Âb (f i. su. (bkz: mâ')



Yüklə 17,16 Mb.
səhifə17/189
tarix21.10.2017
ölçüsü17,16 Mb.
#8652
1   ...   13   14   15   16   17   18   19   20   ...   189

bilâ-lüzûm (a.b.s.) lüzumsuz, gereksiz.

bilâ-sebeb (a.b.s.) sebepsiz.

bilâ-tahkîk (a.b.zf.) tahkik etmeden, sorup soruşturmadan.

bilâ-taksîr (a.b.s.) taksirsiz, kusursuz.

bilâ-tashîh " iL. (a.b.zf.) tashih edil meden, düzeltilmeden.

bilâ-teemmül (a.b.zf.) düşünmeksizin, irticalen.

bilâ-tevakkuf (a.zf.) durmadan.

bilâ-udûl (a.b.zf.) sapmadan, dönmeden.

bilâ-ücret (a.b.s.) ücretsiz, parasız.

bilâ-vâsıta (a.b.s.) vasıtasız, araçsız, doğrudan doğruya.

bilâ-veled (a.b.s.) veletsiz, çocuksuz.

bil-bedâhe (a.b.zf.) düşünmeksizin, birdenbire, apansızın, (bkz: bedâheten).

bil-cümle (a.b.zf.) hep, bütün, toptan, (bkz: cümleten).

bîle (f.i.) 1. ada. 2. yanak. 3. yan. 4. "kesme" denilen küçük bahçıvan beli şeklindeki ok temreni. 5. kayık küreği; gönderi.

bîlek (f.i.) çatal temrenli bir çeşit ok.

bî-lerziş (f.b.s.) titremez, titremeden.

bi-l-farz (a.b.e.) diyelim ki, tutalım ki. (bkz: faraza).

bi-l-fi'l (a.zf.) hakîkî olarak, gerçekten.

bi-l-hâssa (a.zf.) mahsus, husûsî olarak; hele. (bkz: hassaten).

bi-l-hayr (a.zf.) hayırla, uğurlu olarak.

bi-l-hükmü (a.zf.) hükmünden dolayı.

bi-l-îcâb (a.zf.) lâzım olduğu için, gerekli görüldüğü için. (bkz: bi-1-iktizâ).

bi-l-icrâ (a.zf) icra ederek, yaparak, icra marifetiyle.

bi-l-iddiâ (a.zf.) iddia için.

bi-l-iftihâr (a.zf.) iftiharla, öğünerek.

bi-l-ihtimâm (a.b.zf.) özenerek, özenle, dikkat ederek, dikkatle.

bi-l-ihtirâm (a.zf.) saygı duyarak, saygıyla.

bi-l-ihtiyâr (a.zf.) dileğiyle, isteğiyle.

bi-l-iktidâr (a.zf.) iktidar ile.

bi-l-iktisâb (a ?f) kazanarak, elde ederek.

bi-l-iktizâ (a.zf.). (bkz. bi-1-îcâb).

bi-l-iltizâm (a.zf.) bile bile. (bkz: an-kasdin).

bi-l-imlâ (a.zf.) söyleyip yazdırarak, dikte ederek,

bi-l-imtihân (a.zf.) imtihanla, sınavla.

bi-l-imtisâl (a.zf.) misal, örnek, benzer göstererek.

bi-l-imtizâc (a.zf.) uyuşmak, anlaşmak yoluyla, uyuşarak, anlaşarak.

bi-l-imzâ (a.zf.) imza ederek, imzalanarak.

bi-l-incimâd (a.zf.) donarak.

bi-l-infâz (a.zf.) infaz yoluyla, yerine getirerek, yaparak.

bi-l-infilâk (a.zf.) infilâk ederek, patlayarak.

bi-l-infikâk (a.zf.) çözülerek, ayrılarak.

bi-l-infirâd (a.zf.) aynlarak, aynlıp tek kalarak.

bi-l-infisâl (a.zf.) aynlarak, yerini bırakıp giderek.

bi-l-inkısâm (a.zf.)' kısımlara ayırarak, keserek, bölerek.

bi-l-inkişâf (a.zf.) açılarak, gelişerek, meydana çıkarak.

bi-l-intâc (a.zf.) neticelenerek, sonuçlanarak.

bi-l-intihâb seçerek.

bi-l-intikal (a.zf.) intikal ederek, birbirinden diğerine geçerek.

bi-l-intisâb (a.zf) birine mensup olarak.

bi-l-irâe (a.zf.) göstererek, gösterip öğreterek.

bi-l-irkab (a.zf.) bindirilerek.

bi-l-iskât (a.zf.) susturmak, ağzını kapatmak için.

bi-l-isti'câl (a.zf.) acele ederek, ivedilikle.

bi-l-istîcâr (a.zf.) kiraya vererek, kiralayarak.

bi-l-isticvâb (a.zf.) soruşturup, cevâbını alarak.

bi-l-istidlâl (a.zf.) delil getirerek, yol göstererek.

bi-l-istidlâl (a.zf.) kandırarak, yoldan çıkartmak suretiyle, ayartarak.

bi-l-istihbâr (a zf) haber alarak.

bi-l-istihdâm (a.zf.) hizmete alarak, kullanarak.

bi-l-istihkak (a.zf.) hakkı ile, liyakatli olarak.

bi-l-istifâde (a.zf.) faydalanarak, yararlanarak.

bi-l-istifsâr (a. z.f) sorup anlayarak.

bi-l-istihsâl (a.zf.) husule, meydana getirerek.

bi-l-istikbâl (a.zf.) karşılayarak, karşı giderek.

bi-l-istiklâl (a.zf.) istiklâl üzere, başlıbaşına.

bi-l-istilzâm (a.zf.) lüzumlu, gerekli görerek, gerektirerek.

bi-l-istimlâk (a.zf.) istimlâk yoluyla, istimlâk ederek.

bi-l-istintâk (a.zf.) sorguya çekerek.

bi-l-istirar ister istemez,

bi-l-istisnâ (a.zf.) ayırarak, ayırma ile.

bi-l-istişâre (a.zf.) istişare yo luyla, danışarak.

bi-l-istîzân (a.zf.) izin ile, ruhsat alarak.

bi-l-iş'âr (a.zf.) yazı ile bildirerek.

bi-l-işgal (a.zf.) işgal ederek, işgal suretiyle.

bi-l-iştirâ (a.zf.) satın alarak.

bi-l-iştirâk (a.zf.) ortaklaşa, birleşerek.

bî-l-i'tâ (a.zf.) vererek, verme suretiyle.

bi-l-i'tirâf (a.zf.) itiraf ederek, hakkı teslim ederek, bir şeyi saklamadan söyleyerek.

bi-l-itmâm (a.zf.) tamamlayarak, bitirerek.

bi-l-ittifâk (a.zf.) beraberce, uyuşarak, elbirliğiyle, oybirliğiyle, (bkz: müttefikan, müttehiden).

bi-l-ittihâd (a.zf.) birleşerek.

bi-l-ityân (a.zf.) getirerek.

bi-l-izâfe (a.zf.). (bkz. izafeten).

bi-l-izzi ve-l-ikbâl (a.zf.) izzet ve ikbâl ile.

bi-l-kalb (a.zf.) değiştirme yoluyla.

bi-l-kayd (a.zf.) kaydederek.

bi-l-keşf (a.zf.) keşfederek, açarak, meydana çıkararak.

bi-l-kimyâ (?f) kimyaca.

bi-l-kuvve (a.zf.) tasavvurî olarak, düşünce halinde.

bi-l-külliyye (a.zf.) büsbütün, bütün bütün.

billâh, billâhi (a.zf.) Allah için.

bi-l-lisân (a.zf.) konuşarak.

billûr (a. i.) gayet parlak ve şeffaf (saydam) taş veya pek saf ve temiz beyaz cam, kristal [Farsçası bilûr dur].

billûrî (a.i.) kim. billur.

billûrî, billûriyye (a.s.) billurdan yapılmış veya billur ile ilgili.

Ecsâm-ı billûriyye billurdan yapılmış cisimler.

billûrîn (a.s.) billur gibi; billurdan.

bi-l-mâ' (a.zf.) kim. su veya hidrojeni bulunan mânâsına hydro karşılığı.

bi-l-maiyye (a.zf.) maiyyetiyle, adamlarıyla.

bi-l-muhâfaza (a.zf.) muhafaza ederek, bozmadan.

bi-l-mukabele (a.zf.) karşılık olarak.

bi-l-muvâcehe (a.zf.) yüz yüze, yüzleştirerek.

bi-l-münâsebe (a.zf.) sırası düşünce, sırası gelince, sırasında, sırasını bularak, sırasını getirerek.

bi-l-münâvebe (a.zf.) nöbetleşe, değişe değişe.

bi-l-müşâfehe (a.zf.) konuşmak suretiyle, konuşarak.

bi-l-müşâhede (a.zf.) görerek.

bi-l-müşâvere (a.zf.) danışarak, konuşarak.

bi-l-müzâkere (a.zf.) müzakere ile, konuşarak.

bilsâm (a.f.i.) zâtülcenp, akciğer zan iltihabı, satlıcan, fr.pleuresie.

bilsâniyye (a.i.) bot. 1. sarmaşıkgiller. 2. hanımeligiller.

bilsikâ' (a.i.) yapışkan otu.

bi-l-umûm (a.zf.) bütün, hep.

bilur (f.i.) billur.

bilûrîn (f.s.) billurdan, billur gibi.

bi-lutfihî (a.s.) lütuf, kerem ve inâyetiyle.

bi-lutfihî teâlâ (a.zf.) Allah'ın inâyetiyle.

bî-lüzûm (f.a.b.s.) lüzumsuz, gerek.

bi-l-vâsıta (a.b.s.) vâsıta ile, * araç h.

bilve (a.i.). (bkz. belvâ).

bi-l-vekâle (a.zf.) vekâlet ederek.

bi-l-vesîle (a.zf.) bu vesile ile, yeri gelmişken.

bi-l-vücûh (a.zf.) her yönden.

bîm (f.i.) 1. korku, (bkz: havf). 2. tehlike.

bîm-i cân can korkusu.

bîm-i dûzah cehennem korkusu.

bîm-i ta'ne azarlanma, soğulup sayılma korkusu.

bîm ü ümîd korku ile ümit, kararsızlık.

bî-magz (f.b.s.) beyinsiz, akılsız; hoppa.

bî-magz-âne (f.zf.) akılsız, hoppa adama yakışacak surette.

bî-maksad ü bî-günâh (a. f.b.s.) maksatsız ve günahsız.

bî-ma'nâ (f.a.b.s.) anlamsız, mânâsız.

bi-ma'nâhü (a.s.) yine o mânâya, yine o anlama.

bî-mânend f h s) manendi, eşi benzeri olmayan, (bkz: bî-hemâl, bî-nazîr).

bîmâr (f.s.c. bîmârân) hasta, sayrı.

bîmârân (f.b.s. bîmâr'ın c.) hastabakıcılar.

bîmâr-ciger (f.b.s.) çok sıkıntılı ve üzüntülü.

bîmâr-çeşm (f.b.s.) [gözü] baygın bakışlı olan.

bîmâr-dâr (f h s) hastabakıcı.

bîmâr-dil (f.b.s.) gönlü sıkılmış, üzüntülü.

bîmâre (f.s.) 1. hasta. 2. akınlar veya harpler sırasında ele geçen kadın esirlerin ayrıldıkları sınıflardan biri.

bîmâr-hâne (f.b.i.) 1. hastahâne. 2. tımarhane, deliler yurdu.(bkz: bîmâr-istân2).

bîmâr-hîz hastalıktan yeni kalkan [kimse].

bîmârî (f.i.) hastalık.

bîmâr-istân l- hastahâne. 2. tımarhane, (bkz. bîmâr-hâne).

bî-mâye (f.b.s.) 1. yoksul, güçsüz; 2. mayası bozuk, kötü yaratılıştı, (bkz. bed-sîret, bed-tıynet).

bî-meâl (f.a.b.s.) mânâsız, hükümsüz, saçmasapan [söz].

bî-mecâl (f.a.b.s.) halsiz, takatsiz, zayıf, dermansız, bitkin, (bkz. bî-tâb).

bî-mecâl-âne (f.a.zf.) güçlükle, takatsizlikle, bitkinlikle.

bî-mecâlî (f.a.b.i.) ; güçsüzlük, halsizlik, takatsizlik, bitkinlik.

bî-mekân (f.a.b.s.) 1. yersiz, yurtsuz. 2. serseri.

bîm-engîz (f.b.s.) korkutan, ürküten, ürkütücü.

bî-mer (f.b.s.) hesapsız, sayısız.

bî-merâ (f.b.s.) riyasız.

bî-merhamet (f.a.b.s.) merhametsiz, yüreği katı.

bî-mezak (f.a.b.s.) zevksiz, tat almaz.

bî-meze (f.b.s.) tatsız, tuzsuz.

bî-mihr (f.b.s.) şefkatsiz, sevgisiz.

bî-mihr ü vefâ vefası, sevgisi olmayan.

bî-mikdâr (f.a.s.) 1. sayısız. 2. 'önemsiz.

bî-minnet (f.a.b.s.) 1. yapılan bir iyiliği gücendirecek şekilde hatırlatmayan, başına kalkmayan; lûtufkâr. 2. gücendirici bir şekilde hatırlatmayan [lütuf].

bî-misâl (f.a.b.s.) eşsiz, eşi bulunmayan, (bkz: bî-nazîr). (f.a.b.s.) dikkatsiz,

bî-mûcib (f.a.b.s.) mûcipsiz, sebepsiz, yok yere.

bîm-nâk (f.b.s.) korkmuş.

bî-muâdil (f.a.b.s.) eşsiz, benzersiz.

bî-mübâlât kayıtsız; saygısız.

bî-muhâbâ (f.b.s.) çekinmeksizin,çekinmeden, sakınmadan, (bkz. bî-pervâ).

bi-mübâlût (f.a.b.s.). (bkz: bî-mubâlât)

bî-müdânî (f.a.b.s.) emsalsiz, benzersiz.

bî-mürüvvet (f.a.b.s.) ; mürüvvetsiz, insaniyetsiz.

bin- (a.e.) -e, -de, -ile hallerini karşılar ve şemsiye harfleriyle başlayan kelimeleri zarf yapar.

Bin-netîce netîce olarak, neticede.

Bin-nefs nefisle.

bin (a.i.c. benî) oğul. Bin Mehmed Mehmed'in oğlu.

bîn (a.i.c. büyün) bölge, mıntaka.

-bîn gören, görücü.

Dûr-bîn uzaktan gören, dürbün.

binâ' (a.i.c. ebniye) 1. yapı. 2. ev. 3. yapma, kurma.

binâ emîni inşâatı kontrol eden kimse. 4. gr. müteaddî (geçişli), lâzım (geçişsiz), meçhul (edilgen), mutavaat (dönüşlü) gibi fiillerin esâsını mevzu yapan kitap.

binâ-yi ilâhî Tanrı binası, yapısı. 5. dayanma, (bkz. isnâd).

bînâ (f.s.) 1. gören, görücü. 2. i. göz.

bînâb (f.i.) manevî görüş, dalış.

binâber (a.f.). (bkz. binâberîn).

binâberîn (a.f.zf.) bundan dolayı, bunun üzerine, bu sebepten, (bkz: binâen-alâ-zâlik).

bînâ-dil (f.b.s.) kalbi, hakikati kavrayan; basiretli, uzgören.

binâen (a.zf.) -den dolayı, -den ötürü, -için; dayanarak, yapılarak.

binâen-alâ-zâlik (a.zf.) bundan dolayı, bunun üzerine, (bkz: binâberîn).

binâen aleyh (a.zf.) bunun üzerine, bundan dolayı.

binâ-gerde (f.b.s.) kurulmuş.

binâgûş (f.i.) 1. kulak memesi. 2. kulak tozu [aslı bünâgûş dur].

bî-nâm (f.b.s.) adsız, sansız.

bî-nâm ü nişân (olmak) adı sanı kalmamış (olmak).

bî-namâz (f.b.s.) namazsız, namaz kılmayan, beynamaz.

bî-namâzî (f.b.i.) 1. namazsız, beynamazlık. 2. kadınların aybaşı hali.

bî-nasîb (f.a.b.s.) nasipsiz, talihsiz, talihi kapalı.

binâvend (f.s.) mâni, engel, (bkz: bi-nevend).

bînâyî görücülük.

bînâyî-refte (f-b.s.) "görme kabiliyeti gitmiş" kör.

bî-nazîr (f.a.b.s.). (bkz. bî-misâl).

bincişk (f.i.) serçe kuşu. (bkz: usfûr).

bincişk-i züvân bot. kuşdili de denilen dişbudak ağacının meyvası.

bînek gözbebeği, (bkz: hadeka).

bî-nemek (f.b.s.) tuzsuz, lezzetsiz, tatsız.

bi-nefsihî (a.zf.) kendisi, kendi kendine.

bî-nemekî (f.b.i.) 1. tuzsuzluk, lezzetsizlik, tatsızlık. 2. meç. tatsızlık, vefasızlık.

bînende (f.s.) 1. gören, görücü. 2. ilerisini düşünen, akıllı, uyanık, (bkz. basîretkâr).

bînendegî (f.i.) 1. görebilme. 2. uzak görüşlülük.

bîneng (f.b.s.) namussuz, rezil.

bî-nesak (a.b.s.) sırasız, düzensiz.

bî-nevâ (f.b.s.) nasipsiz, çaresiz, zavallı, fakir, muhtaç.

bî-nevâ-yı firâk ayrılığın nasipsizliği, ayrılık dolayısıyle zavallı bir hâle düşmüş olan.

bî-nevâyî (f.i.) 1. sükût, sessizlik. 2. fakirlik, nasipsizlik, yoksulluk.

binevend (f.s.) manî, engel, (bkz: bi-nâvend).

bingân (f.i.) l .ekinciler arasında su paylaşmak için kullanılan ölçek.2. tas, kâse. 3. kadeh, (bkz: piyâle). [Arapçası "fincan" dır.].

bingere (f.i.) iğe sarılmış pamuk ipliği.

bînî (f-i.) l- burun, [insanda ve denizde]. 2. uç. 3. dağ tepesi. 4. yayın ele alındığı kısmının ucu.

-bînî (f.i.) görürlük.

Âkıbet-bînî sonu görürlük.

bî-nigâh (f.b.s.) bakımsız.

bî-nihâye (f.a.b.s.) nihayetsiz, sonsuz, tükenmez.

bî-nihâyet (f.b.s.) nihayetsiz, sonsuz, (bkz: ebedî).

bîniş (f.i.) 1. görüş, görme kabiliyeti. 2. mülakat.

bî-nişân (f.b.s.) nişansız, işâretsiz.

bî-niyâz (f.b.s.) yalvarmasız, yakar-masız; ihtiyaçsız. (bkz: müstagnî).

bî-niyâzî (f.i.) zenginlik.

bi-n-nâr (a.zf.) ateşle.

bi-n-nefs (a.zf.) fels. içinden, kendiliğinden, kendi kendisi, fr. spontane. (bkz: bi-z-zât).

bi-n-netîce sonuç olarak.

bi-n-nisbe (a.b.zf.) nisbetle, bir dereceye kadar.

binsır, binsâr (a.i.) orta parmakla serçe parmak arasındaki parmak, yüzük parmağı.

bint (a.i.c. benât) kız.

Ayşe bint-i Osman Osman kızı Ayşe.

bint-i ineb (üzümün kızı) şarap.

bint-i mehâd iki yaşına girmiş dişi deve. [hatâ ile birini öldüren katil için diyet olarak şer'an verilmesi gereken yüz deveden yirmisinin bu neviden olması gerekir].

bint-ül-cebel (dağın kızı) aksiseda.

bî-nûr (f.a.s.) 1. nursuz, uğursuz. 2. görmez.

bî-nümûd (f.b.s.) belirmez, görünmez.

binye (a.i.). (bkz. bünye).

bî-pâyân (f.b.s.) sonsuz, tükenmez.

bî-per ü bâl (f.b.s.) kolsuz, kanatsız, başarısız.

bî-perde (f.b.s.) arsız, utanmaz.

bî-pervâ (f.b.s.) çekinmeksizin, sakınmadan, (bkz: bî-muhâbâ).

bir (a.e.) -ile, -ederek mânâsına gelip, eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan- kelimeleri zarf yapar

Bi-r-ricâ rica ile.,

bi-r-rakabe rakabet ederek.

bi'r (a.i.c. âbâr) kuyu.

bi'r-i muattal susuz, körkuyu.

bi'r-i zemzem Mekke'deki zemzem havuzu.

bîr (f.i.) 1. yıldırım. 2. yatak, döşek, kilim, hah, seccade, örtü gibi şeyler.

bîrâd (f.s.) 1. pîr, ihtiyar; dermansız, güçsüz [kimse].

birâder (f.i.) 1. erkek kardeş, kardeş. 2. meç. dost.

birâder-i can-berâber çok yakın dost.

birâder-i mâ'nevî ahret veya din kardeşi.

birâder-i rızâî süt kardeşi [Acemler berâ-der şeklinde kullanırlar].

birâder-âne (f.zf.) kardeşçe, dostça.

birâder-enger (f.b.i.) üveyi kardeş.

birâder-hande (f.b.i.) kardeşliğe kabul edilmiş kimse, ahret kardeşi.

birâderî (f.i.) kardeşe mensup, kardeşlik.

birâder-zâde (f.b.i.) kardeş çocuğu, yeğen.

bî-râh, bî-reh (f.b.s.) 1. yolsuz. 2. münasebetsiz ve kötü yola sapan. 3. müzik bilmeyen okuyucu, hanende.

bî-râhe (f.i.) 1. çıkmaz sokak. 2. yol bulunmayan sapa yer.

bî-râhî (f.i.) 1. yolsuzluk.[asıl ve mecazî mânâda]. 2. aforoz veya sürgün, nefiy.

bî-rahm (f.a.b.s.) merhametsiz, kalbsiz.

bîrân, bîrâne (f.s.) yıkık, dökük, harap, viran.

bîrâste (f.s.) fazla dallan kesilmiş, budanmış [ağaç].

birâz (a.i.) savaşa atılma, karşı karşıya döğüşme.

birâz (a.s.) az şey; biraz.

birâzbân, birâzvân (f.b. i.) kılıç, hançer ve bıçak gibi âletlerin kabzaları içine bağlanan demir berâzbân ve berâzvân şeklinde de kullanılır].

birbâs (a.i.) derin kuyu.

Bircîs (a.i.) Müşteri (Jüpiter) [gezegen] [Farsçası Bercîs dir]. (bkz: bercîs1).

bîreg (f.s.) damarsız, soysuz, arsız.

bî-reng (f.s.) 1. renksiz. 2. i. renksiz, taslak halinde bulunan resim. 3. tas. ilâhî cevher.

bî-rengî (f.a.b.i.) renksizlik.

bi-resm (a.zf.) resmî olarak, âdet olduğu gibi.

bî-revgen (f-b-s.) yağsız.

bî-rey (f.a.b.s.) 1. reysiz, oysuz. 2. düşüncesini söylemeyen.

bî-reyb (f.a.b.s.) şüphesiz.

birîg (f.i.) üzüm salkımı.

birînc (f.i.) 1. pirinç [hububattan]. 2. pilav. 3. pirinç [mâden].

birincâsb (f.i.) bot. (bkz: birincâsf).

birincâsf (f.i.) bot. Misk otu, lât. compositae artetnisialaxa ["ing mug-wort miskotu, koyun otu, fr. Armoise miskotu, yabanî karanfil, alm. Beifuss miskotu" dur].

birişte (f.s.) kızartılmış.

birîşüm (f.i.) ibrişim'in hafifletilmiş şekli.

bî-riyâ (f.a.b.s.) riyasız, yalansız.

birke (a.i.) 1. büyük havuz, küçük göl, gölcük. 2. göğüs.

birkıl (a.i.) 1. tüfek. 2. "zemberek" denilen bir harp âleti.

birnîs (f.i.) at kestanesi.

birr (a.i.) 1. iyilik, güzellik, hayır. 2. anaya babaya itaat. 3. bağışta bulunma.

birr ü takvâ çocuğun ana ve babasına itaatli olması.

birsâm (a.i.) aslı olmayan bir şeyi görür veya işitir gibi olma, olmayan şeyi varsayma, varsam, fr. hallucination.

birsân (a.i.). (bkz. bürsen).

birsîm (a.i.) bot. yonca.

birsîm-i mâ' bot. suyoncası denilen, sarı çiçekli bir ot.

bî-rû (f.s.) yüzsüz, arsız.

bî-rûh (f.a.s.) cansız.

bîrûn (f-i-) l- dışarı. 2. s. dış, haricî. 3. zf. fazla, dışarıda, hâriçte, [hafifletilmişi "birûn" ].

bîrûnî (f.i.) selâmlık dâiresi, selâmlık odası.

bî-rûyî (f.i.) hayâsızlık, yüzsüzlük.

bîrûz (f.i-) 1. zümrüte benzer, değersiz yeşil bir taş; gökzümrüt, yalancı zümrüt. 2. (f.s.) kısmetsiz.

bîrûzec (a.i.) firuze.

bî-rûzî (f.i.) kısmetsizlik, talihsizlik.

biryân tava, tepsi gibi şeylerde susuz veya az suda pişirildikten sonra kızartılan et kebabı [Anadolu'da toprak çukurda pişirilir ve adına "pîren" denilir].

biryân-ı muhallâ tere, nane ve piyazlı kebap.

bîrzed, bîrze, bîrzî (f.i.) bot. şeytanboku, kasnı, [acı ve kokulu bir sakız].

bî-sabr (f.a.s.) sabırsız.

bî-sâmân (f.b.s.) parasız, sermayesiz; züğürt [kimse].

bî-sân (f.a.b.s.) . (bkz ; bî-sânî).

bî-sânî (f.a.b.s.) ikincisi olmayan, bir benzeri olmayan, benzersiz.

bisâr (a.s. ve i. büsre'nin c.) . (bkz. büsre).

bisât (a.i.c. busat) kilim, minder, döşeme, keçe, yaygı.

bisât-ı arz yeşillik, çimen.

bisât-ı berf (kar döşeği) karla kaplı olan yer.

bisât-ı felek yeryüzü, dünyâ, (bkz: bisât-ı hâk, bisât-ı kevn ü mekân).

bisât-ı hâk yeryüzü.

bisât-ı kevn ü mekân kâinat, yeryüzü, (bkz: bisât-ı felek, bisât-ı hâk).

bisât-ı satranç satranç tahtası.

bisât-ı bûsî (f.a.b.i.) etek öpme, el etek öpme.

bî-sâz (f.s.) gerekli eşyası bulunmayan.

bi'se (a.e) "ne kötü, ne fena, ne çirkin" mânâsına gelir.

Benât-ı bi'se afetler, büyük belâlar.

bi'se-l-masîr cehennem.

bî-sebât (f.a.b.s.) sebatsız, dönek.

bî-sebeb (f.a.b.s.) sebepsiz, yok yere.

bî-seher (f.a.b.s.) sabahsız.

bî-semen (f.a.b.s.) kıymet, değer, paha biçilmez.

bîser, bîsere (f-i-) atmaca cinsinden zağanos denilen avcı kuş.

bî-ser (f.b.s.) başsız.

bî-ser ü bûn ipe sapa gelmez [söz, hareket].

bî-ser ü pâ başsız, intizamsız, düzensiz, savruk.

bî-ser ü sâmân sefil ve perişan.

bîserâk, bîserek (f.i.) iki hörgüçlü erkek deve ile bir hörgüçlü dişi devenin yavrusu.

bî-serân (f-b.s.) "başsızlar" ana baba terbiyesi görmemiş olanlar; başıboş olanlar.

bi'set (a.i.) gönderme.

bi'set-i Muhammediyye (bkz: bi'set-i nebeviyye).

bi'set-i nebeviyye Peygamberimizin gönderilişleri.

bism (a.zf.) ["bi+ism" den] ismiyle, adıyla.

bismil (f.s.) kesilmiş, boğazlanmış hay

bismil-gâh, bismil-geh (f.b.i.) salhane, hayvan kesilen yer.

bismillâh (a.i.). (bkz: besmele),

bismil-şüde (f.b.s.) boğazlanmış.

bisr (a.s.) vücudu sivilceli olan [kimse].

bisre (a.i.) sivilce, (bkz: perûş).

bis- (a.e.) -ile mânâsına gelip -şems harfleriyle başlayan kelimeleri -zarf yapar.

Bi-s-suhûle suhuletle, kolaylıkla gibi.

bism-i şâh (a.f.b.i.) bektâşilerce bismillah yerine kullanılır.

bi-s-suhûle (a.zf.) suhuletle, kolaylıkla.

bîst (f.s.) yirmi 20

bîstâh (f.s.) küstah, edepsiz, arsız, utanmaz [adam].

bistâm (f.i.) mercan [taş].

bistâr (f.s.) gevşek; çarpık, eğri.

bister (f.i.) yatak, döşek.

bîstgânî (f.i.) çıraklara, hizmetçilere ve askerlere ayın yirmisinde verilmesi gereken ücret., v.b.

bistûh (f.s.) âciz, beceriksiz, cılız, zayıf [adam].

bistüm, bîstümîn yirminci.

bî-sûd (f.b.s.) boş, faydasız, ne cesiz.

bisut (a.s.). (bkz: büsut).

bî-sükûn (f.a.b.s.) durmaz, durmayan, hareketten kalmaz.

bîsütûn (f .i.) 1. âşık Ferhad'ın, sevgilisi Şîrîn'in emriyle Kermanşah civarında deldiği dağ. 2. gökyüzü.

Çetr-i bîsütûn gök.

bisyâr (f.s.) çok.

bisyâr-ber bol meyveli.

bisyâr-gû (f.b.s.) çok konuşkan.

bisyâr-husb çok tembel.

bisyârî (f.i.) çokluk.

bisyâr-kes (f.s.) arkadaşı çok olan, çok kimseyi tanıyan.

bîş (f.zf.) 1. artık, ziyâde. 2. i. bıldırcın otu denilen, Çin'de yetişir zehirli bir ot.

biş-i behâr bot. kaya koruğu.

bîş-i mûş fareye benzer küçük bir hayvan.

bîş ü kem fazla ve eksik.

bî-şâibe (f.a.s.) lekesiz, kusursuz, eksiksiz.

bişâr (f.s.) 1. esir, tutsak. 2. i. altın, gümüş kakmalı işlemeler. 3. i. tutuş; tutan ve saçılan şey, saçı. 4. halsiz, dermansız.

bişâre, bişâret (a.i.). (bkz. beşaret).

bîş-bahâ (f-b.s.) yüksek fiatlı, pahalı; kıymetli, değerli, (bkz: galî).

bîşe (f.i.) orman, meşelik, sazlık.

bî-şebîh (f.a.b.s.) 1. benzeri olmayan, benzersiz. 2. h. i. Allah.

bî-şekk (f.a.b.s.) şüphesiz, (bkz: bî-gümân).

bî-şekl (f.a.b.s.) fels., kim. şekilsiz, fr. amorphe.

bî-şerm (f.b.s.) utanmaz.

bî-şevâib (f.a.s.) kusursuz, eksiksiz.

bîşe-zâr (f.b.i.) ormanlık, meşelik;sazlık.

bî-şikîb sabırsız, sabrı tükenmiş.

bişing (f.i.) 1. kazma. 2. balyoz, varyoz. 3. burgu. 4. küskü.

bîşî (f.i.) fazlalık.

bişkel (f.i.) 1. gam, kasavet, tasa. 2. kıvırcık saç. 3. eğri anahtar, (bkz. bişkele, bişkene

bişkele (f.i.). (bkz. bişkel, bişkene).

bişkene (f.i.). (bkz: bişkel, bişkele).

bişkûfe (f.i.) 1. çiçek, (bkz: şü-kûfe). 2. gaseyan, kusma.

bişkûh (f.s.) kuvvet ve iktidar sahibi, heybetli ve muhterem, saygıdeğer kişi.

bişkûl (f.s.) 1. becerikli, çevik; işe düşkün. 2. akıllı. 3 kuvvetli. 4. tedbirli, ihtiyatlı, uyanık. 5. i. rastık.

biş-mûş (f.b.i.) 1. zool. bıldırcın otu ile beslenen bir fare. [eti panzehir olarak kullanılırdı]. 2. bot. bıldırcın otu ile beraber yetişen safran kökü. [bıldırcın otu zehirinin panzehiri olarak kullanılırdı].

bişpûl (f.s.) perişan, dağınık.

biştâm (f.s.) sığıntı, kendi gelen, asalak, (bkz: tufeyli).

bîş-ter (f.e.) daha fazla, daha çok.

bî-şübhe (f.a.s.) şüphesiz, *kesîn.

bî-şümâr (f.s.) hadsiz, sayısız, pek çok.

bî-şuûr (f.a.b.s.) şuursuz, idraksiz, düşüncesiz.

bî-şuûr-âne (f.a.zf.) şuursuzca, düşünmeden.

bit- (a.e.) -ile, ederek mânâsına gelip, eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan- kelimeleri zarf yapar.

Bi-t-tagyîr değiştirerek.

Bi-t-tanzîm tanzîm ile, tanzîm ederek.

bît (a.i.) kuvvet, gıda.

bî-tâ (f.s.) buruşuksuz.

bita' (a.i.) 1. baldan ve hurmadan yapılan bir çeşit şarap; koyu şıra. 2. s. uzun boylu [adam].

bî-taayyün (f.a.b.s.) adı sanı belirsiz.

bî-tâb (f.b.s.) bitkin, yorgun, (bkz: bî-mecâl).

bî-tâb-âne (f.zf.) bitkin bir halde.

bî-tâbî (f.b.i.) takatsizlik, halsizlik.

bî-tahammül (f.a.s.) tahammülsüz, dayanılmaz.

bî-tâil (f.a.b.s.) faydasız, menfaatsiz; boş, işe yaramaz.

bî-tâk (a.b.s.) güçsüz, takatsiz, (bkz: takat).

bî-tâkat (f.a.s.) takatsiz, güçsüz.

bi-takdîr-illâhi teâlâ (a. cü.) Allah'ın takdiriyle.

bî-taksîr (f.a.s.) kusuru, eksiği olmayan.

bî-takvâ (f.a.s.) ibâdetsiz, günahkâr.

bi-tamâmihâ, bi-tamâmihî (a.cü.) tamamıyla, hepsi.

bî-taraf (f.a.b.s.) tarafsız.

bî-tarafâne (f.a.zf.) tarafsızca, herhangi bir kimseyi ve yanı tutmaksızın.


Yüklə 17,16 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   13   14   15   16   17   18   19   20   ...   189




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin