. Devamlı surette bu savaşta İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi üzerinden yürütülmektedir. Tarihi sorumluluğu da sizin üzerinizde kalacaktır düşüncelerimi ve öngörümü hep arz ettim. Bu savaşı durdurun tüm tutukluları tahliye ediniz. Böyle bir karardan düşman değil Türk milleti kazançlı çıkacaktır. Silivri’den mahkemeniz biz hedef gösteriyor Beşiktaş’takiler gereğini yapıyor diye düşünmek geliyor içimden o da yüce mahkemeye haksızlık etmek istemiyorum. Zindanda bile bize mutluluğu çok görenler sonucu sonucunu iyi düşünmelidirler. Bunun böyle gitmeyeceğini tüm Türkiye gördü hatta gerçek sahipleri emperyalist düşmanlarımız bile anladı işbirlikçileri anlamadılarsa diyeceğim bir şey yok. Saygıdeğer Başkan Saygıdeğer Heyet, yüce mahkemenin karar vermesinde kolaylık sağlayacak olması açısından iddianamenin de konusu olan bir hususu özellikle bilgilerinize sunmak istiyorum. Siyonizm ideolojisinin birinci sırada yok edilmesi düşman hedefleri arasında İslam dininin kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim bulunmaktadır. Özellikle Mehmet Ali Pekgüzel beyin dikkatine sunuyorum. Siyonizm ideolojisinin birinci sırada yok edilmesi düşman hedefleri arasında İslam dininin kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim de bulunmaktadır. Zira Kur’an-ı Kerim de Yahudilik ile ilgili olarak kesin ve bağlayıcı hükümler bulunmaktadır. Ancak öncelikli hedef Kur’an-ı önce hahamların yazdığı Tevrat’a benzetmek sonrasında nihai olarak ortadan kaldırmaktır. Benim ve özellikle de kız kardeşim Neriman Aydın hanımefendinin suçlanma nedenleri arasında bulunan Saygıdeğer Ali Özoğlu’nun yazmış olduğu Şifre Çözüldü isimli eseri de Siyonizm ideolojisinin düşman hedefleri arasındadır. Zira Şifre Çözüldü eserinde Siyonizm ideolojisinin Türk milleti Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve hatta insanlık için hazırlanmış hain ve gizli planları açıklanmaktadır. Dünyada benzerlerinin basım ve yayımına Siyonist ideoloji tarafından asla izin verilmemiştir. Bu konularda yazmaya ve konuşmaya kalkanların akıbetleri de bilinmemektedir. İddianamede şifre çözüldü eserinin suç konusu yapılması bile tek başına bu iftiranameyi MOSSAD, CIA ve İngiliz istihbaratının hazırladığının kanıtıdır. Sadece bu husus hangi tür bir planlamanın sonucunda oluşturulmuş bir davada yargılandığımı anlatmaya yeter de artar kanısındayım yüce mahkemeye özellikle arz ediyorum. Yargılamanızı bu doğru gözü önünde tutarak yapınız. Saygılarımla arz ederim. Saygıdeğer Başkan Saygıdeğer Heyet, savunmama kaldığı yerden devam ederken bazı hususlara yeniden değinme mecburiyeti hasıl olmuştur. Bu hususlara ait görüşlerimle savunmama devam etmek istiyorum. Yüce mahkemenin bilgi ve takdirlerine öncelikle sunarak diyorum ki, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Milli İstihbarat Teşkilatının, CIA’nın, İsrail gizli servisi MOSSAD’ın, İngiliz gizli servisinin, KGB’nin vesaire hiçbir kurum ve kuruluşun görevlisi mensubu adamı ve de ajanı değilim. Tekrar arz ediyorum, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Milli İstihbarat Teşkilatının, CIA’nın, İsrail gizli servisi MOSSAD’ın, İngiliz gizli servisinin, KGB’nin vesaire hiçbir kurum ve kuruluşun görevlisi mensubu adamı ve de ajanı değilim. Özellikle arz edeyim ki Mason da değilim. Niçin Mason olmadığımı ve de asla olmayacağımı mahkemeye arz ediyorum. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de Mason cemiyetleri Siyonizm ideolojisinin gerekleri doğrultusunda bu ideolojiye hizmet etmek için kurulmuştur. Siyonizmin öncelikli hedefi amacı İsrail’i kurmaktı. Bunu başardılar nihai amaç ise tüm dünyayı İsrail krallığına dahil etmektir. Yani bir bakıma tüm milletleri ve insanlığı esir almaktır. Böyle bir ideolojinin emrinde olmak Türk milletine ihanettir. Suçlanma konularımızın başında iddianamenin masonlarla ilgili düşüncelerimiz nedeniyle bu gerçeği bilmeden bu cemiyete üye olan milletimizin tüm evlatlarını bu cemiyetten istifaya davet ediyorum. Bizim düşmanlığımız Musevi inancındaki insanlara değil, Türk milletine düşman Siyonizm ideolojisinedir. Ben onun için yüce mahkeme huzurundayım burada onun için bulunuyorum. Bizim düşmanlığımız tekrar arz ediyorum Saygıdeğer Başkanım bizim düşmanlığımız Musevi inancındaki insanlara değil, Türk milletine düşman Siyonizm ideolojisinedir. Özellikle iddia makamının dikkatine sunuyorum. Siyonizm ideolojisinin milletleri ve insanlığı ideolojik amaçlarına yönelik planlarında kullandığı en büyük silahlardan bir tanesi de demokrasi, özgürlük ve insan hakları gibi kutsal değerlerin alabildiğine istismarından ibarettir. Yahudilik din üzerinden ırk yaratma düşüncesinin adıdır. Yahudi diyen herkes hepimiz bilmeden de olsa bu amaca hizmet ederiz. Burada Yahudilik için bir sıkıntı ve korku yoktur. Ancak Musevi derseniz tehlikeli düşünceler taşıdığınızdan bahisle hemen not edilirsiniz. İsrail’in hangi haklı haksız siyasetine uygulamalarına karşı olursanız olunuz Siyonizm ideolojisi karşıtı olarak kaydedilirsiniz. Siyonizm, Siyonizm ideolojisinin karşıtı olan herkes dünyanın neresinde olursa olsun ortadan kaldırılması gerekli düşman olarak hedef seçilir. Ben bu gerçekleri Türk milletinin ve insanlığın geleceği açısından yüce mahkemeye bilerek ifade ederek tarihin sayfalarına geçiriyorum. Unutulmasın ki bu çocuk oyuncağı değil arz ettiğim hususlarla ilgili birazcık bilgisi olanlar ne demek istediğimi çok iyi bilirler. Siyonizm ideolojisinin en büyük örgütü İsrail gizli servisi MOSSAD’dır. Bu örgüt dünyanın en güçlü istihbarat örgütü olarak bilinir. İçinde bulunduğumuz zaman itibarı ile MOSSAD’da şoför ve hizmetliler de dahil topu topu 1500 kişi çalışmaktadır. Peki, bu sayıdaki çalışanlarla yaklaşık 7 milyar nüfuslu 120 devletten oluşan dünyayı istihbari olarak nasıl denetleyebiliyorlar düşüncesi elbette ki akla gelmektedir. Dünyanın hangi ülkesinde hangi milletten olursa olsun Mason cemiyetlerine üye herkes Siyonizm ideolojisinin hizmetinde olarak MOSSAD’a gönüllü olarak bilgi aktarır. Mason cemiyetlerine üye olanlar tüm dünya devletlerinde siyaset, ticaret, bürokrasi ve basında en yetkili ve etkili makamlarda bulunurlar. Bu nedenledir ki pek tabii olarak masonlar en gizli ve en doğru özel bilgilerin sahibidirler. İşte bu özel bilgilere sahip insanlar MOSSAD gizli servisine gönüllü bilgi aktardıkları bu için bu örgüt dünyanın en etkili istihbarat örgütü durumundadır. Bunun içindir ki öncelikle Türk Silahlı Kuvvetlerinde ve Bürokraside görevli olan mason cemiyetlerinden derhal hiç zaman kaybetmeden geldiğimiz yol ayrımında hemen istifa ederek ayrılmalıdırlar. Bu husus tüm Kemalistler için kaçınılmazdır. Zira zaman Kemalistlerin yönlerini belirleme zamanıdır. Ya Kemalist devrimlere sahip çıkacaklar ya da Siyonizm ideolojisinin kuyruğu olacaklardır. Masonluk konusu özellikle de kız kardeşim Neriman Aydın hanımefendinin iddianame bölümünde defalarca suçlanma konusu yapıldığı için bu hususla ilgili gerçekleri tarihe bırakmak üzere yüce mahkemeye arz etmiş bulunuyorum. Her ikimizin de sorgusunu yapan Cumhuriyet Savcısı Sayın Mehmet Ali Pekgüzel beye ithaf olunur. Herhalde altına imza attığı iftiranamenin kimlere ve hangi ideolojiye hizmet ettiği yazıldığını anlamıştır. Ben Türklüğün Türk yurdunun Turancısıyım, Siyonizm’in yani Arzı Mevudun Turancısı değilim. Ne yazıktır ki Masonlar Arzı Mevudun Turancısıdırlar. Bu nedenle de Türklüğün Turancıları olanlar onlar için düşman safındadırlar. Benim ve kız kardeşim Neriman Aydın hanımefendi için yazılan iddianame bu düşünce esas alınarak yazılmıştır. Bu vesile ile bu iddianameye imza atanlarında neye ve nereye hizmet ettiklerini öğrenmiş olduk. Ben Allah’ın düşmanlarına düşmanım diyemeyen yaratıklardan değilim ve de olmayacağım ayrıca Mason cemiyetine üye olmakta yeterli değildir. Eğer Siyonizm’in amaçlarına hizmet etmiyorsanız Kemal Aydın’a reva görülen onlar içinde geçerlidir. Bu davada öyle olanlarını da bulunduğunu da hem düşünüyor hem de görüyorum. Bu iddianamede Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yasalarına göre kurulu dernekleri, partileri suç konusu yaptınız ancak Siyonizm’in amaçlarına hizmette bulunan Mason cemiyetlerini ve bu cemiyetin üyesi Masonları avukatlarıymış gibi inanılmaz iştiyakla savunmaktasınız. Bu davanın Mustafa Kemal Atatürk’ten intikam alma davası olduğunu görmemek mümkün değildi. Hakkımda yazılı iddianame satırları her şeyi anlatmaktadır. Yüce mahkemenin takdirlerine sunuyorum. Saygıdeğer Başkan, Saygıdeğer Heyet, adaleti ararken başkalarına da adaletsizlik etmenin insani olmadığını elbette ki biliyorum. Savunamama ait hususlarda insan nefsine ağır gelen ifadeler bulunmaktadır. Bu ifadeler birilerine duyduğum kin ve nefretin karşılığı değildir. Savunmama başladığımda da arz ettiğim üzere siyasi olan bu dava Türk milletinin geleceğinde asırlarca konuşulacak ve tartışılacaktır. Ben de bu davanın bir parçası olarak yaşadıklarımı Türk tarihine olabildiğince doğru olarak bırakabilmenin gayret ve çabası içerisinde olacağım. Türk milletinin gelecek nesilleri davada yaşananları doğru ve tarafsız bir savunma anlatımı ile duyabilsinler okuyabilsinler amaç ve gayesi taşımaktayım. Savunmam sırasında iddia makamı için kullanmakta olduğum ifadelerde ağırlık olduğunu biliyorum ancak kız kardeşim Neriman Aydın hanımefendi ve şahsımın da 04.07.2008 tarihinde sorgusunu yapan nezih insan aynı zamanda medeni ve merhamet sahibi Saygıdeğer Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel beyi tenzih ettiğimi ve şahsına ayrıca müteşekkir olduğumu yüce mahkeme huzurunda ifade etmeyi insani bir gereklilik olarak kendime borç biliyorum. Saygıdeğer Başkan, Saygıdeğer Heyet, darbe ile darbecilikle, darbeyi teşvik yalan ve iftiralarına bağlı olarak da yargılanıyorum. Malumlarınız olduğu üzere 1982 Anayasası darbe yönetiminin hazırladığı ve halk oyuna sunduğu referandum sonucunda yüzde doksan iki evet oyu almış bir Anayasa’dır. Sayın Eşbaşkan ve aynı zamanda Başbakanda olan R.T.’nin ifadelerinden 1982 Anayasasına referandumda oy veren Türk milletinin tercihinin millet iradesi olmadığı izaha gerek olmaksızın anlaşılmaktadır. Anlayışla da karşılamak lazım zira R.T. o tarihlerde başka gezegende yaşıyordu o nedenledir ki 1982 yılında referandumda oy kullananların onun nezdinde bir değeri bulunmamaktadır. 1982 Anayasasına referandumda şahsım ve kardeşim Mevlüt Aydın ret oyu, diğer aile fertleri ise evet oyu vermişlerdir. Evet, oyu veren aile fertlerim Türk milletinin akan kanının durdurulmasının ve de Türk Silahlı Kuvvetlerine duydukları sonsuz güvenin gereği kabul oyu vermişlerdir. 1980 askeri müdahalesinin emperyalist düşmanlarımızın öncelikle de A.B.D’nin bilgisi dahilinde yapıldığını elbette ki çok iyi bilenlerdenim. Bu nedenle de müdahalenin Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin lehine sonuçlar vermeyeceğini biliyor olmaktan dolayı ret oyu verdim. Zaman bilgi ve tecrübelerime bağlı olarak öngörülerimde yanılmadığımı da gösterdim. Temennim yanıldığımı görmekti. Ne yazık ki öyle olmadı. R.T.’nin 1982 anayasasının oylanmasındaki tercihini merak etmiyorum. Zira o da darbeciler gibi aynı merkezden emir ve talimat almaktadır. Malum güç A.B.D’nin sivil darbesi sonucunda da iktidara getirilmiştir. Mensubu olmaktan şeref duyduğum Türk milleti farkında olmasa da R.T.’nin Türk adından nefret duyduğunu yönetiminde bulunduğu Türk milletinin adını dahi telaffuz edememesinden biliyorum. Ancak R.T. her vesile ile adını söylemediği milletin iradesine değer verdiğini saygı duyduğunu söyleyebilmektedir. Bana yalanın insana yakışmayan olduğu daha çocuk yaşımda annem ve babam tarafından töre gereği olarak öğretilmişti. Ayrıca babam ölümünden önce ailemize yalan söylemememizi ve haramdan uzak durmamızı vasiyet olarak bırakmıştır. Biz de vasiyetin yerine getirilmesinin farz olduğunu biliyor ve icaplarını yerine getirerek yaşıyoruz. Türk milletinin devletini yönetmek üzere politikaya giren R.T. kendi ifadeleri ile çok değer verdiği adı olmayan milletine yalan söylemenin doğru olmadığını her nedense düşünememiştir. Türk milletine A.B.D ve A.B’den alacağım emir ve talimatlar doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti Devletini yönetmeye talibim deseydi dahası emperyalist düşmanlarımızın Türkiye’nin de dahil olduğu 22 İslam ülkesini bölme, parçalama projesinde emir gereği Eşbaşkan olacağını söylemesi gerekmez miydi? Bu durumu Türk milletinden saklamak ahlaki mi? Türk milleti bunları bilseydi R.T. ve AKP tercihi olur muydu? İşine geldiği zaman millet iradesine saygı diyeceksin, işine gelmediğinde başka türlü olacaksın. Millet iradesine saygının esası ona yalan söylememektir. Ona karşı dürüst olmaktır. Sonra da demokrasiden özgürlükten bahsedeceksin. Türk Atasözüdür; Sen bunu külahıma anlat, derler. Her insanın hayatında olduğu gibi benimde hayatımda bilge rehberlerim bulunmaktadır. Hayat öğretmenlerim arasında, Hüseyin Nihal Atsız, Alparslan Türkeş, Osman Bölükbaşı, Mehmet Velit Çoran, Mustafa Ovalı ve 2002 yılında 30 yıllık beraberliğimize benim son verdiğim adını açıklamayacağım ancak bu davada aleyhimde rol aldığını tahmin ettiğim Türkiye’nin de tanıdığı bir asker siyasetçi hukuk adamı da bulunmaktadır. Esasında bu zatında iddianamede adı yazılı olmayan gizli tanığımız olduğunu da tahmin edebiliyorum. Şahsım ve kız kardeşim Neriman Aydın hanımefendinin adları iddianameye yazılmamış gizli tanıklarımızdan ikisi de hukukçudur. Birisi ayrıca ömrümün 32 yılını çok yakınında olarak geçirdiğim bu zaman içerisinde bilgi ve tecrübelerinden çok şey öğrendiğim bilgi rehberlerimden de birisidir. Bu zatın gerçekten de sırdaşıyım bu zata ait bilgilerin yazılı olduğu dokümanları hizmetinde bulunduğum ekmeğiyle çocuklarımı büyüttüğüm Türk Kızılay’ının arşivlerinde sakladığımdan bahisle Trabzon Akçaabat eşrafından adam gibi adam Türk Kızılay’ından meslektaşım Kızılay teftiş kurulu başkanı Hasan Sivrikaya ve devlet memuru aziz kardeşim eşi de dahil çalıştıkları kurumlarda muhatap edildikleri aşağılık davranışlarda onurlarıyla oynadılar. Ama ben adam yaratıldım ben bu şahısla 32 yıl geçirdim. Ona değil ama Allah’ıma söz verdim, bu nedenle de benimle paylaştığı sırlar benimle mezara gidecektir. Ben Allah’a verdiğim söz üzereyim. O adamlığından sarfı nazar etmişse benim diyeceğim bir şey olamaz demek ki 1992 yılında A.B.D 6. filosunun uçak gemisinde büyükelçi Grossman’a adamlığını teslim ettiği doğruymuş. İkinci gizli tanık için ise düşüncelerimi yazarak tarihe bırakacağım. Demek ki kanı bozukmuş ben onu Türk milletine baş olacak yaratılışta görüyordum bu nedenle çok değer veriyor bilgi ve tecrübelerimi paylaşarak yetişmesini istiyordum. Yanıldım. Ancak o birinci gizli tanık gibi A.B.D uçak gemisinde değil A.B.D’nin istihbarat örgütünün çiftliğindeki Green kartlı mülteciye para karşılığı satıldı. Yani emperyalist düşmanlarımızdan olan A.B.D’ye dolaylı ajan oldu bugünlerde bugünler de aracısız ajanlığa da terfie etmiş olabilir. Onu da ilerleyen zamanlarda göreceğiz. Demek ki Vatan, Millet, Devlet, Sevgi de soy sop meselesiymiş. Ne diyordu ebedi önder, Mustafa Kemal Atatürk; Başa geçireceğiniz insanların kanındaki cevheri aslinin Türk olmasına dikkat ediniz. Bir millet unsuru aslisinin içinden çıkan kişiler tarafından yönetilmiyorsa yok olmak mutlak ve mukadderdir. Mustafa Kemal’i şimdi daha iyi anlıyorum. Bu emperyalist düşmanımız NATO’da müttefikimiz A.B.D’ye yolu düşene orada ne yapıyorlarsa sağcı, solcu, dinli, dinsiz vesaire düşüncelerle gidenlerin adam özellikleri ile geri dönmediklerini müşahede etmiş bulunuyorum. Ben A.B.D’yi sadece bu manada merak ediyor ve bu sırrı çözmeye çalışıyorum. İnşallah bu sırrı öğrenmeden bu dünyadan göçmem. İnsan için tabi ki adam olanlar için en zor şey sır saklamaktır. Allah hiçbir kulunu bu zorlukla yaşatmasın. Her insan bir sırdaşının olmasını ister bu yaratılıştandır. 1982 Anayasasını hazırlayan kurucu mecliste Şanlıurfa ilinin temsilcisi olarak bulunan değerli ağabeyim hayat rehberlerimden Mehmet Velit Çoran’da bulunmaktadır. Hayat rehberlerimde de olan değerli büyüğüm Almanya’da hukuk eğitimi almış bir bilge insandı. Bu dünyadan göçtükten sonra yargılanacağım bir davada onu yad edeceğimi elbette ki bilemezdim. Aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyor ve rahmetle anıyorum. Anayasa çalışmaları sırasında düşüncelerimi de arz ettiğim tartıştığım değerli büyüğümün imzası ve katkıları bulunan bir anayasaya hayır oyu verebilmiş hür düşünce sahibiyim. Bu kişilikte darbelere yer yoktur. Bu kişilikte Mustafa Kemal’in devriminin sürekliliğine yer vardır. Ebedi Önder Atatürk’ün devriminin ebedi olması için var gücümle ömrümün sonuna kadar mücadeleye devam edeceğim. Hayatımda özellerim hariç hiçbir düşüncemi Türk milletinden saklamadım. Çünkü bilge rehberlerim ve ailem bana her şartta dürüst olmanın insana yakışan olduğunu öğretmişlerdi. Hayatımın sonuna kadar da bu yol üzerine olacağım. İnsanın imanı, gönlünde beynindedir. Öyle olduğu içindir ki görmediği Allah’a iman eder. Düşüncesine pranga vurulmuşların demokrasi anlayışı ancak kendilerine özgüdür. R.T. örneğinde de gördüğümüz üzere milletvekili adaylarını iki dudakları arasında belirleyenlerin demokratlıklarını takdirlerinize sunuyorum. Düşüncelerinde seçimlerinde ne kadar demokrasiye yer varsa yönetimlerinde de demokrasiye o kadar yer bulunmaktadır. Onun içindir ki bu kişiler isteseler de demokrat olamazlar. Saygıdeğer Başkan Saygıdeğer Heyet, insan hayatında çok önemli iki sınav vardır. Birisi imtihana tabi tutulmak, diğeri ise sanık kürsüsünde savunma yapmaktır. İmtihanda ne kadar biliyor olursanız olunuz. Sanık kürsüsünde de ne kadar haklı olursanız olunuz. Mutlaka çok büyük heyecan yaşarsınız. Buna asla da mani olamazsınız. Savunmama başladığımda arz ettiğim üzere Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti Devletine açılan bu büyük savaşta Siyonist ideolojinin emrinde olan yazılı ve görsel basın savunmamıza hazırlıkta hukuk yardımı almamıza mani olmuştur. Şimdi de yargı safhasında kutsal savunma haklarımıza aynı mihrak tarafından saldırı altındadır. Böyle devam ederse mahkemenin savunmama gerek kalmaksızın hakkımda karar verebilir. Demokratik hukuk devletlerinde Başbakanların bağımsız yargıda savcılık görevlerinde bulunduğu bilmiyordum. Bu manadaki cehaletimi mazur görünüz. Halbuki yakın bir geçmişte Başbakan olan Sayın Mesut Yılmaz beyde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kürsüsünde Yaşar Kemal hakkındaki bir mahkeme kararını yerden yere vurmuştu. Biraz gerilere giderek siyasi tarihimizi irdelersek onlarca örneğini daha görebiliriz. Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere siyasilerimiz için demokratik hukuk devleti kavramı amaçları için sadece araçtır. Demokratik hukuk devletinin geleceği açısından çok daha vahimi ise Türk milletinin evrensel hukuk değerlerine ilgisizliğidir. Öyle ki yargıya işi düşmemiş kimsenin demokratik hukuk devletinin hukukundan bile haberi yoktur. Böyle olduğu için de siyasetin bağımsız olması gereken yargı üzerindeki tahakküm kurma girişimleri durmak bilmemektedir. Milletin evrensel hukuk hakkında bilgi sahibi olması siyasetin asla istemediği bir durumdur. Aksi halde millet siyasilerin yargıya nüfuz etme uğraşlarına asla izin vermez. Demokratik hukuk devletinin kurallarının işlediği devletlerinin hiçbirisinde bizim ülkemizde yaşananlar asla yaşanmaz, yaşanmasına da izin verilmez. Türk milletinin ebedi Önderi Atatürk’ün düşünce dünyasında Türk milletinin kanını içen leş kargaları olarak adlandırdığı Mason cemiyetlerini 1937 yılında da cemiyetlerini kapattığı bu cemiyetin üyeleri Atatürkçüyüm deme onursuzluğuna son vermelidirler. Zira insan yaratılışının gereğidir insan düşmanını övmez onunla övünmez. Türk milleti masonların Atatürk’e düşman olduğunu bilmektedir. Geçen 71 yılda Türk milletinin gafletinden ve aymazlığından yeteri derecede istifade etmişlerdir. Bundan sonra Atatürk’ü kullanarak Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti Devletine yönelik ihanetlerine kalkan yapmalarına izin vermeyeceğiz. Bu gaflet uykusundan Türk milletini uyandıracağız, bu benim görevim. Ebedi Önderin ifadeleri Hadis-i Kutsi’dir. Emirlerinin gereğini yerine getireceğiz. Siyonist uşaklarının elinden ve dilinden Atatürk’ü ve eseri Türkiye Cumhuriyeti Devletini ebediyen alacağız. Görüyoruz ki Türk milleti Atatürk’ü yeniden anlamaya ve görmeye başlayınca Atatürk’ü sığınma limanları olarak kullananların başka yerleri oynamaya başladı. Tabii ki buda son derece mutluluk verici bir durum. Türk milletinin gözü aydın olsun. Saygıdeğer Başkan, Saygıdeğer Heyet, 5 Kasım 2007 tarihinde Sayın Eşbaşkan, Başbakan R.T. ile A.B.D Başkanı Bush ile yapılan görüşmede şahsımla birlikte bertaraf edilmesi istenen kişiler arasında dalında dünyanın bir numarası olan Prof. Dr. Ercüment Ovalı’da bulunmaktadır. Prof. Dr. Ercüment Ovalı kök hücre ve kanser araştırmaları dalında dünyanın sayılı bilim adamları arasında bulunmaktadır. Dünyada kök hücre dalındaki tıp kongrelerine bu dalın üstatlarının ustası olarak davet edilmektedir. Ne yazıktır ki sözde Ergenekon davası nedeniyle hakkında yurtdışı çıkış yasağı bulunmaktadır. Bu nedenle tıp dünyası bu dahi bilim adamının ilminden iki yıldır istifade edememektedir. Bilim adamlarına pranga vurmak insanlığa pranga vurmaktır. Bu dahi bilim adamına vurulmuş prangayı çözerek iki yıldır mahrumiyet yaşayan tıp biliminin mahrumiyetine son veriniz. Bu husus insanlık adına yüce mahkemeden arz ve talebimdir. Bu dahi Türk ilmi çalışmalarını yurtdışında yapması yönündeki inanılmaz boyuttaki maddi ve manevi tekliflere rağmen sadakatle bağlı olduğu çok sevdiği aşığı olduğu ülkesini terk etmemiştir. Bu da yetmiyormuş gibi bu dahi bilim adamı yapımına başladığı anda dünyada dördüncüsü olan kök hücre laboratuarının Trabzon da kurma çalışmalarını iç ve dış güçlerin engelleme gayretlerine rağmen tamda hayata geçirilmek üzereyken Türkiye Cumhuriyeti Devletine yönelik sözde Ergenekon adındaki yok etme savaşına dahil edilerek bu büyük projesi de baltalanmış bulunmaktadır. Türk milletinin düşmanlarının gözü aydın olsun. Bu savaşı şimdilik kazandığını zannedenleri kutluyorum. Biliyorum ki son kazanan Türk milleti olacaktır. Saygıdeğer Başkan, Saygıdeğer Heyet yüce mahkemenin üyesi de olan Saygıdeğer yargıç Sedat Sami Haşıloğlu’na da minnet ve şükran borcum bulunmaktadır. Kefaletle de olsa Prof. Dr. Ercüment Ovalı’yı tutuklamayarak bu bilim adamından şifa bekleyen hastalarını mahrum bırakmamıştır. Aksi halde o da benim gibi 2 yıldır tutuklu bulunacaktı. Saygıdeğer Başkan, Saygıdeğer Heyet savunmama başlarken Türkiye için çok önemli olan iki hususu yüce mahkemeye arz etmiştim. Bu hususlardan birisi de Diyarbakır spor ile Bursa spor arasında oynanan futbol müsabakasında istiklal marşına yapılan hakaret ve saygısızlıktı. Savunmamı dinlemek üzere Diyarbakır’dan gelenler yüce mahkemeye arz ettiğim bu hususa bağlı olarak üzüntülerini ifade ile eminim ki ben olduğu kadar Türk milletini de çok mutlu edecek bir olayı anlatarak bu hususunda tarih sayfalarında yapılan yanlışın karşısında yer almasını özellikle rica etmişlerdir. Aynı müsabakada açık tribündeki Diyarbakırlı taraftarlar üzerinde Ebedi Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün; “Ne Mutlu Türküm Diyene”, veciz ifadesinin yazılı olduğu bir pankartı tribüne astıklarını slogan olarak da biz buradayız siz neredesiniz diye de uzun süre tezahüratta bulunduklarını anlatarak, ne yazıktır ki bu hususa basında yer verilmemesinin nedenini anlamadıklarını bağlı olarak da üzüntülerini ifade etmişlerdir. Bende etnik azınlık ırkçılığına bağlı bölücü terör nedeniyle büyük üzüntüler ve acılar yaşayan Diyarbakırlıların üzüntülerine teselli olması bakımından arz ediyorum. Büyük Ortadoğu Projesinde Sayın Başbakanın Eşbaşkanlık görevinin olduğunu Türk milleti kendi beyanlarından bilmektedir. Diyarbakır Büyük Şehir Belediye Başkanı’nın da kuvvetle muhtemel Büyük Ortadoğu Projesinde Eşbaşkanlık görevi bulunmaktadır. Yani bir bakıma konumu Recep Tayyip Erdoğan ile aynıdır. Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanlarının Türkiye Cumhuriyeti Devletinin geleceği açısından ihanet anlamındaki Kürt Sorunu ifadelerine rağmen Diyarbakırlılar tarihte Akkoyunlu Türk Devletinin başşehri büyük Türk Düşünürü başşehri Büyük Türk Düşünürü Ziya Gökalp’in doğum yerinde etnik azınlık ırkçılığı temelindeki bölücülüğe hayır diyebilmektedirler. Hakkımdaki iddianamenin iftira ve yalanları arasında etnik azınlık ırkçılığı temelindeki bölücü terör örgütü ile de ilişkili olduğum iddialar arasındadır. Diyarbakır spor maçında açılan pankart ve atılan slogan bölgemiz insanına anlattığım gerçeklerin ne boyutta etkili olduğunun göstergelerinden sadece bir tanesidir. Yüce mahkeme huzurunda güney doğudaki milletdaşlarıma tüm Diyarbakırlılara sonsuz sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Saygıdeğer Başkan, Saygıdeğer Heyet niçin burada bulunduğuma kaldığım yerden devam ediyorum 10 Kasım 1938’den günümüze Türkiye’yi siyaseten yönetenler için demokratik hukuk devleti onlar için sadece politik bir malzeme olarak kullanıla gelmektedir. Asla demokratik hukuk devletinin kurallarına uyarak Türkiye Cumhuriyeti Devletini yönetme iradesi göstermemişlerdir. İstisnalar olmuşsa onlara da haksızlık etmemek için varsa öyleleri onları tenzih ediyorum. Bu siyasi davada hakkımdaki iftira suçlamalara her yönüyle mesnet teşkil etmesi bakımından çok önemli bir hususu yüce mahkemenin takdirine sunarak bu hususun yüce mahkemeye analizini yapacağım. Sayın Başbakan R.T. diyor ki; “Ben bu işe emniyetle başladım belirli bir evreye geldiği zaman bunu savcılığa verdik Ergenekon soruşturması konusunda yargı ile işbirliği içindeyiz. Bunlar iktidara gelmeden yaptığımız tespitlerdir. Baykal avukatı ise ben Ergenekon’un savcısıyım.” ifadeleri Sayın Başbakan’a aittir. R.T. liderliğindeki AKP’nin kuruluşu ile iktidara gelişi arasında hatırladığım kadarıyla zaman olarak bir yıl bile geçmemiştir. R.T. öncesinde seçildiği İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı dönemini bile tamamlayamadan işlediği suçları nedeniyle uzaklaştırılmış Türkiye Büyük Millet Meclisinde de bulunmamış olmasına rağmen sözde Ergenekon Silahlı Terör Örgütü için tanzim edilen iddianamenin suç isnatları onun siyasette bulunmadığı yılları da kapsadığına göre yukarıda arz ettiğim kendilerine ait çok gizli ve önemli bilgilere hangi yollarla sahip olduğunu irdelediğimizde ortaya çok vahim bir durum çıkmaktadır. Şöyle ki R.T. liderliğindeki bir gizli örgütün kurulu olduğu bu gizli örgütün özellikle de Emniyet Teşkilatına illegal yollardan sızarak kadrolaştığını kısmen de Adalet Teşkilatına sızdığını ve orada da kendi gizli örgütüne eleman kazandırdığı kendisinin bu açık beyanından anlaşılmaktadır. Sayın Başbakanın kendine ait bu açık ifadelerden de anlaşılacağı üzere hukuk dışı usullerle hazırlanmış yalan ve iftira dolu bir metine göre yargılanmakta ve mağduriyet yaşamaktayız. Sayın Başbakanın ifadelerinden de çok açık olarak yargılanmamıza mesnet teşkil eden soruşturmayı fiili olarak Cumhuriyet Savcılarının yürütmediği savcılarla sadece hukuki zorunluluğun tamamlandığı anlaşılmaktadır. Yüce mahkemenin Sayın Başbakanın bu açık beyanını dikkate almasını almamasını anlamak mümkün değildir. Sayın Başbakanın yargı ile işbirliği içindeyiz ikrarı hakkımdaki davaya sorgu ve yargılama aşamasında ne denli boyutta müdahil olduğunun açık delilidir. Niçin zindanda bulunduğumu Başbakan R.T. söylemektedir. Böyle bir davanın görülüyor olmasının kimse izahını yapamaz görüldüğü üzere yüce mahkemenin bu yargılamada bir dayanağı da bulunmamaktadır. Mahkemenin dayanağı olan sözde iddianamenin emniyet teşkilatındaki illegal, illegal bir örgüt tarafından hazırlanan bir kurgu olduğunu Sayın Başbakan çok açık olarak ifade etmektedir. Başbakanın ifadelerinden de anlaşılacağı üzere bu davanın hukuki dayanağı R.T.’nin gizli örgütünün emniyetteki elemanları tarafından hazırlanmış bir rapordan ibarettir. Gerçek manada Demokratik Hukuk Devletlerinde böyle bir rapora bağlı olarak yargılama yapılamaz. Yüce mahkeme bu açık delile rağmen bu hukuk dışı yargılamaya devam ettiği için bu büyük tertibin komplonun ortağı konumuna düşürülmüştür. Yüce mahkemenin suç ortaklarından kurtulmasının yolu bu davanın düşürülmesinden geçmektedir. Yüce mahkemeden arz ve talebimdir. Yüce mahkemenin böyle bir kararı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yok edilmesine yönelik büyük saldırıyı durduracaktır. Emperyalist düşmanlarımızın Türkiye Cumhuriyeti Devletini de yok etme planı olan, planları olan Büyük Ortadoğu Projesinde görevi de bulunan Sayın Başbakan R.T.’nin ifadelerinden anlaşıldığı üzere gizli örgüt olarak yıllar öncesinden planlayıp yaptıkları çalışmalarla illegal yollardan emniyet ve yargı teşkilatına sızdıkları anlaşılmaktadır. Sayın Başbakanın kendi ifadeleri ile yaptıkları tespitleri daha doğru bir tespit ile de kurguladıkları planlarını iktidara geldiklerinde iktidarları öncesindeki yıllarda illegal yollardan emniyet teşkilatında oluşturdukları gizli örgüt yandaşları üzerinden kurguladıklarını itiraf etmektedir. Sayın Başbakan R.T. böyle söylüyor;” Ben bu işe emniyet ile başladım” ifadelerinde de her şey çok açık bunları saklama gereği de duymuyor. Efendim bir kısa süre.”

Mahkeme Başkanı:” Yoruldunuz mu?”

Sanık Kemal Aydın:”Yoruldum Efendim.”



Yüklə 327,15 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə