Yurt kaygisi



Yüklə 428,12 Kb.
səhifə3/6
tarix29.10.2017
ölçüsü428,12 Kb.
#19568
1   2   3   4   5   6
[26]

 

   ÖZBEK BÜYÜKELÇİSİ ABD'YE İLTİCA EDİYOR

 

   Özbekistan'ın eski Adalet Bakanı olan Muhammed Babür Malik; büyük ümitlerle ABD'ye "Büyükelçi" olarak atanmıştı. Sayın Malik de heyecan içerisinde ülkesini en iyi şekilde temsil etmek için gayret ediyordu. Ancak gayretleri boşa çıktı, hevesi kursağında kaldı. Çünkü Kerimov'un uluslararası hukuku çiğneyen kararnameleri ve insan haklarının ihlali yüzünden "Büyükelçi" olarak insan arasına çıkacak yüzü kalmamıştı.



   Ülkesinin demokrasiye değil, diktatörlüğe gittiğini gören Büyükelçi, önce toplantı bahanesiyle ülkesine geri çağırıldı. Taşkent'te görevinden alınacağını gören ve kendisini tehlikede hisseden Muhammed Babür Malik gizlice ülkesini terk ederek ABD'ye döndü ve "Büyükelçi" sıfatıyla bu ülkeye iltica etti.

 

   ERK GAZETESİ YENİDEN YAYINLANIYOR...



 

   "Bilindiği gibi Erk Demokratik Partisi ve onun Erk Gazetesi yasal olarak kapatılmamıştır. Buna rağmen partinin resmi faaliyet göstermesine izin verilmemektedir. Özbekistan Matbuat Komitesi tarafından çeşitli bahaneler gösterilerek gazetenin yayınlanmasına engel olunmaktadır. Bu nedenle gazete Özbekistan dışında yayınlanmaya başlanmıştır."[27]

 

   Erk Partisi'nin 1992 Mart'ındaki bu açıklamasıyla yurt dışında tekrar yayınlanmaya başlayan "Erk Gazetesi" gizli yollarla ülke içerisine dağıtılmaya başlanmıştır.



 

   KERİMOV TÜRK ELÇİSİNDEN SALİH'İ TALEP EDİYOR...

 

   21 Ocak 1994 günü Özbekistan Hükümeti Türkiye Cumhuriyeti’nin Taşkent Büyükelçiliği’ne bir nota hazırlayarak, Türkiye’de ikamet ettiği söylenen Muhammed Salih’i talep etmeyi düşünmüştü. Ancak “nota” vermekten çekinen Kerimov, Dışişleri Bakanı aracılığıyla sözlü olarak Türkiye’nin Büyükelçisi Sayın Çotur’dan Salih’in Özbekistan’a iade edilmesi istedi.



   Ancak sayın büyükelçimiz Volkan Çotur temsil ettiği makamın hakkını vererek, bu işin oyun olmadığını, bu gayri insani talebin diplomatik kurallara aykırı olduğunu, diplomasiyi öğrenmelerini talep etmiş olacak ki, bu istekleri kursağında kaldı.

   Siyasi görüşleri yüzünden Kerimov tarafından öldürülme tehlikesi karşısında geçici olarak ülkesini terk etmeye  mecbur olanları demokratik bir devletin hele hele Türkiye’nin iade etmesi mümkün değildi. Kaldı ki Muhammed Salih Türkiye’de ikamet etmiyordu. Türkiye’ye sığınma talebinde de bulunmamıştı. Sadece “ziyaretçi-misafir” sıfatıyla gelip gidiyordu.

   Ki aksi bile olsa siyasi bir mültecinin iadesi, demokratik dünyada mümkün değildir. Demokrasiyi bilmeyen insanın bu şekilde bir değil tam üç defa iade edilmesi yönünde talepte bulunmasını normal karşılamak gerekir.

 

   ABD’Lİ PROF. TAŞKENT HAVAALANINDAN KOVULUYOR...



 

   ABD Taşkent Büyükelçiliği’nin daveti ile, Özbekistan Basın Dünyasının Meseleleri ile yakından tanışmak amacıyla Taşkent’e gelen Indiana  Üniversitesi Profesörü, siyasetçi Bill Firman 40 saat süreyle, evet yanlış okumadınız yaklaşık iki gün Taşkent Havaalanındaki ahıra benzeyen odada gözaltına alınarak ülkesine geri gönderildi.

   Beklemediği şekilde Özbekistan’dan kovulan ABD’li alim, kendisine yapılan bu çirkin hareketi, “Özbekistan demokrasisinin kendine has, misli görülmeyen ifadesi” olarak değerlendirdi, Radio Liberty’...[28]

 

   ABD, ÖZBEKİSTAN’I PROTESTO EDİYOR...



 

   ABD Devlet Departmanı 4 Şubat 1994’de Özbekistan’ın ABD’deki Büyükelçisi, yakın dostum Taşabayev, Cumhurbaşkanı Kerimov’un uyguladığı anti-demokratik siyaseti nedeniyle demarş edildi ve Özbekistan Hükümeti’nin yürüttüğü insan haklarını hiçe sayan siyasetinden memnun olmadıkları ifade edildi.[29]

 

   TERÖR YENİDEN HORTLUYOR



 

   Erk Gazetesi’nin ilk sayısının dağıtılması, halk arasında sevinçle karşılanmış, elden ele dağıtılarak okunmaya başlanmıştır.

   Ancak Kerimov’un adamları yeniden faaliyete geçerek gazetenin dağıtılmasını, okunmasını suç sayarak;

   “Erk Demokratik Partisi Genel Sekreteri, Samad Murad, Parti Sekreterleri Prof. Atanazar Arif, Ekonomi doktoru Hamidullah Nurmuhammed, Abdulhay Abdumavlonov, Buhara vilayeti Parti meclisi sekreteri Nasurulla Said, Semerkant vilayeti sekreteri Süleyman Murad, Erk faal üyelerinden Nizami namındaki Taşkent Pedagog Enstitüsü doktoru Abdulla Abdurazzakov, şair Maksut Bekcan, Hüdaverdi Şüküroğlu, Daynov Taşanoğlu, Cabbar Eşankul ve “ölmes kayalar” isimli romanın yazarı, Özbekistan Medeniyet Merkezi Başkanı meşhur yazar Mehmet Ali Mahmud ve diğer onlarca vatansever hapsedilmişlerdir.” [30]

   Bunların dışında Erk Partisi’nin görevden alınan 10 milletvekilinden Samandar Kokanoğlu ve İman Feyzi de tutuklanmışlardır.

 

   SALİH’İN EVLERİ MÜSADERE EDİLİYOR...



 

   1994 yılının 17 Şubatında Taşkent şehri Mirza Uluğbek ilçesinde 1937 yılında olduğu gibi, sadece beş dakika süren mahkemede Muhammed Salih ve onun kardeşleri Muhammed ve Maksut Bekcan’ların hususi evleri-yerleri mal-mülklerinin müsadere edilmesine karar verilir.

   Muhammed Salih’in oğlu Celaledin ve kızı Nigar da evlerinden çıkarılarak Türkmenistan sınırındaki Toprakkale bölgesine sürgün olarak gönderilirler.

 

   30 BİN MUHALİF İŞTEN ATILDI



 

   Özbekistan Hükümeti, muhalefet yanlısı olduğu tespit edilen vatandaşların evlerine “kimlik kontrolü” bahanesiyle baskınlar düzenlemeye başlamıştır. Dış ülkelere gitmek isteyen muhalefet yanlısı yüzlerce kişinin pasaportları ve uçak biletlerine el konulmuştur. Taşkent üniversitesinde okuyan öğrencilerin yaşadığı yurtlara da sık sık baskınlar düzenlenerek, öğrencilerin gözü korkutulmak istenmekte ve öğrenciler Erk gazetesini, Muhammed Salih’in kitaplarını okumakla ve dağıtmakla suçlanmaktadır. Halkın memnuniyetsizliğini dış dünyadan gizlemek için hükümet bu tür terör ve baskıyla halkın gözünü korkutarak susturmayı planlamıştır. Erk Partisi üyelerinden 30 bin kişi işten atılmıştır. Parti ileri gelenlerinin akrabaları, dostları ve hatta arkadaşları bile KGB tarafından takip altına alınmışlardır...[31]

 

   SALİH’İN DOSTLARIDA İŞTEN ATILDI



 

   Demokratikleşme çabalarının olmadığı gerekçesiyle Cumhurbaşkanlığı yardımcılığından istifa eden Şükrullah Mirsaidov’un kardeş ve akrabalarının evlerinin ve bazı mallarının hükümetçe ellerinden alınmasından sonra eskiden Kerimov’un danışmanlığını yapan bugün Erk safında mücadelesini sürdüren Cihangir Muhammed’in ailesine ait özel evine el konuldu ve arkadaşları göz hapsine alındı.

   17 Şubatta Taşkent'teki evi müsadere edilen Muhammed Salih'in bu defa Harezm'deki ata yadigarı evine baskın düzenleyen Kerimov'un adamları Salih'in dokuz kardeşini, bazı akraba ve dostlarını ekmek parası kazandıkları işlerinden atılması emrini veriyorlar. Salih'in küçük kardeşleri Kamil, Cumanazar, ve uzak kardeşi Atanazar Begcan'ın ve diğer işten atılanların hiç birinin mevki ve ünvanları da yoktu. Hepsi sade vatandaşlardı. Suçları Salih'in kardeşi olmak, akrabası olmaktı. Hatta Salih'le birlikte aynı sınıfta okumakta suçtu. Nitekim Salih'le aynı sınıfta okuyan Mansur Sadıkov da işten atılmıştı.

   Anlaşılan bu seri cinayetleriyle Kerimov, Guiness Rekorlar Kitabı'na kendisini aday göstermek niyetindeydi.

   Çünkü Kerimov, Hitler'i bile geride bırakmıştı. Hitler hiç olmazsa kendi milletinden olmayanlara, dışarıda kurduğu kamplarda zulüm etmişti. Kerimov ise kendi insanlarına zulüm ediyordu ve hem de kendi ülkesinin tamamını dış dünyadan tecrit ederek...

 

   REJİM ARTIK İYİCE KUDURMUŞTU



 

   1994 yılı Özbekistan siyasi muhalifleri için bir cehenneme dönüşmeye başlamıştı. Mart ayı içerisinde Moskova'ya giden Kerimov, Yeltsin ile görüşmesinden sonra kudurmuş gibi muhaliflere saldırmaya başladı. Yeltsin ile görüşmede Kerimov'un delegasyonunun içerisinde bulunan vicdanlı bir Özbek diplomatından aldığım bilgilere göre Yeltsin Kerimov'a,

 

   "Ben AK Ev'e (Parlamentoya) kurşun yağdırırken, sen muhalefeti yok edemiyor musun?.."



 

   demiş. Kerimov'un Yeltsin'den aşağı kalacak hali yoktu. Nitekim Sovyetler Birliği döneminde bile siyasi suçluların sayısı üç dördü geçmezken, Sovyetlerin hala bir bulağı olan Özbekistan'daki bütün hapishaneler vatan-millet uğrunda savaşan siyasi tutuklularla dolmuştu.

   Mehmetali Mahmud, Samed Murad, Samandar Kokanov, Atanazar Arifov, Hamidullah Nurmuhammed, Nasrullah Said, Süleyman Murad, Abdullah Abdurrezzakov, Nimet Ahmedov, Osman Yusupov, Şevket Halbayev, Salavat Umurzakov, Maksut Bekcan, İmam Feyzi, Abdulhey Abdulmannanov, Hüdaverdi Şüküroğlu, Daynar Taşanov, Cabbar Eşankul, Yusuf Ruzimuradov, Vesile İnayetova, Memure Osmanov, Murad Curayev, Erkin Aşurov, Sefer Bekcan, Nazar Eşankul, İbrahim Hakkul, Gayibnazar Kuşcanoğlu, Abdunabi Abdioğlu, Arif Abdioğlu, Abduraufcan Gafurov, Ömercan Damolla, Hacı Abduhafız Canıev... gibi daha yüzlerce vatansever KGB zindanlarını doldurmuş, binlercesi işten atılmış, onlarca aile sürgün edilmiş, onlarcasının mal-mülkü talan edilmiş, ve Şükrüllah Mirsaidov gibi onlarca kişi de evinde hapsedilmişlerdir.

   T.Ü. GAZETECİLİK FAKÜLTESİ KAPATILIYOR

 

   Özbekistan'daki şairler, yazarlar, gazeteciler için mukaddes dergah olarak bilinen Taşkent Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi de Kerimov rejiminde suçlu bulunarak kapatıldı. On binlerce vatansever, demokrat, adaletçi, dinine bağlı, milliyetçi aydın yetiştiren bu Fakültenin suçu, Kerimov taraftarı adam yetiştirmemekti. Fakülte içerisinde siyasi faaliyet gösterdikleri söylenen öğrencilerden Ferhat Arzıev, Alişir Şayimov, Bektemir Pirnasov sürgüne gönderilmişlerdi. Ancak okulun kapatılması, öğrencilerin sürgün edilmesi Özbek gençliğini yıldırmamıştı.



   Ellerine zincir vurabilirlerdi, ama yüreklerine asla...

   Nitekim, üniversite gençliği bu olaylar sonrası yayınladığı bildiride Kerimov'un adamlarına şöyle seslenmişlerdi:

 

   "Eğer özgür düşünceli evlatların yoluna engel olup kendinize dalkavuk yetiştirecek meydan açmayı düşünüyorsanız yanılırsınız... Çünkü sizler mutlaka bu meydandan sürülüp atılacaksınız..."



 

   YAZAR MEHMET ALİ MAHMUD TUTUKLANIYOR

 

   Özbekistan Medeniyet Merkezi Başkanı, Türk Kültür Merkezi'nin kurucusu, "Ölmez Kayalar" isimli meşhur romanın yazarı Mehmet Ali Mahmud da Kerimov'un emriyle tutuklanmıştı. "Evril Turan" namıyla da bilinen bu meşhur yazarın suçu da diğerleri gibi aynıydı: Erk Gazetesini dağıtmak ve okunmasına teşvik etmek...



   Taşkent'teki vatanseverlerin toplandığı bir yer haline gelen Özbekistan Medeniyet Merkezi'nde yaptığı haftalık toplantılarla gençlere, Özbek aydınlarına, dil, edebiyat, kültür, siyaset konularında doğru yolu gösteren ve

 

   "Ben Stalin devrinde Türkçülük suçuyla hapsedildim, sürgün edildim... Komünistlerden korkmayan ben Evril Turan şimdi komünistlerin uşağından mı korkacağım?.."



 

diyerek tehditlere aldırmayan Mehmet Ali Mahmud kendisini Özbekistan bağımsızlığına, Türkistan ülküsüne adayan, şerefli, yiğit bir insandı.

   Mehmet Ali Mahmud taş duvarların ardında bile kurduğu "ocak" etrafında mücadelesini sürdürmeye devam edecektir. Yeter ki onun ekmeğini yiyen, suyunu içen dostları onu yalnız bırakmasınlar...

   Sayın Nevzat Yalçıntaş, sayın Turan Yazgan, Aydınlar Ocağı ve Türk Ocakları’nın değerli üyeleri, sayın Türkiye Gazetesi mensupları ve sayın Alparslan Türkeş... Mehmet Ali Mahmud'un KGB zindanlarından sizlere selamları var:

 

   "Ben Mehmet Ali Mahmud, bir diğer namıyla Türkistan ülküsüyle yanıp tutuşan Evril Turan... Ve benim gibi bu zindanın karanlığında sizlerden yardım bekleyen onlarca vatansever Özbek aydını...



   Bizleri unutmayın... Aksi halde iki elim yakanızda olacaktır...."

 

   KERİMOV, TÜRKİYE'DEKİ BÜYÜKELÇİSİNİ GERİ ÇEKİYOR...



 

   Bu arada Kerimov'un zulmünden kaçabilen diğer muhalefet mensuplarının Muhammed Salih'in yanında Türkiye'de olmaları, Kerimov'u oldukça rahatsız etmekteydi.

   Kerimov, Türkiye'de okuyan 2000 Özbek öğrencinin Muhammed Salih tarafından kendisine karşı yetiştirildiğini hatta ve hatta silahlandırıldığını bile iddia ediyordu. Salih'in bu gülünç iddia karşısındaki cevabı ise hazırdı:

 

   "Evet, öğrenciler silahlanıyor... Onların silahları, aldıkları 'milli şuur'dur..."



 

   Türkiye'de okuyan Özbek gençlerinin aslında hiç birisinin Muhammed Salih'le bağlantıları yoktu. Belki çoğu Salih'in yüzünü bile görmemişti. Ama hemen hemen hepsi Salih'in şiirlerini ezbere biliyor, Salih'in kitaplarını, Erk gazetesini yastık altında saklayarak okuyor ve kendilerini Türkiye gibi "özgür-demokratik Özbekistan için" yetiştiriyorlardı.

   Öğrencilerin ileride kendi dikta rejimi için tehlikeli olacağını anlayan Kerimov, Türkiye'deki Özbekistan büyükelçisi Ubeydullah Abdurrezzakov'a talimatlar göndererek, öğrencilerin Salih'le temaslarının kesilmesi ve Muhammed Salih'in iadesi için T.C. yetkililerine nota vermesini istiyordu.

   Ubeydullah bey, vatanını-milletini seven, ülkesinin geleceğini düşünen ve gençlerin en iyi şekilde okuyup hür fikirli olarak yetişmesini isteyen değerli bir insandı. 2000 öğrencinin başında bir bekçi gibi duramazdı. 24 saat onları gözetemezdi. Bu, doğru da değildi. Kerimov'un büyükelçiden isteği, okuyan öğrencilerin Özbekistan'daki hapishane şartlarında devamlı kontrol altında tutulmasıydı. Fakat Özbekistan'daki KGB sisteminin Türkiye2de uygulanmasının mümkün olmadığını Sayın Büyükelçi çok iyi biliyordu.

   Büyükelçinin kendine sadakatle bağlı olmayacağını anlayan Kerimov kararını vermişti, Büyükelçi Abdurrezzakov'u geri çekecekti. Bunu da kendi yöntemleriyle becerdi. Sayın Ubeydullah beyi "öğrenci meselelerini görüşme" bahanesiyle Özbekistan'a çağırdı.

   Aslında ne olacağını bilen Özbek büyükelçi, "belki kendim Kerimov'u ikna ederek öğrencilerin öğrenim görmelerini sağlayabilirim" ümidiyle uçağa atlayarak Ankara’dan Taşkent'e geldi. Taşkent Havaalanı'nda Büyükelçiyi bekleyen Kerimov'un adamları vakit geçirmeden diplomatik pasaportuna el koydular, pasaportun iptal edildiğini, çünkü buna gerek kalmadığını söyleyerek dikta rejimine yakışır güzel bir karşılama töreni düzenlemişlerdi. Sayım Abdurrezzakov'un Ankara büyükelçiliği görevine havaalanında son verilmiş ve KGB gözetiminde artık göz hapsine tutulacağı evine gönderilmişti.

   Bugün Mart ayından bu yana hala Özbekistan'ın Türkiye'de Büyükelçisi bulunmamaktadır.

 

   DİPLOMATİK NEZAKET KURALLARI BİLE ÇİĞNENİYOR...



 

   Bizans oyunlarıyla görevinden alınan Büyükelçi Abdurrezzakov'un diplomatik kurallar gereği, ayrılma gerekçesini veya ayrılma isteğini ilgili devletin Dışişleri Bakanı'na ve güven mektubunu sunduğu Cumhurbaşkanı'na yapacağı bir ziyaret ile bildirir, tüm bunlar bu örnekte de görüldüğü gibi mümkün değilse o ülkenin kendi ülkesindeki Büyükelçisini nezaketen ziyaret ederek görevinin sona erdiğini bildirmesi, diplomatik kural gereğiydi. Fakat türkiye2de vedalaşmayan Özbek Büyükelçi, kendi ülkesindeki Türk Büyükelçisi ile de vedalaşmasına KGB tarafından izin verilmedi. Evinden bile çıkması KGB'nin iznine tabi olan Büyükelçi Ubeydullah Abdurrezzakov, samimi bir Türk dostudur. Kendisinin şu anda ne durumda olduğunu bilemiyorum. Ancak iki ülke ilişkilerinin gelişmesinde büyük hizmeti geçen bu insana manevi borcumuzu ödememiz lazım geldiğini hatırlatmak isterim.

 

KERİMOV TARAFINDAN İSTENMEYEN ADAM İLAN EDİLEN İLK TÜRK            VATANDAŞLARI



 

   Evet, 1991 yılı Aralık ayından 1994 yılı 17 Martına kadar Özbekistan'da bulunan bu kitabın yazarı İsmail Cengiz ve eşi Aytolkun Cengiz, Kerimov tarafından "istenmeyen adam" ilan edilerek, ülkeyi terk etmeleri istendi.

   Türk Büyükelçiliğinin sözlü ve yazılı girişimlerine rağmen üç yıldır bu ülkede bulunan, bu ülkenin kalkınması için çalışan bizlerin oturma iznimiz sebep belirtilmeksizin uzatılmamış ve sınır dışı edilmemiz kararlaştırılmıştı.

   Biz ise "vatanımızdan kovmanıza hakkınız yok" diyerek yaklaşık iki ay direnmiştik. Ancak tehdit ve baskılar artmıştı. KGB mensupları haftada bir evime geliyor, ülkeyi bir an evvel terk etmemi belirtiyorlardı. Gün geçtikçe durum benim için tehlikeli olmaya başlamıştı.

   Özbekistan Devlet Radyosu Yurt Dışı Yayınlar Bölümünde "Türkçe spiker" olarak devletten maaş alarak çalışan eşimin de vizesini uzatmamışlardı. Her ikimiz de hem Özbek kanunları hem de uluslararası hukuk gereği oturma müsaadesi almaya sahip vatandaşlardık. Ama ne olduysa üç yıl sonra birden değiştiler. Önce eşimi İstanbul'a yolcu ettim. Şimdi rahatlamıştım, çünkü bu haksızlığa karşı direnmeye kararlıydım. Onların yöntemleriyle hareket ettim. Özbek Dışişleri Bakan yardımcısı dostumuz Taşabayev'e çıkarak durumumu anlattım. O benim özel durumumdan habersizdi. Vize bölümünde Bahtiyar isimli iri yapılı uzun boylu birisine gönderdi. Bu kişiye ve şimdi ismini hatırlamadığım, bu servisin şefi olduğunu sandığım soldan ikinci odada oturan görevliye 100'er dolar rüşvet vererek, eşyaları toplamak için 15 günlük süre aldım. Daha doğrusu, evrakları şimdilik hasır altı edeceklerdi. Bu arada Şöhret isimli görevliden de yine bir hediye karşılığında bu işin altında Kerimov'un parmağı olduğunu öğrendim.

   Ancak bir gün Havaalanında pasaporttaki güvenlik mensuplarının şefi olarak görevde bulunmuş olan genç bir Özbek subayı olan dostumdan (1994 başlarında görevinden alınmıştı) başıma bir kaza gelebileceğini öğrendim.

   Bu istihbarattan sonra yaklaşık iki hafta beni takip eden KGB mensuplarıyla köşe kapmaca oynadım. Bu arada Taşkent'teki elçiliğimize sürekli telefonlar edilerek benim ne iş yaptığım, nerede olduğum ve ne zaman ülkeyi terk edeceğim soruluyordu.

   Neticede bilhassa çok değerli dostlarım Elçilik mensuplarını zor durumda bırakmamak için, vatan diye koşarak hizmet için geldiğim Özbekistan'ı gözyaşları ile terk ettim.

   Suçum ne idi, hala bilmiyorum.

   Katil değildim, Çünkü adam öldürmedim.

   Hırsız değildim, çünkü bir şey çalmadım.

   Anarşist değildim, çünkü hiçbir yeri bombalamadım.

   Casus da değildim, çünkü düşman bir ülkede bulunmuyordum.

   Sahi, sizce suçum neydi benim?..

   Özbek insanına kendi tarihini, kendi medeniyetini, kendi şerefli mazisini anlatmak mı?

   Özbek insanına Türkiye sevgisini, Türk olduğunu aşılamaya çalışmak mı?

   Yoksa suçum; "Bağımsız, özgür, demokratik, insancıl, ekonomik yönden kalkınmış, halkın hem karnı hem ruhu doymuş bir Özbekistan için" mücadele etmiş olmam mı?..

   Sahi, suçum neydi benim Sayın Kerimov?..

   Başımdan geçen bu olayları bu güne kadar basından bile saklamış olmam, Özbekistan'a hizmette samimi olduğumun bir işareti değil midir Sayın Kerimov?..

 

   ÖZBEKİSTAN MÜFTÜSÜ ÜLKEDEN KAÇIYOR



 

   Sabık Orta Asya Müftüsü ve Özbekistan Din İdaresi Başkanı olan Muhammedsadık Muhammedyusuf'un meydana gelen olaylar karşısında tahammül gösterecek gücü kalmamıştı. Kerimov, müslümanlığı "öcü" gibi görüyor, KGB vasıtasıyla imamlar üzerine baskılarını yoğunlaştırıyordu. Kerimov'a göre Islamiyet, Özbekistan için en büyük tehlikeydi. Daha doğrusu Islamiyet, Kerimov'un diktatörlüğü yolunda en büyük engeldi.

   Müftü Muhammedyusuf bu kötü gidişat karşısında halkı uyarıyor, uyanık olmaya ve imamları örgütlenmeye davet ediyordu.

   Kerimov, dinin tehlikeli gelişmesinin önüne geçmek için yılanın başını ezmeğe karar vermişti. Yılan dediği kişi ise Müftü idi. Özbek halkına doğruyu, ahlakı, çalışkanlığı, namaz kılmayı, Allah'a ibadetin güzelliğini öğretmek için çırpınan Müftü hazretleri de bu faaliyetlerinden dolayı "hain" ilan edilmişti.

   Dostları vasıtasıyla tutuklanacağını öğrenen Müftü Muhammedsadık Muhammedyusuf ailesi ile birlikte tedavi görmek amacıyla geldiği Moskova'dan, hür dünyaya sığındı ve muhalefet lideri Muhammed Salih'in verdiği özgürlük mücadelesindeki yerini aldı.

 

   ŞAHISLARIN EVLERINE EL KONULUYOR



 

   ABD'ye iltica eden Özbekistan'ın ABD büyükelçisi, eski Adalet Bakanı Muhammed Babür Malik, yurt dışına kaçan sabık Özbekistan Müftüsü Muhammed Sadık ile şu anda Moskova'da bulunan ve Kerimov'ca sevilmeyen Refik Nişanov'un evleri, mal-mülkleri de müsadere edilmiş ve aileleri mağdur durumda bırakılmıştı.

 

   KERİMOV, YURT DIŞINA KAÇAN MUHALİFLERİ TALEP EDİYOR.



 

   Çoluk-çocukları sürgüne göndererek, tutuklayarak, mal-mülklerine el koyarak hırsını alamayan Kerimov, artık geceleri rahat uyku uyuyamıyordu. Yatak odasının önüne dahi nöbetçiler koyduğu söylenmeye başlanmıştı halk arasında...

   Yurt dışına kaçarak canlarını kurtaran muhaliflerin özgürlüğü, O'nun otoritesinin zayıflığına bir işaretti. Muhaliflerin yakalanması için BDT ülkeleri dahil, Suudi Arabistan'a, Almanya'ya, ABD'ne ve Türkiye'ye İçişleri Bakanlığı ve KGB den oluşan heyetler göndermeye başlamıştı.

   Mart ayı içerisinde Türkmenistan'a bir heyet gönderildi. Safarmurad Türkmenbaşı'ndan muhaliflerin teslim edilmesi talep edildi. Ancak tüm aramalara rağmen bu ülkedeki muhalifler yakalanamamıştı. Almanya ve ABD'ye gönderilen KGB mensupları da bir şey yapamıyorlardı.

   Nisanın 14.ncü günü ise Muhammed Salih ve arkadaşlarını talep etmek üzere Kerimov Türkiye'ye bir heyet gönderdi. Adi düşüncelerle dolu katillerden oluşan bu heyet, bir şanssızlık eseri olsa gerek Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Sayın Namık Kemal Zeybek ile görüşmelerinde:

 

   ''Türkiye Hükümeti'nin Özbekistan'ın siyasi muhalefetine yardım ettiğini öğrendik. Bunun doğru olup olmadığını öğrenmeye geldik. Ayrıca bize Muhammed Salih'i teslim etmenizi istiyoruz.''



 

   demişlerdi. Sayın Zeybek'in: ''- Özbek muhalefetine devletin hiçbir maddi-manevi yardımı olmadığını'' belirtmesi üzerine odayı terk eden KGB heyeti bu defa kendi yöntemleriyle Istanbul sokaklarında Salih'i yakalamak için yaptıkları tüm girişimler de boşa çıkınca, Özbekistan'a bos dönmek zorunda kaldılar.

 

   REJİM, KUDURMAYA DEVAM EDİYOR...



 

   İthal malı alır gibi yabancı ülkelerden muhaliflerini talep etme cesaretini gösterebilen Kerimov'un, muhalifleri ülkeye geri getiremeyişi, halkın gözünde otoritesinin zayıflığına bir işaret olmuştu.

   İstediğini yapamayınca köpüren Kerimov, önce bütün Bakanlarına, KGB yetkililerine küfür ederek rahatlamaya çalıştı. Ancak tatmin olmamıştı, ki zaten bu her zaman yaptığı bir şeydi. Hıncını, Muhammed Salih'in ülkede kalan tüm dostlarından almaya karar verdi.

   12 nisan 1994 günü ülkenin Fergana vadisindeki ERK Partisi üyelerinden 17 kişi, ''ERK'' Gazetesini dağıtmak suçuyla tutuklandı.

   Bir gün sonra 13 nisan günü ERK Partisi Merkez Komitesi üyesi Yusuf Ruzimuradoğlu aynı suçla yakalandı. Daha sonra Ruzimuradoğlu KGB tarafından Kazakistan'ın başkenti Alma-ata 'ya götürülerek, ''ERK'' Gazetesinin dağıtılacak yeni sayısının bulunduğu yeri göstermesini istediler. Fakat Ruzimuradoğlu, Alma-ata 'da KGB 'nin elinden kurtulmayı başardı.

   Aynı gün içerisinde ERK Partisinin Mübarek şehrinde bulunan üyelerinden Şevket Halbayev ve Nimet Ahmedov aynı suçla tutuklandılar.

   15 Nisan günü ise Kaskaderya bölgesinin Osman Yusupov ve Baharistan ilçelerindeki bütün ERK üyelerine gizli baskınlar düzenlendi. Toplu tutuklamalar yapıldı. Aldığımız istihbarata göre bu iki ilçe de isimlerini öğrenemediğimiz 30'dan fazla kişi KGB zindanlarına atıldı.

   Aynı gün ERK Partisinin Harezm vilayeti Urgenç şehrindeki şube sekreteri Gayibnazar Kusçanoglu, ''ERK'' Gazetesini dağıtma suçu yeterli görülmemiş olacak ki, sonradan koyulan narkotik madde saklamak gibi uydurma bir suçla içeri alındı.

   20 Nisan günü ise ''ERK'' Gazetesi'nin Baharistan ilçesindeki muhabiri Abdunabi Abdioğlu ve kardeşi Arif Abdioğlu, gazete dağıtmak ve okunmasını teşvik etmek suçlarıyla tutuklandılar.

   Daha önce iki ay hapsedilen ERK üyesi gazeteci Selavat Umurzakov, gazete dağıtmak suçuyla tekrar tutuklandı ve bu defa üç yıla mahkum edildi.

   Erk üyesi, milletvekili Samandar Kokanov ise bir yıldır zindanlarda yatmaya devan ediyor, mahkemesinin ne zaman yapılacağı ise belli değil...

 

   EĞİTİM BAKAN YARDIMCISI GÖREVDEN ALINIYOR...



 

   Özbekistan yüksekokul Eğitim Bakan yardımcılarından Prof. Bahtiyar Nazarov ve onun ekibi, Kerimov tarafından çok gülünç bir sebeple görevden alınıyor.

   Bakan yardımcısının görevden alınma sebebi; Muhammed Salih ile ilgili, siyasetle hiç alakası olmayan bir edebiyat yazısının Bakanlığa bağlı bir dergide yayınlanmasını görmemekti...

   Semerkant Üniversitesinde okuyan bir Özbek öğrenci, Muhammed Salih'in edebi dünyası ile ilgili hazırladığı makalesini Taşkent'e göndermiş ve bu yiğit gencin yazısı da okunmadan, devletin resmi edebiyat dergisinde yayınlanmıştı. Yani gözden kaçırılmıştı.

   Bu yiğit öğrenci ve onun şerefli ailesi artık "Devlet Düşmanı" olarak KGB'nin kaydına alınacaktı. Allah yardımcıları olsun...

 

   İSLAM DİNİNE HÜCUMLAR YOĞUNLAŞTI...



 

   Tüm dünyayı "fundamentalizm tehlikesi var" diye uyutarak ve Tacikistan ile Afganistan'daki dini güçlerin hareketlerini örnek göstererek totaliter rejimini uygulayan Kerimov, Moskova'yı da arkasına alarak İslam dinine karşı baskılarını yoğunlaştırmıştı.

   Mayıs ayı başlarında Maveraünnehir Müslümanlar İdaresi'nin Fergana bölgesi temsilcisi Şeyh Abduraufcan Gafurov üç yıl hapse mahkum edildi. Nemangan vilayeti Müslümanlar İdaresi Genel Sekreteri Ömercan Damolla ise mahkemesi yapılmadan hapsedilmişti. Çünkü cezalandırılması için yeterli suç-delil bulunamamıştı. Ancak şeklen bağımsız olan mahkeme, Kerimov'un talimatıyla bu din adamının da hapsedilmesini kararlaştırdı.

   Aynı Şekilde KGB zindanlarına atılan Surhanderya vilayeti Din İdaresi Genel Sekreteri Hacı Abduhafız Çanıev'in de Ömer Damolla gibi hakkında tutuklama kararı çıkarılması bekleniyor.

   Dini Propaganda yapmak ve yurt dışında Salih ile birlikte halkının özgürlüğü için mücadele eden sabık Müftü Muhammed Yusuf'un İslam dini hakkındaki yazılarının yayınlandığı Erk Gazetesini okumaya teşvik etmek ve halka dini propaganda yapmak suçlarıyla din adamlarının tutuklanması, halk arasında büyük bir hoşnutsuzluğa sebep olmuştu.

   Bugün Kerimov'un Kaşkaderya ve Fergana bölgesine zorunlu olarak yaptığı seyahatlerde yüzlerce muhafızı yanında götürmesi, Kerimov'un halkın tepkisinden korktuğunun güzel bir örneğidir.

 

   GENÇLER ÖRGÜTLENİYOR



 

   24 Mayıs 1994 günü, Özbekistan ile kardeş Türk halklarının tarihi, kültürel ve dini birliğini bu günlere taşımak, gençler arasında demokrasinin ve an'anelerin yeşermesini sağlamak ve Özbekistan'da demokratik bir düzenin kurulması için mücadele eden Parti ve teşkilatları desteklemek amacıyla "Türkistan Yaş (Genç) Demokratları Hareketi" kuruldu.

   28 Mayıs günü Taşkent'te yapılan Hareket'in I. Kurultayına çeşitli bölgelerden gelen gençleri temsilen 47 delege katıldı. Böylece üç yıldır muhalefetin içinde çalışan gençler de dikta rejimine karşı bağımsız olarak örgütlenmiş oldular.

 

   GENÇLER GAZETE ÇIKARMAYA BAŞLADILAR...



 

   Türkistan Genç Demokratlar Hareketi'ni kuran gençler "Özlük" ismiyle aylık bir gazete çıkarmaya başladılar. Ülkedeki sansür ve yasaklamalar nedeniyle Moskova'da yayınlanan gazete, illegal yollarla Özbekistan gençliğine ulaştırılmaya başlanmıştır. Dört sahifelik gazetenin yayınlanmasıyla birlikte, Üniversite gençliği üzerindeki mevcut baskılar daha da yoğunlaştırılmıştır.

 

   ALMA-ATA'DA İNSAN HAKLARINA LEKE



 

   Mayıs ayında Helsinki Watch tarafından Kazakistan'ın Alma-Ata şehrinde düzenlenen İnsan Hakları Konferansı'na katılmak üzere Taşkent'ten gelen muhalefete mensup Vesile İnayetova ve Memure Osmanov, konferanstan bir gün önce Özbek KGB'si tarafından tutuklanmış ve Taşkent'e götürülmüşlerdir.

 

   İKİ ERK ÜYESİ ALMA-ATA'DAN KAÇIRILIYOR



 

   17 Haziran günü ise Kazakistan'ınbaşkenti Alma-Ata'da Özbek KGB'si tarafından Erk Partisi'ne mensup muhalefetin yine iki üyesi evlerine baskın yapılarak yaka-paça Taşkent'e götürülmesi, demokrasiye inanan Nazarbay'ın yönetimine gölge düşüren bir olay olarak değerlendirilmişti.

   Moskova'da yayınlanan Argumenti Fakt Gazetesi'nin haberine göre, Özbek KGB'si, Kazakistan İçişleri mensuplarını, "iki katili arıyoruz" diye kandırmışlardı. Aslında Alma-Ata'da yapılan insan hakları ile ilgili toplantıda iki kişinin kaçırılması olayından Kazak İçişleri mensuplarının ders almaları gerekirdi.

   Alma-Ata'da kaldıkları evin kapısı kırılarak kaçırılan iki kişi milletvekili Murat Curaoğlu ile Erk üyesi, tüccar Erkin Aşurov idi.

 

   MUHAMMED SALİH, NAZARBAY'A MEKTUP GÖNDERİYOR



 

   Kazakistan sınırları içerisinde Özbek KGB'sinin elini kolunu sallayarak cirit atmasının, başka ülkenin içişlerini ihlal etme manası taşıdığını belirten Muhammed Salih, olayı protesto etmek ve Kazak yöneticileri bilgilendirmek amacıyla Sayın Devlet Başkanı Nursultan Nazarbay'a açık bir mektup gönderir.

   Muhammed Salih'in 20 Haziran 1994 tarihli mektubu aynen şöyle:

 

   "Muhterem Cumhurbaşkanı,



   Biz Kazakistan'ın demokratik bir cemiyetin tesisi yolundaki teşebbüslerini yürekten destekliyor ve ülkeyi demokratik cemiyet sıfatında tanıyoruz.

   Ancak ülkenizin tıpkı Özbekistan yargı mekanizmalarının yasal olmayan hareketlerine zemin olmaya başladığı görülmektedir.

   bu yılın 17 Haziranını 18 Hazirana bağlayan gece Özbekistan İçişleri Bakanlığı görevlileri, Alma-ata şehrinde ERK Demokratik Partisi üyeleri, Özbekistan Parlamento üyesi Murad Curayev ve Erkin Aşurov'un ikamet ettikleri Tolabay caddesi 235/139 no lu evin telefonlarını keserek, kapısını kırarak üyelerimiz tartaklanmış ve kollarına zincir bağlanarak Taşkent'e götürülmüşlerdir.

   Özbekistan Emniyet güçlerine mensup bu adamlar, 13 Nisan günü Çimkent şehrinde Erk'in başka bir üyesi Yusuf Ruzimuradov'u da aynı şekilde tutuklamışlardı.

   Sizin de bildiğiniz üzere, insan hukukları meseleleri hakkında Mayıs ayında Alma-Ata'da düzenlenen konferans günlerinde aynı kişilerin yasal olmayan hareketlerinden dolayı büyük olaylar meydana gelmişti. Bu konferanstan bir gün önce yine Kazakistan sınırları içerisinde Özbek muhalefet üyeleri Vesile İnayetova ve Mamure Osmanov'lar tutuklanmışlardı. Özbekistan Emniyet görevlileri, Çimkent ve Alma-Ata şehirlerinde üs kurmuşlardır. Bunlar "cinayetlere karşı mücadele" maskesi altında esasen "siyasi muhalefeti yakalama" görevini becermektedirler. Kazakistan'ın tren garlarında, hava limanlarında iz sürmektedirler. Özbekistan'a giden otobüsleri açıkça kontrolleri altına almış bulunmaktadırlar. Özbekistan Demokratik Toplumunu temsilen, bu hususta kendi görüşlerinizi açıklamanızı ve yüksek gurur-itibarınızla, günahsız yere hapse atılanların kurtulmasına yardımcı olmanızı rica ederiz.

   Muhammed Salih. 1994, 20 Haziran."

 

   Muhammed Salih'in bu mektubu üzerine, Orta Asya'da (Türkistan) demokratların güvendiği tek lider olan Sayın Nursultan Nazarbay'ın gerekli tedbirleri aldığına ve Kerimov'u bu yönde uyaracağına inanıyor ve güveniyorum.



 

   HÜKÜMET ÇATIRDIYOR...

 

   Tutuklamalar, gözaltına almalar, baskılar, takipler, işkenceler, evlerin müsadere edilmesi, öğrencilerin öldürülmesi...



   Tüm bunlar yetmiyormuş gibi artan işsizlik, % 1500'lere varan enflasyon, üretim ve kalitede düşüş, ihracatın azalması, buna karşın ithalatın ve dış borçların artması, kredi kaynaklarının kesilmesi...

   Her şeyden önemlisi insan haklarının ve uluslararası hukukun açık bir şekilde çiğnenmesi, bürokrasinin de sabrının taşmasına sebep olmuştu.

   Artık yalnız halk değil, üst düzey bürokratlar da 70 yıllık esaretten sonra hasta bir diktatörün pençesinde tekrar köle olarak yaşamaya tahammülleri kalmamıştı.

   Ülkenin tüm Orta Asya'yı etkileyecek boyutta son derece tehlikeli siyasi bir krize hatta bataklığa doğru gitmesi karşısında üst düzey yöneticiler de tavır almaya başlamışlardı. Zaten kokuşmuş olan Kerimov yönetimi artık çatırdamaya başlamıştı.

   Önce Cumhurbaşkanı yardımcısı Şükrullah Mirsaidov istifa etmişti. Ardından üç yıl içinde beş veya altı Başbakan yardımcısı değiştirilmiş ve her ay bir bakan ve beş on bürokrat görevlerinden alınmaya başlanmıştı. Bakan, elçi yapılıyor, elçiler bakanlığa getiriliyordu. Hatta bazı bakanlıklar daha alt düzeyde görevlendirilerek, gururları rencide ediliyor, bir nevi cezalandırılıyordu.

   Tüm atamalar veya görevden almalar, profesyonellik esasına göre değil, Kerimov'a bağlılık sadakat ölçüsüne göre yapılmaktaydı.

   Ve nihayet gözü dönmüş Kerimov'un hiç kimseye güveni kalmamıştı. Yanında çalışanlardan "bir şey yaparlar" diye korkan Kerimov, bürokratların sürekli görev yerlerini değiştiriyor, böylece onların güçlenmesini güya önlemek istiyordu. Sivrilenleri ise görevlerinden uzaklaştırıyordu.

   Surhanderya hakimi Hakim Berdiyev, Buhara hakimi Danyar Yadigarov, Andican hakimi Kayum Hatmirzayev, Nemangan hakimi Batırali Hakimov, Taşkent vilayet hakimi ve nihayet ülkenin güçlü adamlarından Taşkent şehri hakimi Atham Fazılbekov sırayla görevlerinden alındı. Çoğu hakim (vali) yardımcıları da görevlerinden uzaklaştırılmıştı.

   Halbuki bu hakimlikler, dikta rejiminin uzantıları olarak Kerimov tarafından ihdas edilmiş ve direkt kendisine bağlı güçlerdi. Fergana vilayeti hakim yardımcısı Avaz Muhtaroviç ile Üçköprük ilçesi hakimi ise baskılara dayanamayarak ülkeyi terk etmişlerdir.

   Ve bunların ardından Kerimov'un sağ gözü olarak bilinen (sol gözü Jurabekov'dur) Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, ülkenin üçüncü adamı Mavlan Umurzakov görevden alınır ve Kerimov'un emriyle haziran ayı içerisinde tutuklanır. Şu anda hangi KGB zindanında olduğu bilinmeyen ve hayatından endişe edilen Mavlan Umurzakov ile birlikte Cumhurbaşkanlığında görevli 37 bürokrat da görevlerinden uzaklaştırılırlar.

   KERİMOV'UN ANİ TÜRKİYE ZİYARETİ

 

   Gönderdiği heyetlerle bir şey elde edemeyen Kerimov bu defa bizzat kendisi Türkiye'ye gelerek Muhammed Salih ve arkadaşlarını Sayın Demirel'den resmen talep eder. Ancak Türkiye, demokratik hür bir ülkedir. Demirel ise demokrasinin, özgürlüğün temsilcisidir. Kerimov'a "Muhammed Salih'in iade edilmesinin mümkün olmadığını" belirtmiştir ve sadece Salih'in Türkiye'de siyasi faaliyette bulunmayacağına dair güvence vermekle yetinir.



 

   SUİKAST TİMİ İSTANBUL'A GÖNDERİLİYOR

 

   Sayın sabık Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin ile Namık Kemal Zeybek'in gayretleri sonucu Türkiye'ye gelen Kerimov'un Ankara ziyaretinde umduğunu bulamaması sonucu, kendi yöntemleriyle bu işi bitirmeye karar verir.



   KGB'den Albay Victor Bakudinov ve Yarbay Uraim Aripov'dan oluşan suikast timi Kerimov tarafından Salih'i öldürmekle görevlendirilmiştir.

   Bir yıldır telefonla ölüm tehdidi alan Salih, KGB ve Hükümet içerisindeki dostları vasıtasıyla bu suikast timinden haberdar olur, gerekli tedbirleri alarak olası bir saldırıdan kurtulur. (Bk. Milliyet Gazetesi)

 

   ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜNDEN ÖZBEKİSTAN'A SERT UYARI



 

   Uluslararası Af Örgütü hazırladığı raporda, ERK'in üst düzey yöneticilerinden Atanazar Arifov ile Salavat Umurzakov'un 1993 ve 1994 yıllarında parti faaliyetlerini sürdürmekten dolayı iki kez tutuklandıklarını belirterek, her iki yöneticinin de serbest bırakılması gerektiğini belirttiler. Örgüt, Arifov ve Umurzakov'u, ülkelerinde fikir suçlusu olarak tanımlanmaları nedeniyle listeye aldıklarını belirtirken her iki yöneticinin de tutuklanma ve yargılanma şekillerini incelediklerini söylediler.

   Af Örgütü'nce hazırlanan rapora göre;

 

   "Her iki Parti yöneticisinin de, anayasal hakları göz önünde tutulmayarak, baskı altında tutanaklarını imzaladıkları saptanmıştır. Fizik profesörü Arifov, Erk Partisi Merkez Komitesi sekreterliği görevini yaparak, Anayasa'nın 62. maddesine göre hükümete karşı olmaktan dolayı suçlandı. 1993 yılında 4 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan fizik profesörünün hapis yattığı yer tam olarak bilinmemekle beraber, gayri resmi kaynaklara göre, Navoi bölgesindeki işçi kolonisi Zarafşan'da hapis olduğu tahmin ediliyor. Bu bölgelerde kalan mahkumların ağır şartlar altında kimya fabrikalarında çalıştıkları göz önünde tutulunca "astım hastası" olduğu bilinen Atanazar'ın sağlık durumunun da iyi olmadığı tahmin ediliyor."



   Uluslararası Af Örgütü, ERK ve Birlik Hareketi gibi mevcut yönetime muhalefet olan iki kuruma da üye olan gazeteci Salavat Umurzakov'un da, nerede ve ne durumda olduğunun tespit edilmediği şeklinde rapor düzenlendi.

   Fizik Profesörü Atanazar Arifov ile 38 yaşındaki gazeteci Salavat Umurzakov'un birlikte yargılandıklarını belirten raporda, Umurzakov'a 1993 yılında 2 yıl 9 ay ceza verildiği belirtiliyor.

   Raporda her iki yöneticinin de baskı ve suçlamalara maruz kalarak, Özbekistan'da muhalefet ve çeşitli birlik hareketlerine karşı devlet eliyle bir şiddet yürütüldüğü saptanıyor. Rapor bu amaç doğrultusunda muhalefet partisi ERK'in yayın organı olan gazetenin de kapatılmasını, hükümetin bu konudaki kararlılığı şeklinde yorumluyor.[32]

 

 



 

 

      BAŞBAKAN YRD. KARABAYEV GÖREVDEN ALINIYOR



 

   Ankara Büyükelçisi Ubeydullah Abdurrezzakov gibi vatansever olan, devletin ve milletin menfaatlerini her şeyden üstün gören Karabayev'in Türkiye'de okuyan öğrencilerin geri gönderilmemesi hakkındaki karara karşı çıkması suçuyla görevinden azledildiği sanılıyor.

 

   KAZAKİSTAN'DAN ÖZBEK MUHALEFETİNE DESTEK



 

   ERK'in yasadışı ilan edilmesiyle birlikte Özbekistan'a komşu Kazakistan'a kaçan ve buradan çeşitli yollarla parti faaliyetlerini sürdüren Özbek muhaliflerinin, Özbek Gizli Polisi tarafından düzenlenen operasyonlarla tutuklanarak, Özbekistan'a götürülmesi Kazak aydınlarını rahatsız etmişti. Kazakistan'da yakalanarak tutuklanan Özbek muhaliflerin sorgulamaları sonucu not defterlerinden ülkelerinde tanınan birçok Kazak aydınının isim ve telefon numaralarının çıkması ve daha sonra bu aydınların, Kazakistan Güvenlik Makamları tarafından çağrılarak sorgulanması yoğun protesto eylemlerine neden oldu.

   Olayı şiddetle protesto eden ünlü Kazakistan'lı yazar Satımcan Sanbayev ve Prof. Rüstem Cangoca bir basın toplantısı düzenleyerek, Kerimov'u uluslararası insan haklarına saygı göstermeye ve demokrasi perdesi altında yürüttüğü dikta rejimine son vermeye çağırdılar. Ayrıca Sanbayev, Kerimov' bir de özel mektup yollayarak uygar bir devletin başkanına yakışmayan eylemlerini sert bir dille eleştirdi.[33]

 

   ÖĞRENCİLERİN ÇOĞU TÜRKİYE'YE GÖNDERİLMİYOR



 

   Muhammed Salih'in "kellesini almak" için her yolu deneyen ama başarılı olamayan Kerimov, bu defa Türkiye'de okuyan 2000 öğrencinin yalnız 403'ünün gönderilmesine izin veriyor, kalan 1597 Özbek öğrenciyi ise Türkiye'ye göndermiyordu.

   Kerimov, öğrencilerden bile korkmuş, öğrencileri ve ailelerini tehdit ederek Türkiye'ye gitmelerini engellemişti. Ancak baskılara daha fazla dayanamamış ve gösteriş olsun kabilinden 403 öğrenciyi göndermişti. Ancak, Türkiye'nin özgür havasını teneffüs eden bu öğrenci kardeşlerimizin başlarında duran KGB şeflerine rağmen "Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve fazileti" ile kendilerini yetiştirerek eğitimleri sonrası Kerimov ve yandaşlarına en büyük darbeyi indireceklerine inancım ve güvenim tamdır.

 

   KERİMOV'UN VEFASIZLIĞI



 

   Bu bölümü kitabı yazdıktan sonra koymaya karar verdim. Kerimov'un nasıl bir insan olduğu, sanırım buraya kadar net bir şekilde anlaşılmıştır. Bu bölümde değineceğim hususları okuduktan sonra Kerimov'un yalnız muhalifleri için değil, tüm dostları için son derece tehlikeli-hastalıklı bir yapıya sahip olduğunu göreceksiniz.

   Sayın Enver Altaylı'yı, Orta Asya ile ilgilenenlerin hepsi uzaktan yakından tanırlar. Sayın Altaylı, Özbekistan'ın bağımsızlığını ilan ettiği o sıkıntılı günlerde büyük fedakarlıkta bulunarak, Sayın Kerimov'a yardımcı olmuş, ülkenin geçiş döneminde yaşanan problemlerin hallinde etkili rol oynamış bir insandır. Özbekistan'ın iki yıl et, buğday, şeker gibi temel ihtiyaçlarının ithal edilmesini ve pamuğun ise uluslararası piyasaya ihraç edilmesini sağlamıştır. Bununla da kalınmamış; Türk işadamlarının ve batılı büyük şirketlerin Özbekistan'a yatırım yapmalarında, kredi temininde ve Özbekistan'ın Türkiye ve Batı dünyası ile ilk özel-resmi ilişkilerin kurulmasında tüm imkanlarını seferber eden Sayın Enver Altaylı, tüm bu hizmetleri karşılığında -Ana muhalefet lideri Muhammed Salih'e yani demokrasiye, özgürlüğe destek verdiği anlaşıldığı için- mükafat olarak Kerimov tarafından "hain" olarak ilan edilmiştir. Hatalarıyla, sevaplarıyla tarih Sayın Altaylı'yı elbette değerlendirecektir, ama burada yazamadığımız hususları yakinen bilen bir kişi olarak şunu söylemek istiyorum ki, Sayın Altaylı'nın Özbekistan'a ve Türk Dünyası'na büyük hizmetleri olmuştur.

   Ve bir gerçeği daha açıklamak istiyorum; Kerimov'un "Ben böyle milletin anasını ..." hakareti üzerine Sayın Enver Altaylı "Ben bu şerefli milletin anasına küfrettirmem" diye rest çekerek Özbekistan'ı terk etmek zorunda kalmıştır.

 

      VE MUHAMMED SALİH TÜRKİYE'Yİ TERK EDİYOR...



 

   Ülkesindeki baskı, zulüm ve yasaklamalardan dolayı Türkiye'ye sığınan Özbekistan Demokratik Forum Başkanı, Ana Muhalefet Lideri Muhammed Salih, Türkiye ile Özbekistan arasındaki krizin son bulması ve ilişkilerin düzeltilerek, öğrencilerin Türkiye'ye gelmeleri için Türkiye'deki siyasi faaliyetlerine bir süre ara verme kararını almak zorunda kalmıştı...

   Yıllardır ülkesinde demokrasinin kurulabilmesi ve kurumlaşabilmesi için mücadele eden ve diktatör Kerimov tarafından uygulanan yoğun baskılar ve can güvenliğinin kalmaması nedeniyle mücadelesini sürdürmek için ülkesini terk ederek Türkiye'ye gelmek zorunda kalan Muhammed Salih'in ülkesindeki bu kötü gidişat karşısında Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin Kerimov'a verdikleri Türkiye'de siyasi faaliyette bulunmasına izin verilmeyeceğine dair güvence ile eli-kolu bağlanmak istenmesi, demokrasi-özgürlük adına, kardeşlik adına, insanlık adına izahı çok güç, üzücü ve utanç verici bir durumdur.

   İki ülke ilişkilerini bozmamak ve öğrencilerin özgür dünyada okumalarını sağlamak amacıyla büyük fedakarlıkta bulunan Muhammed Salih eylül ayı sonlarında Türkiye'yi terk etmiştir...

   Ancak mücadele sürmektedir. "Özgürlük ve Demokrasi savaşı" özgür ve demokratik bir Özbekistan kuruluncaya kadar devam edecektir...

   Belki insanlar sokaklara dökülecek, ama ruhi açlığını gidermek için demokrasiyi ve özgürlüğü zorla da olsa elde edecektir.

   Saygıdeğer okuyucular, insanca yaşamayı, özgürce yaşamayı savunanlar, demokrasinin bekçileri, barış dolu, sevgi dolu geleceğin gençleri...

   Bu roman, bu hikaye, bu masal ya da bu kitap burada bitmedi...

   Kendi insanını bile öldürmekten çekinmeyen, özgürlüğü ve demokrasiyi tozlu raflara kaldırarak, bütün ülkeyi kampa dönüştüren ve bu kampta insan hak ve hukukunu hiçe sayarak kirli ayakları altında, tüm dünyanın gözleri önünde çiğnemeye devam eden, insanlıktan nasibini almamış, Kerimov gibi hasta ruhlu diktatörler var oldukça, bu romanlar bu kitaplar elbet bitmeyecek...

   Ama sizler bu kardeşlerimizin kutsal davalarına madden ve manen yardımcı olursanız, elbet bir gün "sevgi dolu" kitaplar da yazılacaktır...

   Gelin, Muhammed Salih'e sahip çıkalım...

   Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Başbakanım,

   Bize kucak açan, bize sığınan bu insanı bağrımıza basalım. Kapımızı çalan insanı kovmak Türk'e yakışmaz.

   Merak etmeyin, Muhammed Salih kalıcı değildir, misafirdir, gidicidir.

   Çünkü Muhammed Salih, yarınki Özbekistan'ın iktidar namzedidir...

 

 



 

 

 



 

 

 



 

 

BÖLÜM : II

 



Yüklə 428,12 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə