Minareyi Tasarlamak



Yüklə 12.33 Kb.
tarix01.09.2018
ölçüsü12.33 Kb.

Minareyi Tasarlamak

RADİKAL (Tasarım) – 21.04.2009 / Aykut Köksal

( Molla Çelebi Camisi'nin 1970'li yıllardaki görünümü. ) 2009'da Molla Çelebi Camisi. Statik sorunlar yüzünden minare yıkılıp yeniden yapılmış.
2009'da Molla Çelebi Camisi. Statik sorunlar yüzünden minare yıkılıp yeniden yapılmış.

Fındıklı'da, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin yanıbaşında, son cemaat yeri caddeye bitişik bir cami dikkati çeker. Fındıklı Camisi ya da Molla Çelebi Camisi adıyla bilinen ve klasik döneme ait olduğu hemen anlaşılan bu cami, Sinan döneminin yapıtları arasındadır. Molla Çelebi Camisi, Osmanlı mimarlığının klasik dönem cami tipolojisinde büyük bir önem taşıyan altı ayaklı plan şemasına sahiptir. Cami plan tipleri arasında, mihrap duvarına paralel gelişen yayvan planın yeğlendiği bilinir; altı ayaklı şema da merkezi bir öğe olan kubbenin yayvan bir plana oturmasına olanak tanır. Kadırga Sokollu Camisi, Topkapı Kara Ahmed Paşa Camisi, Babaeski Semiz Ali Paşa Camisi, aynı dönemin altı ayaklı camileri arasında en önde gelenlerdir.



Molla Çelebi Camisi'nin banisi, Molla Çelebi lakabıyla bilinen ve İstanbul kadılığı yapmış olan Mehmed Vusulî Efendi'dir. Bugün Fındıklı parkının kıyısında yapayalnız duran cami, inşa edildiği dönemde küçük bir külliyenin parçasıydı. Yine banisi Molla Çelebi'nin adını taşıyan hamam ve bir de okul, külliyenin öteki yapılarını oluşturuyordu. Caminin inşa tarihi tam olarak bilinmiyor. Kimi kaynaklar 1589, kimileri 1565-1566 tarihini veriyor. Kitabesinden 1561-1562 tarihinde yapıldığı anlaşılan Molla Çelebi Hamamı (Fındıklı Hamamı) ile aynı tarihte inşa edilmiş olduğu ise en fazla kabul gören görüş.
Molla Çelebi Camisi bugüne dek pek çok yangın ve deprem atlatmış. 1723 ve 1724 tarihlerinde çıkan yangınlar sonucunda cami harap olmuş. Mustafa Cezar, 10 Ekim 1723 gecesi Fındıklı'da caminin civarında çıkan bir yangın sonucunda epeyce ev ve dükkânın yandığını aktarıyor. 6 Kasım 1724 gecesi caminin yakınında çıkan yangında ise bir miktar ev ve dükkân kömür haline gelirken Fındıklı Hamamı'nın da camekânının yandığını belirtiyor. Bu yangınlardan büyük bir tahribatla çıkan caminin harim bölümü onarılıyor ve son cemaat yeri ahşap bir revak biçiminde yeniden yapılıyor. 1787 yılında ise Sadrazam Koca Yusuf Paşa bu ahşap revağın önüne kendi adıyla anılan bir sebil yaptırıyor.
Cezar, 1 Mart 1823 günü Cihangir'deki Firuzağa Camisi yakınında bir evden çıkan yangının, bir koldan Fındıklı Hamamı'na kadar uzandığını yazıyor. Hem bu yangında, hem de 1834 yılında çıkan yangında cami ve hamam tahrip oluyor ve yeniden onarılıyor.
Peş peşe gelen bu yangınlara ve sayısız depreme karşın cami ve çevresinin 20. yüzyıla bağlamsal bir bütünlük içinde ulaştığını görüyoruz. 1926 tarihli Pervititch haritasında, o dönemde Fındıklı Caddesi adını taşıyan yol ile deniz arasındaki dokunun ayakta olduğu, yola cephe veren hamamla cami arasında Fındıklı Sokağı'nın yer aldığı, ahşap revak önündeki sebilin yine yola cephe verdiği saptanabiliyor.
İşte Osmanlı kentinden geçen yüzyıla ulaşan bu görüntü, 1957'de, Menderes'in imar çalışmalarının kurbanı oluyor. Yol açma ve genişletme çalışmaları sırasında caminin çevresindeki tarihsel doku, Molla Çelebi Hamamı'yla birlikte yıkılıp yok ediliyor. Daha sonra Kabataş set duvarına monte edilecek olan Koca Yusuf Paşa Sebili ise sökülüp kaldırılıyor. Böylece artık kendisine teğet geçen caddenin kıyısında kalan Molla Çelebi Camisi, içinde yer aldığı kentsel bağlamı da tümüyle yitiriyor. Caminin yaşadığı başka bir değişim ise, 1958'de, ahşap revağın yerini bugünkü son cemaat yerine bırakması oluyor. Sedad Hakkı Eldem'in 16. yüzyılın klasik çizgilerine sadık restitüsyonuyla ve betonarme bir strüktürle inşa edilen son cemaat yeri camiye "yeni" ama "otantik" bir görünüm kazandırıyor.
Ne yazık ki Molla Çelebi Camisi'nin yaşadıkları burada sonlanmıyor. 2000'li yıllara ulaşıldığında caminin minaresinin -büyük bir olasılıkla 1999 depreminin sonucu olan- statik sorunlar taşıdığı görülüyor ve Vakıflar minarenin yıkılıp yeniden yapılmasını kararlaştırıyor. Bu arada sorunlu minarenin caminin özgün minaresi olmadığını belirtmek gerek. Şerefe korkulukları üzerinde ve peteğin üst kesiminde yer alan kabartma girland bezemeler, mevcut minarenin geç dönemde inşa edildiğine tanıklık ediyor. Yapının özgün minaresi olmasa da, yukarı doğru incelen hafif konik gövdesiyle bu zarif minarenin camiyle tam anlamıyla bütünleştiği söylenmeli.
İşte, 2001 yılında bu minare statik sorunlarının çözümü için yıkıldı ve yeniden inşa edildi. Ne var ki inşa edilen minare artık başka bir minareydi; daha açık bir deyişle, yıkılan minarenin hafif konik geometrisi yok edilmiş, gövde külaha dek aynı çapta yükselen bir silindire dönüştürülmüş, şerefe de zorunlu olarak büyümüştü. Camiyle bütünleşen o zarif minare yerini ne olduğu belirsiz bir "modern" zaman minaresine bırakmıştı. Vakıflar'ın bu müdahaleyi minareye 16. yüzyıldaki özgün görünümünü kazandırmak için yaptığı sanılmasın. Yukarıda sözünü ettiğim girland bezemeleri yeni minarede de yer alıyor, yani yeniden inşa edilen minare -sözde- yıkılan geç dönem minaresi. Zaten silindirik gövdeye sahip klasik dönem minarelerinin, şerefe ile külah arasındaki petek bölümlerinin genellikle gövdeden daha ince olduğu biliniyor. Ayrıca caminin özgün minaresinin nasıl olduğu da belli değil, bu yüzden geç dönem minaresini aynen korumak gerekiyor.
Vakıflar'ın yeniden inşa ettirdiği bu minarenin, yeni "tasarımı" ile müteahhitin işini kolaylaştırdığına kuşku yok. Peki ama Vakıflar'ın görevi müteahhitlerin işini kolaylaştırmak mıdır yoksa "vakıf eserler"i korumak mı?

Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə