Tbmm tutanak Hizmetleri Başkanlığı



Yüklə 341,86 Kb.
səhifə1/6
tarix27.10.2017
ölçüsü341,86 Kb.
#16228
  1   2   3   4   5   6



T B M M

Tutanak Hizmetleri Başkanlığı

Komisyon : Uzlaşma Giriş : Tarih : 21/08/2013 Stenograf : Kayıt: Uzlaşma Sayfa:




21 Ağustos 2013 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.44

BAŞKAN: Rıza TÜRMEN (İzmir)

-----0-----

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Toplantıyı açıyorum.

Hoş geldiniz.

Bu öğleden sonra çok başarılı, olumlu sonuçlar elde edeceğimize inandığım bir toplantı.

Aramızda bulunan değerli danışmanlar ve uzmanlar şunlar: Selin Esen, Hasan Tunç, Meral Danış Beştaş, Taylan Barın, Tarık Olcay, Dilek Kumcu, Mustafa Kemal Çiçek, Abdurrahman Saygılı, Oğuz Turhan, Yusuf Buzgan, Ferhat Kabaiş.

Daha önce kararlaştırmış olduğumuz gibi, bugün bir paket görüşme konumuz olacak. Biraz önce arkadaşlardan biri “dertli maddeler” diye bunu nitelendirdi. Bu belki de doğru bir tanım ama belki de böyle olmayacak, sonucunda dertli değil, dertsiz maddeler hâline gelebilir umut ederiz ki. Bu paketin içinde şu maddeler var: Anayasa’nın ilk 4 maddesi, ana dilini eğitim-öğrenim hakkı, vatandaşlık; bu 3 madde. Bu bize dağıtılan kâğıtlarda göreceksiniz, ilk 3 maddeyle ilgili 4 partinin önerisi, eğitim-öğrenimle ilgili 4 partinin önerisi. Yalnız, “vatandaşlık” yok burada.

TBMM KANUNLAR VE KARARLAR BAŞKAN YARDIMCISI İBRAHİM HALİL TAVAŞ – Onu dağıtalım mı?

TBMM YASAMA UZMANI ÖZCAN ALTAY – Evet, o unutulmuş, şimdi ekleyebiliriz.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Paketi olduğu gibi önümüzde görelim ki… “Başlangıç” da yok burada, “Başlangıç”ı da görüşeceksek eğer…

TBMM YASAMA UZMANI ÖZCAN ALTAY – Metinde yer almıyor ama…

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Çünkü geçen aldığımız kararda “Başlangıç”ı görüşme yoktu galiba.

TBMM YASAMA UZMANI ÖZCAN ALTAY – Evet, yani o yer almamış, o yüzden eklemedik ama “vatandaşlık” unutulmuş.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Ama “vatandaşlık”ı ekleyelim buna tabii.

Bu arada aramıza akil adamımız Profesör Yusuf Şevki Hakyemez de geldi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ – Akil insan…

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Akil insanımız…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ – Akiller sadece adam olmuyor yani kadınlar da oluyor.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Evet, akil olunca da mutlaka adam olunmuyor tabii ama.

Şimdi, bu maddelerle ilgili sayın katılımcıların görüşlerini sorayım.

Sayın Şentop, siz galiba başka bir şey için söz istemiştiniz.

MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Fark etmez, her konu olabilir.

Arkadaşlar, önce, ben özür dilemek istiyorum. Bir heyet vardı, Mısır Vasat Partisinden, onlarla bir…

FARUK BAL (Konya) – Nereden?

MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Mısır’dan Vasat Partisi Genel Sekreteri ve onunla beraber bir heyet. Erken başladık ama 11.00 gibi, görüşme biraz uzadı, o bakımdan geciktim. Kusura bakmayın, özür dilerim.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Çok teşekkür ederiz.

Şimdi, bu görüşmenin nasıl yürütüleceği konusunda önce bir karara varalım. Tabii, maddelerin içine girmeden önce isterseniz bu konularla ilgili genel bir değerlendirme yapabiliriz. Katılımcıların, partilerimizin bu konulara nasıl baktıklarını öğrenmek bakımından genel bir görüşme yapabiliriz, ondan sonra da maddelerin içine gireriz biraz daha. İsterseniz böyle bir yöntem izleyelim. Ne dersiniz?

MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Böyle bir ayrıma bence gerek yok. Nasıl olsa zaten her maddeyle ilgili herkes genel olarak bir daha görüşünü söyleyecek. O bakımdan, bence maddelerden başlayalım. Bir mâni yok, genel konuşmak isteyen genel de konuşabilir tabii.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – O zaman, ilk 4 maddeyi önce ele alalım, Anayasa’nın ilk 4 maddesi. Önünüzde 4 partinin önerileri var. Tabii, burada önerilerden de gördüğünüz gibi, aslında devletin resmî dili, başkenti, millî marşı, bayrağı filan konularında bütün partiler aynı şeyi söylüyor. Cumhuriyetin niteliği filan, aşağı yukarı birbirlerine çok benzeyen öneriler var bunlarla ilgili.

MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – İsterseniz ben başlayayım sessizlik olmasın diye.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Buyurun.

MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; tabii, bu konuştuğumuz, şu anda “Madde 149” olarak önümüze gelen madde ve müteakip maddeler…

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Tabii, bu “cumhuriyetin nitelikleri” ve diğer 3 maddeyi birlikte ele alabiliriz.

MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Olabilir, tabii.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Yani teker teker “cumhuriyetin nitelikleri, devletin resmî dili” filan değil de belki ilk 4 maddede…

MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Ben, evet, şimdi, belki tamamı üzerinde birkaç şey söylemiş olayım ben.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Tamamı üzerinde, evet.

MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Bunlar, tabii, mevcut 82 Anayasası’nın ilk 3 maddesi ve artı 4’üncü maddesi olarak karşımızda. Bu maddelerle ilgili, herhâlde, bizim temel problemimiz bu maddelerin içeriğinden öte ve önce çünkü içeriğiyle ilgili, zannediyorum, burada bu maddeleri aynen öneren arkadaşlarımızın da farklı görüşleri, kanaatleri, değerlendirmeleri olabilir. Birinci, öncelikli, belki “ön sorun” diyebileceğimiz sorun: Bu maddeler “değiştirilmez madde” olarak nitelendirildiği için 82 Anayasası’nda bu maddelerde istediğimiz hâlde değişiklik yapabilir miyiz, istememize rağmen yapabilir miyiz, yoksa yapamaz mıyız veya yapmayı tercih eder miyiz, etmez miyiz tartışması, meselesi. İsterseniz önce bu konu üzerinden başlayalım.

Bu, “değiştirilmezlik” meselesi -tabii, çok özet olarak ben söyleyeceğim, tartışmalar üzerine açabiliriz görüşlerimi- başka anayasalarda da var. Hatta, benim hatırladığım, 1919 tarihli, galiba, Danimarka Anayasası olabilir. Bu son maddesinde “Anayasa’nın hiçbir hükmü değiştirilemez.” gibi bir madde getirmiş ama kısa bir süre sonra bu anayasanın tamamını değiştirip yeni bir anayasa yapmışlar orada. Bu “değiştirilmezlik” meselesi anayasalarda hukuki olmaktan çok, daha çok siyasi veya daha geniş anlamda belki ideolojik bir yaklaşımdır.

Bize baktığımızda, 1876 Kanuni Esasi’sinde değiştirilmez madde yok, yani padişahlık, saltanatlık falan değiştirilmez, monarşi değiştirilmez gibi bir şey getirilmemiş, konmamış. 1921 metninde yok, tartışılabilir, tam anayasa değildir. 1924’te ise sadece “Türkiye devleti bir cumhuriyettir.” maddesi bugünkü 1’inci madde değiştirilmez madde. Onun dışında değiştirilmezlik kapsamında başka madde yok. 61 Anayasası’na geldiğimizde: 61 Anayasası’nda da yine aynı şekilde, 1’inci madde sadece değiştirilmez madde “Türkiye devleti cumhuriyettir.” maddesi. Niteliklerle ilgili, değiştirilmezlik kapsamına alınmamış niteliklerle ilgili 2’nci madde ve diğer madde, başka bir madde, alınmamış.

82 Anayasası’na geçmeden bu ara dönemde Anayasa Mahkemesinin bir tavrı, tutumu var. Anayasa Mahkemesi 70’li yıllarda -herhâlde 73’te mi başlıyor ilk- kararlarında, birkaç kararında devletin cumhuriyet olduğuna dair 1’inci maddenin tek başına koruma altına alınmasına rağmen, baktığımızda, esasen bunun böyle olmaması gerektiği, cumhuriyetin, işte, alelade bir cumhuriyet olmadığı, nitelikleri sayılan 2’nci maddedeki cumhuriyet olduğu, dolayısıyla her ne kadar 1’inci madde korunuyor olsa da 2’nci maddede, niteliklerle ilgili maddenin de bu koruma kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine dair bir yorumu var. Tabii, bu yorumu Anayasa Mahkemesi niye yapıyor esasen? Yani gerçekten meseleye, objektif, meseleyi anlamak maksadıyla bakarak mı bunu yapıyor? Bence öyle değil. Anayasa Mahkemesinin anayasaya değişikliklerini denetlemeye dair bir iradesi var. 60’lı yılların ortasında başlıyor bu. Anayasa Mahkemesinin anayasa değişikliklerini denetleyeceğine dair bir açık hüküm yok 61 Anayasası’nın ilk hâlinde, denetlemeye başlıyor. Tabii, yasama organı ve anayasa yapıcı irade de bundan rahatsız oluyor esasen. Nitekim, işte, 71-73 arasındaki değişiklikler yapılırken, anayasa değişiklikleri oraya Anayasa Mahkemesinin anayasa değişikliklerini sadece şekil bakımından denetleyeceğine dair bir hüküm konuyor. Yani Anayasa Mahkemesinin normal bir kanun değişikliği gibi anayasa değişikliklerini denetlemesini engellemek için düşündükleri bir formül bu. O zaman şekil bakımından denetler. Tabii, şekil bakımından denetleyeceği zaman, şekil dediğimiz nedir? Teklif şartları, kabul şartları, bunlara dair esaslar. Bununla yetinmek istemiyor. O eski tutumunu, yani anayasa değişikliklerini muhtevası, içeriği itibarıyla denetleme tutumunu sürdürmek istiyor mahkeme. Bunu sürdürebilmek için ne olabilir? Değiştirilmez, değiştirilmesi teklif edilemez madde 1’inci madde. Bu maddeyle ilgili fazla bir yorum imkânı yok, cumhuriyet sonuç itibarıyla, yok. Hani, nitelikleri de işin içerisine soktuğumuz zaman alan oldukça genişliyor. Mesela, “sosyal devlet” dediğimizde birçok konuyu denetleyebilirsiniz “sosyal devlet” kavramı içerisinde. Yani esasen, sosyal devleti değiştirmiyorsun da sosyal devletin içini boşaltıyorsun, özünü değiştiriyorsun falan gibi bir yorumla denetleme kapsamını açabiliyorsun. Anayasa Mahkemesinin bu tavrı, bu tutumu var.

Şimdi, bakın, bu tutumla ilgili danışma meclisi tutanaklarına baktığımızda, oradaki çalışmada ve hatta anayasa önerisi var, Ankara Hukuk Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesinin ortak metni. Mümtaz Hoca’nın da bir süre başkanlığını yaptığı -son başkanı mı bilmiyorum- onların hazırladığı metinde de bir dipnot alarak Anayasa Mahkemesinin denetlemesiyle ilgili, görev alanıyla ilgili konuda bir dipnot olarak bu konu alınmış. Yani önerinin içinde bir dipnot olarak var. Burada diyor ki: “Anayasa Mahkemesinin bu tutumu yanlış bir tutumdur, 70’li yıllardaki tutumu. Sadece korunan madde, cumhuriyet niteliğiyle ilgili maddedir. Ondan sonra, bunu bu şekilde genişletmesinin önüne geçmek lazım.” Bunun rahatsızlık uyardığını, esasen, ifade ediyor. Danışma Meclisinde de bu tartışmalar yapılıyor ve Danışma Meclisinde de geçen değiştirilmezlikle ilgili hüküm sadece 1’inci maddeyle ilgilidir. Aynen 24’te olduğu gibi, aynen 61’de olduğu gibi “1’inci madde değiştirilmez.” diye geçiyor. Hatta, oradaki tartışmaları okuduğunuzda “Buna bile gerek yok.” diyorlar. Niye? Çünkü bu değiştirilmezlik maddesinin 1924’te bir anlamı var. Yani 1922’nin 1 Kasımında saltanat kalkmış, 24’ün Martında yapıyorsun anayasayı. Olur ya Mecliste bir çoğunluk oluşur, yeniden saltanatı geri getirebilir, yani monarşiyi geri getirebilir, meşruti monarşi şeklinde olabilir. Bu bakımdan bunu ve yeni cumhuriyet, dolayısıyla bunu deklare edecek bir ifade olarak “değiştirilmez” konulmuş. 61’de de çok fazla olmasa da buna dair şeyler var. Yani aslında bu “değiştirilmezlik”e gerek yok, 24’te bu sebeple konulmuştu bu, artık cumhuriyetle ilgili, bu anlamda bir tehlike söz konusu değil. 82’de daha güçlü tartışılmış bu ama buna rağmen “Bir sembolik değeri vardır, bunu koyalım.” demişler ve sadece 1’inci maddeyle ilgili Danışma Meclisinden geçen metinde bu var.

Peki, bu nasıl 3 maddeye çıkmış? Bu, Millî Güvenlik Konseyinde 5 generalin Anayasa’ya son şeklini verirken yaptıkları toplantılarda bu bir maddeyle yetinilmemiş, 2’nci ve 3’üncü madde de buna dâhil edilmiş. Böylece “İlk üç madde değiştirilmez, değiştirilmesi teklif edilemez.” maddeye dönüştürülmüş. Şimdi, bunun hukuki bir değeri var mıdır? Hukuki bir değeri varsa hukuken, tabii, hukuk kurallarını diğerlerinden ayıran en temel şey bir müeyyide ve zorlayıcı müeyyidesinin olmasıdır. Böyle bir müeyyide var mı? Bir faraziye, bir örnek üzerinden söylemek istiyorum: Diyelim ki 2’nci maddeyi veya 3’üncü maddeyi Mecliste bir çoğunluk oluştu ve değiştirdi. 550 milletvekili var şu anda, 500 milletvekilinin verdiği oyla değişti. Geriye 50 milletvekili kalıyor, bunlar da itiraz edenler. Şimdi, bu değişiklik geçerli midir, değil midir hukuken? Geçerlidir. Ne olabilir burada, bunu geçersiz hâle getirebilmek yani 4’üncü maddeyi işler kılabilmek için? Belki şu düşünülebilir: Anayasa Mahkemesine bu gider ve Anayasa Mahkemesi 4’üncü madde dolayısıyla bunu belki iptal edebilir. Yetkisi var mı, ayrıca tartışılabilir, bu ayrı bir konu fakat Anayasa Mahkemesinin resen kanunların Anayasaya uygunluğunun denetimini yapan bir mahkeme değil ki, önüne giderse ancak buna bakabilir. Geriye 50 tane vekil kalmış, Anayasa Mahkemesinin önüne götürebilmek için yeterli sayıda vekil yok. Dolayısıyla, gitmiyor süresi içerisinde. Şekil denetiminde olduğu için süre de kısa, gitmiyor. Gitmediği için Anayasa Mahkemesine Anayasa Mahkemesi de bakamıyor. Süre geçtiği için yapılan bu değişiklik hukuken geçerli hâle geliyor. Şimdi, 4’üncü madde, demek ki, esasen bir koruma maddesi olduğu hâlde… Tabii ki koruduğu ihtimaller olabilir ama her ihtimalde koruyacak bir madde değil bu manada. O bakımdan ben bunu hukuki olmaktan daha çok, yine, başında ifade ettiğim gibi siyasi ve ideolojik bir yönü olduğunu ve daha çok, böyle, totaliter dönemlerde hazırlanan anayasalarda tercih edilen, daha çok kullanılan bir yol olduğu kanaatindeyim.

Şimdi, burada, tabii, işin daha geniş anlamda siyaset ve etik bakımdan da değerlendirilmesi mümkün. Çok basit, hepimizin bildiği bir husus bu. Bakın, şu anda, 12 Eylül darbesini yapan ve bu maddeleri değiştirilmez hâle getiren 5 generalden, sanıyorum, 3’ü vefat etti, 2’si hayatta, yargılanıyorlar. Tabii, Allah herkese uzun ömür versin ama diyelim ki on sene sonra, diyelim ki yirmi sene sonra bu yargılananlar da hayatta olmayacak. Hani sonuç itibarıyla, mesela, önümüzdeki yirmi sene sonra bu maddeleri değiştirilmez hâle getiren generaller, 5’i de ortada yok, bunlara “değiştirilmez” diyen kişiler ölmüşler, gitmişler ama onları hiç tanımayan, bilmeyen, onlarla hiç muhatap olmamış kuşaklar, gençler, hocalar, akademisyenler veya işte parlamenterler bu maddeleri değiştiremiyorlar. Bu ne büyük bir güçtür ki 5 tane general, kendilerinden yüzyıllar sonrasına kadar hükmedecek bir anayasa kuralı koyabiliyor. Hiç kimsenin, hiçbir parlamentonun, hiçbir dönemin, hiçbir anayasa yapıcının böyle bir gücü olduğunu düşünmek, kabul etmek mümkün değil. Herkes kendilerini, kendi kuşaklarını, kendi dönemlerini bağlayan hükümler koyabilir, sonraki kuşakları da bağlayacak hükümler koyabilmesi esasen etik olarak da doğru değil. Biz bu açıdan konuya yaklaşıyoruz. Esasen anayasada değiştirilemez, değiştirilmesi teklif edilemez hüküm bulunmaması gerektiği kanaatindeyiz. Bu bakımdan, biz, bir kere değiştirilmezlikle ilgili 4’üncü maddeyi doğru bulmuyoruz, böyle bir maddenin Anayasa’da bulunmasını doğru bulmuyoruz. Bu bakımdan, teklifimizde de yok, bulunmasına da karşıyız.

Diğer maddelere gelince, tabii, maddelerin değiştirilmezliği, değiştirilebilirliği meselesi ayrı bir tartışmadır, bu maddelerin içerikleri ayrı bir tartışma konusudur. Biz bu maddelerin içerikleriyle ilgili Türkiye’de ciddi bir itiraz, ciddi bir problem olmadığı kanaatindeyiz. Nitekim, 1’inci maddeyi burada ittifakla geçirdik. 2’nci maddede de, 2’nci maddenin tamamını okuduğunuzda “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma, adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik, sosyal hukuk Devletidir.” de hukuki olan ilkeler nelerdir? “İnsan haklarına dayanan”, “demokratik”, “lâik”, “sosyal hukuk devleti” yani burada devletin niteliğini belirleyen ilkeler bunlar. Bunun dışında kalan, “toplumun huzuru”, “millî dayanışma anlayışı”, “adalet anlayışı”, ondan sonra “Atatürk milliyetçiliğine bağlı”, “başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan” bütün bunlar hukuki ifadeler, tabirler değil, bunlar duruma göre yorumlanabilecek, Anayasa Mahkemesinin eline büyük bir imkân, güç veren, zaman zaman, birçok kanun hükmünde veren ilkeler hukuki değil, daha çok siyasi, ideolojik ilkeler. Mesela “Atatürk milliyetçiliği”, açık olarak ifade edelim. “Atatürk milliyetçiliği”yle ilgili, literatürde 1981’den, hatta 80 diyelim belki 12 Eylül darbesine, 80’den önce böyle bir kavram yok Türkiye’de. “Atatürk milliyetçiliği” tamamen 12 Eylül darbesini yapanların ortaya attığı bir kavramdır. Hani şunu açık söyleyebiliriz: Atatürk’ün kendisi Atatürk milliyetçisi değildi çünkü yok böyle bir kavram o dönemde. Nitekim, 61 Anayasası’nda böyle bir ifade yok, 24’te ve Atatürk’ün hayatta olduğu dönemlerde böyle bir ifade yok. Dünyada da hani kişiye bağlı olarak bir milliyetçilik tanımı, kavramsallaştırma yok esasen. Bu tamamen, 12 Eylül darbesini yapanların kendilerine göre bir milliyetçilik tanımları var, tabii o normal, literatürdeki milliyetçilik tanımlarına uymuyor, buna bir isim vermek için, diğerlerinden ayırmak üzere, mesela “Kenan Evren milliyetçiliği” deselerdi olmazdı yani bu o zaman, kolay tartışılabilirdi ama “Atatürk milliyetçiliği” dediğinizde, Atatürk’le bunu bütünleştirdiğinizde, en azından ifadede, anlatımda, bunu biraz daha dokunulmaz, tartışılmaz hâle getiriyorsunuz. Yani bunu çok açık, içinde “Atatürk” ifadesi geçiyor diye bunu biz bugün bile “Acaba buna mı karşısınız?” falan gibi birtakım yaklaşımlarla karışlaşıyoruz, esasen bu 12 Eylülcülerin Türkiye’de siyaset literatürüne, hukuk literatürüne kazandırdığı bir ifadedir, tamamen onların içeriklendirdiği, tanımladığı bir ifade.

Öbür taraftan, “insan haklarına saygılı” yani 61’i hatırlıyorsunuz, biliyorsunuz insan haklarına dayanan bir devlet, Türkiye’de devlet. Fakat 82 Anayasası’nı yapanlar insan haklarıyla daha mesafeli bir ilişki kurmak istemişler, “saygılı” demişler, “dayanan” ifadesi daha güçlü bir vurgu yaptığı için demişler. Yani biz bunu şimdi 12 Eylülcüler “saygılı” dedi diye ve altına da “değiştirilmez” diye mühür bastıkları için değiştiremeyecek miyiz, “dayanan” yapamayacak mıyız? Bu bakımdan, biz mesela burada “insan haklarına saygılı” yerine “dayanan”ı öneriyoruz.

Onun dışında, “toplumun huzuru”, “millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde”, ”Atatürk milliyetçiliğine bağlı”, “başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan” gibi ifadeleri, hukuki olmadığını düşündüğümüz ifadeleri de çıkartarak sadece buradaki hukuki olan ilkeleri muhafaza etmek şartıyla şöyle bir öneride bulunmuşuz: “Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” Bizim önerimiz bu. Bu 2’nci madde.

3’üncü maddede de bizim çok ufak bir rötuşumuz var. (2)’nci, (3)’üncü, (4)’üncü ve (5)’inci fıkralarıyla ilgili hiçbir değişiklik önerimiz yok. Sadece (1)’inci fıkrada “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.” ifadesini de “Türkiye devleti, ülke ve millet olarak bölünmez bir bütündür.” e çeviriyoruz. Yani buradaki tabii kastedilen şey bu olmayabilir ama devletin ülkesi ve devletin milletine dair bir anlayış var. Çok kastedilen bu mudur, değil midir tereddütteyim çünkü bu 12 Eylül döneminde bu Anayasa’nın tanıtımıyla ilgili Kenan Evren’in yaptığı konuşmalarına bakacak olursanız bu algı var. Bir devlet özne, bir de bu devletin mekânı ülke var, bir de bu devletin bir milleti var ama bu devlet öyle bir özne ki ne ülkeye ne millete muhtaçtır, gerekirse, ülkesi yoksa başka bir ülke bulur, değişirse, millet yoksa milleti de değiştirir başka bir millet getirir ama devlet de her zaman bakidir. Hâlbuki gerçek böyle değil yani aslolan millettir ve millet tarihin muhtelif dönemlerinde, muhtelif ülkelerde farklı devletler kurabilmiştir, onun için daha çok burada devlete ülkeyi ve milleti devlete nispet eden ifadeyi biz düzeltmek istedik. Hem “ülke ve millet olarak devlet bölünmez bir bütündür.”e çevirdik. Anlam olarak, hüküm olarak bir şey değişmiyor.

Bir de tabii –Hocam hatırlattı- (2)’nci fıkrada biz “Dili Türkçedir.” İfadesini… Bu şekliyle fıkralar olarak yazılmadığı için cümleler olarak 82 Anayasası’nda “Dili Türkçedir.” Yani burada kastedilenin resmî dil olduğunu hepimiz biliyoruz, farklı bir yorum da yok zaten 82 Anayasası’yla ilgili de. Muhtemelen bu belki o zaman yanlış kaleme almaktan da ortaya çıkmış olabilir. Bunun doğrusu ve burada kastedilen hüküm olarak resmî dildir, resmî dil Türkçedir. Bunu da burada bu şekilde ifade etmiş, düzeltmiş oluyoruz.

Değiştirilmezlikle ilgili maddeyi de biz önermedik, bunu da doğru bulmuyoruz.

Diğer hususların bağlamı biraz daha farklı, “ana dil”, “vatandaşlık”… Onlara daha sonra girebiliriz.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Evet, onları daha sonraya…

MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Teşekkür ederim.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Çok teşekkür ederim.

Benim anladığım, Adalet ve Kalkınma Partisinin tutumu 4’üncü maddenin çıkarılması, diğer üç maddenin içeriğinin büyük ölçüde korunarak yazılması.

MUSTFA ŞENTOP (İstanbul) – Ana ilkeleriyle.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Ana ilkeleri itibarıyla.

Çok teşekkür ederiz.

Faruk Bey, buyurun efendim.

FARUK BAL (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii anayasanın ne olduğunu ifade ederek sözlerime başlamak ihtiyacını hissediyorum. Kurulan bir devletin hangi şartlar altında kurulduğunun çok büyük bir önemi vardır. Dünyada cetvellerle çizilen sınırlar içerisinde kurulan devletler olduğu gibi cehennemden çıkarcasına bir mücadelenin neticesinde kurulan devletler de vardır, ikisi arasında serpiştirilmiş gri devletler de vardır. Türkiye bir Kurtuluş Savaşı sonunda “Düveli Muazzama” dediğimiz, bir tarafta Rusya, onun yanında Sırp Ortodoks camiası, diğer tarafta “Batı dünyası” diye tanımlanan İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan’dan Amerika’sına kadar ülkeler arasında sandviç olmuş bir vaziyetteki Osmanlı İmparatorluğu’nun bütün topraklarının işgalinden sonra kurulmuş bir devlettir. O zaman bu devleti kuran bir irade vardır, bu devletin kurulmasını ortaya koyan bir felsefe vardır. Biz bu ikisine de Milliyetçi Hareket Partisi olarak çok büyük önem veriyoruz, çok büyük değer veriyoruz ve bu değerlerin örselenmesine karşıyız. İşte bu irade yanlış cümlelerle, fazla ibarelerle de olsa Anayasa’nın ilk 3 maddesine eksiğiyle, fazlasıyla yazılmıştır. Dolayısıyla, burada bir değişiklik yapılmasını düşünmüyoruz.

İkinci olarak, biz kimiz burada? Biz kimiz yani? Neticede 4 siyasi partinin 12 tane milletvekiliyiz. Bu yetkiyi nereden aldık? Siyasi partilerimizden aldık. Siyasi partilerimiz, Anayasa’nın ilk 3 maddesi de dâhil olmak üzere hepsini değiştireceğiz ve şöyle değiştireceğiz diye halkın iradesini aldı mı? Hayır. Burada çok açık ve net söylüyorum: Sadece MHP, Anayasa’nın değişikliği içerisinde öngörülerini tek tek saymıştır, “Şunlara karşıyım.” demiştir ama diğer 3 siyasi parti “Anayasa’yı değiştireceğiz.” demiş, ucundan kıyısından popülist söylemler ile bu değişiklikleri kamuoyuyla paylaşmıştır fakat “Anayasa’nın ilk 4 maddesini değiştireceğiz” diye bir taahhütleri bulunmamış, bir söylemleri bulunmamış ve dolayısıyla halktan da böyle bir oy, böyle bir irade almamışlardır. O zaman Anayasa’nın bu kadar büyük bir devletin şeklini, şemailini değiştirecek veya değiştirilmez hükümlerini ortadan kaldıracak şekilde bir iradenin demokratik meşruiyet kaynağı yoktur. Dolayısıyla bunu tartışmanın demokratik meşruiyeti de yoktur. Eğer bu tartışılabilir olsaydı, o zaman, 2007 yılında ekim ayında MHP’nin önerdiği şekilde bu komisyonun kurulması, anlaştığı noktaları bir tutanağa bağlaması, anlaşamadığı noktalarda da her partinin kendi düşüncesini halka anlatması, bu şekilde halka gidilmesi, halktan çıkan bir sonuca göre oluşacak Meclisin bunları yapması gerekirdi. Böyle bir durum izlenmemiştir. İzlenmediği için tali kurucu, asli kurucu iktidar kavramlarına geliyoruz. Halktan böyle bir yetki almadığımız için biz tali kurucu iktidarız ve devletin temel, milletin temel sütunlarını Anayasa’da çökertecek bir hâle dönüştüremeyiz.

Bu ilk 3 maddede gramer hatası vardır, fazla kelimeler vardır, doğrudur. Biz bu ilk 3 maddeyi, oradaki “Atatürk Milliyetçiliği” tanımını Kurtuluş Savaşı sırasında oluşan Kuvayımilliye ruhu olarak algılıyoruz ve o süreçten sonra gelişen demokrasimizin “sosyal devlet”, “hukuk devleti”, “laik devlet” gibi eriştiği demokratik kavramları da geleceğe taşıyabilecek bir garanti olarak görüyoruz. Bu ilk 3 maddede Kuvayımilliye ruhunun bu yüzyıla aktardığı devletin adı, yönetim şekli ve nitelikleri itibarıyla da gelecek nesillere aktarılabilecek yüz yıllık kazanımlar geriye döndüğümüz zaman da sosyal, kültürel, askerî ve ekonomik bir imparatorluk düzeninden moderniteye geçişi, evrensel değerlere yaklaşımın da bir garantisi olarak görüyoruz.

Şimdi, bu ilk 3 maddeyle ilgili Sayın Şentop’un söylediği, Anayasa Mahkemesi çok yanlış kararlar vermiştir. Tamamen katılıyorum Sayın Şentop’a. Yani Anayasa Mahkemesi geçmişte ideolojik bir vesayet yetkisinin sahibi gibi görmüş kendisini. Mecliste çıkan kanunları, yapılan düzenlemeleri, orada bulunan Anayasa Mahkemesi üyeleri kendi ideolojik düşüncelerine göre yorumlamışlar; yetkilerini aşarak, hele hele 1971 Anayasa değişikliğinden sonra şekil dışında başka bir işe karışamayacakları hâlde, “Ben, bunu cumhuriyetin temel nitelikleriyle nasıl ilişkilendiririm, nasıl arkadan dolanırım, nasıl teklif edilemez bir madde hâline getiririm” uyanıklığı ile o değerleri de tartışılır hâle getirmiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin yapmış olduğu bu yanlış veya yanlışlıklar silsilesi, biraz önce anlattığımız Anayasa’nın ilk 3 maddesinde belirtilen değerdeki maddelerini değiştirmeyi haklı kılan bir gerekçe sayılamaz. Bir mahkeme yanlış karar verdi diye kanunu değiştirmenin cezasını en son örneğinde gördük işte. Yani Sayın Bekir Bozdağ’a yapılan hareketi burada ben de kınıyorum. İyi ama Bekir Bozdağ bunu hak etmeyen bir kişi olmakla birlikte, AKP Hükûmetinin çıkardığı tutuklulukla ilgili 3’üncü yargı paketindeki kanunlar böyle bir uygulamayı kanuni gerekçe hâline dönüştürmüştür. Dolayısıyla düşünmeden yapılan ceza adaletini veya sosyal dengeleri iyi tartmadan yapılabilecek değişikliklerin nelere mal olabileceğini küçük bir örnekle görüyoruz. Bunu çok daha artırmak mümkün ama güncel olduğu için bunu söylüyorum.



Yüklə 341,86 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə