Meclis konuşmasi 27 Nİsan 2009

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 33.36 Kb.
tarix22.01.2019
ölçüsü33.36 Kb.

2009 Nisan Ayı Meclis Konuşmaları

MECLİS KONUŞMASI

27 NİSAN 2009

 

Sayın Başkanım,



Geçmiş Dönem Başkanlarımız,

Onur Üyelerimiz, Meclisimizin Çok Değerli Üyeleri,

Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,

 

Hepinizi şahsım ve Yönetim Kurulum adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum.



Ülkemizin yeni yatırımlara ihtiyaç duyduğu bir dönemde, üyemiz, Atik Metal Sanayi ve Ticaret A.Ş.’yi, Aliağa OSB’de kuracağı, Petkim’i de yabancı ortaklıkla kuracağı üretim tesisinden ötürü kutluyorum. Ayrıca, Aliağa’da yaptıracağı Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi ile eğitime vereceği destekten ötürü Petkim’i tebrik ediyorum.  Bütün yatırımcıların yolu açık olsun.

 

Meclis Üyemiz, Sayın Hasan KÜÇÜKKURT’a kahvaltı organizasyonundan ötürü teşekkürlerimi sunuyorum.



 

Nisan ayı ülkemiz açısından uluslararası ilişkiler anlamında oldukça yoğun geçen bir ay olmuştur. ABD Başkanı Obama’nın ilk ülke ziyaretini ülkemize gerçekleştirmiş olmasını, Türkiye’nin kritik öneminin teyit edilmesi açısından önemsiyoruz.

 

1920 yılının 23 Nisan’ı tarihimizin çok önemli bir dönüm noktası olmakla birlikte, bugünün çocukları yarının büyükleri için de coşkuyla kutlanan bir gün olmuştur. Ulu Önder Atatürk’e teşekkürlerimizi bir kez daha borç bildiğimiz, minnetimizi ifade etmede zorlandığımız çok özel bu günü geride bırakırken, Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını saygıyla ve rahmetle anıyor, TBMM’nin 89. Kuruluş Yıldönümünü kutluyorum. Bu ay içinde vatan savunmasında şehit olanlara da allahtan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.



 

Nisan ayının bir diğer etkinliği, küresel gayri safi hasılanın yüzde 90'ını, dünya ticaretinin yüzde 85'ini ve küresel nüfusun üçte ikisini oluşturan sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkelerin bir araya geldiği G-20 zirvesi’nin, krize karşı önemli kararlar almış olmasıdır.

 

Zirve sonrasında, kaynakları arttırılan IMF’nin, küresel kriz nedeniyle dış kaynak girişi azalan Türkiye gibi ‘Yükselen Pazar’ ülkelerine sağlayacağı desteği önemsiyoruz. Son raporunda iyi bir ekonomik sicile sahip olduğumuzu belirten IMF ile, bir an önce ülkemiz çıkarları doğrultusunda anlaşma yapılmasını bekliyoruz.



 

Değerli Meclis Üyelerimiz,

 

Nisan ayı içinde peş peşe açıklanan rakamlar tüm kesimler açısından moralleri bozucu niteliktedir. Açıklanan rakamların 1-2 ay öncesine ait olduğunu biliyoruz. Nisan ayının sonundayız.



 

Ancak geçmişten ders almadığımız sürece geçmişin, geleceğimize olan yansımasına engel olamayacağımızı da boşa geçirilen son 6 ay içinde çok net gördük.

 

2009 yılı hedeflerinde yapılan gecikmeli revizyon, artık hükümetin, ekonomiyi ciddiye almaya başladığı yorumunu bize yaptırmıştır. Ancak önemli olan bundan sonraki sürecin doğru yönetilmesidir. Gecikmiş farkındalıktan memnun olmakla birlikte, hedeflerin gerçekleşmesiyle ilgili tereddütlerimiz de söz konusudur. Çünkü;



 

Hedeflenen işsizlik oranı %13,6, 2009 Ocak dönemi gerçekleşen oran; %15,5

Hedeflenen bütçe açığı 48 milyar TL; 3 ayda yüzde 40’ına ulaşılmıştır.(19 Milyar TL)

Büyüme hedefi -3.6, ilk çeyrek için beklentiler –10’lar civarındadır. IMF’nin yıl sonu beklentisi -5,1’dir.

 

Büyüme oranı ile başlayarak açıklanan verileri tek tek inceleyelim:



 

2002 yılından bu yana büyüyen Türkiye, 2008’in son çeyreğinde yüzde 6.2 küçülmüş, 2008’in tamamında yüzde 1.1 büyüme sağlayabilmiştir.

 

Son çeyrekte imalat sanayi yüzde 10.8 daralmıştır. Çeyrekler itibari ile imalat sanayinde ve GSYİH’da meydana gelen gelişmelere baktığımızda, sanayinin sağladığı katma değerin büyümeye etkisini görebilmekteyiz. Sanayinin desteklenmesinin ne anlam ifade ettiği rakamlardan  anlaşılmaktadır.



 

Toplam sermaye yatırımlarının yaklaşık %85’ini oluşturan özel sektör sermaye yatırımlarında yaşanan yavaşlama, gayri safi sabit sermaye oluşumunun gerilemesine neden olmaktadır. 2007 yılında gayri safi sabit sermaye oranını %21,8’den 2008 yılında %20’ye düşüren özel sektör yatırımın payı da %18,4’den %16,4’e düşmüştür. Kamu sektörünün milli gelir içindeki payı artarken, özel sektörün payı 2 puan azalmıştır.

 

Son açıklanan sanayi üretimindeki rakamlar ne yazık ki, yılın ilk çeyreğine ait büyüme oranı hakkında bizi umutlandırmamaktadır.



 

Toplam sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 23.7, imalat sanayi üretimi ise yüzde 25.9 daralmıştır. Çarkların dörtte bir oranında durmuş olmasını kabul etmemiz mümkün değildir. Sektörel en büyük düşüş yine motorlu kara taşıtlarına aittir. Son 7 aydır hızla artan oranlarda azalan sanayi üretimindeki düşüş son açıklanan oranla kendi rekorunu kırmıştır.

 

2008’de yüzde 80’lerde seyreden kapasite kullanım oranı Mart’ta yüzde 64.7 olarak gerçekleşmiştir. Oran olarak aylar itibari ile baktığımızda az bir iyileşme var gibi görünmekle birlikte, henüz toparlanmadan söz etmek için erkendir.



 

Sanayimizde yaşanan gerileme, krizin başladığı ABD’deki sanayi daralmasından çok daha büyüktür. Ağustos 2008’den bu yana olan gelişimi, krizin merkez üssü ABD ile karşılaştırdığımızda kapasite oranları aynı seviyelerde olmakla birlikte, sanayi üretiminde Türkiye’deki -%23,7’lik orana karşılık, ABD’nin -%1,5 olduğunu görmekteyiz.

 

Büyümedeki düşme ve üretimdeki azalmanın sonrasında, işsizliğin artışı bizler için sürpriz olmamıştır.



 

Ancak, OECD ülkeleri arasında Türkiye’yi ilk sıraya yerleştirerek, tüm zamanların rekorunu kıran yüzde 15.5’lik işsizlik oranını da beklemiyorduk. Bu tarihi rekorla işsiz sayısı bir yıl öncesine göre %41 artarak, 3 milyon 650’ye yükselmiştir.

 

Sayın Bakan İspanya’da %17 işsizlik var. Kötü örnek örnek değildir. İş bulma ümidi kalmayanlar ile mevsimlik çalışanların da işsiz sayısına eklenmesiyle, Türkiye’de işsiz sayısı 6 milyon kişiye, işsizlik oranı yüzde 24’lere çıkmaktadır. Toplam istihdam edilenlerin sayısı, uzun bir süre sonra ilk kez 20 milyon kişinin altına inmiştir.



 

Genç nüfusta yüzde 27,9’luk işsizlik oranı oldukça yüksektir. Genç nüfusunu atıl hale getiren Türkiye’nin hem kaybı, hem de ayıbı büyüktür. Gidişatın olumlu olmadığı ve net istihdam kaybı göz ardı edilemeyecek kadar yüksektir.

 

İşkur rakamları da işsizlikte geldiğimiz noktayı gözler önüne sermektedir.Türkiye genelinde İşkur’a yapılan başvuruların sayısı, 2008 yılının Ekim ayından 2009 Mart ayına kadar  %36 artarak 138 bine yükselmiştir.  



 

İzmir'de, 2008 yılının Ekim ayından 2009 Mart ayına kadar Türkiye genelinin de üstünde %49’luk artış gerçekleşmiştir. 2007 yılını ikiye katlayarak İzmir’de 2008’de toplam 76 bin 441 kişi iş için başvuruda bulunmuştur. Bunlardan sadece yaklaşık 3 bin kişi yani %4’ü kurum tarafından işe yerleştirilmiştir. 

 

Halkımızı yoksulluğa iten göstergelerdeki oranlar, dikkatle değerlendirilmeli ve işsizliğin sosyal boyutu daha fazla önemsenmelidir.



 

İktisadi faaliyetteki toparlanmanın zaman alacağı düşüncesiyle, Merkez Bankası Kasım ayından bu yana her ay kesintisiz olarak indirdiği borçlanma faizini 0,75 puan daha düşürerek yüzde 9,75'e çekmiştir.

 

Bu Cumhuriyet tarihindeki ilk tek haneli faiz oranıdır. Ancak düşen faiz oranlarının kredi faiz oranlarına da yansıması ayni değildir.  



 

Yapılan bir araştırmaya göre; kriz öncesine, 2009 sonunda dönüş bekleyen ABD’li iş adamlarının oranı sadece yüzde 13’tür. 2010’da bekleyenlerin oranı yüzde 35, 2011 diyenler ise yüzde 36 düzeyindedir. Sektörel olarak, sağlık, iş hizmetleri, tüketici ürünleri, teknoloji ve enerjide iyimserlik ön plana çıkmaktadır. İnşaat, imalat sanayi ve finans sektör temsilcileri kriz öncesine 2011-2012’de dönmeyi beklediklerini ifade etmişlerdir.

 

Bir yandan ekonomik krize dair dip tartışmaları yapılırken, diğer yandan umutlar başka bir bahara ertelenmişken, alınan korumacılık tedbirleri aslında her bir ülkenin canını fena yakmaktadır.



 

Krizin başlamasıyla birlikte 2008 yılında, 66’sı ticari kısıtlamalar olmak üzere, 78 korumacılık önlemine başvurulmuştur. 78 önlemin 47’si, G20 ülkelerinin 17’sinden gelmektedir. Bu da G20 zirvesi sonrasında, ülkelerinin yatırımları teşvik etmek, korumacılığı reddetmek ve güveni inşa etmek gibi sözlerde bulunmalarını zorunlu kılmıştır. 

 

Küreselleşen dünyada küreselleşmeyi kendilerine hedef koyan KOBİ'lerimizin içe dönük ve korumacı bir politika ile alabileceği yol da sınırlıdır.



 

Krizin reel sektörü vurmasıyla, finansman sıkıntısı yaşayan KOBİ’lerimizin sorununun, yapılan bir anket ile devam ettiği görülmektedir.

 

Merkez Bankası tarafından her 3 ayda bir yayınlanan “Banka Kredileri Eğilim Anketi”nde; bankaların kredi kullandırmada KOBİ’lere karşı daha katı davrandığı ortaya çıkmıştır ki, işte bu noktada bizler her fırsatta bankalarımızdan reel sektöre destek olmasını talep ediyoruz.



 

Değerli Meclis Üyelerimiz,

 

Türkiye’nin krizden hızlı çıkışı, önlemlerin gecikmesiyle güçleşmiştir. Buna rağmen bugün dahi, ekonomiden sorumlu Devlet Bakanımızın: hane halkının ve bankaların durumunun iyi olduğu, özel sektör açısından da korkulacak bir durum olmadığı şeklindeki beyanatı, aslında krizden neden çıkamadığımızın da çok açık ifadesidir.



 

Hükümetin krize dair tavrı ile ekonomik göstergelerin yansıttıklarının uç noktalarda olmasının ülkemize verdiği tahribat ortadadır. Geleceğe yönelik kaygıların azaltılması zaruridir.

 

Üretim ve istihdamı rahatlatacak uygulamalar içinde olunmalıdır. İstihdam üzerindeki vergiler mutlaka ama mutlaka ertelenmelidir. Hükümetin istihdama yönelik 3 ayaklı bir çalışma içinde olduğunu biliyoruz. Bu çalışmanın sonuç odaklı bir proje olmasını ve reel sektöre yönelik olmasını ümit ediyoruz.



 

Yılın 4. ayını da geride bırakıyoruz. Katılım Öncesi Ekonomik Program’da belirtilen yapısal reformlar bir an önce hayata geçirilmelidir.

 

Hükümet bu programları hayata geçirene kadar, bizler de işletmelerimizi yeniden yapılandırmalı, tüm dikkatimizi eksiklerimizi tamamlamaya vermeliyiz.



 

Küresel kriz sonrasına dair yaygın bir kanı olarak karşımıza çıkan, yeni dünya düzenine ayak uydurmanın ve krizi en az hasarla atlatmanın yollarını bizler de işveren olarak aramalıyız.

 

Her krizin bir kazananı ve bir kaybedeni vardır. Kazanan grupta yer almak istiyorsak, rekabet gücümüzü azaltan ne varsa, iyileştirme yoluna gitmek mecburiyetindeyiz. Bizlerin de bu yönde sizlere destek olabilecek çalışmalar içinde olacağımızdan şüpheniz olmasın.



 

Diğer gelişmekte olan ülkelere göre daha dinamik bir ekonomiye sahip olmamız, bizleri geleceğe dair umutlandırmaktadır.

 

Bu süreçteki en büyük tehlikenin umudunu kaybetmiş insanlarla yola devam etmek olduğu akıllardan çıkmamalıdır. Durum ne kadar zor görünürse görünsün, her birimiz geleceğe dair umudumuzu korumalı ve beklentilerimizi yüksek tutmalıyız.



 

Saygılarımla,



 

 

Ender YORGANCILAR,



EBSO Yönetim Kurulu Başkanı

Dostları ilə paylaş:
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə