TevhiD (allah’in varliği ve sifatlari)



Yüklə 400,49 Kb.
səhifə8/8
tarix17.11.2018
ölçüsü400,49 Kb.
1   2   3   4   5   6   7   8


81 Yasin suresi, ayet 16

82 İsra suresi, ayet 16

83 Kehf suresi, ayet 82

84 Nisa suresi, ayet 26-28

85 Çünkü Allah'ın iradesi, ihtiyarlarını ve iradelerini hayra doğru yol edinmeye sarf edeceklerini bildiği kullarına teallûk eder.

86 Dehr suresi, ayet 30 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 53-54.

87 Allah'ü tealânın ilim sıfatı: Rabbİmizin herşeyi kemaliy­le bilmesidir. Çünkü bu âlemi en güzel bir şekilde ve nizamda yaratan ve onu idare eden yüce zatın yarattığı varlığı en İnce teferruatına kadar biimesî gerekir. Bilinmeyen birşey yaratıla­maz. O halde yaratıcının önce İlim sahibi olması, sonra o bil­gisinin icabına göre yaratmasıdır.

Allah'ü tealâya ilim sıfatiyle, kâinatta var olmuş ve olacak, toplu olarak veya ayrı ayrı bulunan, gizli ve aşikâr olan her türlü haller daima ve tam olarak malûm olur. Onun bilgisi dışında cereyan eden hiç bir hadise tasavvur edilemez.



88 Sebe' suresi, ayet 1-2

89 Teğabün suresi, ayet 4

90 İlmi en gizli şeylere kadar nüfuz edici ve şamildir.

91 Lokman suresi, ayet 16

92 A'raf suresi, ayet 88-89

93 Mücadile suresi, ayet 7

94 Levh-Î mahfuzda

95 Yunus suresi, ayet 61

96 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 54-56.

97 Allah'ü tealânın hayat sıfatı: Rabbimizİn diri olması demektir Su sıfat, varlıklarda da görülür. Ruh ite maddenin bir­leşmesinden meydana gelmiştir, fakat geçicidir. Bir müddet sortra yok olacaktır. Allah'ın hayat sıfatı ise geçici ve maddî bir hayat değildir, ezeli ve ebedidir. Bütün hayatlar»! hakiki kaynağı olan hakiki hayattır.

98 Bakara suresi, ayet 155,

99 Aîi imran suresi, ayet 1-2-3

100 Mümin suresi, ayet 64-65

101 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 57-58.

102 Semî ve basar: Alich'ü teafânın muttasıf oiduğu kemal sıfatlanndandır. Semî, rabbimizin işitmek şanından olan herşeyi işitmesi, basar ise görülmek şanından olan herşeyi görmesi de­mektir. Ancak haktealânın işitmesi ve görmesi yaratıklarında olduğu gibi kulak ve göz, iki maddî uzuv ve diğer maddî ve hissi vasıtalarla değildir. Çünkü Allah madde ve cismiyetten, mahlukata benzemekten münezzehtir. Allah'ü tealânın, zatının hakikat ve mahiyetini. İdrak edemediğimiz gibi sıfatlarının haki­katini, işitme ve görmesinin mahiyetini ve keyfiyetini de idrak edemeyiz. İnsan bu hususta acizdir. Biz onun sıfatlarının ma­hiyetini araştırmakla mükellef değiliz. Sadece inanmak mec­buriyetindeyiz.

103 Mücadilc suresi, ayet 1

104 Alak suresi, ayet 10 -14 58

105 Tanrılık ididasma kalkıştı. (Celâleyn)

106 Cezada acele etmesinden (Beyzavi, Celâleyn)

107 Taha suresi, ayet 45 - 46

108 Mümin suresi, ayet 19-20

109 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 58-59.

110 Allah'ü tealânın kelâm sıfatı, bütün mezheplerin hepsi Allah'ü tealânın kelâm sıfatı ile muttastf olduğunda ittifak et­mişlerdir. Kelâm sıfatı demek, Rabbimizin sese, harflere ve bu harflerden meydana gelen kelime ve cümleleri tertiplemeye muh­taç olmadan konuşması demektir. Yine rabbimiz peygamberleri­ne kelâm sıfatı ile hitabetmiş emir ve yasaklarını bu sıfatı ile onlara bildirmiştir. Diğer sıfatlar gibi cenabı hakkın kelâm sıfatı­nın gerçek mahiyetini idrak etmekten aciziz. Doğrusunu Allah bilir. Biz rabbimizin kelâm sıfatı İle muttasıf olduğuna İnanı­rız.

111 Nisa suresi, ayet 164.

112 Bakara suresi, ayet 75,

113 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 59-60.

114 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 60.

115 Çünkü Allah'ın sıfatlariyle insanların sıfatlan arasın­daki fark, şüphesiz ki yaratanla yaratılan arasındaki fark kadar­dır. İnsan aklı bunu idrak etmekten acizdir.

116 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 60-61.

117 Zira aklı olmayan kişi, yaptıklarından Allah katında sorumlu değildir.'

118 Kul, iradesini iyiye kullanırsa şüphesiz ki, Allh'0 tealâ onu yaratır, kötüye kullanırsa onu da yaratır. Fakat buna rızas» yoktur. O, kullarına asla zulmedici değildir.

119 Nur suresi, ayet 40. 62 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 61-62.

120 -İmamı Maziri der ki. Peygamber Efendimizin hadisinin zahiri manâsı şudur: O, onlara vesveseden yüz çevirmek ve hiç bir istidlal ve görüş İleri sürmeksizin şüphe ve tereddüdü defetmelerini emretmiştir. Böyle bir düşüncenin batıl olduğunu belirtmiştir.

Hadisten şöyle bir manâ da çıkarılarak denilebilir; gerçekten vesvese İki kısımdır. Birinci kısma gelince bu, kişilerin nefsinde kararlaşmamıştır, devamlı değildir. Şirden ortaya çıkmıştır. Böy­le şüpheler, ondan yüz çevirmekle ve kendini yaratana kayıtsız şartsız teslim olmakla def eaiiebitir. Burada hiç bir deül ve bur­hana hacet yoktur.

İstikrar eden vesveselere gelince, onları, şüpheler topla­mıştır. Onların zihinlerden silinmesi mantıksız ve delilsiz müm­kün değildir. Ancak delil getirmek suretiyle def edilebilir. Doğ­rusunu Allah bilir.


121 Müslim rivayet etmiştir.

122 Nitekim Hz. Muhammed, Allah hakkında hatırına ne getirse, Allah ondan başkadır, buyurmuşlardır.

123 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 63-65.

124 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 65.

125 Rum suresi, ayet 30

126 Kitabımızda mevcut olmayan baz* meşhur flozoflann Allah ve Din hakkındaki görüşlerini dipnot halinde vermeyi fay­dalı bulduk.

W. James'e göre din, «Kalpları gerçek imanla aydınlanan insanlar, her türlü arzu, hırs ve tama'dan el çekerler. Herşeyferini Rahmanın, tanrının eline bırakırlar. İçi gerçek imanla ışık­lanmış insan, her işini tanrı muradına bıraktım, diyebilir. Ne ce­hennem korkusu, ne Cennet sevinci taşır. Fakat, gönlünü dol­duran hür ve ateşli aşk sayesinde Tanrıya karşı tam ve mutlak bir itaat hayat yaşar.»

«Ebedî bir cehennem azabının, kendisini cehennem zeba­nileri elinde oyuncak etmesini haklı bulur. Ne tanrı, ne de mah­lûklar tarafından bir kurtuluş ve teselli de Özlemez, azap ve ızdırap çekiyorsa bu, yoluna can verdiyi tanrı muradıyledir.»

M- Auretius'un şu sözleri de onun din hakkındaki düşün­celerini ve Allah fikrini ortaya koymaktadır:

«Ey kâinat, sana uygun gelen bana da uygundur. Senin hoşuna giden bana da hoştur. Senden gelen herşey bana, ne e'dir, ne geçtir. Senin mevsimlerinin getirdiği her meyva bana hoştur.»

Ey tabiat! Herşey senden geliyor, herşey sendendir, herşey sena dönecektir.

Imitation (İmiteşyın) isimü mecmuada, aşağıdaki satırlarda yukarıdaki zikri geçen şahsın din duygusunu dile getirmekte­dir.

«Tanrım, neyin daha iyi olduğunu ben değil, sen bilirsin. Ne dilersen onu yap İstediğini, ne zaman istersen o zaman ver. Beni, senin hikmetine göre senin ulu sânın yolunda sevk ve idare et. Beni nerede istersen orada kutlan. Bana kendi öz eşyanmış gibi muamele et. Ben senin efindeyim. Beni dilediğin gibi söndür. Senin kölenim, beni kime istersen ver. Zira ben kendim için değil, senin için yaşamak istiyorum.»

Dr. Alexis Carrel, DUA adlı kitabında Allah İnancını şu şe­kilde dile getirir: «İnsan, suya ve oksijene nasıl muhtaç İse tan­rıya da öyle muhtaçtır.»

Cenabı hakka karşı yapılan duanın mahiyetini de şöyle ifade etmektedir: «Allah'a dua etmek, beşerıyyet hissesini tercih değil), ilâhi kudreti herşeyden ziyade ta'zimdir. Bu da en yüce ma­kamdır. Dileğim şudur, diyerek tasrih etmek duanın zaruretin­den değildir. Zaman olur ki, hal, sözden daha beliğdir.

«Tanrım huzurundayım, halim sana malûm» demek, söyle­yenin makamına ve kalbinin temizliği derecesine göre, en beliğ dualardan daha beliğ olur. Tanrıya şükretme, aynı zamanda dua demek olmakla «en yüce dua, tanrıya şükürdür» buyurulmuş-tur.»

Förster'e göre, İman, «İman nazarında itaat ve disiplin, egoizmden kurtulma vasıtasıdır. İman iledir ki, insan, kendi de­rinliğine dalarak tanrıya düğru yükselme, hayatın bütün zahmet ve çileleri arasında tanrıya yel bulma sfrnnı bulur.

İman, böylece insant iş ve vazifeye bağlamak suretiyle, i? ve vazifenin derin hikmet sebeplerini kavratır. İman sana şunu anlatır: Ruh, en yüksek tekamülüne ancak, bedeni emri altına atmakla ulaşacaktır. Bu günün teknikç.i zihniyeti ve yanlış an­laşılmış okullarında, varılacak neticeler insanlara bir gün, bu meselede şu veya bu suretle başks türlü yollar bulunmak lâzım geleceğini gösterecektir. Bîr gün gelecektir ki, tanrıya iman, yeniden eğitime esas olacaktır. O gün gelinceye k,. jar, temen­ni edelim ki, dini terbiye ile uğraşan din adamları zamanımız ilimlerine de uygun yollar bulmuş olsunlar.»

Kont Nuy'a göre yaratılışın gayesi, kaç yaşında olduğunu ariyan alimler, arzın nünden ilk canlının meydana geldiği zamana milyar canlı hücrelerden insana kadar geçen zan.on m üç milyar yıl, ilk insandan bu güne kadar da-bir buçuk milyon! geçtiğini tahmin etmektedirler.

Bu günün en değerli biyoloji alimlerinden elan (Le Kent de Nuy)'a göre cansızlar âleminden canlılar âiemine bir tesadüf neticesi değildir. Sonsuz bîr kudret sahibinin yaratması neticesidir. Yani bu gün ilim, artık Allah'ı İnkâr edemiyor. Bu varlık ve kâinat Allah'ın eseridir, diyor.

Aliah'ü tealâ bu âlemi acaba niçin yarattı? Yaratılışın gayesi nedir?

Yüce tanrı Kur'an-i keriminde : «Ben, İnsanları vs cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım» buyurmaktadır. Mü-fessirler, buradaki ibadeti irfan ile, Allah'ı tanıma ile tefsir eder­ler. Bu takdirde kâinatın yaratılmasından gaye, arif ve kâmil in­sandır.

Hayvanlıktan sıyrılıp İnsanlığa girerken hudut: eline, dili­ne, beline sahibolmaktır. Kendisinden hiç kimsenin zarar gör-memesidir. insanın kendi derinliğindeki İnsanlığa yaklaşması, yi­ne kendi içindeki hayvanlıktan kopması ve kurtulması ile müm­kündür.

Pertnceton Üniversitesi Biyoloji Profesörü Ed. Granî Conklin herşeyi tabiat eseri olarak gören duygusuz ve ruhsuz kimse­lere karşı şöyle seslenir: (İlmin bize Öğrettiği şu muazzam tabi­atı —atomların teşekkülünden insanın ve şuurun tekamülüne ka­dar-inceledikten sonra hâlâ bu kâinat plânsız ve gayesizdir, nasıl denilebilir anlamıyorum.

En son mesele şuraya dayanıyor: iki yol vardır. Bu iki yol­dan biri ümit yolu, diğeri ise yeis yoludur. Eğer kâinatla bir maksat yok İse Allah da yok, iyilik de yok demektir. Kâinatta ve insan hayatında bir plân ve gaye varsa bu ,takdirde, şunu ka­bul etmeliyiz ki. «Herşeyin sonu yokluk hepsi boş» dememiz kendi fikri görüş ve kabiliyetimizin noksanlığından ileri gelmek­tedir. Tanrısızlık insanı ümitsizlğe ve buhrana sürüklerken, bir Allah'a inanmak ise ümide ve sevgiye götürür. Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 65-66.



127 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 67.

128 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 68-69.

129 Şu ayeti kerime buna İşaret etmektedir. Aflah'ü tea-lâmn sözünde «onlar (O salim akıl sahiplen Öyle insanlardır ki) ayakta iken, otururken yanlan üstünde yatarken (hep) Allah'ı hatırlayıp anarlar ve göklerin, yerin yaradılışı hakkında inceden inceye düşünürler. (Fikirlerini kullanarak) şöyle derler: ((Ey rab-bimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen (bundan) pak ve mü-nezzehs:n. Bizli, ateşin azabından koru.» (Ali frnran suresi, ayet

yaşında iken şöyle yaşıyordu : «Kendinden vazgeç ka­dehine acı tatlı ne düşmüşse iç. Kalbini doğruluğun, güzelliğin, iyiliğin insanlara sevginin bir tapınağı yap.» Sevgi ve aşk, insa­nı tanrıya götüren en kısa yoldur. Saadet, muhabbet ve aşk İle tanrıya ulaşabilmedir.

İnsan, dünyayı, göğsünde imiş, yıldızlara dokunuyormuş, na­mütenahiye yetişmiş gibi seziyor. Düşünce bir yıldızdan öteki yıldıza uçuyor. Büyük muammaya nüfuz ediyor. Okyanusların nefes alması gibi sükûnet içinde derin nefes alınıyor. İç, lâcivert gökler gibi duru... Göklerdeki yıldızlardan yerdeki yosunlara ka­dar hepsi kendi göğsünüzde... Hepsi bize boyun eğmekte... Bu halden bize kalan hatıra, içimizde derin bir heyecan ve hürmet izi bırakmaktır.

Kâinatı dolaştım: En büyük yıldızlardan en küçük atomlara kadar... Zaman ve mekân aşarak, ruhan, uçsuz bucaksız yara­dılış âlemini dolaştım. Bir çok güneşler, yıldızlar gördüm. Her birinde sayısız ve hudutsuz güzellikler, gizlilikler... kendi yoklu­ğumu, azametimi görüp sarmaştım. Tanrı İle karşılaştım. Beni hayat ve ruh yaratmış olmasına şükranlarımı sundum. Böyle anlarda insan, tanrı ile yüz yüze gelmiş gibidir ve ölümsüzlüğü­nü sezmektedir.



130 Fussilet suresi, ayet 53 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 69-72.

131 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 73.

132 Ayeti kerimede, «Rabbinin yüzü» diye yapılan tercü­me, Cenabı Hak yaratıklarına benzemediğinden, tevil edilerek «Rabbinin zatı» diye yorumlanmıştır. Mahşer; de ayeti kerimedeki vech kelimesini zat olarak tevil etmiştir.

133 Rahman suresi, ayet 26-27

134 Firavn.

135 Benim murakabe ve muhafazam altında terbiye edil­men İçin» diye tevil ediimiştir.

136 Taha suresi, ayet 39

137 Bizim nazaretimizde demektir. Enes bin Rabî, seni gören yüce varlığın muhafazasında demiştir. Ibni Abbas (R.A,) da «koruması» diye tevil etmiştir.

138 Hud suresi, âyet 36 - 37

139 Peygamber (S.A.V.) e biad edenlerin yani Allah, onların yaptığı bîada mutta ildir. Onunla onları cezalandırır veya mükâ­fatlandırır.

140 Fetih suresi, âyet 10.

141 Bizim üzerimize rızkı çoğaltmaktan sıkıdır dediler ve bundan dolayı da Ailah'ü tealâya karşı bahil ve cimrice davran­dılar.

142 Cömertlik şifasında aşın derecede mübalâğa edilmiş­tir. Etin senası, çokluğu ifade etmek içindir. Maldan cömertçe el ile saçıldığtndan bir vasıta olarak kullanılmıştır.

143 Maide suresi, âyet 64

144 Ne bir ortak, ne de bir yardımcı olmaksızın onu. eh güzel şekilde biz yarattık ve biz işledik.

145 Yasin suresi, âyet 71

146 Nefsimden korkmanızı yerine (kendisinden korkmanı­zı) diye tevil edilmiştir. İnsanların nefsine benzeme kaldırılmıştır

147 Ali Imran suresi, âyet 28.

148 Burada geçen «Nefis», «zat» ile ifade edilmiştir. Manâ «kendi zatına ait olan gaybından ve ilminden hiç birşey bilmem demektir.

149 Maide suresi, âyet 116

150 Arş, hükümdar tahtı demektir. İstiva İse kaplamak anlamına gelir. Bu müteşabih olan âyet İçin, Ebu el-Hasen el-Eşari ve diğer bazıları şöyle demişlerdir: «Allah, hadsiz ve keyfiyetsiz olarak arş üzerine İstiva etmiştir. Mahlükatının İstiva­sı gibi değildir. Abdullah İbni Abbas (R.A.) da onu te'vil ede­rek şöyle bir manâ muradeder: «Allah, halen var olanı ve kı­yamete kadar ve kıyametten sonra da olacak şeyleri yaratmıştır» der.

151 Taha suresi, âyet 5

152 Kurtubi, «Allah'ü tealâ mekân itibariyle değil, kahr ve galebe yoluyla kullarının üzerindedir. Çünkü şanı yüce olan Rabbimiz mekândan münezzehdir.» der.

153 Enam suresi, âyet 61

154 Hükümranlığı ve kudreti çok yücelerde olan dernektir. Kurtubi, Allah'ın mülkü umumî olduğu halde sema ile hususiye­ti şunun içindir. Çünkü tanrı kudretini semada infaz eder hiç kimse onu, yer yüzünde ve onun içinde olarak ta'zîm etmez. Yücelerde düşünür. Doğrusunu Allah bilir,

155 Mülk suresi, âyet 16

156 Güzel kelimeleri ancak o bilir. «Güzel kelimelere» ait sayfalar onun katına yahut arşına yükselir. (El işare). Dergâ­hı kabul ve icabete vasıl olur, (Beyzavi, medarik) şekillerinde te'vil edilmiştir.

157 Bu tefsir, ibni Abbas (R.A.) hümaya göredir. Bazı ha­dîsler de bunu teyid eder. Denildi ki, «Güzel kelimeler» Allahı zikirdir.» Salih amel» de farzlan edadır. Kim Allah'ı zikir ile meş­gul olur da farzları yerine getirmezse zikri reddolunur. iman temenniden ibaret deö'ldîr. Onunla sıfatlanmak ve onunla be­zenmektir,. O, kalplerde, istikrar bulur. İyi amel ve hareketlerle sadakat ve doğruluğunu isbat ederse o vakit makbul olur.

158 Fâtır suresi, âyet 10.

159 Cenabı Hakka evfât ve ortak isnat ve onun peygam­berini yalanlayan kâfirter (Celâleyn).

Ibni Abbas (R.A.)'a göre bundan maksat «Uzery Allah'ın oğludur, Allah'ın eli bağlıdır. Allah fakir biz renginiz» diyerr Yahudilerle, «Hz, Isa, Allah'ın oğludur, o. Üçün üçüncüsüdür, putlar onun ortaktandır» diyen müşriklerdir. (Hâzin).



160 Ahzap suresi, âyet 57

161 Ruhlarımızdan olan bir ruhu. O da Isa (A.S.)'m ruhu­dur.

162 Cebraili gönderdik. Onun cebine üfürdü.

163 Tahrİm suresi, âyet 12

164 Rabbinm emri ve hükmü geldiği zaman, kudretinin alâmetleri ve kahrının eserleri demektir (Beyzavi, Medarik)

165 Fecr suresi, âyet 22 78

166 Adem (S.A.)'in sureti üzerine.

Hafız el-Askalani der ki, bunun manâsı şu demektir: «Şüp­hesiz ki Allahîü tealâ Ademi yarattığı suret ve heyet üzerine meydana getirmiştir. Meydana gelişte ve Ana rahminde asıl heyet hiç bîr değişikliğe uğramamıştır.



167 Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.

168 Nevevi, Maziri'nin şöyle söylediğini haber verdi: «Ferah, yüzde kısımlara ayrılır, Surur bunlardan biridir. Surur ise, kendisi ile sururlanılan şeye yaklaştırır. Burada maksat şu­dur: Allah'ü tealâ kulunun tövbesinden, kaybettiğini bulan kim­senin memnuniyetinden daha çok razı olur. Manâyı daha kuv­vetli ifade etmek İçin rıza yerine ferah kelimesi kullanılmıştır.

169 Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.

170 Maddî olan birşey üzerine ayak basılır. Halbuki Aliah'ü teslâ bizim bildiğimiz manâda ayaktan münezzehtir. Varlıkların hiç birine benzemez. Buradaki manâ şudur: Aflah'ü tealânın emri ona gelir. O da 21'yade talebinden uzaklaşır ve İçine aldığı ile yetinir. Hataya düşmekten Allah'a sığınırız.

171 Buhari ve Müslim rivayet etmiştir. Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 73-80.

172 Şura suresi, âyet 11.

173 Cenabı hakkın sıfat isimlerinden olan «Vâhid» ma­hiyette ve kemâl sıfatlarında ona bir şey eş olmak mümkün değildir. Anlamına gelir. Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 80-81.

174 Ihlâs suresi, âyet 1 - 2 - 3 - 4.

175 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 81-82.

176 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 82.

177 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 82-83.

178 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 83.

179 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 83-84.

180 Nisa suresi, âyet 115

181 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 84-86.

182 Rahman suresi, âyet 27

183 Enam suresi, âyet 52

184 Kasas suresi, âyet 88

185 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 86-87.

186 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 87-88.

187 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 88-89.

188 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 89-90.

189 Hâkim rivayet etmiştir.

190 Abdullah bin Ömer'den Müslim rivayet etmiştir.

191 İrakt, bu hadisi Ebu Hüreyre'den Ahmed rivayet etmiştir dedi.

192 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 90-92.

193 El- İnfak suresi âyet 2

(*) Bu kısım Hilâl mecmuası sayı 85 den iktibas edilmiştir.




194 Hasan el-Benna, Tevhid (Allah’ın Varlığı ve Sıfatları), Nizam Yayınları: 93-107.


Yüklə 400,49 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə