Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 41

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 45.2 Kb.
tarix29.10.2017
ölçüsü45.2 Kb.

İzmir Barosu Dergisi

Nisan 2002 Sayısı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında:

Tazminat Kavramı1
İzmir Barosu Bülteninin, Kasım-Aralık 2001 sayısında yayınlanan yazımızda; Mahkemenin Türkiye açısından Sözleşmenin muhtelif maddelerinin ihlaliyle sonuçlanan kararlarında yer alan tazminat rakamlarının, kararın içeriği ve doğurduğu iç hukuk sonuçlarından daha fazla önemsendiğini, bu durumun doğal bir sonucu olarak kararlardan kaynaklanan hukuki icapların, -sloganlaşmış politik argümanları bir yana bırakırsak- çeşitli nedenlerle ihmal edildiğini belirtmiştik. “Tazminat” konusunun yaratmış olduğu bu cazibeden faydalanarak, Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca Mahkemeye sunulan tazminat istemlerinin nasıl ve hangi ölçütler çerçevesinde değerlendirildiğine değinen - kısada olsa- bir yazı yazmanın uygun olduğunu düşündük.
Sözleşme Madde 41

Hakkaniyete Uygun Tatmin
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği taktirde, hakkaniyet uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.

“Hakkaniyete Uygun Tatmin” Kavramı

AİHM, birçok kararında, Sözleşme çerçevesindeki esas rolünün, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokollerinde belirtilen hakların belirli kriterler çerçevesinde korunması ve yorumlanmasıyla sınırlı olduğunu; sorumlu devletler tarafından mahkumiyet kararları gereğince iç hukukta yapılacak iyileştirme ve uyum düzenlemelerinin ise denetleyicisi olamayacağını” belirtmiştir. Özetle, ilke olarak, ihlal veya ihlallerden sorumlu bulunan Sözleşmeye taraf ülkeler, ihlalin ortadan kaldırılması için (Sözleşmenin 41.maddesi uyarınca hükmedilen tazminatın ifası haricinde) iç hukuklarında yapacağı düzenlemelerin tespitinde ve uygulamasında şeklen serbesttir (Hükümetler yapacakları iyileştirme düzenlemelerinde, ihlalle ilgili daha fazla başvuruyla karşı karşıya kalmamak için mahkemenin o konuyla ilgili ölçütlerini mutlaka göz önüne almak durumunda kalacaklardır). Mahkumiyet kararlarının bütünsel olarak icrasının denetlenmesi ise, Sözleşmenin 46/2. maddesi uyarınca Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin görev alanına girmektedir.



Sözleşme Madde 46

Kararların Bağlayıcılığı ve Uygulanması



1. Yüksek sözleşmeci taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkemenin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler

2. Mahkemenin kesinleşmiş kararı, kararın uygulanmasını denetleyecek Bakanlar Komitesi’ne gönderilir.
Sözleşmeye taraf olan ülkelerce sebep olunan hak ihlallerinin gerçek veya tüzel kişiler tarafından usulüne uygun şekilde Mahkeme önüne getirilmesi ve takip eden yargılama sonucunda ihlal tespit edilmesi halinde, başvurucu ihlalden kaynaklanan zararlarının giderilmesini Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca AİHM’nden talep edebilir. Mahkemenin tazminat taleplerinin değerlendirilmesinde başvurduğu temel prensip RESTITUTIO INTEGRUM yani ESKİ HALE GETİRME dir. Mahkeme, Papamichalopoulos / Yunanistan (1996 21 EHRR 439) yargılamasında bu prensibin iki yönlü olduğuna dikkat çeker:
a. Başvurucuyu, mümkün olduğunca (ihlalin olmadığı varsayılarak) bulunacağı eşdeğer pozisyona getirmek.

b. Başvurucunun, ihlal nedeniyle meydana gelen tüm zararlarını gidermek.

İlkenin esas amacı, Sözleşmeye aykırılığın –mümkün olduğunca- tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması ve ihlal öncesi durumun tekrardan tesis edilmesidir. Fakat niteliği gereği bir çok ihlal için (Örneğin yaşam hakkı ihlali; Orak / Türkiye,15 Şubat 2002 tarihli karar) önceki durumun tesis edilmesi mümkün değildir. Mahkeme König / Almanya (2 EHRR 469) yargılamasında bu duruma dikkat çekmiş ve şayet ihlalin eski hale getirilmesi mümkün değilse, maruz kalınan kayıpların tazmini için tek yolun Sözleşmenin 41.maddesi uyarınca istemde bulunmak olduğunu belirtmiştir

41. Madde Uyarınca Başvuru Koşulları

Mahkemenin konuyla ilgili kararlarına başvurmaksızın sadece madde metninin kendisi çok fazla aydınlatıcı olmuyorsa da metinde(“Hakkaniyete Uygun Tatmin” isteminin incelemeye alınabilmesi ve başarılı bir şekilde sonuçlandırılabilmesi için) şu hususlar temel ölçüt olarak belirtilir.



İhlalin Varlığı

Başvurudaki şikayetler uyarınca Mahkeme tarafından yürütülen yargılama sonucunda, Sözleşmeyle korunan haklardan bir veya birkaçının, sorumlu ülke tarafından ihlal edildiğinin saptanması gerekir. İhlalin tespiti Mahkemenin konu üzerinde ki yargılama yetkisi için ön koşul niteliğindedir.


Konuya ilişkin ilginç ve istisnai kararlardan birisi Caballero / Birleşik Krallık (1999 30 EHHR 643) kararıdır. Kararda tespit edilen herhangi bir ihlal olmamasına rağmen başvurucu lehine 1000 İngiliz Sterlini manevi tazminata hükmedilmiştir. Bu karar Mahkemenin kendi üyeleri arasında da oldukça tartışma yaratmış ve bir çok üye karara muhalif kalmıştır. Mahkemenin böyle bir sonuca varmasındaki temel nedenin, İngiltere’nin nihai karar öncesinde Mahkemeye yönelik, “başvurucunun şikayetlerindeki (Sözleşmenin 5/3 ve 5/4. maddeleri) haklılığının kabul edildiğini belirten bir mesuliyet kabul metninin” etkili olduğu belirtilmektedir.

Kısmi Telafi

Mahkemenin konuya ilişkin bugünkü içtihatlarının oluşmasında, De Wilde, Ooms ve Verspy / Belçika 1 EHRR 438, kararı temel olmuştur. Belçika Hükümeti mahkemeye sunduğu görüşlerinde; AİHM’nin başvurucu lehine tazminata hükmedebilmesi için sözleşmeye üye ülkenin iç hukukunun ileri sürülen ihlale ilişkin sadece kısmen bir telafi/giderim öngördüğü saptamasının asıl olduğunu; Başvurucunun, ihlalin varlığının AİHM tarafından tespit edilmesinden sonra, iç hukuka dönüp tekrardan giderim/tazminat yolları araması gerektiğini, şayet iç hukuktaki yeni tazmin/giderim başvurusu sonrasında uğradığı zarar kısmen telafi edilirse veya kısmen telafi edileceği anlaşılırsa Sözleşmenin 41.maddesi uyarınca mahkemeye tekrardan başvurabilme hakkının doğacağını belirtmiştir. Belçika Hükümeti, bu yorumun doğal sonucu olarak Mahkemenin de ilgili devletin iç hukukunda tazminat/giderim başvurusu açısından tekrardan inceleme yapması gerektiğini vurgulamıştır. Belçika hükümeti tarafından De Wilde, Ooms ve Verspy / Belçika 1EHRR 438, para.16) başvurusunda ileri sürülen bu görüşü mahkeme aşağıdaki gerekçelerle reddetmiştir.




  • Söz konusu tazminat başvurusu yeni bir başvuru olmadığı için iç hukukta –tazminat başlığı altında da olsa- yeni bir başvuru yapılıp, yeniden konuyla ilgili iç hukuk yolları tüketildikten sonra AİHM’ne başvurulmasına gerek olmadığı, her iki başvurunun aslında aynı başvuru olduğu, kaldı ki Sözleşmeyi kaleme alanların kastı bu şekilde olsaydı bu hususun açıkça belirtileceğini;

  • Sözleşmenin 41.maddesi uyarınca tazminat için ikinci kere iç hukuka dönülmesinin ve yeniden telafi yollarının araştırılmasının alacağı toplam süre -her iki başvurunun toplam sonuçlanma süreleri göz önüne alındığında, Sözleşmenin varlık koşulu olan insan hakları için etkili korumanın sağlanamayacağını, vurgulamıştır.

Gereklilik

Mahkemenin ihlalin varlığını tespit etmesi kendiliğinden tazminat hakkını doğurmamaktadır. Mahkeme bazı durumlarda örneğin prosedürel hakların ihlalinden kaynaklanan manevi tazminat istemlerinde veya moral kaygılarla hareket ettiği zamanlarda, ihlal kararının kendisinin hakkaniyete uygun bir tatmin için yeterli olduğunu, dolayısıyla herhangi bir parasal tazminata gerek görmediğini belirtebilmektedir. Örneğin Nikolova / Bulgaristan (25.3.1999 tarihli karar, para.76) yargılamasında. Mahkeme başvurucunun 3.5 aylık tutukluluğu sonucunda, Sözleşmenin 5/3 ve 5/4 maddelerinin sorumlu devlet tarafından ihlal edildiğini tespit etmesine rağmen, başvurucunun (maruz kalınan üzüntü, keder vb. gerekçelerine rağmen) manevi tazminat istemini ‘İhlal kararının kendisinin Hakkaniyete Uygun Tatmin açısından yeterli olduğu gerekçesiyle’ reddetmiştir. Mahkemenin benzer bir kararı Mccann / Birleşik Krallık başvurusudur. Başvurunun konusu üç IRA (İrlanda Kurtuluş Örgütü) militanının Cebelitarık’ta bir bomba yerleştirme eylemi arifesinde İngiliz güvenlik güçlerince yakın mesafeden ve kerelerce ateş edilerek öldürülmesidir. Mahkeme, yargılama sonrasında Sözleşmenin 2. maddesinin İngiltere tarafından ihlal edildiği sonucuna varır. Başvurucuların tazminat taleplerini ise öldürülen 3 kişinin içinde bulunduğu eylem göz önüne alındığında herhangi bir tazminat hükmetmenin uygun olmadığı gerekçesiyle reddeder .(1995, 21 EHRR 97)


Sonuç olarak gereklilik kavramının mahkeme tarafından değerlendirilmesinde, temel baz bir ihlalin mevcudiyeti olsa da, ihlali çevreleyen koşullar da, örneğin ihlal maddeleri, başvurucunun gerek iç hukuk gerekse de Mahkeme önündeki yargılamalar boyunca sergilediği tutum, başvurucunun kişisel özellikleri ve geçmiş bilgileri, işgal etmiş olduğu pozisyon, mahkeme üyelerinde yarattığı izlenim, ihlalin vahameti ve başvurucuda yarattığı tahribatın ciddiliği, sorumlu devletin tutumu ve sebep olunmuş benzer ihlallerin mevcudiyeti vs. gibi nedenler, tazminat başvurusunun ve istenen miktarların değerlendirilmesi ve başarıyla sonuçlandırılmasında önemli bir yer tutmaktadır.

İlliyet/Nedensellik Bağı




Mahkeme, talep edilecek zararlar ile tespit edilen ihlaller arasında sıkı bir illiyet bağının varlığının tazminata hükmedilebilmesi ve miktarının saptanabilmesi açısından ön şart niteliğinde olduğunu çeşitli kararlarındaki atıflarıyla belirtilmiştir. Mahkeme bu kriteri uygularken oldukça dar bir yorumu tercih etmiş ve talep edilen tutarların(, özellikle prosedürel hakların ihlali sonucunda) muhtemel veya spekülatif kazanç veya fırsat kayıplarına dayanan tazminat istemleri olması halinde parasal tazminata hükmetmek açısından pek istekli ve cömert olmamıştır. Örneğin Podbielski / Polonya (1999 27 EHRR CD19) yargılamasında; başvurucu iç hukuk yargılaması sırasında meydana gelen 5 yıllık gecikme dolayısıyla 17 milyon ABD doları tutarında bir kaybı olduğunu ve bu durumun şirketini iflasa sürüklediğini, şayet yargılama makul sürede sonuçlandırılsaydı bu kaybının olmayacağını iddia etmiştir. Mahkeme, ilgili kararının 44. paragrafında Başvurucunun iddiasının temel olarak kaybedilen iş fırsatlarına dayandığını , bu talebin kendi içinde spekülatif olduğunu ve kendisinin ‘şayet başvurucu iç hukuktaki başvurusunun sonucunu( mahkeme kararını) zamanında alsaydı muhtemel neticenin ne olacağı konusunda’ bir araştırma yapamayacağını dolayısıyla başvurucunun isteminin reddine karar vermiştir.

İstem

Mahkemenin tazminat ve masraflar konusunda ( Şayet bu başlık altında usulünce veya zımni de olsa bir başvuru yapılmamış ise) hiçbir surette kendi inisiyatifi ile hareket etme şansı yoktur. Dolayısıyla tazminat istemlerinin Mahkeme iç tüzüğünde öngörülen süre ve usul uyarınca talep edilmesi gerekmektedir. Talep edilmediği takdirde Mahkemenin bu hususu kendiliğinden değerlendirmeye alma yetkisi bulunmamaktadır. Mahkemenin bu konuda oldukça titiz olduğunu, süresi içerisinde ileri sürülmeyen hiçbir tazminat istemini kabul etmediğini belirtelim. Brogan ve Diğerleri / Birleşik Krallık (28.10.1988 tarihli karar) yargılaması Mahkemenin bu konudaki yaklaşımını ortaya koyması açısından örnek verilebilir. Mahkeme, Başvurucunun masraflara ve ücretlerin tazminine dair herhangi bir isteminin olmaması üzerine bu hususta bir değerlendirme yapılmasına gerek olmadığına karar vermiştir.


Önemli bir hususta süresinde tazminat isteminde bulunulmasına rağmen miktarın açıkça tanımlanmaması halidir. Şayet başvurucu tarafından usulüne uygun bir tazminat başvurusu yapılmış ve fakat miktarlar konusunda ki açıklama tatmin edici değilse, örneğin oldukça muğlaksa veyahut ta hiç mevcut değilse yani mahkemeye sunulmamış ise, Mahkeme benzer karalarındaki miktarları ve ihlalin taşıdığı özellikleri göz önüne alarak tazminata hükmedebilmektedir.
Mahkeme İç Tüzüğü Madde 60.

Adil Karşılık Talepleri


  1. Bir sözleşmeci başvurucu Devletin veya başvurucunun, Sözleşmenin 41. maddesine göre adil karşılık için bulunmak istediği istemler, Mahkeme başkanı aksine karar vermedikçe, esas hakkındaki yazılı görüşlerle birlikte belirtilir; eğer bu tür bir yazılı görüş verilmemiş ise, başvurunun kabul edilebilirliği hakkında karar verilmesinden sonra iki ay içinde, ayrı bir yazı olarak dosyaya konulur.




  1. Bu, taleplerin, destekleyici belgeleri veya faturaları ile birlikte ayrıntılı bir dökümleri yapılır;bunun yapılmaması halinde talepler Daire tarafından tamamen veya kısmen reddedilebilir.


3. Daire, yargılamanın herhangi bir aşamasında bir tarafı, adil karşılık için yapılan talep hakkında görüşlerini bildirmeye davet edebilir.

Tazmin Edilebilecek Zararlar

Mahkemenin görevinin başvurucunun uğradığı zarardan doğan kayıplarının giderilmesinde; Sözleşmenin 41.maddesi ile sınırlı olduğunu, ‘Restitutio in integrum /eski hale getirme’ ilkesindeki asıl sorumluluğun yüksek sözleşen tarafa ait olduğunu, Mahkeme tarafından verilen ihlal kararlarını denetleme görevinin ise Sözleşmenin 46/2.maddesi uyarınca Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine ait olduğunu hatırlattıktan sonra Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca tazminat kavramını oluşturan alt başlıklara bakalım. Bu başlıklar Mahkemenin sıklıkla kullandığı tasnif biçimidir.


a. Maddi kayıplara dayanan zararlar

b. Manevi kayıplara dayanan zararlar

c. Avukatlık ücreti ve masraflar

d. Sorumlu devlet aleyhine bulgulanan ihlalin parasal bir mahkumiyete gerek duymaksızın Hakkaniyete Uygun Tatmin açısından yeterli olması



Maddi Kayıplara Dayanan Zararlar




  • Kişisel ve diğer malvarlıklarında meydana gelen kayıplar (Akdıvar / Türkiye 01.04.1998),

  • Kar kaybı (Podbielski / Polonya 1999 27 EHRR CD19)

  • İlk derece mahkemeleri tarafından verilen para cezaları (Lingens / Avusturya, 1986 8 EHRR 103 at para.50)

  • Geçmişe ve geleceğe dair ücret kayıpları (Thlımmenos / Yunanistan 6.04.2000),

  • Emeklilik haklarından kaynaklanan kayıplar (Young James ve Webster / Birleşik Krallık,1981 4 EHRR 38)

  • İş fırsatlarını kaybedilmesinden kaynaklanan kayıplar, Allenent de Ribemoumt (1996 22 EHRR 582)

  • Tıbbi harcamalar ve masraflar (Aksoy / Türkiye,1997 23 EHRR 553)



Manevi Kayıplara Dayanan Zararlar




  • Psikolojik zararlar. Türkiye, Başvurucunun gözaltında tecavüz edilmesi nedeniyle uğradığı psikolojik zarara karşılık 25.000 İngiliz Sterlini manevi tazminata mahkum edildi (Aydın /Türkiye(1997 25 EHRR 251)

  • Derin üzüntü keder ve ıstırap. Finlandiya,kızını görebilmek için izin hakkı alamayan babaya 12.000 İngiliz Sterlini ödemeye mahkum edildi (Hokkanen v/ Finlandiya (1994, 19 EHRR139)

  • Aşağılanma, (Smith ve Grady / Birleşik Krallık 25.07.2000)

  • İtibar ve unvan kaybı.

Mahkemenin gerçek kişiler tarafından yapılan tazmin başvurularında manevi zararları sınıflandırması ve değerlendirmesi açısından sorun olmasa da aynı durumun tüzel kişiler açısından geçerli olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Örneğin Sosyalist Parti / Türkiye (1999, 27EHRR 51) yargılamasında başvurucular (parti başkanı, bir önceki başkanı ve parti tüzel kişiliği adına) 2 milyon ABD Doları manevi tazminat talep etmişlerdir. Mahkeme yargılama sonucunda sadece 2 gerçek kişi lehine(kapatma anındaki ve önceki dönemdeki parti başkanı) manevi tazminata hükmetmiş, tüzel kişinin manevi tazminat talebini ise değerlendirmeye almamıştır. Mahkeme Comingersoll / Portekiz (06.04.2000 tarihli kararı para.35) kararında tüzel kişiler açısından yapmış olduğu yukarıdaki yorumu biraz daha yumuşatmıştır.


Yukarıdaki her iki bölümde bulunan alt başlıkları nedensellik ilkesi ışığında uzatmak mümkündür fakat bunu yaparken genel çerçevedeki diğer kriterleri de sıkı bir biçimde takip etmemiz gerekmektedir.

Avukatlık Ücreti, Diğer Ücretler ve Masraflar

Başvurucu, bu başlık altında gerek Mahkeme önündeki gerekse de iç hukukta yapmış olduğu harcamaları belirli ölçüler çerçevesinde talep edebilir. İç hukukta yapılmış olan masrafların ve ücretlerin talep edebilmesi için bu harcamaların Mahkemede de ileri sürülecek olan ‘ihlal veya ihlallerden kaçınmak’ veya ‘söz konusu ihlal veya ihlallerin ortadan kaldırılması amaçlı yapılmış olması’ gerekmektedir. (avukatlık ücreti, mahkeme masrafları, para cezaları, yol ve konaklama masrafları, kırtasiye masrafları, bazı özel koşullar altında alınan bilirkişi görüşleri vs.)


Mahkeme talep edilen ücret ve masrafları aşağıdaki kriterlere göre değerlendirmektedir:
Başvurucunun yapmış olduğu ücret ödemeleri ve diğer masraflar,

  • Gerçekten meydana gelmiş olmalıdır:

Mahkeme genel olarak kendisine yapılan başvurulardaki ücret miktarlarını başvuruda harcanan zaman birimiyle doğru orantılı olarak değerlendirmektedir. Konuyla ilgili olarak kendisine sunulan hesaplamalardaki kullanılan iç hukuk yöntemlerini bağlayıcı olarak kabul etmemekte, fakat bu yolları konuyu aydınlatması açısından yardımcı unsur olarak kullanmaktadır.


  • Yargılamanın niteliği açısından ‘zaruri/gerekli’ olmalıdır.

Başvurucular, Mahkemeden yargılama nedeniyle yapmış oldukları masrafların ancak zaruri olanlarını alabilirler. Başvurucuların masraflara dair açıklamalarındaki zorunluluk gerekçelendirmesi ve Mahkemeyi bu konuda ikna etmeleri istemlerin olumlu değerlendirilmesi açısından asıldır.


  • İstemler miktar ve içerik olarak makul olmalıdır.

Daha önce kısmen belirtmiş olduğumuz gibi, Mahkemenin kendisine biçtiği rol; vermiş olduğu kararlar ve tespit ettiği ihlallerle, insan hakları konusunda başvurulabilir prensiplerin oluşmasına ve korunmasına ön ayak olmaktır. Dolayısıyla Mahkeme kendisini başarılı başvurucular için bir zenginleştirme makamı olarak görmemektedir. Buna karşın tazminat miktarları açısından mutlak bir tavan veya taban sınırlandırmasına da sahip değildir.
Mahkemenin tazminat istemlerinin değerlendirmesinde kullandığı genel prensip, ‘Makullük’(Equitable basis) kıstasıdır. Makullük kıstası benzer konularda verilen daha önceki kararlardaki miktarlara yapılan göndermelerden oluşmaktadır. Mahkeme genel olarak bu kriteri asıl almasına rağmen bazı kararlarında bu kriterden ayrılıp, sorumlu devletler aleyhine ağırlaştırılmış tazminat rakamlarına da hükmedebilmektedir. Örneğin Salman / Türkiye (27.06.2000 tarihli karar) yargılamasında Türkiye tarafından sözleşmenin 2,3,13 ve 25 maddelerinin ihlal edildiği tespit edilmiş ve Başvurucu lehine 39.320 İngiliz Sterlini maddi tazminata hükmedilmiştir. İlhan yargılaması sonucunda (İlhan / Türkiye, 27.06.2000 tarihli karar) Türkiye’nin Sözleşmenin aynı ( 2, 3, 13, 25) maddelerini ihlal ettiğine karar verilmiş ve başvurucu lehine 80.600 İngiliz Sterlini maddi tazminata hükmedilmiştir. Her iki başvurunun ihlal maddeleri aynı olmasına rağmen (ihlali çevreleyen koşulları bir yana bırakırsak) İlhan / Türkiye yargılamasındaki hükmedilen rakamın istisnai olarak değerlendirilebileceği gerçeğidir. Mahkeme İlhan / Türkiye (27.06.2000 tarihli mahkeme ilamı) yargılamasında ki bu tutumuyla benzer başvurulardaki tazminat miktarlarından ayrılarak makullük sınırlarını oldukça zorlamıştır.
Mahkeme bazı başvurularda maddi/manevi parasal tazminat istemlerinin yanı sıra tespit edilen ihlalin tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırması veya ihlalden önceki koşulların yaratılması veya Sorumlu Devletin ihlalin niteliği ve meydana geliş koşulları gereği ağır ve emsal teşkil edecek tazminat rakamlarıyla mahkum edilmesi amaçlarını içeren istemlerle karşılaşmaktadır. Örneğin Akdıvar ve Diğerleri / Türkiye [16.09.1996 tarihli karar, para. 45, Türkiye söz.mad.3, 25(1) ve protokol 1(1)’i ihlal etmiştir.] kararında belirtildiği gibi, başvurucular kayıplarından kaynaklanan parasal tazminat istemlerinin yanı sıra ihlalden önceki eski durumlarının (zarar gören evlerinin tamirini ve köylerine dönmelerini engelleyen koşullarından ortadan kaldırılmasını içeren) sorumlu devlet tarafından tesisi için kararda hüküm bulunmasını talep etmişlerdir. Mahkeme bu istemi reddetmiştir. İsteminin zımni ret gerekçesi olarak “mahkumiyet kararlarındaki ihlalin ortadan kaldırılması için gereken iç hukuk düzenlemeleri ve uygulama yollarının seçilmesinde sorumlu devletlerin serbest olduğu” ilkesinin gösterildiğini yeniden anımsatalım.

Mahkumiyet kararını kendisinin ‘Hakkaniyete Uygun Tatmin’ açısından yeterli olması

Mahkeme bazı kararlarında, sadece ihlal tespitinin “Hakkaniyete Uygun Tatmin” için yeterli olduğu düşüncesindedir. Yukarıda kısmen bahsettiğimiz gibi Mahkeme özellikle prosedürel hakların ihlalinden kaynaklanan manevi tazminat istemlerinde sık sık bu gerekçeyle parasal tazminat istemlerini uygun bulmamış, ihlal tespitinin başvurucunun manevi kayıplarının tazmini açısından yeterli olduğunu belirtmiştir. Mahkeme bu değerlendirmesini Golder / Birleşik Krallık 1EHRR 524 para.46 ve Goddi / İtalya 1984 6 EHRR 457 yargılamasında formüle etmiş ve bu kriteri sıkı bir biçimde de uygulamaktadır. Şu konuyu yeniden anımsatalım! Mahkemenin konuyla ilgili değerlendirmesinde ihlali çevreleyen koşulların neler olduğu oldukça önemlidir. Kapsam olarak hemen hemen aynı olarak kabul edilebilecek farklı başvuruların bazılarının parasal tazmin kararlarıyla, bazılarının ise yukarıda örneklendiği gibi salt mahkumiyet kararıyla sonuçlandığı görülebilmektedir.



İspat Yükü

Mahkeme bir çok kararında şu iki konunun altını çizmiştir.

a. Gerçekten bir zarara maruz kalınmalı.

b. Maruz kalınan zararla mahkeme tarafından tespit edilen ihlal arasında gerçek bir ilişki olmalıdır.


Tazminat başlığı altında Mahkemeye sunulan tüm istemler ile iddia edilen ihlal arasındaki nedensellik-sonuç (illiyet bağı) ilişkisinin ispat yükümlülüğü başvurucunun üzerindedir. Mahkeme önünde ileri sürülen tüm istemlerin başarılı bir şekilde sonuçlandırılması, Mahkeme İç Tüzüğünün 60/2. maddesinde belirtildiği gibi tazminat taleplerinin ek belge, doküman, doktor raporları, fatura gibi belgelerle oldukça düzenli, makul ve ayrıntılı bir çalışmayla desteklenmesine bağlıdır. Mahkeme, kendisine biçtiği rol gereği bu istemlerin değerlendirilmesinde, davanın esası üzerindeki çalışmasının aksine çok fazla zaman ve çaba harcama eğiliminde değildir. Dolayısıyla oldukça karışık veya gerekli ek belge, fatura vs. gibi dokümanlardan yoksun tazminat başvuruları kısmen veya tamamen reddedilecektir.


Yararlanılan Kaynaklar:
1- Human Rights Damages-Principles and Practice, D. SCOREY & T. EICKE, Sweet & Mawell , 2002

2- Taking A Case To The European Court Of Human Rights, Philip LEACH, BLACKSTONE , 2001

3- Cases and Materials On The European Court Of Human Rights, Alastair Mowbray, Butterworths, 2001

4- Schedule Of Awards In Cases Against Turkey By The European Court Of Human Rights, Volume 1:June1995 to July 2000,Compiled by Nusrat CHAGTAİ and Xanthi KAPSOSİDERİ





1 İzmir Barosu Nisan 2002 sayısında yayınlanmıştır.



Av.Serkan Cengiz

www.serkancengiz.av.tr



Dostları ilə paylaş:
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə