Tekfir problemleri Mehmed GÜNEŞ tekfir problemleri



Yüklə 0,61 Mb.
səhifə1/6
tarix02.11.2017
ölçüsü0,61 Mb.
  1   2   3   4   5   6


TEKFİR PROBLEMLERİ

*

Mehmed GÜNEŞ

(TEKFİR PROBLEMLERİ)


Copyright © 2012,

Mehmed GÜNEŞ
ISBN:

Sertifika No: 14721


Kapak Tasarım

Yeliz GAZELOĞLU


Baskı:

Kazımkarabekir cad. Kültür Çarşısı

No. 7/101-102

Altındağ / ANKARA

Tel : 0312. 341 00 02

Cep : 0549 341 00 02


Tüm hakları yazara aittir. İzinsiz çoğaltılamaz. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.



İÇİNDEKİLER

  1. Söze Başlarken Bir Uyarı / 7

  2. Genel Manada Dinde İfrat ve Tefritten Sakınmak / 8

  3. Tekfir Kelimesinin Etimolojik Tahlili / 12

  4. İlk Tekfir Hareketi / 15

  5. Haricilerin Zihniyeti / 16

  6. Tekfirde Aşırı Gidilmesine Sebebiyet Veren Bazı Vahim Vakıalar / 18

  7. Tekfirde Aşırılığın Sebepleri / 22

  8. Tekfiri Hak edeni Tekfir Etmenin Gerekliliği / 25

  9. Tekfirin Tehlikeleri Ve Sonuçları / 27

  10. Tekfir’in Şartları / 29

  11. Küfre Göğüs Açmak Ve Küfrün Hata Sonucu Tezahür Etmiş Olmaması / 30

  12. Tekfir edilecek Şahsa Ya da Topluma Yolun apaçık Belli Olması / 32

  13. GÜNÜMÜZ TOPLUMUNUN ANALİZİ / 34

  14. Günümüz Toplumunun konumunu tespit etmede güzel ve Farklı Bir Yaklaşım / 38

  15. Bazı Âlimlerin Toplumu Tekfir ettiği yönündeki Düşüncenin Yanlışlığı / 49

  16. ''Kafire Kafir demeyen Kafirdir'' Anlayışının Analizi / 57

  17. ''Kafire kafir demeyen kafirdir'' Sözüne İmam-ı Azam'dan getirilen Delilin İncelenmesi / 60

  18. ''La ilahe İllallah'' Diyen Cennete Girer /62

  19. Bazı Âlimlerin '' Tekfir '' Hakkındaki Nasihatleri / 64

  20. PARLEMENTER İDAREDE GÖREV ALMA VE OY KULLANMA MESELESİ /71

  21. Tağut Üzerine /76




  1. ''Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse... ''Ayet(ler)ine Mutedil bir Yaklaşım / 79

  2. İslam Ahkamının Uygulanmadığı Devletlerde Görev Alma Meselesi /84

  3. Sözü bitirirken /86

  4. Tekfir Konusunda Yararlanılabilecek Kitaplar /87

  5. Kaynaklar / 96

  6. Faydalanılan Eserler /101


Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun. Peygamberlerin sonuncusu ve imamı, şükredenlerin efendisi, zikredenlerin en üstünü, çevresini nuru ile aydınlatanların bir tanesi Hz. Muhammed (s.a.v)'e, âl ve ashabına ve O (s.a.v)'nun yolunu tutanlara Kıyamet gününe kadar salât ve selâm olsun.

Söze Başlarken Bir Uyarı

Dikkatinizi yoğunlaştırmak istediğim nokta tekfirin bir provokasyon olma ihtimalidir. Son yıllarda tekfirciler artmasına rağmen bu sayı son 1-2 yılda daha da artmış bulunmaktadır. Batılı müsteşriklerin özellikle Müslümanlar arasında bu görüşleri (tekfiri) yayması bir muhal değildir. Özellikle ılımlaşan sistemde Müslümanlar iyice gevşemiş bulunmaktadır. Bu gevşeklikten yararlanmak isteyen batılı müsteşrikler Müslümanların birliğini bozmak için bu tekfir fitnesini yeniden hortlatmaları kuvvetli bir ihtimaldir. Ve hiç de akla muhalif değildir. Biraz düşünürseniz bu sinsi projenin Müslümanları nasıl paramparça ettiğini görebilirsiniz. Bu proje ile Müslümanlar-Müslümanları ve Müslümanlar (gelişi güzel bir şekilde) en yakınlarını tekfir etmiş; böylece kendilerini atomize etmiş/parçalamış ve güçsüz düşüp/yalnızlaşmışlardır. Bu tekfir projesinde saf Müslümanların kullanıldığı ise aşikârdır. Daha önceden de silahlı/sloganlı eylemlerde bu saf Müslümanları öne çıkarıp kullanmışlar ve Müslümanlara/İslama yakışıksız imajlar lanse etmeye çalışmışlardı. Şimdi ise şekil değişmesine rağmen zihniyet değişmemiş; tekfir zihniyeti üzerinden tefrikaya sebebiyet verme gayretine girişilmiştir. Müslümanlar birbirlerini tekfir ederlerse bunun neticesinde birbirlerinin kanını helal göreceklerdir. Nitekim Irakta, Bir gün Şii camiisin de bomba patlaması ve diğer günde Sünni camiisin de bomba patlaması herhalde gelişi-güzel olan vakıalar değildir. Birbirlerini tekfir eden saf Müslümanlar söz de kâfirleri(!) öldürerek cihat ediyorlar! Müslümanların bu tarz projelere karşı uyanık olmalarını istiyoruz. Bu mühim uyarıyı yaptıktan sonra konularımıza geçebiliriz.



Genel Manada Dinde İfrat ve Tefritten Sakınmak

İslamın ve İnsanlığın en çok çektiği konuların başında, ifrat ve tefrit gelmektedir. Diğer bir ifade ile ''aşırılık'' İslamı anlamanın ve anlatmanın önündeki başlıca etkenlerdendir. Tarih boyunca insanlık ifrat ve tefrit arasında gidip gelmiştir. Bu süreç İslamın mesajını gölgelediği gibi insanlığın saadetini de zedelemiştir.

İslam'ın hayata bakışı itidal eksenlidir, itidali emreder; ne toplum adına bireyi, ne birey adına toplumu ihmal eder.(1)

İslam, helal-haram ayrımı yapmadan her şeyi helal gören kapitalizm ile özel mülkiyeti reddeden komünizm arasında vasat bir yoldur; herkese hakkını/hak ettiğini verir.

İslam, günahları zararsız ve hoş gören 'Mürcie' ile günah işleyen Müslümanları tekfir eden 'Harici' anlayış arasında vasat noktadır.

Müslüman, hikmet ile hareket eder, yaptığını bir hikmet ile yaptığı gibi terkettiğini de bir hikmet gereği terk eder. İnançta Allah'ı her şeyden tenzih eder; teşbih ve tecsimi reddeder, tevhidi esas alır; amelde de mutedildir, şefkati, merhameti ve yardımlaşmayı esas alan bir duruş sergiler.(2)

İslamın itidalli duruşunda tevhid, sevgi, izzet ve dik duruş billurlaşır.

Müslümanın tüm hareket ve davranışlarında itidalli davranması asıldır. İtidal, iki kötülük arasındaki iyiliktir, yani ifrat ile tefritin arasını bulmaktır. İslam, kötülüğün düzeltilmesini emreder, ancak onu düzeltirken daha büyük bir kötülüğün meydana gelmesini caiz görmez. Çünkü ifrat ıslah değil, ifsattır, kötülüğü körükler.

İslam, canlı-cansız her varlık için bir rahmettir. Söz gelimi İslam, büyük günahlardan olan şarap içmeyi gayrimüslimlere yasaklamaz. İslamın hoşgörüsü o seviyeye varmıştır ki âlimler; ''Bir müslüman, bir Hıristiyanın domuzunu öldürür veya şarabını dökerse onun bedelini ödemesi gerekir.''(3) demişlerdir.

İslam ''bana ne!'' anlayışını reddederek toplumu gemiye benzetir. Gemide gedik açmak toplumu helake götürür. Yahudilik ve Hıristiyanlık ilahi öğretilerin dengesini bozan iki ucu temsil ederken, İslam itidal anlamında gelen istikametten(4) ibaret olup ifrat ve tefrit arasında dengeyi muhafaza eder.



''Ey iman edenler! SİZ, Hepiniz toptan barışa (esenliğe) ve güven dini olan İslama girin! Şeytanın adımlarını izlemeyin!''(5)

''Böylelikle, insanlara rehber ve örnek olasınız diye sizi aşırı gitmeyen/mutedil bir toplum yaptık.''(6)

''Haydi müjdele o kullarımı! Onlar ki sözü dinlerler; sonra da en güzelini (en itidallisini) tatbik ederler.''(7)

Hz. Peygamberin (s) sünneti de itidal ve kolaylıktan başka bir şey değildi. O'nun her hareket ve davranışında rahmet ve kolaylık vardı.

Rasulullah (s) isimlerde bile aşırı gidilmesinden hoşlanmazdı, adı harp (savaş) olan birisinin adını garipsemiş ve beğenmemişti.(8) Yine adı sert/katı manasına gelen ''haşn'' adındaki birisine sen sert değilsin, yumuşaksın/kolaysın diyerek onun adını ''yüsr'' olarak değiştirdi.

Alış veriş hususunda şöyle derdi: ''Alınca ve satınca itidalli/dengeli olandan ve kolaylık gösterenden Allah razı olsun.''(9)

İki zararla karşılaşınca daha ehven/hafif olanı tercih ederdi.(10) Nitekim Hudeybiye anlaşmasında Hz. Peygamber'e ''Allah'ın elçisi'' vasfı yazdırılmadı. ''O zaman Abdullah'ın oğlu Muhammed yazın'' buyurdu. Bismillahirrahmanirrahim yerine, Bismikellahümme/Allahım senin adınla diye yazılmasına itiraz etmedi. İtiraz eden sahabelere: ''olsun bu da güzeldir'' diye sakinleşmelerini söyledi.(11)

Himar lakaplı Abdullah adında içki içen bir sahabi vardı. Abdullah/himar zaman zaman Hz. Peygamberi neşelendirirdi. Abdullah/Himar içkiye devam ettiğinden tam 50 kez cezaya çaptırıldı. Ancak İslam toplumundan dışlanmadı ve lanetlenmedi.(12)

Hz. Peygamber şöyle buyurdu: ''Kendinizi sıkıntıya sokmayın; yoksa Allah bu vesileyle sizi sıkıntıda bırakır. Geçmişte bazı toplumlar kendilerine sıkıntı verdiler. Allah da onları halleriyle baş başa bıraktı.''(13)

Hz. Aişe naklediyor: Bir defasında Hz. peygamber gayet mutlu ve sevinçli halde yanımdan ayrıldı. Dönüşte ise üzüntülüydü, nedenini şöyle açıkladı: ''Kâbe’ye girdim, izdiham nedeniyle rahatsızlık vermekten endişe duydum.''(14)

Yine Hz. Peygamber:''Aşırıların helak olduğunu''(15) bildirip ''İman et, sonra da itidal çizgisini takip et.''(16) diyerek ümmetine öğüt vermiştir.

Hz. Peygamber düz bir çizgi çizdi; sonra da sağına ve soluna ufak çıkıntılar çizdi ve şöyle buyurdu: ''İşte İslam bu düz çizgi gibidir, düz çizgiden sapan her yolun başında bir şeytan bulunmaktadır.'' Daha sonra da,''Muhakkak ki bu benim dosdoğru yolumdur. Hep onu takip edin, sizi onun yolundan saptırıp parçalayacak başka yolları takip etmeyin...''(17) ayetini okudu.(18)

Hz.Peygamber'e Allah'a en sevimli dinin ne olduğunu sorulunca,''Pak ve müsamahayı/hoş görüyü emreden dindir.''(19) buyurdu.

İslam, ne kırılacak, dağılacak, buharlaşacak kadar ince ve homojen; ne de dokunulmaz derecede katı ve haşindir. O, ne ruhbanlık derecesinde zahit ne sekülerlik seviyesinde maddecidir. O, Hz. Peygamber ile arkadaşlarının hayatında anlamını bulan dindir.

Kısacası, İslam itidaldir; hoş görüdür.

''Ey Rabbimiz bizi itidal çizgisinde sabit kıl.''(20)

Allahumme Âmin.



Tekfir Kelimesinin Etimolojik Tahlili


  1. Kefara'nın sözlük manaları:

1-Allah'ın vahdaniyetine, nübüvvete ya da şeriata iman etmeyen kimseyi kapsar.

2-Allah'ı inkâr etmek manasındadır.

3-Allah'ın nimetini inkâr etmek(nankörlük etmek) manasındadır.

4-(Teberra'e minhu) Yani bir şeyden uzaklaşmak manasındadır.

5-Bir şeyin üzerini örtmek, kapatmak, gizlemek anlamlarındadır.

Bu mana da Araplar şöyle der: ''Çiftçi toprakla tohumu (kefr etti) kapattı, üzerini örttü.''

Benzer manada yine şöyle derler: ''Toprak altındakileri (kefr etti) örttü.”

Ekfera(kefara fiilinin if'al babı) manaları:

1-Birisini küfre nispet etmek. A şahsı B şahsını ikfar etti. Yani bir kimsenin diğer bir kimseyi küfürle ilişkilendirmesine denir.

2-İsyana teşvik etmek manasına da gelir. (Allah'a isyana yöneltmek.)

Keffera'nın manaları

1- Araplar bu konuda şöyle der: Keffera liseyyidihi (Efendisine tekfir etti. Yani Efendisi için tekfir etti.) Efendisi için eğildi, elini göğsüne koydu ve rükû eder gibi başını eğdi. Hareketin maksadı saygı ifadesidir.

2-Keffara an yeminihi (Kefaret verdi) Yapılan herhangi bir günah ya da hatanın örtülmesi izale edilmesi eylemidir.

3-Yine örtmek ve gizlemek manalarına gelir.

4-Bir kimsenin kâfir olduğunu kabul etmek manasındadır. Ya da bir kimseye Kâfir oldun demektir.

5-Keffera Allahu Aniz-zenbi (Allah, bir kulun günahını örttü yani bağışladı) manasındadır.



Tekeffera'nın manaları

1-Tekeffera biş şey'i (Bir şeyle tekeffür etmek yani bir şeyle örtünmek, gizlenmiş olmak) manasındadır.



Kâfir sözünün sözlük manaları

1-Hurma dalının ve kabuğu olan meyvelerin kabıdır.(Onlara giydirildiği, örttüğü için bu manada kullanılmıştır.)

2-Zulmeden kimse manasındadır.

3-Aydınlığı örten karanlık manasındadır.

4-Kâfir minel ard'ı(arzdan/insanlardan soyutlanmış uzak olan manasındadır)

5-Gizli bir yerde yaşayan kimseye de bu ad verilir.

6-Son olarak Allah'a iman etmeyen kimse manasına gelir.

Tekfir «fa’aale» babından, «Keffera» filinin mastarıdır. Çekimi: Keffera, Yukeffiru Tekfîran’dır.

Yukarıdaki bilgileri göz önünde bulundurarak toparlarsak.

Küfür: İmanın zıddıdır. İnkâr anlamına gelmekle beraber hakkın üzerini örtmek manasına da gelir.

Kâfir: Kendisine gelen hakikati inkâr eden, onun üzerini örten ve haktan uzak duran manasına gelir.

Tekfir ise: Bir kişinin söylediği bir söz ya da sergilediği bir eylem sebebiyle İslam dininden çıktığına hükmetmektir. Dikkat ederseniz 'İslam dininden çıktığına' diyorum çünkü bir kimsenin tekfir edilebilmesi için öncelikle İslam dinine girmesi (ya da İslam kendisine geldiği halde reddetmesi) gerekir.

İlk Tekfir Hareketi

Tekfir hareketini ilk başlatan hizip Hz. Ali dönemindeki Haricilerdir. Bunların çoğunluğu cahil ve mutaassıp bedevi Arapların oluşturduğu gruplardı. Genellikle çok Kur'an okurlar, çok ibadet ederler, dinin zahirine körü körüne bağlı fakat onun ruhundan habersizdiler. Halife Hz. Ali ile kendisine isyan eden Şam valisi Muaviye arasında ''hakem'' olayı cereyan edince Hariciler ''İnil hukmu illa lillah/Hüküm sadece Allah'ındır.'' Ayetini kendilerine slogan edinip Hz. Ali'yi dinden çıkmakla itham ediyorlardı. Sebebi ise güya Hz. Ali, ''hakem'' seçilmesine razı olmakla ''Hüküm yalnızca Allahındır.'' Ayetini iptal ediyordu!.

Onlara göre göre Allah'tan başka kimsenin herhangi bir konuda hüküm verme yetkisi yoktu. Çünkü Allahu Teâlâ: ''Hüküm sadece Allahındır.'' diye buyuruyordu. Hz. Ali ise Hakemin hükmüne razı olduğu için kâfir olmuştu. Hariciler, ayetin muradını anlamak bir yana dursun aşırı zahirci algı biçimleri ayeti yanlış anlamalarına sebep oluyordu. Oysa ayette kast olunan, Allah'tan başka kimse hüküm/kanun koyamaz demek değildi; fakat bununla kast olunan Allah'ın verdiğe hükme muhalif olarak hüküm koyamaz demekti. Yani Mutlak manada Hüküm Koyucu olanın Allah olduğu vurgulanıyordu.

Hz. Ali'nin ise bunlara hitaben söylediği söz son derece manidardır: ''Kendisi ile batıl kast olunan hak bir söz söylüyorlar.''

Hariciler bununla beraber büyük günah işleyen müslümanları da tekfir ediyorlardı.

Haricilerin Zihniyeti

M. Ebu Zehra, Haricilerin tasvirini ve onların belirgin vasıflarını özlü bir biçimde dile getirmektedir. Bazı satırlarını alıntılıyoruz:



''Hariciler kendi inançlarına ve fikirlerine müthiş bir taassupla bağlıdırlar. Akidelerini çılgınca savunurlar. Onları buna sürükleyen şey, zahirine bağlandıkları bazı sözler olmuştur. Onların aklı: 'La hükme illa lillah' (Hüküm ancak Allah'ındır) sözüne saplandı. Bu sözü kendilerine kalkan yapmışlardı. Hamaset duyguları ve kelimelerin zahirine saplanmaları onların özelliklerindendir. Bunların yanı sıra fedakârlık, serkeşlik, ölümden çekinmemek, tehlikelere atılmak gibi vasıfları da vardır. Bu hareketlerin bazıları heves mahsulü idi. Bazısı da asap bozukluğundan ileri geliyordu. Koyu bir taassup, bozuk bir fikir uğrunda ölüme atılmaktan bile çekinmiyorlardı.''

M. Ebu Zehra, Haricilerin taassup sebebini şöyle izah etmektedir:



''Haricilerin çoğu badiye (çöl Arapları) idi. İslam sevgisi kalplerine girdi, fakat fikirleri basit ve sade kaldı. İlimden uzak kaldılar. Bu şartlar altında dar akıllı, kuru zahit, alıngan bir mümin grubu meydana geldi. Onların akideleri, basit akıllarının ve fikirlerinin mahsulüdür. İnançlarındaki sathi görüşleri, Kureyş'e ve bütün Mudar kabilelerine düşmanlık halinde kendini göstermektedir. Haricilerin kusurlarından biri de çok ihtilafçı, kavgacı olmalarıdır. En ufak ve ehemmiyetsiz bir sorun yüzünden aralarında hemen ihtilaf çıkar, kavga kopardı. Her günah işleyen kimse, onlara göre Allah'ın inzal ettiğiyle(ayetiyle) amel etmiyor demektir ve kâfir olur.'' (21)

Görülüyor ki Haricilerde eksik olan iman ve ihlâs değildir, ilim ve irfandır. Bu eksikliğin vahim sonuçları ise ortadır. Hz. Ali'den başlayarak, Hz.Talha, Hz.Zübeyr ve diğer sahabiler, onların tekfir ithamlarına maruz kalmışlardır.

Burada, bizim için önem taşıyan husus, Haricileri, kendi dar, sınırlı akıllarına göre hüküm verdikleri konularda Kuran-ı Kerim'den ayetler göstererek verdikleri hükümleri delillendirmeye çalışmalarının, onları kurtarmaya yetmediğinin anlaşılmasıdır.

Onlar ihlâsla hareket ettiklerini, Kur'an'a sarıldıklarını zannederlerken, aslında Kuran'a karşı çıktıklarının farkına varamamışlardır. Çünkü cehillerinin farkında değildiler. Suretlerle, lafızlarla ve kendi akıllarının hükmettiğine göre düşünüyorlardı.



Bir kimse kendi batıl, hatalı muradını teyit için, Kuran-ı Kerim'e müracaat etse ve orada kendi aklının hükmettiği neticeye zahiren uyan bir ayet-i kerime yakalasa, bu, Kuran'ın manasını tahrif etmek olur. Haricilerin yaptıkları da buydu. Günümüzde de ''Kaynaklar''ın manasından ruhundan uzak, fakat kendi aklının hükmettiğine göre ''içtihat'' yapmaya çıkanların durumunun Haricilere benzediğini söylemenin abartma sayılmayacağını düşünüyorum.(22)
Tekfirde Aşırı Gidilmesine Sebebiyet Veren Bazı Vahim Vakıalar
Burada tekfirde aşırılığa sebebiyet veren bazı olayları aktaracağız. Bunlar yakın tarihte dünyanın muhtelif ülkelerinde cereyan eden hadiselerdir.
A-İslam düşmanlarının İslam aleyhindeki Propagandaları
Amerika Merkezi Haber Alma Örgütü, 1983 yılında sadece İslami uyanış konusunda 120'den fazla konferans ve toplantıyı tamamen veya kısmen açıktan veya gizli olarak finanse etmiştir. (23)
Başta ABD ve diğer Batı devletleri olmak üzere İslam muarızları, İslam ve Müslümanları ortadan kaldırmak için İslam'ı ''aşırıların dini'' olarak lanse etmeye çalışmış ve İslam’ın hayatın bütününde uygulamasına engel olmuşlardır. Ne yazık ki halkında müslüman olan yöneticiler bu emperyalist devletlerin birer kuklası olarak kendilerini açıktan ve gizli olarak göstermişlerdir.
İslam toplumlarında müsaade edilen İslam; Cebriyeci, bid'atçi, yönetilen, yön veren değil yönlendirilen bir İslam profili olmuştur. İzzet, ilim, irfan, kuvvet, dünya ve ahiret dengesini beraber götüren İslam'a ise müsaade edilmedi.
Bazı liderler, modern çağda ''kutsal savaş'' çağrısı yapmaktan da geri durmuyorlardı. Nato'nun sabık patronu Willy Cleas, ''Komünizmin yerini İslam aldı'' hezeyanını söylemekten ve Müslümanlarla karşılaştıklarında; ''Ey katiller, ey öcüler'' gibi ifadeler kullanmaktan da çekinmiyorlardı. Haçlı savaşları sırasında Müslümanlara ''Muhammedi'', emperyalizm döneminde ise ''medenileşmemişler'', ''eğitimsizler'', ''barbarlar'', ''öcüler'' vs. yakıştırılmalar yapıldı. Modernizm, emperyalizm, sekülerizm, laisizm ve pozitivizmin yanlışlarına direnen müslümanlar ''irticacı'', ''mürteci'', ''radikal'' ve ''fundamentalist'' oluyordu(!). Meşhur bir iş adamı; ''Ben sakallıları işe almam'' diyordu. Papa 16. Benedikt, Almanya'nın güneyinde Bavyera eyaletinde verdiği bir konferansta bir saldırıya uğradı. Hiç gerekçe yokken, hiç alaka bulunmazken İslam'a, onun peygamberine saldırıda bulundu.
İsrail'in sabık başbakanlarından Menahin Begin: ''Savaşıyorum, o halde varım!'' gibi kan kokan bir ifade kullanmasına rağmen; terörist olanlar yine Müslümanlar oluyordu.
06 Temmuz 2007 tarihinde bazı gazeteler şu haberi geçti. ABD başkanlığı için yarışan Tom Tancredo, ''el-Kaide bizi bombalarsa biz de Ka'be'yi bombalarız.'' dedi. Müslümanların en kutsal yerlerini bombalamayı seçim propagandası haline getiren şu zihniyete bir bakın!
B- Müslümanlara yönelik baskı ve İşkenceler
Müslümanlara dünden bugüne çok baskı ve işkenceler yapılmıştır. Dünyanın muhtelif bölgelerinde yapılan bu eziyetlerin yakın tarihe ait olanlarından kısmen değineceğiz.
Batılılar; Hindistan, Cezayir, Irak ve diğer coğrafyalarda yüz binlerce insanı katletmişlerdir. Özellikle ABD'nin ortadoğuda yaptığı zulümlerin ise haddi hesabı yoktur.
Komünist Rusya ve Çinde oradaki Müslümanları katlettiler ve onlara akla-hayale gelmedik işkenceler yaptılar.
Mısırda da Müslümanlar birçok eziyet ve işkenceler gördüler bunlardan bazılarına işaret eden alıntılar yapalım:
Büyük davetçi Zeynep Gazzali ''Hatıralar'' isimli hayat hikâyesinde müslümanlara yapılan işkencelere şöyle yer verir: ''Size işkence ediyoruz, kendisine ibadet ettiğiniz Allah'ınız sizi kurtarsın.'' gibi alaycı sözler sarf ediyorlardı. Müslümanların başlarını tıraş ettikten sonra arı, tahtakurusu ve ısırıcı haşereleri başlarına salıyorlardı, kaçmamaları için de el ve ayakları bağlanıyordu. Bazen bıyık ve kaşlarının kıllarını birer birer yoluyorlardı, tırnakları çekiliyordu. Başta Mısır ve Cezayir olmak üzere birçok ülkede mütedeyyin insanlar güneş sıcağı altında saatlerce bekletiliyordu.''
Bu arada Tekfirde aşırı olan ''et-Tekfir ve'l-Hicre'' cemaatı da zindanlarda kuruldu. Aşırılığın önemli iki öncüsü Salih Saraya ve Şükri Mustafa mutedil Müslüman organizasyon Müslüman Kardeşler teşkilatının üyesiydiler. Cezaevinde maruz kaldıkları işkenceler nedeniyle çizgilerini değiştirip aşırı bir duruş sergilemeye başladılar. Müslüman Kardeşler teşkilatından ayrılan bu zümre başta Müslüman Kardeşlerin bir grubunu olmak üzere herkesi tekfir etmeye başladılar.
Şu vakıada çok hüzünlüdür: Hasan el-Benna şehit edilince cenazesi mezarlığa götürülür. Polisler bir pencereden Fatiha okuyan birinin sesini işitirler. Hemen evine baskın yaparlar. Çocukları arasında onu sorgulamaya başlarlar: ''Gerçekten Hasan el-Benna'ya Fatiha okudun mu?'' diye sorarlar. ''Evet'' deyince, tokat ve coplar başına inmeye başlar. ''Sen misin Fatiha okuyan?'' deyip zindana atarlar. (24)
Seyyid Kutub on yıl cezadan sonra raporla evinde gözaltı hapsine mahkûm edildi. Sanık sandalyesinde günlerce aç susuz, işkenceye tabi tutuldu. İşkenceden gözlerini kaybetti. Yeğeni Rıfat, gözü önünde şehit edildi. Kız kardeşi Emine'yi de zindana attılar. Bacısı hamide on işkence çeşidine maruz kaldı. Suriye'de Müslüman Kardeşler cemaati üyeleri çölde toplatılıp üzerlerine bombalar yağdırıldı, kimileri zindana atıldı ve kuduz köpeklere parçalatıldı; infaz odalarında erkeklerin dilleri koparıldı; kadınların azaları kesildi. Abdünnasır'ın ajanları, zindana atılan Müslümanların kulaklarını kül tabağı olarak kullanıyorlardı. Müslümanları elektrik şokuyla cezalandırıyor, boğazlarına kadar su dolu odalarda tutuluyorlardı. Günlerce köpekleri aç bıraktıktan sonra, zindanda onların üzerlerine saldırtıyorlardı.
İslam ülkesi (!) olarak algılanan bir ülkede bir cemaatin lideri devlet başkanına şu teklifte bulunmak zorunda bırakılmış: Ey kral! Ülkende hayvanlara tanıdığınız hakları bize tanımanıza razıyız. Çünkü onları koruyan yasalarınız ve barındırdığınız yerler vardır, yeme içme hakları vardır. Onlara darp etmek, zarar vermek, işkence yapmak, yasalarla yasaklanmıştır. Müslümanlara ise bu haklar tanınmadı. İnançlarını yaşamalarına müsaade edilmedi, İslami ölçüler içinde hayat sürmeleri yasaklandı.
Haccac-ı Zalim bile suçu işleyenin yakınına ilişmezken, birçok ülkede mütedeyyin gençlerin akrabaları birçok yasal haktan mahrum bırakıldı. Çocukları suçlu olarak doğdu. Akraba ve yakınları onlardan dolayı cezaya çarptırıldı. Kitapları, gazeteleri, dergileri toplatıldı, malları müsadere edildi. Tek suçları ''Rabbimiz ALLAH’TIR'' demeleriydi.
Bu densizlere müdahale edecek herhangi bir merci bulamayan disiplinsiz gençler, faillerin cezasını infaz etme cihetine gittiler; söz konusu ülkelerde devlet dairelerinde görev alanları tekfir ettiler; resmi nikâh yapanların çocuklarını gayri meşru ilan ettiler. Pasaport, vize ve hatta kimlik alanları, idarenin emrinde çalışan herkesi, bu ülkelerde askere gidenleri tekfir ettiler. Bunun yanında çocuklarını okullara gönderenleri, seçimlere katılan herkesi ve bu olaylara ses çıkarmayan ulemayı da tekfir ettiler. (25)
Başka ülkelerde olan vakıaları aktarmamım sebebi şudur: Tekfirin haklı ya da haksız çıkışlarını tespit etmek ve arkasındaki sebep boyutuna inebilmek.


Yüklə 0,61 Mb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə