Yeni TÜrk ceza kanununda



Yüklə 93,59 Kb.
tarix02.11.2017
ölçüsü93,59 Kb.
#27444

HAYATA
KARŞI SUÇLAR,

NURİ YİGİT

TEKİRDAĞ CUMHURİYET BAŞSAVCISI

GENEL OLARAK

Yeni kanunumuzun özel hükümler kitabının birinci kısmı uluslar arası suçları düzenlemekte, hemen ardından ikinci kısımda kişilere karşı suçlar düzenlenmektedir. Kişilere karşı suçlar kısmı ise toplam on bölümden oluşmakta olup, kasten öldürme suçundan hırsızlık suçuna kadar bir takım suçlar burada yer almıştır. Benim ele alacağım konular ise bunlardan sadece kişilere karşı suçların birinci bölümlünde yer alan:


  • Kasten öldürme.(madde 81)

  • Nitelikli halleri.(madde 82)

  • Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi.(madde 83)

  • İntihar.(madde 84)

  • Taksirle öldürme. (madde 85)

Suçlarını sırasıyla inceleyeceğiz
Genel Olarak
Eski TCK’da adam öldürmek cürümleri başlığı altında 448’den 455 nci maddelere kadar toplam 8 maddede öldürme suçları düzenlenmişti.

TCK’da ise hayata karşı suçlar başlığı altında 81’den 85 nci maddelere kadar, toplam 5 madde altında öldürme suçları düzenlenmiştir.

Burada madde sayısının azalmasının nedeni, eski kanunda iki maddede yer alan (449 ve 450) ağırlaştırıcı sebeplerin, tek maddede toplanmasının (md. 82) yanı sıra; 451 nci maddedeki “birleşik hallerde ölüme sebebiyet” haline ilişkin hükmün ve 453. maddede düzenlenmiş bulunan namus için çocuk öldürme suçunun kaldırılmış olmasıdır.

Ayrıca eski 452. maddede düzenlenen kastı aşan adam öldürme suçu ise bu bölümden alınarak, yaralama suçunun yer aldığı bölümde, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama başlığı altında düzenlenmiştir (md. 87/4).

Hayata karşı suçlara ilişkin olarak eski ve yeni kanun karşılaştırıldığında dikkat çeken en temel farklar şunlardır:

İlkin suçun ismi adam öldürme değil, öldürme suçudur.

Ayrıca eski kanunda bir kimsenin öldürülmesinden bahsedilirken, yeni kanunumuz “bir insanın öldürülmesi” ifadesini kullanmaktadır.

Failin kastına göre kasten öldürme (md. 81) veya taksirle öldürme (md. 85) suçlarından bahsetmek gerekecektir.


Suçun Temel Şekli
Basit kasten öldürme suçu 81. maddede düzenlenmiş bulunmaktadır. Kasten öldürme suçunun unsurları bakımından, eski kanun ile yeni kanun arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Sadece, cezanın artırıldığı görülmektedir.

Nitekim eski kanundan farklı olarak, faile verilecek ceza alt ve üst sınırlar arasında süreli hürriyeti bağlayıcı ceza olarak belirlenmemiştir. Yeni kanunumuz sabit ceza olarak müebbet hapis cezasını öngörmektedir (md.81).

Yeni kanunumuzda eski kanundan farklı olarak öldürme suçunun daha az cezayı gerektiren halleri düzenlenmemiştir.
Nitelikli Haller
Eski kanunumuzun 449 ve 450. maddelerinde düzenlenen ağırlaştırıcı nedenler birleştirilerek yeni kanunumuzun 82. maddesinde kasten öldürme suçunun nitelikli halleri başlığı altında ağırlaştırıcı nedenler düzenlenmiştir. Bu bakımdan eski kanunla karşılaştırıldığında, eski kanunumuzdaki adam öldürme suçunun,


  • babalık, analık, evlatlık, üvey ana, üvey baba, üvey evlat, kayınbaba, kaynana, damat ve gelinler hakkında adam öldürme suçunun işlenmesi;

  • zehirlemek suretiyle işlenmesi;

  • Birden fazla kimseler aleyhine işlenmesi,

dolayısıyla cezanın artırıldığı haller, yeni kanunda öngörülmemiştir. Bunun nedeni olarak, basit kasten öldürme suçunun cezasının artırılmış olması dolayısıyla, bu hallerin ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmesine gerek görülmemiş olduğu da düşünülebilir.

Böylece, yakın akrabaya karşı işlenen kasten öldürme suçu ancak üstsoy, altsoy, eş veya kardeşe karşı işlendiği takdirde bir ağırlaştırıcı neden olacaktır (md. 82/1-d)

Kasten öldürme suçunun zehirlemek suretiyle işlenmesi halinde basit kasten öldürme suçu (md.81) uygulanacaktır,

Birden fazla kimselerin öldürülmesi durumunda ise gerçek içtima kuralları uygulanarak her mağdur için ayrı ayrı 81. madde gereğince ceza tayini yoluna gidilecektir. Bu son durumda, faile uygulanacak olan ceza gerçek içtima kuralları dolayısıyla daha ağır olacaktır.

Buna karşılık eski kanunumuzdaki, adam öldürme suçunun:



  • TBMM üyelerinden biri aleyhine veya üyelik sıfatı sona ermiş olsa bile bu görevinden dolayı işlenmiş olması,

  • Velevki husule gelmiş olmasın diğer bir suçu hazırlamak veya kolaylaştırmak veya işlemek için ika olunması,


  • Bir suçtan hasıl olacak faydayı elde etmek veya bu gayeye vasıl olmak maksadıyla yapılan ihzaratı saklamak için veya takip edilen gayeye vasıl olamamaktan mütevellit infial ile işlenmiş olunması,

  • Bir suçu gizlemek veya delil ve emarelerini ortadan kaldırmak veya kendisinin yahut başkasının cezadan kurtulmasını temin maksadıyla vukua getirilmesi,

  • Devlet memurlarından biri aleyhine görevi esnasında veya devlet memurluğu sıfatı zail olsa bile bu görevi yapmasından dolayı

Nitelikli halleri, yeni kanunda daha farklı düzenlenmiştir. TBMM üyeleri ve memurlar bakımından 82/1-g maddesinde “kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle” öldürülmesi hükmü konulmak suretiyle, eski kanunumuza göre ileri bir adım atılmış bulunmaktadır. Bu suretle, soyut olarak milletvekili veya memurun öldürülmesi yeterli olmayacak, ancak bu kimselerin görevleri dolayısıyla öldürülmesi cezanın ağırlaştırılmasını gerektirecektir. Nitekim madde gerekçesinde bu husus şöyle ifade edilmektedir: “Suçun salt kamu görevlisine karşı işlenmesi yeterli değildir; mağdurun, görevinin gereklerine uygun davranılması dolayısıyla öldürülmesi gerekir. Hatta, kamu görevliliği sıfatı sona ermiş olsa bile, kişinin kamu görevinin gereklerine uygun davranması dolayısıyla öldürülmesi hâlinde de bu nitelikli unsur oluşacaktır”.

Eski kanunumuzun 450/7,8 ve 9. bentlerinde sayılan hususlardan ise sadece “bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla” kasten öldürme suçunun işlenmesi nitelikli hal olarak kanunda yer almıştır (md. 82/1-h). Esasen yeni kanunun bu hükmü somut olayda yerine göre eski kanundaki “bir suçtan hasıl olacak faydayı elde etmek; bu gayeye vasıl olmak maksadıyla yapılan ihzaratı saklamak; kendisinin yahut başkasının cezadan kurtulmasını temin” hallerini de kapsayabilecektir.


Yeni nitelikli haller
Eski kanunda mevcut olmamakla beraber, yeni kanunda getirilen nitelikli haller ise şunlardır:

  • Bombalama ya da nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanmak suretiyle;

  • Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

  • Gebe olduğu bilinen kadına karşı,

  • Töre saikiyle,

Kasten öldürme suçunun işlenmesinin bu yeni nitelikli halleri ilk defa düzenlenmiştir. (md. 82/1-c, e, f, j).

Birinci yeni nitelikli hal:

Bu yeni ağırlaştırıcı nedenlerden 82/1-c bendinde düzenlenmiştir.Genel tehlike yaratarak veya tehlikeli araçlar kullanarak suçun işlenmesi yeni nitelikli halolarak kabul edilmiştir.iki ayrı suç meydana geleceği için fikri içtima hükümleri uygulanacaktır”.Genel tehlike yaratmak suçlarında ölüm, yaralama veya malvarlığında zarar meydana gelmesi şart değilken bu şekillerde öldürme suçu işlendiği takdirde ise fikri içtima hükümlerine göre ceza tayin edilecektir.”

İkinci yeni nitelikli hal:

Bu yeni ağırlaştırıcı nedenlerden 82/1-e bendinde düzenlenmiştir. Bu husus maddenin gerekçesinde “çocuk olması veya ileri yaşı, hastalığı, malûllüğü veya ruhî veya fizik güçsüzlüğü nedeniyle kendini korumaktan âciz bir kimseye karşı fiilin işlenmesi, gerek faildeki ahlâkî kötülüğün mefruz çokluğu gerek fiilin icrasındaki kolaylık dolayısıyla, nitelikli hâl sayılmıştır” gerekçeleriyle açıklanmaktadır.
Üçüncü yeni nitelikli hal:

Bu yeni ağırlaştırıcı nedenlerden 82/1-e bendinde düzenlenmiştir. Bu yeni ağırlaştırıcı neden, suçun gebe kadına karşı işlenmesidir. Buradaki önemli unsur, failin kadının gebe olduğunu bilmesidir. Bilindiği üzere, normalde hamile kadının öldürülmesi, failin ayrıca çocuğun düşmesi amacını taşımadığı hallerde, tek bir suç oluşturmaktadır. Halbuki, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, “suçun gebe kadına karşı işlenmesi hâlinde iki hayata son verilmektedir. Bu nedenle, belirtilen durumda faile daha ağır ceza verilmesi öngörülmüştür. Failin söz konusu nitelikli unsur dolayısıyla sorumlu tutulabilmesi için, mağdurun gebe olduğunu bilmesi gerekir; yani suçun bu nitelikli unsuru açısından failin doğrudan kastla hareket etmesi gerekir”.

Dördüncü yeni nitelikli hal:

Bu yeni ağırlaştırıcı nedenlerden 82/1-j bendinde düzenlenmiştir. bulunan husus,Töre saikiyle adam öldürmenin işlenmesi ise, kan gütme gibi, kötü geleneklerden kaynaklanan ve faillerin genellikle koca, baba, kardeş gibi yakın erkek akrabaların; mağdurların ise kadın olduğu suçların daha ağır cezalandırılarak önlenebilmesi amacıyla kanuna eklenmiştir. Ancak bu konuda töre saikinin tespiti önem kazanmaktadır (Bu konuda bkz. Hakeri/Yıldırım/Erpolat/Zeytin, Sosyolojik ve Hukuksal Boyutlarıyla Töre ve Namus Cinayetleri Uluslar arası Sempozyumu, Diyarbakır 2003). Yeni kanunumuzun 29. maddesi gerekçesinde, töre ve namus cinayetlerinin akraba içi öldürme suçları oldukları ifade edilmektedir.

Töre cinayetlerinde haksız tahrike ilişkin 29. madde hükmünün uygulanması olanaklı ise de unutulmaması gereken en önemli husus haksız tahrik bulunduğu takdirde bu bentteki nitelikli hal uygulanamaz.Aynı durum82/1-i bendindeki kan gütme saiki için de geçerlidir.

Şahsi kanaatime göre madde metninin gerekçesine bu hususun belirtilmesi uygulamada mahkemeleri kural olarak bence bağlamayacak ise de , belirtilen bu hususun sanık lehine hüküm veriyor olması nedeniyle yorum yolu ile uygulamaya geçmesi mümkün olabilecektir.

Kasten öldürme suçunun nitelikli halleriyle ilgili olarak son olarak belirtilmesi gereken husus, eski kanunumuzdan farklı olarak nitelikli kasten öldürme suçu için öngörülmüş olan cezanın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olduğudur.


Kasten Öldürmenin İhmali Davranışla İşlenmesiİ.
Bu konuda açıklama yapmadan evvel ihmali suçlarla ilgili genel açıklama yapmakta fayda görülmüştür.

İHMALİ DAVRANIŞLAR

,


Fiil icrai bir davranışla işlenebileceği gibi ihmali bir davranışla da işlenebilir. Yalnız icrai davranışla işlenebilen fiillerin felsefi bunun doğal bir fenomen olmasıdır. Deontik yani varlık yönünün olduğunu buna karşılık ihmali suçlar söz konusu olan ihmali davranış ise normatif bir karakter taşımaktadır yeni kişi belli bir icrai davranışta bulunma yükümlülüğü altındadır ama kişi hukuken kendisine tahvil edilmiş olan bu yükümlülüğün gereklerine uygun hareket etmemektedir. Gereklerine uygun icrai bir davranışta bulunmamaktadır.

Bu bakımdan ihmali davranışla icrai davranış arasında birisinin vakıa temeli, fenomen, vakıa temeli ontik temeli diğerinde ise normatif temeli olması bakımından bir ayrım söz konusudur. Bu yükümlülüğün bir hukuki yükümlülük olması gerekir

Hukuka aykırılık aynı zamanda ahlaka da aykırılığı ifade eder. Yani hukukla ahlak arasında sadece bir genellik- özellik ilişkisi söz konusudur. Bunun dışında herhangi bir çelişki hukukla ahlak arasında çelişki söz konusu değildir

Örnek, kişinin yaşı, hastalığı veya yararlanması dolayısıyla, yada başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye yardım etmemesi ya da durumu derhal ilgili makamlara bildirilmemesi bir suç oluşturmaktadır. Salt bu yardım yükümlülüğümün yerine getirilmemesi salt bu bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi bir suç olarak tanımlanmıştır.

Bir hukuki ilişkiye dayalı olarak elde ettiği eşyanın esasında suç işlemek suretiyle veya suç işlemek dolayısıyla elde edildiğini öğrenmesine rağmen suçu takibe yetkili makamlara vakit geçirmeksizin bildirimde bulunmaması kişinin bu bildirimde bulunmaması bir suç olarak tanımlanmıştır. Yürürlükteki C.K. açısından bireksiklik sözkonusuydu. 512. maddede cürüm eşyasını satın almak veya saklamak kabul etmek suçunda kast aslında bu satın alma olgusunun, kabul etme olgusunu saklama olsusunu gerçekleştiği anda mevcut olmalıdır. Kişi suç eşyasını satın aldı. Ama satın alırken eşyanın suçtan elde edildiğini bilmiyor. Daha sonra yeni satın aldığı eşyayı bir bisikleti satın aldı, bir ay iki ay kadar kullandı, iki ay sonra bunun bir hırsızlıktan elde edilmiş eşya olduğunu öğrense dahi uygulamamızda yine 512. madde hükmüne istinaden cezaya hükmediliyordu ama bu sistemde ise suçun icrası aşamasında eğer kişi bunun bir suçtan elde edildiğini biliyorsa, suç eşyasını satın almak veya kabul etmekten dolayı cezalandırılacaktır.



Ama satın aldıktan sonra, kabul ettikten sonra bunun bir suçtan elde edilmiş olduğunu öğrenmesi halinde artık suç eşyasını satın almak veya kabul etmekten dolayı değil, bunun suçtan elde edilmiş olduğu hususunu yetkili makamlara bildirmemekten dolayı cezalandırılacaktır. Bu da Yeni Ceza Kanunu’nun 166. maddelerinde müstakil bir suç olarak tanımlanmıştır.

Akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünü ihmal etme, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.İnşaat veya yıkım faaliyeti sırasında gerekli olan tedbirleri almama bir suç. Gözetimi altında bulunan hayvanı kontrol altına almada ihmal gösterme bir suç,Herkesin gelip geçtiği yerlerde yapılmakta olan işlerden veya bırakılan eşyadan doğan tehlikeyi önlemek için gerekli işaret ve engelleri koymaması bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.

İşlenmekte olan veya işlenmiş olmakla birlikte sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması. Halen mümkün bulunan bir suçu yetkili makamlara bildirmeme bir suç olarak tanımlanmıştır

Kaçak olan tutuklu veya hükümlüyü yetkili makamlara bildirmeme yada bir suça ait delillerin saklandığı yeri yetkili makamlara bildirmeme salt bildirmeme, bir suç olarak tanımlanmıştır

Salt bir yükümlülüğün yerine getirilmemesi ihmali bir suç olarak tanımlanmakta. Kanun görevlisinin denetim görevini ihmal ederek, zimmet veya irtikap suçunun işlenmesine imkan sağlaması bir suç oluşmaktadır.

Kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini görevi ile bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal etmesi veya bu hususla gecikme göstermesi yine bir suç,sulh zamanında, kamu görevlisinin sulh zamanında seferberlikle ilgili görevlerini ihmal etmesi veya geciktirmesi yine yeni ceza kanununda bir ihmali suç olarak karşımıza çıkmaktadır.

Serbest hareketli suç, bu suçlar açısından serbest hareketli suç, icrai davranışla işlenebileceği gibi ihmali davranışla da işlenebilmektedir.

Örneğin; kasten veya taksirle öldürme suçları serbest hareketli suçlardırlar. Bu suçlar icrai davranışla işlenebileceği gibi ihmali davranışla da işlenebilir. Kasten veya taksirle yaralama suçları aynı kapsamda mütalaa edilir.



Terk suçu keza, bir yaşlı kişiyi evde bırakıp tatile gitmeyle işlenebileceği gibi yaşlı kişiyi dağ başına kurda kuşa yem olacak şekilde götürüp bırakma suretiyle de işlenebilir.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu icrai davranışla işlenebileceği gibi ihmali davranışla da işlenebilir. Konu dokunulmazlığının ihlali suçu icrai davranışla işlenebileceği gibi ihmali davranışla da işlenebilir. Aynı şey zimmet suçu açısından da söz konusudur.

Belli bir yönde icrai davranışta bulunma yükümlülüğünün neticeyi önlem yükümlülüğünün garantörlüğün yerine getirilmemesi sonucunda, örneğin bir insan ölmüş veya yaralanmış olabilir. Bu durumda kişi kasten öldürme veya yaralama suçunu ihmali davranışla işlemek dolayısıyla sorumlu tutulacaktır. Burada belli bir yönde icrai davranışta bulunma yükümlülüğünün yeni neticeyi önleme yükümlülüğünün yani garantörlüğü yerine getirilmemesi söz konusudur. Fakat bu yerine getirmeme sonucunda bir kişi ölmüştür. Yani burada aslında bir netice suçu söz konusudur. Netice de bu suçlarda suçun bir unsurunu oluşturmaktadır.

Ancak bunun için icrai davranışın ihmali davranışa eşdeğer olması gerekir. Yeni kişinin mesela kasten öldürme suçunu ihmali davranışla işlemiş olmasından dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu kişinin ihmali davranışının icrai davranışa eşdeğer olması gerekir. Peki bu eşdeğerlikten biz neyi anlayacağız? Eşdeğerlikte olmak eşit ceza ile cezalandırılmak şeklinde anlaşılmasın, burada eşdeğerlikte olmak, belli bir yönde icrai davranışta bulunma yükümlülüğünün kanundan kaynaklanması gerekir veya sözleşmeden kaynaklanması gerekir. Ya da öngelen bir davranıştan kaynaklanması lazım gelir.

Ancak bu üç halden kaynaklanan bir icrai davranışta bulunma yükümlülüğü mevcut ise ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi sonucunda bir insan ölmüşse, ya da yaralanmışsa ihmali davranışla kasten öldürme, yada ihmali davranışla kasten yaralama suçundan dolayı sorumluluk yoluna gidilir.

Kanundan kaynaklanan yükümlülük ne olabilir? mesela bir insanın yaşı veya hastalığı nedeniyle bakım ve gözetimin yükümlülüğün salt yerine getirilmemesi suç oluşturur ama bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi sonucunda kişi ölmüş te olabilir. İşte o zaman burada söz konusu olan ihmali davranışın netice sebebiyle ağırlaşmış suçu karşımıza gelecektir.

Bu bir sözleşmeden kaynaklanabilir. Bu yaşlı bir insanın ihtiyaçlarını gidermek üzere sözleşme ile bir hemşire istihdam etmiş olabilir. Bu hemşire yaşlı veya hasta insanın ihtiyacı olan ilaçları bu sözleşme gereğince zamanında vaktinde vermekle bu hastaya vermekle yükümlüdür. Ama bu ilaçları hasta olan kişiye vermemekle bu insan ölmüş olabilir. Böyle bir durumda sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğün yerine getirilmemesi sonucunda kişi ölmüştür. Dolayısıyla bu ölüm sonucundan kişi ihmali davranışı ile sorumlu tutulacaktır.


Burada bizim sistemimizde pek bilinmeyen bir kavram; “Takaddüm eden” veya “öngelen fiil” ne demektir? Buna Latince’de “ingerans” denir.Bu da şu demek. Kişi önce haksız bir davranış gerçekleştirir. Bu haksız davranışı dolayısıyla belli bir icrai davranışta bulunma yükümlülüğü altındadır. Mesela; bir insan taksirli davranışı sonucunda birisinin yaralanmasına neden olur. Bir başkasının taksirli davranışıyla yaralanmasına neden olmak o kişinin bu yarısının tedavi edilmesi konusunda bu kişiye icrai davranışta bulunma yükümlülüğünü ifade etmektedir.

Bu nedenle mesela, bir kişi İstanbul’dan Ankara’ya gelirken gece vakti Gerede yakınlarında bir kazaya neden olur. Bir insanın yaralanmasına neden olur. Ama takibattan, soruşturmadan kurtulmak amacıyla yaralı kişiyi olay mahallinde bırakıp kaçtığında ve sonuçta bu kişi olay mahallinde öldüğünde, iki tane suç vardır. Bir taksirle yaralama suçu, iki ihmali davranışla kasten bir başkasının ölümüne neden olma suçu.

İki ayrı suç vardır ama bizim şuanki uygulamamızda bu ayrım yapılmaz

Kanunda belli bir icrai davranışta bulunma yükümlülüğünün salt yerine getirilmemesi suç olarak tanımlandıktan sonra sonuçta ağı bir neticenin meydana gelmesi halinde, haline ilişkin netice sebebiyle ağırlaşmış suç olarak bir düzenleme yapılmıştır. Örnek; terk, salt terk olgusu, kanunda bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.

Ama terk sonucunda kişinin ölmesi haline ilişkin kanunda ayrı bir düzenlemeye yer verilmiştir.



Böyle bir durumda terk sonucunda bir kişi öldüğü için ihmali davranışla işlenmiş terk suçunda, mesela neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç , kasten öldürme veya taksirle öldürme olabilir ama bunun için nereye atıfta bulunuyoruz biz? 23. maddede meydana gelen bu ağır neticeden kişinin sorumlu tutulabilmesi için en azından taksire dayalı kusurun olması gerekir.

Bir başkası bu kazaya sebebiyet vermiş. Bunun için salt yardım yükümlülüğünün yerine getirilmemiş olması sonucunda kazaya uğrayan kişinin ölmesinden bu kişiyi ihmali davranışla öldürme suçundan sorumlu tutuyoruz .Burada orta bir yol izliyoruz. Yani salt bu icrai davranışta bulunma yükümlülüğünün yerine getirilmemesine nazaran daha ağır bir ceza veriyoruz. Ama bu ceza kasten öldürme suçunun ihmali davranışla işlenmesine ilişkin ceza değildir.

İhmali suçlarda belli bir yönde icrai davranışta bulunma yükümlülüğü ile meydana gelen sonuç arasında doğal bir fenomen olan nedensellik bağından söz edilemez. Ancak ceza hukuku bakımından sorumluluk için somut olayda kişinin yükümlülüklerine uygun davranma imkan ve iktidarının bulunması gerekir. Ama burada şu değerlendirmeyi yapamayız. Yani burada kişi icrai davranışta bulunsaydı bu sonuç meydana gelmeyecekti diye bir mantık yürütmüyoruz. Eğer böyle bir mantık yürütürsek şöyle bir tehlike ile karşı karşıya geliriz. Ya zaten icrai davranışta bulunma yükümlülüğümü yerine getirsem dahi bu adam ölecekti yani bildirsem dahi ölecekti, müdahale itsem, yardım etsem dahi ölecekti gibi bir mantık karşıma gelebilir. Dolayısıyla ihmali suçtan dolayı sorumlulukta, ben icrai davranışta bulunsam dahi bu sonuç meydana gelecekti yönünde bir mantıkla sorumluluktan kurtulunamaz.

Bazı suç tanımlarında icrai davranışla ihmali davranış açısından aynı miktarda ceza öngörülmüştür. Örnek, işkence suçunun tanımlandığı 94. maddenin 5. fıkrasında bu suçun ihmali davranışla işlenmiş olması halinde cezada indirim yapılamayacağına dair bir hükme yer verilmiştir. Aynı şekilde terk suçu açısından, kişiyi terkten söz ediyoruz.

Ama bu terk kişiyi evde kendi başına bırakıp tatile gitme şeklinde de ortaya çıkabilir, ama kişiyi götürüp dağ başına kurda kuşa yem olsun diye bırakma şeklinde de gerçekleşebilir.

Kasten öldürme suçunun ihmali davranışla işlenmesi halinde kasten öldürme suçunun cezasında belli bir oranda indirim yapma hususunda hakime takdir yetkisi tanınmıştır. Aynı düzenlemeye, kasten yaralama suçunu ilişkin 88. maddenin 2. fıkrasında atıfta bulunulmak suretiyle aynı hüküm kasten yaralama suçları açısından da geçerli olacaktır.


83.maddedeki düzenleme
İhmali bir davranışla bir neticenin meydana gelmesine sebebiyet veren herkesin, bu neticeden dolayı sorumlu tutulması düşünülemez. Bunun için bir ek şarta gereksinim vardır. Bu ek şart, kişinin neticeyi önlemek hususunda hukuken yükümlü olmasıdır. Neticeyi önlemek hususunda hukuken yükümlü kişiye “garantör” adını vermekteyiz. Garantörlüğün kaynağı yeni kanunumuzun 83. maddesine göre üç türlü olabilir:

  • Kanuni bir düzenleme,

  • Sözleşme ve

  • Önceden gerçekleştirilen davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması.

Bu üç durumu ayrıntılı olarak ele alalım ve örnekler verelim:
1-Kanuni Düzenlemelerden Kaynaklanan Garantörlükler
Doğal Bağlılık: Doğal bağlılık, öncelikle bir ailenin üyeleri arasında söz konusudur. Böylece ilkin aile içindeki en yakın kimseler, ilke olarak birbirlerini tehdit eden vücuda, hayata yönelik tehlikeleri önlemekle yükümlüdürler. Gerçekten de bir başkası için yardım yükümlülüğü normalde ancak acil durumlarla ilgili olarak geçerli iken (YTCK 98/2), bir ailenin üyeleri tehlikede bulunan diğer üyenin acı çekmesini veya ölmesini seyretmeleri halinde yerine göre yaralama suçundan, hatta adam öldürmeden sorumlu tutulacaktırlar. Bu kapsamda aşağıdaki durumlar garantörlük kaynağı olarak söz konusu olabilir:

Ebeveyn-çocuk ilişkisi: Türk Medeni Kanunu’nun 322. maddesinde “ana, baba ve çocuk, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu gözetmekle yükümlüdürler” denilmektedir. 324. maddede ise, “ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdürler. Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir”. Keza aynı kanunun nafakaya ilişkin 364. maddesi de usul ve fürua birbirine yardım yükümlülüğü yüklemektedir. Bundan başka, Medeni Kanunu’muzun 185, 327, 339, 346, 368 ve 369. maddelerine dayanılarak da garantörlüğün bulunduğu kabul edilebilir.

Çocuklar da ebeveyne karşı garantördürler. Medeni Kanunumuz çocukların da ebeveyne karşı garantör olduğuna ilişkin açık hükümler içermektedir. Nitekim yukarıda da temas etmiş bulunduğumuz 322. madde yardım yükümlülüğünden bahsederken, “birbirlerine“ ifadesini kullanmak suretiyle ebeveyn ve çocuğun karşılıklı olarak bu yükümlülüğe sahip olduklarını açıkça belirtmiştir. Keza Medeni Kanun’un 364. maddesi de bu konuda gayet açıktır: “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür". Bu sonuncu hükümde kastedilen her ne kadar maddi yardım ise de, bu hükümden vücut ve yaşama yönelik garantörlük yükümlülüğünün öncelikle kabulünün mümkün olacağı kanısındayız.

Eşler Arasında Garantörlük: Medeni Kanunumuzun 185/III maddesi eşlerin birbirlerine karşı yükümlülüğünün hukuksal dayanağını göstermektedir:

“Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar”.

Keza aynı kanunun 195. maddesine göre, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde eşler hakimin müdahalesini isteyebilirler. Hakim gerektiği takdirde kanunda öngörülen önlemleri alır.

Bugün öğretide eşlerin birbirlerinin yaşam, sağlık ve özgürlüğünün korunması hususunda mükellef oldukları hususu tamamen tartışmasızdır.



İkâme İlişkiler: Ebeveyn-çocuk ilişkisi bakımından hukuken tanınmış ikâme ilişkiler vardır:

Örneğin evlat edinme ve vesayet. Bunlar açısından yukarıda ebeveyn-çocuk ilişkisi ile ilgili olarak söylenenler aynen geçerlidir. Nitekim Türk Medeni Kanunu’nun 314. maddesi hükmüne göre de, “ana babaya ait olan haklar ve yükümlülükler, evlat edinene geçer”

Polis, jandarma,diğer zabıta görevlileri(askeri inzibat ve sahil güvenlik görevlileri) ,infaz koruma memuru ve doktor vb. gibi kamu görevlileri: Kanunla kendilerine yüklenen görevlerinden ötürü garantördürler.

Burada en önemli hususlardan birisi de, uygulamada en çok karşılaşacağımız yukarıda bazılarını saydığımız kamu görevlilerinin yeni düzenlemelerle ilgili düşebilecekleri yoğun hatalardır.

Hakim ve cumhuriyet savcısı arkadaşlarımızın mutlaka bu görevlilere bu dönem için hassasiyetle yaklaşmaları ve onları eğitmeleridir.

Acil serviste hastayı azıcık bekleten doktor, yaralının ölmesi halinde artık eskiden sadece taksirle ölümden sorumlu olacak idi iken şimdi ise kasten öldürme suçunu işlemiş olabilecektir.Ya da olay yerinden imdat istenmesine rağmen nöbet değişimini gerekçe göstererek biraz geciken polis veya jandarma artık kasten öldürme(örn. Olası kastla) suçunu işlemiş olabileceklerdir.

2-Sözleşmeden Kaynaklanan Garantörlük

Bugün öğretide sözleşmeden kaynaklanan garantörlük için açık bir sözleşmeden ziyade “gönüllü bir üstlenme”nin bulunması yeterli görülmektedir. Burada fail üstlenme hareketi dolayısıyla sorumluluğu kendi üzerine almaktadır.

Örneğin, bir görme engelli bir kimseyi caddede karşıdan karşıya geçiren kimse garantör olmaktadır,

Burada bir gönüllü üstlenme vardır ve bu üstlenmeye rağmen, görme engelli kimsenin cadde ortasında bırakılması halinde, meydana gelenzararlardan sorumluluk söz konusu olacaktır (Zaman zaman garantörlüklerin bir olayda çakışması söz konusu olabilir. Nitekim bu örnekte, öngelen tehlikeli hareketten kaynaklanan garantörlük de düşünülebilir).

Bunun tipik örneği, çocuk bakıcısının çocuğa göz kulak olmayı kabul etmesidir. Keza hemşireler, korumalar (bodyguard), antrenör, yüzme öğretmeni, cankurtaran, itfaiye eri, dağ rehberi de buna örnek olarak gösterilebilir. Garantörlük, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüğün fiilen üstlenilmesi ile oluşur.

Hekimler bakımından kanunen hastalara bakmakla yükümlü oldukları hal dışında (Hususi Hastaneler Kanunu’nun 32. maddesi ve Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 18. maddesi) hekimlerin bir hastanın bakımını üstlenmesi dolayısıyla garantörlüğün kaynağı, gönüllü üstlenmedir.

3-Öngelen Tehlikeli Eylemden Kaynaklanan Garantörlük.

Kanunumuzun 83/2-b bendinde düzenlenmiş bulunan bu garantörlük türünde, davranışı ile bir zarar doğması tehlikesine neden olan kişinin zararın meydana gelmesini önleme yükümlülüğünden kaynaklanan garantörlük söz konusudur. Bir kimsenin bazı olaylara neden olması veya o olayların gelişimine seyirci kalması diğer hukuki değerler bakımından zararlı sonuçlara yol açmamalıdır. Böyle bir muhtemel zarar halinde, netice önlenmek zorundadır. Fail önceki hareketi ile bir başkasını yüksek bir koruma ihtiyacının bulunduğu ve yardım olmaksızın kendini kurtaramayacağı bir duruma sokmaktadır. Öngelen tehlikeli eylemden kaynaklanan garantörlükte failin bizzat kendisi tehlikenin kaynağıdır. Yaptığı şey başkalarını tehlikeye soktuğundan, bu tehlike kaynağını da kapamalı, tehlikenin neden olabileceği sonuçları önlemelidir. Burada neticeye neden olma ile neticeyi önlemeyi ihmal birlikte söz konusu olmaktadır. Gerçekten de failin neticeyi önleme yükümlülüğünün kaynağını, failin nedensellik serisini bizzat harekete geçirmiş olması oluşturmaktadır.



Bu tür garantörlüğe örnek olarak şu olay gösterilebilir: Bir motosiklet sürücüsünün dikkatsizce yola çıkan bir kimseye çarpmamak için motoru çevirip, yoldan çıkması. Bu olayda sürücünün düştüğü yerden çıkabilmesi ve başka zararların da meydana gelmemesi için yardıma ihtiyacı vardır. Yola çıkan kişi garantör olarak yardım etmekle mükelleftir, zira motor sürücüsü onun zarar görmemesi için tehlikeli duruma düşmüştür, öngelen tehlikeli eylem de ondan kaynaklanmaktadır.

Bir başka örnek: Piyasaya sürüldüğünde herhangi bir tehlikesi saptanmamış bulunan ve fakat daha sonra zararlı yönleri tespit edilen ürünlerin ya toplanması ya da sahiplerinin uyarılması gerekir.

Yine,kendi köpeğinin saldırısına uğrayan bir kimseye yardım etmeyen kişi bakımından ihmal suretiyle öldürme suçu söz konusu olacaktır.Bu arada önemle açıklamak gerekir ki, öngelen tehlikeli eylemden kaynaklanan garantörlük, özellikle trafik kazası sonucu bir kimseye çarpan sürücülerin, mağdurun ölümü halinde normalde taksirle adam öldürmeden sorumlu olacakken, kasten adam öldürmeden dolayı sorumlu tutulmalarına neden olabilir. Gerçekten de öngelen tehlikeli eylemin taksirli olduğu hallerde, bunu takip eden neticeyi önlememe hareketinin kasti olması durumunda, öngelen eylemden doğan garantörlüğün büyük bir pratik önemi söz konusu olmaktadır. Zira öngelen tehlikeli icrai eylemden dolayı zaten sorumluluk vardır ve fakat bunu takip eden ihmali hareketten sorumluluğun dayanağı öngelen tehlikeli eylemden kaynaklanan garantörlük olmaktadır.

Örneğin dikkatsizlikle çarptığı bir kimseye durup da yardım eden sürücü, mağdurun ölümü halinde taksirle adam öldürmeden ötürü sorumlu olacakken; yardım etmeksizin olay yerinden kaçması durumunda öngelen tehlikeli eylemden kaynaklanan garantörlük dolayısıyla -kastı mevcut ise; muhtemel kast da yeterlidir- ihmal suretiyle kasten öldürmeden dolayı sorumlu tutulur.

Önemle ifade etmek gerekir ki, kanunda yazılı bu unsurların dışında, garantörsel ihmali suçlara ilişkin yazılı olmayan unsurlar da vardır.Bunlar hareket olanağı ve beklenebilirliktir.



Hareket olanağı: bir kimsenin ihmalinden dolayı sorumlu tutulabilmesi için hareket etmesinin mümkün olmasıdır.

Örneğin, yüzme bilmeyen kocayı, eşini denize atlayıp da kurtarmamasından ötürü sorumlu tutmak mümkün olmaz.

Beklenebilirlik ise somut olayda kişinin hareketinin ne ölçüde ondan beklenebilir olduğunun araştırılması gerektiğini anlatır. Kişinin kendini tehlikeye atması ondan beklenemez.

Örneğin Köpek balıklarının eşinin çevresinde yüzdüğü bir ortama atlamasını kocadan bekleyemeyiz.

Cezada indirim:Bu konuda son olarak belirtilmesi gereken husus, yeni kanunumuzun, ihmali suçlarda failin cezasında indirimi öngören bir çok kanun gibi, 83/3. maddede failin cezasında indirim yapılabilmesinin mümkün olduğunu açıklamış olmasıdır.

4-İntihar

Eski kanunumuzun 454. maddesi, maddede kullanılan ikna ve yardım ifadeleri ve maddenin uygulanmasının müntehirin ölümünü gerektirmesi dolayısıyla yürürlükte olduğu sürece uygulama alanı bulamamıştır. Bu sebeple, madde yeniden düzenlenmiş ve ek bir takım unsurlara yer verilmiştir.

İlkin, eski kanunumuzdan farklı olarak sadece intihar kararının alınmasını sağlamak değil, alınmış kararın kuvvetlendirilmesi ve teşviki de madde kapsamına alınmıştır.

İkinci olarak yardımın herhangi bir şekilde olabileceği hükmü konularak, ihmali hareketlerle de yardım edilmesinin cezalandırılmasına olanak tanınmıştır.



Nitelikli haller

Netice sebebiyle ağırlaşmış hal:

84/2. maddede ise, netice sebebiyle ağırlaşmış suç hali düzenlenerek, intiharın gerçekleşmesi durumunda failin cezasının artırılacağı öngörülmüştür.

Eski kanunumuzda olmayan iki hüküm yeni 84/3 ve 4. fıkralarda düzenlenmiştir:

Buna göre, başkalarının aleni olarak intihara teşvik edilmesi durumunda ceza artırılacak;

aleni teşvik fiilinin basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde ise ceza daha ağır tayin edilecektir. Buna örnek olarak internet yoluyla belirsiz kimselerin intihara teşviki gösterilebilir. Basın ve yayın yolu deyimi konusunda bkz. YTCK md. 6/1-g.



1.nitelikli hal:

Kanuna ilginç bir hüküm eklenmiştir: 84/4. maddeye göre, iki halde fiil kasten öldürme olarak kabul edilecektir. Bunlardan ilki, intihara yöneltilen kimselerin fiilinin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği bulunmayan veya gelişmemiş kimseler olmasıdır. Burada esasen dolaylı failliğe ilişkin özel bir düzenlemenin

yapıldığını görmekteyiz. Bu suretle, genel hükümler kısmındaki dolaylı faillik hükmü yerine bu özel hüküm uygulanacaktır.

2.nitelikli hal:

Bir kimsenin cebir veya tehdit kullanılarak intihara zorlanmasıdır.

Taksirle Öldürme

1.farklılık:

Taksirle öldürme bakımından en önemli farklılık, eski kanunumuzda tedbirsizlikle ölüme sebebiyet başlığı altında, taksirin şekilleri sayılarak belirlenen taksirle öldürme suçunun, doğrudan taksir kelimesi kullanılmak suretiyle ortaya konmasıdır (md. 85).

Taksirin tanımı ise 22. maddede yapılmıştır. Buna göre, taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.

2.farklılık:

Eski kanundan ikinci farklılık, ceza noktasında olmuştur. Eski kanunumuzda 2 yıldan 5 yıla olarak belirlenmiş bulunan ceza, yeni kanunumuzda birer yıl artırılarak 3 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüştür.


3.farklılık:

Yeni kanunumuzun erteleme için sınırı 2 yıl olarak belirlemesinden dolayı, taksirle öldürme suçlarında erteleme olanağı kaldırılmış bulunmaktadır. Ancak 50/4 madde gereğince taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa, diğer şartların da gerçekleşmesi kaydıyla, bu cezanın adli para cezasına çevrilmesi mümkündür.



4.farklılık:

Bir diğer farklılık, uygulamada sıkça uygulanan eski 455/son fıkradaki kusurun derecesine göre cezanın indirilmesine olanak tanıyan hükme yeni kanunda yer verilmemesidir. Bu hükme karşılık olan hüküm, yeni kanunumuzun 22/4. fıkrasında düzenlenmiştir. Bu suretle, sadece öldürme ve yaralama fiilleri bakımından değil, bütün taksirli suçlar bakımından cezanın kusura göre belirlenmesine olanak tanınmış; öte yandan, taksirin 8 esası üzerinden matematiksel hesabının mümkün olamayacağı kabul edilerek, matematiksel bir orana yer verilmemiştir1. Bu husustaki 22. madde gerekçesini aynen aktarmakta yarar görüyorum:

Taksirle işlenen suçlardan dolayı kusurluluk, bir değerlendirmeyle ancak olay hâkimi tarafından yapılabilir. Bu nedenle, taksirden dolayı kusurluluğun matematiksel olarak ifadesi mümkün değildir. Ancak, normatif değerlendirmeylehâkim tarafından belirlenen kusurluluk göz önünde bulundurulmak suretiyle, suçun cezasında belli bir oranda indirim yapılabilir.

Taksir dolayısıyla kusurun belirlenmesi normatif bir değerlendirmeyle mümkün olmakla birlikte, somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlâl edilip edilmediğinin belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesi yaptırılabilir. Örneğin ölümle sonuçlanan bir ameliyat sırasında hastaya yapılan tıbbi müdahalenin tekniğine uygun olarak yapılmış olup olmadığının belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesine gerek bulunduğu muhakkaktır. Keza, ölüm veya yaralanma ile sonuçlanan bir trafik kazasında, sürücülerin trafik kurallarına uyup uymadıklarının, hangi trafik kuralının ne suretle ihlâl edildiğinin, trafiğe çıkarılan aracın teknik bakımdan herhangi bir arızasının olup olmadığının belirlenmesi açısından da bilirkişi incelemesi yapılabilir. Ancak, bu durumlarda, bilirkişinin yapacağı inceleme, işin tekniği ile sınırlı olmalıdır. Bunun dışında, bilirkişi tarafından münhasıran hâkimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamalıdır. Aksi yöndeki tutum, bilirkişilik görevinin sınırını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.

Hâkim, bu teknik veriler çerçevesinde somut olayda failin kusurlu olup olmadığını takdir edecektir. Failin kusurlu bulunması durumunda, kusurun ağırlığı ve diğer sebepleri de göz önünde bulundurmak suretiyle suçun kanuni tanımındaki cezanın alt ve üst sınırı arasında bir cezaya hükmedecektir”.
5.farklılık:

Kanunumuz kusur atfetmenin hekimin veya bilirkişinin görevi olmadığını belirtmiştir ki, bu çok doğrudur. Kusuru belirlemek bilirkişinin işi değildir. Bilirkişi sadece kural ihlallerini belirtecek, kusuru belirleyecek kişi ise hakim olacaktır.

Ayrıca 61/1-f maddesinde ceza tayini sırasında hakimin failin taksire dayalı kusurunun ağırlığını göz önünde bulunduracağı hüküm altına alınmıştır.

Uygulamada birden fazla kimsenin kusurlu olduğu olaylarda, her birinin kusurunun toplamının 8’e tamamlanması uygulamasını önlemek amacıyla da, 22 nci maddenin 5 inci fıkrasında “birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir” hükmü konulmuştur.Bu konuda genel hükümlerde yeterince açıklama yapıldığı için tekrar ayrıntıya girilmemiştir.(kusur oranı ile ilgili kanun)


6.farklılık:

Eski kanunumuzdaki, taksirle adam öldürmenin ağırlatıcı sebebi (455/2), yeni kanunda da muhafaza edilmiştir. Ancak, eski kanundan farklı olarak cezanın aşağı ve yukarı hadlerinde değişiklik yapılmıştır. Buna göre, eskiden 4 seneden 10 yıla kadar olan hapis cezası, yeni kanunda 3 yıldan 15 yıla kadar olmak üzere, alt sınır azaltılarak ve üst sınır ise artırılarak, makas daha genişletilmek suretiyle belirlenmiştir (md. 85/2). Esasen kanunun tümünde makasların geniş tutulduğunu görüyoruz. Bu suretle hakimin takdir yetkisi artırılmış olmakta ve zaman zaman uygulamada şahit olunan, cezanın miktarının yüksekliği dolayısıyla hakimin başka kurumlara müracaat etmek suretiyle, madde uygulamasını engellemesinin önüne de geçilmesi amaçlanmış olmaktadır.



7.farklılık:

Bu bakımdan ikinci önemli fark, eski kanunumuzun 455/2. maddesinde birden fazla kişinin yaralanması halinde bu yaralamanın belli bir derecede olması aranırken, yeni 85/2. maddede yaralamanın derecesi bakımından ayırım yapılmamış olmasıdır. Bununla beraber, 85/1 de suçun basit hali için öngörülen üç yıllık alt sınırın, 85/2’deki ağırlaştırıcı halin de alt sınırı olarak düzenlenmiş bulunması dolayısıyla, bu durum uygulamada sorun oluşturmayacak, hakim meydana gelen yaralamanın derecesini cezanın tayininde göz önünde bulundurabilecektir.

Konu ile ilgili açıklamalarıma burada son veriyor hepinize teşekkür ediyorum.
Nuri YİĞİT

Cumhuriyet Başsavcısı

Tekirdağ

22-02-2005-


1.

Nuri YİĞİT Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcısı Seminer Notları




Yüklə 93,59 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə